HTŞ: Kökenler, ideolojik değişimler ve siyasi ideoloji

Bir örgütün devlet için kendisini lağvetmesi

Suriye geçiş hükümeti tarafından yayınlanan bir fotoğrafta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Şam'daki başkanlık sarayında İspanya Dışişleri Bakanının gelişini beklerken, 16 Ocak 2025 (AFP)
Suriye geçiş hükümeti tarafından yayınlanan bir fotoğrafta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Şam'daki başkanlık sarayında İspanya Dışişleri Bakanının gelişini beklerken, 16 Ocak 2025 (AFP)
TT

HTŞ: Kökenler, ideolojik değişimler ve siyasi ideoloji

Suriye geçiş hükümeti tarafından yayınlanan bir fotoğrafta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Şam'daki başkanlık sarayında İspanya Dışişleri Bakanının gelişini beklerken, 16 Ocak 2025 (AFP)
Suriye geçiş hükümeti tarafından yayınlanan bir fotoğrafta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Şam'daki başkanlık sarayında İspanya Dışişleri Bakanının gelişini beklerken, 16 Ocak 2025 (AFP)

Abbas Şerife

Ahmed eş-Şara tarafından kurulan ve ilk adı Nusra Cephesi olan Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ), 2011 yılı sonlarında Ebubekir el-Bağdadi'nin desteği ve yönlendirmesiyle DEAŞ’ın Suriye devrimindeki bir koluydu. Ancak HTŞ, Suriye'de rejime karşı birkaç üst düzey ve başarılı askeri operasyon gerçekleştirmesinin ardından güçlenmesi ve halk arasında iyi bir itibar kazanmasının sonrası takipçilerinin ve destekçilerinin sayısı arttı ve binlerce yabancı savaşçıyı saflarına çekti.

DEAŞ tamda bu noktada HTŞ’nin kendi aleyhine olacak şekilde büyüdüğünü hissetti ve Suriye'ye girerek Nusra Cephesi'nin DEAŞ’a bağlılığını ilan etmesi ve tüm askeri, insani ve mali kazanımlarını DEAŞ bünyesine katması için “Nusra Cephesi” adı altındaki çalışmaları iptal etme kararı aldı. Ancak Nusra Cephesi’nin lider kadrosu, DEAŞ’ın Irak koluna biat etmenin hatalar ve felaketlerle dolu Irak deneyimini tekrarlayacağını, mezhep savaşına dönüşeceğini ve DEAŞ’a biat etmeyi kabul etmesi halinde devrimin elde ettiği tüm kazanımları yok edeceği düşüncesiyle öne atılmaya ve El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri'ye bağlılığını ilan ederek aralarında dönüşü olmayacak ayrılık hikayesini başlatmaya karar verdi. HTŞ böylece bir yandan İslami referans noktasını korurken diğer yandan uluslararası ve bölgesel koşulları ve Suriye'deki yerel toplumun doğasını dikkate alarak pragmatik ve gerçekçiliğe dayalı farklı bir siyasi çizgi benimsedi.

Bu makalede HTŞ'nin fikri gelişiminin aşamalarını, siyasi ve askeri doktrinini ve lideri Ahmed eş-Şara'nın stratejik düşünce yapısını tartışarak, askeri operasyonların yönetimindeki müttefikleriyle birlikte son derece karmaşık uluslararası ve bölgesel koşullarda 11 günlük bir savaşta Beşşar Esed rejimini devirmeyi başaran bu en organize ve disiplinli grup hakkında bilgi edineceğiz.

I. Ortaya çıkışından HTŞ'ye geçiş aşamaları

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analizde HTŞ’nin  2011 yılı sonlarında Nusra Cephesi olarak ortaya ilk çıktığı günden bugüne geçirdiği dönüşüm ele alındı. İşte HTŞ’nin geçirdiği önemli aşama ve dönüşümler…

İlk aşama ve cihatçıların meşrulaştırılmasındaki değişim

Bu aşama 10 Nisan 2013 tariihnde Nusra Cephesi lideri Ahmed eş-Şara'nın, o zamanki adıyla Ebu Muhammed el-Culani'nin, El Kaide’ye ve lideri Eymen ez-Zevahiri'ye bağlılığını ve DEAŞ'tan ayrıldığını açıklamasıyla başladı. Aynı gün DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi de Nusra Cephesi’nin DEAŞ’tan ayrıldığını duyurdu. Bu noktada DEAŞ'ın bir koluyken El Kaide'nin bir koluna dönüşen Nusra Cephesi, zayıf iletişim ve genel olarak örgütün zayıflığı nedeniyle resmi bir ilişki içinde olduğu El Kaide'nin Suriye kolu haline geldi.

Bu resmi bağa rağmen Ahmed eş-Şara Suriye sınırları dışında herhangi bir faaliyet yürütmedi ve El Kaide ile olan bağı sadece DEAŞ’ın Suriye'ye nüfuz etmesini engellemek için siyasi zorunlulukların dayattığı bir önlem olarak kaldı. Ahmed eş-Şara, DEAŞ'tan farklı bir cihatçı şemsiye altında inşa ettiği gücü korumak için El Kaide’ye ya da DEAŞ'a biat etmekten ziyade onlardan bağımsız olmak ve herhangi bir katı vesayet olmadan kendi askeri eylem alanını aramakla ilgileniyordu. Bu da El Kaide liderliğinin Suriye'ye taşınmaya ve örgütün Suriye kolunun liderliğini kontrol etmeye çalıştığı sırada ondan ayrılmasını açıklıyor.

Ahmed eş-Şara Suriye sınırları dışında herhangi bir faaliyet yürütmedi ve El Kaide ile olan bağı sadece DEAŞ’ın Suriye'ye nüfuz etmesini engellemek için siyasi zorunlulukların dayattığı bir önlem olarak kaldı.

