Yeni Suriye'de intikam alma hırsını dizginlemek için geçiş dönemi adaleti

Dosyalar ‘Allah affetsin’ yaklaşımıyla değil, medeni bir şekilde çözülmüş ve uzlaşıya varılmış şekilde kapatılmalı

Şam'ın merkezindeki bir caddeden kaldırılan Beşşar Esed resminin üzerinden yürüyen bir adam, 10 Aralık 2024 (Reuters)
Şam'ın merkezindeki bir caddeden kaldırılan Beşşar Esed resminin üzerinden yürüyen bir adam, 10 Aralık 2024 (Reuters)
TT

Yeni Suriye'de intikam alma hırsını dizginlemek için geçiş dönemi adaleti

Şam'ın merkezindeki bir caddeden kaldırılan Beşşar Esed resminin üzerinden yürüyen bir adam, 10 Aralık 2024 (Reuters)
Şam'ın merkezindeki bir caddeden kaldırılan Beşşar Esed resminin üzerinden yürüyen bir adam, 10 Aralık 2024 (Reuters)

Enver el-Bunni

Artık geçiş dönemi adaletinin (geçiş hukuku), ağır suçlarla noktalanan savaşlar ve şiddetli iç çatışmalardan kaynaklanan ikilemlerle başa çıkmanın en uygun yolu olduğu kabul ediliyor. Bunun için bir önceki dönemin kapatılması, iç barışın ve toplumsal birliğin yeniden tesis edilmesi ve içeride uzlaşının sağlanması, intikam alma hırsının yatıştırılması, mağduriyetlerin giderilmesi ve hakların sahiplerine teslim edilmesi gerekiyor.

Mağdurların zararlarının tazmin edilmesi, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, yaşananlara ilişkin gerçeklerin gözler önüne serilmesi, sorumlulukların belirlenmesi ve ihlallerin ve ağır suçların faillerinin yasal ve adli kurumlar aracılığıyla hesap vermelerinin sağlanması bir ön koşul, bir görev ve bir gerekliliktir.

Mağdurlar, haklarının kaybolmayacağını ve failin cezasız kalmayacağını hissetmedikçe, intikam ve öç alma hırsı dizginlenemez ve olası kaos kontrol altına alınamaz. İnsanlar adaletin yerini bulacağından emin olmadıkça topluma olan aidiyetlerini besleyemez ve toplumun inşasına katkıda bulunamazlar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre geçiş dönemi adaleti, hedefleri, kuralları, standartları, organları ve mekanizmaları açısından geleneksel adaletten farklıdır. Geleneksel adalet tarafından ele alınamayan istisnai durumları ele almak için oluşturulan geçiş dönemi adaleti, birbiriyle ilişkili hedefler dizisi de dahil olmak üzere kendine has bir özgünlüğe sahiptir.

Geçiş dönemi adaleti sadece suçluları mahkum etmek ve yasaları uygulamak değil, aynı zamanda iç barışı yeniden tesis etmek, ulusal uzlaşıyı sağlamak ve kontrol edilmediği takdirde yeniden alevlenme tehlikesi bulunan şiddetli çatışmaların etkilerini silmekle de ilgilenir. Örneğin, kişilik haklarının düşmesi ya da mağdurların kendilerine karşı işlenen suçlar için şikayette bulunamaması, geleneksel adaletin aksine tüm davanın düşmesine yol açabilirken, mağdurların devletin sorumluluğunda olan tazminat haklarını koruyabilir. Burada savcılık kurumunun, tüm toplumu etkileyen davalar dışında, toplumun savunucusu olarak bir rolü yoktur.

