Irak: Suriye'ye yönelik siyasi şizofreni

Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 12 Aralık 2011'de Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 12 Aralık 2011'de Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında
TT

Irak: Suriye'ye yönelik siyasi şizofreni

Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 12 Aralık 2011'de Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 12 Aralık 2011'de Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında

İyad el-Anbar

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin Irak'a resmi ziyaret daveti aldığını ve “yakında Bağdat'ta olacağını” açıklamasının üzerinden henüz çok zaman geçmeden, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, hükümetinin geçiş dönemi Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'yı Bağdat'taki Arap zirvesine davet edeceğini açıkladı. Her ne kadar bu açıklamalar, Irak hükümetinin, Ahmed Şara'yı Suriye'deki geçiş döneminin başkanı seçildikten sonra tebrik etme konusunda sessiz kalmasının arka planında gelse de çağrışımlarında, Bağdat hükümetinin yeni Suriye hükümetini resmi olarak tanıdığına dair açık bir işaret taşıyor.

Şaşırtıcı olan, Suriye'nin yeni siyasi liderliğini tanımayı reddeden seslerin, Suriye'deki yeni siyasi sistemin açıkça tanınmasına sessiz kalması, sosyal medyadaki ordularını Irak hükümetini hedef almaya yöneltmemesiydi. Bunlar halen Suriye Devlet Başkanı’na Ahmed Şara demeyi reddediyor ve ondan “Culani” diye bahsetmekte diretiyorlar.

Bağdat hükümetinin Suriye'deki siyasi değişime ilişkin mesajları ilk andan itibaren olumsuz değildi. Tam tersine Bağdat'taki Suriye büyükelçiliği binasına Suriye devriminin bayrağının çekilmesine karşı çıkmadı, Şam'daki diplomatik temsilciliğini geri çekmedi veya azaltmadı. Dahası Irak istihbarat teşkilatı başkanının göreve atanmasının ardından ilk görevi Suriye'ye giderek Suriye'deki geçiş yönetiminin lideri Ahmed Şara ile görüşmek oldu. Ziyaretin amacı yeni Suriye liderliğinin resmi olarak tanınması değil, güvenlik koordinasyonunun desteklenmesi şeklinde lanse edilse de ziyaretin mesajının,” Irak hükümetinin resmi unvanını taşımasının bu gerekçeyi geçerli kılması mümkün değil.

Siyasetin dost ve düşman pusulasını çıkar esasına göre belirlemesi gerekir ama bu kural Iraklı siyasetçiler tarafından kabul edilmiyor. Bugün ele alınırken rasyonel düşünceden ziyade geçmişe dair bir saplantıya dayanılıyor ve pozisyonlar genellikle mezhepsel, ulusal ve hatta ideolojik temelde belirleniyor. Dış pozisyonların pusulasının kontrolü, iç pozisyonlardan ziyade belki de dış pozisyonların rüzgarlarından büyük ölçüde etkileniyor.

Irak Baas'ı ile Suriye Baas'ı

Suriye'deki değişim ele alınırken, Irak hükümetinin resmi tutumuna duygusal etkinin egemen olduğu ve rasyonel bir değerlendirmeden ziyade, mezhepçi bakış açısının etkisi altında kalmış olabileceği göz önünde bulunduruluyor. Zira çoğu Sünni siyasi figür ve güç, Suriye'deki değişim liderliğini Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayına girdiği ilk günden itibaren memnuniyetle karşıladı ve kutladı. Daha sonra attığı, orduyu dağıtma ve Suriye'de Baas Partisi’ni yasaklama adımlarını tebrik etti. Ama yine kendileri başlangıçta Saddam Hüseyin rejiminin Amerikan ordusu tarafından devrilmesini reddetmişlerdi. Irak'ta Amerikan yönetimiyle çalışanları vatan haini ve iş birlikçi olarak nitelendirmişlerdi. Dahası Suriye’deki değişimin Türkiye'nin açık ve samimi desteği olmasaydı gerçekleşemeyeceğini de çok iyi biliyorlar.

Sonuç olarak, her ikisi de yalnızca dış müdahale yoluyla gerçekleşen değişimin yöntemi konusundaki tutumları açısından farklılık gösteriyor. İlave olarak aynı isimler, Baas Partisi'nin Suriye'de yasaklanması ve Suriye ordusunun dağıtılması kararını da memnuniyetle karşıladılar. Ama bugün hâlâ Irak Baas Partisi ve Irak ordusu ile ilgili benzer iki kararı, Irak'ta 2003'ten sonra yaşanan stratejik bir hata olarak değerlendiriyorlar.