İkinci aşama ve örgütsel dönüşüm

Nusra Cephesi'nin karşılaştığı zor koşullar, 2016 yılın ağustos ayı başlarında müttefik gruplardan oluşan Ceyş’ul-Fetih'in Halep'i kurtarmak için başlattığı operasyonun örgüt içi anlaşmazlıklar ve El Kaide'nin Nusra Cephesi'nin Suriye kolunun liderliğini kontrol etme girişimi nedeniyle başarısızlığa uğraması, Şara'yı diğer grupları kapsamlı bir projede kendisiyle birleşmeye davet etmesinin bir başlangıcı olarak Nusra Cephesi'nin El Kaide'ye bağlı olduğuna dair grupların korkularını gidermek üzere yeni bir proje önermeye itti. Şara, 14 Aralık 2014 tarihinde Feth’uş-Şam Cephesi'ni kurdu ve kuruluş bildirisinde El Kaide ile olan ilişkisini sona erdirerek yeni oluşuma ulusal ve yerel bir karakter kazandırdı, böylece ulusötesi çerçevede El Kaide ile bağlarını kopardı. El Kaide lideri Zevahiri, bu hamleyi reddetti ve 2018 yılının şubat ayında Hurras ed-Din grubunu kurarak örgütü yeniden canlandırmaya çalıştı, ancak Şara daha sonra bu örgütü dağıttı.

Üçüncü aşama ve ideolojik dönüşüm

Bu aşama 28 Temmuz 2016'da Nureddin Zengi Hareketi, Ceyş’ul--Ahrar, el-Fecr Hareketi ve Liva el-Hak gibi çeşitli grupları içeren HTŞ'nin kurulmasıyla başladı.

HTŞ bu şekilde Selefi cihatçılığa olan entelektüel bağımlılığını sona erdirmiş, Makdisi ve Ebu Katade gibi figürler artık HTŞ'nin yönelimleri ve kararları üzerinde şer'i bir etki oluşturmamıştır. Bu dönemde El Kaide ve Selefi cihatçılığın yaklaşımından koparak şer'i söylemini değiştirmeye başlayan HTŞ, belirli bir akımın kararlarından ziyade fıkhi dört mezhebe dayalı bir otoriteden bahsetmeye başladı ve şer’i ve ilmi üst düzey konumlara sahip Suriyeli isimlere yöneldi.

HTŞ, Selefi cihatçılıkla ideolojik bağını koparırken Makdisi ve Ebu Katade gibi isimlerin HTŞ'nin yönelimleri ve kararları üzerinde meşru bir etkisi kalmadı.

Dördüncü aşama ve siyasi dönüşüm

Bu aşama 2 Kasım 2017 tarihinde Suriye'nin kuzeybatısında HTŞ Kurtuluş Hükümeti'nin kurulmasıyla başladı. Suriye'nin kuzeybatısında hizmet sağlamak için HTŞ dışından bağımsız teknokrat isimlere yer veren ve aynı zamanda halk arasında kabul gören çok sayıda aktivisti ve medya profesyonelini yanına çekmeye çalışan HTŞ, 2017 yılının ekim ayında kontrol ettiği bölgelere Türkiye'nin gözlem noktaları yerleştirmesini kabul etti. HTŞ’nin Esad Hasan eş-Şeybani başkanlığında bir siyasi yönetim kurması, HTŞ ile Türkiye ve kendisiyle iletişim kurmaya başlayan birçok ülke arasında ilişkilerin önünü açtı.

II: Siyasi ve askeri doktrin

Ahmed eş-Şara ABD’li gazeteci Martin Smith'in 2021 yılının haziran ayı başlarında hazırladığı “The Jihadist” adlı belgeselde, El Kaide'nin yaklaşımının yanlış ve sapkın, 11 Eylül 2000 olaylarının kabul edilemez bir suç olduğunu, DEAŞ'ın Suriye'nin kuzeybatısında HTŞ'nin kontrol ettiği bölgelerde yasaklı bir örgüt ve bugün İdlib'de onunla savaşanın HTŞ olduğunu ve HTŞ'nin terör örgütü listelerinde olmasının siyasi bir sınıflandırma ve Batı'nın yeniden gözden geçirmesi gereken haksız bir karar olarak gördüğünü ve bunu ortadan kaldırmaya çalışmanın meşru bir görev olduğunu belirtti. ABD ve Batı ülkeleriyle ortak ve önemli çıkarlardan bahseden ve yabancı gazetecileri dünyaya gerçekleri aktarmak üzere İdlib'e davet eden Şara, gazetecilerinin can güvenliğinin ve basın özgürlüğünün sağlanacağı sözü verdi.

Ahmed eş-Şara, El Kaide'nin yaklaşımının yanlış ve sapkın, 11 Eylül 2000 olaylarının kabul edilemez bir suç ve DEAŞ'ın Suriye'nin kuzeybatısında HTŞ tarafından kontrol edilen bölgelerde yasaklı bir örgüt olduğunu söyledi.

Suriye'de yaşananları cihatçı bir hareketten ziyade katil ve cani bir rejime karşı halk devrimi olarak yeniden tanımlayan Şara, devrim bayrağının, yıllarca yasaklandıktan sonra İdlib’deki gösterilerde göndere çekilen bayrak olduğunun altını çizdi. Adını ve ailesinin durumunu ayrıntılı bir şekilde açıklayarak oldukça şeffaf bir imaj çizen Şara, azınlıkların ve mezheplerin şeriat metni tarafından garanti altına alınan haklarından bahsetti. Şara, Rusya ve Türkiye arasında 2020 yılının mart ayında imzalanan rejimle ateşkes anlaşmasına bağlı olduğunu da vurguladı.

Askeri doktrin gelince Nusra Cephesi'nin bir dönem El Kaide'ye bağlı olmasına rağmen HTŞ Suriye sınırları dışında herhangi bir askeri ya da güvenlik faaliyetinde bulunmadı. Şara, 2016 yılında El Kaide ile bağlar koparıldığında 18 bin Suriyeli ve çoğu Uygur, bir kısmı ise çeşitli Arap ve Müslüman ülkelerden yaklaşık 5 bin yabancı unsura sahip olan HTŞ'nin savaş doktrininin yerel bir ulusal kurtuluş hareketi olarak tanımlandığını vurguladı.

HTŞ’nin ideolojik yaklaşımı ise tüm içtihat ekollerine açık olan ve ‘Selefi cihatçılık’ yaklaşımıyla sınırlı olmayan ılımlı bir İslam anlayışına dayanıyor.

III: HTŞ yönetim kadrosunun stratejik vizyonu

Şara'nın siyasi görüşü ideolojiye ya da hazır teorik reçetelere dayanmıyor, o daha ziyade iyi bir okuyucu olmasına rağmen plan yapmayı bilen, üstün bir stratejik sabır yeteneğine sahip ve hesaplanmamış askeri maceralara asla girmeyen bir adam. Ayrıca fırsatı iyi görüp doğru zamanda değerlendiriyor ve siyasi tanınmanın sadece resmi bir yasal hak olmadığına, sizi zor bir figür haline getiren ayaklarınızın yere sağlam basması gerektiğine inanıyor. Devletlerin hayati çıkarları sizinle kesiştikçe, uluslararası ve bölgesel tarafları sizinle ilgilenmeye ve sizi önemli bir oyuncu olarak tanımaya zorlamanız gerektiğini düşünüyor.