Geçiş dönemi adaleti, sadece failleri sorumlu tutmayı ve mağdurlara haklarının kaybolmayacağı konusunda güvence vermeyi, aynı zamanda fail olmayanlara da işlemedikleri suçlardan dolayı sorumlu tutulmayacakları ve cezalandırılmayacakları konusunda güvence vermeyi amaçlar. Bunun yanında faillere de misillemeye maruz kalmayacakları ve adalet kurumları ile yargının işledikleri suçlarla ilgili kanıtlarla ve delillerle onları sorumlu tutacakları konusunda önemli bir güvence verir.

Geçiş dönemi adaletini düzenleyen ilkelerin ve standartların belki de en önemli özelliği evrensel ilkelere ve yasalara dayanmaları olabilir. İstisnai iç çatışma durumlarında işlenen suçların birçoğunun iç hukukta yer almayabileceği ve bir metinle ele alınamayabileceği gözden kaçmamalı. Bu tür suçlar istisnai nitelikte olduklarından, benzer durumların ve olayların ortaya çıkardığı uluslararası bir referansa ihtiyaçları vardır.

Kişilik haklarının düşmesi ya da mağdurların kendilerine karşı işlenen suçlar için şikayette bulunamaması, tüm davanın düşmesine yol açabilir.

Bir diğer ayrım ya da fark, geleneksel adalet kurumunun doğal yargıya dayanması ve sadece yargıçlar tarafından yönetilmesidir. Geçiş dönemi adaleti kurumu ise yargı yapısından farklı bir modele sahiptir. Toplumun bazı temsilcilerini ve çeşitli organlarını içerir ve adaletin sağlanmasında hakimler ve mahkemelerle ortak olan çeşitli organlardan oluşur.

Suriye’de Suriyeliler 50 yılı aşkın bir süredir en çok adaletin olmamasından dolayı acı çektiler. Devlet Başkanı, Anayasa'nın 117’nci maddesiyle kendisine karşı soruşturma açılmasına ve ceza verilmesine karşı tam anayasal dokunulmazlık sağladı. Savunma Bakanı ya da Devlet Güvenlik Dairesi Başkanı izin vermediği sürece güvenlik görevlilerine, ordu personeline ve polise soruşturma açılmasına ve ceza verilmesine karşı da yasal dokunulmazlık sağladı.

Tüm bunlar da onlara 2011 yılından önce istedikleri ihlalleri, bu tarihten sonra da savaş suçları ve insanlığa karşı suçları denetimsiz bir şekilde işleme yetkisi verdi.

Devlet Başkanlığının yargı üzerindeki kontrolü

Esed döneminde Devlet Başkanı, Yüksek Yargı Konseyi'nin başı olarak yargıyı kontrol etti, Yargının içi boşaltıldı, atamalar sadece sadakate dayandırıldı ve yargı Suriyelilerin haklarına yönelik bir baskı ve sindirme aracı haline geldi. Suriyelileri 2011 yılında rejime karşı ayaklanmaya iten ilk ve en önemli nedenlerden birinin adalet eksikliği olduğuna inanıyorum.

csdvfgtbr
Suriye'nin başkenti Şam'ın dış mahallelerinden Adra'da devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed yanlısı milislerden olduğu şüphesiyle tutuklanan bir kişi, 30 Aralık 2024 (AP)

Suriye'de 2011 yılından bu yana işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar, iğrençlik ve canilik açısından tarihte eşine az rastlanır nitelikte suçlar. Şimdiye kadar ortaya çıkarılanlar, Suriye halkının tüm kesimlerine karşı işlenen bu vahşetin buzdağının sadece görünen kısmını oluşturuyor. Bu durum kaçınılmaz olarak her Suriyeliyi etkilemiş ve adalet meselesini yeni Suriye'nin üzerine inşa edileceği yapı taşı ve temel taşı haline getirdi.

Tüm bu suçlar ve on yılı aşkın bir süredir devam eden adaletsizlikler, toplumsal bir gerilim durumu yaratmış ve Suriye toplumunda mezhepsel, bölgesel ve hatta ailesel çizgiler boyunca enlemesine ve boylamasına uzun çatlaklar oluşturdu. Hiçbir Suriyeli, ailelerini öldüren, evlerini yıkan ve onları terk edenlerin hiçbir şey olmamış gibi yanlarında aileleriyle birlikte yaşadığını gördüğü sürece kendini bir daha güvende hissedemez.

