Mısır'ın Trump'ın Gazze planına alternatif vizyonu

Trump'ın Gazze'yi ele geçirme planı bölgede şok etkisi yarattı

Gazze’de Netzarim Koridoru’ndan geçen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)
Gazze’de Netzarim Koridoru’ndan geçen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)
TT

Mısır'ın Trump'ın Gazze planına alternatif vizyonu

Gazze’de Netzarim Koridoru’ndan geçen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)
Gazze’de Netzarim Koridoru’ndan geçen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'nin kontrolünü devralma, Gazzelileri buradan sürme ve burayı ‘Ortadoğu'nun Rivierası’ haline getirme planına ABD yönetiminden bazı yetkililerin verdiği tepkiler, Trump'ın bölgedeki en eski çatışmaya yaklaşımını yansıttı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 5 Şubat'ta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleşen görüşmesi öncesinde yaptığı açıklamada, ABD yönetiminin Gazze'ye ilişkin mevcut tüm seçenekleri değerlendirmeye hazır olduğunu söylemişti. Hegseth’in bu açıklamasından önce de ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Woltz, Başkan Trump'ın Gazze ile ilgili planının konuya dair son söz olmaması gerektiğini söyleyerek, ABD’nin müttefiklerinden Filistin topraklarının yeniden inşası için kendi alternatiflerini sunmalarını istemişti.

Tüm bu açıklamaların yanında aynı gün Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt tarafından yapılan açıklamada, Başkan Trump'ın Gazze'ye asker gönderme taahhüdünde bulunmadığı, ancak bu seçeneği de tamamen dışlamadığını vurgulandı.

Eğer bu açıklamalar, Trump'ın düşüncelerini yansıtıyorsa, bu açıklamaları yapan yönetim yetkilileri Gazze'nin yönetimini devralma planının, umut edilen müzakere sürecinin sadece bir ön izlemesi olduğunu ima etmeye çalışıyor olabilirler.

ABD Başkanı, asgari düzeyde bir öneri belirlemek yerine, müzakereler ve diğer taraflardan beklenen tepkiler sonrasında elde edilecek kazancı azami düzeye çıkarmayı umarak, aşırıya kaçan bir öneri sunuyor olabilir.

Bu teori, muamelelere göre olan yaklaşımıyla tanınan Trump'ın kişiliğiyle de uyumlu. Ayrıca Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi başta olmak üzere kendisiyle görüşecek olan Arap liderlerin, ülkelerinin çıkarlarına uygun kazanımlar elde etmek ve bir bütün olarak Filistin davasına hizmet etmek için neler sunabilecekleri konusunda da soru işaretleri yaratıyor.

Endişe verici bir plan

Trump'ın Gazze'yi ele geçirme planı bölgede, özellikle de Trump'ın ikinci döneminin ilk dönem politikasının bir uzantısı olacağına dair iyimserliğin hâkim olduğu Mısır'da şok etkisi yarattı. ABD Başkanı Trump ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi arasında Trump’ın ilk başkanlık döneminde dostane bir ilişki söz konusuydu. Ancak bu iyimser hava, Trump’ın Beyaz Saray'a geri dönmesiyle birlikte hızla dağıldı ve Mısır kendisini gerçek bir ikilemle karşı karşıya buldu. Mısır, ya Trump'ın planını reddedecek, onu kızdıracak ve sonuçlarına katlanacak ya da onu memnun edecek, ulusal güvenliğini tehlikeye atacak ve bir Filistin devleti kurulması hayalinin çökmesine izin verecekti.

ABD yönetimindeki yetkililer tarafından peş peşe yapılan açıklamalar, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi başta olmak üzere şimdiye kadar Beyaz Saray'a davet edilen Arap liderlere net bir mesaj verebilir.

Ancak Sisi, tarihe ‘Mısır’ın, bir Filistin devleti kurulması hayalinin yok olmasına izin veren lideri’ olarak geçmesine izin vermez. Mısır, en zor zamanlarda bile İsrail'le barış müzakereleri de dahil olmak üzere, Filistin davasını diplomatik hamlelerinin merkezinde tuttu. İsrail ile Mısır arasında 1979 yılında imzalanan barış anlaşmasıyla sonuçlanan süreç de buna dahil.

Ancak aynı anlaşma, Mısır'ın Trump'ın Gazze'den mülteci kabul etme önerisini kategorik olarak reddetmesiyle tehlikeye girmiş gibi görünüyor. Mısır Cumhurbaşkanı, 29 Ocak'ta ülkesinin Gazze'nin Filistinlilerden ‘temizlenmesi’ sürecinin bir parçası olmayacağını açıklarken, böyle bir senaryoyu ‘Filistinlilere karşı adaletsiz bir çözüm’ olarak niteledi.