Şara, İdlib'in coğrafi darlığı, kaynak eksikliği, yoğun nüfus ve kalabalık mülteci kampları gibi zorluklarını fırsata çevirdi. Beşşar Esed rejimi, tüm muhaliflerini İdlib'e sürdüğüne, onlardan sonsuza dek kurtulduğuna ve İdlib'deki uzun bekleyişlerinin umutlarını yitirip teslim olmalarına yahut Avrupa'ya göç etmelerine neden olacağına inanıyordu.

İdlib'in nüfusu hem asıl sakinleri hem de Suriye'nin diğer illerinden yerinden edilenlerle birlikte, 1 milyonu çadırlarda yaşayan 4 milyonu aşıyor.

Şara'nın siyasi görüşü ideolojiye ya da hazır teorik reçetelere dayanmıyor, o daha ziyade iyi bir okuyucu olmasına rağmen plan yapmayı bilen, üstün bir stratejik sabır yeteneğine sahip ve hesaplanmamış askeri maceralara asla girmeyen bir adam.

İdlib'de üniversiteler açarak bu insan kaynağına yatırım yapan Şara, çoğu HTŞ üyesi olan 18 bin kız ve erkek öğrencinin eğitime ulaşmasını sağladı. Askeri alanda ise Şara, askeri kışlalar ve bir askeri akademi kurdu. Muhalif gruplarla ittifaklarını artırdı. Tam teçhizatla donatılmış 17 muharip tugay oluşturdu. Yerli yapım Şahin insansız hava araçlarını üreten yerel askeri üretimi destekledi.

Ayrıca, içeriden HTŞ’ye sızma ve örgütü dağıtma girişimlerine karşı koyabilen ve kendisini devirmeye çalışan tüm isyancı hareketleri baskı altına alabilen güçlü bir güvenlik birimi kurdu. Askeri, ekonomik, hizmet ve güvenlik alanlarındaki tüm bu başarılarına rağmen, Suriye’nin ne zaman özgürleştirileceği ve rejimle mücadele, özellikle de rejim tarafından şehirlerinden ve köylerinden sürülen yerinden edilmiş insanlar için her zaman değişmez bir soru işareti olmaya devam etti.

Ukrayna ve Rusya arasında 2022 yılının şubat ayı başlarında savaşın başlaması, Rusya'nın bu savaşta askeri gücünü tüketmesi halinde nereye kadar kendi içine çekilebileceği sorusunu gündeme getirdi. Ardından 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın İsrail’e saldırısının ardından  Gazze Şeridi’nde başlayan savaş, savaşın hangi boyutlara ulaşabileceği ve İran'ın Suriye ve Lübnan'daki silahlı uzantılarını kaybedip kaybetmeyeceği şeklindeki başka bir soruyu gündeme getirdi.

Şara, tüm bu gerçekler çerçevesinde hazırlıklara başlasa da İsrail, Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşı Lübnan'a doğru genişlettikten sonra savaşa girme kararı aldı. Hizbullah'ın 26 Kasım 2024 tarihinde İsrail ile ateşkes anlaşması imzalamasının ardından 27 Kasım 2024 tarihinde savaşa girme kararıyla harekete geçildi. Tam 11 gün içinde büyük bir ilerleme kaydedildi ve 8 Aralık 2024 günü Şam sokaklarında yürüyen Askeri Operasyonlar İdaresi üyeleri Beşşar Esed rejiminin düştüğünü ilan etti.

Devlet düşüncesine geçiş

HTŞ, Esed rejimini devirmesinin ardından Şam'a ulaşması ve Şara'nın Halk Sarayı'na girerek Suriye topraklarının ve devlet kurumlarının büyük bölümünü kontrol etmesi sonrası şimdi en önemli meydan okumayla karşı karşıya. Bir örgüt devlete dönüşebilir mi? Suriye’nin tüm kesimlerine açılım ve Suriyelilerin sahiplendiği ve ortak olduğu sivil, çoğulcu, demokratik bir devlete siyasi bir geçiş olasılığı ne kadar mümkün? HTŞ’nin lider kadrosunun gelinen aşamanın gereklerinin farkında, bu dönüşümü gerçekleştirme arzu ve kabiliyetine sahip ve bu konuda zamana karşı bir yarış içinde olduğu herkes tarafından biliniyor.

HTŞ’nin son 13 yılda aldığı cesur ve beklenmedik kararlar ve geçirdiği değişimler, onun Suriye devletini ve kurumlarını inşa etme lehine olacak şekilde kendinden ödün vermeye devam edeceği konusunda bize iyimser bir tablo sunuyor. Son yıllarda yabancı savaşçıların davranışlarını kontrol etme yeteneği, bu dosyayı yönetme konusunda Şara’ya olan güvenimizi artıyor.



Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri

 Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
TT

Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri

 Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)

Sana’daki bir devlet okulunun bahçesinin köşesinde, siyah kıyafetler içinde bir kadın duruyor. Bir zamanlar oğlunu burada görmeye alışmıştı.

Bugün, aynı yere, artık bir anne olarak değil, hayatta kalmaya çalışan bir temizlik işçisi olarak geri dönüyor. Ağır bir sessizlik içinde yeri süpürürken, sanki bahçeye dökülen taşlara fısıldıyor: “Burada bir oğlum vardı, çocukken gitti, cenaze olarak döndü.”

Anne, çocuklarda oğlunun yüzünü görüyor, kulağında daha önce hiç duymadığı marşlar ve sloganlar yankı yapıyor. Sessizce, bu çocuklardan bazılarının aynı yolu takip edebileceğini fark ediyor, ama hiçbir şey söylemiyor.

Amr’ın annesi iki yıl önce, 17 yaşındaki tek oğlunu kaybetti.