Hiçbir iktidar, insanları sakinleştirmeden hükmedemez. Geçiş dönemi adaleti, gerilimleri azaltmak ve bireysel ve kolektif intikamı önlemek için tam da bu anlama geliyor. Suriye toplumu, adaletin yerini bulacağını, kendilerine yapılan tüm bu zulümlerin faillerinin adalet karşısına çıkmasını ve cezalandırılmasını sağlayacak somut tedbirler alınacağını hissetmeden istikrara kavuşamaz ve geleceğe doğru adım atamaz.

Tüm bu suçlar ve on yılı aşkın bir süredir devam eden adaletsizlikler, toplumsal bir gerilim durumu yaratmış ve Suriye toplumunda mezhepsel, bölgesel ve hatta ailesel çizgiler boyunca enlemesine ve boylamasına uzun çatlaklar oluşturdu.

Ancak Suriye'deki yeni otoritenin bunu gerçekleştirmesinin önünde bir takım yasal engeller var. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1- Yargı kurumlarının, tüm yargı sistemini saran yolsuzluklar, yetersizlikler ve mevcut yapısı sebebiyle geçiş dönemi adaletindeki rolünü yerine getirememesi.

2- Suriye Ceza Kanunu'nda savaş suçları ve insanlığa karşı suçların cezalandırılmasını öngören yasal hükümlerin bulunmaması, suçluların bu tür suçlarla itham edilmesini engelleerken suçlamalar, suçun ciddiyetini asla yansıtmayan ve suçun gerçek hikayesini anlatmayan şahsi cinayet suçlamalarına indirgeniyor.

3- Başta üst düzey isimler olmak üzere savaş suçlularının çoğu başka ülkelere kaçtığından, Suriye Ceza Kanunu'nda öngörülen ve uluslararası hukukta yasaklanan ölüm cezasıyla karşı karşıya kalmaları halinde bu ülkelerden bazılarının onları iade etmesi pek olası görünmüyor.

Yapısal adaletin önemi

Bu yüzden anayasal adalet yoluyla geleceği inşa etmeye başlamak için, bağımsız bir geçiş dönemi adaleti organının kurulması gerekiyor. Bu geçiş dönemi adaleti organının görevleri arasında şunlar yer alıyor:

1- Tüm dünyanın gözü bu mahkemenin üzerinde olacağından, tarafsızlığı ve adil ve şeffaf yargılamaların olması için Suriyeli ve uluslararası yargıçlardan oluşan özel bir ya da birkaç mahkeme kurulması. Bu mahkeme ya da mahkemeler, 2011 yılından bu yana işlenen suçları kovuşturmak, suçluları yargılamak ve tutuklamak, yağmalanan ve çalınan fonlara ve val valıklarına el koymak ve gerektiren durumlarda mevcut durumu eski haline getirmek için Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) mekanizmalarını ve UCM Roma Tüzüğü’nün ceza kanunlarını benimseyecektir. Bu mahkeme ya da mahkemelerin yargıçları dürüst, tarafsız ve bağımsız oldukları kabul edilmiş kişiler olmalıdır.

2- Devlet, uluslararası ve yerel hibeler ve suçluların el konulan taşınır ve taşınmaz malları tarafından finanse edilen, kişisel olarak yaralanan yahut ailelerinden ve sevdiklerinden bir ya da daha fazlasını kaybeden vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararı telafi etmek, yaralılar ve engelliler ile evleri, işyerleri ve mülkleri tamamen ya da kısmen zarar görenlere tazminat ödemek için özel bir fon kurulması. Bu adım, ülkenin dört bir yanında saha araştırması yapacak, mağdurların ve kayıp kişilerin isimlerinin bir listesini oluşturacak, maddi hasarın değerini değerlendirecek, yaralıların ve engellililerin sayısını belirleyecek ve tedavilerinin devamını sağlayacak uzman teknik komiteler aracılığıyla atılabilir. Bu fonun yetkisi daha sonra 2011 yılından önce meydana gelen ihlalleri de kapsayacak şekilde genişletilebilir.

