SDG, DEAŞ tutuklularını güvenlik garantisi olmadan Şam'a teslim etmeyi reddediyor

2 bin tutuklunun iadesi ve kamplardaki mültecilerin yeniden entegrasyonu için Irak-ABD koordinasyonu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan el-Guveyran hapishanesindeki DEAŞ’lılar (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan el-Guveyran hapishanesindeki DEAŞ’lılar (Şarku’l Avsat)
TT

SDG, DEAŞ tutuklularını güvenlik garantisi olmadan Şam'a teslim etmeyi reddediyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan el-Guveyran hapishanesindeki DEAŞ’lılar (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan el-Guveyran hapishanesindeki DEAŞ’lılar (Şarku’l Avsat)

Suriye'nin kuzeydoğusunda geniş alanları kontrol eden Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) bir yetkili, yeni Suriye yönetimiyle DEAŞ tutuklularının ve hapishanelerin yönetiminin Şam'a devredilmesine yönelik bir anlaşmanın varlığını yalanladı. Aynı zamanda yüzlerce Iraklının gruplar halinde, 3 binden fazla mültecinin de el-Hol ve Roj kamplarından 2025 yılı içinde Irak'a nakledileceğini doğruladı.

Bu gelişme, Iraklı bir yetkilinin Bağdat'taki yetkililerin SDG hapishanelerindeki 2 bin Iraklı tutukluyu geri göndermeye hazırlandığını açıkladığı ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi hapishanelerinde DEAŞ'dan yaklaşık 4 bin Iraklının tutulduğunu söylediği bir zamanda gerçekleşti.

SDG'nin ana omurgasını oluşturan YPG'nin medya direktörü Siyabend Ali Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Suriye'nin kuzeydoğusunda çoğu Suriyeli ve Iraklı olmak üzere 12 binden fazla DEAŞ militanının tutulduğu yaklaşık 26 hapishane bulunduğunu söyledi.

SDG medyasına göre, Özerk Yönetim hapishanelerinde yaklaşık 6 yıl önce Suriye'nin doğusundaki el-Bağuz kasabası savaşı sırasında gözaltına alınan yaklaşık 4 bin Irak uyruklu tutuklu bulunuyor.

GTHY67UI8
Haseke'deki SDG üyeleri (AFP)

Tutuklular, en büyüğü el-Guveyran olmak üzere, Özerk Yönetim'in kontrolü altındaki şehir ve kasabalardaki 26 cezaevine dağıtıldı. Haseke'nin merkezinde yer alan ve aralarında farklı milletlerden yabancıların da bulunduğu yaklaşık 5 bin tutukluya ev sahipliği yapan el-Guveyran hapishanesi beş yıl önce isyan ve silahlı ayaklanmaya sahne oldu.

YPG’nin medya yetkilisi, yeni Şam yönetimiyle el-Hol ve Roj kamplarındaki DEAŞ tutukluları ve aileleri gibi hassas konularda yapılacak müzakerelerin, ‘Özerk Yönetim bölgesindeki güvenlik durumunu korumak amacıyla ilgili tarafların çıkarlarına uygunluğunu sağlamak için kapsamlı müzakerelere ihtiyaç duyduğunu’ açıkladı.

ABD baskısı

Söz konusu açıklamalar, ABD'nin Suriye'nin kuzeydoğusundaki SDG hapishanelerinde tutulan DEAŞ tutukluları krizini çözmeye yönelik hamlelerinin arttığı bir dönemde yapıldı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Michael Erik Kurilla, dün (Perşembe) Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda Iraklı yetkililere, Suriye'de SDG kontrolündeki hapishanelerde tutulan Irak vatandaşı DEAŞ tutuklularını teslim almaları çağrısında bulundu.

Kurilla'nın Bağdat hükümetine Iraklı militanları iade etme çağrısını yorumlayan Siyabend Ali, SDG'nin bu konuda DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) ve Washington ile iş birliği yaptığını açıkladı.

XSDFRGT
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Michael Erik Kurilla (AP)

Ali, “2024 yılı boyunca DEAŞ'dan yüzlerce Iraklı mahkûm ve el-Hol ve Roj kamplarından 3 bin 203 Iraklı mülteci, gruplar halinde Irak'a nakledildi. Önceki yıllarda daha küçük gruplar da vardı” dedi.