Oğlunun cansız bedeni getirildi ve fotoğrafı bir tabutun üstüne yapıştırıldı. Ona “Zeynep, sevin, oğlun şehit oldu” dediler.

fvb
Husi sloganlarını haykıran öğrenciler (Şarku’l Avsat)

Kadın, bizimle konuşurken, oğlunun o yaz kampına katılmaya başladığından beri nasıl değişmeye başladığını hatırlıyor. Daha sessiz ve bazen daha sert olmuştu, ‘cihad’ ve ‘zafer’ gibi ifadeleri tekrar ediyordu, sanki bunlar tek yoluymuş gibi… Ne olduğunu anlayamamıştı ama gözlerinde onu kendisinden uzaklaştıracak bir bakış gördü.

Bugün, sadece gözyaşlarını gizlice silmekte ve ‘şehit annesi’ olarak aldığı bu temizlik işinde üç kızına bakmak için çalışmakta. Zira oğlunu kaybettiği için artık geçimini sağlamak zorunda.

Yaz etkinliğinden seferberlik aracına

Husilerin 2014 yılında Sana’yı ele geçirmesiyle birlikte ortaya çıkan yaz kampları, sadece bu döneme ait bir gelişme değil. Aslında bu merkezler, Husilerin kuruluşuyla doğrudan bağlantılı olan tarihi bir sürecin uzantısı. Bu yaz kamplarının kökleri, 1990’ların başlarına, özellikle de 1991 yılına kadar gitmekte. Bu dönemde Husi hareketi, ‘İmanlı Gençlik’ olarak bilinen bir grup aracılığıyla, Saada vilayetinde gençlik faaliyetleri ve kurslar düzenlemeye başlamıştı. Bu etkinliklerin amacı, ideolojik söylemlerini eğitim halkaları ve yaz kampı aktiviteleri aracılığıyla yaymaktı. Bu faaliyetler, Husi hareketinin toplumsal ve örgütsel tabanını inşa etmenin erken dönem araçlarından biri olarak, eğitim ile düşünsel gelişimi birleştiren etkileşimli bir ortam yaratma işlevi görüyordu.

2004 yılında başlayan Saada savaşlarının ardından, bu faaliyetlerde önemli bir dönüşüm yaşandı. Faaliyetler artık yalnızca dini veya eğitsel boyutla sınırlı kalmamış, aynı zamanda bir mobilizasyon ve çekim aracı haline gelmişti. Halkın savaş sırasında duyduğu sempatiyi kullanarak, etkisini genişletmiş ve daha geniş gençlik kesimlerini harekete geçirmişti.

2008 yılına gelindiğinde Husi hareketi, bu faaliyetleri Saada dışına taşıma yönünde adımlar atmaya başlamıştı. Bunun için geleneksel olmayan yöntemler kullanarak, dijital materyalleri küçük depolama aygıtlarına (SD kartlar ve USB bellekler) yükleyip dağıtıyordu. Bu materyaller, yaz kamplarına dair dersler ve konuşmaları içeriyordu. Söz konusu konuşmalar, daha sonra yazılı hale getirilip kitapçıklar halinde basılıyordu.

Yaz kamplarına ilişkin bir denetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2008 yılında ‘küçük bellekler’ aldığını ve bunların belirli okullarda öğrencilere dağıtıldığını belirtti. Belleklerin içeriğine baktığında, Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin konuşmalarının kayıtlarını bulduğunu söyledi ve bu materyallerin, onun Husi ideolojisini benimsemesi ve desteklemesi için dönüm noktası oluşturduğunu ifade etti.

Ayrıca bu kişi, Husi hareketiyle ilgilenen ve çevrelerinden gelen insanların yer aldığı kapalı toplantılara katıldığını belirterek, bu toplantılarda, Sana ve çevresindeki bölgelerden gelen kişilerle birlikte, bu konuşmaları dinlediklerini açıkladı.

fgthyu7
Husi yaz kamplarındaki üniformalı çocukların sabah selamı (Şarku’l Avsat)

2011 yılında (özellikle şubat ayındaki olaylar, geniş çaplı gösteriler ve siyasi bir açılımın yaşandığı bu dönemde) Husilerin yaz kampları ve etkinlikleri, birkaç vilayete yayılmaya başladı. Bu süreçle birlikte, daha düzenli hale gelen merkezler ve kurslar, Husi hareketinin ana kalesi dışındaki bölgelerde de ortaya çıkmaya başladı. Bu yeni merkezler, ‘rejim değişikliği’ gibi cazip bir sloganla, daha açık bir yönetim gözetimi altında faaliyetlerini sürdürdü. Her yerde hoparlörler kurularak, sürekli olarak Husi şarkıları ve marşları yayınlanmaya başlandı.

Ancak en önemli dönüşüm 2014 yılında Sana’nın Husi hareketi tarafından ele geçirilmesiyle yaşandı. Bu dönemde yaz kampları, sınırlı etkinliklerden, devletin resmî kurumları aracılığıyla yönetilen geniş çaplı bir programa dönüştü. Artık bu program, merkezi ve teknik komitelerle desteklenen bir organizasyon yapısına sahipti ve bir dizi bakanlık, faaliyetlerin yönetimine katılıyordu.

sdvfgbhyju
Husilerin düzenlediği yaz etkinliklerinden birinde çocuklar (Şarku’l Avsat)

Güvenlik kaynaklarına göre Husi hareketi, yaz kamplarının şu anki şeklini almadan önce, gençleri çekmek ve onların desteğini kazanmak amacıyla ‘kültürel kurslar’ adı verilen programlara dayalı faaliyetler yürütüyordu. Bu programlar, gençleri hareketin ideolojisiyle tanıştırarak onları kendi projelerine dahil etmenin erken aşamalarını oluşturuyordu. Kaynağa göre, yaz kampları artık sadece bir etkinlik değil, tamamen entegre bir organizasyon yapısına sahip kurumsal bir programa dönüştü. Bu kamplar, gençlerin zihniyetini etkileme ve bazılarını savaş cephelerine yönlendirme araçlarından biri olarak kullanılmaya devam ediyor.

Yaz kamplarının türleri

Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere ve tanıklıklara göre, Husi hareketi yaz kamplarını üç ana kategoriye ayırmaktadır: kapalı, model ve açık kamplar. İlk kategori, ideolojik askeri eğitimler sunan kamplar olarak kabul edilirken, ikinci kategori, genç liderler yetiştirmeyi amaçlayan merkezlerdir. Üçüncü kategori ise daha çok propaganda amacı güden kamp türleridir.