3- Hem aralarında hem de kendi içlerinde yaşanan kanlı çatışmalar da dahil olmak üzere ihlallere tanık olan köylerdeki ve ilçelerdeki geçici bölünmeleri ele almak için sivil barış ve ulusal uzlaşı komiteleri oluşturulmalı. Bu komitelerde, intikam duygularını dizginlemek, uzlaşı sağlamak, şüpheleri ortadan kaldırmak ve toplumun farklı kesimleri arasındaki güveni yeniden tesis etmek için dini, mezhepsel ya da ulusal çatışmalara yahut anlaşmazlıklara tanık olan bölgelere giden kültür, bilim, hukuk, sanat, din ve sosyal alanlardan saygın isimler yer almalı. Bu komiteler aynı zamanda kayıp kişilerin, kaçırılanların ve alıkonulanların bulunmasına ve ailelerine iade edilmesine yardımcı olmakla görevlidir. Suçluların ceza alması ve mağdurlara tazminat ödenmesinin yanında mağdurların desteklenmesi ve psikolojik tedavi hizmeti verilmesi için komiteler ve dernekler kurulması için de çalışırlar.

4- Geçiş dönemi adaleti kavramını, araçlarını, organlarını ve rolünü açıklamak için kapsamlı bir kampanya yürütmekle görevli bir medya ofisi kurulması. Bu medya ofisi, misyonunu yerine getirmek için tüm görsel, işitsel ve yazılı medyayı kullanmalı. Hukuk ve sosyal uzmanlar tarafından yönetilmeli. Onlara gönüllü gençlerden oluşan komiteler yardımcı olur. Sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) iş birliği içinde oluşturulan gönüllü gençlik komiteleri, geçiş dönemi adaleti kavramını tüm vatandaşlara iletmek ve geçiş dönemi adaleti kurumlarıyla etkileşime girmelerine, onlara güvenmelerine, taleplerini onlara iletmelerine ve takip etmelerine yardımcı olmak için eğitilirler.

5- Geçmiş olayları belgelemek, açıklığa kavuşturmak ve unutulmaz hale getirmek olan bir hafıza merkezinin kurulması. Hafıza merkezi, kurbanların isimlerinin anıtlar aracılığıyla ölümsüzleştirilmesini ya da katledikleri coğrafi bölgelerdeki okullara, mekanlara ve meydanlara isimlerinin verilmesiyle de ilgilenir. Bu bilgiler okullarda okutulan tarih kitaplarına dahil edilmeli. Böylece ülkenin yaşadıkları herkes için bir ders olsun ve gelecek nesillere örnek teşkil etsin. Yapılan büyük fedakarlıklar unutulmaz ve onların örnekliği toplumun hafızasında her zaman var olur, ulusun hafızasında ölümsüzleşir.

Af meselesinden ve affın adaletsizlikten değil, uzlaşının sağlanmasındaki rolünden bahsetmek mümkündür. Bu yol kullanılmalı, ancak yaralar hala kanarken üstünü kapatacak kadar genelleştirilemez.

x cvfgbr
Suriye'nin Kasiyun Dağı'ndaki bir askeri üssünde, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in yırtılmış bir posterinin yanında, önceki Devlet Başkanı Hafız Esed'in bir heykelinin başını gösteren muhalif grupların bir üyesi, 29 Aralık 2024 (Reuters)

Burada af meselesinden ve adaletsizlikten değil, uzlaşının sağlanmasındaki rolünden bahsedebiliriz. Bu yol kullanılmalı, ancak yaralar henüz kanarken üstü kapatılacak ve dolayısıyla küllerin altında her an tutuşabilecek bir ateş oluşturacak kadar genelleştirilemez. Sınırlı ve spesifik olmalı. Dosyaların ‘Allah affetsin’ yaklaşımıyla değil, medeni bir şekilde çözülmüş ve uzlaşıya varılmış olarak kapatılması için kullanılmalı.

