SDG Halep'ten çekiliyor

İsrail ile Türkiye arasında Suriye'de rekabet kızışıyor

Tişrin Barajı, Halep Vilayeti'nin doğu kırsalında yer alıyor ve kuzey Suriye'nin üçüncü büyük barajı olarak kabul ediliyor (Arşiv)
Tişrin Barajı, Halep Vilayeti'nin doğu kırsalında yer alıyor ve kuzey Suriye'nin üçüncü büyük barajı olarak kabul ediliyor (Arşiv)
TT

SDG Halep'ten çekiliyor

Tişrin Barajı, Halep Vilayeti'nin doğu kırsalında yer alıyor ve kuzey Suriye'nin üçüncü büyük barajı olarak kabul ediliyor (Arşiv)
Tişrin Barajı, Halep Vilayeti'nin doğu kırsalında yer alıyor ve kuzey Suriye'nin üçüncü büyük barajı olarak kabul ediliyor (Arşiv)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam hükümetiyle yaptıkları anlaşmayı yerine getirme niyetlerini gösteren bir hamleyle savaşçılarını Halep şehrinden çekmeye başlarken Suriye, İsrail ile Türkiye arasında ciddi bölgesel yansımaları olacak bir rekabet arenasına dönüşme eğiliminde.

Çoğunluğu askeri personel ve önceki gün serbest bırakılan tutuklulardan oluşan yaklaşık 500 kişiyi taşıyan 50'den fazla araçlık bir SDG konvoyu Halep şehrinden ayrılarak Suriye Genel Güvenliği'nin koruması altında Rakka’ya doğru yola çıktı.

Öte yandan Şarku’l Avsat’ın Reuters'ten aktardığına göre İsrailli bir yetkili, “Türkiye ile bir çatışma arayışında değiliz... Ancak sınırlarımızda konuşlanmalarını da istemiyoruz ve bununla başa çıkmak için tüm yollar mevcut” ifadelerini kullandı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise İsrail'in Suriye'deki eylemlerinin bölgesel istikrarsızlığa yol açtığını söyledi.



Gerçek bizi özgürleştirir

Suriye lideri Ahmed eş-Şera /Fotoğraf: Şarkul’l Avsat
Suriye lideri Ahmed eş-Şera /Fotoğraf: Şarkul’l Avsat
TT

Gerçek bizi özgürleştirir

Suriye lideri Ahmed eş-Şera /Fotoğraf: Şarkul’l Avsat
Suriye lideri Ahmed eş-Şera /Fotoğraf: Şarkul’l Avsat

Aliya Mansur

Cami ile kilisenin birbirini kucakladığı görüntüsü, benim için “komşumuzun hangi dini gruptan olduğunu bilmezdik” sözü kadar kışkırtıcıdır. Bu iki şeyde hem bir güzelleme, hem de bir anlamsızlaştırma çabası görürdüm. Zira vatandaşlık, dini veya etnik aidiyetlere bakılmaksızın tüm vatandaşların hak ve görevlerde eşit olmasına dayanır. Duygulara gelince, özellikle bizim gibi ülkelerde bunlar, çalan kilise çanlarının camilerden yükselen ezan sesleriyle kucaklaşması ifadeleriyle mezhepsel gerçeği örtbas etme ve karartma çabasından başka bir şey değildir.

Suriye'de mezhepçilik sorunu toplumda derin köklere sahiptir. Birçoğu kendisini onun üstünde görmeye, bazıları da pekiştirmeye çalışır. Sahil bölgesindeki olaylardan bahsederken, devrik rejimin 14 yıldır Suriye halkına karşı gerçekleştirdiği katliamlardan bahsetmemek doğru olmaz. Açık sözlülük olmadan uzlaşmadan, geçiş dönemi adaleti sağlanmadan da iç barıştan söz edilemez.

Mart ayının ilk haftasında Suriye’nin sahil bölgesinde sivillere yönelik mezhepçi katliamlar yaşandı. Olaylar, rejimin kalıntılarının yeni otoriteye karşı silahlı bir isyan başlatma girişimiyle başladı. O dönemde Suriye İnsan Hakları Ağı (birçok uluslararası kuruluş tarafından tanınan güvenilir bir kaynak), 6-10 Mart 2025 tarihleri ​​arasında en az 803 kişinin öldürüldüğünü belgeledi. Ağ, Esed rejimine bağlı devlet dışı silahlı gruplar tarafından güvenlik, polis ve askeri güçlerin (İç Güvenlik Güçleri ve Savunma Bakanlığı’nın) en az 172 mensubunun da öldürüldüğünü kaydetti. Ayrıca bu grupların doğrudan açtığı ateş sonucu aralarında bir insani yardım görevlisinin de bulunduğu en az 211 sivil hayatını kaybetti.

Ağ ayrıca aralarında 39 çocuk, 49 kadın ve 27 sağlık personelinin bulunduğu en az 420 sivil ile silahsızlandırılmış savaşçının öldürüldüğünü belgeledi. Bunlar askeri operasyonlara katılan silahlı kuvvetler tarafından öldürüldü, yani öldürülen 420 kişi Alevi mezhebine mensuptu.

