Hamas'ın 7 Ekim sonrası ‘acil’ teklifi: 10 yıllık ateşkes ve Gazze'nin yönetiminin bırakılması

Kalıcı barış için bir şans mı yoksa yeniden kan dökülmesi için bir mola mı?

Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından el sallayan çocuklar (AFP)
Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından el sallayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas'ın 7 Ekim sonrası ‘acil’ teklifi: 10 yıllık ateşkes ve Gazze'nin yönetiminin bırakılması

Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından el sallayan çocuklar (AFP)
Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından el sallayan çocuklar (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın rehine işlerinden sorumlu özel temsilcisi Adam Boehler'in bu ayın başlarında İsrail medyasına verdiği demeçlerde yaptığı şaşırtıcı açıklamalar sadece iddialardan ibaret olmadı. Boehler, Hamas'ın tüm esirlerin takasıyla beraber 5-10 yıllık bir ateşkes önerdiğini ve bu süre zarfında silahsızlanacağını söyledi. Boehler aynı zamanda, Hamas'ın ABD ve diğer ülkelere, İsrail için askeri bir tehdit oluşturmayacağını, gelecekte siyasete katılmayacağını ve tünel kazmayacağını garanti edeceğini ifade etti.

Hamas içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, hareket liderliğinin bu fikri uzun süre önce ortaya attığını ve sadece on yıl için değil, daha da uzatma olasılığı olduğunu doğruladı.

Resmi bir kaynak, hareketin bu seçeneğe savaştan sonra değil, savaştan önce de açık olduğunu ve bu fikrin önceki yıllarda da masada bulunduğunu, ancak İsrail'in bunu reddettiğini açıkladı.

Kaynaklar, hareket liderliğinin silahsızlanmayı kabul edeceğine dair herhangi bir tarafa taahhütte bulunmadığını, bu meseleyi Filistinlilerin meselesi olarak gördüğünü ve bunun sadece bir durumda, bir Filistin devletinin kurulmasına izin veren açık bir siyasi yol içinde yapılabileceğini yineledi.

Yinelenen tarihsel pozisyon

Hamas'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin, 22 Mart 2004'te öldürülmesinden yaklaşık bir buçuk yıl önce, Gazze şehrinin güneyindeki es-Sabra mahallesindeki evinin önünde göründü. İsrail'in 1967'de işgal ettiği tüm Filistin topraklarından çekilmesi, Filistinli tutukluların serbest bırakılması ve Filistin'in iç işlerine karışılmaması koşuluyla hareketinin 10 yıl ya da daha uzun süreli bir ateşkese açık olduğunu vurguladı.

vcf
Hamas mensupları ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak İsrailli bir esiri Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) üyelerine teslim etti. (Reuters)

Yasin'in açıklamaları, İsrail hapishanelerinden Ürdün'e salıverilmesinden bir yıl sonra Gazze Şeridi'ne döndüğü 1997 yılında yaptığı önceki açıklamalarla ilgili tartışmaları doğruluyor. Yasin, hareketinin İsrail şehirlerinde gerçekleştirdiği ‘intihar’ saldırılarının ardından İsrail ile çok yıllı bir ateşkese hazır olduğunu yinelemişti.

Yasin'in öldürülmesinden sonra, Nisan 2004'te İsrail tarafından öldürülmeden önce yaklaşık bir ay boyunca Hamas'ı yöneten Abdulaziz Rantisi de aynı yaklaşımı benimsedi. Hatta 26 Ocak 2004'te, kendisinin ve Ahmed Yasin'in öldürülmesinden önce, İsrail'in Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde hareketin liderlerine karşı düzenlediği bir dizi saldırının ortasında Reuters'e verdiği demeçte, hareketinin on yıllık uzun vadeli bir ateşkesi kabul ettiğini doğruladı.

Hamas değişip güçlendikten ve 2007 yılında Filistin Yönetimi ile girdiği kanlı iç çatışmaların ardından ele geçirdiği Gazze Şeridi'ni yönetmeye başladıktan sonra bile bu fikrinden vazgeçmedi.