Suriye halkının en şiddetli diktatörlükten özgürlüğe kavuşmak için kurbanlar vererek ve fedakarlıklar yaparak ödediği çok yüksek bedel, geçiş dönemi adaletini, kurumlarının ve organlarının kurulmasını bu aşamada en önemli görev haline getiriyor. Geçiş dönemi adaletini Yeni Suriye’nin yeniden inşasının ilk yapı taşını ve temel taşını oluşturmak üzere derhal tesis edilmeye başlamalı, kavramını yaygınlaştırmak ve halkı bu kavrama alıştırmak için toplumsal bir kampanyası yürütmeliyiz.



Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
TT

Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)

Emel Hareketi ve Hizbullah’tan oluşan Şii İkilisi, İran’ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şibani’nin sınır dışı edilme kararını, kendi siyasi grubuna yönelik kabul edilebilir önlemler ve kararlar ile artık sessiz kalınamayacak ve göz yumulamayacak bir ayrım çizgisi olarak değerlendiriyor.

Şii İkilisi ve destekçilerinin karara karşı sergilediği alarm durumu, 7 Ağustos'ta hükümetin silahların yasaklanmasına karar vermesi ve Hizbullah'ın askeri faaliyetlerinin askıya alınması gibi daha önce alınan daha büyük kararlar karşısında da devam etti. Emel Hareketi’nden bakanlar son kararı desteklerken, Şii İkilisi’nin bakanları ilk kararın alındığı oturumdan çıkmakla yetindiler.

Top Cumhurbaşkanı Avn’ın sahasında

Şii İkilisi’nden kaynaklar, bu karara karşı bazı seçenekleri olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin çözüm bulma görevini Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a devrettiğini, Cumhurbaşkanı Avn’ın ise Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’nin İran Büyükelçisi’ni sınır dışı etme kararından, önceden haberi olmadığını söyledi.

Emel Hareketi'nin tutumu

Hizbullah'ın salı günü İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararını ‘büyük ulusal ve stratejik bir hata’ olarak nitelendirdiği bildirinin ardından Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’ı, bu kararın ciddi sonuçları nedeniyle Dışişleri Bakanı Recci’den kararın derhal geri çekilmesini talep etmeye çağırdı. Emel Hareketi ise dün bir bildiri yayınlayarak Hizbullah'ın taleplerini destekledi. İlgili yetkilileri, ‘düşüncesiz ve sorumsuz bir adım’ olarak nitelendirdiği karardan geri dönmeye çağıran Emel Hareketi, ‘hiçbir koşulda bu kararın geçmesine göz yummayacağını’ vurguladı. Şii İkilisi’nin İran Büyükelçisi’ne kararı yokmuş gibi davranmasını bildirdiğini belirten kaynaklar, “Hükümetin faaliyetlerinin askıya alınması da seçenekler arasında yer alıyor, ancak Şii İkilisi’nin şu anda iç istikrarın sarsılmasını önlemeye kararlı olduğu vurgulanıyor” dediler.

