Şam-SDG müzakerelerinin başarısız olmasının perde arkasında ne var?

Şam-SDG müzakerelerinin başarısız olmasının perde arkasında ne var?
TT

Şam-SDG müzakerelerinin başarısız olmasının perde arkasında ne var?

Şam-SDG müzakerelerinin başarısız olmasının perde arkasında ne var?

Abbas Şerife

Suriye’de yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şara, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile arasında bu ayın başlarında Fırat'ın doğusu ve SDG'nin kaderini görüşmek üzere Şam'da yapılan toplantının ardından birkaç gün önce “Suriye'de yabancı savaşçı grupların varlığını kabul edemeyiz” açıklamasında bulundu. PKK ve YPG'yi “DEAŞ meselesini kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanmakla” suçlayan Şara'nın açıklaması müzakere sürecindeki büyük zorlukları yansıtırken başarısızlığın ve çözüm için alternatif yol arayışlarının sinyalini veriyordu.

İşte tarafların müzakereleri yürütürken kullandığı bazı kartlar, her iki tarafın sunduğu yol haritası, müzakerelerin çökmesi halinde Şam'ın yöneleceği alternatif seçenekler ve SDG'nin bu konudaki tercihleri:

Taraflar çözümü nasıl algılıyor?

Ahmed eş-Şara güçlü kartlarla ve rejimin düşmesiyle sonuçlanan ezici bir zaferle desteklenen net bir yol haritasıyla müzakere masasına otururken Mazlum Abdi, meydana gelen değişiklikleri, uluslararası ve bölgesel havanın yeni duruma doğru tersine döndüğünü ve bölge ülkelerinin yeni yönetimin Şam üzerindeki kontrolünü memnuniyetle karşıladığının farkına varamadan eski rejimle müzakere ederken elinde tuttuğu kartlarla masaya geldi.

Mazlum Abdi’nin iki kırmızı çizgisi vardı. Bunlardan birincisi, özel bir idari statüye ve diplomatik temsilciliği kabul etme ve ülkelerle anlaşmalar imzalama noktasına kadar geniş yetkilere sahip olan Özerk Yönetimin statüsünü korumak. Ancak bu hayali kanton, SDG'nin temsil ettiği varsayılan Kürtlerin özerk yönetim talepleriyle hiçbir ilgisi olmayan bir Arap çoğunluğa sahip. Dini ya da ulusal bir temelde tanımlanmayan bu kanton, yalnızca demokratik ulus fikrine dayanıyor. Burada SDG yeni bir siyasi kimlikle karşı karşıya. Zira demokratik ulusu oluşturan Fırat'ın doğusundaki halklardır ve SDG en başta Kürtlerin temsilcisi olduğunu reddediyor.

Mazlum Abdi ayrıca SDG'yi güvenlik ve askeri unsurları bakımından Şam'daki Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'na resmi, ancak sadece itibari olarak bağlı bağımsız bir oluşum olarak muhafaza etmek istiyor. Bu da ordu içinde bir ordu oluşturmak anlamına geliyor.

Abdi’nin Şam’a sunabileceklerine gelince ülkenin doğusundaki petrol ve doğalgaz kaynaklarının bir kısmının yanı sıra Şam'ın Türkiye ve Irak sınırında konuşlanmasını sağlayabilir, DEAŞ dosyasını ve bazı devlet kurumlarını Şam'a devredebilir. Bu da SDG projesinin olduğu gibi kalacağı ve SDG'nin nominal olarak Şam'a bağlı olması nedeniyle Şam'ın Suriye'nin egemenliğini korumak için Türkiye ile karşı karşıya gelmesi gerektiği anlamına geliyor.

SDG ile müzakerelerin çıkmaza girmesi halinde Şam, ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin desteğini kaldırarak SDG'ye baskı yapabilir.

Bu talepler, SDG'nin geçtiğimiz yıllarda Esed rejimiyle müzakere ettiği taleplerle tamamen aynı. Bu da SDG'nin meydana gelen tüm değişiklikleri önemsemediğini ve Şam'a karşı katı bir duruş sergilemeye devam ettiğini gösteriyor.

