Taviz baskısı ile güven inşa etme arzusu arasında Şera-Abdi anlaşması

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'da tarihi anlaşmayı imzaladıktan sonra SDG Lideri Mazlum Abdi ile el sıkıştı. (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'da tarihi anlaşmayı imzaladıktan sonra SDG Lideri Mazlum Abdi ile el sıkıştı. (Reuters)
TT

Taviz baskısı ile güven inşa etme arzusu arasında Şera-Abdi anlaşması

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'da tarihi anlaşmayı imzaladıktan sonra SDG Lideri Mazlum Abdi ile el sıkıştı. (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'da tarihi anlaşmayı imzaladıktan sonra SDG Lideri Mazlum Abdi ile el sıkıştı. (Reuters)

Rüstem Mahmud

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi'nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile imzaladığı anlaşmanın ardından SDG, Suriye sorununun tamamında önemli bir saha aktörü ve Suriye'nin kuzey ve doğusunda önde gelen bir askeri-siyasi güç olduğu yaklaşık on üç yıllık siyasi-askeri yörüngeyi sonlandırmış oldu. Anlaşmaya göre SDG, Suriye'nin şu anda içinden geçmekte olduğu geçiş döneminin ve büyük olasılıkla öngörülebilir geleceğinin aktif bir parçası olacak.

Anlaşma, SDG kontrolündeki kuzeydoğu Suriye'nin nasıl görüneceğinin ana hatlarını oluşturan sekiz açık ve net madde içeriyor. Anlaşma kendisi için bir zaman çerçevesi belirliyor ve hem o bölgede hem de ülkenin genelinde bazı önemli siyasi çizgiler çiziyor.

Gözlemciler, bu anlaşmanın sonuçlarının çok fazla ‘siyasi gerçekçilik’ ile karakterize edildiğini, yani iki tarafın ABD'nin himayesi ve baskısı altında haftalarca süren ikili müzakerelerin ardından ‘taviz’ alışverişinde bulunduklarını ve öne çıkan noktalarda uzlaşmayı kabul ettiklerini belirtti. Al Majalla’ye konuşan üst düzey bir Kürt kaynağa göre mevcut anlaşma üç hafta önce hazırdı, ancak anlaşmayı uygulayacak teknik komitelerin nasıl oluşturulacağı konusu, bu konuda da anlaşmaya varılana kadar uzun tartışmalara konu oldu.

İlk iki madde, ‘dini ve etnik kökenlerine bakılmaksızın, liyakate dayalı olarak tüm Suriyelilerin siyasi süreçte ve tüm devlet kurumlarında temsil ve katılım haklarının’ garanti altına alınması gerektiğini vurguluyor. Söz konusu iki maddede, ‘Kürt toplumunun Suriye devletinin asli bir topluluğu olduğu ve Suriye devletinin Kürt toplumunun vatandaşlık hakkını ve tüm anayasal haklarını garanti altına aldığı’ vurgulanıyor. İşte bu, Suriyeli Kürtlerin devletin kuruluşundan bu yana uğruna mücadele ettikleri ve çeşitli otorite ve rejimlerin anayasal olarak tanımakta isteksiz davrandıkları ‘siyasi tanımadır’. Ancak bu anlaşma aynı zamanda Suriyeli Kürt siyasi güçlerin yıllardır talep ettiği jeopolitik adem-i merkeziyetçiliğin tanınmasını da ortadan kaldırıyor ya da en azından erteliyor.

Anlaşma, Özerk Yönetim tarafından geçtiğimiz yıllarda Suriye'nin kuzeydoğusunda inşa edilen alternatif kurumların lağvedilmesini ve ulusal doku içerisinde yeniden yapılandırılmasını öngörüyor: ‘Sınır kapıları, havaalanı, petrol ve gaz sahaları da dahil olmak üzere kuzeydoğu Suriye'deki tüm sivil ve askeri kurumlar Suriye devletinin idaresine entegre edilecektir.’

Bununla birlikte, Özerk Yönetim'in imzacıları ‘tüm Suriye topraklarında ateşkes, yerinden edilmiş tüm Suriyelilerin kasaba ve köylerine geri dönmelerinin sağlanması ve Suriye devletinden korunmalarının güvence altına alınmasını’ sağlamayı umuyor. Başka bir deyişle SDG, tanınmış bir ulusal güç haline geldiği için artık herhangi bir yabancı ülke tarafından tehdit edilmiyor; Afrin, Rasulayn ve Halep kırsalından yüz binlerce yerinden edilmiş Kürt, toplu göçleri Suriye'deki Kürt varlığını tehdit ettikten sonra eski bölgelerine ve mülklerine geri dönebiliyor.

