Yeni Suriye ve İdlib yönetim modeli

Suriyeliler İdlib ve Halep'in kuzey kırsalına yoğun ilgi gösteriyor

Suriye'nin kuzeyinde İdlib’in Sarmada ilçesi yakınlarındaki ed-Dana semtinde ellerinde devrim bayrağı tutan çocuklar, 13 Aralık 2024 (AFP)
Suriye'nin kuzeyinde İdlib’in Sarmada ilçesi yakınlarındaki ed-Dana semtinde ellerinde devrim bayrağı tutan çocuklar, 13 Aralık 2024 (AFP)
TT

Yeni Suriye ve İdlib yönetim modeli

Suriye'nin kuzeyinde İdlib’in Sarmada ilçesi yakınlarındaki ed-Dana semtinde ellerinde devrim bayrağı tutan çocuklar, 13 Aralık 2024 (AFP)
Suriye'nin kuzeyinde İdlib’in Sarmada ilçesi yakınlarındaki ed-Dana semtinde ellerinde devrim bayrağı tutan çocuklar, 13 Aralık 2024 (AFP)

Firas Kerem

Çeşitli dinlerden, etnik kökenlerden ve milletlerden tüm Suriyeliler, 14 yıldır yıkıcı bir savaşa sahne olan ülkelerinde barış, istikrar ve huzurlu bir yaşam özlemi çekiyor. Devrik lider Beşşar Esed'e bağlı ordu güçleri, Suriye Kurtuluş Hükümeti (SKH) tarafından yönetilen İdlib ve Halep kırsalı dışında, ülkedeki şehirlerin çoğunu içlerindeki okullar, hastaneler, sanayi, ticari, turizm merkezleri ve kurumlarıyla birlikte yok etti. Kontrol ettiği bölgelerde sivil ve idari hayatı düzenleyen SKH, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ardından Suriye'yi ‘geçici hükümet’ adı altında yönetmeye başladı.

Uzun yıllardan sonra ilk kez İdlib'i ziyaret etme fırsatı bulan Suriyeliler, buradaki ekonomik ve kentsel kalkınma ve güvenlik ortamı karşısında şaşırdıklarını ifade ettiler. Kontrol noktalarının ve Esed'in Suriye’nin kuzeybatısı ile arasına ördüğü askeri duvarın kaldırılmasından sonra İdlib'deki yaşama dair videolar, bir zamanlar Esed rejimi yetkilileri tarafından yasaklanmış olan sosyal medya sitelerinde dolaşmaya başladı.

Halep şehri ve diğer bölgelerin kurtarılması ve Suriye rejiminin düşmesiyle birlikte, Suriye şehirleri arasındaki ana yollar açıldı. Rejim düşmeden önce kendi bölgelerini Suriye'nin kuzeybatısında yer alan muhalif grupların kontrolündeki bölgelerden ayırmak için kurduğu askeri kontrol noktaları ve beton duvarlar kaldırıldı. Suriyeliler İdlib ve Halep'in kuzey kırsalına yoğun ilgi gösterirken, bu bölgeler alışveriş ve ziyaret noktası haline geldi.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Halep şehrinden Suriyeli bir iş adamı olan Ahmed er-Serrac, şunları söyledi:

“Halep'in ve Suriye'nin özgürleştirilmesinden önce İdlib hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Çünkü Suriye rejiminin istihbarat servisleri, vatandaşların kendi kontrolü dışındaki bölgeler, özellikle de İdlib hakkında herhangi bir haber almasını yasaklamıştı.”

Serrac, Sarmada ilçesini ziyaret ettiğinde, pazarlardaki ticari canlılık karşısında hayran kaldığını ifade etti.

HTŞ, İdlib'de son 6 yılda farklı ideolojik yönelimlerine rağmen askeri alanda bir birleşme gerçekleştirmeyi başardı.

Askeri alanda birleşme ve yönetim alanında deneyim

Heyet Tahrir Şam (HTŞ), İdlib'de son 6 yılda farklı ideolojik yönelimlerine rağmen askeri alanda bir birleşme gerçekleştirmeyi başardı. 2017 yılın kasım ayı başlarında siyasi ve örgütsel bağlardan uzaklaşarak ve çeşitli yetkinliklere, bilimsel ve teknik uzmanlığa sahip olanlara yönelerek, ‘teknokratik’ bir karaktere bürünen SKH’yi kurup destekledi.

