Suriye'deki yabancı savaşçılarla ilgili 4 senaryo, 3 kırmızı çizgi

Suriye'deki yabancı savaşçılar kimler ve onları ne bekliyor?

Suriye'nin kuzeyindeki Halep ilinin batısında yer alan Atarib'de bir kamyonun üzerinden zafer işareti yapan savaşçılar, 28 Kasım 2024 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Halep ilinin batısında yer alan Atarib'de bir kamyonun üzerinden zafer işareti yapan savaşçılar, 28 Kasım 2024 (AFP)
TT

Suriye'deki yabancı savaşçılarla ilgili 4 senaryo, 3 kırmızı çizgi

Suriye'nin kuzeyindeki Halep ilinin batısında yer alan Atarib'de bir kamyonun üzerinden zafer işareti yapan savaşçılar, 28 Kasım 2024 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Halep ilinin batısında yer alan Atarib'de bir kamyonun üzerinden zafer işareti yapan savaşçılar, 28 Kasım 2024 (AFP)

Abbas Şerife

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşürülmesine katılan ve halen Suriye'de kalmaya devam eden yabancı savaşçılar meselesi, Şam'daki yeni yönetimin karşılaştığı zorluklardan biri haline geldi. Özellikle Savunma Bakanlığı'nın yeni yönetimin yaklaşımı çerçevesinde Suriye halkının kurtuluşu için yaptıkları fedakârlıklar, yeni yönetimin politikalarına olan bağlılıkları, farkındalıklarının yüksek ve sayılarının ordunun yapısını etkileyemeyecek kadar az olmasının göz önünde bulundurularak bazılarına askeri rütbeler verme kararı almasının ve yeni yönetimin Suriye'ye dost olan hiçbir ülkeye tehdit oluşturmayacakları konusunda garanti vermesinin ardından, bu kişileri Suriye toplumuna entegre etme çağrıları ile onlara Suriye'nin güvenlik ve askeri kurumlarında herhangi bir resmi statü verilmemesi çağrıları birbiriyle çatıştı.

Suriye'nin kuzeybatısındaki yabancı savaşçıların haritası

Suriye'nin kuzeybatısındaki en fazla yabancı savaşçı Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) çatısı altında yer alıyor. HTŞ ile birlikte Suriye'nin kuzeybatısında kalan yabancı savaşçıların sayısına ilişkin kesin resmi veriler olmasa da sayılarının yaklaşık 2 bin 500 kişi olduğu tahmin ediliyor. Söz konusu yabancı savaşçılar, HTŞ'nin 2016 yılında El Kaide'den ayrıldığını açıklamasının ardından El Kaide'nin Suriye'deki kolu haline gelen Hurraseddin grubuna katılmak yerine HTŞ saflarında kalmayı tercih ettiler.

Yabancı savaşçıların HTŞ saflarında kalma kararına, Suriye sınırları dışında savaşma fikrinden koparak yerel cihatçılığı benimseme yönündeki ideolojik değişimler eşlik etti. HTŞ'nin, Suriye sınırları dışındaki hiçbir ülkeyi karşısına almamaya ve Suriye rejimiyle ve müttefikleriyle ülke sınırları içinde savaşmaya odaklanmaya dayanan politikalarına neredeyse tamamen bağlı kaldılar.

Yabancı savaşçıların HTŞ saflarında kalması kararına, yerel cihatçılığı benimseme ve Suriye sınırları dışında savaşma fikrinden kopma yönündeki ideolojik değişimler eşlik etti. Yabancı savaşçılar, HTŞ'nin, Suriye sınırları dışındaki hiçbir ülkeyi karşısına almamaya ve Suriye rejimiyle ve müttefikleriyle ülke sınırları içinde savaşmaya odaklanmaya dayanan politikalarına neredeyse tamamen bağlı kaldılar.

Suriye'deki yabancı savaşçıların milliyetlerini sıralayacak olursak ilk sırada Çin'den gelen Uygurlar (Doğu Türkistan) geliyor. Sayısal olarak en büyük gruplardan biri olan Uygurların sayısının birkaç bin olduğu tahmin ediliyor ve çoğu HTŞ'de bulunuyor. Sayı bakımından ikinci sırada Rusya'dan gelen ve savaş uzmanlıklarıyla tanınan Çeçen komutanlar ve savaşçılar yer alıyor. Üçüncü sırada Basra Körfezi havzasının yanı sıra Ürdün, Mısır, Tunus ve Fas’tan gelen Araplar bulunuyor. Dördüncü sırada Fransa, İngiltere ve Almanya'dan Avrupalılar gelse de sayıları çok az. Çünkü büyük bir kısmı ülkelerine geri döndü. Beşinci sırada ise Özbekistan, Tacikistan, Türkiye ve Arnavutluk ile diğer milletlerden az sayıda savaşçı geliyor.