SDG, tanınmış bir ulusal güç haline geldiği için artık herhangi bir yabancı ülke tarafından tehdit edilmiyor.

Anlaşmanın son maddeleri bir sonraki aşamanın siyasi özelliklerinden bazılarını özetledi. Buna göre SDG, yeni yönetimin eski rejimin kalıntılarıyla mücadele çabalarının bir parçası haline gelmiştir: ‘Esed rejiminin kalıntılarına karşı ve ayrıca güvenlik ve birliğe yönelik tüm tehditlere karşı mücadelesinde Suriye devleti desteklenecektir.’

Bu, yeni rejimin meşruiyetinin SDG, kurumları ve hatta siyasi vizyonu üzerinde tam ve zorunlu hale geldiği anlamına gelmektedir; yeter ki SDG devlet kurumlarından ve onların medya ve siyasi uzantılarından herhangi bir baskı ve şantaja maruz kalmasın: ‘Bölünme çağrıları, nefret söylemi ve Suriye toplumunun bileşenleri arasında nifak yayma girişimleri reddedilecektir.’

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir Kürt siyasi kaynak Al Majalla'ya verdiği mülakatta söz konusu anlaşmayı hazırlayan iklimin ne olduğunu şöyle açıkladı:

“Geçtiğimiz aylarda, özellikle de yeni ABD yönetimi göreve geldikten sonra, Türkiye'nin askeri olarak hazırlık yaptığı ve SDG’yi ne pahasına olursa olsun bitirmek için ülkedeki yeni otoriteye azami baskı uyguladığı açıkça görüldü. Türkiye'nin görüşüne göre ABD yönetimi, Türkiye gibi bir müttefikle çatışmaya girmektense geri çekilmeyi tercih edecektir. SDG bu olasılığı bertaraf etmek için Şam'la müzakerelere büyük bir gayretle ve ABD'nin teşvikine olumlu bir yaklaşımla başladı. Amerikalı saha komutanları, yeni ABD yönetiminin alabileceği doğrudan kararlardan ve Türkiye'nin tam desteğine ihtiyaç duyduğu İran ve Ukrayna gibi diğer önemli meseleler lehine Suriye'nin kuzeydoğusu gibi küçük bir detayın ötesine geçebilecek hesaplarından duydukları korkuyu dile getirdiler.”

Siyasi kaynak, varılan mutabakatın sahada uygulanması için net bir şekilde tanımlanmış bir mekanizmanın varlığına vurgu yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yakında çalışmalarına başlayacak olan yedi ya da sekiz uzman teknik komite, eğitim ve yüksek öğrenim alanlarında uzmanlaşacak. Geçtiğimiz yıllarda sadece Kürtçe dilinde eğitim gören yüz binlerce öğrenci var. Genel bürokratik idare, ordu, sınır kapıları, cezaevleri vb. için de benzer komiteler olacak. Bu kurumlar 13 yıldır faaliyet gösteriyor ve kendi kendilerini yönetiyor. Bu nedenle Suriye devlet kurumlarıyla birleştirilmeleri süreci iki devlet arasında bir fesih birliği oluşturmaya benzemektedir ki bu da özellikle ordu ve hapishaneler gibi son derece hassas konularda birçok zorluk yaratacak ve başarısız olması halinde anlaşmayı çökme tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilecek. Bunun için iki tarafın, askeri güçlerin et-Tanf Üssü’ndeki ABD eğitimli oluşumlardan Özerk Yönetim bölgelerine girmesi veya iki tarafın cezaevlerini ortak bir iç sisteme göre yönetmeyi kabul etmesi gibi aylarca sürebilecek uzun bir güven artırıcı aşamaya ihtiyacı olacak. Entegrasyon için belirlenen zaman dilimi, uygulama sırasında iki tarafın karşılaşabileceği zorluklara tabi olacak. Dolayısıyla uygulama, her zaman ABD'nin himayesi ve gözetimi altında olmak üzere, bunun için belirlenen dokuz aylık süreyi aşabilir.”