Aralarında eski siyasi büro şefleri Halid Meşal ve İsmail Heniyye'nin de bulunduğu Hamas liderlerinin açıklamaları, hareketlerinin 1967 sınırlarında bir Filistin devletinin kurulması ve İsrail'in tanınmaması karşılığında uzun süreli bir ateşkesi kabul ettiğini gösteriyor.

cdfergt
Gazze Şeridi'ndeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların kalıntıları arasında kurulan bir açık hava pazarı (Reuters)

Filistin devletinin kurulması, nehirden denize kadar her zaman Filistin'in özgürleştirilmesini savunan Hamas'ın vizyonunun bir parçası değildi. Hamas sözlerini eyleme dönüştürmeden önce ihanet olarak nitelediği Oslo Anlaşmaları’nı imzalayan Filistin Yönetimi’ni kınamıştı. Hamas 2017 yılında, 1948 sınırları içinde bir Filistin devleti kurulmasını öngören tüzüğünü değiştirerek 1967 sınırları içinde bir devlet kurma taahhüdünü ilan etti. Tüzük, kalan Filistin topraklarının terk edilmesini ve mültecilerin yerlerinden edildikleri topraklara geri dönüşlerinin garanti altına alınmasını vurguluyordu. Ayrıca silahlı direnişin terk edilmeyeceğini ve meşru kabul edileceğini de teyit ediyordu. Ayrıca tüzük, Hamas'ın İsrail'i tanımadığını da vurguladı. Bu pozisyon, İsmail Heniyye Hamas hükümetinin başbakanı ve yıllarca siyasi büro başkanı olarak görev yaptığı süre boyunca daha da benimsendi.

Teklifin pragmatikliği

Hareket içindeki kaynaklara göre, Hamas'ın tüzüğünü değiştirip bir Filistin devletini kabul ederken gösterdiği pragmatizm, hareketin uzun bir ateşkes ihtiyacına ilişkin görüşünün bir parçasıydı.

Ancak İsrail ve Hamas arasındaki müzakerelerin hiçbir turu uzun bir ateşkesle değil, daha ziyade açık ateşkeslerle sonuçlanmış olsa da, İsrail medyası konunun gerçekten de masada olduğunu ortaya koydu.

Aralık 2013'te üst düzey bir Mossad yetkilisi Kanal 13'te yayınlanan bir programda Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal'e 1997 yılında Ürdün'de düzenlenen suikast girişiminin perde arkasını anlattı. O dönem Şeyh Yasin serbest bırakıldı ve Ürdün'le ilişkilerden sorumlu yetkili vasfıyla dönemin Ürdün Kralı Hüseyin'le görüşerek Hamas'ın 10 yıl sürecek uzun vadeli bir ateşkes önerisini iletti. Bu süre zarfında Hamas, İsrail şehirlerindeki şiddetli bombalı saldırılarına son verecekti. Ancak Tel Aviv yönetimi bunu ciddiye almadı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Meşal'e yönelik operasyon kararını onayladıktan günler sonra öğrendiği bu mesajı görmezden geldi.

Mossad'ın eski başkanı Efraim Halevi'nin Kanal 12'ye daha önce verdiği bir röportaja göre İsrail, Yasin'in öldürülmesinden yedi yıl evvel hareketle 30 yıllık bir ateşkes ilan etme teklifini reddetmişti. Yasin bu teklifi Ürdün ve diğer tarafların arabuluculuğuyla kendisi yapmıştı. Bu, Hamas ya da başka herhangi bir kaynak tarafından doğrulanmadı.

ewfr
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ta bulunan balıkçı barınağına yapılan İsrail saldırısının ardından alanı inceleyen Filistinliler (AFP)

Hamas'ın kabul edilemez önerisinin, hareketi doğrudan müzakereler yoluyla istikrarı sağlamaya yönelttiği anlaşılıyor ki bu da Musa Ebu Merzuk'un 2014 savaşından sonra Hamas'ın siyasi büro başkanı olarak Meşal'in yardımcısıyken İsrail'le müzakereleri önermesini açıklıyor.

