Irak toplumu ve siyasiler, güvenlik heyetinin Şam ziyareti konusunda ikiye bölündü

Irak İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri'nin gündeminin ilk sırasında ‘sınır güvenliği’ yer aldı

Suriye'deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Irak İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüştü. (AFP)
Suriye'deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Irak İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüştü. (AFP)
TT

Irak toplumu ve siyasiler, güvenlik heyetinin Şam ziyareti konusunda ikiye bölündü

Suriye'deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Irak İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüştü. (AFP)
Suriye'deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Irak İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüştü. (AFP)

Irak'tan üst düzey bir heyetin ani gibi görünen ancak beklenen Şam ziyareti, Irak'ta keskin bir bölünmeye neden oldu. Irak İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri başkanlığındaki heyetin, Suriye'yi ziyaret etmek ve yeni yönetimle görüşmek üzere iki gayriresmi heyetten önce Şam'a gittiği Iraklı çevrelerde konuşuluyordu.

Ebu Muhammed el-Culani olarak da bilinen Ahmed eş-Şera'nın Irak'taki faaliyetleri ve yıllar boyunca terör eylemleri gerçekleştiren köktendinci örgütlere katılımı konusunda Irak'ta toplumsal ve siyasi açıdan keskin bir bölünme söz konusu.

İdeolojik önyargılar nedeniyle siyasi ve toplumsal bölünmenin iç içe geçtiği Irak'ta kamuoyu, Suriye'deki yeni hükümete hoşgörüyle yaklaşan ‘Sünniler’ ve eş-Şera'nın cihatçı geçmişi göz önüne alındığında bunu yaklaşan bir tehlike olarak gören ‘Şiiler’ olmak üzere iki görüş arasında bölünmüş durumda.

Daha önce eş-Şera, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'ye bir mesaj göndererek muhaliflerle yeni bir sayfa açması çağrısında bulunmuş ve Heyetu Tahriru’ş-Şam'ın (HTŞ) Irak'ta hiçbir emelinin olmadığını belirtmişti.

Başkent Şam'ın el-Culani'nin eline geçmesinden yaklaşık iki gün önce Irak parlamentosunda Suriye'deki gelişmelerle ilgili görüşlerini açıklayan Sudani, HTŞ liderinin kendisine gönderdiği mesajı görmezden geldi.

Sudani'nin sözcüleri, Sudani’nin Askeri Sözcüsü Tümgeneral Yahya Resul tarafından dile getirilen ve Irak'ın bir ‘teröristle’ iletişim kurmayacağını söyleyen keskin askeri görüş ile Sudani'nin siyasi danışmanlarından biri tarafından dile getirilen ve Irak'ın ‘anlaşmaya varmak için bir ülke beklediğini’ söyleyen daha ılımlı siyasi görüş arasında bölündü.

Ancak olayların hızlı gelişimi beklemeye yer bırakmadı. Irak hem siyasi hem de güvenlik açısından harekete geçti. Güvenlik açısından, DEAŞ'ın Suriye'den girerek Irak topraklarının üçte birini işgal ettiği 2014 senaryosunun tekrarlanmasını önlemek için sınırlarını güçlendirmeye çalıştı. Siyasi açıdan ise Sudani, Suudi Arabistan ve Ürdün'e ziyaretlerde bulundu ve Arap Temas Grubu'nun Doha konferansına katıldı.

Gitmeli miyiz yoksa beklemeli miyiz?

Arap ve yabancı heyetlerin Suriye'ye akın etmeye başladığı bir dönemde, Suriye'deki durumla en çok ilgilenen komşu Irak, Şam'a heyet göndermedi. Ancak Şam, tüm belirtilere göre ve belki de diğer tüm heyetlerden daha fazla Irak heyetini bekliyordu. Yarı doğrulanmış bilgiler, Iraklı yetkililerin eş-Şera ile gizli görüşmeler yaptığını gösteriyor. Ancak bu isimlerin bizzat Sudani tarafından mı gönderildiği, yoksa bu isimlerden bazılarının Suriye denklemindeki mevcut güçlü taraf olan Türklerle ilişkileri neticesinde mi nabız tutmaya gönüllü oldukları bilinmiyor. Sudani ve siyasi ekibi, Irak siyasi ve toplumsal kamuoyundaki gelişmeleri, zorlukları ve bölünmeleri takip ediyor. Dolayısıyla erkenden bir heyet gönderilmesi, Sudani'nin Irak içindeki toplumsal bölünmeyi daha da derinleştirmek istemediği bir tür aciliyet olarak görünüyor. Üst düzey Irak heyetinin ziyareti, bir yandan beklenti ve bekleyiş, diğer yandan da Suriye'deki yeni duruma ilişkin pozisyon belirleme arasında gidip geldi.

