Irak, coğrafyanın nimeti ile hırsların laneti arasında asılı kaldı

Gözlemciler, Mezopotamya'daki bazı güçlerin dar çıkarlarının siyaset sahnesinde sürekli dalgalanmalara yol açtığını söylediler

Basra'da Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği noktada bulunan Sinbad Adası ve Halid Köprüsü’nün havadan görüntüsü (AFP)
Basra'da Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği noktada bulunan Sinbad Adası ve Halid Köprüsü’nün havadan görüntüsü (AFP)
TT

Irak, coğrafyanın nimeti ile hırsların laneti arasında asılı kaldı

Basra'da Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği noktada bulunan Sinbad Adası ve Halid Köprüsü’nün havadan görüntüsü (AFP)
Basra'da Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği noktada bulunan Sinbad Adası ve Halid Köprüsü’nün havadan görüntüsü (AFP)

Şeza el-Amili

Irak'ın coğrafi konumu, sunduğu stratejik fırsatlar nedeniyle bir nimet gibi görünse de ihtirasları cezbeden bir sbep oldu ve olmaya da devam ediyor. Kaynakları ve hayati konumu için yaşanan rekabet yüzünden eski çağlardan günümüze kadar savaşların hedefinde oldu. Bölgesel çatışmaların merkezlerine yakınlığı gerek kendi ulusal iradesiyle gerek bölgesel ve uluslararası baskıların bir sonucu olarak olsun, onu bölge geleceğinin şekillendirilmesinde önemli bir oyuncu haline getirdi.

Ancak Iraklılar, yeni Ortadoğu denklemlerinde etkili rol oynamalarını sağlayan stratejik bir denge kurmayı başardıkları için tarihleri boyunca bu zorluklarla yüzleşebileceklerini kanıtladılar.

Irak'ın konumu ve tarihi rolü

Tarih alanında araştırmacı olan akademisyen Halid Şati, Irak'ın tarihsel olarak Ortadoğu'daki en önemli stratejik eksenlerden biri olduğunu, eşsiz coğrafi konumunun onu bölgenin merkezi haline getirdiğini, özellikle de Dicle ve Fırat gibi iki büyük nehre sahip olmasının yanı sıra Basra Körfezi'ne bakmasının onu eski çağlardan beri bölgesel ve uluslararası güçlerin ilgi odağı haline getirdiğini söyledi. Şati’ye göre bu coğrafi özellikler Irak’a sadece ticaret ve kaynak alışverişi yoluyla dünyaya açılma imkânı vermekle kalmadı, aynı zamanda onu nüfuz ve ekonomik çıkar peşinde koşan güçler için sürekli bir hedef haline getirdi.

Şati, Irak'ın karşı karşıya olduğu mevcut zorluklarla ilgili olarak ise şunları söyledi:

“Irak bugün, başta bazı iç ve dış güçlerin ülkeye dayatmaya çalıştığı parçalanma olmak üzere, iç ve dış düzeyde ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. Ancak buna rağmen, eski rejimin devrilmesinden sonra yaşadığı sert deneyimler ona büyük bir tecrübe ve farkındalık kazandırdı.”

SCDVFGBTHY
Dora Petrol Rafinerisi kompleksinde yanan gaz fişeklerinin arkasında güneş batıyor (AFP)

Irak'taki demokratik geçiş sürecinin, bazı tutarlı davranışsal sütunların eksikliğine rağmen, bölgede eşsiz bir temsil ettiğini vurgulayan Şati, olumlu bir şekilde değerlendirildiği takdirde, halkına istikrar için eşi benzeri görülmemiş bir fırsat verdiğini belirtti. Ancak ikilem, bazı siyasi güçlerin dar çıkarları nedeniyle siyaset sahnesinde sürekli dalgalanmalara yol açarak, bu öncü deneyin tamamlanmasının engelleniyor olması.

Uluslararası çıkarlar ve güç mücadeleleri

Uluslararası ilişkiler uzmanı olan eski Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Irak’ın kadim bir ülke olarak bölgesel meselelerin yatıştırılması ve çözümünde önemli rol oynamasını sağlayacak tüm unsurlara sahip olduğunu vurguladı. Ancak bu rolü başarmak, dış baskılara bağlı olarak sağa veya sola sapmadan, ulusal çıkarlara dayalı, uyanık ve bağımsız bir dış politikayı gerektirir.

