Gazze'de ‘çocuklar sayı değildir’: Ölüm karşısında yorgunluk nedir bilmeyen bir insani yardım modeli

Bu model, olanlar karşısında seyirci kalmamaya karar veren insanlar tarafından destekleniyor

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon
TT

Gazze'de ‘çocuklar sayı değildir’: Ölüm karşısında yorgunluk nedir bilmeyen bir insani yardım modeli

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon

Cudi el-Esmer

Gazze'deki ölüm makinesinin durması, gerçek anlamıyla hayatın doğuşuna değil, kuzeye dönen Gazzelilerin trajedisinin ikinci bölümünün başlangıcıydı. Savaşın yeniden başlamasından duyulan endişe ve 471 günlük savaşın yansımalarıyla yüzleşirken yalnız olduklarını hissettiler.

Eskiden Gazze ile en güçlü bağ olan “onlar sayı değil” cümlesi bile varlığını yitirdi. Bu cümle şehit, yaralı, tutuklu, kayıp, yerinden edilmiş, yetim ve aç Gazzelilerin yüz yıllık ve bin yıllık sayılarının, hikayesi olan birer insana ait olduğuna dair bir farkındalık haliydi. Ancak suç ortaklığı, seyirci kalma ve alışma dünyasında, genel gidişata ve seçeneklerine kıyasla sınırlı marjlara sahip olsalar da her zaman istisnalar da vardır. Bu istisnalar, ana akıma karşı bir muhalefet eylemi ve başarılı olasılık ve aşkınlık varsayımları teşkil ediyor.

Bitmemiş bir hikaye

İngiltere vatandaşı iki genç kadın Somaya Ouazzani ve Sarah Ben Tarifite, “onlar sayı değil” ifadesinden yola çıkarak, Gazze’deki en savunmasız ve masum kurbanlar olan çocuklar için ‘Children Not Numbers’ (Çocuklar sayı değildir) adını verdikleri bir insani yardım kuruluşu kurdular. Geçtiğimiz yıl mart ayında kurulan Children Not Numbers, çocukların yaşadığı trajedileri kontrol altına almayı amaçlıyor. Bu iki genç kadın, geniş deneyime sahip doktorlardan oluşan üst düzey bir yönetim kadrosunun, bireysel bağışların ve 180'den fazla üyeden oluşan bir ekibin yardımıyla - büyük zorluklarla, ama gayretle - yüzlerce Gazzeli çocuğa fayda sağlayan ‘tıp, okul ve savunuculuk’ olmak üzere üç müdahale alanını içeren entegre bir yaklaşım geliştirdi.

Bu çabalar, yıkıma uğramış ve uğramaya devam eden, dünyayla bağlantısı kesilmiş bir bölge olan Gazze'yi saran ölüm duvarında hayata bir pencere açıyor. Şu anda yapılabilecek en büyük hata, ateşkesin Gazze'deki Filistinlilerin hikayesi için mutlu bir son olduğunu düşünmek olur. Gazzelilerin ölüm gerçeğiyle yüzleşme zamanı geldi. Geriye dönen aileler, duvarında sadece bir leğen asılı olan ve geri kalan her şeyin toz, moloz, metal ve şarapnel parçalarından ibaret olduğu evlerinin görüntülerini paylaşıyor.

Şu anda yapılabilecek en büyük hata, ateşkesin Gazze'deki Filistinlilerin hikayesi için mutlu bir son olduğunu düşünmek olur.

Al-Majalla'ya konuşan Children Not Numbers'ın kurucularından Somaya Ouazzani, BM'ye bağlı, kaynakları ve devasa bütçeleri olan küresel kuruluşların aksine son derece zorlu bireysel çabalara dayanan Children Not Numbers’tan bahsetti.

xcdfvrgt
Görsel: Eduardo Ramon

Ancak Gazze'nin yeniden inşasına ve altyapısının tamirine yardımcı olmayı hedefleyen kuruluşun henüz başarı öyküsünü yazmadığına inanan Somaya, “Birincisi, tıbbi altyapı; bu olmadan hiçbir toplum hayatta kalamaz. İkincisi, eğitim altyapısı; bu olmadan hiçbir toplum güçlenemez. Üçüncüsü, insanların haklarına erişmelerini sağlamak için onları güçlendirmeliyiz. Bu olmadan ilk ikisini düzeltemeyiz.

Bu sebeple kar amacı gütmeyen bir tıbbi-hukuki sivil toplum kuruluşu (STK) kurduk” ifadelerini kullandı.