Öte yandan Ahmed eş-Şara Fırat'ın doğusu ve SDG meselesinin çözümü için silahların devlete teslim edilmesi ve silahların devletle sınırlandırılması, SDG güçlerinin askeri bir yapı olarak değil, Savunma Bakanlığı ve kurulacak yeni ordunun üyeleri olarak orduya dahil edilmesi, yabancı uyruklu savaşçıların Fırat'ın doğusundan çıkarılması, Fırat'ın doğusundaki tüm devlet kurumlarının, petrol ve doğalgaz kaynaklarının yanı sıra DEAŞ dosyasının ve Uluslararası Koalisyonla koordinasyonun Şam'a devredilmesi gibi çeşitli adımları kapsayan oldukça esnek bir yol haritası sundu.

Şarku’l Avsat’ın  Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şam, PKK ile bağlantılı Suriyeli SDG üyelerinin statüsünü çözmeyi ve Türkiye'nin PKK ile bağlantılı vatandaşlarının peşine düşmesini durdurmayı taahhüt ediyor. Şara ayrıca yerinden edilmiş Kürtleri Afrin'e ve sürüldükleri tüm bölgelere geri dönmelerini sağlama, Suriye'deki Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarını garanti altına alma ve Kürtlerin ulusal diyaloga ve siyasi sürece katılmalarını sağlama sözü verdi. Bu harita, Türkiye'nin çekincesine rağmen ABD yönetimi ve Avrupa Birliği'nin (AB) takdirini kazanmış görünüyor. Bu da SDG'nin bu haritayı reddetmesi halinde ABD ve Avrupa'nın desteğini kaybedeceği ve Şam'ın sorunu başka yollarla çözme konusunda serbest kalacağı anlamına geliyor.

Şam’ın ve SDG’nin elindeki alternatifler

Şam'ın Fırat'ın doğusu meselesini çözmek ve Suriye coğrafyasını birleştirmek amacıyla Şam'ın teklifinin reddedilmesi nedeniyle ABD ve Avrupa'nın SDG'ye verdiği desteği kaldırarak SDG üzerinde baskı kurmak ve Kürt Ulusal Konseyi gibi Kürt bileşeninin tarihi hakları konusunda kendisiyle müzakere edecek bir Kürt siyasi alternatifi aramak ve SDG'yi müzakere masasına geri döndürmek için Türkiye ve Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarını sınırlı askeri baskı uygulamak üzere serbest bırakmak gibi çeşitli seçenek ve alternatiflere yönelmesi muhtemel. Şam ayrıca SDG içindeki, özellikle Kandil kanadı ile Suriye kanadı arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanacak ve Suriye kanadının Kandil kanadı karşısındaki konumunu güçlendirecektir. Şam ayrıca SDG'nin sayısal gücünün yarısından fazlasını oluşturan Deyrizor Askeri Konseyi, Rakka Devrimcileri ve Sanadid Güçleri gibi SDG içindeki Arap oluşumlarla da iletişim kanalları açacak ve onlarla SDG liderliğinden uzak özel anlaşmalar yapmaya ve Savunma Bakanlığı içindeki statülerini düzenlemeye çalışacaktır. Hatta Şam bu adımları atmaya başladı bile.

SDG, Şam ile müzakere masasında elini güçlendirmek amacıyla devlet kurumlarının inşasını sekteye uğratmayı ve kaynaklarını kontrol etmeyi bir baskı kartı olarak kullanma politikası uyguluyor.

Öte yandan SDG, kendisini Suriyeli olmayan taraftar milliyetçi çıkarlar için yönetilen bir sistem projesiyle ilgili olarak görmeyen gizli bir Arap devrimine karşı savunmasız olduğu için büyük zorluklarla karşı karşıya. Bununla birlikte onu yabancı ve Suriyeli olmayan bir güç olarak gören Suriyeli Kürtlerin temsilciliğiyle ilgili olarak bir meşruiyet krizi yaşıyor. Suriyeli Kürtler, SDG'yi, Mazlum Abdi'nin Erbil ziyaretine ve Suriyeli Kürtlerin taleplerini SDG’nin öncülüğünde bir araya getirmek için Mesud Barzani ile görüşmesine (ancak görüşme başarılı olamadı) rağmen isteklerini ifade edemeyen melez bir yapı olarak görüyorlar, ancak toplantı başarılı olmadı. SDG ayrıca, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın görevi devralmasıyla birlikte ABD'nin yakında Suriye topraklarından çekilmesinin yarattığı sorunla da karşı karşıya. Çünkü ABD, SDG’yi terk edebilir. Bu da SDG’nin uluslararası korumadan mahrum kalacağı, dolayısıyla başka bir krize kapı aralanacağı, yani Türkiye’nin yakında SDG'nin inşa ettiği tüm yapıları yok edebilecek bir operasyon başlatması anlamına geliyor. En büyük kriz ise SDG'nin kararlarının temelde İran'la bağlantılı olan Kandil kanadı tarafından kontrol ediliyor olması. Bu yüzden eğer SDG, Batılı ülkelerin himayesini kaybederse İran'ın bir kolu haline gelecek.