Irak’ın bölgesel ve uluslararası politikadaki gücünün sadece coğrafi konumundan ya da tarihinden değil, aynı zamanda iç ulusal konumunun bütünlüğünden ve ekonomisinin gücünden kaynaklandığını belirten Zebari, bu unsurların, ‘yumuşak gücü’ arttırmanın yanı sıra, Bağdat’ın bölgedeki nüfuzunun ve dış politikadaki inisiyatif ve liderliğinin temelini oluşturduğunu belirtti.

Iraklı eski Bakan, Irak'ın bölgesel ve uluslararası rolünün iç birlik, sağlam ekonomik politikalar ve bölgesel ve uluslararası istikrara dayalı etkin bir diplomasi olmadan etkili olamayacağının da altını çizdi.

Bir rekabet arenasından bir yakınlaşma noktasına

Öte yandan dış politika uzmanı Selman el-Araci, Irak'ın coğrafi konumunu ve stratejik kaynaklarını kullanarak uluslararası ve bölgesel müdahaleleri en aza indiren dengeli bir dış politika oluşturabilmesiyle ve kendisini bir rekabet arenasından uluslararası çıkarların birleştiği bir noktaya dönüştürmek için gerçek fırsatlar oluşturabilmesiyle ilgili olarak şunları söyledi:

“Irak, coğrafi konumundan ve stratejik kaynaklarından yararlanan kapsamlı bir strateji benimsediği takdirde, kendisini büyük güçler arasındaki rekabet arenasından uluslararası çıkarların buluşma noktasına dönüştürmek için gerçek bir fırsata sahiptir.”

Bu dönüşümün sağlanmasına katkıda bulunabilecek birkaç adımdan söz eden Araci bunlardan ilkinin pozitif tarafsızlık diplomasisinin teşvik edilmesi olduğunu belirterek, “Irak, etkili bir arabulucu olabileceği bu konularda bölgesel diyaloğu ve katılımı teşvik ederek bölgesel ya da uluslararası tüm taraflarla dengeli ilişkiler kurmalı” değerlendirmesinde bulundu. Bağdat'ın İran ile Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşmayla, Gazze ve Suriye meselelerindeki rolünü pozitif diplomasisinin başarısına örnek olarak gösteren Araci, ikinci adımın ise altyapının geliştirilmesi olduğunu ifade ederek “Irak, Mezopotamya'yı bölgede ticaret ve ulaşım merkezi haline getirmek için el-Cafe Kanalı ve Doğu-Batı Kalkınma Yolu gibi projeleri tamamlayarak bölgesel bir ticaret merkezi haline gelebilir” diye konuştu.

 VFDBGHN
Irak, bölgesel meselelerin yatıştırılması ve çözüme kavuşturulmasında önemli bir rol oynaması için gereken tüm unsurlara sahip (AFP)

Araci’ye göre üçüncü adım ise yenilenebilir enerji kaynakları ile petrole ve doğalgaza yatırım yaparak, Irak'ın bölgesel ve uluslararası politikada daha fazla söz sahibi olmasını sağlamak. 2003 yılından sonra Irak'ın doğal kaynaklarını kullanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydettiğini belirten Araci, bunun da Irak'ın bölgeye ve dünyaya enerji tedarikinde kilit bir rol oynamasını sağladığını söyledi.

Dördüncü ve son adımın güvenliğin ve istikrarın arttırılması olduğunu ifade eden Araci, “Güvenlik, yatırım çekmenin ve kalkınma için istikrarlı bir ortam sağlamanın temel sac ayağıdır. Irak'ın terörizmi yenmesi ve güvenlik kabiliyetlerini güçlendirmesi, bölgesel ve uluslararası güveni arttırma fırsatı veriyor” şeklinde konuştu.