SKH, başta insani yardım dosyaları olmak üzere çetrefilli birçok dosyayla ve krizle başa çıkma konusunda yönetim ve idare alanında geniş bir deneyim kazandı. Bölgenin yaklaşık 4,5 milyon yerinden edilmiş insanı barındıran gayri resmi mülteci kamplarıyla aşırı kalabalık olması nedeniyle, insani yardım dosyası, uluslararası ve yerel insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlamak için evlerin ve mülteci kamplarının doğru bir şekilde ‘kodlanması ve numaralandırılması’ gibi gelişmiş yöntemlerle yönetildi.

dsfvgrbthyj
Suriye'nin kuzeyindeki İdlib’e bağlı Ed-Dana semti, 13 Aralık 2024 (AFP)

Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırındaki Babu’l-Hava Sınır Kapısı (Cilvegözü Sınır Kapısı) ile İdlib'in kuzeyindeki Sarmada ve ed-Dana bölgeleri arasındaki yol üzerinde sanayiciler ve sermaye sahipleri onlarca fabrika ve imalathane kurdular. Onlarca ticaret merkezi, otomobil galerisi, kuyumcu ve diğer değerli metallerin satıldığı en büyük pazarı açtılar. SKH ayrıca İdlib’in idari sorumluluklarını beş bölgedeki (İdlib Merkez, Sarmada, ed-Dana, Cisr eş-Şugur ve Eriha) kurumları ve Suriye'nin kuzeybatısındaki diğer bölgelerde bulunan departmanları aracılığıyla yönetti. Pratik çalışmaları kapsamında özellikle güvenliğe ve insani boyutlara odaklanan SKH, (hükümetin üzerinde hiçbir yetkisinin olmadığı) altıdan fazla ana mahkemeyle bağımsız yargının rolünü güçlendirdi. SKH, başta 8 bin kamu çalışanı olmak üzere, yarı sembolik ücretlerle vatandaşların farklı bölgeler arasındaki hareketliliğini kolaylaştırmak için Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgeler arasında ulaşım ve iletişim hareketliliğine düzenlemeler getirdi.

SKH son yıllarda, toplumsal ve bilimsel ihtiyaçları karşılamak, işgücü piyasasında gerekli bilgiye sahip nitelikli üniversite mezunları yetiştirmek ve hastanelerde, sağlık merkezlerinde ve eğitim merkezlerinde tıbbi ve eğitim kadroları sağlamak amacıyla üniversiteler, kolejler ve eğitim enstitüleri (İdlib'teki ed-Dana bölgesinde kurulan eş-Şehba Üniversitesi gibi) kurarak ve açarak eğitimi destekledi.

Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırındaki Babu’l-Hava Sınır Kapısı (Cilvegözü Sınır Kapısı) ile İdlib'in kuzeyindeki Sarmada ve ed-Dana bölgeleri arasındaki yol üzerinde sanayiciler ve sermaye sahipleri onlarca fabrika ve imalathane kurdular. Onlarca ticaret merkezi, otomobil galerisi, kuyumcu ve diğer değerli metallerin satıldığı en büyük pazarı açtılar.

Suriyeli insani yardım aktivisti Ethem el-Hac Yunus Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, Suriye rejimine bağlı ordu güçlerinin Suriye'nin kuzeybatısında altyapıyı tahrip ettiği ve yaklaşık 5 milyon yerinden edilmiş insanın barındığı bin 430'dan fazla mülteci kampında insani krizlerin daha da kötüleştiği bir dönemde SKH’nın tüm ağırlığı ve idari faaliyetleriyle devreye girdiğini ve Birleşmiş Milletlere (BM) ortak insani yardım kuruluşlarıyla iş birliği içinde, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını doğrudan organize ettiğini söyledi.

Yunus, sözlerini şöyle sürdürdü:

“SKH, Suriye'nin kuzeybatısında hizmet ve sağlık alanındaki çalışmaları, devlet hastanelerinin yanı sıra okullar ve eğitim merkezlerinin inşası, onarımı ve restorasyonu ile ana ve yan yolların asfaltlanması gibi insani ihtiyaçları öncelikler doğrultusunda yönetti. Başlıca bölgelerde ve mülteci kamplarının bulunduğu yerlerde güvenlik merkezleri kurdu. Kanun kaçaklarının peşine düşerek güvenliğin ve istikrarın arttırılması ve tesis edilmesini sağladı. 2011’deki Suriye devriminin ilk yıllarına kıyasla suç oranının yüzde 20'nin altına düşmesine katkıda bulundu. Tüm bunlar uluslararası kuruluşlar arasında SKH'nin bölgeyi iyi yönetebileceğine dair iyi bir izlenim bırakabilir ve güven verebilir.”

Suriye Geçiş Hükümeti Yerel Yönetim ve Çevre Bakanı Muhammed Müslim, Suriye'nin resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, “Yıkıma uğramış bazı bölgelerde havadan yaptığımız ilk incelemelerde gerek şehirlerde gerek köylerde gerekse kırsal kesimlerde olsun Suriye'nin tüm bölgelerinde büyük bir yıkım olduğunu tespit ettik” dedi.