Kapalı kamplar, askeri üslere kurulur ve katılımcıları, özellikle Husi hareketinin saflarında savaşçı olmaya hazırlamaya yönelik eğitimlere odaklanır. Katılımcılar, askeri ve ideolojik eğitimlerle bu amaç için yetiştirilirler. Kamplara kabul edilen katılımcıların cep telefonlarına el konulur, ailelerinden haber almaları engellenir ve gece vakti, sürekli değişen eğitim alanlarına taşınırlar.

Bu kamplara katılanlar genellikle, okullarında silah sökme ve montajı üzerine eğitim almış olan lise son sınıf öğrencileridir. Ayrıca, bu öğrencilere üstün başarıları karşılığında askeri eğitim kampları da sunulur, bazı lise öğrencileri ise okulda yapılan keşif faaliyetlerinin yerine, Husi hareketi tarafından askeri faaliyetlere yönlendirilir.

Bu kapalı kamplarda, katılımcılara hafif ve orta makineli tüfek kullanımı, RPG (roket atar), havan topu, el bombası, kamuflaj ve gizlenme gibi askeri taktikler öğretilir.

dfgthy
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)

Model yaz kampları, genellikle on yaş ve üzerindeki çocuklar için düzenlenir ve ‘nitelikli kamplar’ olarak tanımlanır. Bu kamplara, okulda çeşitli alanlarda başarı gösteren ve önde gelen öğrenciler katılır. Öğrenciler tüm hafta boyunca kamp alanında kalır, aileleriyle iletişim kurmalarına izin verilir ve telefonlara el konulmaz. Bazen öğrencilere her hafta veya iki haftada bir evlerine dönme izni de verilir.

Bu tür kamplar genellikle vilayet başkentlerinde düzenlenir. Katılımcılar, Husi hareketinin önde gelen liderlerinden ideolojik dersler alır, ‘cihad’ ve Husi liderlerinin yanı sıra, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) gibi örgütlerin liderlerinin hayatlarını anlatan filmler izlerler. Ayrıca, belirli türdeki silahların sökülmesi ve kullanımı üzerine sınırlı eğitimler de alırlar.

Açık kamplar ise 5-10 yaş arasındaki çocuklar içindir. Genellikle sabah başlar ve öğleye kadar devam eder. Bu kamplar, halk tarafından genellikle Kur’an ezberleme ve yaz etkinlikleri olarak görülse de, burada çocuklara Husilerle alakalı çeşitli içerikler öğretilir.

fvfvf
Saada’da Husilere ait bir okulun bahçesinde öğrenciler ve öğretmenler (Şarku’l Avsat)

Kız çocukları da bu faaliyetlerden muaf tutulmaz. Husi hareketinin, kadınlara özel olarak kurduğu merkezler bulunur. Kızlar, saha ağları aracılığıyla bu programlara dahil edilir. Kadın eğitmenler ve kadro, bu merkezlerde eğitilir ve ortak eğitim materyalleri geliştirilip uygulanır.

Bu merkezler, eğitim ve eğlence alanları olarak sunulmakta, fakat aynı zamanda yoğun dini programlar, ideolojik dersler ve grup etkinlikleri içermektedir. Bu etkinlikler, disiplin ve aidiyet duygularını pekiştirmeyi amaçlayan faaliyetlerle desteklenir.

‘Komplo teorisinin’ yaygınlaşması

Husi hareketi, yaz kamplarının, din ve vatanı hedef alan komplolara karşı bir kale olarak sunulmasına özel bir vurgu yapmaktadır. Bu kamplar, ‘Kur’an kültürünün’ gençlerin zihinlerine kazandırılmasının bir aracı olarak tanıtılmakta ve bilimin ve bilincin silahlarıyla donatılmış bir nesil yetiştirme amacını gütmektedir.

Ayrıca Husi hareketi, ‘düşmanla mücadelenin’ sadece askeri alanda sınırlı olmadığını, aynı zamanda ‘bilinç hedeflemesine’ dayandığını vurgulamaktadır. Yaz kampları, bu bağlamda ‘yumuşak savaş’ ve ‘kültürel işgale’ karşı bir korunak olarak sunulmakta, uzun vadeli bir entelektüel mücadelenin parçası olarak, gençleri karşılaşacakları her türlü mücadeleye hazırlamak hedeflenmektedir.

sdvdsfvd
Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. (Şarku’l Avsat)

Eğitim kaynaklarına göre bu merkezlerde görevli olanlar, her yıl daha fazla öğrenci çekmek için maddi ve manevi teşvikler sunmaktadır. Öğrencilere yemek temini, bazı temel ihtiyaçların karşılanması ve keşif gezileri gibi aktiviteler düzenlenerek, katılımcı sayısının artırılması sağlanmaktadır.

Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin bir konuşmasında yer alan ‘Allah’ı Tanıma Dersleri’ başlıklı bir metin, bu kampların genel amacını açıkça ortaya koymaktadır. Bu derslerin hedefi, öğrencilere Allah’ı tanıtmak, inançlarını kalplerine ve bilinçlerine kazandırmak ve onları bu inançla, düşmanlarla mücadeleye atılmaya hazırlamaktır.

Resmi müfredat dışı dersler

Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. Bu durum, programlara ayrılan kaynakların, devamlı olarak gerileyen eğitim sistemine kıyasla ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Normal eğitimdeki öğrenciler ders kitaplarını karaborsadan almak zorunda kalırken, bu yaz kampları için harcanan kaynaklar dikkat çekiyor. Her yıl, yaz kamplarının hazırlıklarıyla birlikte, Husi hareketinin lideri Abdulmelik el-Husi, bu kurslara katılım çağrısında bulunmak için yıllık bir konuşma yapar.

dscdsv
Husilere bağlı bir yaz kampında ‘Mesleğim, Geleceğim’ başlıklı ders dışı etkinlikler (Şarku’l Avsat)

Bahsedilen kitaplar dikkatlice incelendiğinde, en dikkat çekici özelliklerinden biri, bu kitapların Yemen Cumhuriyeti veya Eğitim Bakanlığı’na dair herhangi bir ibare taşımamasıdır. Bunun yerine, kitaplar ‘Kur’an Yolu - Yaz Kursları Genel Müdürlüğü’ başlığı altında yayımlanmaktadır.

Bu durum, kursların adlandırılmasına da yansımaktadır. Kamplar, düzenlendiği okulların ismiyle anılmak yerine, sembolik anlamlar taşıyan isimlerle anılmaktadır.