Ebu Merzuk, Kudüs TV'ye verdiği demeçte, Hamas'ın İsrail'le müzakere yapma olasılığına ilişkin bir soruya cevaben şunları söylemişti: “Yasal olarak işgalle müzakere etmekte yanlış bir şey yok; silahlarla müzakere ettiğiniz gibi, kelimelerle de müzakere edersiniz. Bence durum olduğu gibi kalırsa buna bir itiraz yok. Çünkü bu neredeyse tüm insanlar arasında popüler bir talep haline geldi ve Hamas kendisini bu davranışa mecbur hissedebilir.”

sdfrg
Gazze Şeridi'nin kuzeyinde bulunan Cibaliye'deki yıkımın ortasında çamurlu bir yolda yürüyen yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat'a konuşan Hamas kaynakları bu önerinin, yani uzun bir ateşkes anlaşması için İsrail ile doğrudan müzakerelerin, hareketin çeşitli çerçevelerinde sık sık tartışıldığını söyledi. Kaynaklar, söz konusu önerinin 2005'teki ateşkes müzakerelerinde, 2014'teki İsrail saldırılarından sonra ve 2016'da olduğu gibi bazı dönemlerde arabulucular tarafından ortaya atıldığını, ancak herhangi bir sonuca ulaşılamadığını belirtti.

Kaynaklara göre hareketin politikaları ve fikirleri kapalı değil, aksine açık ve zaman içinde gelişti.

Acil hale gelen ateşkes

Hareketin uzun bir ateşkese yönelik vizyonu on yıllardır aynı kaldıysa da ateşkesin gerekçeleri ve ateşkesi talep etme nedenleri 7 Ekim 2023'ten sonra değişti. Hareketin kuruluşundan bu yana her düzeyde en büyük darbeyi aldığı bir sır değil ve Gazze Şeridi'ndeki mevcut savaşta uğradığı zararın boyutu da gizlenemez.

Yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim, Hamas'ın karakteristik özelliğinin genç ve fikirlerinde yenilenebilir olması ve farklı dönemlerde politikalarını değiştirmesi olduğunu söyledi.

İbrahim'e göre bu durum Hamas'ı farklı ve üstün kılıyordu, ancak bu durum her şeyin değiştiği 7 Ekim'e kadar geçerliliğini korudu.

İbrahim, 7 Ekim saldırısının hareketin kendisi ve popülaritesi üzerindeki sonuçlarının, hareketin her düzeyde gelecekteki kararlarında önemli bir faktör olduğunu vurguluyor.

İbrahim'e göre hareket üzerindeki ilk önemli etki, Gazze Şeridi'ndeki yönetimden vazgeçmesinde görülebilir.

Hamas, devam eden müzakerelerin bir parçası olarak Gazze Şeridi'nin yönetiminden vazgeçme isteğini gizlemiyor, ancak bunun ulusal bir anlaşma çerçevesinde yapılmasını ve son Arap Birliği zirvesinde kabul edilen Mısır önerisinde öngörüldüğü gibi Filistin genel seçimlerinin bir yıl içinde yapılmasını şart koşuyor.

Hamas iktidarı bırakmanın yanı sıra uzun vadeli bir ateşkesi de yeniden gündeme getirdi.

Savaşçıların dinlenmesi ve yeniden toparlanma

Hamas içindeki kaynaklar, Şeyh Ahmed Yasin'in bu fikri ilk ortaya attığında öncelikle ölümlerin durdurulmasına dayandığını, ancak bugün bu önerinin arkasında ‘mevcut savaştan sonra yeniden toparlanmak için bir nefes almak ve Filistin Yönetimi, gruplar ve İsrail ile ilişkiler de dahil olmak üzere kapsamlı bir gözden geçirme yapmak’ gibi birçok başka hedef olduğunu söyledi.

dfergt
Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki Hamas mensupları (AFP)

Kaynaklar, “Hamas, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Filistin Ulusal Konseyi’ni yeniden inşa etmek ve onlara katılmak için tüm gruplarla kapsayıcı bir ulusal anlaşmaya varmaya çalışacaktır” dedi.

