Hamas'ın 7 Ekim sonrası ‘acil’ teklifi: 10 yıllık ateşkes ve Gazze'nin yönetiminin bırakılması

Kalıcı barış için bir şans mı yoksa yeniden kan dökülmesi için bir mola mı?

Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından el sallayan çocuklar (AFP)
Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından el sallayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas'ın 7 Ekim sonrası ‘acil’ teklifi: 10 yıllık ateşkes ve Gazze'nin yönetiminin bırakılması

Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından el sallayan çocuklar (AFP)
Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından el sallayan çocuklar (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın rehine işlerinden sorumlu özel temsilcisi Adam Boehler'in bu ayın başlarında İsrail medyasına verdiği demeçlerde yaptığı şaşırtıcı açıklamalar sadece iddialardan ibaret olmadı. Boehler, Hamas'ın tüm esirlerin takasıyla beraber 5-10 yıllık bir ateşkes önerdiğini ve bu süre zarfında silahsızlanacağını söyledi. Boehler aynı zamanda, Hamas'ın ABD ve diğer ülkelere, İsrail için askeri bir tehdit oluşturmayacağını, gelecekte siyasete katılmayacağını ve tünel kazmayacağını garanti edeceğini ifade etti.

Hamas içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, hareket liderliğinin bu fikri uzun süre önce ortaya attığını ve sadece on yıl için değil, daha da uzatma olasılığı olduğunu doğruladı.

Resmi bir kaynak, hareketin bu seçeneğe savaştan sonra değil, savaştan önce de açık olduğunu ve bu fikrin önceki yıllarda da masada bulunduğunu, ancak İsrail'in bunu reddettiğini açıkladı.

Kaynaklar, hareket liderliğinin silahsızlanmayı kabul edeceğine dair herhangi bir tarafa taahhütte bulunmadığını, bu meseleyi Filistinlilerin meselesi olarak gördüğünü ve bunun sadece bir durumda, bir Filistin devletinin kurulmasına izin veren açık bir siyasi yol içinde yapılabileceğini yineledi.

Yinelenen tarihsel pozisyon

Hamas'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin, 22 Mart 2004'te öldürülmesinden yaklaşık bir buçuk yıl önce, Gazze şehrinin güneyindeki es-Sabra mahallesindeki evinin önünde göründü. İsrail'in 1967'de işgal ettiği tüm Filistin topraklarından çekilmesi, Filistinli tutukluların serbest bırakılması ve Filistin'in iç işlerine karışılmaması koşuluyla hareketinin 10 yıl ya da daha uzun süreli bir ateşkese açık olduğunu vurguladı.

vcf
Hamas mensupları ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak İsrailli bir esiri Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) üyelerine teslim etti. (Reuters)

Yasin'in açıklamaları, İsrail hapishanelerinden Ürdün'e salıverilmesinden bir yıl sonra Gazze Şeridi'ne döndüğü 1997 yılında yaptığı önceki açıklamalarla ilgili tartışmaları doğruluyor. Yasin, hareketinin İsrail şehirlerinde gerçekleştirdiği ‘intihar’ saldırılarının ardından İsrail ile çok yıllı bir ateşkese hazır olduğunu yinelemişti.

Yasin'in öldürülmesinden sonra, Nisan 2004'te İsrail tarafından öldürülmeden önce yaklaşık bir ay boyunca Hamas'ı yöneten Abdulaziz Rantisi de aynı yaklaşımı benimsedi. Hatta 26 Ocak 2004'te, kendisinin ve Ahmed Yasin'in öldürülmesinden önce, İsrail'in Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde hareketin liderlerine karşı düzenlediği bir dizi saldırının ortasında Reuters'e verdiği demeçte, hareketinin on yıllık uzun vadeli bir ateşkesi kabul ettiğini doğruladı.

Hamas değişip güçlendikten ve 2007 yılında Filistin Yönetimi ile girdiği kanlı iç çatışmaların ardından ele geçirdiği Gazze Şeridi'ni yönetmeye başladıktan sonra bile bu fikrinden vazgeçmedi.