Ali, SDG liderliğinin DEAŞ tutukluları dosyasının ele alınmasında uluslararası insancıl hukuk standartlarına bağlı olduğunu ve kendi ifadesiyle ‘gelecekte alınacak her türlü kararın bölgenin istikrarının sağlanması ve her türlü terör tehdidinden korunması temelinde dikkatle değerlendirileceğini’ vurguladı.

2024 yılında SDG, DEAŞ saflarında savaşmakla suçlanan 300'den fazla Iraklı mahkûmu Irak hükümetine teslim etti. Bunlar arasında 2014 yılında Speicher katliamı olarak bilinen olayda Iraklı askerlerin toplu şekilde öldürülmesine karıştığından şüphelenilen örgütün iki lideri de bulunuyordu.

Irak'ın hazırlıkları

Bir güvenlik yetkilisi, Suriye'de tutulan 2 bin Iraklı DEAŞ tutuklusunun Irak Adalet Bakanlığı'na bağlı bir cezaevine nakledilmek üzere ülkelerine geri döneceğini açıkladı.

Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarlığı'ndan bir yetkili Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Iraklı tutukluların iadesinin ‘Iraklı yetkililerin Amerikalılarla ortaklaşa üzerinde çalıştığı güvenlik hazırlıklarına tabi olduğunu ve Suriyeli taraflarla temaslar çerçevesinde gerçekleştiğini’ söyledi.

Iraklı yetkili, Iraklı tutuklular arasında DEAŞ'ın önde gelen liderlerinin olup olmadığı konusunda konuşmayı reddetti, ancak ‘hepsinin ülkeye döneceğini ve Irak yargısına teslim edileceğini’ doğruladı.

XASCDFERG
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan el-Guveyran hapishanesindeki DEAŞ’lılar (Şarku’l Avsat)

Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım el-Araci'nin ofisinden yapılan açıklamaya göre, Suriye'deki Iraklı tutukluların dosyasından sorumlu Yüksek Komite dün, el-Araci ve İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri'nin de katılımıyla Göç ve Yerinden Edilmişler Bakanı Evan Jabro ile tutukluların iadesi için izlenecek mekanizmaları görüştü.

El-Araci'nin ofisinden yapılan basın açıklamasına göre Yüksek Komite, acil güvenlik değerlendirmesine dayanarak Iraklı DEAŞ mensupları dosyasını ele almak üzere bir dizi önemli karar aldı. Komite, tavsiyelerini Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'ye sunacak.

Bu hafta başında el-Araci, Irak'ın Suriye'nin kuzeydoğusundan 2 bin 600'den fazla aileyi ülkelerine geri gönderdiğini açıklayarak, DEAŞ tehdidinin devam ettiğine, güvenlik ve istikrarın arttırılması için uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyulduğuna işaret etti.

Kamplardaki mülteciler

Avrupa'daki SDG  Koordinatörü Abdulkerim Ömer, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, yıllardır yönetimin kamplarında yaşayan Iraklı mültecilerin durumunu görüşmek üzere geçtiğimiz 2024 yılı boyunca Irak hükümetiyle birçok toplantı gerçekleştirdiklerini söyledi.

Ömer, “El-Hol kampı ve diğer bölgeler arasında dağılmış olan Iraklı mültecilerin sayısının yaklaşık 18 bin olduğu tahmin ediliyor. Ülkelerine dönmek isteyen çoğu kadın ve çocuk 10 binden fazla Iraklı kayıt altına alındı ve geçen yıl bölgelerimizi ziyaret eden Iraklı heyetlere isim listelerini teslim ettik” ifadelerini kullandı.

ASDFRGT
El-Hol kampındaki DEAŞ mensubu kadınlar (Şarku’l Avsat)

Ancak aile üyelerinden birinin DEAŞ'la bağlantılı olması nedeniyle güvenlik gerekçesiyle geri dönmeyi reddedenlerin geri dönüş listelerine kaydolmadıklarını belirten Ömer, “Özerk Yönetim geri dönmeleri için baskı yapmayacak ve bu kişilere uluslararası sözleşme ve anlaşmalara uygun olarak muamele edilecek” dedi.

Diğer yandan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye'nin Kürt grubun silahsızlandırılması için artan baskısı ve SDG bölgelerine kara saldırısı düzenleme tehdidinin bir parçası olarak, yeni Suriye yönetimine Suriye'de tutuklu bulunan DEAŞ militanlarını vatandaşı oldukları ülkelere teslim etme çağrısında bulundu.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.