Bu STK, dünya Gazze'nin kendisini ayakta tutacak tüm unsurlarını yitirmiş paralel bir dünya olduğunu ve insani eylem ihtiyacının sona ermediğini, ancak doğum sancısının şimdi başladığını kabul etmedikçe ateşkesten sonra yaşamanın mümkün olmadığına inanıyor.

Çocukların Gazze’den tahliyesi ve tedavisi

Geçtiğimiz yılın mayıs ayında kapatılan Refah Sınır Kapısı, 3 Şubat'ta yeniden açıldı ve aralarında kanser ve kalp hastası çocukların da bulunduğu 50 hasta derhal Gazze'den Mısır'a tahliye edildi.

Bu noktadan önce Children Not Numbers, tüm bedeninde derisini yiyip bitiren sedef hastalığından kurtulmasına yardımcı oldukları Gazzeli bir kız çocuğuyla ilgili kısa bir video yayınlayarak yaralı ve hasta çocukların acilen Gazze’den tahliye edilip tedavi edilmesi gerektiğini hatırlattı.

Videoda şu ifadeler yer aldı:

“Meryem’i hatırlıyor musunuz? Bir yılı aşkın bir süre boyunca dayanılmaz acılarla yaşadı. Sekiz ayı aşkın bir süre boyunca ona ilaç, yiyecek, barınak ve pediatri ve dermatoloji uzmanlarından tıbbi takip sağlayarak destek olduk. Ancak içinde bulunduğu hayat şartları ve tedaviye erişememesi nedeniyle durumu kötüleşmeye devam etti. Nihayet geçtiğimiz yıl kasım ayında Gazze'den ayrılmak için izin almayı başardık. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı'nın yardımıyla onu BAE'ye tahliye edebildik.”

Somaya Ouazzani: “İnsanları haklarına erişebilmeleri için güçlendirmemiz gerekiyor. Bu sebeple kar amacı gütmeyen bir tıbbi-hukuki sivil toplum kuruluşu kurduk.

Meryem’in hikayesi, Children Not Numbers'da danışman çocuk doktoru ve saha tedavi direktörü olan Gazzeli Dr. Şerif Yasir Matar'ın Al-Majalla ile paylaştığı diğer pek çok hikâyeye benziyor.

Bugün dünyanın bu bölgesindeki tablonun hayal edebileceğinizden çok daha vahim olduğunu ifade eden Dr. Matar, “14 bin 500'den fazla Filistinli çocuğun öldürülmesi de dahil olmak üzere acımasız bir sürecin sona erdiği doğru. Ancak ateşkese tedavi için tahliyelerin durdurulması eşlik etti (yani tedaviye ihtiyacı olan çocuklar 19 Ocak'tan 3 Şubat'a kadar Gazze'den çıkamadı) ve Gazze’den çıkışlar Filistin Topraklarındaki Hükümet Aktivitelerini Koordinasyon Birimi (COGAT) ve WHO tarafından idare edilen Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı ile sınırlandırıldığı için oldukça güçleşti. Az sayıdaki tahliyeler sırasında en iyi ihtimalle birkaç düzine çocuk Gazze’den çıkarılabildi. Yüzlercesi kronik hastalıklarla mücadele ederken birçoğu bombardımanlardan ziyade hastalıktan öldü” ifadelerini kullandı.

Kalp rahatsızlığı olan Lana el-Gafri adlı çocuğun altı kez yoğun bakıma alındığını ve ocak ayı sonlarında Türk görevlilerle birlikte tahliye edilmesi gerektiğini anlatan Dr. Matar, “Ancak seyahat işlemleri onlarca çocukla birlikte aniden durduruldu. Çocuklar ölene kadar tahliye edilmeyi bekledi” dedi. Dr. Matar, yeni doğan bebeklerin seyahat etmesine izin verildiğini, ancak annelerinin onlara eşlik etmesinin engellendiğini, bu yüzden seyahat edemediklerini de sözlerine ekledi.

Refah Sınır Kapısı, tedavi amaçlı tahliye için kısa bir süreliğine açılınca, kuruluş çocukları tahliye etmeyi başardı. Tahliye edilen çocuklar arasında karaciğer yetmezliğine yol açan safra kanallarının tıkanması şikayeti olan bebek Sadil Hamdan da vardı. Altı aylıkken teşhis konulan Hamdan’ın tedavi edilmesi gerekiyordu, ancak tedavi olamadan 10 aylık oldu. Children Not Numbers ekibi umudunu yitirmedi ve bebeği Mısır'a götürmeyi başardı. Özel bir finansmanla donör olan babasından karaciğer nakli yapılan çocuk, Children Not Numbers tarafından desteklenmeye devam ediyor.