Aralarında eski siyasi büro şefleri Halid Meşal ve İsmail Heniyye'nin de bulunduğu Hamas liderlerinin açıklamaları, hareketlerinin 1967 sınırlarında bir Filistin devletinin kurulması ve İsrail'in tanınmaması karşılığında uzun süreli bir ateşkesi kabul ettiğini gösteriyor.

cdfergt
Gazze Şeridi'ndeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların kalıntıları arasında kurulan bir açık hava pazarı (Reuters)

Filistin devletinin kurulması, nehirden denize kadar her zaman Filistin'in özgürleştirilmesini savunan Hamas'ın vizyonunun bir parçası değildi. Hamas sözlerini eyleme dönüştürmeden önce ihanet olarak nitelediği Oslo Anlaşmaları’nı imzalayan Filistin Yönetimi’ni kınamıştı. Hamas 2017 yılında, 1948 sınırları içinde bir Filistin devleti kurulmasını öngören tüzüğünü değiştirerek 1967 sınırları içinde bir devlet kurma taahhüdünü ilan etti. Tüzük, kalan Filistin topraklarının terk edilmesini ve mültecilerin yerlerinden edildikleri topraklara geri dönüşlerinin garanti altına alınmasını vurguluyordu. Ayrıca silahlı direnişin terk edilmeyeceğini ve meşru kabul edileceğini de teyit ediyordu. Ayrıca tüzük, Hamas'ın İsrail'i tanımadığını da vurguladı. Bu pozisyon, İsmail Heniyye Hamas hükümetinin başbakanı ve yıllarca siyasi büro başkanı olarak görev yaptığı süre boyunca daha da benimsendi.

Teklifin pragmatikliği

Hareket içindeki kaynaklara göre, Hamas'ın tüzüğünü değiştirip bir Filistin devletini kabul ederken gösterdiği pragmatizm, hareketin uzun bir ateşkes ihtiyacına ilişkin görüşünün bir parçasıydı.

Ancak İsrail ve Hamas arasındaki müzakerelerin hiçbir turu uzun bir ateşkesle değil, daha ziyade açık ateşkeslerle sonuçlanmış olsa da, İsrail medyası konunun gerçekten de masada olduğunu ortaya koydu.

Aralık 2013'te üst düzey bir Mossad yetkilisi Kanal 13'te yayınlanan bir programda Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal'e 1997 yılında Ürdün'de düzenlenen suikast girişiminin perde arkasını anlattı. O dönem Şeyh Yasin serbest bırakıldı ve Ürdün'le ilişkilerden sorumlu yetkili vasfıyla dönemin Ürdün Kralı Hüseyin'le görüşerek Hamas'ın 10 yıl sürecek uzun vadeli bir ateşkes önerisini iletti. Bu süre zarfında Hamas, İsrail şehirlerindeki şiddetli bombalı saldırılarına son verecekti. Ancak Tel Aviv yönetimi bunu ciddiye almadı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Meşal'e yönelik operasyon kararını onayladıktan günler sonra öğrendiği bu mesajı görmezden geldi.

Mossad'ın eski başkanı Efraim Halevi'nin Kanal 12'ye daha önce verdiği bir röportaja göre İsrail, Yasin'in öldürülmesinden yedi yıl evvel hareketle 30 yıllık bir ateşkes ilan etme teklifini reddetmişti. Yasin bu teklifi Ürdün ve diğer tarafların arabuluculuğuyla kendisi yapmıştı. Bu, Hamas ya da başka herhangi bir kaynak tarafından doğrulanmadı.

ewfr
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ta bulunan balıkçı barınağına yapılan İsrail saldırısının ardından alanı inceleyen Filistinliler (AFP)

Hamas'ın kabul edilemez önerisinin, hareketi doğrudan müzakereler yoluyla istikrarı sağlamaya yönelttiği anlaşılıyor ki bu da Musa Ebu Merzuk'un 2014 savaşından sonra Hamas'ın siyasi büro başkanı olarak Meşal'in yardımcısıyken İsrail'le müzakereleri önermesini açıklıyor.