HTŞ saflarındaki yabancı savaşçılar ya ayrı taburları olmayan bireysel olarak bulunan Mısırlılar ve Avrupalılar gibi etnik olmayan temelde ya da Çeçenler gibi etnik temelde ya da sayıları 150'yi bulan ‘Ecnadu'l Kavkaz’ (Kafkas Askerleri) adlı grubun üyeleri olan Çeçenler, sayıları bin 500 olan Özbekler ve Türkistanlılar ve diğerler milletlerden olan savaşçıların yanı sıra bağımsız olarak insan hakları savunuculuğu ve insani yardım alanlarında çalışan ve sayıları 200'ü geçmeyen Cezayirliler gibi etnik temelde tugaylara ve gruplara ayrılıyor.

Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ardından Savunma Bakanlığı'nın kurulmasıyla birlikte, Bakanlık yabancı savaşçıları Suriye ordusu bünyesinde oluşturulan askeri birimlere dağıtmaya başladı. Bu grupları şöyle sıralayabiliriz:

  • 1- Türkistan İslam Partisi (TİP). Lideri Ebu Muhammed el-Turkistani. Savaşçı sayısının 2 bin 500 olduğu tahmin ediliyor.
  • 2- Ensar’ut-Tevhid (Tevhid Destekçileri). Lideri Ebu Diyab Sarmin. 200 kadar savaşçısı olduğu tahmin ediliyor.
  • 3- Ecnadu'l Kavkaz (Kafkas Askerleri). Lideri Müslim eş-Şişani. 250 civarı savaşçısı olduğu tahmin ediliyor.
  • 4- - Çeçenler (Ecnad’uş-Şam/Şam’ın Askerleri): Lideri Ebu Abdulmelik eş-Şişani. 300 civarı savaşçısı olduğu tahmin ediliyor.

Peki, Şam'daki yeni yönetim, yabancı savaşçılarla ne yapacak?

Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, daha önce yaptığı açıklamalarda, Beşşar Esed rejiminin devrilmesine katkıda bulunan yabancı savaşçıların ‘ödüllendirilmeyi hak ettiklerini’ söylemişti. Ocak ayı ortalarında gazetecilerle bir araya gelen Şara, devrik Esed rejiminin işlediği suçların onları yabancı savaşçılara güvenmeye ittiğini, devrime katılıp rejimin devrilmesine yardımcı olduktan sonra Suriye halkını destekledikleri için ödüllendirilmeyi hak ettiklerini söyledi. Şara, bu kişilere Suriye vatandaşlığı verilebileceğini ima etti.

Suriye yönetimi, yabancı savaşçıları yeni Suriye ordusuna entegre etmeye çalışıyor. Devlet kurumlarını harekete geçirme planları arasında yabancı savaşçıları bağımsız gruplardan ayırıp birleşik bir komuta altına almak da bulunuyor.

Devlet kurumlarını harekete geçirme planları arasında yabancı savaşçıları bağımsız gruplardan ayırıp birleşik bir komuta altına almak da bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığı habere göre  yeni Suriye yönetimi, Askeri Operasyonlar İdaresi’nde görevli 50 komutanın yanında bazı yabancı savaşçıların üst düzey askeri mevkilere atandı.

Terfi edenler arasında yıllardır Arnavut Cemaati'ne (Jemati Alban) liderlik yapan Arnavutluk vatandaşı Abdul Samrez Yaşari (Ebu Katade Albani), Türk vatandaşı Ömer Muhammed Çiftçi (Muhtar et-Turki), Mısırlı Alaa Muhammed Abdulbaki ve Uygur Türkü Abdulaziz Davud Hudaverdi yer alıyor.

Bunlar arasında Tacik asıllı Mulan Tursun Abdussamed, tuğgeneral rütbesi verilen Ürdün vatandaşı Abdurrahman Hüseyin el-Hatib ve Ceyşu'l Muhaciriyn ve'l Ensar (Muhacir ve Ensar Ordusu) Komutanı Abdullah ed-Dağıstani de bulunuyor.

Suriye'deki yabancı savaşçıların akıbetine ilişkin olası senaryolar

Suriye'deki yabancı savaşçıların kaderini belirleyecek dört olası senaryo ile karşı karşıyayız gibi görünüyor. Ancak bu durum, söz konusu senaryolardan sadece birinin gerçekleşeceği anlamına gelmiyor. Aksine, önümüzdeki koşullara ve yabancı savaşçıların gruplaşmalarına, ideolojik farklılıklarına ve farklı milliyetlerden olan kökenlerine bağlı olarak bu senaryoların hepsi gerçekleşebilir.

