Yeni Suriye ve İdlib yönetim modeli

Suriyeliler İdlib ve Halep'in kuzey kırsalına yoğun ilgi gösteriyor

Suriye'nin kuzeyinde İdlib’in Sarmada ilçesi yakınlarındaki ed-Dana semtinde ellerinde devrim bayrağı tutan çocuklar, 13 Aralık 2024 (AFP)
Suriye'nin kuzeyinde İdlib’in Sarmada ilçesi yakınlarındaki ed-Dana semtinde ellerinde devrim bayrağı tutan çocuklar, 13 Aralık 2024 (AFP)
TT

Yeni Suriye ve İdlib yönetim modeli

Suriye'nin kuzeyinde İdlib’in Sarmada ilçesi yakınlarındaki ed-Dana semtinde ellerinde devrim bayrağı tutan çocuklar, 13 Aralık 2024 (AFP)
Suriye'nin kuzeyinde İdlib’in Sarmada ilçesi yakınlarındaki ed-Dana semtinde ellerinde devrim bayrağı tutan çocuklar, 13 Aralık 2024 (AFP)

Firas Kerem

Çeşitli dinlerden, etnik kökenlerden ve milletlerden tüm Suriyeliler, 14 yıldır yıkıcı bir savaşa sahne olan ülkelerinde barış, istikrar ve huzurlu bir yaşam özlemi çekiyor. Devrik lider Beşşar Esed'e bağlı ordu güçleri, Suriye Kurtuluş Hükümeti (SKH) tarafından yönetilen İdlib ve Halep kırsalı dışında, ülkedeki şehirlerin çoğunu içlerindeki okullar, hastaneler, sanayi, ticari, turizm merkezleri ve kurumlarıyla birlikte yok etti. Kontrol ettiği bölgelerde sivil ve idari hayatı düzenleyen SKH, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ardından Suriye'yi ‘geçici hükümet’ adı altında yönetmeye başladı.

Uzun yıllardan sonra ilk kez İdlib'i ziyaret etme fırsatı bulan Suriyeliler, buradaki ekonomik ve kentsel kalkınma ve güvenlik ortamı karşısında şaşırdıklarını ifade ettiler. Kontrol noktalarının ve Esed'in Suriye’nin kuzeybatısı ile arasına ördüğü askeri duvarın kaldırılmasından sonra İdlib'deki yaşama dair videolar, bir zamanlar Esed rejimi yetkilileri tarafından yasaklanmış olan sosyal medya sitelerinde dolaşmaya başladı.

Halep şehri ve diğer bölgelerin kurtarılması ve Suriye rejiminin düşmesiyle birlikte, Suriye şehirleri arasındaki ana yollar açıldı. Rejim düşmeden önce kendi bölgelerini Suriye'nin kuzeybatısında yer alan muhalif grupların kontrolündeki bölgelerden ayırmak için kurduğu askeri kontrol noktaları ve beton duvarlar kaldırıldı. Suriyeliler İdlib ve Halep'in kuzey kırsalına yoğun ilgi gösterirken, bu bölgeler alışveriş ve ziyaret noktası haline geldi.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Halep şehrinden Suriyeli bir iş adamı olan Ahmed er-Serrac, şunları söyledi:

“Halep'in ve Suriye'nin özgürleştirilmesinden önce İdlib hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Çünkü Suriye rejiminin istihbarat servisleri, vatandaşların kendi kontrolü dışındaki bölgeler, özellikle de İdlib hakkında herhangi bir haber almasını yasaklamıştı.”

Serrac, Sarmada ilçesini ziyaret ettiğinde, pazarlardaki ticari canlılık karşısında hayran kaldığını ifade etti.

HTŞ, İdlib'de son 6 yılda farklı ideolojik yönelimlerine rağmen askeri alanda bir birleşme gerçekleştirmeyi başardı.

Askeri alanda birleşme ve yönetim alanında deneyim

Heyet Tahrir Şam (HTŞ), İdlib'de son 6 yılda farklı ideolojik yönelimlerine rağmen askeri alanda bir birleşme gerçekleştirmeyi başardı. 2017 yılın kasım ayı başlarında siyasi ve örgütsel bağlardan uzaklaşarak ve çeşitli yetkinliklere, bilimsel ve teknik uzmanlığa sahip olanlara yönelerek, ‘teknokratik’ bir karaktere bürünen SKH’yi kurup destekledi.

