Suriye’deki grupların sayıları ve gelecekleri

Grupları yeni bir orduda birleştirmek mümkün mü?

Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)
Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)
TT

Suriye’deki grupların sayıları ve gelecekleri

Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)
Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)

Abbas Şerife

Suriye'de 8 Aralık 2024 tarihinden sonraki askeri tablo, coğrafya üzerinde kontrolü paylaşan çeşitli askeri oluşumlar olarak ortaya çıktı. Askeri Operasyonlar İdaresi ülkenin yüzde 60'ını kontrol ediyor gibi görünürken, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) hala ülkenin kuzeydoğusunu kontrol etmeye devam ediyor. Ülkenin güneyinde Dera, Suveyda ve Tanf bölgesinde çeşitli gruplar, kuzeyde ise Geçici Hükümete bağlı Suriye Milli Ordusu (SMO) ve nominal olarak SMO'ya bağlı olan, ancak Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki Askeri Operasyonlar İdaresi tarafından Savunma Bakanlığına bağlı birleşik bir ordu altında birleştirilmesi çağrısı yapılan gruplar bulunuyor.

Şam'da 29 Ocak 2025'te düzenlenen Zafer Konferansı’na SDG ve Suveydalı gruplar hariç tüm gruplar katıldı ve çok önemli kararlar alındı. Bunlar arasında Ahmed eş-Şara'nın geçici cumhurbaşkanı olarak atanması kararı da vardı ve bu karar, söz konusu grupların artık sadece askeri sahneyi değil, devrimci meşruiyet yoluyla geçiş döneminin siyasi sahnesini de şekillendireceği anlamına geliyordu.

1- Kuzey'deki askeri tablo

“SMO”

SMO, Esed rejimine muhalif bazı gruplardan oluşan, 2017 yılında Türkiye'nin desteğiyle kurulan ve tüm Suriyeli muhalif grupları tek bir çatı altında birleştirmeyi amaçlayan askeri oluşum. Afrin, Rasulayn ve Tel Abyad'da, DEAŞ ve SDG'ye karşı savaşan SMO’nun resmi rakamlar olmamakla birlikte 29 bin savaşçısının olduğu tahmin ediliyor.

SMO başlıca üç birlikten oluşmaktadır. Tuğgeneral Hasan Hamada başkanlığındaki Savunma Bakanlığı, Abdurrahman Mustafa başkanlığındaki Geçici Hükümete, o da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonuna (SMDK) bağlıdır.

HTŞ ve müttefiki gruplar açıkça en disiplinli ve Şam'daki yeni yönetimin Savunma Bakanlığı bünyesine katılıp kendilerini tereddütsüz feshetmeye en istekli gruplardır.

Birinci Kolordu – SMO

Yaklaşık 9 bin kişilik Birinci Kolordu, Halep'in kuzeyi, Afrin, Rasulayn, Tel Abyad, Cerablus ve El Bab'da konuşlu. Kolorduya Tuğgeneral Mutaz Raslan komuta ediyor. Tüm birlikleri Şam'daki Savunma Bakanlığı'na katılan kolordu çatısı altındaki gruplar, Savunma Bakanlığı'nın düzenlemesine girmeye hazır olduklarını açıkladı.

İkinci Kolordu - SMO

Yaklaşık 14 bin kişilik İkinci Kolordu, er-Rai, Afrin, El Bab ve Rasulayn bölgelerinde konuşlanmış durumda. Fehim İsa tarafından yönetilen kolordu, Şam'da Savunma Bakanlığı ile görüşen ve Savunma Bakanlığı bünyesine katılarak bakanlıkla birlikte düzenleme ve koordinasyon yapmaya hazır olduklarını ifade eden çeşitli gruplardan oluşuyor.