Beşşar Esed yönetimini destekleyen taraflar açısından Beşşar'ı desteklemekten Suriye'deki yeni rejimin liderlerini kutlamaya yönelmek konusundaki en önemli paradoks, Irak'ta benzer bir diktatörlük rejimine karşı çıkarken, Suriye'deki diktatörlük rejiminin yanında durmalarını nasıl gerekçelendirecekleridir.

2011 yılında Suriye'deki olaylar başladığında görevde olan eski Başbakan Nuri Maliki, Suriye deneyimini Irak'ta tekrarlamak isteyenler olduğunu söyleyerek, Suriye'deki siyasi değişimi “büyük bir fitne” olarak nitelendirmişti

Azınlık olan Sünni mezhebe mensup olanların yönetimdeki kontrolünü temsil eden önceki iktidar ve rejimlerin, Şii çoğunluğu Irak'ta devlet oluşumundan dışlamasına itiraz etmek için öne sürülen gerekçeler arasında çelişki var. Zira bu itiraz, Suriye'de Sünni çoğunluğa karşı mezhepsel olarak bir azınlık grubunu temsil eden Alevi mezhebine mensup Esed rejimi (1963-2024) için de geçerli.

Geçiş Dönemi Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara, 15 Şubat'ta İdlib'deki bir mülteci kampını ziyaret etti (AFP)Geçiş Dönemi Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara, 15 Şubat'ta İdlib'deki bir mülteci kampını ziyaret etti (AFP)

Irak'ta 2003'te gerçekleşen rejim değişikliği anına dönersek, iktidar dizginlerini eline alan egemen sınıfa bir çeşit şüphe ve kuşkuyla bakıldığını görürüz. Bölgesel çevre, Amerikan güçlerinin eliyle yönetimleri değiştirme deneyiminin, Amerikalıların o dönemde yönetimleri tarafından “haydut” olarak sınıflandırılan devletlerde de bunu tekrarlama iştahını kabartmasından korkuyordu. Bu nedenle Beşşar Esed rejiminin Irak'a yönelen terörist grupların önünün açılması ve Suriye'de onlar için eğitim kampları kurulması konusundaki rolü açıktı. Nuri Maliki hükümeti 2009 yılında, 19 Ağustos 2009'da başkent Bağdat'ı hedef alan bombalı saldırıları araştırmak üzere uluslararası bir komite kurulması yönünde BM Güvenlik Konseyi'ne resmi talepte bulunmuştu. Bağdat hükümeti, dış güçleri ve tarafları bu bombalı saldırıları planlamak ve finanse etmekle suçluyordu. Talepte açık bir şekilde Suriye'yi suçlamasa da Maliki hükümeti Irak'ın Şam büyükelçisini geri çağırmıştı. Eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed konuya ilişkin şu yorumu yapmıştı: “Irak'ta neyin uluslararası hale getirilebileceğini anlamadım... Kuveyt'in işgalinden bu yana Irak’taki her durum uluslararası hale getiriliyor.”

Şara ve Culani arasında

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye'de yaşanan değişime karşı Şii siyasi aktörlerin yaşadığı aşırı bir hassasiyet var. Bazıları sessiz kalıp, Suriye'deki değişimin “terör örgütleri” tarafından gerçekleştirildiği, Irak'ın güvenliğini etkileyebileceği fikrinin propagandasını yapmaları için medyadaki ordularını ve yakın çevrelerini seferber etmekle yetindiler. 2014 yılında DEAŞ’ın Irak'a girip üç şehrin kontrolünü ele geçirmesini hatırlattılar.

2011 yılında Suriye'de olaylar başladığında görevde olan eski Başbakan Nuri Maliki, “Suriye deneyimini Irak'ta tekrarlamak isteyenler” olduğunu söyleyerek, Suriye'deki siyasi değişimi “büyük fitne” olarak nitelendirmişti. Maliki, Suriye'deki yeni liderliği reddettiğini de gizlemedi ve şunları söyledi: “İktidar nasıl Irak'ta terör eylemleri gerçekleştiren ve bu suçlarla tutuklananların eline geçer? Suriye gibi etnik, mezhep ve din çeşitliliği olan bir ülkeyi teröristlerin yönetmesi mantıklı mı? Bu sorunun cevabı; kesinlikle hayırdır.”