Ebu Merzuk, Kudüs TV'ye verdiği demeçte, Hamas'ın İsrail'le müzakere yapma olasılığına ilişkin bir soruya cevaben şunları söylemişti: “Yasal olarak işgalle müzakere etmekte yanlış bir şey yok; silahlarla müzakere ettiğiniz gibi, kelimelerle de müzakere edersiniz. Bence durum olduğu gibi kalırsa buna bir itiraz yok. Çünkü bu neredeyse tüm insanlar arasında popüler bir talep haline geldi ve Hamas kendisini bu davranışa mecbur hissedebilir.”

sdfrg
Gazze Şeridi'nin kuzeyinde bulunan Cibaliye'deki yıkımın ortasında çamurlu bir yolda yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat'a konuşan Hamas kaynakları bu önerinin, yani uzun bir ateşkes anlaşması için İsrail ile doğrudan müzakerelerin, hareketin çeşitli çerçevelerinde sık sık tartışıldığını söyledi. Kaynaklar, söz konusu önerinin 2005'teki ateşkes müzakerelerinde, 2014'teki İsrail saldırılarından sonra ve 2016'da olduğu gibi bazı dönemlerde arabulucular tarafından ortaya atıldığını, ancak herhangi bir sonuca ulaşılamadığını belirtti.

Kaynaklara göre hareketin politikaları ve fikirleri kapalı değil, aksine açık ve zaman içinde gelişti.

Acil hale gelen ateşkes

Hareketin uzun bir ateşkese yönelik vizyonu on yıllardır aynı kaldıysa da ateşkesin gerekçeleri ve ateşkesi talep etme nedenleri 7 Ekim 2023'ten sonra değişti. Hareketin kuruluşundan bu yana her düzeyde en büyük darbeyi aldığı bir sır değil ve Gazze Şeridi'ndeki mevcut savaşta uğradığı zararın boyutu da gizlenemez.

Yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim, Hamas'ın karakteristik özelliğinin genç ve fikirlerinde yenilenebilir olması ve farklı dönemlerde politikalarını değiştirmesi olduğunu söyledi.

İbrahim'e göre bu durum Hamas'ı farklı ve üstün kılıyordu, ancak bu durum her şeyin değiştiği 7 Ekim'e kadar geçerliliğini korudu.

İbrahim, 7 Ekim saldırısının hareketin kendisi ve popülaritesi üzerindeki sonuçlarının, hareketin her düzeyde gelecekteki kararlarında önemli bir faktör olduğunu vurguluyor.

İbrahim'e göre hareket üzerindeki ilk önemli etki, Gazze Şeridi'ndeki yönetimden vazgeçmesinde görülebilir.

Hamas, devam eden müzakerelerin bir parçası olarak Gazze Şeridi'nin yönetiminden vazgeçme isteğini gizlemiyor, ancak bunun ulusal bir anlaşma çerçevesinde yapılmasını ve son Arap Birliği zirvesinde kabul edilen Mısır önerisinde öngörüldüğü gibi Filistin genel seçimlerinin bir yıl içinde yapılmasını şart koşuyor.

Hamas iktidarı bırakmanın yanı sıra uzun vadeli bir ateşkesi de yeniden gündeme getirdi.

Savaşçıların dinlenmesi ve yeniden toparlanma

Hamas içindeki kaynaklar, Şeyh Ahmed Yasin'in bu fikri ilk ortaya attığında öncelikle ölümlerin durdurulmasına dayandığını, ancak bugün bu önerinin arkasında ‘mevcut savaştan sonra yeniden toparlanmak için bir nefes almak ve Filistin Yönetimi, gruplar ve İsrail ile ilişkiler de dahil olmak üzere kapsamlı bir gözden geçirme yapmak’ gibi birçok başka hedef olduğunu söyledi.

dfergt
Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki Hamas mensupları (AFP)

Kaynaklar, “Hamas, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Filistin Ulusal Konseyi’ni yeniden inşa etmek ve onlara katılmak için tüm gruplarla kapsayıcı bir ulusal anlaşmaya varmaya çalışacaktır” dedi.