Üçüncü Kolordu - SMO

Yaklaşık 6 bin kişilik SMO'nun Üçüncü Kolordusu, Suriye'nin kuzeyindeki Halep kırsalında yer alan Azez, El Bab ve Marea kentleri ve çevresinde konuşlu.

sacdfvgtr
Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)

Suriye Milli Ordusu komutanlarından Azzam Garib ve tüm gruplar, hiçbir şart ya da çekince ifade etmeden Şam yönetimine bağlı Savunma Bakanlığı bünyesine dahil olmaya hazır olduklarını açıklamış ve tüm liderleri 29 Ocak 2025'te Şam'da düzenlenen Zafer Konferansı’na katılmıştır.

Ulusal Kurtuluş Cephesi

SMO'ya nominal olarak bağlı Suriyeli bir silahlı grup olan Ulusal Kurtuluş Cephesi, Mayıs 2018'de Suriye'nin kuzeybatısındaki 11 grup tarafından kuruldu ve 28 Mayıs 2018'de resmen ilan edildi. Feylak-ı Şam (Şam Lejyonu) komutanlarından Fadıl Allah el-Hacci grubun genel komutanı, Ceyşu’n-Nasır'dan Muhammed Mansur ise el-Hacci’nin yardımcısı ve grubun askeri komutanı oldu.

SMO'nun İdlib’te ve Halep'in batı kırsalında yaklaşık 25 bin unsuru bulunuyor. Tüm bu gruplar Askeri Operasyonlar İdaresi ile üst düzey bir koordinasyon içinde. Yeni yönetimde Savunma Bakanlığı bünyesine dahil olmaya hazır olduklarını ifade eden Ulusal Kurtuluş Cephesi gruplarının tüm liderleri Zafer Konferansı’na katılım gösterdi.

HTŞ ve müttefiki gruplar

HTŞ, 28 Ocak 2017 tarihinde Feth’uş-Şam Cephesi, Nureddin Zengi Hareketi (daha sonra bu hareketten ayrıldı), Ensaruddin Cephesi ve Liva el-Hak gruplarının bir araya gelmesiyle kuruldu.

HTŞ ve müttefiki gruplar, Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgelerin kontrolünü ele geçirerek ‘Ulusal Kurtuluş Hükümeti’ adında sivil bir yönetim kurdu ve 2020-2024 yılları arasındaki ateşkes döneminden faydalanarak 18 muharip tugay oluşturdu.

HTŞ, Türkistan İslam Partisi, Kafkas Askerleri (Ecnadu'l Kavkaz), Ensar’ut-Tevhid, Ceyş’ul-İzze, Sukur eş-Şam ve Ahrar’uş-Şam gibi müttefiki olan gruplarla birlikte 27 Kasım 2024 tarihinde başlayan ve Beşşar Esed rejiminin düşmesi ve Askeri Operasyonlar İdaresi’nin 8 Aralık 2025 tarihinde Şam'a girmesiyle sona eren Saldırganlığı Caydırma Operasyonu'nu planladı.

HTŞ ve müttefiki gruplar açıkça en disiplinli ve Şam'daki yeni yönetimin Savunma Bakanlığı bünyesine katılıp kendilerini tereddütsüz feshetmeye en istekli gruplardır. Tüm liderleri de Şam’da gerçekleşen Zafer Konferansı’na katılmıştır.

2- Ülkenin kuzeydoğusundaki askeri tablo

Suriye Demokratik Güçleri (SDG)

Yapısı, konuşlanması ve unsurlarının sayısı

2015 sonbaharında kurulan SDG'nin başlıca faaliyet alanı, Suriye'nin kuzeyinde Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bir sınır bölgesi olan Haseke iline bağlı Kamışlı ilçesidir.

SDG'nin en başından beri ABD tarafından doğrudan desteklendiği ve DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) yerel ortağı olmak üzere kurulduğu herkes tarafından biliniyor. DMUK’un kurulduğunun duyurulduğu 2014 eylülünden bu yana DMUK güçleri, Suriye ve Irak'taki silahlı grup ve örgütleri desteklemek için çalıştı.