Irak'ı uluslararası çıkarların buluştuğu bir nokta haline getirmek gerektiğini söyleyen Araci, şöyle devam etti:

“Bunun için gıda güvenliği, iklim değişikliği ve ekonomik zorluklar gibi küresel meseleleri anlayarak etkili ve olumlu bir dış politika benimsemek ve uluslararası desteği çekmeye çalışmak gerekiyor. Ayrıca yatırımcıları koruyan ve yeni fırsatlar yaratan açık ve teşvik edici ekonomik mevzuat yoluyla cazip bir yatırım ortamı sağlamanın ve ekonomik topluluklara entegrasyonun yanı sıra uluslararası örgütler ve barış ve güvenlik girişimlerine katılım da gerekli.”

Vatandaşlığın ve insan onuruna saygının teşvik edilmesi

Nehreyn Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler Uzmanı Abbas Atvan, “Kendine özgü coğrafi konumu ve kadim tarihi mirasıyla Irak, bölgesel ve uluslararası düzeyde egemen ve etkili bir devlet olarak rolünü yeniden kazanma çabasında büyük zorluklarla karşı karşıya. Bu zorluklar yeni olmamakla birlikte, siyasi karar alma mekanizmasının bağımsızlığını engelleyen iç ve dış faktörlerin karşılıklı etkileşimi nedeniyle daha da çetrefilli hale geliyor” dedi. 

Irak'ın geleceğinin büyük ölçüde kendi iç kararlarını güçlendirmesine ve ulusal egemenliğini sağlamasına bağlı olduğunu belirten Atvan, “Bunun için de her türlü siyasi ve ekonomik reformun temel taşları olan vatandaşlık ve insan onuruna saygının pekiştirilmesi, vatandaşlık haklarının garanti altına alınması ve sosyal adaletin sağlanması için çalışılmasının yanı sıra, yönetimin iyileştirilmesi ve ülkenin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri olan yolsuzlukla mücadele edilmesi gerekiyor. Yolsuzluğun ortadan kaldırılması için de güçlü bir siyasi irade ve gözetim kurumlarının güçlendirilmesi, şeffaflığın artırılması, ekonominin geliştirilmesi ve altyapının iyileştirilmesine yönelik pratik planlar lazım” ifadelerini kullandı.

Atvan, doğal kaynaklara yatırım yapıp, tarım ve sanayi gibi üretken sektörleri geliştirerek ve vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak ve yatırımları desteklemek için altyapıyı iyileştirerek sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı bir öncelik haline getirme çağrısında bulundu.

Dış ortam ve egemenlik

İçeride reform gerçekleştirmenin önemine rağmen, dış ortam Irak'ın yolunu ve geleceğini belirlemede büyük bir rol oynuyor. Aynı şekilde jeostratejik konumu, Irak'ı toprakları üzerinde gerçekleşen birçok bölgesel ve uluslararası etkileşime karşı savunmasız hale getiriyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu etkileşimler akıllıca yönetilmediği takdirde, siyasi karar alma mekanizmasının bağımsızlığını zayıflatıyor.

Bağımsızlığın korunması ile dış ilişkilerin Irak'ın ulusal çıkarlarına uygun şekilde yönetilmesi arasındaki dengenin önemini vurgulayan Abbas Atvan, “Zira bu çıkarlardan uzaklaşmak Irak'ın geleceğinin yabancı güçler tarafından şekillendirilmesi anlamına geliyor. Egemenliğin ve bağımsız kararların güçlendirilmesi ise bölgede etkili bir konum elde edilmesini sağlayacaktır” yorumunda bulundu.

Atvan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Irak'taki bölgesel ve uluslararası varlık, net bir vizyona ve ülke içi ile ülke dışı arasında denge kurma becerisine sahip olması gereken liderler için büyük zorluklar teşkil ediyor. Bunu başarmak için acil sorunlara pratik çözümler sunarak ve refah dağılımında adaleti sağlayarak hükümet ve vatandaşlar arasında güven yeniden inşa edilmeli. Pozitif tarafsızlığa dayalı dengeli bir dış politika üzerinde çalışılmalı. Böylece Irak, bölgesel çatışmalarda bir çatışma arenası olmak yerine, arabulucu olarak kalmalı. Irak'ın çıkarlarını garanti altına alan ve etkin bir bölgesel güç olarak statüsünü güçlendiren ekonomik ve güvenlik girişimlerine katılarak bölgesel ve uluslararası iş birliği güçlendirilmeli.”

