İsrail'in Gazze'deki Netzarim Koridoru’ndan çekilmesi Filistinliler için ne anlama geliyor?

Gazze’de kuzey ile güney arasındaki ayrım devam ediyor

Gazze şehri (yukarıda) ile Nuseyrat Mülteci Kampı (aşağıda) arasındaki Netzarim Koridoru’na paralel Vadi Gazze Köprüsü boyunca yürüyen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)
Gazze şehri (yukarıda) ile Nuseyrat Mülteci Kampı (aşağıda) arasındaki Netzarim Koridoru’na paralel Vadi Gazze Köprüsü boyunca yürüyen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'deki Netzarim Koridoru’ndan çekilmesi Filistinliler için ne anlama geliyor?

Gazze şehri (yukarıda) ile Nuseyrat Mülteci Kampı (aşağıda) arasındaki Netzarim Koridoru’na paralel Vadi Gazze Köprüsü boyunca yürüyen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)
Gazze şehri (yukarıda) ile Nuseyrat Mülteci Kampı (aşağıda) arasındaki Netzarim Koridoru’na paralel Vadi Gazze Köprüsü boyunca yürüyen Filistinliler, 10 Şubat 2025 (AFP)

Salim er-Reyyis

Netzarim Koridoru, İsrail'in 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşın başlangıcından bu yana savaşın yönetiminde büyük önem taşıdı ve savaşın sürdüğü aylar boyunca genişlemeye devam etti. Ta ki geçtiğimiz ocak ayında Katar, Mısır ve ABD'nin arabuluculuğunda Hamas ve İsrail arasında ateşkes ve esir takası anlaşmasına varıldığının ilan edilip, İsrail ordusunun kademeli olarak geri çekilmeye başladığı güne kadar Gazze Şeridi'ni kuzey ve güney olarak ikiye ayırdı.

Netzarim Koridoru, Gazze şehrinin en güneydoğu bölgesinden başlayıp şehrin en güneybatı kısmına kadar yaklaşık 7 kilometre uzanıyor. İsrail ordusunun konutları, okulları ve alışveriş merkezlerini buldozerlerle yıkarak genişlettiği koridorun genişliği 8 kilometreyi aşana kadar her iki tarafta, kuzeyde ve güneyde binlerce dönüm tarım arazisi buldozerlerle dümdüz edildi. Bu alan, son savaştan ve İsrail ordusunun Gazze Şeridi içindeki bölgeyi işgalinden önce 365 kilometrekare büyüklüğünde olan Gazze Şeridi için yüzölçümü bakımından oldukça büyük.

İsrail ordusu, 19 Ocak'ta yürürlüğe giren ateşkes ve esir takası anlaşması uyarınca Netzarim Koridoru’nun batısına çekildi ve Gazze'nin güneyinde yerlerinden edilen insanların kuzeye dönmelerinin önü açıldı. Anlaşmanın yürürlüğe girmesinin yedinci gününde, Gazze'nin güneyinde yerinden edilmiş kişilerin batı sahil yolundaki Raşid Caddesi'nde yürümelerine izin verildi. İsrail ordusu ayrıca yerinden edilmiş kişilerin araçlarıyla, ancak Mısır-Katar-ABD tarafından denetlenen bir kontrol noktasında tarama ve denetimden geçtikten sonra Selahaddin Caddesi'ne paralel bir yol üzerinden doğuya dönmelerine ve bölgede halen konuşlu olan İsrail askerleri arasından geçmelerine izin verdi.

Durum, 9 Şubat'a kadar kararlaştırıldığı gibi kaldı. İsrail ordusu Netzarim Koridoru’nun merkezi bölgelerinden Gazze Şeridi'nin yaklaşık bir kilometre içindeki en doğu bölgelerine çekilirken, askerlerini güney, doğu ve kuzey sınırları boyunca Gazze toprakları içinde tuttu. Geri çekilmenin ardından Gazzelilerin Selahaddin Caddesi boyunca araçla ya da yaya olarak her iki yönde de serbestçe hareket edebilmeleri gerekiyordu. Ancak İsrail ordusu tarafından buna ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. Aksine İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, anlaşma uyarınca, yerinden edilmiş kişilerin Selahaddin Caddesi üzerinden Gazze Şeridi'nin güneyinden kuzeyine yaya olarak, denetime tabi tutulmadan geçmelerine izin verileceği ve tek yönlü araç trafiğinin devam edeceği belirtildi. Bu da İsrail ordusunun Netzarim Koridoru çevresindeki kontrolünü, ordu bölgeden çekildikten sonra bile keşif uçakları, insansız hava araçları (İHA) ve askeri araçlarındaki ya da Akdeniz kıyı şeridindeki savaş botlarında bulunan askerler aracılığıyla sürdürmeye devam edeceği anlamına geliyor. Peki, Filistinliler için ne anlama geliyor?