SDG, kendisini Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı kabul etmeye zorlayabilecek, Arapların öfkesi, Türkiye’nin harekât tehdidi ve ABD'nin bölgeden çekilme ihtimali gibi pek çok baskıyla karşı karşıya.

ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) göre Mart 2017'de SDG'nin yüzde 40'ını Kürtler, yüzde 60'ını ise Araplar oluşturuyordu. Ancak başka kaynaklar, SDG içindeki Arapların oranının daha düşük olduğuna işaret ediyor. Bununla birlikte tüm taraflar SDG liderliğiinin Kürtlerde olduğunda hemfikir.

SDG’yi oluşturan güçler

1- Halk Koruma Birlikleri (YPG): SDG'nin belkemiğini oluşturan bir Kürt silahlı gücüdür. SDG YPG tarafından oluşturulmuş ve ABD'nin askeri desteğini almıştır. PKK'nın Suriye kolu olan sol görüşlü Kürt grubu Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) silahlı kanadı olarak 2014 yılında kurulan YPG, Haseke’nin çeşitli bölgelerinde konuşlu yaklaşık 20 bin unsura sahiptir.

2- Kadın Koruma Birlikleri (YPJ): YPG'nin kadın kanadı ve SDG'nin bir parçasıdır.

3- Süryani Askeri Konseyi: Kamışlı’da faaliyet gösteren Süryani Askeri Konseyi bünyesinde 70 silahlı unsurun olduğu tahmin ediliyor.

4- Sanadid Güçleri: Şammar aşiretinin oluşturduğu silahlı bir güç olan Sanadid Güçleri, Nur Hamidi el-Cerbe liderliğinde yaklaşık 2 bin üyesiyle Haseke’de konuşlu.

5- Liva el-Suvvaru'l Rakka: Sayıları yaklaşık bin 500 kişidir. Aslen Rakkalı olan ve Ebu İsa künyesiyle bilinen Ahmed el-Osman bin Alluş liderliğinde, çoğunluğu el-Velde aşiretinden olmak üzere Rakka halkından oluşan bir aşiret gücüdür.

6- Deyrizor Askeri Konseyi: El-Akidat ve el-Bakara aşiretlerinden 15 bin silahlı unsurdan oluşan Deyrizor Askeri Konseyi’nin başında İyad Türki el-Habil bulunuyor.

SDG içindeki Arap güçlerin yine SDG içindeki Kürt güçleriyle coğrafya ve ABD’nin desteği dışında hiçbir ortak noktası bulunmuyor. Dolayısıyla Arap güçlerin siyasi görüşü, şimdiye kadar Fırat'ın kuzeydoğusunda kendi mekansal ve örgütsel özgüllüğü olan ve Şam'daki yeni yönetim tarafından reddedilen bir askeri yapı dışında Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı reddeden YPG'ninkinden tamamen farklı.

SDG, kendisini Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı kabul etmeye zorlayabilecek, Arapların öfkesi, Türkiye’nin harekât tehdidi ve ABD'nin bölgeden çekilme ihtimali, tüm Kürt bileşenleri temsil etmemesi ve ‘Kandil kanadının’ (PKK'nın Kandil Dağları'ndaki liderliği) kontrolü gibi pek çok baskı aracıyla karşı karşıya. Tüm bunlar, Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi arasında Fırat'ın doğusu meselesini çözmeye ve SDG'nin Savunma Bakanlığı içindeki statüsünü düzenlemeye yönelik bir mutabakata varılmasına yol açabilir. Ancak SDG'nin Zafer Konferansı’na katılmaması bir olumsuzluk olarak görüldü.

3- Suriye’nin güneyindeki askeri tablo

Dera'daki gruplar, Rusya'nın 2018 yılında Dera’yı işgal etmesinin ardından Moskova, Washington ve Amman arasında varılan anlaşmadan sonra da varlığını sürdürdü.