Irak'ın bölgesel ve uluslararası rolünü yeniden kazanabilmesi, iç reformlar ile dış ilişkilerini yönetme arasında bir denge kurmayı ne ölçüde başaracağına bağlı. Sürdürülebilir bir yönetim ve egemenlik modeli inşa edebildiği ve sürdürülebilir bir yönetişim ve egemenlik modeli oluşturabildiği zaman Irak, başkalarının çatışmaları için bir arena olmak yerine bölgede önemli bir oyuncu haline gelecek.

IMF’nin rolü

Irak Merkez Bankası eski Başkan Yardımcısı İhsan Şimran el-Yasiri, başta Uluslararası Para Fonu (IMF) olmak üzere uluslararası kuruluşların, Irak’ın da aralarında olduğu çatışma sonrası ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomi politikalarının şekillendirilmesinde önemli bir rol oynadığını söyledi. Irak ve IMF arasındaki bu ilişki, 2003 yılında siyasi rejimin değişmesinin hemen ardından, Irak hükümeti ve Irak Merkez Bankası'nın para ve maliye politikasının yollarını belirlemek için IMF ile yoğun istişarelere girmesiyle başladı.

IMF’nin para politikası ve döviz kuru konusunda Irak'a ilk katkısının 2003 yılında 1 doların bin 475 dinar olarak sabitlendiği dolar kurunu belirlemek olduğunu söyleyen Yasiri, “Daha sonra döviz kuru kademeli olarak dolar başına bin 166 dinara düşürüldü. Bunun Irak ekonomisi, özellikle de tarım ve sanayi sektörleri üzerinde önemli olumsuz etkileri oldu” dedi.

Yasiri, Irak Merkez Bankası’nın 2009 yılında bu eğilimin tehlikesinin farkına vardığını ve döviz kurunu kademeli olarak dolar başına bin 200 dinara yükseltmeye başladığını, fakat ekonominin ithal mallara bağımlı olması ve yerel ürünlerin rekabet gücünün yetersizliği sonucu bu çabaların etkili olamadığını belirtti.

IMF, özellikle Paris Kulübü borçlarının geri ödenmesine katkıda bulunan ve bu borçları orijinal değerlerinin yüzde 10'una indiren Stand-By Düzenlemesi çerçevesinde Irak'ın borç yükünün hafifletilmesinde önemli bir rol oynadıysa da bu, Irak'ın vergilendirme, gümrükler ve kamu maliyesi yönetimi de dahil olmak üzere mali ve idari performansın iyileştirilmesi alanlarında IMF'nin şartlarını yerine getirmesine bağlıydı.

CDVFBGHTYJU
Bağdat'ın kuzeyindeki Beyci Petrol Rafinerisi’nin havadan görünümü (AFP)

Döviz kurunun 2020 yılında ayarlanmasıyla ilgili olarak Yasiri, IMF'nin 2020 yılında Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası arasındaki görüşmelere katıldığını, bunun sonucunda döviz kurunun dolar başına bin 470 dinara yükseltildiğini, bu kararın büyük tartışmalara yol açtığını ve IMF'nin Irak ekonomisi için daha adil olduğunu düşündüğü dolar başına bin 600 dinara yükseltilmesini önerdiğini, ancak sonuçta bunun kabul edilmediğini belirtti.

Yasiri, IMF'nin yanı sıra Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşların da yönetimin iyileştirilmesi ve mali kaynakların yönetimi gibi alanlarda hükümete danışmanlık yaparak katkıda bulunduğunu kaydetti.

Petrol, kaynaklar ve egemenlik

Petrol sektörü uzmanı Cemil Kemmune, hem yüzeydeki hem de yeraltındaki doğal kaynakların ulusal ekonomi için hayati unsurlar olduğunu, fakat tüm tarafların egemenlik haklarını garanti altına alan adil ve dengeli bir şekilde kullanılmadıkları takdirde, komşu ülkeler arasında bir gerilim odağı haline gelebileceklerini hatırlattı.