Mısırlı üst düzey yetkililer, Cumhurbaşkanı Sisi’nin bu açıklamasından birkaç gün sonra ABD’li ve diğer ülkelerden mevkidaşlarını Trump'ın Gazze planının Mısır ile İsrail arasındaki barış anlaşmasını tehlikeye atacağı konusunda bilgilendirdi. Kahire, en kötüsüne hazırlanıyor gibi görünürken, tüm bunlar, Sina'da devam eden askeri hareketliliği açıklayabilir.

Alternatif plan

Satrançta bu duruma 'kapalı oyun' denir ve piyonların çoğu hareketsiz kalarak birbirlerinin hareketini engeller. Ancak müzakere becerileriyle tanınan Trump, oyunun bu şekilde çıkmaza girmesini istemeyebilir. Bu yüzden diğer oyuncuları piyonlarını yan yolları açacak ve diğer taşların manevra yapmasına izin verecek şekilde hareket ettirmeye zorlayabilir.

csdfrgthy
Trump, Netanyahu’yu Beyaz Saray'ın girişinde karşıladı, 4 Şubat 2025 (Reuters)

Peki, ABD Başkanı'nın Gazzeli mültecileri kabul etme planında öne çıkardığı Mısır ve Ürdün başta olmak üzere Arap ülkeleri, oyunun kaldığı yerden devam edebilmesi için kartları nasıl yeniden karabilir? Büyük olasılıkla bunu Trump'ın planına ikna edici bir alternatif sunarak yapabilirler.

Bu ihtiyaç, 6 Şubat'ta Trump'ın çözümün bir parçası olmak üzere devreye girmeyi teklif ettiğini söyleyen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından da vurgulandı. Rubio, yaptığı açıklamada, “Eğer diğer ülkeler de adım atmaya ve bunu kendileri yapmaya istekli olsalardı bu harika olurdu, ancak kimse bunu yapmak için acele etmiyor gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

Kısacası Rubio'nun sözleri, mevcut aşamayı ‘Trump planına karşı uygulanabilir bir alternatife ihtiyaç olduğu’ şeklinde özetliyordu.

İleriye yönelik

ABD yönetimindeki yetkililer tarafından peş peşe yapılan açıklamalar, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi başta olmak üzere şimdiye kadar Beyaz Saray'a davet edilen Arap liderlere net bir mesaj verebilir.

İsrail'in 15 ay süren savaş boyunca Gazze'deki her şeyi yok etmesi boşuna değildi, ‘Gazze halkını ya gönüllü olarak ya da zorla bölgeyi terk etmeye zorlamak’ şeklinde açık bir hedefi vardı.

Mısır'ın alternatif bir planı var gibi görünüyor. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, 2 Şubat'ta ülkesinin Gazze'nin yeniden inşası için halkın yerinden edilmesini gerektirmeyen bir planı olduğunu açıkladı.

Başta ABD ve İsrail olmak üzere, Gazze dışındaki pek çok kişi savaşın sona ermesinin ardından büyük bir yıkıma uğramış halde olan Gazze Şeridi’nde yaşayanların nasıl bir evde yaşayacağını umursamayacağına şüphe yok. Ancak yaşayabilir bir Gazze, komşuları için tehdit oluşturmayan istikrarlı bir yer demektir.

Fakat gerçek şu ki, Trump'ın önceliği, Gazze'nin İsrail için bir güvenlik tehdidi haline gelmesini engellemek. Bu da ABD Başkanı'nın Gazze'de güvenlik sorumluluğunu üstlenecek ve 7 Ekim'de gerçekleşen saldırıların tekrarlanmamasını sağlayacak bir taraf ya da taraflar bulmaya çalıştığı anlamına geliyor.

Tehlikeler

Güvenli ve istikrarlı bir Gazze yaşanabilir olmalı ve yaşanabilir bir Gazze'de Hamas gibi grupların yeri olmaz. Bu da her kim Trump’ın planına alternatif sunacak olursa olsun, Gazze'nin yeniden inşasının maliyetini üstleneceği ve güvenliğinden sorumlu olacağı anlamına geliyor.

