Nekbe hiçbir zaman durmadı

Trump'ın çözüm dediği, Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir başka adımdan ibaret

Görsel: Sara Padovan
Görsel: Sara Padovan
TT

Nekbe hiçbir zaman durmadı

Görsel: Sara Padovan
Görsel: Sara Padovan

Assal Rad

“Nekbe” (Büyük Felaket), Filistinlilerin topraklarından ve mülklerinden şiddet kullanılarak mahrum bırakıldıkları ve etnik temizliğe uğradıkları, İsrail Devleti'nin kurulmasıyla eş zamanlı gerçekleşen 1948 yılındaki olayları tanımlamak için kullandıkları bir terimdir. Filistinliler, bu olayları takip eden onlarca yıl boyunca daha fazla toprak kaybına, askeri işgale, savaşlara, apartheid uygulamasına ve hatta soykırıma maruz kaldılar.

Bu baskı ve adaletsizlik yılları yetmezmiş gibi, bugün Gazze Şeridi’ndeki iki milyon Filistinli, 1948 Nekbe'sinden bu yana en büyük yerinden edilme dalgası olan etnik temizlik tehdidiyle karşı karşıya kalmış durumda. Yüzde 70’i mülteci olan Gazze nüfusunun çoğunluğunu 1948 yılında evlerinden çıkarılanların torunları oluşturuyor. İlk Nekbe'nin mültecilerini, İsrail'in acımasız soykırımı altında Gazze'de yerinden edilmeye zorlananlara bağlayan düz çizgiyi izlersek, Filistinliler için Nekbe'nin hiçbir zaman durmadığını görebiliriz.

Bugün ABD Başkanı Donald Trump'ın sözde Gazze planına, etnik temizliği insani bir girişim olarak yeniden ambalajlama girişiminden ibaret olması nedeniyle küresel düzeyde kınamalarla tepki gösterildi.  Ancak gerçek şu ki, Filistinlilerin Gazze'den sürülmesi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs üzerinde tam kontrol arayışıyla birlikte, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve temsil ettiği ideolojik akımın her zaman temel bir hedefi oldu.

Yanlış anlatı

Batı'nın Gazze'deki soykırımla ilgili anlatısı iki ana unsura dayanıyor. Birincisi, uzmanların, Birleşmiş Milletler (BM) raporlarının ve dünyanın önde gelen insan hakları gruplarının vardığı genel sonuçlara rağmen İsrail'in eylemlerinin soykırım teşkil ettiğinin inkar edilmesi, ikincisi ise 7 Ekim 2023 günü Hamas’ın İsrail’e saldırısı öncesinde İsrail'in Filistinlilere uyguladığı şiddetin görmezden gelinmesi. Bu iki temele dayanan Batı anlatısı, 7 Ekim saldırısı öncesi ve sonrasında sahadaki gerçekliği gizliyor.

Bu yanlış anlatı, 21’inci yüzyılın en korkunç insanlık suçlarından biri olan çocuk katliamları pahasına bile olsa ne olursa olsun İsrail'i koruyan ABD'nin başını çektiği Batı bloğu ile Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme mücadelesini tanıyan daha uluslararası toplum arasındaki keskin uçurumu gözler önüne seriyor.

İsrail, Oslo Anlaşmalarından bu yana Batı Şeria'daki yasadışı yerleşimleri birimlerini genişletiyor. Netanyahu hükümeti, 2022 yılında bu genişlemeyi hızlandırma sözü verdi ve bu durum, BM’nin Eylül 2023 tarihli bir raporuyla da teyit edildi.

Netanyahu'nun uzun zamandır düzeltilmesi gereken bir ‘hata’ olarak gördüğü ve bundan dolayı bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına yönelik her türlü girişimi engellemekle övündüğü, on yıllardır devam eden Oslo Anlaşmalarını çöpe atmasının da gösterdiği üzere İsrail'in tüm Filistin topraklarını ele geçirme hırsı 7 Ekim'den çok önce açıkça ortadaydı.

xscdfvgrthy
İsrail ve Hamas arasında ateşkes sağlandıktan sonra Gazze Şeridi'nin kuzey kesimlerine dönerken yıkılan binaların enkazı arasında çadır kuran yerinden edilmiş Filistinliler, 23 Ocak 2025 (AFP)