Güvenlik mi siyasi mi?

Ahmed Eş-Şera'nın Irak heyetine liderlik eden İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri'yi karşılama şekli dikkat çekiciydi. Gerek eş-Şera'nın ofisinden ayrılıp eş-Şatri'yi sarayın kapısında karşılaması, gerekse eş-Şatri'nin protokol açısından eş-Şera'nın muadili olmamasına rağmen Irak bayrağının Suriye bayrağının yanına koyulması bakımından karşılama protokolü ihlal ediliyor gibi görünüyordu. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre tüm bunlar Suriye'nin Iraklı yetkili ile ilgilenme derecesini yansıtıyor. Zira kendisi istihbarat servisinin başkanı ve Sudani’den eş-Şera'ya taşıdığı mesaja göre rolünün ötesinde konuşmuş olabilir.

Iraklılar karşılama şekli ve üslubundan memnun olduklarını ifade etseler de sonuçta kendilerini yine bölünmüş buldular. Eş-Şatri, eş-Şera'nın elini sıkmak için elini uzatırken, eş-Şera sadece el sıkışmakla kalmayıp eş-Şatri ile kafa tokuşturdu. Eş-Şera'nın eş-Şatri'yle kafa tokuşturmak için eğildiği sırada sırtında ceketinin altında susturucu takılmış bir tabanca taşıdığı kare tartışmalara yeniden kapı araladı. Eş-Şera'nın silahlı örgütlerdeki geçmişi göz önüne alındığında onun doğasının değişmeyeceğine inananlar olduğu gibi, bunu ne zamanında ne de uygun olan olumsuz bir mesaj olarak görenler de var. Iraklılar arasındaki bir diğer bölünme ise bazılarının heyetin sadece güvenlik amaçlı olduğunu söylemesi, diğerlerinin ise bunu siyasi olarak görmesi. Şam ve Bağdat arasındaki sorunun çözümüne bir adım daha yaklaşılana kadar Irak'taki tartışma bir süre daha devam edecek.

ABD baskısı                                                                                                                                                           

Sünni ve Kürt liderler, Irak heyetinin Şam ziyareti konusunda sessiz kaldı. Şiiler, Koordinasyon Çerçevesi güçleri içinde bile sessiz destekçiler ile ziyareti açıkça reddedenler arasında bölündü. Hadi el-Amiri'nin Bedir Örgütü ve Nuri el-Maliki'nin Kanun Devleti Koalisyonu liderleri tarafından dün yapılan açıklamalara göre ziyaret ABD baskısı altında gerçekleşti.

Muhammed Mehdi el-Beyati dün yaptığı açıklamada, eş-Şera'yı ‘terörist’ olarak niteleyerek, “Irak heyetinin eş-Şera ile görüşmesi, ABD'nin yeni bir oldubittiyi dayatmak amacıyla eş-Şera'nın sayfasını aklama ve Irak ve bölgede işlediği suçlardan kendisini temize çıkarma baskısı bağlamında gerçekleşiyor” dedi.

“Suçluları ve eski hükümlüleri halklara dayatma politikası ABD stratejisinde yeni bir şey değil; daha ziyade suç geçmişlerine uygun olarak kişilikleri destekleme konusundaki sürekli çabasını yansıtan eski ve sürekli bir yaklaşımı temsil ediyor” diyen el-Beyati, ‘ABD'nin ve onunla iş birliği yapan hükümetlerin karanlık siciline eklenen yeni bir leke’ olarak nitelendirdiği görüşmeyi eleştirdi.