Yeniden inşaya ihtiyaç duyan tüm bölgelerde nüfus sayımı sürecinin devam ettiğini belirten Müslim, “Geçmişte eski rejimin bu bölgelerde doğru bir nüfus sayımı yapmadığını belirtmek gerek. Nüfus sayım işlemlerinde uzmanlaşmış ekipler oluşturacağız ve yeniden inşa edilmesi gereken çeşitli tesisler için tüm bölgelerde doğru sayımı başlatmak üzere uygulamalı atölye çalışmaları gerçekleştireceğiz. Ayrıca yıkımın boyutuna ilişkin net bir veri tabanı oluşturmaya ve bir sonraki aşama için uygun planlar ve hedefler belirlemeye çalışacağız” şeklinde konuştu.

SKH’nın elde ettiği tüm bu başarılar ve 6 yılı aşkın bir süredir Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgeleri yönetme kabiliyeti göz önünde bulundurulduğunda, burada şu önemli sorunun sorulması gerekiyor: “SKH büyüklüğü, alanı, istisnai ve karmaşık koşulları, bölgesel ve uluslararası zorlukları ile Suriye'yi yönetebilir mi?”

Devrik Suriye rejimi döneminde Suriye'nin Alikhbaria televizyon kanalında sunuculuk yapan Suriyeli gazeteci Celal İbrahim ise yeni Suriye'nin önünü açan 14 yıllık devrimin ardından yeni Suriye yönetiminden gelen ilk açıklamaların tüm Suriyeliler için umut ve güven verici olabileceğini söyledi.

İbrahim, çeşitli sorular sıraladığı açıklamasına şöyle devam etti:

“Birçok sektörde çalışan ve maaşlarından başka gelir kaynağı olmayan kişilere ne olacak? Eski askeri personele nasıl davranılacak? Hizmetlerinin sona ermesinden sonra maaşlarını alacaklar mı? Silah bırakmış ve şu an cezaevinde olan askeri personele ne olacak? Mevcut hükümet işsizlere kısmen istihdam sağlamak için yeni iş olanakları oluşturabilecek mi? Ülkelerden ve uluslararası kuruluşlardan gelmeye başlayan insani yardımlardan kimler faydalanacak?”

dfvgbtrhy
Suriye'nin kuzeyindeki İdlib’e bağlı Sarmada yakınlarında bulunan ed-Dana semtinde bir alışveriş merkezinde devrim bayrağı tutan genç, 13 Aralık 2024 (AFP)

Büyük kurtuluşun ardından gelen büyük sevinç atmosferinde, mevcut hükümetin bu sorulara cevap verebileceği ve bu talepleri karşılamak için çalışabileceği konusunda iyimser ve umutlu olmaktan kendimizi alamıyoruz. Ancak mevcut tablonun hassasiyetinin, kendisine büyük yolsuzluk vakalarının ve harap bir ekonominin miras kaldığı geçiş hükümetine uygun kararları alması için yeterli zamanı vermek üzere biraz sabır gerektirdiğini biliyoruz.

Bir sivil toplum kuruluşu olan Suriye Toplumsal Kalkınma Merkezi (Syrian Society for Social Development/SSSD) Direktörü Rıdvan el-Atraş, istikrar ve güvenliğe yönelik temel ve önemli bir adımın içeride barışın sağlanması, tüm Suriyeli taraflar arasında güvenin tesis edilmesi ve istikrarlı bir toplumsal ortamın yaratılması için büyük bir fırsat olduğuna inanıyor. Atraş’a göre tüm bunlar, diyalog için kapsayıcı bir ulusal konferans ile başlayabilir. Yeni Suriye yönetiminden kaynaklara göre böyle bir konferans için hazırlıklar başladı ve konferansın bu ayın ortalarında düzenlenmesi planlanıyor.

Suriye'de ulusal diyalog konferansı düzenlenmesi fikrinin belirli konuların ele alınması için elzem olduğunu ifade eden Atraş, söz ettiği konular arasında yeni anayasanın, mevcut dönemde yönetim mekanizmasının düzenlenmesinin ve geçiş dönemi adaletinin sağlanmasının yer aldığını belirtti.



Trump-Zeydi görüşmesi üzerinde İran’ın etkisi hissediliyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde (Hükümet Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde (Hükümet Basın Ofisi)
TT

Trump-Zeydi görüşmesi üzerinde İran’ın etkisi hissediliyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde (Hükümet Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde (Hükümet Basın Ofisi)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, göreve gelmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk yurt dışı ziyareti kapsamında Washington’a giderken, çantasındaki gündem görünürde ekonomi olsa da, ABD, Bağdat ile Washington arasındaki en hassas müzakere süreçlerinden birine sahne olmaya hazırlanıyor.

Zeydi’nin bugün ABD Başkanı Donald Trump ile yapması beklenen görüşme, yalnızca ABD ile İran arasında artan gerilim ve Hürmüz Boğazı’nın olası bir şekilde kapanmasının doğurabileceği sonuçlara ilişkin kaygıların gölgesinde gerçekleşmeyecek. Görüşme aynı zamanda Trump yönetiminin, İran’ın nüfuzunu azaltarak Irak’ın Ortadoğu’daki rolünü yeniden şekillendirme ve Bağdat’ı bir çatışma sahasından ABD’nin başlıca ekonomi ve güvenlik ortaklarından biri haline getirme hedefiyle de yakından bağlantılı.

