İsrail 25 yıldır Lübnan'daki Filistin dosyasıyla bağlantılı kişilerin peşinde

Sonuncusu Hasan Bedir olmak üzere 4 Hizbullah lideri hedef alındı

Beyrut'un güney banliyösünde Hizbullah liderlerinden Hasan Bedir'in İsrail tarafından hedef alındığı yerde bir Lübnan askeri (AP)
Beyrut'un güney banliyösünde Hizbullah liderlerinden Hasan Bedir'in İsrail tarafından hedef alındığı yerde bir Lübnan askeri (AP)
TT

İsrail 25 yıldır Lübnan'daki Filistin dosyasıyla bağlantılı kişilerin peşinde

Beyrut'un güney banliyösünde Hizbullah liderlerinden Hasan Bedir'in İsrail tarafından hedef alındığı yerde bir Lübnan askeri (AP)
Beyrut'un güney banliyösünde Hizbullah liderlerinden Hasan Bedir'in İsrail tarafından hedef alındığı yerde bir Lübnan askeri (AP)

İsrail'in salı günü şafak vakti Beyrut'un güney banliyösünde Hizbullah liderlerinden Hasan Bedir'e düzenlediği suikast, İsrail'in en az 25 yıldır Filistinli liderlere ve Filistinli gruplarla koordinasyon ve iletişim halinde olan Hizbullah liderlerine karşı yürüttüğü bir dizi takibin yanı sıra askeri, güvenlik ve hatta lojistik planlama alanlarında en etkili isimleri hedef alan onlarca saha komutanına yönelik suikastın bir parçası.

Lübnanlı güvenlik kaynakları suikastları, İsrail'in askeri operasyonlarda rol oynayan ya da Filistin içiyle lojistik koordinasyon sağlayan kişileri hedef almaya odaklanması bağlamında değerlendiriyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat'a bu suikastların genellikle Filistinli gruplara ve müttefiklerine uyarı mesajları göndermek için askeri gerilim veya siyasi krizlerle aynı zamana denk geldiğini açıkladı. Kaynaklar İsrail'in bu operasyonlarla Lübnan'da faaliyet gösteren Filistinli grupları zayıflatmayı ve Lübnan topraklarını askeri operasyonlar için bir arka üs olarak kullanmalarını engellemeyi amaçladığını belirtti.

Hasan Bedir, Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis ile 2020'deki suikastten önce uçakta (el-Merkeziyye)Hasan Bedir, Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis ile 2020'deki suikastten önce uçakta (el-Merkeziyye)

Bedir suikastı, 1980'lerin ortalarından itibaren Lübnan'ın Filistinlilerin askeri eylemleri için bir arka bahçe olmaktan öte, Filistinli gruplar ile İsrail istihbarat servisleri arasında açık bir güvenlik mücadelesine dönüşmesine ışık tutuyor. Beyrut'tan Sayda'ya ve mülteci kamplarına kadar, İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturan herkesi ortadan kaldırmayı amaçlayan sistematik stratejisinin bir parçası olarak, suikastlar sadece saha komutanlarıyla sınırlı kalmamış, önde gelen siyasi figürleri de kapsamıştır.

Hasan Hadr Selame

İsrail 1990'lardan bu yana, özellikle de 1996'da Hizbullah içinde Filistin’de faaliyet göstermekle görevli bir birim kurulmasına karar verildikten sonra Hizbullah liderlerine yönelik takibini yoğunlaştırdı. Hasan Hadr Selame (Ali Deeb) bu dosya üzerinde çalışmakla, özellikle de Filistinli gruplarla iletişim kurmakla görevlendirildi.

Selame, 1980'lerde El Fetih lideri Yaser Arafat da dahil olmak üzere, İkinci İntifada öncesinde Filistinli gruplara silah tedarikinin koordine edilmesinde kilit rol oynadı. Hizbullah medyasının yayınladığı üzere, 1980'lerin sonu ve 1990'ların başında İsrail içinde ‘direniş operasyonları yürütme çabalarına katıldı’ ve ölümüne neden olan suikasttan önce altı suikast girişiminden sağ kurtuldu.

Lübnan'ın güneyindeki Sayda kentinin doğusunda yer alan el-Hilaliye bölgesine yerleştirilen bir patlayıcı ile 16 Ağustos 1999 tarihinde öldürüldü.