Trump Gazze'nin kontrolünü devralma bombasını patlatmadan önce kimse Gazze Şeridi'nde güvenlik sorumluluğunu üstlenmeye hazır değildi. Başta 1948-1967 yılları arasında Gazze'yi yöneten Mısır olmak üzere Arap devletlerinin bunun için haklı sebepleri vardı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre işgalci bir güç olarak İsrail, Filistinlilerin yaşadığı trajediden sorumlu ve kendi yarattığı soruna bir çözüm bulması gerekiyor. Bu sorunu ister yakınında ister uzağında olsun hiçbir komşusuna ciro etme hakkı da yoktur.

Tel Aviv boğucu ablukasıyla Gazze Şeridi'ndeki hayatı çekilmez hale getirmeye devam ederken Mısır, İsrail ile Gazze'deki Filistinliler arasında sıkışıp kalmak istemiyordu. Hamas'ın ve Gazze'deki diğer grupların hayatlarını cehenneme çeviren İsrail’e karşı saldırılar düzenlemesini engelleyerek ‘İsrail'in başındaki polis’ rolünü üstlenmek de istemedi.

Gazze'den gelen rehinelerin serbest bırakılma videoları, Hamas'ın İsrail tarafından 15 aydır süren saldırılara rağmen halen ayakta ve iyi durumda olduğunu gösterdi. Daha önce Gazze'yi kontrol eden Hamas, İsrail’in devam eden saldırısından nispeten sınırlı bir hasarla çıkmış gibi görünüyor.

Bu da Gazze'de güvenliği sağlayacak gücün kendisini Hamas'la doğrudan karşı karşıya bulacağı ve Hamas'ın İsrail'e karşı yeni saldırılar düzenlemesini önlemek için İsrail adına Hamas’a karşı savaşmak zorunda kalacağı anlamına geliyor.

Trump nasıl kazanılır ve Filistin nasıl kaybedilmez?

Ancak bunu yapmak, Arap ülkelerinin geri çekilmesi ve alternatif bir plan sunmaması gerektiği anlamına gelmiyor, zira bu da riskli olur.

İsrail'in 15 ay süren savaş boyunca Gazze'deki her şeyi yok etmesi boşuna değildi, ‘Gazze halkını ya gönüllü olarak ya da zorla bölgeyi terk etmeye zorlamak’ şeklinde açık bir hedefi vardı.

Arap ülkeleri Gazze'yi ilhak tehdidinden kurtarmak için Gazze Şeridi'nin yeniden inşası ve yönetimi için pratik bir plan geliştirmeli. Bu plan, Gazze ve Batı Şeria'yı kapsayan bağımsız Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir adım olacak.

Trump’ın yeniden başkan seçilmesi, İsrail'in aşırı sağcı partileri ve yerleşimci grupları için Gazze ve Batı Şeria'nın geri kalanı da dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarını ilhak etmek için altın bir fırsat olarak görülüyor. Bu yüzden Trump, 5 Şubat'ta Netanyahu ile yaptığı basın toplantısında Gazze planından bahsettiğinde İsrail başbakanı gergin görünüyordu. Basitçe ifade etmek gerekirse, ABD Başkanı Gazze'nin kontrolünü devralma çabalarında kendisini, dünyanın kalan son sömürgeci varlığı olan İsrail ile karşı karşıya getirdi. Trump bir zamanlar kabul edilebilir olarak görülen geleneksel sınırları çoktan aşmış durumda.

sadfrgthyuj
Raşid Caddesi'ni ikiye bölen ve Nuseyrat Mülteci Kampı’nın Gazze Şeridi'nin merkezindeki Gazze şehrine bağlayan Netzarim Koridoru'nu geçen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)

Arap ülkeleri Gazze'yi ilhak tehdidinden kurtarmak için Gazze Şeridi'nin yeniden inşası ve yönetimi için pratik bir plan geliştirmeli. Bu plan, Gazze ve Batı Şeria'yı kapsayan bağımsız Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir adım olacak.

Ancak bu planın hazırlanması ve uygulanması sadece Mısır ve Ürdün'le sınırlı kalamaz. Uluslararası toplumun da bu iki ülkenin yanında yer alıp gerek finansman desteğiyle gerekse istikrarı sağlayacak şekilde asker konuşlandırılmasıyla, planın uygulanmasına katkıda bulunarak ahlaki sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyor.

Uluslararası taraflarca Trump’ın planına alternatif olarak ortaya koyulacak böyle bir plan, Filistinlilerin onlarca yıllık fedakârlıklarını ve tarihi haklarını kolayca manipüle edebileceklerini düşünen ABD ve İsrail'i utandıracaktır.



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.