Bakanlık niteliğinde bir idari yapı

Husi hareketinin kontrolünde bulunan bölgelerdeki yaz kursları ve etkinliklerinin yönetim yapısı, çok seviyeli bir idari sistemi gözler önüne sermektedir. Bu yapı, öncelikle Eğitim ve Gençlik bakanlıklarının yanı sıra, merkezi bir rol oynayan Genel Mobilizasyon Komitesi tarafından yönetilmektedir. Ayrıca, dini içerik ve vaaz metinlerinden sorumlu olan Vakıflar ve İrşad Bakanlığı da önemli bir yer tutmaktadır.

Yürütme ve teknik düzeyde ise Husi hareketinin kontrolündeki vilayetlerde yerel yönetimler, sahada denetim ve iş birliği sağlamakla sorumludur. Bu, ilçe ve merkezlerdeki eğitim ofisleri ve denetim komiteleri aracılığıyla yapılır. Günlük faaliyetler burada yönetilir, personel dağıtımı yapılır ve programların uygulanması izlenir. Böylece, yönetim yapısı merkezi düzeyden yerel bölgelere kadar yayılmakta, etkinliklerin koordinasyonu sağlanmaktadır. Bu hiyerarşik sistem, hareketin eğitim ve ideolojik yönlendirme faaliyetlerini yerel düzeyde de etkin bir şekilde sürdürmesini mümkün kılmaktadır.

dfvgthy
Bir öğretmen, yaz dönemi dersleri için Husi müfredatından kitaplar seçiyor. (Şarku’l Avsat)

Diğer taraftan çeşitli bakanlıklar, sektörel programların yürütülmesinde teknik ortaklar olarak görev almaktadır. İçişleri Bakanlığı, ‘Bilinçli Gençlik... Güvenli Toplum’ programını yürütürken, Tarım Bakanlığı ‘Yeşil Ordu’ programını denetlemektedir. Sağlık Bakanlığı, ‘Sağlık Elçileri’ programına liderlik ederken, Telekomünikasyon sektörü ‘İletişim Çağında Farkındalık’ programını yönetmektedir. Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanlığı ise ‘Mesleğim, Geleceğim’ faaliyetini denetlemektedir. Bu iş bölümü, güvenlik, sağlık, tarım, dijital medya ve uygulamalı meslekler gibi alanları kapsayarak geniş bir yelpazeyi hedef almaktadır.

Ayrıca Enformasyon Bakanlığı, yıllık koordinasyonlar yoluyla sürekli bir destek rolü oynamaktadır. Bu koordinasyonlar, programların medya kapsamını belirler ve yaz kurslarının tanıtımını yaparak, sahada etkinliklerini takip eder. Bu faaliyetler, toplumda Husi hareketinin varlığını güçlendirmeyi amaçlayan bir plan çerçevesinde gerçekleştirilir.

greerge
Husi okullarından birinin bahçesinde yapılan sabah selamlamasında Filistin bayrağı ve ABD-İsrail karşıtı sloganlar (Şarku’l Avsat)

Yaz kamplarının yönetimi, Husi hükümetinin başbakanı tarafından başkanlık edilen ‘Yaz Kursları ve Etkinlikler Yüksek Komitesi’ tarafından sağlanmaktadır. Bu komiteye, Eğitim Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı, Vakıflar ve İrşad Bakanlığı’ndan bir temsilci, ayrıca hareketin kültürel ve mobilizasyon birimlerinden temsilciler de dahildir.

Alt komite başkanlıkları, vilayet valileri tarafından yürütülür. Bu komiteler, eğitim ofisleri, gençlik ve spor, vakıflar ve irşad dairesi yöneticilerinden oluşur. Bu yapılar, yaz kamplarının ve etkinliklerinin yerel düzeyde de etkin bir şekilde düzenlenmesini ve uygulanmasını sağlar.

Dönüm noktası 2026

Son yıllarda yaz kamplarının genişlemesi kademeli olarak gerçekleşse de 2026 yılı önemli bir dönüm noktasıdır. Artık yaz okulları seçmeli etkinlikler olmaktan çıkmış, katılımın zorunlu olduğu bir hale evrilmiştir.

Öğrenciler, veliler ve öğretmenler tarafından yapılan açıklamalara göre, doğrudan ve dolaylı baskılar oldukça açık bir şekilde uygulanmakta, zaman zaman tehditlere kadar varmaktadır. Bu durum, bazı ailelerin zor bir ikilemle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır: Ya uyum sağlamak, ya da çocuklarının geleceğini riske atmak.

Bu dönüşüm resmi olarak duyurulmamış olsa da, artık günlük bir gerçeklik halini almıştır. Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, 2026 yılı yaz dönemi için yaz kurslarının hazırlıkları başladığında Husi hareketi, okul düzenlemelerini yaz kamplarına katılımla ilişkilendiren artan bir baskı uygulamaya başlamıştır. Örneğin, öğrencilerin yeni eğitim yılına kabulü, bu kamplara katılımlarına bağlanmakta, okul idarelerine de öğrencilerini bu yaz kamplarına kaydetmeleri için baskılar yapılmaktadır, aksi takdirde cezai yaptırımlar uygulanacağı belirtilmektedir.

Eğer bir öğrenci, geleceğini ve daha sonra üniversiteye girişini etkileyebilecek olumsuz kayıtlardan arınmış, temiz bir akademik sicile sahip olmak istiyorsa, bu merkezlere kayıt yaptırmalıdır.

fvvfe
Aileler çocuklarını Husi merkezlerine göndermeye zorlanıyor. (Yerel medya)

Bazı okullarda, öğrencilerin bir sonraki yıl için kabul edilmeleri, yaz kampına katılım sertifikasına bağlanmıştır. Ayrıca, iletişim gruplarında dolaşan mesajlarda, öğrencilerin yaz kamplarına katılmamasının eğitim yolculuklarını olumsuz etkileyebileceğine dair dolaylı tehditler yer almaktadır.

Örneğin, bir okulun müdür yardımcısı tarafından, WhatsApp grubunda öğrencilere yönelik gönderilen bir mesajda, yaz kamplarına katılmayan öğrencilerin gelecek yıl kaydının yapılmayacağı açıkça belirtilmektedir. Mesajda şöyle denilmektedir: “Değerli anneler, öğrenci kaydınız yalnızca yaz kampından alınacak bir katılım belgesiyle kabul edilecektir. Henüz kayıt yaptırmayan öğrencilerinizin, kamp kaydını yaptırarak bu fırsattan yararlanmalarını rica ederiz.”

dsfgtrhy
Husilerin müfredatı çarpıtarak çocukları savaşa zihinsel olarak hazırladıkları yönünde suçlamalar (AFP)

Başka bir WhatsApp grubunda ise bir öğretmen, öğrencilere yönelik şu şekilde bir uyarı yapmaktadır: “Yarın erken gelin, kayıtlı olanlar ve kaydını yapmayanlar, yaz kampına katılmalılar. Yönetim, yaz kampı belgesi olmayan öğrencileri kabul etmeyecek.”