Zeydi’nin ziyaret öncesinde yaptığı açıklamalar ise Washington ile ilişkilerin niteliğini yeniden tanımlama çabasını açık biçimde ortaya koyuyor. Zeydi, terörle mücadele ve ABD’nin Irak’taki askerî varlığının belirlediği ilişki modelinin yerine, yatırımlar, kalkınma ve teknoloji odaklı yeni bir dönemin kapısını aralamayı hedefliyor.

Zeydi, Washington Post’ta yayımlanan makalesinde amacının ‘kriz yönetiminden fırsat üretimine geçiş yapmak’ olduğunu belirterek, Irak’ın ABD siyaseti açısından yalnızca bir güvenlik dosyası değil, ekonomik bir ortak olmak istediğini vurguladı.

Zeydi, temaslarına dün akşam ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Irak heyetinin konakladığı yerde gerçekleştirdiği basına kapalı görüşmeyle başladı. Görüşmenin, Trump yönetimiyle yapılacak temasların gündemini belirlemeye yönelik hazırlık niteliği taşıdığı değerlendirilirken, devletin silah tekelinin sağlanması, hükümet denetimi dışında faaliyet gösteren silahlı grupların varlığının sona erdirilmesi, İran’ın nüfuzunun sınırlandırılması ve uluslararası koalisyonun görevinin 30 Eylül’de sona ermesinin ardından ABD askerî varlığının geleceği ele alınan başlıca konular arasında yer aldı.

Daha sonra ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, Pentagon’daki üst düzey temasları öncesinde Irak Başbakanı onuruna resmî bir karşılama töreni düzenlemesi planlanıyor. Ardından Zeydi’nin Senato ve Temsilciler Meclisi üyeleriyle de bir araya gelmesi bekleniyor.

Zeydi yarın Dünya Bankası Başkanı ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Başkanı ile görüşecek. Program kapsamında ayrıca Michigan, Teksas ve Kaliforniya eyaletlerinden Iraklı topluluk temsilcileri, özel sektör temsilcileri ve yurt dışında eğitim gören Iraklı öğrencilerle buluşacak. Zeydi, perşembe günü ise Teksas eyaletinin Houston kentine geçerek Halliburton, Chevron ve ExxonMobil şirketlerini ziyaret edecek, ayrıca ABD Ticaret Odası Başkanı ile görüşecek.

Zeydi’nin programında, Irak’ta faaliyet gösteren enerji şirketleri ile ülkede yatırım yapmayı planlayan şirketlerin temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek bir yuvarlak masa toplantısı da yer alıyor.

Irak Başbakanı, cuma günü yeniden Washington’a dönerek ABD Ticaret Odası’nın düzenlediği üst düzey iş zirvesine katılacak. Zirvede Irak ile ABD arasındaki ekonomik ortaklığın geleceği, finansal teknolojiler, bankacılık ve dijital dönüşüm alanlarındaki iş birliği ile iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin genişletilmesi imkânları ele alınacak.

Bağdat’ın öncelikleri

Zeydi, hükümetini ekonomik reform odaklı bir yönetim olarak tanıtmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, petrol, ticaret ve dışişleri bakanlarının yanı sıra Merkez Bankası Başkanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve iş insanlarının da yer aldığı 27 bakan ve üst düzey yetkiliden oluşan Irak heyetinin yapısına da yansıdı.

Irak Hükümet Sözcüsü Haydar Abudi gazetecilere yaptığı açıklamada, petrol dosyasının görüşmelerin önemli başlıklarından biri olacağını belirterek, Hürmüz Boğazı’nın olası bir şekilde kapanmasının yol açabileceği olumsuzluklara karşı Irak petrolünün ihracatı için yeni güzergâhların değerlendirileceğini söyledi.

dfrgthy
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı ağırladı. (Hükümet Basın Ofisi)

Irak’ın günlük 3,4 milyon varillik petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyor.

Zeydi daha önce yaptığı açıklamada, Irak’ın önümüzdeki üç yıl içinde günlük petrol üretimini 7 milyon varile çıkarmayı hedeflediğini ifade etmişti.

Iraklı yetkililer, heyetin Washington’a taşıdığı temel mesajın, ABD’li yatırımcılara Irak’ın enerji, dijital ekonomi, yapay zekâ ve altyapı alanlarında uzun vadeli ortaklıklar kurmak istediğini göstermek olduğunu belirtiyor. Ancak Washington, bu ekonomik gündeme farklı bir perspektiften yaklaşıyor. ABD yönetimine göre Amerikan yatırımlarının başarılı olabilmesi için öncelikle şirketlerin Irak’a yönelmesini sağlayacak istikrarlı bir güvenlik ortamının oluşturulması gerekiyor. Bu durum ise silahlı gruplar dosyasını yeniden görüşmelerin en önemli başlıklarından biri haline getiriyor.