Irak'ın bazı komşularının uluslararası anlaşmalara uymadan ortak nehirlerin kaynak sularını kullanması Mezopotamya'nın su kotasının azalmasına yol açtığı için Irak'ta su ve petrolle ilgili sorunlar ortaya çıktı. Bu ihlal, ülkenin en önemli ekonomik merkezlerinden biri olan tarım sektörünü büyük ölçüde etkiledi.

Petrol konusunda ise komşu ülkelerle paylaşılan sahalar egemenlik ve ekonomik bir sorun teşkil ediyor. Zira bazı komşu ülkelerin bu sahalardaki aşırı üretimi Irak'ın petrol rezervlerini olumsuz etkiliyor. Bu durum ekonomik kayıplara yol açarken diplomatik boşluklar yaratıyor.

Kemmune, bu sorunu çözmek için ‘üretim standardizasyonu’ politikasının benimsenmesi çağrısında bulundu. Üretim standardizasyonu, petrol üreten ülkelerin ortak sahaların kullanımını adil ve dengeli bir şekilde düzenlemek için izlediği, tüm tarafların haklarını garanti altına alan ve Irak'ın kaynakları üzerindeki egemenliğini koruyan bir politikadır.

Sınırların dış müdahalelere karşı korunması

Uluslararası sınır ve su işleri uzmanı Cemal el-Halbusi, Irak'ın stratejik coğrafi konumu ve geniş doğal kaynaklarının onu tarih boyunca ticaret ve medeniyetin merkezi haline getirdiğini, ancak aynı zamanda bu zenginlikler nedeniyle işgallere ve dış müdahalelere karşı savunmasız kaldığını söyledi.

Irak'ın sınırları üzerindeki egemenliğini güçlendirmesi ve bu sınırları müdahalelerden koruması gerektiğini söyleyen Halbusi, “Irak'ın birkaç unsuru güvence altına alması gerekiyor. Bunlardan ilki, sınırların kontrol edilmesi ve korunması. Zira kaçakçılığı önlemek için kara, deniz ve hava giriş limanlarının güvenliğinin yanı sıra uyuşturucu, döviz ve değerli metaller de dâhil sıkı mekanizmalar devreye sokulmalı” ifadelerini kullandı.

Irak'ın yolsuzluktan ve kotalardan uzak bir şekilde kaynakları yönetebilecek ve koruyabilecek vizyoner bir hükümete ihtiyacı olduğunu ve bunu başarmak için siyasi, askeri ve adli güçler arasındaki iş birliğinin arttırılması gerektiğini belirterek güçlü bir siyasi liderliğin seçilmesi çağrısında bulunan Halbusi, “Ardından dengeli uluslararası ilişkilerin sürdürülmesi geliyor. Bu da Türkiye ve İran gibi komşu ülkeler karşısında Irak'ın haklarından ödün vermeden çıkarlarının elde edilmesini sağlamak için bölgesel ve uluslararası ortamla esnek ve dengeli bir siyasi yaklaşım gerektiriyor” dedi.

CSDVFGHY
Irak'ın bölgesel ve uluslararası tüm taraflarla, özellikle de komşu ülkelerle dengeli ilişkiler kurması gerekiyor (AFP)

Dördüncü faktörün, ekonomik kalkınma ve kaynak yönetimi olduğunu belirten Halbusi, Irak'ın coğrafi konumu ile tarımsal, endüstriyel ve tarihi kaynaklarının ulusal ekonomiyi güçlendirmek ve sınırların çatışma yerine bölgesel iş birliği için bir güç unsuru haline getirmek için kullanılması gerektiğini vurguladı.

Siyasi kararların bağımsızlığı ve ülkenin coğrafi konumundan yararlanma

Siyasi analist Gassan el-Atiye, Irak’ın mevcut sınırları ve komşularıyla bir dış düşmana ihtiyacı olmadığını, zira her komşunun bir tehdit kaynağı olabileceğini düşünüyor. Bu gerçekliğin monarşi döneminden beri açıkça var olduğunu vurgulayan Atiye, “Kral I. Faysal ve Başbakan Nuri es-Said’in, 1950'li yıllarda Irak, Türkiye, İran ve Pakistan'ın taraf olduğu Bağdat Paktı aracılığıyla komşularla ilişkileri güçlendirmeye çalıştığını” belirtti.