Somaya Ouazzani, çalışmalarını şöyle anlattı:

“WHO, BAE Dışişleri Bakanlığı, diğer yerel bakanlıklar ve kısa bir süre önce de Türkiye ile birlikte çalışarak bir yıldan kısa bir süre içinde 200'den fazla Gazzeli çocuğu ve refakatçilerini Katar, BAE, Belçika, Romanya, Arnavutluk ve Mısır'a tahliye ettik.”

Gazze'de sayılar ölüleri ve yaraları ifade ederken yaşamak isteyenlere ilişkin rakamları paylaşan Somaya, iki klinik aracılığıyla 400'den fazla kadına doğum öncesi ve sonrası bakım da dahil olmak üzere tedavi sağladıklarını belirtti. Ayrıca körlük riski taşıyan 40 prematüre bebeği taradıklarını ifade eden Somaya, “Kliniklerde çalışan ve hastaları evlerinde ve çadırlarında ziyaret eden 10 fizyoterapistten oluşan bir ekip aracılığıyla 100'den fazla çocuğa fizyoterapi sağladık. Arapçaya çevrilmiş bir rehabilitasyon programı sunan Gazze dışındaki kıdemli fizyoterapistlerden oluşan bir ekiple iş birliği yapıyoruz. Ebeveynlerden bu programı uygulamalarını istiyoruz. Bunun sonucunda birçok çocuğun yürüdüğünü ve birçok bebeğin başını kaldırabildiğini veya oturabildiğini gördük. Pediatri, hepatoloji, kardiyoloji, nöroloji ve cerrahi alanlarında uzman 45'ten fazla Gazzeli doktor, kuruluş bünyesinde aylık sabit bir maaşla çalışıyor. Mısır'a tahliye edilen hastaları desteklemek üzere Kahire'de bir tıbbi ekip oluşturduk” diye konuştu.

Düzenli bir okul

İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın, eğitimi mümkün ve gerekli olanın dışına, kitlesel yıkım ve hayatta kalma güdüsü bağlamına yerleştirdiği su götürmez bir gerçek. Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Savaş, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana 630 binden fazla Gazzeli öğrenciyi eğitimden mahrum bıraktı. BM Eğitim Hakkı Özel Raportörü Farida Shaheed bu ayın başlarında, Gazze'deki okulların yüzde 90'ından fazlasının tamamen ya da kısmen yıkıldığını ve artık kullanılamaz halde olduğunu teyit etti.

ascdfrgt
Görsel: Eduardo Ramon

Ancak yiyeceğe ve içme suyuna erişim, tedavi ve temel hizmetler gibi okul eğitimine büyük önem veren ve bunu Gazze'nin ve çocuklarının iyileşmesinin temel taşı olarak gören Children Not Numbers, 5-12 yaş arası 300 çocuk için bir okul kurdu. Okulda 7 öğretmen, bir çocuk psikoloğu, bir çocuk bakıcısı ve bir temizlik görevlisi çalışıyor. Eğitim programı Filistin müfredatını takip ederken Arapça, İngilizce, fen ve matematik dersleri veriliyor. Eğitim Bakanlığı tarafından onaylı okul, yakında Kuran-ı Kerim derslerine de başlayacak.

Gazzeli Dr. Şerif Yasir Matar: “Az sayıdaki tahliyeler sırasında en iyi ihtimalle birkaç düzine çocuk Gazze’den çıkarılabildi. Yüzlercesi kronik hastalıklarla mücadele ederken birçoğu bombardımanlardan ziyade hastalıktan öldü.

Somaya Ouazzani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğitim ve Yüksek Öğretim Bakanı okulu ziyaret ederek şu anda Gazze'deki en iyi okullardan biri olduğunu söyledi. Bakanlık, çadır okul modelinin sona ermesini ve tüm STK'ların okulumuzda izlediğimiz standartları benimsemesini umuyor. Çocukların kişisel hijyenlerini korumalarını sağlamak için okulu sıhhi tesisatla donattık. Çocuk doktorları haftada iki ila dört kez okulu ziyaret ederek sağlık kontrolleri yapıyor. Ayrıca psikolojik destek sağlıyoruz, her çocuğa okulda geçirdikleri süre boyunca atıştırmalık ve süt sağlıyoruz ve onlara okul malzemeleri temin ediyoruz. Okul binası çok güzel, çekici görünmesini sağladık. Bu da çocukları psikolojik olarak destekliyor.”