Dera

Dera’da 2018 yılından ve Rusya’nın arabuluculuğundaki çözümden sonra bölgeye giren en önemli grup, daha önce Rusya tarafından şekillendirilen 5.Kolordu ile çalışan Ahmed el-Avde liderliğindeki 8. Alay oldu.

Suriye’nin güneyi, Askeri Operasyonlar İdaresi'nin Dera'nın kontrolünü devralmasına ve polis karakolları ile devlet kurumlarını ele geçirmesine rağmen, en endişeli bölgelerden biri

Ahmed el-Avde, Suriye’deki yeni yönetimin Savunma Bakanlığı tarafından silahlı grupların tek bir ulusal orduya entegre edilmesi çağrısının yapılmasından sonra silahlarını teslim etme ya da 8. Alay’ı lağvedip yeni yönetime katılma konusunda net bir isteklilik göstermediği gibi, Savunma Bakanlığı bünyesine katılma önerisini de reddetti.

Batı bölgesinde ‘Merkezi Komiteler’ ile Neva'dan Tafas'a, Yaduda'dan Hayt bölgesine kadar tüm batı bölgesini kontrol eden Ebu Hayyan Hayt liderliğindeki eski Ahrar’uş-Şam Grubu ve daha önce Ahrar’uş-Şam Grubu ile çalışan Muzayrib Grubu üyeleri konuşlu.

csdfvgrth
Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)

Suriye’nin güneyi, Askeri Operasyonlar İdaresi'nin Dera'nın kontrolünü devralmasına ve polis karakolları ile devlet kurumlarını ele geçirmesine rağmen, en endişeli bölgelerden biri. Bu grupların çoğu, Askeri Operasyonlar İdaresi ve HTŞ ile arasının bozulmasını istemiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre 8. Alay'ın Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı reddetmesi, yeni yönetimle müzakere koşullarını iyileştirmek ve bazılarının Askeri Operasyonlar İdaresi tarafından Dera'ya gönderilen kişilerden duyduğu memnuniyetsizlikten kaynaklanıyor gibi görünüyor. Ancak Dera'daki tüm gruplar Şam’da yapılan Zafer Konferansı’na katıldı, hatta Ahmed el-Avde konferansa yardımcısını gönderdi.

Suveyda

Şeyh Yahya el-Haccar liderliğindeki Rical el-Kerame (Onurlu Adamlar) Hareketi, Leys el-Balus liderliğindeki Şeyh el-Kerame Gücü ve Şeyh Süleyman Abdulbaki liderliğindeki Ahrar’ul-Cebel Topluluğu ve daha önce Malik Ebu Hayr'ın lideri olduğu Tugay Partisi’nin bir kolu olan ve ondan ayrıldıklarını açıklayan, ancak ayrılığın etkili olup olmadığı henüz anlaşılamayan Terörle Mücadele Güçleri, Suveyda’daki en önemli gruplardır.

Suveyda’da ayrıca eski komutanı Merhac el-Ceramani’nin bir suikasta kurban gitmesinin ardından yerine yeni bir komutan atanmayan Liva El Cebel ile Salhad bölgesi ve Suveyda’nın batı kırsalında Liva El Cebel’e bağlı El-Aliya Gücü de konuşlu.

Bu grupların kaç kişiden oluştukları bilinmiyor. Çünkü bu gruplar özellikle Dürzilerin çoğunlukta olduğu bölgeleri korumak, DEAŞ’ın saldırılarını püskürtmek ve Suriye rejimine bağlı güçlerle çatışmak amacıyla Suveyda'da ve Şam kırsalındaki Cermana ve Sahnaya beldeleri gibi bölgelerde konuşlu.

Çatışan tüm gruplar Savunma Bakanlığı'na ve yeni yönetime katılmaya hazır ve istekli olsalar da yeni yönetimin reddettiği bazı milli ya da dini özellikleri garanti eden siyasi şartlar öne sürdüler.