Iraklı politikacılar, Suriye'de siyasi istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacak her türlü siyasi gelişmeye karşı aşırı hassasiyet göstermekten vazgeçmeli ve bu istikrarı sağlamada başarılı olacak adımları desteklemeliler

Maliki'nin açıklaması, Beşşar Esed rejiminin muhalif silahlı gruplar tarafından yıkılmasını reddetme durumunun devam ettiğini gösterdiği için bir tür siyasi şizofreniyi ifade ediyor. Maliki halen 2003'ten sonra Irak'ta el-Kaide örgütüne katılan, terör suçlamasıyla Irak'taki Amerikan kuvvetleri hapishanelerinde tutulan, daha sonra Suriye'ye dönen ve ABD'nin 2013 yılında “terör örgütü” olarak sınıflandırdığı el-Nusra Cephesi'ni kuran Ebu Muhammed Culani’nin Suriye'yi yöneten kişi olmasını reddediyor. Değişimden sonra Ahmed eş Şara olan Suriye Devlet Başkanı'nın bu siyasi biyografisini kimse inkâr etmiyor. Her televizyon röportajında ​​bizzat kendisine bu soruluyor ve kendisi de bunu inkâr etmiyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş Şeybani, 13 Şubat'ta Paris'te düzenlenen Uluslararası Suriye Konferansında (AFP)Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş Şeybani, 13 Şubat'ta Paris'te düzenlenen Uluslararası Suriye Konferansında (AFP)

Ancak gerçek dışılık, değişimin liderinin Ebu Muhammed Culani olduğunu reddederek, Suriye'deki siyasi değişimin ve Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin reddedilmesinde yatıyor. Özellikle bu sorun, 2011'de Esed rejimine yönelik devrimci harekete karşı çıkan ve 8 Aralık 2024'te devrilmesine kadar iktidarda kalmasını desteklemek için silahlı gruplar aracılığıyla askeri müdahalede bulunan siyasi liderlerin düşünce yapısındaki tehlikeli diyalektiğin parçalanmasını gerektiriyor.

Bu tartışmalardan sonra hâlâ Irak ve Suriye arasındaki bu karmaşık tarihi gerçeklerin üzerine çıkmak isteyenler var. Bağdat ile Suriye arasındaki beklenen ilişkinin ufkunu Ahmed eş Şara karakteri ile Ebu Muhammed Culani karakteri arasında sınırlamak isteyenler var. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu sınırlama sayesinde, Suriye'deki yeni siyasi gerçekliğin kabul edilmesinin gerekliliği ile ilgili tartışmalar ertelenebilir. Keza Irak'ın Suriye ile ilişkilere ilişkin dış siyasi kararının, Suriye'de yaşananları “direniş ekseni” açısından stratejik bir kayıp olarak gören İran'ın tutumunu hesaba katmaması gerektiği ile ilgili tartışmalar da.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş Şeybani Bağdat'ı ziyaret etse veya Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara önümüzdeki mayıs ayında Bağdat'ta yapılacak Arap Zirvesi'ne katılsa bile, Suriye ile ilişkiler, Irak'ın siyasi ve ekonomik düzeydeki çıkarlarını gerçekleştirmeyi amaçlayan açık ve net stratejik çerçevelere uygun olmalı. Suriye ile ilişkiler, Beşşar Esed rejimini savunmayı meşrulaştırmak için ortaya attıkları söylemleri ifşa ettiğinden, Suriye'nin yeni gerçekliğini kabul etmeyi reddeden ve kendisine geçmiş perspektifinden bakan siyasi aktörlerin çekişmelerinden uzak tutulmalı. Ayrıca Tahran'ın Suriye'deki yeni rejime ilişkin tutumunu beklemekten de uzak olmalı.

Iraklı politikacılar, Suriye'de siyasi istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacak her türlü siyasi gelişmeye karşı aşırı hassasiyet göstermekten vazgeçmeliler. Sosyal medya platformlarının Suriye'deki değişim liderliğinin politikaları ile Irak'taki egemen sınıfın 20 yıldan fazla bir süre önce rejim değiştikten sonra kaosa neden olan başarısızlıkları arasında yaptığı karşılaştırmalardan korkmak yerine, bu istikrarı sağlamayı başaran adımları desteklemeliler.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD arabuluculuğuyla İsveç'te esir takası görüşmeleri yapılıyor

Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
TT

ABD arabuluculuğuyla İsveç'te esir takası görüşmeleri yapılıyor

Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)

Suriye kaynakları Şarku’l Avsat'a, ABD arabuluculuğuyla Suriye'nin güneyindeki Süveyda vilayetinde bir esir takası konusunda görüşmelerin devam ettiğini doğruladı.