Bir videoda dişlerini fırçalarken, dua ederken ve ardından ayakta kalan birkaç binadan birindeki bu okula giderken gördüğümüz öğrencilerinden biri olan Basim (10), “Bir buçuk yıl süren savaştan sonra nihayet okula dönüyorum. Okula girdiğimde kendimi çok mutlu hissediyorum. Benim ve sınıf arkadaşlarımın daha iyi olmasına yardımcı oluyor” ifadelerini kullandı. Basim’i sınıfta defterine bir şeyler yazarken ve oyun alanında spor yaparken görüyoruz. Children Not Numbers’a göre bu okul Basim ve sınıf arkadaşlarına eğitim sağlarken savaş ve yerinden edilme travmasını atlatmalarına yardımcı oluyor.

Zorluklar

Tüm bunları başarmak hiç kolay olmadı. Somaya, ilk zorluğun ağır yaralı ve kronik hastalığı olan çocuklar için durmak bilmeyen ve hala aynı tempoda devam eden koşturmaca olduğunu söyledi. İkinci zorluğun ise Gazze'ye finansman sağlamak olduğunu belirten Somaya, “Bu da kuruluşun mali kaynaklarının İngiltere’den güvenli ve yasal bir şekilde sağlanmasını gerektiriyordu. Üçüncü zorluk ise mali destek sağlamaktı. Çünkü şimdiye kadar tamamen küçük bağışlarla çalışmalarımızı sürdürdük. İngiltere'den çalıştığımız için bağışçılarımızın çoğu Avrupa'da yaşıyor ve ne yazık ki kuruluşlar ve vakıflar Filistin'deki herhangi bir şeyi finanse etmekten çekiniyor. Bugün bir bebek bezinin fiyatı 25 dolarken bir hafta sonra 45 dolar olabiliyor. Bir keresinde bir kutu bebek bezi için 48 dolar harcamıştık. Programlarımızdan 200 aile faydalandığında, bunları tedarik etmek imkansız hale geliyor. Çünkü bir haftalık bebek bezi için 10 bin sterlin ödemeniz gerekiyor. Bu sürdürülebilir değil. Aynı sorun temel gıda ihtiyaçları için de geçerli” diye konuştu.

Kuruluş kendini bu zorunlulukların hiçbirinden soyutlayamazdı ve bu da ‘kardeşlerine destek olmadan bir çocuğa nasıl destek olabiliriz? Aynı çadırdaki diğer üç çocuk donarak ölmek üzereyken bir çocuk nasıl ısınabilir?’ sorularını sormalarına neden oldu.

Gazze'nin toparlanmasının temel taşı olarak eğitimin önemini kabul eden Children Not Numbers, 300 öğrenci kapasiteli bir okul kurdu.

Children Not Numbers, 500'den fazla aileye gıda yardımı sağlarken son kampanyasında 650'den fazla çocuğa yaklaşık 80 bin dolar tutarında kışlık giysi yardımında bulundu. Ayrıca 22 ailenin 71 yetim çocuğa sponsor olmasını sağladı. Bu sponsorluğun masrafları, kuruluşun ilk elçisi olan Fas asıllı Hollandalı profesyonel futbolcu Anwar El Ghazi sayesinde karşılandı.

Ampute çocuklar şehri

BM, bugün savaş nedeniyle yetim kalan 38 bin çocuğa ev sahipliği yapan Gazze hakkında geçtiğimiz yılın kasım ayında ‘Gazze, modern tarihin en büyük çocuk ampute grubuna ev sahipliği yapıyor’ başlıklı bir rapor yayınladı. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), her gün 10 Gazzeli çocuğun bir ya da iki bacağını birden kaybettiğini kaydetti. Filistin Sağlık Bakanlığı, 4 bini çocuk olmak üzere 11 binden fazla Filistinlinin kol ya da bacaklarından en az birinin kesildiğini kabul etti.

Gazzeli Dr. Şerif Matar, Gazze'de çocuklar arasında amputasyonun yaygın olmasının iki nedeni olduğunu belirtti. Bunlardan birincisi çocukların uzuvlarının küçük bedenlerinden kopmasına neden olan şiddetli patlamalar, ikincisi ise amputasyonun yetersiz hastane kaynakları nedeniyle yaralıları kurtarmak için tek çözüm haline gelmiş olması.

İsrail'in savaşın başında Gazze'deki protez hastanesini yıkması nedeniyle protez uzuv takmanın günümüzde mevcut en zor seçeneklerden biri olmaya devam ettiğini belirten Dr. Matar, “Şu an bu hizmeti Ürdün tarafından kurulan sahra hastanesi veriyor, ancak ihtiyaç mevcut kaynakları çok aşıyor. Bu şok edici rakamların yarattığı algı, sessiz bir başa çıkma acısını ve çözümlerin yetersiz kalmasının üstünü örtüyor” şeklinde konuştu.

xcsdfvgrt
Görsel: Eduardo Ramon

Dr. Matar, sözlerine şöyle devam etti:

“Koltuk değnekleri ve tekerlekli sandalyeler, bilim kurgu haline gelmiş olabilecek tıbbi bir öncelik, ancak ampute kişilerin bağımsız bir şekilde hareket edebilmelerine yardımcı olmak için acil bir ihtiyaç. Sayıları çok az olmasına rağmen, bağışçılar çocukların vücut ölçülerini dikkate almadıklarından doğru boyutta da mevcut değiller.”