xscdfgtr
SDG lideri Mazlum Abdi bir röportajı sırasında, 19 Aralık 2024 (Reuters)

Bu zorluklar karşısında SDG’nin elinde DEAŞ kartı ve kontrol ettiği Suriye’nin kaynakları dışında pek bir şey yok. Burada SDG'nin ABD'nin Suriye'den çekilmemesi için özellikle de Şam'ın bu dosyayı devralma ve DEAŞ'la mücadeleye devam etme sözü vermesinden sonra, DEAŞ kartını kullanması ve bir güvenlik kaosu ortamı yaratması ölümcül bir hata olur. Zira DEAŞ dosyası, diğer tüm örgütlerin dosyalarına uygun olarak kapatılması gereken bir dosyadır. Ülke kaynaklarına ve servetine gelince, Şam yönetimine siyasi tavizler vermesi için bu kaynaklarla şantaj yapmak da hata olur. Çünkü böyle bir adım, kaynaklardan mahrum olan Suriye halkı ile ahlaki bir krizle ve SDG'ye karşı hiçbir sempatinin kalmamasıyla sonuçlanır.

Ancak en ölümcül hata, özellikle Türk yapımı Bayraktar insansız hava aracına (İHA) karşı İran'dan uçaksavar ve İHA’ların SDG'ye ulaştığına dair bilgiler gelirken SDG'nin şu anda Suriye'nin kuzeydoğusunda üstünlüğü elinde bulunduran Kandil kanadı aracılığıyla, Suriye'deki nüfuzunu kaybeden İran gibi bölgesel bir müttefik arayışına girmesi olacaktır. SDG İran’dan alınan bu silahları şu an, SMO ile Menbiç ve Tişrin Barajı çevresindeki çatışmalarda kullanıyor.

SDG bir iç kriz ve Şam'la uzlaşmak, Türkiye karşıtlığına bir son vermek ve Suriye devletinin kurumlarına dahil olmak isteyen yerel kanat ile Suriyeli Kürtlerin davasını sahiplenerek Suriye'yi uluslararası ve bölgesel bir çatışma arenasına dönüştürmekte ve İran'ın gündemlerini hayata geçirmekte ısrar eden Kandil kanadı arasındaki bir gerilimle karşı karşıya. SDG'nin Şam'la müzakere masasına döndüğünde, Şam'la müzakerelerindeki uzlaşmazlığı bunun kanıtı olurken SDG, bölgede meydana gelen yerel ve bölgesel değişikliklerin farkına varmaksızın Suriye rejimine daha önce sunduğu talepleri bir kez daha ısıtıp ortaya koyuyor.

SDG, devlet kurumlarının inşasını sekteye uğratma, kaynaklarını kontrol etme ve Şam ile müzakere pozisyonunu güçlendirmek için bunları bir baskı kartı olarak kullanma politikasını benimsiyor. Ancak mesele SDG'nin de diğer güçler gibi bir sonraki aşamayı, yani farklı ideolojileri, milliyetleri ve mezhepleriyle tüm alt-devlet sistemlerinin varlığını sona erdirmeye odaklanan aşamayı anlayamamasında yatıyor. Bölge, bu dosyayı tamamen kapatmaya doğru ilerliyor gibi görünüyor.

SDG'nin geleceği büyük ölçüde bölgesel ve yerel değişkenleri doğru okuyabilmesine, bugüne kadar elde ettiği her şeyi kaybetmemek için Şam ile hızlı bir çözüm arayışına girmesine ve bu kazanımları Suriye ulusal projesi içinde kendi kararını ve kaderini belirleyerek taçlandırmasına bağlı.