Suriye makamları soruşturma komitesi kurarak faillerin yargılanacağı sözü verdi. Ayrıca iç barışla ilgili bir komitenin de kurulacağı açıklandı. Ancak Alevi toplumuna yönelik ihlaller, özellikle resmi makamlardan doğru bilgi neredeyse hiç gelmemesine rağmen durmuyor. Mesela her gün kamu güvenlik güçlerinin pusuya düşürülmesinden ve öldürülmelerinden bahsediyoruz ama bu ölümlerin sayısına ilişkin elimizde resmi bir rakam yok. Ayrıca eski rejimin kalıntıları arasında tutuklananların olduğunu duyuyoruz ama haberler sadece tutuklamalarla sınırlı kalıyor, dava veya itiraflarla ilgili bir şey duymuyoruz. Sivil kayıpların sayısı da bilinmiyor. Durumun gerçekliğini ortaya koymaları için yerel ve uluslararası kuruluşlardan gelecek raporları bekliyoruz.

Herhangi bir sivilin onuruna ve yaşamına yönelik saldırının kınanması gereken bir eylem olduğunu ve faillerinin kim olursa olsun adalete teslim edilmesi gerektiğini kesin bir şekilde vurgulamak istiyorsak, Alevi toplumuna mensup kişilere yönelik de şeffaf ve açık bir söylemimiz olmalıdır.

Hafız Esed ve oğlu Beşşar Esed, Suriye'yi 54 yıl boyunca demir yumrukla yönettiler. Bazıları, Esed yönetiminin Sünni çoğunluğa karşı bir Alevi yönetimi olduğu kanaatlerinde ısrar ediyorlar. Bu mutlak bir gerçek değil, fakat içinde hem doğruluk hem de yanlışlık barındıran bir bakış açısı ama bugünkü yazımızın konusu bu değil.

Hafız Esed ve daha sonra oğlu Beşşar, Suriye'yi 54 yıl boyunca demir yumrukla yönetti. Bazıları Esed yönetiminin Sünni çoğunluğa karşı bir Alevi yönetimi olduğu kanaatlerinde ısrar ediyorlar. Bu mutlak bir gerçek değil, fakat içinde hem doğruluk hem de yanlışlık barındıran bir bakış açısıdır ama bugünkü yazımızın konusu bu değil

Esed rejiminin devrilmesinden birkaç gün sonra Tartus'a ilk gidişimde görüştüğüm Aleviler, “Savaşırken bizim adımızı kullandı, çocuklarımızı öldürdü ve kaçtı” demişlerdi. Esed'e duyulan öfke büyüktü, kimisi kaçtığı, kimisi de kendi adına işlediğini - ve aslında öyle olmadığını- düşündüğü suçları nedeniyle kendisine öfkeliydi. Yeni Suriye'nin içeride ve dışarıdaki düşmanlarının fırsattan istifade etmesinden önce, o gün, adalet ve yurttaşlık projesini başlatma fırsatı vardı.

Birkaç gün önce Beyrut'ta görüştüğüm bir Avrupalı ​​diplomat, bana, bir grup Alevi “aktivistin” bir dizi Avrupalı ​​yetkiliye, geçen ay 30 bin ila 50 bin arasında sivilin öldürüldüğünü ve tüm uluslararası medyanın bu konudan bahsetmeyi reddettiğini bildirdiğini söyledi. Diplomatın kendi yorumu ise, bu sayının bu söylemi çürütmeye yetecek kadar çok olduğu, ancak bu abartıların bedelini bizzat mağdurların ödediği yönündeydi.

Evet, en kötü ihtimalle bini aşan sivil kayıplar var ve 50 bin kişinin öldüğünden, sahil bölgesinden İdlib'e götürülen, kimsenin görmediği ve bilmediği 30 bin esir olduğundan bahsediliyor. Buna ek olarak, Aleviler, yeni ortaya çıkan bu “aktivist” grubun ihanet suçlamalarına ve kampanyalarına maruz kalıyorlar. Bu grup aslında Esed rejiminin kalıntılarından ve Suriye'deki büyük yenilginin ardından İran'ın yönlendirdiği kesimlerin bir kısmından oluşuyor.

Kalıntıların yaptığı her şey Suriye toplumundaki ayrışmayı ve dikey bölünmeyi artırıyor. Ancak bu uçurumun derinleşmesinde asıl etken geçiş dönemi adaletinin yokluğudur

Kalıntıların yaptığı her şey Suriye toplumundaki ayrışmayı ve dikey bölünmeyi artırıyor, ancak bu ayrışmanın artmasındaki temel etken geçiş dönemi adaletinin yokluğudur. Beşşar Esed rejiminin katlettiği yüz binlerce kurban için adalet sağlanmazsa, tüm acılardan sonra yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir milletin sunağında her gün yeni kurbanların kurban edildiğine tanık olacağız.

Bugün yönetimden orada olup bitenlerin şeffaf bir şekilde ele alınması isteniyor, çünkü bu yönetim tüm Suriyelilere ait, sadece bir gruba değil. Akil kimselerden istenense, hangi mezhepten olursa olsun, gerçek ve açık bir diyalog başlatarak Esed ve Baas Partisi sayfasını bütün trajedileriyle birlikte kapatmaktır. Bütün bunlar adalet olmadan, bütün Suriyeliler için adalet sağlanmadan olmaz. Sözünü ettiğimiz diyalog mezhepsel bir temelde değil, tüm bölgeler temelinde olmalıdır. Suriye'nin bu kan gölüne nasıl sürüklendiğini anlamak için her şehir ve köyde, hiçbir formaliteye gerek duymadan, gerçek bir halk diyaloğunun gerçekleşmesi gerekiyor. Zira sebebin şu veya bu olduğuna dair sonuçlarla yetinmek, gerçekte, gerçekliği yansıtmayan önyargılı fikirlerin ve ifadelerin doğrulanması demektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.