Irak'ın 2003 yılından sonra ortaya çıkan mezhepsel ve örgütsel bölünmelerin gölgesinde bir kaos yaşadığını söyleyen Atiye, çatışan tarafların dış desteğe başvurarak komşu ülkelerin müdahalesine kapı açması nedeniyle, siyaset sahnesinin daha da karmaşıklaştığını kaydetti.

Siyasi kararların bağımsızlığı için şiddet ve dış yardımdan uzak, ortak ulusal değerlere dayalı bir birlikte yaşama formülü bulunması gerektiğini vurgulayan Atiye, ekonomik refah iç çatışmaları en aza indirebileceğinden, güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomi inşa etmenin önemini vurguladı.

Atiye, Irak'ın geleceğinin, verimliliğe dayanan, yolsuzluğu reddeden ve coğrafi konumunu büyük güçler için bir savaş arenası olmak yerine, bölgesel iş birliğini teşvik etmek için kullanan sivil bir devlet inşa etme becerisine bağlı olduğunun altını çizdi.

Irak halkını değişimdeki rolü

Siyasi analist Menaf el-Musevi, değişimde Irak halkının rolü ve Irak'ta demokrasinin zorluklarına ilişkin değerlendirmesinde, seçimlerde oy kullanmanın vatandaşların siyasi sahneyi etkilemesinin ve etkili partileri değiştirmesinin başlıca yolu olduğunu söyledi. Bununla birlikte, ülkenin demokratik süreci, büyük siyasi güçlerin çıkarlarına göre düzenlenmiş seçim yasaları gibi, etkinliğini engelleyen çeşitli zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirten Musevi, seçim yasalarının siyasi liderlerin ve büyük partilerin çıkarlarına uygun olarak hazırlandığını ve gerçek değişim şansını sınırladığını belirtti. Aynı zamanda Seçim Komisyonu'nun bağımsız olmamasının, parti kotalarının üzerindeki etkisinden kaynaklandığını ifade eden Musevi, “Bu da seçim komisyonunun şeffaflığını ve güvenilirliğini azaltıyor” dedi.

Manipülasyon ve dolandırıcılık iddiaları nedeniyle, vatandaşlar ile seçim süreci arasında güven eksikliği olduğuna dair uyarıda bulunan Musevi, seçmen katılımının 2021 parlamento seçimlerinde yüzde 41'e düşerek, 2005 yılından bu yana en düşük seviyeye gerilediğini söyledi.

Irak'ın 2019 yılındaki protestolar sırasında önemli bir halk hareketine tanık olduğunu, göstericilerin siyasi ve ekonomik reformlar talep ettiğini ve bunun hükümetin istifasına ve seçim yasasının değiştirilmesine yol açtığını hatırlatan Musevi, “Irak halkı, zorluklara rağmen gerek sandık yoluyla gerekse barışçıl halk hareketleri yoluyla değişim ve reform taleplerinde hayati bir rol oynamaya devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Geriye ise şu soru kalıyor:

Irak'ın sahip olduğu jeopolitik, istikrarını arttıran bir nimet mi olacak, yoksa onu rüzgârda savuran bir lanet olarak mı kalacak?

Bu sorunun yanıtı Iraklıların kendi iradelerine ve zorlukların üstesinden gelme ve coğrafi konumlarını kendi avantajlarına kullanma becerilerine bağlı.



Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
TT

Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran ve ona bağlı Lübnanlı ve Iraklı unsurlar arasında süren doğrudan askeri gerilim ortamında, Yemen’deki Husiler söylem düzeyinde tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyor. Örgüt, sessiz kalmayacağını vurgulasa da şu ana kadar Tahran’ın yanında doğrudan askeri müdahaleye geçmedi.