Ayrıca, güneyde ve merkezde bulunanlara getirilen ulaşım kısıtlamalarının yanında sağlık hizmetlerinin yetersiz olması nedeniyle, ağır vakaların tedavi edildiği sahra hastanelerine ciddi bir ihtiyaç olduğunu düşünen Dr. Matar, bununla birlikte sahra hastaneleri açan kuruluşların ölümleri kayıtlarına geçirmekten kaçındığını, bu yüzden hizmetlerinin basit tıbbi tedavilerle sınırlı kaldığını söyledi.

Children Not Numbers ekibi, çocuklarda görülen diş hastalıklarının tıbbi ilgi görmediğini ve çocukların tedavi için herhangi bir doktora ya da çocuk doktoruna gittiğini fark etti. Kuruluşun bu ihtiyacı da çalışmalarına dahil ettiğini belirten Dr. Matar, şu anda Gazze'de bir çocuk diş kliniği açmaya çalıştıklarını açıkladı.

“Children Not Numbers: “Bağışçılarımızın çoğu İngiltere ve Avrupa'daki diğer ülkelerde yaşayan kişiler. Şaşırtıcı olansa Arap ülkelerinden yapılan bağışların neredeyse yok denecek kadar az olması.”

Resmi tamamlayan Somaya, son olarak şunları söyledi:

“Ne kadar çok çalışırsak ve ne kadar başarılı olursak olalım, Gazze'de altyapının tamamen yok olduğu, ilaçların, tıbbi kaynakların ve steril bir ortamın bulunmadığı gerçeğinin üstesinden gelemeyiz. Bu çöküşün ortasında, pediatrik kalp yetmezliğinin giderek daha fazla görüldüğünü görüyoruz. Organ nakli gibi masraflı ve karmaşık müdahalelere ihtiyaç duyuluyor. Bu da Gazze'de mümkün değil. Genellikle bir fincan kahve fiyatı kadar az olan bireysel bağışlarla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bağışçılarımızın çoğu İngiltere ve Avrupa'daki diğer ülkelerde yaşayan kişiler. Şaşırtıcı olansa Arap ülkelerinden yapılan bağışların neredeyse yok denecek kadar az olması. Arap ülkelerinden bağışçılara, kişilere ve kurumlara, operasyonel maliyetlerin arttığı Gazze'deki programlarımızı sürdürmemiz için bize destek olmaları çağrısında bulunuyorum.”

Duygusal yıpranmanın da maliyetli olduğunu ifade eden Somaya, “Sarah ve ben Londra'dan telefon ekranlarımızın başında günde altı ila yedi saatimizi savaşın çocuklarını, kolu olmayan, bacağı olmayan hatta kafası olmayan bir çocuğu, annesinin cesedinin başında ağlayan bir çocuğu izleyerek geçirebiliriz. Kalplerimiz öfke, hiddet ve kederle dolu halde patlayacak gibi. Fakat ekibimizi bir araya getiren de bu acılar. Herkes acısını eylem, bağlılık ve dayanıklılık için bir motivasyona dönüştürüyor” ifadelerini kullandı.

Dr. Şerif Yasir Matar'ın hikayesi de bu azmi özetliyor. Genç bir doktor, eş ve beş çocuk babası olan Dr. Matar, ‘savaşın başında İsrail'in çalıştığı hastane olan Rantisi Çocuk Hastanesi'ni yerle bir etmesinin ardından Gazze Şeridi'nin kuzeyini ve ailesini yalnız bıraktığını’ belirterek savaşla ilgili tek pişmanlığını bizimle paylaştı. Dr. Matar, daha sonra iş arkadaşlarından hastanenin onarımı sırasında yoğun bakım ve diyaliz hizmetlerinin eskisi gibi verilemediğini öğrendiğini ifade etti.

Children Not Numbers çatısı altındaki çalışmalarının tıp mesleğinin çağrısına yanıt niteliğinde olduğunu belirten Dr. Matar, “Bu, Gazze'deki çocukların yanı sıra şehit olan, tutuklanan ve halen gözaltında tutulan doktor arkadaşlarıma verdiğim bir şeref sözüdür. Bunların arasında, savaşta aldığı yaralar nedeniyle engelli olan annesiyle birlikte Beyt Lahiye'deki evlerinde kalırken İsrailliler tarafından tutuklanan arkadaşım Dr. Muhammed Hammude de bulunuyor” dedi.

