Hamas iktidardan “onurlu bir çıkış yolu” mu arıyor?

Siyasi ve askeri kadrolarına karşı uzun bir suikastlar zincirinin ardından Hamas’ı ne bekliyor?

İsrailli rehineleri Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah'te Kızıl Haç ekibine teslim etmeden önce onlara eşlik eden Hamas üyeleri, 8 Şubat 2025 (AFP)
İsrailli rehineleri Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah'te Kızıl Haç ekibine teslim etmeden önce onlara eşlik eden Hamas üyeleri, 8 Şubat 2025 (AFP)
TT

Hamas iktidardan “onurlu bir çıkış yolu” mu arıyor?

İsrailli rehineleri Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah'te Kızıl Haç ekibine teslim etmeden önce onlara eşlik eden Hamas üyeleri, 8 Şubat 2025 (AFP)
İsrailli rehineleri Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah'te Kızıl Haç ekibine teslim etmeden önce onlara eşlik eden Hamas üyeleri, 8 Şubat 2025 (AFP)

Salim er-Reyyis

Hamas Hareketi’nin askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları, geçtiğimiz ocak ayı sonlarında sözcüsü Ebu Ubeyde aracılığıyla, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik 470 gün süren imha savaşı sırasında, 2024 yılının temmuz ayında İsrail ordusu tarafından düzenlenen bir hava saldırısında Kassam Tugayları Genel Komutanı Muhammed ed-Dayf'ın öldüğünü duyurdu. Oysa Hamas, bundan önce yaptığı birkaç açıklamada Dayf’ın öldüğü iddiaları yalanlanmıştı. Dayf’ın öldüğü, Hamas ile İsrail arasında ateşkes ve esir takası anlaşmasına varıldığının duyurulmasının üzerinden yaklaşık iki hafta geçtikten sonra açıklandı.

İzzettin el-Kassam Tugayları, İsrail'in Hamas'ın ikinci adamı olarak gördüğü Dayf'ın yanı sıra, aralarında Genel Komutan Yardımcısı Mervan İsa'nın da bulunduğu bazı askeri konsey liderlerinin, Kassam Tugaylarının Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinden sorumlu üç komutanının ve İsrail ordusunun savaş sırasında öldürüldüklerini açıkladığı, ancak Hamas ya da Kassam Tugayları tarafından doğrulanmayan başka komutanlarını da yitirdi.

Kassam Tugayları, Hamas Hareketi’nin 1987 yılında kurulmasından beri yaklaşık kırk yıldır İsrail ordusuyla girdiği tüm askeri çatışmalarda güvendiği askeri gücün kaynağı olduğu için hareket tarafından güvenliğinin garantörü olarak görülüyor. Hamas, geçtiğimiz yılın temmuz ayı sonlarında İsrail tarafından İran'da öldürülen eski Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin başkanlığında ulusal birlik hükümeti kurduktan sonra, Filistin Yasama Meclisi (PLC) seçimlerine katılmasından bir yıl sonra 2007 yılında Gazze Şeridi'nin askeri kontrolünde en önemli rolü oynayan bu askeri kanadına güveniyordu.

Hamas liderlerinin 2007'den önce Fetih Hareketi (El Fetih) tarafından yönetilen Filistin Ulusal Yönetimi (PNA) liderleriyle çatışmasının ardından Hamas, Kassam Tugayları'nı kullanarak PNA’nın güvenlik güçleriyle çatıştı. Bunun sonucunda PNA geri çekildi ve Hamas, iktidarı ele geçirerek Gazze'de silah zoruyla kendini kabul ettirdi. Hamas, Gazze Şeridi'ni yönetmek için polis ve güvenlik teşkilatları kurmanın yanı sıra, özellikle varlığını etkileyebilecek ve bugüne kadar iktidarını ve kontrolünü sürdürmesini sağlayacak güvenlik sorunlarının takibini tamamen Kassam Tugayları üyelerinin ve komutanlarının uzmanlığına ve yeteneklerine bıraktı.

Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki 17 yıllık iktidarı, çatışmaları ve savaşları sırasında Kassam Tugayları'nın önde gelen birçok komutanı, İsrail ordusu tarafından suikasta uğradı. Bunlardan bazıları hedefine ulaşırken, özellikle geçtiğimiz yıllarda Dayf’a yönelik birçok suikast girişimi başarısız oldu. Ancak İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü son imha savaşı, Kassam Tugaylarının en fazla ve en önde gelen komutanlarının öldürüldüğü en uzun süreli ve en şiddetli savaş oldu. Bu da Kassam Tugayları içinde çok sayıda üst düzey makam ve mevkiin bir sonraki aşamada boş kalacağı anlamına geliyor.

Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki 17 yıllık iktidarı, çatışmaları ve savaşları sırasında Kassam Tugayları'nın önde gelen birçok komutanı İsrail ordusu tarafından suikasta uğradı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Filistinli yazar ve siyasi analist Aziz el-Masri değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana Hamas ve askeri taburları, savaş sırasında, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ni bölmesi ve kara işgalleri sırasında geniş alanları ele geçirmesi ve kontrol etmesi sonucunda birçoğuyla iletişimin kesildiği kayıp komutanlarını ve savaşçılarını arıyor. Öyle ki sadece askeri komutanlar için değil, aynı zamanda Hamas'ın daha sonra suikast düzenlendiğini açıkladığı bazı siyasi liderler ve Siyasi Büro üyeleri için de yer altında tünellerde ve yer üstünde aramaların yoğunlaştırılması gerekti.”

Hamas'ın aralarında Dayf ve İsa'nın da bulunduğu çok sayıda askeri liderinin savaş sırasında İsrail'in tarafından düzenlenen suikastlar sonucunda öldürüldüğünü kesin olarak bildiğini belirten Masri’ye göre Hamas, bu bilgiye sahip olmasına rağmen güvenlik kaygıları nedeniyle o dönemde bunu resmi olarak açıklayamadı. Bu durum İsrail'in ve ordusunun, suikast operasyonlarının gerçekleştirildiği dönemdeki başarısının belirsizliği karşısında şaşkınlığa düşmesine yol açtı.

Bunun yanında ateşkes yürürlüğe girdikten sonra Hamas ve Kassam Tugayları savaşın fiilen bittiğini düşündü. Bu yüzden resmi yas ilanın yanı sıra, fedakarlıklarını ve son yıllarda İsrail'e karşı gerçekleştirdikleri askeri eylemleri onurlandırmak ve en önemlisi de Hamas'ta Şura Konseyi, Siyasi Büro, Askeri Konsey ve diğer kurumlarda iç seçimlere hazırlık için suikasta kurban giden liderlerin isimlerinin açıklanması gerekiyordu.

Masri’nin edindiği bilgilere göre Hamas iç seçimlerini, en geç bu yılın ilk yarısında Cezayir'de yapmayı planlıyor. Bu da İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü son savaş sırasında Gazze’de ve Gazze dışında Hamas’ın çeşitli liderlik kademelerindeki 30'dan fazla liderini öldürmesinin ardından Şura Konseyi, Siyasi Büro ve Askeri Konsey'de boş kalan çok sayıda makama yeni isimler getirmek için yaptığı düzenlemelere uygun.

Başta Muhammed ed-Dayf olmak üzere, Askeri Konseyin üst düzey komutanlarının suikasta uğraması sonucunda meydana gelebilecek değişikliklerle birlikte, Dayf Gazzeliler arasında tanınmadığı ve İsrail ordusu ile istihbarat servisleri onun kişiliği ve geçmişi hakkında son yıllarda spekülasyonlar yaptığı için geriye “Hamas'ın askeri kanadı olarak Kassam Tugayları'nı ne bekliyor? Önceki yıllarda olduğu gibi varlığını ve askeri çalışmalarını sürdürebilecek mi?” gibi sorular kalıyor.