22 Mart itibarıyla, yani savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra, İran’a yakınlığıyla bilinen Husiler uyarı ve sert tonlu açıklamalarla yetinerek ‘her türlü gelişmeye hazır olduklarını’ dile getirdi. Bu söylemler, İran’ın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz geçişlerinde gerilimi genişletebileceği yönündeki tehditleriyle örtüşüyor.

Husilerin son açıklaması, kendi kurdukları yönetimin dışişleri makamına atfedilen bir bildiriyle geldi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’na ilişkin uluslararası girişimlere karşı çıkılırken, ABD’nin politikalarıyla ‘bölgeyi stratejik bir çıkmaza sürüklediği’ öne sürüldü.

Aynı açıklamada, bölge ülkeleri olası bir tırmanışa dahil olmamaları konusunda uyarıldı; ABD politikalarına ‘bağımlılık’ eleştirilirken, dış müdahalenin geniş çaplı olumsuz sonuçlar doğuracağı iddia edildi.

fgb
Husiler, Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarına onun devasa posterlerini astı. (EPA)

Açıklamada, çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği risklere dikkat çekilerek bunun küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde etkiler doğurabileceği vurgulandı. Husiler ise ‘elleri bağlı durmayacaklarını’ belirterek, savaşa dahil olma ihtimaline işaret etti.

Bu tutum, İran’dan gelen son açıklamalarla örtüşüyor. Tahran yönetimi, ABD’nin Harg Adası’na yönelik olası bir saldırısı durumunda, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de güvenliği sarsmak için Husileri devreye sokabileceği mesajını verdi ve bunu ‘direniş ekseninin seçenekleri’ arasında gösterdi.

Atılacak adımın ertelenmesi

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a siyasi ve ideolojik destek açıklamalarıyla, doğrudan askeri müdahaleden kaçınmayı bir arada yürüten bir çizgi izliyor.

Abdulmelik el-Husi, grubunun Tahran’ın yanında olduğunu vurgulayarak çatışmayı ‘İslam’a karşı bir savaş’ olarak nitelendirdi. Tüm senaryolara hazır olduklarını dile getiren el-Husi, destek amacıyla kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ancak Husiler, şu ana kadar İran’a yönelik savaşla doğrudan bağlantılı herhangi bir adım atmış değil. Daha önce değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu temkinli tutum, başta ABD ve İsrail’den gelebilecek geniş çaplı askeri saldırılara maruz kalma endişesi olmak üzere bir dizi karmaşık hesapla bağlantılı. Özellikle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb hattının küresel ticaret açısından taşıdığı kritik önem, bu çekingenliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Son iki yılda Kızıldeniz’de gemileri hedef alarak ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek gerilimi artıran grup, mevcut koşullarda bu tırmanma kartını erken tüketmek yerine ilerleyen döneme saklamayı tercih ediyor olabilir.

Bu yaklaşım, Husilere hem askeri hem de siyasi düzeyde daha geniş bir manevra alanı sağlarken, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’ içindeki konumlarını da esnek biçimde sürdürmelerine imkân tanıyor.

Önceki karşılaşma

Bu tutum, Husilerin 2023 yılı sonlarından itibaren başlattığı tırmanışın devamı niteliğinde görülüyor. Grup, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek gerekçesiyle Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık iki yıl içinde balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcı yüklü botlarla yüzlerce saldırı üstlenen örgüt, bazı gemilerin batmasına ve onlarcasının hasar görmesine yol açtı.

rggrt4g
Sana’da Husiler tarafından kurulan bir mezarlık (EPA)

Söz konusu eylemler, geniş çaplı güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Bu gelişmeler üzerine ABD ve Birleşik Krallık, Husilere ait hedeflere yönelik yüzlerce hava ve deniz saldırısı içeren bir askeri operasyon başlattı; operasyonlar daha sonra bölgesel arabuluculukla durduruldu.

İsrail de saldırılara karşılık olarak, Husilerin kontrolündeki bölgelerde limanlar, elektrik santralleri, çimento fabrikaları ve Sana Havalimanı gibi altyapı tesislerini hedef aldı. Ayrıca düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri hedef alınarak genelkurmay başkanı ve hükümet başkanıyla birlikte dokuz bakanın öldürüldüğü bildirildi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.