Dr. Matar, tüm bu deneyimlerini, 51 milyon ton enkazla kaplı Gazze'nin kuzeyindeki evine dönmeden ve ne durumda olduğunu görmeden iki gün önce paylaştı. Gazze’nin kuzeyinde binlerce insan öldü, yüzlercesi kayıp ve taş üstünde taş kalmadı. Ancak bu kayıpların ve yıkımın yaşandığı topraklar, İsrail'in çekileceğini açıklamasından sonra on binlerce kişinin geri döndüğü topraklardı. Burada uzun uzun ağlayıp yas tuttular. Her zaman olduğu gibi bunu da tek başlarına yaşıyorlar. Gazze'de kaç binanın enkaza dönüştüğü ise henüz bilinmiyor.



Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışını gerçekleştirdi. Bu adımın, kadınların polis ve güvenlik alanındaki rolünü güçlendirmeyi ve farklı uzmanlık alanlarında daha geniş katılımını sağlamayı hedeflediği belirtildi.

Enstitünün açılışına paralel olarak Suriye İçişleri Bakanlığı, “el-Anud” lakabıyla bilinen ve daha önce rejimden ayrılan subay Yüsra Diyab el-Kata’na’nın albay rütbesine terfi ettirildiğini duyurdu. Kata’na’nın kökeninin Dera kırsalındaki el-Lecat bölgesine dayandığı ve Suriye devriminin ilk dönemlerinde eski rejim ordusundan ayrıldığını açıklayan ilk subaylar arasında yer aldığı ifade edildi.

İçişleri Bakanı Enes Hattab, cumartesi günü açılışta yaptığı konuşmada, enstitünün donatılması ve eğitim programlarının hazırlanmasının yaklaşık bir yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda tamamlandığını söyledi. Hattab, bu süreçte uzman bir ekibin modern polislik gereksinimlerine uygun bir eğitim ortamı oluşturmak ve kursiyerler için öğrenme ile mesleki eğitim imkânlarını sağlamak amacıyla büyük çaba harcadığını belirtti.

gth
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü yöneticileri İçişleri Bakanı’nı karşılarken (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitünün güvenlik alanında görev alacak kadın kadroların yetiştirilmesi ve eğitilmesi için uzmanlaşmış bir merkez olacağını vurguladı. Ayrıca kursiyerlere görevlerini etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilmeleri için gerekli bilgi, disiplin ve mesleki becerilerin kazandırılacağını ifade etti.

Hattab, İçişleri Bakanlığı’nın “kurtuluştan” sonraki ilk günden itibaren kadınların güvenlik ve polislik çalışmalarına ile toplumsal hizmetlere katılımını güçlendirmeyi görev edindiğini belirterek, bunun kadınların haklarını ve mahremiyetini koruyacak şekilde, toplumsal değerler ve mesleki standartlarla uyumlu biçimde yürütüleceğini söyledi.

gh
Albay rütbesine terfi ettirilen muhalif subay Yüsra Diyab el-Kata’na (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan ayrıca, halkının yanında yer almayı seçen, özgürlük ve adalet değerlerini destekleyerek eski rejimden ayrılan kadın subayları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Bu subayların bugün kuruma katılmasının kurumun deneyimine önemli katkı sağladığını ve ülke çıkarlarını ve topluma hizmeti her şeyin üzerinde tutan herkese kapı açan ulusal bir sürecin somut göstergesi olduğunu ifade etti.

Enstitü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi ise enstitünün kurulmasının, polislik çalışmalarını geliştirmeyi ve mevcut dönemin ihtiyaçlarıyla uyumlu şekilde modernize etmeyi amaçlayan ulusal bir vizyonun parçası olduğunu söyledi. Sercavi, enstitünün çeşitli toplumsal meselelerle başa çıkabilecek kadın polis kadrolarının yetiştirilmesi için uzmanlaşmış bir eğitim platformu olacağını kaydetti.

vfgbh
Kadın Polis Enstitüsü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Sercavi ayrıca enstitünün, devletin kadınların yeteneklerine ve toplumun korunması ile istikrarın güçlendirilmesindeki rollerine duyduğu inancı yansıtan kurumsal bir model oluşturma yolunda önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Açılış törenine çok sayıda güvenlik ve idari yetkili katıldı. Etkinliğin, polis kurumlarının geliştirilmesi ve en yüksek mesleki standartlara göre eğitilmiş kadın kadrolarla güçlendirilmesi çabalarının bir parçası olduğu ifade edildi. Bu adımın güvenlik sisteminin desteklenmesine ve topluma hizmetin güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

İçişleri Bakanı ayrıca enstitünün çeşitli bölümlerinde incelemelerde bulundu. Ziyaret sırasında eğitim ve hazırlık salonları ile yönetim ofisleri ve idari birimler gezildi.