  • 1- Bosna Hersek senaryosu: Entegrasyon ve yerelleştirme

Yabancı savaşçılar Suriye devletinin sınırları dışında herhangi bir tehdit oluşturmamaları, Suriyeli sivillere karşı ihlallerde bulunmamaları, Suriye’nin kanunlarına ve düzenine uymaları ve Suriye devleti içinde örgüt kurmamaları koşuluyla Suriye toplumuna entegre edilebilir ve sıradan vatandaşlar olarak kabul edilebilirler.

  • 2- Afganistan senaryosu: Herkesin ülkesine dönmesi

Yabancı savaşçı ihraç eden ülkeler, bu savaşçıların ve ailelerinin kendi ülkelerine dönmelerini kabul edebilir ve sıradan vatandaşlar gibi olmaları için onları toplumlarına yeniden kazandırmaya ve entegre etmeye çalışabilir. Bu tür savaşçıları rehabilite etmek için programları olan bazı ülkelerde bu bir çözüm olabilir, ancak güvenlik söz konusu olduğunda, bu kişiler kendilerini gözaltı merkezleri ya da cezaevlerinde bulabilir.

  • 3- Eylemsizlik koşuluyla siyasi sığınma hakkı verilmesi

Cihatçı savaşçılar hakkında veri toplamak ve veri tabanı oluşturmak isteyen bir devlet, bu kişilerin dosyalarının güvenlik bakımından ele alınması nedeniyle ülkelerine dönmeyi reddeden ve güvenlik açısından risk teşkil etmeyen cihatçıların bir bölümüne siyasi sığınma hakkı tanıyabilir. Bu kişiler, cihatçı faaliyetlerde bulunmayacaklarına dair taahhütte bulunabilir.

Şam'ın yabancı savaşçılarla ilgili olarak, yasal gerekçe olmaksızın iade edilmemeleri, devletin kontrolü dışında özel örgütler kurmalarına izin verilmemesi ve dost ülkelerin güvenliğine herhangi bir tehdit oluşturmalarına izin verilmemesi olmak üzere üç kırmızı çizgisi var.

  • 4- Irak senaryosu: Savaşçıların faaliyetlerine devam etmek için başka bir savaş alanına geçmeleri

Bazı raporlar Çeçen militan grupların daha önce HTŞ tarafından kontrol edilen Suriye’nin kuzeybatı bölgelerini terk etmeye başladığını gösteriyor. 2023 yılında Abdulhakim eş-Şişani liderliğindeki Ecnadu'l Kavkaz grubundan 170 savaşçının Ukrayna'da Rusya ordusuna ve Çeçen lider Ramzan Kadirov liderliğindeki Çeçen hükümetine bağlı güçlere karşı savaşmak üzere hareket ettiği tahmin ediliyor. Ancak Beşşar Esed rejiminin düşmesi ve Suriye'nin istikrara kavuşmasıyla birlikte yabancı savaşçıların vatandaşı oldukları ülkelerle bir mutabakat yapılabilir ve bu noktada her bir ülkeyle ayrı ayrı özel bir yaklaşım sergilenebilir.

cdfvgtrhy
HTŞ’nin Şam'daki askeri geçit töreninde yer alan maskeli savaşçılar (Reuters)

Yeni Suriye yönetiminin ordu saflarındaki savaşçılarla ilgilenme ve onları kontrol etme politikası daha önce emsaline rastlanmamış yeni bir durum değil. Yabancı savaşçılar tarih boyunca çeşitli çatışmalarda önemli roller oynamış, katkıları genellikle kabul edilmiş ve askeri rütbeler verilmiştir. Bununla ilgili önemli örneklerin başında, yabancı savaşçıların Birlik Ordusu’nun büyük bir bölümünü (yüzde 25-33'ü) Amerikan İç Savaşı (1861-1865) geliyor. Yabancı gönüllülerden oluşan uluslararası birliklerin 1930'larda İspanya Cumhuriyeti'ni desteklemek üzere katıldığı ve birçoğuna uzmanlıklarına göre askeri rütbelerin verildiği İspanya İç Savaşı da bu örneklerinden biri. 1830 yılında kurulan Fransız Yabancı Lejyonu, yabancı askerlerin terfi ve tanınma fırsatlarıyla birlikte düzenli orduya entegre edilen bir askeri yapı olarak örnekler arasında yer alıyor.

Şam'ın yabancı savaşçılarla ilgili olarak, yasal gerekçe olmaksızın iade edilmemeleri, devletin kontrolü dışında özel örgütler kurmalarına izin verilmemesi ve dost ülkelerin güvenliğine herhangi bir tehdit oluşturmalarına izin verilmemesi olmak üzere üç kırmızı çizgisi var.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.