İsrail, Oslo Anlaşmalarından bu yana Batı Şeria'daki yasadışı yerleşimleri birimlerini genişletiyor. Netanyahu hükümeti, 2022 yılında bu genişlemeyi hızlandırma sözü verdi. Eylül 2023'te, bir önceki yıl yerleşimcilerin uyguladığı şiddet nedeniyle bin 100'den fazla Filistinlinin yerinden edildiğini belgeleyen bir BM raporu da bu gerçeği teyit etti. İsrail, 2005 yılında Gazze'den askerlerini çektiğini iddia etse de Gazze'nin karası, havası ve denizi üzerindeki kontrolünü sürdürmesi fiili olarak askeri işgalin devam etmesini sağladı. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Temmuz 2024 tarihli ve dönüm noktası niteliğindeki bir kararla, İsrail'in Gazze de dâhil olmak üzere tüm Filistin topraklarını işgalinin hukuka aykırı olduğunu doğruladı.

Ancak Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihindeki saldırısı Netanyahu yönetimindeki İsrail hükümetine Gazze'ye topyekûn savaş açması için aradığı gerekçeyi sunarak bölgenin çehresini değiştirdi ve Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırma hedefini pekiştirdi.

Gazze'nin kasıtlı olarak imhası

İsrailli yetkililer, ‘İsrailli rehineleri kurtarma operasyonu’ başlığı altında Gazze'deki sivil halka yönelik acımasız saldırılarını gerekçelendirirken, Netanyahu hükümeti, 7 Ekim 2023 saldırısının hemen ardından tüm sivil rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin teklifi reddetti. Netanyahu, rehinelerin kurtarılması yerine savaşı seçti ve bu karar İsrail'deki rehine aileleri tarafından eleştirildi.

İsrail, soykırıma varan toplu bir cezalandırma eylemiyle Gazze'yi yok etmeye ve iki milyondan fazla Filistinli için yaşanmaz hale getirmeye çalıştı. Gazze Şeridi’ndeki bu yıkım, İsrailli yetkililerin Gazze'nin yok edilmesi çağrısında bulundukları açık beyanları ve burada halihazırdaki felaket koşullarına rağmen orduya gıda, su ve elektrik gibi temel kaynakların hedef alınması yönünde vermeye devam ettikleri direktifler bağlamında ele alınmalı.

İsrailli yetkililer, Gazze ile ilgili niyetlerini gizleme zahmetine girmediler. Saldırının ilk günlerinde, 700 binden fazla Filistinliyi zorla yurtlarından eden 1948 Nekbesine açıkça atıfta bulunarak Gazze'yi bekleyen kaderi tanımlamak için açıkça Nekbe ifadesini kullandılar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre  Gazze'nin yok edilmesi çağrılarının yanı sıra, İsrailli yerleşimciler, Gazze’nin yeniden işgal edilmesi için açıkça çağrıda bulundular. İsrail'in hedefi savaş boyunca tüm dünyaya ilan edildi. İsrailli üst düzey yetkililer, Gazze'yi ortadan kaldırma, Filistinlileri buradan sürme ve yerine İsrail yerleşim birimleri inşa etme niyetlerini defalarca kez açıkladılar.

Bu hedef, ne yeni ne de Gazze'ye özel. İsrail'in Batı Şeria'daki yasadışı yerleşim yerlerini durmaksızın genişlettiği uzun zamandır kamuoyuna açık bir şekilde belgeleniyor. İsrailli bakanlar, 7 Ekim'den önce bile Batı Şeria'daki Filistin köylerini yok etmekten bahsederek şiddet ve yıkımı teşvik ettiler. Bu söylem, Batı Şeria'daki Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları ve devlet destekli pogrom dalgalarını (Rus İmparatorluğu'nda yerleşik Yahudi olmayan toplulukların Yahudilere karşı yaptıkları şiddet eylemleri) körükleyerek tırmandı.

zxscdfrg
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, New York'ta BM Genel Merkezi'nde düzenlenen BM Genel Kurulu'nda elinde bir harita ile konuşurken, 22 Eylül 2023 (AFP)

İsrail son zamanlarda askeri olarak Batı Şeria'ya odaklanmış olsa da, Gazze'deki yıkımın boyutu modern dönemde dünya genelindeki çatışmalar içinde en büyüğü olmaya devam ediyor. Gazze nüfusunun yüzde 90'ından fazlası yerinden edildi ve konutların yüzde 90'ından fazlası hasar gördü. Su ve kanalizasyon altyapısı tahrip oldu, sağlık sistemi çöktü, üniversiteler enkaza döndü ve tarım arazileri sistematik olarak yok edilerek bölgenin gıda üretme imkanları felç edildi. Uzmanlar, Gazze Şeridi’ni yeniden inşa etmek bir yana, sadece enkazı temizlemenin bile on yıllar alacağını tahmin ediyor.