67ı
İçişleri Bakanı Enes Hattab ile birlikte Kadın Polis Enstitüsü’nde inceleme yapan bazı Suriye güvenlik yetkilileri (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitü yöneticilerinden uygulanan eğitim programları ile kursiyerlerin polislik görevine hazırlanması ve eğitilmesine ilişkin mekanizmalar hakkında bilgi aldı. Tuğgeneral Sercavi de enstitüde yürütülecek çalışma planları hakkında kapsamlı bir sunum yaptı.

Enstitünün, kursiyerleri polis ve hukuk bilimleri ile saha becerilerini kapsayan uzmanlaşmış eğitim programları aracılığıyla yetiştirmeyi hedeflediği belirtildi. Ayrıca kadın polis varlığının gerekli olduğu toplumsal meselelerle başa çıkmaya yönelik yöntemler konusunda da eğitim verileceği ifade edildi.


Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
TT

Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde bir Filistinli erkek, eşi ve iki küçük çocuğunun bugün İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı.

Filistin Kızılayı da ekiplerinin, Tubas’ın güneyindeki Tamun beldesinde İsrail güçlerinin ateş açtığı bir araçtan iki yetişkin ile iki çocuğun cansız bedenlerini çıkardığını bildirdi.

İsrail ordusu ise AFP’ye olaya ilişkin haberleri soruşturduğunu açıkladı.

Ramallah merkezli Filistin Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada, ‘Tamun’da açılan ateş sonucu aynı aileden dört şehidin Tubas’taki Türk Devlet Hastanesi’ne ulaştığını’ belirtti.

Açıklamada hastaneye 37 yaşındaki bir erkek, 35 yaşındaki bir kadın ile 5 ve 7 yaşlarında iki çocuğun cenazelerinin getirildiği, hepsinin kurşun yaraları bulunduğu ifade edildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise çiftin diğer iki çocuğunun, 8 ve 11 yaşlarında olduklarını ve kurşun parçalarıyla yaralandıklarını aktardı. Ajans, İsrail güçlerinin bugün erken saatlerde ailenin bulunduğu araca ateş açtığını bildirdi.

İsrail, Batı Şeria’yı 1967 yılından bu yana işgal altında tutuyor. Bölgede şiddet, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşından bu yana artış gösterdi.

Yerleşimci şiddeti de artış gösterdi. Özellikle İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olarak nitelendirilen mevcut hükümetin, yerleşim faaliyetlerini hızlandırmasıyla bu artış dikkat çekti. Hükümetin 2025 yılında 54 yeni yerleşim biriminin inşasına onay verdiği, bunun da rekor bir sayı olduğu belirtildi.

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim’den bu yana yürürlükte olan ateşkes anlaşmasına rağmen şiddetin seviyesi düşmedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Gazze savaşının başlamasından bu yana Batı Şeria’da bazıları savaşçı olmak üzere bin 45’ten fazla Filistinli, İsrail askerleri veya yerleşimciler tarafından öldürüldü.

Aynı dönemde resmi İsrail verilerine göre, Filistin saldırılarında ya da İsrail askeri operasyonları sırasında aralarında siviller ve askerlerin de bulunduğu en az 45 İsrailli hayatını kaybetti.


El-Hamidavi… İran’ın Irak’taki gizemli adamı

El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
TT

El-Hamidavi… İran’ın Irak’taki gizemli adamı

El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.

Irak’ta Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi’nin akıbetine ilişkin çelişkili haberler gelmeye devam ediyor. Bazı kaynaklar, dün sabaha karşı Bağdat’ın Kerade semtinde örgüte ait bir evi hedef alan saldırıda Hamidavi’nin öldürüldüğünü ileri sürerken, bazıları ise saldırıdan kurtulduğunu belirtti. Olayın ardından sosyal medyada paylaşılan bir videoda, Hamidavi olduğu düşünülen bir kişinin başından yaralandığı görüldü. Peki yıllardır ‘İran’ın Irak’taki gizemli adamı’ olarak anılan bu isim kim?