Kaynaklar, Gazze Şeridi'nde binlerce savaşçısını kaybeden Hamas'ın mevcut savaşın ardından lider kadrosunun ve savaşçılarının kan tazelemeye ihtiyacı olduğunu kabul etti.

Kaynaklar, “Savaş sırasında hareket, saha koşullarına göre ve pozisyonları üstlenirken iç yönetmeliklere göre takip ettiği organize bir çalışma içinde boşlukları doldurmaya devam etti, ancak yine de durumu kontrol etmemiz gerekiyor. Hareket savaştan ciddi şekilde etkilendi ve şimdi kendini yeniden inşa edebilmek için uzun süreli bir ateşkese ihtiyaç duyuyor” ifadelerini kullandı.

İsrail saldırılarına yeniden başlamadan önce ilk aşaması 58 gün süren ateşkes döneminde Hamas, geçici ateşkesi yeniden toparlanmak ve örgütü siyasi, idari ve askeri olarak yeniden yapılandırmaya çalışmak için kullandı.

Hareket, takas anlaşmaları sırasında gücünü göstermeye çalıştı ve İsrail'e meydan okuma mesajları gönderdi.

Ancak İsrail, Muhammed el-Cemasi ve Yaser Harb gibi siyasi büro üyeleri ya da İsam ed-Dalis gibi hükümet figürleri veya Kassam Tugayları Gazze Tugayı Komutan Yardımcısı Ahmed Şemali gibi askeri figürler de dahil olmak üzere saflarını yeniden düzenlemeye çalışan liderleri öldürerek art arda saldırılarla karşılık verdi.

Yeni savaşçılar

Hamas yıllar boyunca yeni nesil savaşçıları yetiştirmek ve saflarına katmak için çalıştı; özellikle de Filistinli genç nesil için uğraştı. Bunların bir kısmı 7 Ekim saldırısına katıldı. Diğerleri ise boşlukları doldurmak için kullanıldı ve İsrail kara kuvvetlerine karşı saldırılara katılmak üzere yeniden aktif hale getirildi.

Şarku’l Avsat, Hamas'ın gençleri devşirmedeki başarısıyla ilgili özel bir haber yayınladı. İsrail araçlarına zırh karşıtı füze atma talimatlarını içeren bir broşür ve kitapçığın fotoğraflarını okurlarıyla paylaştı.

fvgbhy
Gazze Şeridi'nin Han Yunus kentinde 15 Şubat 2025 tarihinde çekilen fotoğrafta, İslami Cihad Hareketi ve Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'ndan savaşçıların, üç İsrailli esirin Kızılhaç temsilcilerine teslimi sırasında alanda konuşlandığı görülüyor. (DPA)

Siyasi analist Mustafa İbrahim şunları söyledi: “İsrail'in acımasız savaşının ardından Hamas'ın binlerce liderini ve savaşçısını kaybettikten sonra kan tazelemeye çalıştığı kesin. Bir anlaşmaya varılması halinde uzun vadeli ateşkesin ana hedeflerinden biri de bu olacaktır.”

ABD'nin de dahil olduğu, belki de uzun yıllar sürecek kalıcı bir ateşkese ulaşma çabaları başarılı olursa, İsrail'in ısrarı ve Arapların hareketi sahneden silme inancı karşısında Hamas'ın hayatta kalma ve kendini yeniden şekillendirme kabiliyeti sorgulanmaya devam edecek.

Onlarca yıl süren çatışmaların ve bir buçuk yıldan fazla süren kanlı savaşın ardından İsrail bu fikri yenmeyi başaramadı. Örgütün kendisini yenmek istiyor ki bunun da harekete uzun yıllar mühlet vererek gerçekleşmesi pek mümkün değil.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.