Suveyda’daki tüm bu gruplar devrimi, bayrağını kabul edip hedeflerini benimserken, bölgedeki Dürzilerin ruhani lideri Şeyh'ul Akl Hikmet Selman el-Hicri’ye tabiler.

Ancak Şeyh Ahrar’ul-Cebel Topluluğu lideri Süleyman Abdulbaki gibi bu gruplardan bazılarının liderleri Şam'ı ziyaret edip yeni yönetimle görüşmüş olsa da Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı ve silahlarını teslim etmeyi hala reddediyorlar. Şeyh'ul Akl Hikmet Selman el-Hicri de Suveyda'nın haklarını ve sivil bir devlet kurulmasını garanti altına alan ve ordunun partizan olmayan milli bir ordu olmasını öngören bir anayasa yazılmadan, Suveydalı silahlı grupların Savunma Bakanlığı bünyesine katılmasını reddettiğini açıkladı. Suveydalı grupların Zafer Konferansı'na katılmaması da özellikle davetiyelerin Şam yönetimi tarafından gönderilmiş olması nedeniyle, tutumları hakkında soru işareti yarattı.

El-Badiye ve et-Tanf bölgeleri

Suriye Özgür Ordusu (SÖO)

Yeni Suriye Ordusu (YSO) ya da Devrimci Komando Ordusu olarak da bilinen Suriye Özgür Ordusu (SÖO), ABD ve Ürdün'ün desteği ve eğitimiyle ilk kez 2015 yılında ortaya çıktı. DEAŞ ve Suriye rejim güçlerinin yanı sıra İran'ın Suriye'deki hamlelerine karşı savaşmak amacıyla Ürdün ve Irak sınırındaki ABD'ye ait et-Tanf Askeri Üssü’nü merkez olarak kullandı.

Bazı tahminlere göre YSO, ABD güçleri tarafından sürekli olarak eğitilen o bölgedeki aşiret mensuplarından devşirilen 2 bin 500 kişilik bir güce sahip. 2022 yılında YSO adını alan grubun yeni lideri Ferid Kasım, 2024 yılında görevden alındı ve yerine Salim Turki el-Antri getirildi. Antri halen bu görevi sürdürüyor.

YSO, Suriye’deki yeni yönetim ve Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kusra ile birçok toplantı gerçekleştirdi. YSO'nun Savunma Bakanlığı’na ve Şam'daki yeni yönetime bağlanması konusunda nihai anlaşmaya varıldı. YSO komutanları da Zafer Konferansı'na katılarak konferanstan çıkan tüm kararları ve sonuçları destekledi.

Sonuçlar

Şam'da HTŞ liderliğindeki yeni yönetimin, askeri grupları birleşik bir askeri savunma sistemi ve net bir ulusal savaş doktrini içinde bir araya getirmek, bagajlar ve anlatılarla dolu karmaşık bir partizanlık halinden birleşik bir milli ordu sistemine geçmek için birçok zorlukla karşılaşacağı kesin. Dolayısıyla bu geçiş süreci, özellikle farklı bir siyasi projeyi benimseyen SDG ile ve belki de güneydeki gruplarla kolay olmayacak.

SMO ve Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne gelince, özellikle kuzeydeki destekçileri Türkiye’nin onları Şam ile anlaşmaya yönlendirmesi nedeniyle sürecin daha kolay olacağı açıktır.

Çatışan tüm gruplar genel olarak Savunma Bakanlığı'na ve yeni yönetime katılmaya hazır ve istekli olsalar da yeni yönetimin reddettiği bazı milli ya da dini özellikleri garanti eden siyasi şartlar öne sürdüler. Ancak siyasi ve coğrafi zorlamalar ile gelecek korkusunun, özellikle muhafazakâr tarafların korkularının dağılması halinde, projenin tamamlanması için tüm tarafları taviz vermeye zorlaması bekleniyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.