Kaynaklara göre Lübnanlı yetkililerin, dün İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Litani Nehri boyunca uzanan tüm köprüleri yıkacaklarını ve Lübnan topraklarının yüzde 10'unu işgal ederek sınırlarını Litani Nehri'nin güneyine kadar genişletip bir tampon bölge haline getirme niyetini övünerek açıklaması karşısında uluslararası düzeyde diplomatik olağanüstü hal ilan etmeleri daha uygun olurdu.

dvf
Salı günü İsrail saldırısında hayatını kaybeden Emel Hareketi üyesinin cenaze törenine katılan Lübnanlılar (AP)

Emel Hareketi’nin bakanlık kotasından atanan Çevre Bakanı Tamara ez-Zeyn, televizyon ekranlarından yaptığı açıklamada, “Konunun perşembe gününden önce çözüme kavuşturulacağına güveniyoruz” ifadelerini kullandı. Konunun önemli sonuçları olduğu için oturumda gündeme getirileceğini belirten Zeyn, Şii İkilisi’nden bakanlar hükümetten çekilme seçeneğinin masada olduğunu da ifade ettiler. Buna karşın Dışişleri Bakanlığı kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Karardan geri adım atılması söz konusu değil, bu egemenlik hakkı kapsamındaki bir karar” demekle yetindi.

Siyasi şantaj

Akademisyen ve siyasi analist Dr. Ali Murad yaptığı değerlendirmede, “Lübnan hükümetinin, İsrail’e roket saldırılarının başladığı ilk günden itibaren harekete geçmesi gerekirdi; zira şu anda on yıllardır biriken anormal bir durumla karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Örneğin İran'a karşı tutum, yıllar önce, özellikle de İranlı yetkililerin beş Arap ülkesini yönettiklerini açıkça söylemelerinden bu yana değişmesi gerekirdi” ifadelerini kullandı. Lübnan devletinin aldığı birçok kararı uygulayamadığına dikkati çeken Dr. Murad, ancak Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın seçilmesinden ve Başbakan Selam hükümetinin kurulmasından bu yana alınan kararların, durumu değiştirme niyetinin olduğunu teyit ettiğini belirtti. Dr. Murad, “Buna karşın Hizbullah ve Emel Hareketi, istikrarı ve iç barışı tehdit ederek bu kararların uygulanmasına yönelik her türlü girişimi her zaman engellemeye çalışıyor ve dolayısıyla siyasi şantaj uyguluyor” diye ekledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Murad, devletin siyasi ve diplomatik bir çözüm bulması gerektiğini vurgulayarak “İran’ın, Tahran ve Hizbullah’ın istediği gibi Lübnan ve Lübnanlılar adına müzakere masasına oturması kabul edilemez” dedi. İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararının ardından Şii İkilisi’nin gerginliği tırmandıracağını öngören Murad, ancak kararın tüm koşullarından bağımsız olarak, Lübnanlı yetkililerin şantaja boyun eğmemesi ve tüm tehditlere karşı kararlı kalmasının temel öncelik olduğunu belirtti.


Suikastlar ve kendini imha eden casusluk cihazları... İsrail, Hamas kontrolündeki bölgelerde nasıl hareket ediyor?

İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
TT

Suikastlar ve kendini imha eden casusluk cihazları... İsrail, Hamas kontrolündeki bölgelerde nasıl hareket ediyor?

İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)

Gazze Şeridi’nin geleceğine ilişkin siyasi süreçte, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın küresel ve bölgesel gündemi meşgul etmesi nedeniyle görece bir durgunluk yaşanıyor. Ancak bu durum, İsrail’in Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı askeri liderlere yönelik suikastlarını sürdürmesine engel olmadı. İsrail’in bu operasyonlarda, işbirlikçilerden elde edilen bilgiler ile istihbarat amaçlı kullanılan ve kısa süre önce Gazze’nin orta kesimindeki bir mülteci kampında ortaya çıkarılan, inceleme sırasında kendiliğinden patlayan bir casusluk cihazından faydalandığı belirtildi.