Kaynaklar, Gazze Şeridi'nde binlerce savaşçısını kaybeden Hamas'ın mevcut savaşın ardından lider kadrosunun ve savaşçılarının kan tazelemeye ihtiyacı olduğunu kabul etti.

Kaynaklar, “Savaş sırasında hareket, saha koşullarına göre ve pozisyonları üstlenirken iç yönetmeliklere göre takip ettiği organize bir çalışma içinde boşlukları doldurmaya devam etti, ancak yine de durumu kontrol etmemiz gerekiyor. Hareket savaştan ciddi şekilde etkilendi ve şimdi kendini yeniden inşa edebilmek için uzun süreli bir ateşkese ihtiyaç duyuyor” ifadelerini kullandı.

İsrail saldırılarına yeniden başlamadan önce ilk aşaması 58 gün süren ateşkes döneminde Hamas, geçici ateşkesi yeniden toparlanmak ve örgütü siyasi, idari ve askeri olarak yeniden yapılandırmaya çalışmak için kullandı.

Hareket, takas anlaşmaları sırasında gücünü göstermeye çalıştı ve İsrail'e meydan okuma mesajları gönderdi.

Ancak İsrail, Muhammed el-Cemasi ve Yaser Harb gibi siyasi büro üyeleri ya da İsam ed-Dalis gibi hükümet figürleri veya Kassam Tugayları Gazze Tugayı Komutan Yardımcısı Ahmed Şemali gibi askeri figürler de dahil olmak üzere saflarını yeniden düzenlemeye çalışan liderleri öldürerek art arda saldırılarla karşılık verdi.

Yeni savaşçılar

Hamas yıllar boyunca yeni nesil savaşçıları yetiştirmek ve saflarına katmak için çalıştı; özellikle de Filistinli genç nesil için uğraştı. Bunların bir kısmı 7 Ekim saldırısına katıldı. Diğerleri ise boşlukları doldurmak için kullanıldı ve İsrail kara kuvvetlerine karşı saldırılara katılmak üzere yeniden aktif hale getirildi.

Şarku’l Avsat, Hamas'ın gençleri devşirmedeki başarısıyla ilgili özel bir haber yayınladı. İsrail araçlarına zırh karşıtı füze atma talimatlarını içeren bir broşür ve kitapçığın fotoğraflarını okurlarıyla paylaştı.

fvgbhy
Gazze Şeridi'nin Han Yunus kentinde 15 Şubat 2025 tarihinde çekilen fotoğrafta, İslami Cihad Hareketi ve Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'ndan savaşçıların, üç İsrailli esirin Kızılhaç temsilcilerine teslimi sırasında alanda konuşlandığı görülüyor. (DPA)

Siyasi analist Mustafa İbrahim şunları söyledi: “İsrail'in acımasız savaşının ardından Hamas'ın binlerce liderini ve savaşçısını kaybettikten sonra kan tazelemeye çalıştığı kesin. Bir anlaşmaya varılması halinde uzun vadeli ateşkesin ana hedeflerinden biri de bu olacaktır.”

ABD'nin de dahil olduğu, belki de uzun yıllar sürecek kalıcı bir ateşkese ulaşma çabaları başarılı olursa, İsrail'in ısrarı ve Arapların hareketi sahneden silme inancı karşısında Hamas'ın hayatta kalma ve kendini yeniden şekillendirme kabiliyeti sorgulanmaya devam edecek.

Onlarca yıl süren çatışmaların ve bir buçuk yıldan fazla süren kanlı savaşın ardından İsrail bu fikri yenmeyi başaramadı. Örgütün kendisini yenmek istiyor ki bunun da harekete uzun yıllar mühlet vererek gerçekleşmesi pek mümkün değil.