Yakın vadede SDG'nin önündeki tek seçenek, Suriye siyasi ortamında hayatta kalmasını sağlamak için ülkenin kaynakları ve silah dosyası açısından önemli tavizler vermek ve Savunma Bakanlığı’na bağlı güçlere katılmak olabilir.



İsrail, tahliye uyarısının ardından Beyrut'un güney banliyölerine hava saldırısı düzenledi

İsrail-Lübnan sınırında bir İsrail topçu birliği ateş açıyor (Reuters)
İsrail-Lübnan sınırında bir İsrail topçu birliği ateş açıyor (Reuters)
TT

İsrail, tahliye uyarısının ardından Beyrut'un güney banliyölerine hava saldırısı düzenledi

İsrail-Lübnan sınırında bir İsrail topçu birliği ateş açıyor (Reuters)
İsrail-Lübnan sınırında bir İsrail topçu birliği ateş açıyor (Reuters)

Yerel medya kaynaklarına göre İsrail ordusunun sabah saatlerinde bölgedeki çeşitli mahalleleri kapsayan bir tahliye uyarısı yayınlamasının ardından, İsrail dün akşamı Beyrut'un güney banliyölerini hedef alan hava saldırısı düzenledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre İsrail'in bu ayın başlarında savaşın yeniden başlamasından beri defalarca hedef aldığı Hizbullah kalesi bölgesine yönelik son saldırıda, şehrin çeşitli yerlerinde şiddetli bir patlama sesi duyuldu.


Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışını gerçekleştirdi. Bu adımın, kadınların polis ve güvenlik alanındaki rolünü güçlendirmeyi ve farklı uzmanlık alanlarında daha geniş katılımını sağlamayı hedeflediği belirtildi.

Enstitünün açılışına paralel olarak Suriye İçişleri Bakanlığı, “el-Anud” lakabıyla bilinen ve daha önce rejimden ayrılan subay Yüsra Diyab el-Kata’na’nın albay rütbesine terfi ettirildiğini duyurdu. Kata’na’nın kökeninin Dera kırsalındaki el-Lecat bölgesine dayandığı ve Suriye devriminin ilk dönemlerinde eski rejim ordusundan ayrıldığını açıklayan ilk subaylar arasında yer aldığı ifade edildi.

İçişleri Bakanı Enes Hattab, cumartesi günü açılışta yaptığı konuşmada, enstitünün donatılması ve eğitim programlarının hazırlanmasının yaklaşık bir yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda tamamlandığını söyledi. Hattab, bu süreçte uzman bir ekibin modern polislik gereksinimlerine uygun bir eğitim ortamı oluşturmak ve kursiyerler için öğrenme ile mesleki eğitim imkânlarını sağlamak amacıyla büyük çaba harcadığını belirtti.

gth
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü yöneticileri İçişleri Bakanı’nı karşılarken (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitünün güvenlik alanında görev alacak kadın kadroların yetiştirilmesi ve eğitilmesi için uzmanlaşmış bir merkez olacağını vurguladı. Ayrıca kursiyerlere görevlerini etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilmeleri için gerekli bilgi, disiplin ve mesleki becerilerin kazandırılacağını ifade etti.

Hattab, İçişleri Bakanlığı’nın “kurtuluştan” sonraki ilk günden itibaren kadınların güvenlik ve polislik çalışmalarına ile toplumsal hizmetlere katılımını güçlendirmeyi görev edindiğini belirterek, bunun kadınların haklarını ve mahremiyetini koruyacak şekilde, toplumsal değerler ve mesleki standartlarla uyumlu biçimde yürütüleceğini söyledi.

gh
Albay rütbesine terfi ettirilen muhalif subay Yüsra Diyab el-Kata’na (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan ayrıca, halkının yanında yer almayı seçen, özgürlük ve adalet değerlerini destekleyerek eski rejimden ayrılan kadın subayları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Bu subayların bugün kuruma katılmasının kurumun deneyimine önemli katkı sağladığını ve ülke çıkarlarını ve topluma hizmeti her şeyin üzerinde tutan herkese kapı açan ulusal bir sürecin somut göstergesi olduğunu ifade etti.

