İsrail ile Hamas bu gece ceset ve esir değişimi yapacak

Filistinli Esirler Kulübü: Gazzeli 445 tutuklunun serbest bırakıldığı bilgisini aldık

TT

İsrail ile Hamas bu gece ceset ve esir değişimi yapacak

İsrail ile Hamas bu gece ceset ve esir değişimi yapacak

İsrail ve Hamas Çarşamba günü arabulucular aracılığıyla yarın (Perşembe günü) yapılması gereken takasın bu geceye alınması konusunda anlaştı.

İsrail Cezaevi Servisi, Gazze'de Hamas ile varılan ateşkes anlaşması kapsamında Filistinli tutsakların serbest bırakılması için hazırlık yapıldığını ve serbest bırakılacak tutsakların listesinin kendilerine ulaştığını duyurdu.

Hamas'ın silahlı kanadı Kassam Tugayları, Tzahi Eidan, Itzik Algrat, Ohad Yahlomi ve Shlomo Mentzor adlı dört İsraillinin cesetlerini teslim edeceğini açıkladı.

Filistinli esirlerin işleriyle ilgilenen bir kuruluş olan Esirler Kulübü'nden bugün yapılan açıklamada ifadeleri yer verdildi: “Bugün Filistin saatiyle 10-11 arasında Gazze Şeridi'nde ikamet eden 445 mahkûmun serbest bırakıldığı konusunda bilgilendirildik. Yarın serbest bırakılması beklenen Batı Şeria mahkûmları ve Filistin dışına sürgün edilenlerin serbest bırakıldığı konusunda henüz bilgilendirilmedik.”

Şarku'l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, İsraillilere ait cesetlerin tesliminin Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un batısında Filistinli gruplara ait bir bölgede yapılacağını doğruladı.

Hamas'ın her zamanki gibi gazetecileri davet etmemesi ve İsrail'in operasyonun törensiz gerçekleşmesi yönündeki talebinin ardından arabulucuların harekete yaptığı baskının ardından devir teslimin askeri geçit töreni yapılmadan gerçekleşeceği belirtiliyor.

Görsel kaldırıldı.
Hamas üyeleri Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında üç İsrailli rehinenin Kızıl Haç temsilcilerine teslimi sırasında konuşlanıyor (AFP)

Hamas da bugün yaptığı açıklamada Gazze anlaşmasının ikinci aşaması için herhangi bir teklif almadığını duyurdu.

Hamas sözcüsü Abdüllatif el-Kanu Filistin'den yayın yapan Şihab Haber Ajansı'na (Shehab News Agency)  yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandıdnı: “Mısırlı arabulucular bunun garantisini verdiler ve biz de onlara bağlıyız ve anlaşmayı tamamlamak, istikrara kavuşturmak ve işgalcileri buna mecbur etmek istiyoruz. İkinci aşamaya hazır olmamıza ve anlaşmanın tüm aşamalarını tamamlamak için bu yönde ilerleme konusundaki ciddiyetimize rağmen harekete ikinci aşamayla ilgili hiçbir öneri sunulmadı.”

İsrail geçen hafta Filistinli tutukluların serbest bırakılmasını erteledi ve Hamas'ı daha önceki teslimler sırasında “İsrailli esirlere yönelik aşağılayıcı askeri geçit törenleri” düzenlemekle suçladı.

600 Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 4 rehinenin cesedi teslim edildi

Hamas, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ilk aşamasını tamamlayacak bir uzlaşmaya varılmasının ardından 600'den fazla Filistinli tutuklunun serbest bırakılması karşılığında bu akşam dört İsrailli rehinenin cesedini teslim edeceğini açıkladı.

Görsel kaldırıldı.
İsrailli rehineler Shiri Bibas ile iki çocuğu Ariel ve Kfir'in Rishon LeZion, İsrail'deki cenaze törenleri sırasında tabutları (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun sözcüsü dört cesedin teslim edilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Ancak müzakereler hakkında bilgi sahibi bir kaynak AFP'ye şunları söyledi “Arabulucular (Hamas'a) esir takası için tarihin bugün başladığını bildirdi... Anlaşmaya göre (Hamas) ve direniş grupları İsrailli mahkumların dört cenazesini teslim alacak... İsrail ise hapishanelerindeki 625 Filistinli tutukluyu serbest bırakacak.”

Bu tutukluların geçen Cumartesi serbest bırakılması gereken 602 kişi olduğunu ancak İsrail'in bu kişileri serbest bırakmadığını, ayrıca 23 çocuk ve kadının da cesetler karşılığında serbest bırakılacağını açıkladı.

Hamas'a yakın bir başka kaynak ise arabulucuların (Hamas'a) takasın eş zamanlı olarak gerçekleştirileceğini garanti ettiklerini, ikinci aşama müzakerelerin bir an önce başlaması için çalışmaya devam edeceklerini ve İsrail'in insani protokolü  geciktirmeden uygulayacağını bildirdiklerini söyledi.

Cumartesi günü Hamas altı İsrailli rehineyi sağ olarak, diğer dördünün cesedini ise İsrail'e nakletmek üzere Kızıl Haç'a teslim etmiş, ancak İsrail Gazze'deki rehinelerin serbest bırakılmasıyla ilgili “aşağılayıcı törenleri” kınayarak o gün planlanan 600'den fazla Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını ertelemişti.

Konuyla ilgili olarak Nasır Selahaddin Tugayları Çarşamba günü Telegram kanalından yaptığı açıklamada İsrailli rehine Ohad Yahlomi'nin naaşının yarın, (Perşembe günü) teslim edilecepi belirtildi.

Nasır Selahaddin Tugayları, Gazze'de Hamas ile müttefik olan silahlı bir Filistinli gruptur.

Ohad'ın naaşı, Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında Hamas'ın teslim etmesi planlanan dört naaştan biri.

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Hamas, yıkıma uğramış Gazze Şeridi'nde büyük kalabalıkların katıldığı törenlerde 25 rehineyi serbest bıraktı. Enkazın ortasında, silahlı ve maskeli savaşçılar rehinelere, grubun ve diğer grupların temsil ettiği direnişin posterleri ve bayraklarıyla dolu platformlara kadar eşlik etti.

Buna karşılık İsrail bin 100'den fazla Filistinli tutukluyu serbest bıraktı.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) tüm tarafları, serbest bırakılanların onurunu ve mahremiyetini güvence altına alacak şekilde takas işlemlerini gerçekleştirmeye çağırdı.

İsrail, Filistinli tutukluları İsraillileri hedef alan saldırı girişiminde bulunmak ya da gerçekleştirmekle suçlarken, Filistinliler onları İsrail işgaline karşı direnişin sembolleri olarak görüyor.

Üç aşamalı ateşkes anlaşmasının ilk aşamasının 1 Mart'ta sona ermesi bekleniyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu temsilcisi Steve Witkoff Salı günü yaptığı açıklamada bir İsrail heyetinin ikinci aşama görüşmelerine katılmak üzere yola çıktığını duyurdu ve gerekirse bu görüşmelere bizzat katılmaya hazır olduğunu teyit etti.

ABD elçisi bu yeni görüşmelerin amacının “ikinci aşamayı ilerletmek ve daha fazla rehinenin serbest bırakılmasını sağlamak” olduğunu vurguladı.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.