Gazze’deki İran destekli gruplar çöküşten korkuyor

Gazze’deki İran destekli gruplar çöküşten korkuyor
TT

Gazze’deki İran destekli gruplar çöküşten korkuyor

Gazze’deki İran destekli gruplar çöküşten korkuyor

Gazze’deki İran destekli grupların saha komutanları ve üyeleri, ABD'nin Tahran'a olası bir saldırı sinyalleriyle eşzamanlı olarak tırmanan mali krizle karşı karşıya kalırken ‘tam bir çöküşten’ korkuyorlar.

Neredeyse iki yıldır süren İsrail'in Gazze'de yürüttüğü uzun soluklu savaşı ve Lübnan, İran ve Suriye'nin bazı bölgelerini de kapsayan saldırıların kapsamı, para transferi yollarına baskı uyguladı ve bu grupların varlıklarını ve birikimlerini tüketti.

İslami Cihad Hareketi, Gazze’deki İran’la mali ve lojistik olarak bağlantılı en büyük grup. Daha az ölçüde de olsa, bu bağlantılar ‘Direniş Komiteleri’, ‘Mücahit Tugayları’ ve diğer askeri gruplar için de söz konusu.

Bu gruplardan kaynaklar ve Gazze'deki diğer aktivistler, zorlu mali koşulların herkesi etkilediği konusunda hemfikir.

Washington'ın İranlı kuruluşlara ve kişilere uyguladığı ekonomik yaptırımlar, krizin geleceğini tartışmaya devam eden grupları desteklemeyi zorlaştırdı.


Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı: İsrail'in eylemlerine sessiz kalmak artık bir seçenek değil

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı: İsrail'in eylemlerine sessiz kalmak artık bir seçenek değil
TT

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı: İsrail'in eylemlerine sessiz kalmak artık bir seçenek değil

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı: İsrail'in eylemlerine sessiz kalmak artık bir seçenek değil

Filistin Dışişleri ve Gurbetçilerden Sorumlu Devlet Bakanı Dr. Farsin Ağabekian Şahin, uluslararası hukuk ilkeleri ve ilgili uluslararası meşru kararlar, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) bulguları, tüm unsurları ve doğal sonucu ile Arap Barış Girişimi ve işgalin etkilerinin ortadan kaldırılması ve zararların tazmin edilmesi çerçevesinde Ortadoğu'da barış ve güvenliğin stratejik bir tercih olarak ancak İsrail'in yasadışı işgaline son verilmesi ve 1967'den beri işgal altında tutulan Filistin topraklarından tamamen çekilmesiyle sağlanabileceğini vurguladı.

Filistinli bakan, dün akşam Cidde'de düzenlenen ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin dışişleri bakanları düzeyinde İsrail'in son kararlarını tartışmak üzere düzenlenen Olağanüstü Açık Yürütme Komitesi toplantısında bu açıklamayı yaptı. Dr. Şahin, sessiz kalmanın artık bir seçenek olmadığını ve kınamanın tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, uluslararası hukukun seçici olmadığını teyit eden kararlı bir ortak tutum sergilemeye çağırdı. Bu tutumun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), BM Genel Kurulu, uluslararası mahkemeler ve tüm ilgili uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından ciddi adımlar atılması da dahil olmak üzere pratik adımlara dönüştürülmesi gerektiğini belirten Dr. Şahin, bu sömürgeci ve yayılmacı politikalara karşı çıkmak ve İsrail'i uluslararası hukuka uymaya zorlamak için çağrıda bulundu.