Gazze şehrinin en güneydoğu bölgesinden başlayan Netzarim Koridoru, şehrin en güneybatı kısmına kadar yaklaşık 7 kilometre uzunluğa sahip.

İsrail ordusunun çekilmesi ve Gazzelilere hareket özgürlüğü tanınmasıyla birlikte Gazze Şeridi'nin tek bir toprak parçası olması gerekiyordu. Gazzeliler, herhangi bir kısıtlama ya da şart olmaksızın, ticari mal ve insani yardım geçişi sağlayabilmenin yanı sıra, yaya olarak ya da istedikleri herhangi bir ulaşım aracıyla bu iki bölge arasında hareket edebileceklerdi. Fakat İsrail halen Gazze'yi ve Gazzelileri birbirinden ayıran koridoru kontrol ediyor. Bu da Gazzelerin günlük hayatlarının kontrol edilmesinin yanında, hastaların ve tıbbi malzemelerin nakledilmesine bile kısıtlamalar getirerek, bunları denetleyerek ve savaştan önce Netzarim Koridoru çevresinde yaşayan 13 binden fazla Gazzelinin evlerini tamamen yıktıktan sonra hayatlarını tehdit ederek, onları taciz etmeye devam ettiği anlamına geliyor.

Netzarim Koridoru çevresinde yaşananlar ve İsrail ordusunun anlaşma şartlarını uygulama ve Gazze Şeridi'nde yaşayan 2,3 milyondan fazla Filistinlinin hayatını kolaylaştırma konusundaki yavaşlığı ve uzlaşmazlığına İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik ütopik açıklamaları ile ABD Başkanı Donald Trump'ın, binaların ve altyapının yüzde 80'inden fazlasının tamamen ya da kısmen yıkıldığı Gazze'nin yeniden inşası için hiçbir çalışma yapılamayacağı bahanesiyle Gazzelilerin Arap ülkelerine sürülmesi yönündeki çağrıları eşlik etti. Tüm bunlar, İsrail ve ABD’nin, Filistinlilerin hayat şartlarını daha da zorlaştırarak ve onları topraklarını ellerinde tutmadan Gazze Şeridi'ni terk etmeyi düşünmeye ve talep etmeye iterek Gazzelileri burayı terk etmeye zorlayacak bir ortam dayatmaya çalıştığını gösteriyor.

Gazzeliler, nerede olursa olsun göç etmeye ve alternatif bir yaşam aramaya iten en önemli nedenlerden biri, İsrail ordusunun Gazze şehrinin güneyinde ve Bureyc ve Nuseyrat Mülteci Kampları’nın kuzeyinde, Netzarim Koridoru çevresindeki geniş araziler üzerinde hareket kısıtlamaları getirerek, denetleme ve gözlem yaparak kontrolünü sürdürmesi. Aslında Gazzeliler, topraklarında kalmayı, İsrail ablukasının ve kısıtlamalarının kaldırılmasını ve yeniden inşanın derhal başlatılarak sivil hayatın ve temel hizmetlerin geri getirilmesini talep etmek yerine, Mısır ile Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin verilmesini talep etmeye zorlandılar.

Netzarim Koridoru’nun askerî açıdan önemi

Tüm bunlar, Netzarim Koridoru’nun sivil hayat açısından görünümünü sunarken koridor, hem İsrail hem de Filistinliler için askeri ve siyasi açıdan da önem taşıyor. İsrail ordusu bu hattı kontrol ederek Gazze Şeridi'ndeki nüfusu birbirinden ayırabildi ve savaş sırasında yerleşim alanlarını boşaltıp sakinlerini kaçmaya zorladı. Ayrıca kuşatma altındaki Gazzelilere insani yardım malzemelerinin ulaştırılmasını da engelleyen İsrail ordusunun bu faaliyetleri yüzünden Gazzeliler, uzun süre girişine izin verilmeyen un yerine ağaç yaprakları ve hayvan yemi yemek zorunda kaldılar. Binlerce Filistinli yiyecek ve su bulmak için güneydeki bölgelere gitmek zorunda kaldı. Ancak şiddeti görece daha az olsa da buralarda İsrail’in aynı politikalarıyla karşılaştılar.  