Jeopolitik değişim

Büyük resme bakıldığında, anlaşma bölgesel ‘siyasi fay hattındaki’ temel bir değişimin, yani İran'ın bölgesel etkisinin keskin bir şekilde azalması ve Türkiye'nin rolünün yükselmesinin ifadesi gibi görünüyor. Bu, Türkiye'nin ülkedeki ve çoğu zaman bölge genelindeki Kürt meselesine yönelik mevcut girişimiyle örtüşüyor.

defrgty
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile SDG Lideri Mazlum Abdi arasındaki tarihi anlaşmanın açıklanmasının ardından Şam'da kutlama yapan Suriyeli bir aile (Reuters)

Bu anlaşmaya göre, ideolojik ve sembolik olarak terör örgütü PKK'ya yakın olan SDG, Türkiye'ye çok yakın olan yeni Suriye güç yapılarının entegre bir parçası haline gelecektir ki bu birkaç ay önce hayal edilmesi bile imkânsız bir şeydi. Kuşkusuz bu gelişme, hapisteki terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine silah bırakmayı ve kendini feshetmeyi kabul eden, böylece Türk devletiyle kırk yıldır süren savaşı sona erdiren ve Türkiye'deki Kürt sorununu birikmiş siyasi çözümlere bırakan PKK ile Türkiye'nin ilişkisindeki değişimden ayrı olarak okunamaz ve anlaşılamaz.

Bu anlamda anlaşma, Suriye'de ‘İran döneminin sona ermesi’ anlamına geliyor. Türkiye'ye yakın gözlemciler ve siyasetçiler, Suriye'nin kuzeydoğu bölgesinin -ki ülke yüzölçümünün yaklaşık dörtte birini oluşturuyor-, özellikle ABD güçlerinin hızlı bir şekilde ve sonuçlarını hesaplamadan çekilmesi halinde, Suriye'de İran etkisinin geri dönüşü için bir yuva haline gelebileceği konusunda uyarılarda bulunuyorlardı. Bu durumda İranlılar kendilerini SDG'ye ve tüm bölgeye bir can simidi olarak sunabilir ve herhangi bir stratejik destekçi ve koruyucudan yoksun kalmaları halinde SDG'yi ve toplumsal tabanlarını etkileyecek ‘panikten’ faydalanabilirler.

Anlaşma Suriye'de ‘İran döneminin sonu’ anlamına geliyor. Türkiye'ye yakın gözlemciler ve siyasetçiler, Suriye'nin kuzeydoğusunun İran etkisinin Suriye'ye geri dönüşü için bir odak noktası haline gelebileceği konusunda uyarılarda bulunuyorlardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan anlize habere göre  Anlaşma, Suriye'nin yakın gelecekte sakin ve tartışmasız bir odak noktası olarak, ABD/Türkiye/Arap ülkeleri etkisiyle nasıl bir yer olacağına dair bir fikir veriyor. Suriye'deki sükûnet, Lübnan'daki durumun istikrara kavuşması ve Filistin meselesinde uzlaşıya varılması olasılığının bir parçası olacak. Ancak en önemlisi yakın gelecekte İran konusunda ne yapılacağı ve Suriye'nin bu noktadaki tutumu.

Ayrıca mevcut anlaşma, geçtiğimiz haftalarda medyada yer alan ve SDG'yi siyasi gerçekçiliğe meydan okuyan bir dizi ulus ötesi siyasi programla ilişkilendiren bir dizi iddia ve söylemi de sona erdiriyor. Çok sayıda siyasi platform ve argüman, Suriye'nin birliğini bozmak ve Türkiye'yi jeopolitik derinliğinde tehdit etmek amacıyla İsrail ile SDG arasında yüksek düzeyde istihbarat, siyasi ve hatta askeri koordinasyonun uygulama aşamasına geçtiğini ileri sürdü.

Ayrıca Suriyelilere federal bir sistem dayatmak için ülkedeki mezhepsel ve ulusal azınlıkları temsil eden siyasi güçler arasında bir ittifak olduğuna dair şüpheler dile getirildi, özellikle de bu güçler ile Suveyda vilayetinde konuşlanan askeri güçler ve eski rejimin kalıntıları arasındaki ilişki sorgulandı.

Son olarak, bu anlaşma merkezi uluslararası güçlerin Suriye'deki yeni siyasi sistemi kabul ettiklerinin ve tanıdıklarının bir ifadesidir. Aksi takdirde ne bu anlaşmaya destek verirlerdi ne de temsilcilerinin açıklamaları aracılığıyla bunu gelecekte Suriye'de birden fazla düzeyde görmek istediklerinin bir ifadesi olarak değerlendirirlerdi. SDG'nin ülkenin yeni siyasi sisteminin yapılarına katılımı, Batılı ülkelerin yeni otoriteye yönelik en önemli şartlarından birinin, yani yönetim kurumlarının inşasında ‘gerçek katılımcı’ bir yaklaşımın benimsenmesinin yerine getirilmesidir. Cumhurbaşkanı eş-Şera'nın SDG'yi kontrol altına almanın öneminin farkında olması, bir boyutuyla Batılı güçlere bir mesaj ve iyi niyetinin kanıtıdır.



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.