Filistinli bakan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tüm acılara rağmen, halkımız haklarına ve ulusal ilkelerine, topraklarına ve özgürlüğüne bağlı kalmaya devam ederken adaletin galip geleceğine inanıyor. Ancak bunun için, zorlukların üstesinden gelmek için, bu acımasız işgalin ağırlığını ezmek için gerçek İslami dayanışma ruhunu somutlaştıran ve özgürlük, geri dönüş hakkı ve bağımsızlık için gerçek bir ufuk açan, beyanların ötesine geçen samimi bir uluslararası irade ve etkili bir dayanışma gerekiyor."

sdrtg
Olağanüstü Toplantı’da İsrail'in son kararları tartışıldı (İİT)

Dr. Şahin, değişen koşullar ve ihlallerin, suçların ve soykırımın tırmanması ışığında, İsrail'in tırmanışını sürdürmesi ve işgalci güç İsrail'in yasadışı statükoyu derinleştirecek kararlar, prosedürler ve önlemler açıklaması ışığında, tüm bunları çok tehlikeli bir aşamada ele almak ve bunlarla mücadele etmek için bugün burada olduğumuzu ekledi.

İsrail'in ‘tarihi ve hukuki gerçekleri tahrif ve çarpıtarak, işgal ordusu tarafından korunan yerleşimci milislerin sistematik terörünü tırmandırarak, Batı Şeria'yı kanlı bir şiddet sarmalına sürükleyerek, soykırım suçunu ve zulmünü Gazze Şeridi'nden Kudüs dahil Batı Şeria'ya aktarmaya çalıştığını’ belirtti.

İsrail'in on yıllardır sürdürdüğü faaliyetlerin sistematik bir politikanın ve kapsamlı bir sömürgeci genişleme planının devamı olduğunu belirten Bakan Şahin’e göre bunların amacı, Filistin davasını ortadan kaldırmak ve sömürgeci yerleşim, toprak müsaderesi, Filistin coğrafyasının parçalanması, ırk ayrımcılığı sisteminin dayatılması ve Filistin halkının zulüm görmesi yoluyla, onları topraklarından zorla çıkarmak ve iki devletli çözümü yok etmek.

Bu uygulamaların savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil ettiğinin altını çizen Filistinli bakan, ‘uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye attığını, bölgemizi ve dünyayı istikrarsızlaştırdığını ve Filistin Devleti topraklarının İsrail tarafından yasadışı işgalinin sömürgeci ve yerleşimci-sömürgeci niteliğini teyit ettiğini’ vurguladı.

cdcdc
İİT, ‘barış planının’ ikinci aşamasının hızla uygulanması çağrısında bulundu (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı Dr. Şahin, Filistin Devleti'nin başkenti olan işgal altındaki Kudüs'ün dini, tarihi ve kültürel önemi nedeniyle, özellikle bu kutsal ayda, Arap, İslam ve Hıristiyan kimliğini yok etmek, tarihi özelliklerini değiştirmek, mevcut yasal ve tarihi statükoyu ortadan kaldırmak ve E1 planı gibi sömürgeci planlar yoluyla İsrail'in sözde egemenliğini dayatmak amacıyla her gün saldırıya maruz kaldığını belirtti.

El-Halil kentindeki İbrahim Camii'nin tarihi ve hukuki statüsünü değiştirme girişimleri de dahil olmak üzere, İslam dini ve Hristiyanlık için kutsal olan mekanları hedef alan İsrail'in son dönemdeki ciddi eylemlerine dikkati çeken Dr. Şahin, bunların meşru Filistin makamlarının denetim ve idari yetkilerinin yasadışı yerleşim konseylerine devredilmesi yoluyla gerçekleştirildiğini ve bu tehlikeli ve kışkırtıcı hamlenin, uluslararası anlaşmaların, BM ve BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) kararlarının açık bir ihlali ve dini, kültürel ve insani mirasa doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.

Gazze'de yaşanan daha önce eşi ve benzeri görülmemiş insani felaketin ciddiyeti ve işgal güçleri tarafından işlenen kitlesel suçlar ve sistematik yıkımın göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Bakan Şahin, kırılgan ateşkesin başlamasından bu yana 500'den fazla Filistinlinin öldürüldüğünü, bunun yanı sıra sınır kapılarının açılmasında yavaşlama, insani yardımın yeterli ve sürekli akışının engellenmesi ve ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesinde gecikme yaşandığını vurguladı. Ateşkesin ikinci aşaması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesini garanti altına alacak, yerinden edilmeyi önleyecek, istikrarı sağlayacak ve halkımızın acılarına son verecek yeniden inşa sürecini mümkün kılacak.