SKH, başta insani yardım dosyaları olmak üzere çetrefilli birçok dosyayla ve krizle başa çıkma konusunda yönetim ve idare alanında geniş bir deneyim kazandı. Bölgenin yaklaşık 4,5 milyon yerinden edilmiş insanı barındıran gayri resmi mülteci kamplarıyla aşırı kalabalık olması nedeniyle, insani yardım dosyası, uluslararası ve yerel insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlamak için evlerin ve mülteci kamplarının doğru bir şekilde ‘kodlanması ve numaralandırılması’ gibi gelişmiş yöntemlerle yönetildi.

dsfvgrbthyj
Suriye'nin kuzeyindeki İdlib’e bağlı Ed-Dana semti, 13 Aralık 2024 (AFP)

Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırındaki Babu’l-Hava Sınır Kapısı (Cilvegözü Sınır Kapısı) ile İdlib'in kuzeyindeki Sarmada ve ed-Dana bölgeleri arasındaki yol üzerinde sanayiciler ve sermaye sahipleri onlarca fabrika ve imalathane kurdular. Onlarca ticaret merkezi, otomobil galerisi, kuyumcu ve diğer değerli metallerin satıldığı en büyük pazarı açtılar. SKH ayrıca İdlib’in idari sorumluluklarını beş bölgedeki (İdlib Merkez, Sarmada, ed-Dana, Cisr eş-Şugur ve Eriha) kurumları ve Suriye'nin kuzeybatısındaki diğer bölgelerde bulunan departmanları aracılığıyla yönetti. Pratik çalışmaları kapsamında özellikle güvenliğe ve insani boyutlara odaklanan SKH, (hükümetin üzerinde hiçbir yetkisinin olmadığı) altıdan fazla ana mahkemeyle bağımsız yargının rolünü güçlendirdi. SKH, başta 8 bin kamu çalışanı olmak üzere, yarı sembolik ücretlerle vatandaşların farklı bölgeler arasındaki hareketliliğini kolaylaştırmak için Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgeler arasında ulaşım ve iletişim hareketliliğine düzenlemeler getirdi.

SKH son yıllarda, toplumsal ve bilimsel ihtiyaçları karşılamak, işgücü piyasasında gerekli bilgiye sahip nitelikli üniversite mezunları yetiştirmek ve hastanelerde, sağlık merkezlerinde ve eğitim merkezlerinde tıbbi ve eğitim kadroları sağlamak amacıyla üniversiteler, kolejler ve eğitim enstitüleri (İdlib'teki ed-Dana bölgesinde kurulan eş-Şehba Üniversitesi gibi) kurarak ve açarak eğitimi destekledi.

Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırındaki Babu’l-Hava Sınır Kapısı (Cilvegözü Sınır Kapısı) ile İdlib'in kuzeyindeki Sarmada ve ed-Dana bölgeleri arasındaki yol üzerinde sanayiciler ve sermaye sahipleri onlarca fabrika ve imalathane kurdular. Onlarca ticaret merkezi, otomobil galerisi, kuyumcu ve diğer değerli metallerin satıldığı en büyük pazarı açtılar.

Suriyeli insani yardım aktivisti Ethem el-Hac Yunus Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, Suriye rejimine bağlı ordu güçlerinin Suriye'nin kuzeybatısında altyapıyı tahrip ettiği ve yaklaşık 5 milyon yerinden edilmiş insanın barındığı bin 430'dan fazla mülteci kampında insani krizlerin daha da kötüleştiği bir dönemde SKH’nın tüm ağırlığı ve idari faaliyetleriyle devreye girdiğini ve Birleşmiş Milletlere (BM) ortak insani yardım kuruluşlarıyla iş birliği içinde, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını doğrudan organize ettiğini söyledi.

Yunus, sözlerini şöyle sürdürdü:

“SKH, Suriye'nin kuzeybatısında hizmet ve sağlık alanındaki çalışmaları, devlet hastanelerinin yanı sıra okullar ve eğitim merkezlerinin inşası, onarımı ve restorasyonu ile ana ve yan yolların asfaltlanması gibi insani ihtiyaçları öncelikler doğrultusunda yönetti. Başlıca bölgelerde ve mülteci kamplarının bulunduğu yerlerde güvenlik merkezleri kurdu. Kanun kaçaklarının peşine düşerek güvenliğin ve istikrarın arttırılması ve tesis edilmesini sağladı. 2011’deki Suriye devriminin ilk yıllarına kıyasla suç oranının yüzde 20'nin altına düşmesine katkıda bulundu. Tüm bunlar uluslararası kuruluşlar arasında SKH'nin bölgeyi iyi yönetebileceğine dair iyi bir izlenim bırakabilir ve güven verebilir.”