Son olarak İsrail, Kassam Tugayları’nın Orta Bölge Tugayı’nda elit birim komutanlarından biri olan Ahmed Derviş’i, yardımcısı Nadir en-Nebahin ile birlikte öldürdü. Üçüncü bir kişinin ise ağır yaralandığı bildirildi. Saldırının, salı günü gece yarısına kısa süre kala, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın güneyinde bir futbol sahası yakınında, İsrail’e ait bir insansız hava aracıyla (İHA) gerçekleştirildiği ifade edildi.

vfdvf
İsrail hava saldırısında öldürülen Hamas savaşçısı Nadir en-Nebahin’in cenazesi başında gözyaşı döken Filistinliler, 25 Mart 2026 (AP)

Sahadaki kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, Ahmed Derviş savaş boyunca birden fazla suikast girişimine maruz kaldı ve bunlardan kurtulmayı başardı. Kaynaklardan biri, Derviş’in ‘7 Ekim 2023 saldırısında elit birliği yöneten isimlerden biri olduğunu ve bazı İsraillileri esir aldığını’ ifade etti.

Aynı kaynaklar, savaş sırasında üst düzey isimlere yönelik suikastların ardından Derviş’in son dönemde Orta Bölge Tugayı’nda kilit figürlerden biri haline geldiğini ve diğer komutanlarla birlikte Kassam Tugayları’nı yeniden yapılandırma çalışmaları yürüttüğünü belirtti.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde ‘askeri eğitim gerçekleştiren Hamas’ın elit unsurlarına saldırı düzenlendiğini ve bu kişilerin askeri tehdit oluşturduğunu’ öne sürdü. Ancak Hamas’a yakın saha kaynakları bu iddiayı yalanlayarak, söz konusu kişilerin ‘rutin bir şekilde bir araya geldikleri sırada hedef alındığını’ bildirdi.

Casusluk cihazının gizemli bir şekilde patlaması

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah bölgesinde, yerinden edilmiş kişilerin barındığı bir kampın çevresinde dün öğle saatlerinden önce gizemli bir patlama meydana geldi. Olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmazken, ilk etapta patlamanın bir İHA saldırısından kaynaklandığı düşünüldü.

Ancak sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Filistinli silahlı bir grubun unsurlarının kamp çevresinde İsrail’e ait bir casusluk cihazı tespit ettiğini, cihazdan elde edilen görüntü ve kayıtları incelemek amacıyla sökülmeye çalışıldığı sırada kendiliğinden patladığını” belirtti. Kaynaklar, patlamanın teknik bir arızadan ya da uzaktan kontrol edilen bir İsrail İHA’sı tarafından tetiklenmiş olabileceğini ifade etti.

Patlamadan kısa süre sonra bir savaş uçağının cihazın bulunduğu noktayı hedef alarak bombardıman düzenlediği, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiği ve biri ağır olmak üzere 6 kişinin yaralandığı bildirildi.

vfdvfd
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)

Kaynaklara göre, savaş öncesinde ve sırasında Gazze Şeridi’ndeki silahlı grupların saha unsurları tarafından çok sayıda casusluk cihazı tespit edildi. Bu cihazların, bulundukları bölgelerde uçan İHA’lara doğrudan görüntü aktarımı yaptığı ve verilerin buradan İsrail’in operasyon merkezlerine iletildiği anlaşıldı.

Öte yandan İsrail’in istihbarat ve operasyon faaliyetlerini özellikle Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yoğunlaştırdığı gözlemleniyor. Söz konusu bölgeler, savaş boyunca diğer alanlara kıyasla daha az zarar görmüş, kara ve hava saldırılarının daha sınırlı kaldığı yerler olarak öne çıkıyor. İbranice yayın yapan medya organları ise Kassam Tugayları’nın bu bölgelerde gücünü koruduğunu öne sürüyor.

Polis araçlarına sık sık saldırılar düzenleniyor

Geçtiğimiz pazar akşamı, Ramazan Bayramı’nın üçüncü gününe denk gelen tarihte, Gazze Şeridi’nde Hamas yönetimine bağlı polis gücüne ait bir araç İHA’yla hedef alındı. Saldırıda üç kişi hayatını kaybederken, birkaç kişi de yaralandı. Sahadaki kaynaklara göre hayatını kaybedenler arasında, Kassam Tugayları’na bağlı Nuseyrat Taburu’nun elit biriminde saha komutanı olan Ahmed Hamdan da bulunuyordu.