Kanun Devleti Koalisyonu liderlerinden İsam el-Kureyti, Irak hükümetinin Şam'a resmi bir heyet gönderdiğini ve ABD baskısı altında yeni Suriye yönetimiyle görüştüğünü söyledi.



Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
TT

Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)

ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.

ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.

Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.

Savaş, çabaları baltaladı

Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.

bfrrb
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.

Finansman sisteminin çökertilmesi

Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.

Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.

Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.

Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.

Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Çözüm için 5 adım

Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.

vfevbf
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)

İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.

İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.

Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.

Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.

Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.

Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.


Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
TT

Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)

Lübnan, İsrail ile herhangi bir doğrudan müzakereye girmeden önce ateşkesin kalıcı hale getirilmesini temel koşul olarak öne sürmekteki kararlılığını sürdürüyor. Bu tutum, diplomatik hareketliliğe temkinli bir bekleyiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında Washington'da gerçekleşmesi olası görüşmeye ilişkin çelişkili bilgilerin gölgesinde şekilleniyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan bakanlık kaynakları ateşkesin kırılganlığının devam ettiğini ve askeri operasyonlar ile tahribatın tamamen sona erdirilmesinin henüz sağlanamadığını belirtirken ‘ateşkesin kalıcı hale getirilmesinin her türlü müzakere süreci için zorunlu başlangıç noktası’ olduğunu vurguladılar.

Kaynaklar ayrıca ‘Hizbullah'ın hareketini İsrail’in ihlallerine bağladığına’ dikkati çekerek müzakerelerin başlatılabilmesi ve uygun siyasi ve güvenlik koşullarının oluşturulabilmesi için bu gerekçenin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ettiler.

Öte yandan milletvekili ve bakanlık kaynakları ile siyasi çevreler, Arap ülkelerinin, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen temaslar ve görüşmeler aracılığıyla iç istikrarı desteklemeye ve Lübnan'ın tutumunu birleştirmeye yönelik kayda değer bir destek sağladıklarını teyit ettiler. Bu diplomatik hareketlilik, devletin temel kurumları arasındaki uyumu güçlendirmeyi ve anayasal mekanizmaları işler kılmayı hedefliyor. Böylece hem iç gerilimin azaltılması hem de istikrarın yeniden tesisi ve İsrail'in Lübnan topraklarından geri çekilmesi için bir daha ele geçmeyebilecek müzakere pozisyonunun sağlamlaştırılması amaçlanıyor.


Sudan'ın çökmüş sağlık sisteminde dang humması yeniden baş gösterdi

Omdurman'daki El-Nawo Eğitim Hastanesi, başkentteki ana faaliyet gösteren sağlık tesisidir (AFP)
Omdurman'daki El-Nawo Eğitim Hastanesi, başkentteki ana faaliyet gösteren sağlık tesisidir (AFP)
TT

Sudan'ın çökmüş sağlık sisteminde dang humması yeniden baş gösterdi

Omdurman'daki El-Nawo Eğitim Hastanesi, başkentteki ana faaliyet gösteren sağlık tesisidir (AFP)
Omdurman'daki El-Nawo Eğitim Hastanesi, başkentteki ana faaliyet gösteren sağlık tesisidir (AFP)

Sudan’ın çeşitli eyaletlerinde, son dönemde göreli bir düşüşün ardından dang humması vakalarının yeniden belirgin şekilde arttığı bildirildi.

Son sağlık raporlarına göre, yalnızca Nil Nehri Eyaleti’nde yıl başından bu yana 6 binden fazla vaka kaydedildi. Bunların 205’i son iki gün içinde tespit edilirken, toplamda 12 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Hastalığın başkent Hartum ile el Cezire ve Darfur dahil olmak üzere diğer eyaletlerde de yayılmayı sürdürdüğü belirtildi.

Nil Nehri Eyaleti Sağlık Bakanlığı’nın günlük raporunda, cuma günü itibarıyla toplam vaka sayısının 6 bin 392 kişiye ulaştığı ifade edildi. Çarşamba günü 108, perşembe günü ise 97 yeni vaka kaydedildi ve bu hastalar hastaneye yatırıldı. Vakalar eyalet içindeki farklı kentlere dağıldı; Şendi’de 2 bin 495 vaka ve 4 ölüm, Ad-Damir’de 2 bin 100 vaka ve 4 ölüm, Al Matamma’da bin 722 vaka ve 6 ölüm kaydedilirken, Atbara’da 75 vaka bildirildi.