Trump’ın istedikleri

Ziyaret programı resmî olarak ekonomi ve yatırımlara odaklansa da güvenlik başlıklarının Beyaz Saray’daki görüşmelerin en önemli gündem maddeleri arasında yer alması bekleniyor.

Trump yönetiminin öncelikleri üç ana başlıkta toplanıyor: Silahların yalnızca Irak devletinin kontrolünde bulunmasının sağlanması, İran bağlantılı silahlı grupların nüfuzunun sona erdirilmesi ve Irak topraklarının ABD güçleri ya da çıkarlarına yönelik saldırılar için kullanılmasının engellenmesi. Bunun yanı sıra Washington, Amerikan şirketlerine petrol, enerji ve altyapı projelerinde güçlü bir konum sağlayacak ekonomik ortaklığın geliştirilmesini de hedefliyor.

ABD yönetimi, Zeydi hükümetinin silahların devletin tekeline alınmasına yönelik taahhütlerini hayata geçirme başarısını, yeni dönemde ikili ilişkilerin en önemli sınavı olarak görüyor.

Zeydi ise hükümetinin göreve başlamasının üzerinden henüz 60 gün geçmeden yolsuzlukla mücadele ve bazı silahlı grupların devlet kurumlarına entegre edilmesi gibi alanlarda önemli ilerleme kaydettiğini Trump yönetimine anlatmaya çalışıyor. Ancak Washington’ın performansını özellikle Tahran’a yakın gruplarla nasıl mücadele edeceğine göre değerlendireceğinin farkında olan Zeydi, bu süreçte ABD’den istihbarat, teknik ve askerî destek talep ediyor.

Öte yandan, ziyaretten birkaç gün önce silahlı grupların yaptığı açıklamalar süreci daha da karmaşık hale getirdi. Kendisini Irak İslami Direnişi olarak adlandıran grup, silah bırakmayı reddettiğini duyururken, buna ilişkin bir dizi siyasi şart öne sürdü ve Amerikan şirketleri aracılığıyla askerî işgalin ekonomik işgalle değiştirilmek istendiğini savundu.

fgthyju
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak’ın Necef Havalimanı’nda, Ali Hamaney’in cenaze töreni öncesinde (Reuters)

Ketaib Hizbullah lideri Ebu Hüseyin el-Hamidavi de söylemini sertleştirerek hükümeti ‘direnişin iradesine boyun eğmeye’ çağırdı ve grubun İran ekseniyle bağlarını sürdüreceğini vurguladı.

Washington ise bu açıklamaların yalnızca Irak hükümetine yönelik olmadığını, aynı zamanda Trump yönetimine İran’ın Irak’taki nüfuzunu azaltmanın kolay olmayacağı mesajını vermeyi amaçladığını değerlendiriyor.

Washington ile Tahran arasında

Zeydi, bir yandan ABD ile stratejik bir ilişki kurmayı hedeflerken, diğer yandan Irak’ta siyaset ve güvenlik alanlarında hâlâ geniş nüfuza sahip olan İran’la doğrudan bir çatışmaya girmek istememesi nedeniyle zorlu bir denge kurmaya çalışıyor. Bu nedenle Zeydi, birçok kez Irak’ın ‘hiçbir eksene katılmayacağını’ vurgulayarak, Bağdat’ın Washington ile Tahran arasındaki gerilimin tarafı değil, iki ülke arasında arabulucu rolü üstlenmeyi amaçladığını ifade etti.

Zeydi, ABD yönetimini İran’ın nüfuzunun doğrudan bir çatışmayla değil, güçlü bir devlet yapısı ve siyasi sistem içindeki farklı aktörleri kapsayabilecek sağlam bir ekonomi inşa edilerek sınırlandırılabileceğine ikna etmeye çalışıyor. Bu nedenle Bağdat, Washington ile ilişkileri yeniden şekillendirmenin en gerçekçi yolunun ekonomik iş birliğinden geçtiği görüşünü benimsiyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) eski komutanı emekli General David Petraeus, Washington Post’ta yayımlanan makalesinde Irak’ın, onlarca yıl süren diktatörlük, savaşlar, terör ve dış müdahalelerin ardından devletini yeniden inşa edebilmesi için ‘nadir görülen tarihî bir fırsatın’ eşiğinde bulunduğunu belirtti. Petraeus, Zeydi’nin Washington ziyaretinin ABD ile yeni bir ortaklığın temellerini atmak açısından önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Petraeus’a göre Irak’ın başarısı; hükümetin yolsuzluk ağlarını ve milis yapılanmalarını tasfiye etmesine, silahların devletin tekelinde toplanmasına, hukukun üstünlüğünü güçlendirmesine ve özellikle İran’a aşırı bağımlılığı azaltacak şekilde ekonomik ortaklıklarını çeşitlendirmesine bağlı olacak.