xsadfrgt
Gazze Şeridi'nin kuzey kesimlerine giderken Netzarim Koridoru’ndan geçen yerlerinden edilmiş Filistinliler, 9 Şubat 2025 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'in Netzarim Koridoru üzerindeki kontrolünü sürdürmesinde başka amaçları da olabilir. Çünkü İsrail ordusu, ateşkes ilan edildiğinden bu yana her hafta cumartesi günü İsrailli rehinelerin teslim edilmesi sırasında gövde gösterisi yapan Hamas’ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları’nı ne yenebildi ne de müzakere ve esir takası anlaşması dışında İsrailli rehineleri kurtarabildi. İsrailli siyasiler, Kassam Tugayları üyelerinin üniformaları ve silahlarıyla konuşlandığı ve İsrail'in savaş sırasında Kassam Tugayları’nın üst düzey komutanlarını öldürmesine rağmen, halen sahada olduklarını gösteren sahnelere karşı öfke kustular. İsrail, Hamas’ın İsrailli rehinelerin teslim edilmesinin ikinci turundan sonra Filistinli mahkumların serbest bırakılmasını engellemeye çalıştı.

İsrail'in Netzarim Koridoru üzerindeki kontrolünü sürdürmesinde başka amaçları da olabilir. Çünkü İsrail ordusu, Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları’nı tamamen yenilgiye uğratmakta yetersiz kaldı.

Hamas ve İsrail arasında varılan esir takası anlaşmasının, her aşaması 42 gün sürecek şekilde üç aşamada ve paralel olarak devam etmesi öngörülüyor. İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi, Netzarim Koridoru ve Mısır'la güney sınırına bitişik Philadelphia (Selahaddin) Koridoru, Refah Sınır Kapısı’nın açılması ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşası aşamasına kadar ticari malların ve insani yardımların girişinin artırılması ve savaşın ertesi günü Gazze’yi kimin yöneteceği konusunda sahada adımlar atılması gerekiyor.

Öte yandan İsrail'in ve İsrailli yetkililerin açıklamalarını ve niyetlerini hiçe sayan Hamas, İsrail ordusunun çekildiği tüm bölgelerin kontrolünü ele geçirmek üzere Filistin İçişleri Bakanlığı mensuplarını yeniden görevlendirdi. Gazze'deki tüm bakanlıklar, Gazze'nin yeniden inşası ve yaşanılabilir bir yer olması konusunda çalışmaya hazır olduklarını açıkladılar. Ancak yıkılanları inşa etmek için gerekli fonun olmaması nedeniyle mali olarak ilerleme sağlayamıyorlar. Ayrıca İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin geniş sınır bölgelerinde konuşlu kalmaya ve Netzarim Koridoru çevresini kontrol etmeye devam etmesi ve İsrail'in Hamas'a bağlı sivil polise bağlı olsalar bile, bölgede herhangi bir silahlı kişinin bulunmasını reddetmesi nedeniyle askeri olarak tam kontrolü ele geçiremiyor.

İsrail, Hamas'ın 2007 yılında Gazze Şeridi'nin kontrolünü silah zoruyla ele geçirmesinden beri görevden uzaklaştırılan Filistin Yönetimi ve çalışanlarına da Hamas’a davrandığı gibi davranıyor. Hamas'ın ve İsrail'in karşı çıkması nedeniyle çalışanlarına işlerine dönmeleri çağrısında bulunamayan Filistin Yönetimi, Filistinlilerin askeri olarak bulunmasını reddetmesinin ardından İsrail'in şartlı onayıyla Refah Sınır Kapısı’nda Avrupa Birliği (AB) ve uluslararası güçlerin gözetiminde resmi işlemler için dokuz memuru işe alabildi.

Netzarim Koridoru’na gelince, İsrail ordusu çekildikten sonra Filistinlilerin aralarındaki uzlaşı çerçevesinde sivillerin hareket özgürlüğüne kavuşmasının yanı sıra, Gazze'nin ister Hamas ve İçişleri Bakanlığı ister Filistin Yönetimi ve güvenlik birimi olsun resmî kurumların görevlerini üstlenmesi gerekiyordu. Başka bir deyişle Gazze Şeridi, İsrail sınır bölgelerini oymuş olsa bile bölünme ya da İsrail’in uzaktan kontrolü olmaksızın yeniden bütün bir Filistin toprağı olmalıydı.



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.