Yeni Suriye Ordusu'nun sancılı doğumuna ‘bir isyan tohumu’ eşlik ediyor

Gözlemciler, 8. Tugay'ın Şam'a ilk giren birlik olduğunu ve Şara hükümetinden özel bir statü beklediğini söylediler

Suriye Savunma Bakanı, bazı grupların yeni orduya katılmak istemeyebileceğini kabul etti (AFP)
Suriye Savunma Bakanı, bazı grupların yeni orduya katılmak istemeyebileceğini kabul etti (AFP)
TT

Yeni Suriye Ordusu'nun sancılı doğumuna ‘bir isyan tohumu’ eşlik ediyor

Suriye Savunma Bakanı, bazı grupların yeni orduya katılmak istemeyebileceğini kabul etti (AFP)
Suriye Savunma Bakanı, bazı grupların yeni orduya katılmak istemeyebileceğini kabul etti (AFP)

Tarık Ali

Suriye’de devrimci 100 grup, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın talebi üzerine kendisini feshetmeyi ve yeni Suriye ordusuna katılmayı kabul etti. Şara, ocak ayı sonlarında yapılan Suriye Devrimi Zaferinin İlanı Konferansı sırasında, devrimci ve siyasi grupların feshedilmesi ve yeni kurulan devlet kurumlarına entegre edilmesi talimatı verdi.

Şara’nın verdiği bu talimata, özellikle Suriye'nin güneyinde bulunan 8. Tugay'ın yeni orduya katılmasıyla ilgili olarak kısa süre önce ortaya çıkan bir anlaşmazlık eşlik etti. Anlaşmazlık, silahlı oluşum, silahlar, personel ve yapı bakımından orduya katılımın şekli ve niteliğinden ziyade Savunma Bakanlığı ve 8. Tugay arasındaki üstü kapalı anlaşmazlıklar nedeniyle bunun daha da ötesine geçmiş gibi görünüyor. Anlaşmazlığın nedenlerinden biri, silahlı devrimci grupların eski bölgesel ve uluslararası destekçileriyle ilgili olabilir.

Ahmed el-Avde Şam'a giren ilk tugay komutanıydı

Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki Askeri Operasyon İdaresi, Halep’teki çatışmaların yanı sıra Hama ve Humus'a doğru ilerleyişle meşgulken, Ahmed el-Avde komutasındaki 8. Tugay, Şam'a girerek büyükelçilikler ve bakanlıklar da dahil olmak üzere hayati ve merkezi binalara girerek güvence altına aldı. Hatta ‘Kurtuluş Günü’ ve Beşşar Esed rejiminin düşüşü olarak bilinen 8 Aralık 2024 sabahı Cumhuriyet Sarayı'na giren ilk birlik oldu.

scdfvgthy
Esed rejiminin düşüşünün ardından Avde ve Şara’nın bir araya geldikleri nadir görüşmeden bir kare (Suriye basını)

Ancak 8. Tugay, Suriye'nin başkenti Şam’dan çekildikten sonra ülkenin güneyindeki Dera'ya dönerek Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçlerinin askeri zaferini tamamlamasına ve Şam'ı kurtarmasına izin verdi. Avde'nin kayınbiraderi ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Müzakere Heyeti eski başkan yardımcısı Halid el-Mahamid, kayınbiraderinin güç peşinde olmadığı açıklamasında bulundu.

Kuruluşundan Şam’ın kurtuluşuna 8. Tugay

Ağır silahlara, teçhizata ve donanımlı personele sahip olan 8. Tugay'ın Suriye savaşında kendine has bir hikâyesi var. 2012 yılında “Şebab es-Sünne” adıyla kurulan 8. Tugay, eski Suriye ordusu ve müttefikleri ile birçok çatışmaya girdi ve 2016 yılında çok sayıda bölgesel tarafın desteğinin yanı sıra savaşlarda elde ettiği mühimmattan yararlanarak Busra eş-Şam kentini özgürleştirmeyi başardı.