Bunun için İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren uluslararası, BM ve insani yardım kuruluşlarına yönelik saldırılarına karşı çıkılması gerektiğine işaret eden Dr. Şahin, İsrail’in özellikle BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) Gazze’deki genel merkezini ve personelini hedef alarak, çalışmalarını engelleyerek, insani yardım erişimini önleyerek ve yasadışı kısıtlamalar uygulayarak, insani yardım çalışanlarını koruma ilkesini ve uluslararası insani hukuk kurallarını açıkça ihlal ederek, Filistinli mültecilerin haklarını zayıflatmaya ve davalarını gölgelemeye çalıştığını belirtti.

İşgalci İsrail makamlarının Filistinli tutukluların infazına izin veren bir yasa çıkarma çabaları, keyfi tutuklamalar, gözaltı ve işkence politikalarını sürdürmeleri ve şehitlerin cenazelerini ahlaka aykırı ve yasadışı bir suç olan ‘numaralı mezarlarda’ tutmalarından bahseden Bakan Şahin, Filistin halkının çektiği tüm acıların temel nedeni olan bu mücrim işgalin tüm belirtilerini ele almanın zamanının geldiğini vurguladı. Filistinli bakan, ihlallerden ve suçlardan sorumlu olanların hesap vermesi ve yargılanması gerektiğini söyledi.

fevf
Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mühendis Velid el-Hureyci, İİT Olağanüstü Toplantısı’nın oturum aralarında Dr. Farsin Şahin ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Filistinli bakan, İsrail'i cesaretlendiren şeyin uluslararası sessizlik, çifte standartlar ve hesap verebilirliğin olmaması olduğunu yineledi. Buna ek olarak, sahte dini veya ideolojik iddialar ortaya atan, tarihi gerçekleri ve Filistin halkının yasal ve temel haklarını çarpıtan ve Orta Doğu ülkelerinde veya işgal altındaki Filistin topraklarında toprak gaspını meşrulaştıran kışkırtıcı ırkçı söylemler de var.

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı Dr. Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“ABD'nin işgalci İsrail’e atanan Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, işgal altındaki Filistin toprakları da dahil olmak üzere Arap ülkelerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini söylediği açıklamalarını kınadığımızı ve reddettiğimizi ifade ettik. Ayrıca, ABD’nin işgal altındaki Kudüs'teki büyükelçiliğinin, uluslararası hukuku ve uluslararası anlaşmaları ihlal ederek yerleşim yerlerindeki yerleşimcilere vize vereceğini ve konsolosluk hizmetleri sunacağını duyurmasını da kınıyoruz."

Filistin'deki yaşamın her alanını, toprağından taşlarına ve insanlarına kadar etkileyen İsrail suçlarını vurgulayan Dr. Şahin, bugün sadece İİT üyesi ülkeler değil, tüm dünya ülkeleri tarafından pratik eylemlerle Filistin halkını ve toprağını korumak, işgalci İsrail’i suç işlemekten caydırmak için hiçbir çabadan kaçınmamak, İsrail’in işgaline ve uluslararası hukuk kurallarını zedeleyen ve hukuka dayalı uluslararası sistemin temellerini istikrarsızlaştıran sömürgeci uygulamalarına karşı tüm cezai tedbirleri almak ve tüm baskıyı uygulamak için Filistin davasını korumaya ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

Dr. Şahin, ülkeleri işgalci İsrail’le diplomatik, ekonomik, ticari ve kültürel bağların yanı sıra İsrail’in işgalini ve sistemini sürdürmeye hizmet eden parlamento bağlarını da koparmaya ve uluslararası ilişkilerini kullanarak işgali sona erdirmek ve kapsamlı ve tam bir geri çekilme sağlamak için ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulamaya ve 4 Haziran 1967'den beri işgal altındaki Filistin topraklarından koşulsuz olarak çekilmesini, Filistin Devleti'ni tanımayı ve Filistin halkının bağımsızlık, geri dönüş ve kendi kaderini tayin etme gibi vazgeçilmez haklarını kullanmasını sağlamaya çağırdı.

