İsrail saldırıları tekrar başlarken Gazze Şeridi'nin yeniden inşa planı belirsizliğe gömüldü

Han Yunus'ta yerinden edilenlerin kaldığı çadır kampının yakınındaki Filistinli çocuklar (Reuters)
Han Yunus'ta yerinden edilenlerin kaldığı çadır kampının yakınındaki Filistinli çocuklar (Reuters)
TT

İsrail saldırıları tekrar başlarken Gazze Şeridi'nin yeniden inşa planı belirsizliğe gömüldü

Han Yunus'ta yerinden edilenlerin kaldığı çadır kampının yakınındaki Filistinli çocuklar (Reuters)
Han Yunus'ta yerinden edilenlerin kaldığı çadır kampının yakınındaki Filistinli çocuklar (Reuters)

İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne yönelik askeri saldırılarını tekrar başlatması, Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına yönelik Arap-İslam ülkeleri planına uluslararası mali ve siyasi destek sağlamayı amaçlayan istişarelerin akıbeti konusunda soru işaretleri yarattı.

Şarku’l Avsat'a konuşan gözlemci ve uzmanlar, yeniden imar planının uygulanmasının ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına ulaşılmasıyla yakından bağlantılı olduğunu ve Mısır ve Katar'daki arabulucuların savaşın durdurulması için gösterdikleri çabalara bağlı olduğunu vurguladı. Gözlemci ve uzmanlar, “İsrail saldırılarına ve Tel Aviv ile Washington'dan yeniden inşayı destekleyecek net sinyaller gelmemesine rağmen planı destekleme girişimleri devam edecek” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail, daha fazla esirin serbest bırakılması için Hamas ile yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Gazze Şeridi'nde yeni hava saldırıları başlattı ve ‘askeri gücü arttırma’ sözü verdi.

Gazze Şeridi sınırında konuşlanmış İsrail askeri araçları, 18 Mart 2025. (Reuters)Gazze Şeridi sınırında konuşlanmış İsrail askeri araçları, 18 Mart 2025. (Reuters)

Mısır, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava saldırılarını ‘en güçlü ifadelerle’ kınadı. Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan resmî açıklamada, Mısır'ın ‘sakinleştirme ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarını engellemeye yönelik adımları’ reddettiği belirtildi. Açıklamada taraflara ‘itidalli davranmaları ve arabulucuların kalıcı bir ateşkese ulaşma çabalarını tamamlamalarına izin vermeleri’ çağrısında bulunuldu.

Mısır Cumhurbaşkanı ve Kuveyt Emiri dün yaptıkları telefon görüşmesinde, ‘uluslararası toplumun derhal ateşkes sağlanması, iki devletli çözümün hayata geçirilmesi ve Ortadoğu'da kalıcı barışın sağlanmasının tek garantisi olan 4 Haziran 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması için sorumluluklarını üstlenmesi gerektiğini’ vurguladılar.

Mısır Şura Konseyi (Mısır parlamentosunun ikinci meclisi) Üyesi Dr. Abdulmunim Said, Arap yeniden inşa planının desteklenmesine ilişkin temasların devam ettiğine inanıyor. Said, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, “Savaşın başlangıcından bu yana şiddete yol açan sürekli çelişkiler vardı. Ancak bu, sakinleşmek için müzakere ve arabuluculuk yollarının benimsenmesini engellemedi” dedi.

Said, “Yeniden inşa planı Gazze Şeridi'ni kurtarmak ve barışı sağlamak için yaşayan bir projedir. Zira genel olarak barışa yönelik daha geniş bir vizyon içermektedir” ifadelerini kullanarak Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın bu konuda yaptığı son temaslara atıfta bulundu.

 İsrail'in dün Gazze Şeridi'ndeki bazı bölgelerin boşaltılması emrini vermesinin ardından evlerinden ayrılan Filistinliler (Reuters)İsrail'in dün Gazze Şeridi'ndeki bazı bölgelerin boşaltılması emrini vermesinin ardından evlerinden ayrılan Filistinliler (Reuters)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi Üyesi Muhammed Hicazi de Said’le aynı fikirde. Şarku’l Avsat'a konuşan Hicazi, ‘yeniden inşa için uluslararası desteği harekete geçirmek üzere temasların devam ettiğini’ söyledi. ‘Yeniden inşa planının İsrail'in reddettiği ateşkes anlaşmasıyla uyumlu olduğunu, ancak bunun Mısır ve Arapların savaşı durdurma ve yeniden inşaya başlama çabalarını engellemeyeceğini’ belirten Hicazi, bölgeyi daha fazla gerginlikten kurtarmak için uluslararası baskıya güvendiklerini ifade etti.

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarının yeniden başlaması öncesinde Mısır, Gazze Şeridi'nin toparlanması ve yeniden inşasına yönelik Arap-İslam ülkeleri planına siyasi ve maddi destek sağlamak üzere harekete geçti.