Suriye’nin güneyi 2018 yılında Rusya'nın himayesinde devrik Suriye rejimi ile bir uzlaşma sürecine girdi. Şebab es-Sünne, 8. Tugay'a dönüştürülüp Rusya destekli 5. Kolordu’ya katılırken, Dera'daki başlıca birliğini dağıtılan Suriye ordusuyla birlikte birçok bölgede ortak ve dönüşümlü devriyeler gerçekleştirdi. Avde, bu süre boyunca kendisini medyadan uzak tuttu.

dfv
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, tüm grupların dahil olduğu tek bir ulusal ordu oluşturulmasında kararlı (AFP)

Daha sonra, özellikle 2021 yılında 8. Tugay, 5. Kolordu’dan alınarak 265. Askeri İstihbarat Şubesi’ne aktarıldı. 8. Tugay’dan bir kaynağa göre bu değişiklik, silahları ve teçhizatları korumak ve düzenli orduya bağlı kalmaya devam etmeleri halinde bunları teslim etmemek içindi.

Buna rağmen devrimi hiçbir aşamada terk etmediğini vurgulayan 8.  Tugay -özel kaynaklara göre- Ürdün'ün herhangi bir çatışmaya girmesi halinde kendisine lojistik destek sağlamayı bırakacağını ve beklemesini söylemesine rağmen, Şam'ın düşmesinde önemli bir rol oynadı ve ardından Şam’dan çekildi. Özel kaynakların verdiği bilgiler, Avde'nin damadı tarafından da teyit edildi.

Savunma Bakanı ne dedi?

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın pragmatik yaklaşımına ve bakanlarının da aynı yaklaşımı örnek almalarına rağmen, Suriye geçici hükümetinin Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra geçtiğimiz günlerde Washington Post'a verdiği bir röportajda 8. Tugay'ın yeni orduya entegre olma konusundaki isteksizliğinden ilk kez bahsetti. Bakan Ebu Kasra, başka bir grubun adını vermedi.

Ebu Kusra'nın Amerikan gazetesine verdiği bu demeç, bazı grupların yeni orduya katılmak istemeyebileceği gerçeğinin üzerindeki sis perdesini kaldırdı. Ancak sadece 8. Tugay'dan bahsetmesi, yeni devletin geri dönüş konusundaki sabırsızlığının bir işareti gibi görünse de bu durum daha çok bu reddedişin devam etmesinin sonuçlarına dair bir uyarı olabilir.

Savunma Bakanı’na yanıt

Suriye Savunma Bakanı'nın sözlerine 8. Tugay’ın komutanları kayıtsız kalmadı. 8. Tugay Komutan Yardımcısı Nesim Ebu Arra videolu bir açıklamayla verdiği yanıtta, 8. Tugay’ın yeni orduya katılmayı ya da kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmediğini belirterek, “Suriye’nin güneyi sakinleri disiplinli ve profesyonel askeri kurallara göre işleyen kapsamlı bir ulusal savunma bakanlığının kurulması çağrısında bulunan ilk kişilerdir” dedi.

Ebu Arra, Savunma Bakanlığı'nın subayların ve devrimcilerin uzmanlıklarından en iyi şekilde yararlanması ve Suriye'nin tüm kesimlerinin hiçbir şekilde dışlama ya da ötekileştirme olmaksızın tam olarak temsil edilmesini sağlaması gerektiğini belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı ile Savunma Bakanı arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekmeye çalışan Ebu Arra, Şara'nın geçmiş yıllarda yaptığı açıklamalarda Askeri Operasyon İdaresi ile Şam'ın düşmesinde önemli rol oynayan güneyli gruplar arasındaki koordinasyonun önemine ve gerekliliğine defalarca kez atıfta bulunduğunu hatırlattı. İlginç olan ise Avde’nin damadına göre Şara'nın Avde’yi tebrik etmek için ziyaret ettiği 13 Ocak tarihinden önce bir araya gelmemiş olmaları.