Ayrıca, Sana’nın kuzeyindeki bir okul müdüründen gönderilen bir mesajda, ders geçemeyen öğrencilere yaz kurslarına katıldıkları takdirde ek puan verileceği vurgulanmaktadır. Bu durum, öğrencilerin yaz kamplarına katılımını bir tür zorunluluk ve ödül-motivasyon aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.

İlgisizlik ve suçlama

Kaynaklara göre, Husi hareketinin, yaz kamplarına katılımda öğrenciler ve ailelerinin önceden bildikleri olumsuz sonuçlar nedeniyle bir ilgi düşüşü yaşanmasından korkarak bu tür uygulamalara başvurduğu ifade edilmektedir.

Bu kamplarda görevli bir öğretmen olan A. Abdulkerim, Husi hareketinin yaz kurslarına katılımı artırmak için aldığı tüm önlemlere rağmen, son zamanlarda katılımda ciddi bir düşüş yaşandığını belirtti.

Abdulkerim, “Katılım çok düşük olmaya başladı” diyerek, öğrenci çekme çabalarının uzun zaman aldığını, sürekli ikna çabaları ve maddi kaynak gerektirdiğini ifade etti.

Yemenli öğretmenler sendikası da Husi hareketinin denetimindeki bölgelerde düzenlenen yaz kamplarının tehlikelerine dikkat çekerek, bu kampların örgütlü bir şekilde mezhepçi ideolojik eğitim araçları haline geldiğini ve çocukları ve gençleri hedef alarak, Yemen’in ulusal kimliğine ve eğitim sistemine yönelik planlı bir saldırı gerçekleştirildiğini vurgulamıştır. 12 Nisan 2026 tarihli bir açıklamada sendika, Husi hareketinin Sana’ya hâkim olmasından bu yana bu kampların sayısını artırarak, daha fazla öğrenci çekmeye ve bu kampları, Yemen’in ulusal ve dini değerleriyle çatışan, soylu sınıf seçilimini vurgulayan inançları aşılamak için kullanmayı hedeflediğini belirtmiştir. Sendika, bunun Yemen’in güvenliği ve istikrarı için tehdit oluşturduğunu ifade etmiştir.

İhmal edilmiş okullar ve gelişen merkezler

Husi hareketi, yaz kamplarını, savaş nedeniyle yaşanan eğitim eksikliklerini telafi etmek için bir ‘eğitim kaynağı’ olarak tanımlasa da, Şarku’l Avsat ile görüşen birçok öğretmene göre, bu sadece daha kötü bir bahanedir. Öğretmenler, eğer gerçekten eğitimde bir reform yapılmak istenseydi, okulların kendilerinin bu telafiyi sağlamak için uygun bir alan olabileceğine işaret ediyor. Onlara göre, Husi hareketinin yaz kamplarına ısrarla verdiği önem, asıl amacın eğitim değil, erken yaşta askere alım ve ideolojik mobilizasyon yapmak olduğunun bir göstergesi.

vfbrthyju
Sana’daki Husi şehitlerinin mezarlığını ziyaret eden Yemenli bir çocuk (EPA)

Öğretmenler şu soruyu gündeme getiriyorlar: “Husi hareketi, resmi eğitim üzerinde tam bir denetime sahipken ve kendi ideolojilerini ders kitaplarına başarıyla yerleştirmişken, neden okulları ihmal ediyor ve onları eğitim için hayati önem taşıyan öğretmenler, maaşlar ve temel eğitim gereksinimlerinden yoksun bırakıyor?”

Bu, okulların yıl boyunca durağan bir durumda kalıp yaz aylarında aniden canlanmaları arasındaki çelişkiyi gündeme getiriyor.

Yaz kamplarına gösterilen aşırı ilgi, bu kamplara büyük miktarda para ve emek harcanması, resmi eğitimin ise tamamen duraklatılması ve öğretmen eksikliği ile ciddi kaynak sıkıntıları yaşanması arasında büyük bir çelişki yaratıyor. Binlerce okul, eğitim sürecinin temel unsurlarından bile yoksun durumda. Bu, Husi hareketinin eğitimdeki asıl amacının, toplumsal yapıyı şekillendirmek ve ideolojik olarak gençleri kendi amaçları doğrultusunda hazırlamak olduğuna dair ciddi bir endişe yaratıyor.


Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil

Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil

Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Savunma Bakanı Tümgeneral Michel Menassa (Mişal Mansi)  perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin İsrail ile yürütülecek müzakerelere teslim olmak ya da pazarlık yapmak için değil, barış sağlamak amacıyla gittiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığı habere göre Mansi, Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Doktor Sami Ebi el-Muna ile Beyrut’un Verdun bölgesindeki cemaat merkezinde gerçekleştirdiği görüşmede, “Ülkemize yönelik İsrail saldırısını ve bunu durdurmaya yönelik süregelen çabaları ele aldık. Ulusal birliğin korunması, Lübnan meşruiyeti etrafında kenetlenme ve silahın yalnızca Lübnan ordusu ile resmi güvenlik kurumlarının elinde olması ortak paydamız oldu” dedi.

Mansi, Lübnan halkının yaşadığı krizi aşmasına yardımcı olmanın temel öncelikleri olduğunu belirterek, “Küçük hesapları bir kenara bırakıp büyük ulusal hedeflere odaklanmak temel amacımızdır” ifadelerini kullandı.

Müzakerelere ilişkin olarak ise, “Eğer müzakerelere gidiyorsak bu barış içindir, teslimiyet için değil. Biz pazarlık değil, müzakere yapıyoruz. Şehitlerin hatırına akan kanı durdurmak istiyoruz. Müslüman ve Hristiyan tüm Lübnanlılar olarak birlik ve beraberlik içinde kalmakta kararlıyız” diye konuştu.

Mevcut krizin sona ermesi temennisinde bulunan Mansi, “Bu sıkıntılı sürecin bitmesini, bu kara bulutun dağılmasını ve Lübnan ile halkı için kurtuluş ışığının doğmasını umuyoruz” dedi.