İl yönetiminin medya ilişkileri direktörü Kuteyba Azzam, Suriye hükümeti ile Şeyh el-Akl ve Hikmet el-Hicri'ye bağlı "Ulusal Muhafız Kuvvetleri" arasında, esir takası anlaşmasına varılması amacıyla görüşmelerin yapıldığını belirtti.

Medyada yer alan haberlere göre ABD elçisi Tom Barrack'ın ofisi, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Şam kırsalında gözaltında tutulan Süveyda'dan 61 sivilin serbest bırakılması karşılığında, Savunma ve İçişleri Bakanlıklarından "Ulusal Muhafızlar" tarafından Süveyda'da tutulan 30 mahkumun teslim edilmesini içeren anlaşmanın sonuçlandırılması için her iki taraftan da onay aldı.

Süveyda Valisi Mustafa Bakur, geçen ay Suriye hükümetinin bu sivilleri aşiret güçlerinden teslim aldığını ve takas ayarlamak üzere gözaltına aldığını duyurdu.

Geçtiğimiz temmuz ayındaki olaylardan dolayı gözaltına alınanların serbest bırakılması, geçen eylül ayında Şam'dan Amerikan ve Ürdün'ün desteğiyle açıklanan "yol haritasının" maddelerinden biridir.


Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
TT

Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, 19 yaşındaki ABD vatandaşı Filistinli Nasrallah Muhammed Cemal Ebu Siyam’ın, çarşamba gecesi Batı Şeria’da bir İsrailli yerleşimcinin açtığı ateş sonucu ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, Ebu Siyam’ın çarşamba günü işgal altındaki Batı Şeria’da, Ramallah yakınlarında bulunan Mihmas köyünde vurulduğunu bildirdi.

Reuters’a konuşan ABD Büyükelçiliği’nden bir yetkili ise şiddeti kınayarak, “ABD Dışişleri Bakanlığı için yurt dışındaki Amerikan vatandaşlarının güvenliği ve emniyetinden daha yüksek bir öncelik yoktur” ifadesini kullandı.

rgtbrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. (AFP)

İsrail güvenlik güçlerinin olası misillemesinden çekindiği için isminin açıklanmasını istemeyen Ebu Siyam’ın bir yakını, yerleşimcilerin köye koyun çalmak amacıyla baskın düzenlediğini öne sürdü.

Aralarında Ebu Siyam’ın da bulunduğu köylülerin hırsızlığı engellemeye çalıştığını, bunun üzerine yerleşimcilerin ateş açtığını ve Ebu Siyam ile birlikte bazı kişilerin yaralandığını söyledi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise saldırılarda 5 kişinin yaralandığını, bunlardan 3’ünün -Ebu Siyam dahil- kurşunla yaralandığını bildirdi. Ajans, diğer yaralılara ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Reuters’ın olayla ilgili yorum talebine İsrail ordusu tarafından henüz yanıt verilmedi.

dcfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninin ardından yas tutuyor. (Reuters)

Gazze Şeridi’nde Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri belirgin biçimde arttı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2026 yılında yerleşimci saldırıları nedeniyle yaklaşık 700 kişi yerinden edildi.

Uluslararası kuruluş, 2026’da Batı Şeria’da 9 Filistinlinin öldürüldüğünü, 2025 yılında ise bu sayının 240’ı aştığını bildirdi. Verilere göre 2025 yılında Batı Şeria’da iki İsrailli öldü.

İsrail, yerleşimci şiddetiyle ilgili nadiren iddianame düzenliyor. İsrailli izleme kuruluşu Yesh Din, 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamada, 7 Ekim 2023’ten bu yana belgeledikleri yüzlerce yerleşimci şiddeti vakasının yalnızca yüzde 2’sinde dava açıldığını duyurdu.

Son iki yılda Batı Şeria’da, aralarında aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin de bulunduğu bazı ABD vatandaşları, İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldü.


Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.