Ruslara darbe

Askeri analist Fuat Abdülhamid' in değerlendirmesine göre 8. Tugay'ın Ruslara ve Esad rejimi ordusuna indirdiği darbe, düşünmeye zaman bırakmayan yeni ve hızlandırılmış bir gerçekliğin tahmin edilmesinin sonucuydu. Özellikle de rejimin çöküşüne ilişkin tablo netleştikçe, Suriye'nin askeri ve siyasi geleceğine katılma hakkının doğması karşısında.

8. Tugay, eski Suriye rejimiyle uzlaşmasına ve birkaç yıldır Rus güçleriyle resmi ve mali bağını açıkça sürdürmesine rağmen, devrimci bir grup olmaktan vazgeçmediğini ve bunun Dera kırsalındaki ve Busra eş-Şam’daki savaşlar sırasında oynadığı rolde açıkça görüldüğünü belirtti. Tugayın destekçileri tarafından İran, Rusya ve Esed rejiminin düzenli ordusuna karşı gerçekleştirilen çeşitli gösteriler de bunu kanıtlıyordu. Ancak Avde, özellikle Ürdün Askeri Harekât Merkezi’nin önemli bir parçası olduğundan grubunun öncelikle kendi bölgesini koruma hedefini garanti altına alması amacıyla kendisini yeniden konumlandırması için baskı görüyordu.

Rusya, 8. Tugay’ın Şam’a girmesini ve ardından geri çekilmesini kesinlikle onaylamadı. Aksine bu, Moskova'nın bile daha sonra yorum yapmaktan kaçındığı devrimci bir isyandı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Avde'ye bağlı güçler sabaha kadar Şam’da kalsaydı, Humus'tan saldırıyı engellemek için gelen güçlerle sorun yaşanabilirdi. Ancak Avde oyunu nasıl yöneteceğini biliyordu. HTŞ'nin dağılan Suriye ordusundan ve Beşşar Esed'i terk eden Şam'ın müttefiklerinden fazla direnç görmeden büyük şehirleri düşürmeyi başarmasını kolaylaştırdı. Dolayısıyla 8 Aralık 2024 olayları bağlamında Avde'nin rolü hafife alınmamalı.

Askeri analist Abdulhamid, Avde'yi Şam'dan erken çekilmeye itmiş olabilecek nedenlerden birinin de 8. Tugayın Şam’ın tamamını koruyamaması olduğunu vurguladı. Abdulhamid’e göre bu, Avde’nin yaptıklarını küçümsemek ve tıpkı diğer şehirlerde savaşan öteki birlikler gibi daha savaş başlamadan geri çekilen Cumhuriyet Muhafızları ve 4. Tümen gibi süper güçler efsanesi olmaksızın başkentin kapılarının yeni yöneticilerine açık olduğuna dair verilen bir mesaj anlamına gelmiyordu.

Gelecek korkusu

8. Tugay'ın mevcut durumu farklı verilere dayanarak analiz edilebilir. Örneğin, özellikle Rusya ile yaşadığı üstü kapalı anlaşmazlıklar henüz gün yüzüne çıkmamışken ve hala kendisiyle temas halinde olan bölge ülkeleriyle uyumluluğu devam ederken kendisini yeni projelere iten dış bağlantılara sahip olmaya devam etmesi bu verilerden biri.

Son olarak, mesele yönetimin kazanımlarının paylaşılması açısından da okunabilir. Zira şimdiye kadarki verilerin gösterdiği üzere Avde artık Şam'a girişin ana kapısı değil. Savunma Bakanlığı, subaylarını terfi ettirme ve onlara büyük ayrıcalıklar tanıma bağlamında Avde’yi görmezden geldi. Avde bu ayrıcalıklardan çok uzaktı. Belki de bunun başlıca nedeni, Savunma Bakanlığı’nın benzer olaylara tanık olan ülkelerdeki gibi bir senaryoda, kendi askeri cephaneliği olan güçlü bir rakiple karşı karşıya gelmeyi istememesi ve böylece onu bakanlık bünyesinden ziyade kendi tugayı içinde konumlandırmasıdır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.