Beyrut ve Bağdat, İran’ın Şii Hilali projesini bir haftada nasıl sarstı?

Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
TT

Beyrut ve Bağdat, İran’ın Şii Hilali projesini bir haftada nasıl sarstı?

Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)

Maneli Mirhan

İran İslam Cumhuriyeti yirmi yıl boyunca, gücünü Tahran'dan yönlendirebildiği Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana gibi Arap başkentlerinin sayısıyla ölçtü. Bu başkentlerden ilk düşen Şam oldu, onunla birlikte kara köprüsü de çöktü. Ardından, haziran ayının son haftasında, geriye kalan üç başkentten ikisi, İran'a nüfuzunu kazandıran milislere karşı ayaklandı. Bu, bir ABD veya İsrail saldırısıyla değil, bu ülkelerin kendi devletleri tarafından alınan bir kararla gerçekleşti.

Lübnan, 26 Haziran'da Washington'da ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile bir çerçeve anlaşması imzaladı. Anlaşma, Lübnan ordusunu devletin silah tekelini yeniden tesis etme ve İsrail ile mutabık kalınan ‘deneme bölgelerinden’ başlayarak Hizbullah'ı bölge bölge silahsızlandırmakla görevlendiriyor. 1982 yılından bu yana hiçbir Lübnan hükümeti bu denli ileri gitmeye cesaret edememişti. Anlaşma, Hizbullah'ın silah cephaneliğini egemenliğin bir güvencesi değil, önündeki bir engel olarak ele alıyor.

Bu imza, 2024 yılında patlak veren savaşın Hizbullah'a ağır bir darbe indirip Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ı öldürmesi ve Hizbullah’ın Suriye üzerinden uzanan ikmal hattını kesmesiyle başlayan bir gerileme sürecini pekiştirdi. Bu dönüşümün, eski Genelkurmay Başkanı olan bir cumhurbaşkanı, daha önce orduyu silahı devlet elinde toplama planı hazırlamakla görevlendirmiş bir hükümet ve kendi seçmediği bir savaşın enkazını taşıyan, İran'ın yeniden inşa fonlarının hiç ulaşmadığı bir Şii toplumu gibi koşulları Lübnan içinde de olgunlaşmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, anlaşmayı ‘geçersiz ve batıl’ olarak nitelendirdi ve mücadeleyi sürdürme sözü verdi. Bunu yapabilir. Ancak Kasım, artık hiç kimseyi korumayan bir cephaneliği, savaşın çürüttüğü bir caydırıcılık adına ve bunun bedelini ödeyen bir toplumun karşısında savunuyor. Artık Lübnan adına savaştığını iddia edemez.

İki gün sonra, mayıs ayından bu yana iktidarda bulunan Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi hükümeti, şafak vakti terörle mücadele birimini Yeşil Bölge'ye gönderdi ve aralarında milletvekillerinin de bulunduğu 47 yetkiliyi, yolsuzluk, silahlı grupların finansmanı ve İran petrolü ile dolarların kaçakçılığıyla ilgili bir davada gözaltına aldı.

Aynı hükümet, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grupların, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyonun Irak'taki görevinin sona ereceği 30 Eylül'e kadar silahlarını teslim etmesini emretmişti. Bu tarihin seçilmesi tesadüf değildi. Çünkü bu tarih, milislerin en eski bahanesini, yani silahlarının yabancı bir varlığa karşı bir yanıt olduğu iddiasını ellerinden alıyor.

Bu süre, silahlı unsurları terhis etmeyi amaçlayan ve silahı devlet kurumlarındaki işlerle takas eden bir programla birlikte geliyor. Program aksayabilir, ancak anlamı Bağdat’ın milislerle kurum olarak müzakere etmeyi bırakması ve onların adamlarını, devlete entegre ederek geri kazanmaya başlaması halinde de değişmeyecek.

Lübnan'ı yazılı ve imzalı bir anlaşmayla, Suriye'yi ise rejimin çöküşüyle kaybeden Tahran, kaybetmeye tahammülü olmayan tek başkente bağlılığını iki katına çıkardı. Bunu yaparken de hâlâ orada işleyen -türbeler, ziyaret ekonomisi ve ortak inanç ritüelleri gibi- az sayıdaki araca başvuruyor.

Beyrut, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) vekillerine karşı harekete geçerken Bağdat da kolları devletin en tepesinde ve hazinelerinde olan yapılara karşı harekete geçti. Bunların tümü aynı hafta içinde yaşandı.

Her iki hikayenin de kendi bağımsız ulusal boyutu olsa da yan yana konulduklarında, tek bir doktrinin yapısal başarısızlığını ortaya koyuyorlar. DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani'nin bu görevi üstlenmesinden 2020 yılının ocak ayında öldürüldüğü ana kadar inşa ettiği ‘Şii Hilali’ sadece bir müttefikler grubu değildi. Bu, ileri savunma için bir yapı, İran'ın savaşlarını başkalarının topraklarında sürdürmenin bir aracıydı; İran'ın rantından finanse ediliyor ve Suriye üzerinden tek, kesintisiz bir cephe halinde birbirine bağlanıyordu.