Suriye Geçiş Hükümeti Yerel Yönetim ve Çevre Bakanı Muhammed Müslim, Suriye'nin resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, “Yıkıma uğramış bazı bölgelerde havadan yaptığımız ilk incelemelerde gerek şehirlerde gerek köylerde gerekse kırsal kesimlerde olsun Suriye'nin tüm bölgelerinde büyük bir yıkım olduğunu tespit ettik” dedi.

Yeniden inşaya ihtiyaç duyan tüm bölgelerde nüfus sayımı sürecinin devam ettiğini belirten Müslim, “Geçmişte eski rejimin bu bölgelerde doğru bir nüfus sayımı yapmadığını belirtmek gerek. Nüfus sayım işlemlerinde uzmanlaşmış ekipler oluşturacağız ve yeniden inşa edilmesi gereken çeşitli tesisler için tüm bölgelerde doğru sayımı başlatmak üzere uygulamalı atölye çalışmaları gerçekleştireceğiz. Ayrıca yıkımın boyutuna ilişkin net bir veri tabanı oluşturmaya ve bir sonraki aşama için uygun planlar ve hedefler belirlemeye çalışacağız” şeklinde konuştu.

SKH’nın elde ettiği tüm bu başarılar ve 6 yılı aşkın bir süredir Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgeleri yönetme kabiliyeti göz önünde bulundurulduğunda, burada şu önemli sorunun sorulması gerekiyor: “SKH büyüklüğü, alanı, istisnai ve karmaşık koşulları, bölgesel ve uluslararası zorlukları ile Suriye'yi yönetebilir mi?”

Devrik Suriye rejimi döneminde Suriye'nin Alikhbaria televizyon kanalında sunuculuk yapan Suriyeli gazeteci Celal İbrahim ise yeni Suriye'nin önünü açan 14 yıllık devrimin ardından yeni Suriye yönetiminden gelen ilk açıklamaların tüm Suriyeliler için umut ve güven verici olabileceğini söyledi.

İbrahim, çeşitli sorular sıraladığı açıklamasına şöyle devam etti:

“Birçok sektörde çalışan ve maaşlarından başka gelir kaynağı olmayan kişilere ne olacak? Eski askeri personele nasıl davranılacak? Hizmetlerinin sona ermesinden sonra maaşlarını alacaklar mı? Silah bırakmış ve şu an cezaevinde olan askeri personele ne olacak? Mevcut hükümet işsizlere kısmen istihdam sağlamak için yeni iş olanakları oluşturabilecek mi? Ülkelerden ve uluslararası kuruluşlardan gelmeye başlayan insani yardımlardan kimler faydalanacak?”

dfvgbtrhy
Suriye'nin kuzeyindeki İdlib’e bağlı Sarmada yakınlarında bulunan ed-Dana semtinde bir alışveriş merkezinde devrim bayrağı tutan genç, 13 Aralık 2024 (AFP)

Büyük kurtuluşun ardından gelen büyük sevinç atmosferinde, mevcut hükümetin bu sorulara cevap verebileceği ve bu talepleri karşılamak için çalışabileceği konusunda iyimser ve umutlu olmaktan kendimizi alamıyoruz. Ancak mevcut tablonun hassasiyetinin, kendisine büyük yolsuzluk vakalarının ve harap bir ekonominin miras kaldığı geçiş hükümetine uygun kararları alması için yeterli zamanı vermek üzere biraz sabır gerektirdiğini biliyoruz.

Bir sivil toplum kuruluşu olan Suriye Toplumsal Kalkınma Merkezi (Syrian Society for Social Development/SSSD) Direktörü Rıdvan el-Atraş, istikrar ve güvenliğe yönelik temel ve önemli bir adımın içeride barışın sağlanması, tüm Suriyeli taraflar arasında güvenin tesis edilmesi ve istikrarlı bir toplumsal ortamın yaratılması için büyük bir fırsat olduğuna inanıyor. Atraş’a göre tüm bunlar, diyalog için kapsayıcı bir ulusal konferans ile başlayabilir. Yeni Suriye yönetiminden kaynaklara göre böyle bir konferans için hazırlıklar başladı ve konferansın bu ayın ortalarında düzenlenmesi planlanıyor.

Suriye'de ulusal diyalog konferansı düzenlenmesi fikrinin belirli konuların ele alınması için elzem olduğunu ifade eden Atraş, söz ettiği konular arasında yeni anayasanın, mevcut dönemde yönetim mekanizmasının düzenlenmesinin ve geçiş dönemi adaletinin sağlanmasının yer aldığını belirtti.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.