Bu bağlamda Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Kahire'deki olağanüstü zirvenin sonuçlarının ve Gazze Şeridi'nin yeniden imarı planının uygulanmasına ilişkin olarak Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Ürdün, Katar, Filistin, Türkiye, Nijerya ve Endonezya'nın da aralarında bulunduğu Arap Birliği – İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Bakanlar Komitesi üyesi ülkelerdeki mevkidaşlarıyla bir dizi telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Gazze Şeridi'ndeki sağlık sektörünün rehabilitasyonu konusunda 100'den fazla yabancı büyükelçi ve uluslararası kuruluş temsilcisinin katıldığı bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Toplantıda Gazze Şeridi'nin yeniden inşa planına ilişkin görsel bir sunum yapıldı.

Toplantı sırasında Abdulati, planın başarıya ulaşması için Gazze Şeridi'nde ateşkesin istikrara kavuşturulması gibi ön koşulların bulunduğunu belirtti. Abdulati, Gazze Şeridi'nin yeniden inşa planının bölgesel ve uluslararası düzeyde geniş destek gördüğünü ve Mısır'ın şu anda planın uygulanması için gerekli finansmanı sağlamak üzere Kahire'de ‘Gazze Şeridi'nin Yeniden İnşası Konferansı’ düzenlemek için çalıştığını vurguladı.

Han Yunus'ta yerinden edilenlerin kaldığı çadır kampının yakınındaki Filistinli çocuklar (Reuters)Han Yunus'ta yerinden edilenlerin kaldığı çadır kampının yakınındaki Filistinli çocuklar (Reuters)

Kudüs Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen er-Rakab, İsrail'i ‘yeniden inşa planının uygulanmasının önündeki başlıca engellerden biri’ olarak değerlendirdi. Er-Rakab Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, “ABD, İsrail'i ateşkesi durdurmaya ikna edebilecek tek taraftı, ancak tam tersine Tel Aviv'e savaşı sürdürmesi için yeşil ışık yaktı” dedi.

“Şu ana kadar Washington'un Gazze Şeridi'nin yeniden inşa planını başarıya ulaştırma arzusunu gösteren herhangi bir eylem ya da adım yok” diyen er-Rakab, ‘yeniden inşanın Gazze Şeridi'nde ateşkesin ikinci aşamasına geçmeyi gerektirdiğini ve şu ana kadar bunun başarılamadığını’ kaydetti. Er-Rakab, “Arabulucuların İsrail ve Washington'u ikinci aşamaya geçmeye ikna edip edemeyecekleri belli değil” ifadesini kullandı.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, yeniden inşa planının Arap ve ardından İslam ülkeleri tarafından kabul edildiği ilk günden itibaren, ‘İsrail'in ikinci aşamaya ilişkin müzakereleri engelleyerek ve ABD'nin ilk aşamayı uzatma önerisine bağlı kalarak kanıtladığı gibi, bunu uygulamamakta kararlı olduğunun görüldüğünü’ söyledi.

Hasan, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte “Tam bir ateşkes olmadan yeniden inşa gerçekleştirilemez” diyerek, arabulucuların ABD'nin de yardımıyla ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçilmesi için daha fazla çaba göstermelerini istedi. Hasan ayrıca, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıların yeniden başlamasının Mısır ve Arap ülkeleri tarafından reddedilen yer değiştirme planını hayata geçireceğine dikkat çekti.

Diğer yandan ABD yönetimi yeniden inşa planına ilişkin tutumu konusunda çelişkili sinyaller gönderiyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce bu ayın başlarında yaptığı açıklamada, önerilen anlaşmanın ‘Trump'ın talep ettiği koşulları ya da niteliği karşılamadığını’ belirterek, “Anlaşma beklentileri karşılamıyor” dedi. Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ise Mısır'ın çabalarını övdü. Witkoff, planın detaylarını onaylamadan şunları söyledi: “Bunu daha fazla tartışmamız gerekiyor, ancak bu Mısırlılar açısından iyi niyetin ilk adımı.”

Yeniden inşa planı, altı aylık bir geçiş dönemi boyunca Gazze Şeridi'nin işlerini yönetecek, bağımsız ve Filistin hükümetinin şemsiyesi altında çalışacak fraksiyonel olmayan ‘teknokratlardan’ oluşan bir komitenin kurulmasını içeriyor. Plana göre, yeniden inşa sürecinde Gazze Şeridi'nde yerlerinden edilmiş insanlara geçici konutlar sağlanacak ve Gazze Şeridi içinde yedi bölgede 1,5 milyondan fazla insanı barındırabilecek alanlar oluşturulacak. Planda Gazze Şeridi'nin yeniden inşasının 53 milyar dolar tutacağı ve sürecin 5 yıl süreceği tahmin ediliyor.

 



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.