Enstitü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi ise enstitünün kurulmasının, polislik çalışmalarını geliştirmeyi ve mevcut dönemin ihtiyaçlarıyla uyumlu şekilde modernize etmeyi amaçlayan ulusal bir vizyonun parçası olduğunu söyledi. Sercavi, enstitünün çeşitli toplumsal meselelerle başa çıkabilecek kadın polis kadrolarının yetiştirilmesi için uzmanlaşmış bir eğitim platformu olacağını kaydetti.

vfgbh
Kadın Polis Enstitüsü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Sercavi ayrıca enstitünün, devletin kadınların yeteneklerine ve toplumun korunması ile istikrarın güçlendirilmesindeki rollerine duyduğu inancı yansıtan kurumsal bir model oluşturma yolunda önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Açılış törenine çok sayıda güvenlik ve idari yetkili katıldı. Etkinliğin, polis kurumlarının geliştirilmesi ve en yüksek mesleki standartlara göre eğitilmiş kadın kadrolarla güçlendirilmesi çabalarının bir parçası olduğu ifade edildi. Bu adımın güvenlik sisteminin desteklenmesine ve topluma hizmetin güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

İçişleri Bakanı ayrıca enstitünün çeşitli bölümlerinde incelemelerde bulundu. Ziyaret sırasında eğitim ve hazırlık salonları ile yönetim ofisleri ve idari birimler gezildi.

67ı
İçişleri Bakanı Enes Hattab ile birlikte Kadın Polis Enstitüsü’nde inceleme yapan bazı Suriye güvenlik yetkilileri (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitü yöneticilerinden uygulanan eğitim programları ile kursiyerlerin polislik görevine hazırlanması ve eğitilmesine ilişkin mekanizmalar hakkında bilgi aldı. Tuğgeneral Sercavi de enstitüde yürütülecek çalışma planları hakkında kapsamlı bir sunum yaptı.

Enstitünün, kursiyerleri polis ve hukuk bilimleri ile saha becerilerini kapsayan uzmanlaşmış eğitim programları aracılığıyla yetiştirmeyi hedeflediği belirtildi. Ayrıca kadın polis varlığının gerekli olduğu toplumsal meselelerle başa çıkmaya yönelik yöntemler konusunda da eğitim verileceği ifade edildi.


Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
TT

Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde bir Filistinli erkek, eşi ve iki küçük çocuğunun bugün İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı.

Filistin Kızılayı da ekiplerinin, Tubas’ın güneyindeki Tamun beldesinde İsrail güçlerinin ateş açtığı bir araçtan iki yetişkin ile iki çocuğun cansız bedenlerini çıkardığını bildirdi.

İsrail ordusu ise AFP’ye olaya ilişkin haberleri soruşturduğunu açıkladı.

Ramallah merkezli Filistin Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada, ‘Tamun’da açılan ateş sonucu aynı aileden dört şehidin Tubas’taki Türk Devlet Hastanesi’ne ulaştığını’ belirtti.

Açıklamada hastaneye 37 yaşındaki bir erkek, 35 yaşındaki bir kadın ile 5 ve 7 yaşlarında iki çocuğun cenazelerinin getirildiği, hepsinin kurşun yaraları bulunduğu ifade edildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise çiftin diğer iki çocuğunun, 8 ve 11 yaşlarında olduklarını ve kurşun parçalarıyla yaralandıklarını aktardı. Ajans, İsrail güçlerinin bugün erken saatlerde ailenin bulunduğu araca ateş açtığını bildirdi.

İsrail, Batı Şeria’yı 1967 yılından bu yana işgal altında tutuyor. Bölgede şiddet, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşından bu yana artış gösterdi.

Yerleşimci şiddeti de artış gösterdi. Özellikle İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olarak nitelendirilen mevcut hükümetin, yerleşim faaliyetlerini hızlandırmasıyla bu artış dikkat çekti. Hükümetin 2025 yılında 54 yeni yerleşim biriminin inşasına onay verdiği, bunun da rekor bir sayı olduğu belirtildi.

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim’den bu yana yürürlükte olan ateşkes anlaşmasına rağmen şiddetin seviyesi düşmedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Gazze savaşının başlamasından bu yana Batı Şeria’da bazıları savaşçı olmak üzere bin 45’ten fazla Filistinli, İsrail askerleri veya yerleşimciler tarafından öldürüldü.

Aynı dönemde resmi İsrail verilerine göre, Filistin saldırılarında ya da İsrail askeri operasyonları sırasında aralarında siviller ve askerlerin de bulunduğu en az 45 İsrailli hayatını kaybetti.