Ali Salih

Selame'nin öldürülmesinden sonra Filistinli gruplarla koordinasyon sağlama ve destekleri takip etme görevi Ali Hüseyin Salih'e verildi. Hizbullah medyasına göre bu görevinden ötürü Mossad onu takip etmeye başladı.

Ali Hüseyin Salih, 2 Ağustos 2003'te Beyrut'un güney banliyösündeki el-Merice bölgesinden arabasıyla seyir halindeyken sürücü koltuğunun altına yerleştirilen bir düzenekle suikasta uğradı. Lübnan güvenlik birimlerinin resmi bilgilerine göre düzeneğin ağırlığı 2,4 kilogramdı ve uzaktan patlatılmış olması muhtemeldi.

Galib Avali

Salih'in öldürülmesinden bir yıl sonra İsrail, Filistinli grupların desteklenmesi ve silah temin edilmesindeki rolü ile öne çıkan ve eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah tarafından ‘son yıllarda hayatını işgal altındaki Filistin'deki kardeşlerini desteklemeye adayan ekipten biri’ olarak tanımlanan lider Galib Avali'ye suikast düzenledi. Beyrut'un güney banliyösündeki Muavad mahallesinde 19 Temmuz 2004 tarihinde patlayıcı bir cihazla suikasta uğradı.

Beyrut'un güney banliyölerinde Salih el-Aruri'nin öldürüldüğü yerin yakınındaki bir binada asılı Hasan Nasrallah fotoğrafı (AFP)Beyrut'un güney banliyölerinde Salih el-Aruri'nin öldürüldüğü yerin yakınındaki bir binada asılı Hasan Nasrallah fotoğrafı (AFP)

2002 ve 2025 yılları arasında Lübnan toprakları, İsrail'in hem Filistinli grupların hem de Hizbullah'ın etkili liderlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir strateji olan savaşlar arası savaş çerçevesine dahil ettiği çok sayıda tasfiye operasyonuna tanık oldu.

Cihad Cibril

20 Mayıs 2002'de Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlığı lideri Ahmed Cibril'in oğlu Cihad Cibril Beyrut'ta bombalı bir araç saldırısında öldürüldü. Cibril, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin özellikle Filistin içindeki askeri operasyonlarından sorumluydu ve suikastı Filistinli silahlı grup için ağır bir darbe olarak değerlendirildi.

Mahmud el-Meczub

26 Mayıs 2006'da İslami Cihad lideri Mahmud el-Meczub ve kardeşi Nidal, Lübnan'ın güneyindeki Sayda kentinde bomba yüklü bir araçla hedef alındı. El-Meczub hareketin Lübnan'daki askeri koordinasyonundan sorumluydu ve İsrail onu Filistin topraklarındaki askeri operasyonları yönetmekle suçluyordu.

Kemal Medhet

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın güvenlik danışmanı Kemal Medhet, 23 Mart 2009 tarihinde Lübnan'ın güneyindeki Sayda kentinde konvoyunu hedef alan bir patlama sonucu hayatını kaybetti.

 Hamas'ın Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri, Beyrut'taki ofisinde telefonla konuşurken (AFP)Hamas'ın Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri, Beyrut'taki ofisinde telefonla konuşurken (AFP)

Salih el-Aruri

İsrail, 2 Ocak 2024 tarihinde Beyrut'un güney banliyölerinde Hamas'ın Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri'yi hedef alarak en cüretkâr suikastlarından birini gerçekleştirdi.

Halil el-Makdah

21 Ağustos 2024 tarihinde, Aksa Şehitleri Tugayı komutanlarından Halil el-Makdah, Sayda'da bir İsrail insansız hava aracı (İHA) tarafından gerçekleştirilen hassas bir suikast operasyonunda hedef alındı. İsrail onu Batı Şeria'daki direniş gruplarını finanse etmek ve silahlandırmakla suçluyordu.

Muhammed Şahin

17 Şubat 2025'te Lübnan'da Hamas'ın askeri liderlerinden Muhammed Şahin'e karşı Sayda'da arabasına düzenlenen bir İsrail hava saldırısıyla bir suikast daha gerçekleştirildi. Şahin, silahların taşınmasından ve Filistin topraklarındaki askeri operasyonların planlanmasından sorumluydu.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.