Aklı başında hiç kimse yıkımın büyüklüğüne bakıp bunun şehir savaşının istenmeyen bir sonucu olduğunu iddia edemez. Öyle ki Başkan Trump ve yönetimi Gazze'yi ‘yaşanmaz bir çorak arazi’ olarak tanımladı. Ancak Trump'ın Gazze'ye olan ilgisi, Filistinlileri etnik olarak temizlemeye yönelik son derece rahatsız edici planının da açıkça ortaya koyduğu üzere hiç de insani nedenlerden kaynaklanmıyor.

Trump dümene geçti

Başkan Trump, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında ‘savaş suçu’ işlediği gerekçesiyle tutuklama emri çıkarılmasına rağmen Netanyahu'yu Beyaz Saray'a resmi olarak davet edilen ilk yabancı lider yaptı. ABD yönetimi, UCM’nin İsrailli yetkililer hakkındaki kararlarını ilk kez görmezden gelmiyor. Geçtiğimiz aralık ayında da Biden yönetimi, İsrail’in eski Savunma Bakanı Yoav Galant'ı ABD'de ağırlamıştı.

Biden ve Trump yönetimleri arasında çok fazla şey değişse de ABD’nin İsrail ile olan ilişkisi sabit kalmaya devam ediyor. Bu da Demokratlar ve Cumhuriyetçiler olmak üzere iki partili olan ABD’nin dış politikasını şekillendiren sağlam ideolojik bağlılığı yansıtıyor. Ancak Trump'ın 4 Şubat'ta Netanyahu ile yaptığı basın toplantısında, ABD'nin Gazze'nin kontrolünü devralacağı ve Filistinli mültecileri uluslararası hukuku açıkça hiçe sayarak Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkelere zorla yerleştireceğini açıklaması çoğu kişide şok etkisi yarattı.

Trump açıklaması, bir politikanın gerektirdiği bir tutumu değil, ABD'nin işlemeye hazırlandığı, halkların zorla sürülmesi ve topraklarının yasadışı ilhakını da öngören bir savaş suçları dizisini ortaya koydu. Başkan Trump'ın kullandığı dil ve davranış biçimi, eylemlerinin önceki yönetimlerle tutarsız görünmesine neden olsa da, Biden yönetiminin İsrail soykırımına ve Gazze'nin tamamen yok edilmesine verdiği koşulsuz destek olmasaydı, bu durum mümkün olmazdı.

Aslında Biden yönetimi de savaşın başlarında benzer önerilerde bulunmuş, Mısır'ın Filistinli mültecileri kabul etmesini önermişti. Ancak Kahire, bu öneriyi şiddetle reddetti. Şimdi ise Trump yönetimi Gazze'nin yıkımını kitlesel sınır dışı için bir gerekçe olarak gösteriyor. İsrailli yetkililer şimdiden bu zorunlu göçü ‘gönüllü göç’ olarak nitelendirirken Gazze'nin kalıcı olarak ele geçirilmesi çağrısı yapıp Batı Şeria’yı da benzer bir akıbetin beklediği tehdidinde bulunuyor.

Trump'ın İsrail'in cezasız kalmasını teşvik ettiğini düşünen eleştirmenlere şunu sormak istiyorum: “Cezasızlığı soykırıma yardım etmekten daha fazla ne teşvik edebilir?”

Trump'ın bugün yaptıklarını mümkün kılan Biden'ın eylemleri oldu. Biden yönetimi, Gazze'nin imhasını kolaylaştırarak ve bu süreçte uluslararası hukuku ve hukuk ilkelerini parçalayarak Trump'ın etnik temizlik planının önünü açtı.

Şu anda tam olarak Filistinlileri geri dönüş hakkı olmaksızın topraklarından zorla çıkarmak ve işgalciler olarak topraklarını ele geçirmek için yasadışı bir öneri yapıldı. Filistinlilerin bunu tamamen reddetmesi ve uluslararası toplumun da onların yanında yer alması şaşırtıcı olmaz.