Eski Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından kurulan Ketaib Hizbullah, Irak’ta önemli bir nüfuza sahip. 2021 yılında Bağdat Havalimanı yakınlarında düzenlenen ABD saldırısında öldürülen el-Mühendis’in kurduğu örgüt, hem Haşdi Şabi içindeki ana silahlı yapılardan birini oluşturması hem de Irak’taki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırılardaki rolüyle dikkat çekiyor. Buna karşın örgütün önde gelen isimleri, medyada görünmemeleri ve üst düzey kadrolar için uygulanan sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle uzun süredir büyük bir gizlilik ve belirsizlik perdesiyle çevrili bulunuyor.

İran’ın gizemli adamı

Ahmed Muhsin Ferec el-Hamidavi’nin adı, son yıllarda Irak’ta meydana gelen birçok olayla ilişkilendiriliyor. ‘Ebu Hüseyin’ lakabıyla bilinen bu isim hakkında dolaşan bilgilerin çoğu ise kişiliğine dair kesin bir tablo ortaya koymuyor. Babası Muhsin el-Hamidavi’ye ait olduğu belirtilen fotoğraflar zaman zaman dolaşıma girse de, Ebu Hüseyin’in görüntüsü yıllardır medyada yer almıyor.

frgbth
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Hamidavi hakkında paylaşılan bilgilere göre 1971 yılında Bağdat’ta doğdu. Ailesinin Irak’ın güneyindeki Meysan vilayetinden geldiği, 1950’li ya da 1960’lı yıllarda başkent Bağdat’a göç etmiş olabileceği belirtiliyor.

Bazı rapor ve analizler ise Hamidavi’nin örgüt içinde etkili bir aileye mensup olduğunu öne sürüyor. Buna göre oğlu Zeyd el-Hamidavi’nin, örgütün X platformu üzerinden yayımlanan açıklamalarını paylaşan ve ‘Ebu Ali el-Askeri’ adıyla bilinen hesabı yöneten kişi olduğu düşünülüyor. Kardeşlerinin de silahlı grupta üst düzey görevlerde bulunduğu ifade ediliyor.

Haşdi Şabi’ye yakın kaynaklar, Hamidavi’nin son derece güçlü bir güvenlik hassasiyetine sahip olduğunu belirtiyor. Bu kaynaklara göre Hamidavi cep telefonu veya elektronik cihazları doğrudan kullanmıyor; yalnızca güvendiği yardımcıları aracılığıyla iletişim kuruyor. Hareketlerini ise genellikle çok dar bir çevre dışında kimse bilmiyor.

gtrhbtg
4 Mart 2026’da Irak’ın güneyinde düzenlenen bir hava saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesi için Bağdat’ta düzenlenen cenaze töreninden (AFP)

Hamidavi hakkındaki gizemli tabloya rağmen, birçok çevrede ‘İran’ın Irak’taki gizemli adamı’ olarak nitelendiriliyor. Yıllardır yürüttüğü askeri faaliyetler de onu ABD’nin hedef listesine sokmuş durumda. ABD Dışişleri Bakanlığı, Hamidavi’yi Şubat 2020’de ‘özel olarak belirlenmiş küresel terörist’ (SDGT) olarak listeye aldı. Bu kararın, Washington tarafından 2009’dan bu yana terör örgütü olarak sınıflandırılan Ketaib Hizbullah’ın liderliğindeki rolü nedeniyle alındığı belirtiliyor.

Ketaib Hizbullah’ın sicili

Ketaib Hizbullah ve lideri Ebu Hüseyin el-Hamidavi, 2019 yılında Irak’ta düzenlenen protesto hareketlerine katılan bazı gruplar tarafından, bazı aktivistlere yönelik cinayet ve suikastlara karışmakla suçlanıyor.

Örgütün, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ile Amerikan güçlerinin bulunduğu bölgeler ve askeri kamplara yönelik çok sayıda saldırının arkasında olduğu yönünde yaygın bir kanaat bulunuyor. Bazı Şii çevreler ise Ketaib Hizbullah’ı İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) talimatlarına bağlı hareket eden en güçlü Iraklı silahlı gruplardan biri olarak nitelendiriyor.

ABD Hazine Bakanlığı Kasım 2023’te Iraklı silahlı grupların bazı liderlerini hedef alan ek yaptırımlar uyguladı ve örgütün bir numaralı sorumlusu olarak görülen Hamidavi’ye yönelik kısıtlamaların sürdüğünü duyurdu.

Benzer bir adım Ocak 2024’te de atıldı. Bu kapsamda örgüt mensupları arasında yer alan kişiler yaptırım listesine alındı. Listede Hamidavi’nin kardeşi Ukad el-Hamidavi de yer aldı. Söz konusu kişilerin, örgüte lojistik destek sağlamak ve operasyonel faaliyetlerin yürütülmesini kolaylaştırmakla suçlandığı belirtildi.