İsrail ordusu, bu saldırıya ilişkin herhangi bir açıklama yapmazken, olaydan birkaç gün önce Hamas yönetimine bağlı polis gücüne ait bir cipin benzer şekilde hedef alındığı ve saldırıda en az 4 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

feergrg
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, 15 Mart’ta bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceliyor. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın tespitlerine göre, son üç hafta içinde Kassam Tugayları’na bağlı tabur ve elit birliklerde görev yapan saha komutanları ile tabur komutan yardımcıları dahil en az 10 isim, İsrail tarafından düzenlenen art arda operasyonlarda öldürüldü.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana en az 690 Filistinli hayatını kaybetti. Böylece savaşın başlangıcından itibaren toplam can kaybının 72 bin 265’i aştığı belirtildi.

Suikast operasyonlarının, ‘sarı hat’ olarak bilinen hattın her iki tarafında devam eden yoğun hava ve topçu saldırılarıyla eş zamanlı yürütüldüğü, ayrıca Selahaddin Caddesi çevresinde, özellikle Han Yunus karşısındaki bölgeler ile Şucaiyye ve Cibaliye gibi noktalarda ayakta kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı aktarıldı.

Suikast girişimi engellendi

Askeri faaliyetler, İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerin operasyonlarıyla eş zamanlı olarak devam ediyor.

Gazze Şeridi’ndeki silahlı gruplara bağlı Rad’a Gücü, bir direniş liderine yönelik suikast girişimini engellediklerini açıkladı. Operasyon sırasında iki kişi gözaltına alınırken, üzerlerindeki silahlar ve cihazlar ele geçirildi; iki kişi ise kaçmayı başardı.

Gözaltına alınan iki kişinin sorgusu sırasında, silahlı çeteler ile İsrail istihbaratı arasındaki iletişim ve yönlendirme mekanizmalarına dair önemli bilgiler elde edildiği ve bunun söz konusu çetelerin çökertilmesine ve varlıklarının sonlandırılmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Sahadaki kaynaklara göre, saldırı Filistinli bir grubun önde gelen liderlerinden birini hedef alıyordu. Bölgedeki gruplar arasındaki sıkı ve genişletilmiş güvenlik önlemleri sayesinde suikast girişimi engellendi. Operasyon sırasında susturuculu tabancalar, kameralar ve İsrail SIM kartlı iletişim cihazları ele geçirildi.

Silahlı çeteler, son dönemde hem direniş gruplarının liderlerini hem de Hamas yönetiminde üst düzey yetkilileri hedef alan saldırılarını yoğunlaştırdı. Bazı girişimler engellenirken, geçmiş aylarda bazı saldırılar başarılı oldu.


Washington, Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddediyor

Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
TT

Washington, Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddediyor

Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bugün AFP'ye yaptığı açıklamada, Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısında 7 kişinin ölmesinin ardından, Washington'un Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki "herhangi bir iddianın kesinlikle yanlış" olduğunu söyledi.

Sözcü, "Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki iddiaların kesinlikle yanlış olduğunu, ABD-Irak ortaklığına aykırı olduğunu ve ABD ile Irak güçleri arasındaki uzun yıllara dayanan dostluk ve iş birliğine zarar verdiğini" belirtti.

Irak hükümeti, askeri kliniğe yapılan baskını doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ni suçlamadı, ancak bu hedef almayı "devletler arası ilişkilerde uluslararası hukukun tüm tanım ve özelliklerini ihlal eden ve Irak halkı ile Amerika Birleşik Devletleri'ni birleştiren ilişkiye zarar veren tam teşekküllü bir suç" olarak değerlendirdi.