Başkan Trump, ‘Gazze'de bir medeniyetin yok edildiğini’ haklı olarak kabul etmiş olsa da -ki bu ancak İsrail'in eliyle olabilirdi- çözüm dediği, Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir başka adımdan ibaret.

Eğer Trump gerçekten bir barış elçisi olarak anılmak istiyorsa İsrail'in Filistin'i yer yüzünden silme girişimlerine son vermeli ve barışa ulaşmanın tek yolu olarak Filistinlilerin özgürlüğünü ve kendi kaderini tayin hakkını desteklemeli.

*Assal Rad: Modern Ortadoğu tarihi alanında araştırmacı ve Democracy Now for the Arab World'de geçici araştırmacı. Doktorasını Kaliforniya Üniversitesi’nde yaptı. Kendisini X platformunda @assalrad hesabından takip edebilirsiniz.



Irak, İsrail'in çıkarlarına saldırmakla suçlanan suç şebekesini çökertti

Irak güvenlik güçleri mensupları (AFP - Arşiv)
Irak güvenlik güçleri mensupları (AFP - Arşiv)
TT

Irak, İsrail'in çıkarlarına saldırmakla suçlanan suç şebekesini çökertti

Irak güvenlik güçleri mensupları (AFP - Arşiv)
Irak güvenlik güçleri mensupları (AFP - Arşiv)

Fransız Haber Ajansı AFP salı akşamı Iraklı yetkililerin, İran'ın emriyle Avrupa’da İsrail'in çıkarlarına yönelik saldırılar da dahil olmak üzere çeşitli suç eylemlerinde bulunmakla suçlanan İsveç merkezli Foxrot Ağı’nın ‘liderlerinin’ tutuklandığını duyurduğunu aktardı.

Irak Ulusal İstihbarat Servisi (INIS) tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“INIS, doğru istihbarat ve iç ve dış takip operasyonlarına dayanarak, Ulusal Uluslararası Adli İşbirliği Merkezi ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Süleymaniye kentinde güvenlik yetkilileriyle koordineli olarak, yerel ve uluslararası tutuklama emirleri bulunan ve Foxrot Ağı’nın suç liderlerini tutuklamayı başardı.”

INIS, “Foxrot Ağı, Irak topraklarını suç faaliyetleri için üs olarak kullanmaya çalıştığından, tutuklamalar birçok ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirildi” diye ekledi.

Öte yandan Avrupa Polis Teşkilatı (Europol) pazartesi günü yaptığı açıklamada ‘ana şüphelilerden biri Irak'ta tutuklandı. İsveç polisi ile Irak kolluk kuvvetleri arasında uzun süreli iş birliği sonucunda’ tutuklandığını duyurdu.

Europol, tutuklanan kişinin ‘Avrupa Birliği'nin (AB) arananlar listesinde yer alan ve yurt dışından İsveç'i hedef alan ciddi şiddet eylemlerinin başlıca organizatörlerinden biri olduğundan şüphelenilen 21 yaşındaki bir İsveç vatandaşı’ olduğunu açıkladı.

Açıklamada, Foxrot Ağı ile bağlantılı olduğu ve küçüklerin örgüte katılmasının sağlanması ve kullanılması da dahil olmak üzere, hizmet olarak şiddet eylemlerinin koordinasyonunda merkezi bir rol oynadığına inanıldığı belirtildi.

Bu operasyon sırasında, aynı ağla bağlantılı ve İsveç adli makamları tarafından çeşitli ağır suçlardan aranan başka bir kişinin de tutuklandığını ekledi.

Washington, geçtiğimiz mart ayında İran rejiminin bu ağı kullanarak 2024 yılının ocak ayında Stockholm'deki İsrail büyükelçiliği de dahil olmak üzere Avrupa'daki İsrail ve Yahudi hedeflerine saldırılar düzenlediğini belirterek Foxrot Ağı’na yaptırımlar uyguladı. Ağın lideri Rawa Majid'e de yaptırımlar uygulandı.

Majid'in ‘özellikle İran İstihbarat ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı ile iş birliği yaptığı’ belirtildi. Ertesi ay, İngiltere de Foxrot Ağı ve liderlerine yaptırım uyguladı.