Öte yandan Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Sami Ebi el-Muna da devlet ve meşru kurumlar etrafında kenetlenmenin önemine dikkat çekti. Özellikle mevcut koşullarda, Lübnan’ın korunması ve egemenliğinin sağlanması için görev yapan ordunun desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Muna, iç barışı hedef alan her türlü girişime karşı uyarıda bulunarak, “Güçlü Lübnan, birlik içindeki Lübnan’dır” dedi.


Hizbullah, İsrail ordusuna karşı 1980’lerin “taktiklerine” dönüş sinyali mi veriyor?

İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
TT

Hizbullah, İsrail ordusuna karşı 1980’lerin “taktiklerine” dönüş sinyali mi veriyor?

İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)

Hizbullah içinden sızan ve birbiriyle örtüşen medya bilgileri, “intihar saldırıları” (istişhadi eylemler) söyleminin yeniden gündeme gelmesiyle güney cephesinde önümüzdeki dönemin niteliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Bu çerçevede, 1980’li yıllardaki savaş dilini ve yöntemlerini hatırlatan alışılmadık askeri seçeneklerin tartışıldığı belirtiliyor.

Askeri kaynaklara dayandırılan sızıntılara göre Hizbullah, “1980’ler taktiklerine” dönmeyi değerlendiriyor; buna “istişhadi grupların” yeniden devreye alınması da dahil. Bu yaklaşım, örgüt içinde daha önce yapılan açıklamalarla da bağlantılı bir anlam taşıyor. Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah, 2024’teki “destek savaşı” sırasında güneydeki savaşçıları “istişhadi” olarak nitelendirmişti. Bu ifade, çatışmanın doğasına ve sahadaki koşullara işaret ediyordu. Kavramın bugün yeniden gündeme gelmesi, bunun bir mobilizasyon dili mi yoksa olası operasyonel tercihlere işaret eden bir gösterge mi olduğu yönünde tartışma yaratıyor.

Saha koşulları ve teknolojik dönüşüm

Emekli Tuğgeneral Yarub Sahr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki mevcut saha gerçekliğinin intihar saldırılarına dönüş ihtimalini teorik bir tartışma düzeyinde bıraktığını söyledi.

Sahr, “Bugün güney bölgesi, göç ve yıkım nedeniyle neredeyse boşalmış durumda. Bu da bu tür operasyonların en önemli unsurlarından biri olan sivil ortam içinde gizlenme imkânını ortadan kaldırıyor” dedi.

vvevbfde
İki İsrail askeri, Güney Lübnan’da enkazlar arasında ilerliyor (AP)

Ayrıca, gözetleme ve istihbarat teknolojilerindeki gelişmelerin ve İsrail’in geniş bir hedef havuzuna sahip olmasının, bu tür eylemlerin gerçekleştirilmesini son derece zorlaştırdığını, sürekli izleme ve hassas takip altında sahada hareket kabiliyetinin sınırlı olduğunu belirtti.

Sahr’a göre bu tür operasyonlara işaret eden söylemler daha çok propaganda niteliği taşıyor. “Mesaj yalnızca askeri değil, Lübnan iç siyasetini de hedef alıyor. Bu dil, siyasi aktörler üzerinde baskı kurmak ve onları dış politika tercihleri konusunda yönlendirmek için kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Sahr, “1980’ler yöntemlerinin hatırlatılması sadece intihar saldırılarını değil, aynı zamanda kaçırma ve suikastları da içeren daha geniş bir modelin yeniden gündeme gelmesi anlamına gelir. Bugünkü koşullarla 1980’lerin karşılaştırılmasının sağlıklı değil. Bu söylem, mevcut şartlarda uygulanabilir bir askeri seçenekten ziyade siyasi baskı aracı olarak öne çıkıyor” dedi.

Teori ile pratik arasında

Öte yandan emekli Tuğgeneral Fadi Davud ise Şarku’l Avsat’a  yaptığı açıklamada, 1980’ler yöntemlerine dönüş tartışmasının yalnızca medya söylemi olmadığını, bunun örgütün “mevcut kapasite havuzu” içinde yer alan bir seçenek olduğunu savundu.

Davud, intihar eylemcilerinin varlığına ilişkin söylemin, Hizbullah’ın tarihsel olarak önemli bir güç unsuru olan insan kaynağı kapasitesiyle bağlantılı olduğunu belirtti. Teknolojik gelişmelere rağmen bu tür eylemlerin sahada etkili olabileceğini ifade eden Davud, “Teknoloji, hedefe ulaşmaya kararlı bir insan unsuruna karşı sınırlı kalabilir” dedi.

Bu tür operasyonların etkinliğinin hedefin niteliğine, güvenlik düzeyine ve sahadaki koruma önlemlerine bağlı olduğunu söyleyen Davud, başarı ihtimalinin duruma göre değiştiğini vurguladı.

vfrefeb
Güney Lübnan’daki sınır kasabası Kefr Kila’da yıkılmış binaların enkazı (Reuters)

Davud ayrıca, olası bir kullanımın İsrail hedeflerine yönelik olacağını, ancak İsrail içinde bu tür eylemler gerçekleştirebilmek için sızma ve doğrudan erişim gerekliliğinin ciddi saha zorlukları yarattığını ifade etti. Buna rağmen bu seçeneğin dile getirilmesinin psikolojik ve stratejik bir boyut taşıdığını, geçmiş deneyimleri hatırlatarak İsrail’e “geleneksel olmayan bir tırmanma ihtimali” mesajı verdiğini söyledi.

Kavramın sahadaki anlamı

Hizbullah operasyonlarını yakından takip eden bir kaynak ise “istişhadi” kavramının her zaman klasik anlamda intihar saldırılarını ifade etmediğini belirtti.

Kaynak, “Bu terim, Güney Lübnan’daki kuşatma koşulları altında savaşçıların içinde bulunduğu durumu yansıtıyor. Savaşçılar, karşı karşıya oldukları risklerin farkında ve gerektiğinde sonuna kadar savaşmaya hazır” dedi.

Aynı kaynak, kavramın ayrı bir taktik tercihten ziyade çatışmanın doğasına işaret ettiğini vurgulayarak, “Bu ifade, en zor saha koşullarında dahi çatışmayı sürdürme ve gerekirse ölüm pahasına mücadele etme kararlılığını anlatıyor” değerlendirmesinde bulundu.