Bu yapının tamamı, tek bir bahis üzerine kuruluydu. O da ev sahibi devletlerin, gücün tekelini talep edemeyecek kadar zayıf, bölünmüş veya korkmuş kalmaya devam etmesi. Bu bahis, bugün herkesin gözü önünde çöküyor.

Ancak bu çöküş aynı hızda ilerlemiyor ve bu fark önem taşıyor. Lübnan'da Hizbullah hâlâ savaşçıları üzerinde kontrolünü koruyor, ancak ithal ettiği savaşların yıktığı bir ülke içinde cephaneliğini savunuyor durumda. Irak'ta ise bölünme, milislerin kendi bünyesini bölüyor.

Mukteda es-Sadr, mayıs ayı sonlarında birliklerini devlet otoritesi altına soktu ve cephaneliğini orduya teslim etti; bunu yapan ilk kişi oldu. Tahran'a yakın en büyük iki gruptan da benzer bir yolu izleyeceklerine dair işaretler geldi. Yalnızca Kudüs Gücü'ne en yakın katı çekirdek, yabancı güçlerin önce ülkeyi terk etmesi gerektiği gerekçesiyle direnmeyi sürdürüyor. Bağdat ise artık bu bahaneye bir bitiş tarihi koymuş durumda.

Daha güneyde, hava saldırılarıyla yıpranan Husiler ise savaşlarını Yemen'in içine yönlendirdi. Kimse ekseni tek bir darbeyle yenemez. Eksen, her cephenin görevi pahasına kendi varlığını sürdürmeyi tercih etmesiyle parça parça dağılıyor.

gfrtbnyt
Washington'da, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun katılımıyla, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Dışişleri Bakanlığı Kurmay Başkanı Daniel Holler ve Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade çerçeve anlaşmasını imzalarken, 26 Haziran 2026 (AFP)

Tahran, aynı haritayı okudu ve verdiği yanıt cenaze oldu. 28 Şubat'ta suikasta kurban giden Ali Hamaney, temmuz ayı başlarında, iki ülkeden geçen altı gün süren bir törenle Meşhed'de toprağa verildi. Naaşı Meşhed'e ulaşmadan önce Necef ve Kerbela'dan geçti.

Rejim, ücretsiz geçişten yararlanmak üzere 1,7 milyon Iraklıyı kayıt altına aldı. Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) üyeleri, Necef'in dört bir yanına konuşlandı ve Bağdat ulusal tatil ilan etti. Hükümetinin güçleri daha birkaç gün önce Yeşil Bölge'ye baskın düzenlemiş olan Başbakan'ın kendisi de havalimanı pistinde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ülkesindeki yargı kurumlarının peşinde olduğu milis liderlerinin yanında durdu.

Lübnan'ı yazılı ve imzalı bir anlaşmayla, Suriye'yi ise rejimin çöküşüyle kaybeden Tahran, kaybetmeye tahammülü olmayan tek başkente bağlılığını iki katına çıkardı. Bunu yaparken de hâlâ orada işleyen -türbeler, ziyaret ekonomisi ve ortak inanç ritüelleri gibi- az sayıdaki araca başvuruyor.

Himayecinin silahlarına el konulup varlıkları takibe alındığında, kutsallık son nüfuz kanalına dönüşür. Hamaney’in naaşının Necef'ten geçişi, Şii Hilali’nin son savunması niteliğindeydi.

İleri savunma doktrininin bedeli; ilki bu doktrini barındıran Arap toplumları tarafından, ikincisi petrol gelirleri yabancı milisleri finanse eden İran halkı tarafından olmak üzere iki kez ödendi. Bu esnada İranlıların kendi ücretleri değer kaybetmeye devam etti.

Irak devletinin bu ikili tutumu ikiyüzlülük olarak yorumlanmaya elverişli görünebilir, ancak daha doğru bir ifadeyle bu, yarı yolda takılıp kalmış bir geçiş sürecinden ibaret. Pazartesi günü, ABD Başkanı Donald Trump ile önemli görüşmeler yapmak ve Amerikan ekonomik ve mali kurumlarıyla bazı temaslarda bulunmak üzere resmi bir ziyaret kapsamında üst düzey bir heyetin başında Washington'a giden Zeydi, ağın finansörlerini gözaltına aldıktan iki hafta sonra bu ağın himayecisinin cenazesine katıldı. Çünkü Irak, elinden geldiği yerde egemenliğini uyguluyor, elinden gelmediği yerde ise gözetim ritüellerini yerine getiriyor.