Foxrot Ağı, silah ve uyuşturucu kaçakçılığına karışmakla ve özellikle silahlı saldırılar düzenleyerek ve para karşılığı cinayetler işleyerek Kuzey Avrupa'da şiddetin tırmanmasına neden olmakla suçlanıyor.


Hizbullah'ın mali krizi derinleşti ve destekçilerine savaş tazminatı ödemeleri durdu

Beyrut'un güney banliyölerinde lider Heysem Tabatabai'nin suikastında hedef alınan bir binanın üzerinde Hizbullah eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğrafı (Arşiv- Reuters)
Beyrut'un güney banliyölerinde lider Heysem Tabatabai'nin suikastında hedef alınan bir binanın üzerinde Hizbullah eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğrafı (Arşiv- Reuters)
TT

Hizbullah'ın mali krizi derinleşti ve destekçilerine savaş tazminatı ödemeleri durdu

Beyrut'un güney banliyölerinde lider Heysem Tabatabai'nin suikastında hedef alınan bir binanın üzerinde Hizbullah eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğrafı (Arşiv- Reuters)
Beyrut'un güney banliyölerinde lider Heysem Tabatabai'nin suikastında hedef alınan bir binanın üzerinde Hizbullah eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğrafı (Arşiv- Reuters)

Hizbullah'ın mali krizi daha da kötüleşti ve bu durum, İsrail'in Lübnan'a yönelik son savaşında evlerini kaybeden destekçilerini etkiledi.

Beyrut'un güney banliyölerinde yaşayanlara, "tazminat ödemelerinin ne zaman yapılacağına dair henüz kesin bir tarih belirlenmediği" ve "ödeme hazır olduğunda telefonla bilgilendirilecekleri" ifade edildi.

Hizbullah, evlerini kaybeden 51 bin aileye konaklama yardımı ödemek zorundadır.  Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu yardımın yıllık tutarı güney ve Bekaa Vadisi'ndeki evler için 3 bin 600 dolar, banliyölerdeki evler için ise 4 bin 800 dolar arasında değişmektedir.

Sakinler, partinin geçen yılki ev onarım ödemelerini bozan “kaos” ve ‘kayırmacılık’ konusunda iç soruşturma yürüttüğünü bildirirken, Hizbullah'a karşı olan kaynaklar, bu yıl tazminat ödemelerinin gecikmesini “partinin karşı karşıya olduğu mali krize” bağladı.


Suriye, Halep'in doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi "askeri bölge" ilan etti

Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
TT

Suriye, Halep'in doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi "askeri bölge" ilan etti

Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.

Suriye ordusu dün, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yüzleşmek amacıyla Halep şehrinin doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi “kapalı askeri bölge” ilan etti (SDG) ve bölgedeki tüm silahlı grupların Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmesini talep etti. Kürt liderler, yetkilileri bölgelerine saldırı hazırlığı yapmakla suçladı.

“Operasyon Otoritesi”, SDG ve eski rejimin kalıntılarının seferberliğine yanıt olarak Deyr Hafir ve Meskene kasabalarının kapatıldığını bildirdi ve sivillere, Halep şehrini bombalayan İran intihar drone'larının fırlatma noktası oldukları için bu kasabaları tahliye etmeleri çağrısında bulundu.

Yetkili makam, Deyr Hafir civarındaki SDG mevzilerini topçu ateşiyle hedef aldığını duyurdu. Resmi kanal, askeri bir kaynağın, topçu saldırısının SDG'nin Hamima köyü civarını insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasına yanıt olarak gerçekleştirildiğini söylediğini aktarırken, ordu ise bir sivilin Deyr Hafir'den motosikletiyle ayrılmaya çalışırken SDG keskin nişancısının ateşi sonucu öldürüldüğünü bildirdi.

Bu arada Suriye Enerji Bakanlığı, SDG'nin Deyr Hafir'in doğusundaki Amtina Köprüsü'nü bombalamasını kınadı. Bu köprü, bölgeyi birbirine bağlayan ve hizmet veren son köprüydü ve bombalama sonucu bölgeye erişim tamamen kesildi. Bakanlık, SDG'yi ana su kanalını tehlikeye atmaktan ve özellikle Deyr Hafir bölgesi ve çevresinde su akış hızının önemli ölçüde artması sonucu yaklaşık 8 bin hektarlık tarım arazisinin su basması tehdidiyle karşı karşıya kalmasından tamamen sorumlu tuttu.