Hamas'ın Askeri Konseyi feshetme ya da çalışmalarını ve rolünü sınırlama niyetinde olduğuna dair herhangi bir işaret bulunmadığını, özellikle son yıllarda sadece savaşla ilgili kararlarda değil, İsrail ile müzakerelerde ve Gazze Şeridi'ndeki 17 yıllık iktidar sırasındaki kararların alınmasında da önemli bir söz sahibi olduğunu düşünen Masri, “Bazen askeri kanat tarafından alınan kararlar siyasi kanadın elini kolunu bağladı” değerlendirmesinde bulundu.

Masri, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hamas'ın önümüzdeki dönemde askeri adımlardan çok siyasi adımlar atmasını gerektiren bir sonraki aşamaya hazırlık olarak, geçmişe kıyasla daha düşük düzeyde askeri eyleme başvurabileceğine inanıyorum.

İsrail sadece siyasi ve askeri düzeyde değil, hükümet düzeyinde de Hamas liderlerine suikastlar düzenledi. Örneğin, savaşın ilk aylarında Hamas hükümetinin Çalışma Takip Komitesi Başkanı İsam ed-Dalis ve Hamas'a bağlı çeşitli bakanlıkların yetkililerinin öldürülmesi hükümette boşluklara neden oldu.

Hamas, önümüzdeki dönemde askeri adımlardan çok siyasi adımlar gerektiren yeni bir aşamaya hazırlık anlamında, geçmişe kıyasla daha düşük düzeyde askeri eylemlere başvurabilir.

İsrail, Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş sırasında tekrarladığı gibi Hamas'ı ortadan kaldırmayı başaramamış olabilir. Oysa bu, daha savaşın ilk günlerinden beri İsrailli yetkililerin, özellikle de savaşı hedeflerine ulaştıracağını ve Hamas'ın Gazze'deki varlığını ortadan kaldıracağını defalarca kez tekrarlayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ana hedeflerinden biriydi. Ancak Hamas’ın tüm kademelerini etkileyen suikastlar, mevcut liderlerini düşünmeye ve iktidardan çıkmanın bir yolunu aramaya itti. Masri'ye göre Hamas, Filistin siyaset sahnesindeki varlığını sürdürmeye çalışırken onurlu bir şekilde, en azından parçaları toplayana kadar önümüzdeki birkaç yıl boyunca iktidardan uzak duracak.

XCDVFGBR
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki yıkımın boyutlarını gösteren bir fotoğraf, 20 Ocak 2025 (Reuters)

Hamas’ın eski Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin, üst düzey yetkililerinden Salih Aruri’nin, Heniyye'nin yerine geçtikten sonra Siyasi Büro Başkanı olan ve İsrail tarafından 7 Ekim 2023 saldırısını planlamakla suçlanan Yahya Sinvar'ın ve tüm bu suikastlara kurban giden diğer üst düzey liderlerin öldürülmesi gibi savaş sırasında başına gelenlerden sonra Hamas, iktidardaki ve siyaset sahnesindeki varlığını nasıl devam ettirecek?

Filistinli yazar ve siyasi analist Masri, bu noktada şu değerlendirmelerde bulundu:

“Birinci yol olarak Gazze Şeridi'ndeki güvenlik ve idari unsurlarını, Gazze Şeridi'nde yönetimi yeniden tesis edebilecek Filistin Yönetimi kurumları ve bakanlıkları içine entegre edebilir.  İkinci yol ise Filistin hükümetinde çeşitli görevler üstlenebilecek Hamas ile bağlantılı kişiler aracılığıyla, dolaylı olarak Filistinlilerin siyasi ortaklığına yönelik bir girişimde bulunabilir.”

Masri, hedefine ulaşmasını sağlamak amacıyla ve geçtiğimiz aylarda Arap ülkeleri ve uluslararası toplumun arabuluculuk çabalarıyla İsrail ile yapılan müzakerelere paralel olarak, Hamas'ın iktidardan çıkmanın bir yolunu bulmak ve kalan üyelerinin ve liderlerinin zarar görmeyeceğine dair güvence almak için Arap ülkeleri ve ABD yönetimine yakın isimler ve hükümetler de dahil olmak üzere, Batılı taraflarla istişareler yürüttüğüne ve yürütmekte olduğuna dikkat çekti.



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.