Önemli olan gözaltılardan süreye ve silah teslimine kadar etkili her adımın tek bir yönde ilerlemesi. Washington'ın eli Beyrut'ta arabuluculuk, Bağdat'ta ise baskı ve bir çekilme takvimi şeklinde olmak üzere her iki başkentte de görünür durumda. Ancak her iki durumda da belirleyici eylem ulusal nitelikteydi ve bu da geri dönüşü zorlaştırıyor.

Coğrafyanın ötesinde, liderlik de dağıldı. İleri savunma doktrini üç sac ayağı üzerine kuruluydu ve bunların tümü artık ortadan kalktı. Cepheleri tek bir dava etrafında birleştiren doktrinsel referans noktası, Hamaney ile birlikte öldü. Yerine geçen ‘tartışmalı’ halefi ise süreci DMO’nun oluşturduğu bir kordonun arkasından yönetiyor.

Operasyonel liderlik ise 2020'den bu yana yetim ve ağın uyumunu koruyan otoriteden yoksun varisler tarafından yönetiliyor. Suriye köprüsü de kapandı. Doktrin, kurucusunun ardından yaşayabilir, ancak koşullarının ortadan kalkmasının ardından yaşayamaz.

İran İslam Cumhuriyeti, tüm bunlarla, tarihinde geldiği en zayıf konumla yüzleşiyor. 7 Temmuz'da Tahran'da dolar kuru 1 milyon 754 bin İran riyaline ulaştı. İran riyali bir günde yüzde sekiz değer kaybetti. Bütçe artık kendi kurduğu ağları sürdürülebilir şekilde finanse edecek kapasiteye sahip değil.

fvgbhyju
Tahran'da düzenlenen cenaze törenlerinin ikinci gününde, İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney'in tabutunun başında kılınan cenaze namazından bir kare, 5 Temmuz 2026 (AFP)

Rejim içinde ise, İran destekli örgütlerin liderleri, örgütün kendisinin feshedilmesini açıkça tartışmaya başladı. Şii Hilali, savaşı İran'ın uzağında tutmak için tasarlanmıştı. Ancak hilal içindeki en yakın iki başkent, milisler yerine devleti tercih etti ve doktrinin ihraç etmek üzere kurulduğu savaş, şimdi içe dönmeye başladı.

Söylenmesi gereken bir başka gerçek daha var. İran rejimi bunu gizlemek için elinden geleni yapacaktır. İleri savunma doktrininin bedeli; ilki bu doktrini barındıran Arap toplumları tarafından, ikincisi petrol gelirleri yabancı milisleri finanse eden İran halkı tarafından olmak üzere iki kez ödendi. Bu esnada İranlıların kendi ücretleri değer kaybetmeye devam etti. Bugün gücün tekelini yeniden ele geçiren devletler, yorgun düşmüş toplumların, yabancı himayecinin maliyeti korkusundan daha ağır bastığında yaptığını yapıyor.

Ateş çemberi, Tahran'ın düşmanlarını uzak tutmak için inşa edilmişti. Bu çember, Batı'nın vurduğu yerde değil, Beyrut ve Bağdat'ın iki cephe olmaktansa iki devlet olmayı tercih ettiği yerde kırıldı. Bugün ise geriye İran'ın artık finanse edemediği veya sürdüremediği bir dizi yerel savaş ve artık ordunun üstlenemediği rolü üstlenen bir cenaze töreni kaldı.


Deraa’nın Çocukları anlatısında Atıf Necib davası

Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Deraa’nın Çocukları anlatısında Atıf Necib davası

Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)

Beşşar Esed rejiminde Siyasi Güvenlik Şubesi başkanlığı yapan Atıf Necib'in yargı karşısına çıkarılmasından bu yana, 2011 martında Deraa'da çocukların gözaltına alınması olayı yeniden gündemin başına oturdu. Etkileri ise askeri boyutlar ile devasa can kayıplarıyla sınırlı kalmayıp bir anlatı savaşına, tarihsel bir söyleme ve bu söylemi sahiplenme hakkına dönüşen 15 yıllık yıkıcı savaşın yaralarını yeniden deşti.

Şarku’l Avsat gazetesi, o dönemde farklı iki olayda gözaltına alınan ve ikisi de bugün genç birer delikanlı olan Nayef Abazid ve Samir Ali es-Siyasine ile görüştü. içlerinden biri, Necib'in yargılandığı davada tanık olarak yer alıyor.

Geçmiş bu kez, "Sıra sana geldi doktor" sözüyle ilk kıvılcımı ateşleyen olayın anlatısını yeniden inşa etmek amacıyla hatırlanıyor. Bu süreç, Esed'in kaçışı ve Suriyelilerin hayatında hâlâ varlığını sürdüren ağır bir ihlaller mirasıyla ve bir dönemin ‘sembolleriyle’ hesaplaşma konusunda geçiş dönemi adaleti kurumlarının kapasitesini gerçek anlamda sınayan bir ceza davasıyla son buldu.