Hastalığın yayılımı komşu Kuzey Eyaleti'ne de ulaştı. Şubat ayından bu yana ilk vaka, Al-Zuma bölgesinde görüldü. Cuma günü itibarıyla Merawi ve Ed-Dabba semtlerindeki toplam vaka sayısının 174’e ulaştığı bildirildi.

Hızlı müdahale çağrısı

Salgınla mücadele kapsamında, Acil Sağlık ve Salgın Kontrol Genel Müdürlüğü, hastalığın yayılmasını azaltmak için acil müdahaleleri görüşmek ve topluluk koordinasyonunu güçlendirmek amacıyla toplum liderleri ve Sudan Kızılayı temsilcileriyle bir toplantı düzenledi.

Geçtiğimiz yıl Sudan’ın birçok eyaletinde, özellikle Hartum, El-Cezire ve Darfur’da geniş çaplı dang humması salgını yaşanmıştı. Bu durum, savaş nedeniyle sağlık altyapısının büyük ölçüde çökmesiyle ilişkilendirildi. Resmî verilere göre yalnızca Hartum eyaletinde 14 binden fazla vaka, El-Cezire’de yaklaşık 3 bin vaka ve ekim ayına kadar hastalıkla bağlantılı 176 ölüm kaydedildi.

Artan vakalara karşılık olarak, Nil Nehri Eyaleti Sağlık Bakanlığı, İnsani Yardım Komisyonu’nun Birleşmiş Milletler kuruluşları, yerel ve uluslararası insani yardım ortaklarına acil çağrıda bulunduğunu açıkladı. Açıklamada, özellikle kuzey eyaletlerindeki kent ve kasabalarda salgının kontrol altına alınması için hızlı müdahalenin gerekliliği vurgulandı.

frgthyjukı
Federal Sağlık Bakanı Dr. Heysem Muhammed İbrahim, ülkenin kuzeyindeki sağlık tesislerini denetledi (Bakanlığın Facebook sayfası)

Bu çerçevede, Sudan Federal Sağlık Bakanı Heysem Muhammed İbrahim kuzey eyaletlerine saha ziyareti gerçekleştirerek, hastalık taşıyıcılarıyla mücadele kapsamında geniş çaplı bir kampanya başlatıldığını duyurdu. Kampanya kapsamında Nil Nehri Eyaleti ve Kuzey Eyaleti genelinde havadan ve karadan ilaçlama çalışmalarının yürütüleceği belirtildi.

Bakan, dang hummasının Sudan’ın 18 eyaletinin tamamına yayıldığını belirterek, toplumsal katılımın artırılması, gönüllüler, din görevlileri ve medya aracılığıyla sağlık bilincinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Salgın, ülkede savaşın etkisiyle kötüleşen sağlık ve çevre koşulları bağlamında ortaya çıkıyor. Dang hummasının yanı sıra Kolera ve Sıtma gibi hastalıkların da yaygınlaştığı bildirildi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) daha önce yayımladığı bir raporda Sudan’daki sağlık sisteminin “çöküşün eşiğinde” olduğunu belirtmişti. Şarku’l Avsat’ın rapordan aktardığına göre, en ağır etkilenen eyaletlerde sağlık tesislerinin yüzde 25’inden azı hizmet verebilir durumdayken, daha az etkilenen bölgelerde bu oran yaklaşık yüzde 45 seviyesinde bulunuyor.

Dang humması, insanlara Aedes aegypti adlı sivrisineğin ısırmasıyla bulaşan viral bir hastalık olarak biliniyor. Gündüz aktif olan bu sivrisinekler durgun sularda ürüyor. Hastalığın belirtileri genellikle 4 ila 10 gün içinde ortaya çıkıyor; ani ateş yükselmesi, şiddetli kas ve eklem ağrıları (“kırık kemik ateşi” olarak da bilinir) ve yoğun halsizlik görülüyor. İleri vakalarda ise burun ve diş eti kanaması, ciddi tansiyon düşüşü ve iç organ yetmezliği gibi komplikasyonlar gelişebiliyor.