Ayrıca, BM de dahil olmak üzere tüm dünyanın, İsrail'in 1949 yılında BM’ye kabul edildiği şartlara uymasını sağlamak konusunda sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Dr. Şahin, “Özellikle İsrail, BM Genel Kurulu’nun 181 sayılı Kararı (1947 Filistin Bölme Planı) ve Filistinli mültecilerin haklarına ilişkin 1948 tarihli 194 sayılı Kararı'na saygı göstermeli ve bunları uygulamalı” dedi.

Filistinli yetkili, dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Moşe Şaret’in BM’ye gönderdiği mektupta, İsrail'in bu kararları kabul ettiğini ve bunları uygulamaya kararlı olduğunu teyit eden resmi taahhütlerine atıfta bulundu. Bu taahhütler, 1949 tarihli Genel Kurul Kararı 273 uyarınca İsrail'in BM’ye kabul edilmesinin temelini oluşturdu.

Dr. Şahin, İsrail'in Filistin topraklarının ele geçirilmesi, yerleşim birimlerinin genişletilmesi, fiili ilhak girişimleri dahil olmak üzere sürdürdüğü politikalar, uygulamalar ve dayatılan yasadışı kuralları, yerleşimci terörizmi, Filistin'in gümrük gelirlerine el konulması ve Filistin devlet kurumlarının zayıflatılması, uluslararası hukuku, ilgili BM kararlarını ve uluslararası örgütün üyeliğinin gerekliliklerini açıkça ihlali olduğuna dikkati çekti.

Filistinli bakan, bu eylemlerin sürdürülmesinin Filistin'de infiale yol açacağı, ciddi bir siyasi süreci yeniden başlatmak için ABD ve uluslararası toplumun siyasi çabalarını baltalayacağı, bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit edeceği ve geniş uluslararası fikir birliğinin sağladığı iki devletli çözümün gerçekleştirilme şansını doğrudan olumsuz etkileyeceği konusunda uyardı.


Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu Nuri el-Maliki'nin başbakanlık adaylığını onayladı

Dün Bağdat banliyösünde bir sokakta Ramazan etkinliği (AFP)
Dün Bağdat banliyösünde bir sokakta Ramazan etkinliği (AFP)
TT

Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu Nuri el-Maliki'nin başbakanlık adaylığını onayladı

Dün Bağdat banliyösünde bir sokakta Ramazan etkinliği (AFP)
Dün Bağdat banliyösünde bir sokakta Ramazan etkinliği (AFP)

Irak'taki (Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu, dün gece, ABD’nin Nuri el-Maliki’nin adaylığına karşı olmasına rağmen Maliki'yi bir sonraki hükümeti kurmak üzere aday gösterip göstermeyeceğine ya da bu görev için başka birini aday olarak belirleyip belirlemeyeceğine karar vermek üzere nihai tutumunu belirleyecekti. Bu konuda farklı görüşler varken, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin adı gündeme geldi.

Bu gelişmeye, ABD'nin Irak’taki siyasi güçlere hükümet kurmaları için verdiği sürenin cuma günü dolması eşlik etti.

Irak’taki silahlı gruplardan bazıları dün, Irak Direniş Grupları Koordinasyonu aracılığıyla, ABD'nin Irak'ın siyasi işlerine müdahalesini kınayan bir bildiri yayınladı.

Irak Direniş Grupları Koordinasyonu tarafından yapılan açıklamada “Washington, Irak'ın iç işlerine müdahale etmeye devam ediyor. Hatta Amerikan iradesinin kriterlerine göre hangi siyasi isimlerin hükümet görevlerinde yer alabileceğini ve hangilerinin dışlanacağını belirliyor” ifadeleri yer aldı.