Esed rejiminin ‘üretim hatlarının’ yıkıntıları üzerinde yeni captagon atölyeleri mi kuruluyor?

İlaç kılıfı altında bağımlılık yapıcı ölümcül karışımlar doğaçlanıyor

TT

Esed rejiminin ‘üretim hatlarının’ yıkıntıları üzerinde yeni captagon atölyeleri mi kuruluyor?

Esed rejiminin ‘üretim hatlarının’ yıkıntıları üzerinde yeni captagon atölyeleri mi kuruluyor?

Suriye sadece taşları yerinden oynatan bir savaşa sahne olmakla kalmadı; bedenlerden önce ruhları yiyip bitiren sessiz bir savaşın tiyatrosu haline geldi. Yanan şehirlerin enkazı arasında bütün bir nesil, aslında yurtdışına yönelik olan ancak iç pazarı da dolduran ucuz hapların merhametiyle büyüdü.

Hikâye, eski Suriye rejiminin Captagon tabletlerini (amfetamin ve teofilinden oluşan sentetik bir uyuşturucu), kendisini ve savaş makinesini finanse etmek için bir ‘kan parası’ haline getirmesiyle başladı. Daha sonra bu haplar, sokakları ve caddeleri süpüren, hayatları çalan ve rüyaları kabusa çeviren bir sele dönüştü.

2020 yılı dönüm noktası oldu. Bir Captagon hapının fiyatı bir buçuk dolardan sadece beş sente düşerek bir fincan çaydan daha ucuza geldi. Sezar Yasası'nın yürürlüğe girmesi, Suriye rejimine büyük yaptırımlar uygulanması, 2019 sonunda Lübnan'da yaşanan ekonomik kriz, dolar ticaretinin yapılamaması ve Lübnan'dan mevduatların çekilmesi, kara sınırlarının kontrolünde ve kaçakçılığın kısmen sınırlandırılmasında nispeten başarılı olunması gibi pek çok faktör buna katkıda bulundu.

cdfrgthy
Yeni Suriye yönetimi yetkilileri, Şam'daki 4. Tümen karargahında yüzlerce ton Captagon hapı ve esrar yaktı. (EPA)

Esed'in devrilmesinden sonra Suriye'nin çeşitli bölgelerini gezen ve Amman ve Erbil'de eczacılar ve doktorlarla görüşmeler yapan bu araştırma, bağımlılık mağdurlarının ve ailelerinin tanıklıklarına da dayanarak Captagon'un üretim hatlarını yeniden resmetmeye çalışıyor.

Karanlıkta örülen bağımlılık hikayeleri

Şam'ın harap sokaklarında, elektrik tellerinin hayalet gibi sallanıp gelip geçenleri takip ettiği yerlerde, zehirli maddeler masum gibi görünen isimlendirmelerle yayılıyor. Zehir tacirlerine göre bunlar enerji hapları, mutluluk hapları ve diğer bazı isimlerle adlandırılıyor. Buradaki gençler rastgele kurbanlar değil, sistematik bir denklemdeki sayılar gibiler. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 2023 yılı rakamlarına göre Suriye'de üretken yaştaki (15 yaş üstü) insanların yüzde 39,2'si işsiz. Ancak rakamlar, 19 yaşındaki Ahmed'in günlerini Şam'ın sokaklarından birinde eski bir kaldırımda oturduğu sırada yırtık ayakkabılarına bakarak vakit geçirirken, yanına gelen bir zehir tüccarının fısıldadığı “Bu hap seni adam edecek... Hiç yorulmadan bir at gibi çalışacaksın!” dediğinden bahsetmiyor. Ahmed, kendisiyle konuşan adamın mavi haplarının kölesi olacağını ve yıkılan atölyedeki uzun çalışma saatlerinin ancak daha fazla hapla sona erdirilebilecek bir kâbusa dönüşeceğini bilmiyordu.

Hikâye, savaş ve yoksulluk dalgalarıyla parçalanmış bir ülkede kolektif bir lanet gibi kendini tekrarlıyor. Bu karanlığın içinde Captagon'un parıltısı bir meteor gibi parlıyor. Kaynakların anlattıkları, domino taşları gibi erkek çocukları birer birer deviren bu hap hakkında kesişiyor. Göç hayalleri bile trajedinin bir parçası haline geldi. Bir adam deniz yolculuğunu finanse etmek için toprak satıyor, ancak sonunda kendini bir hapishane hücresinde buluyor. Bağımlı, yersiz yurtsuz, parasız ve geleceksiz.

Esed rejiminin yıkılmasından bu yana farklı bir yöne evrilen bağımlılık olgusunu belgelemek için Suriye'nin dört bir yanından, doğrudan bu zehirli hapları kullananlardan veya ailelerinden 10'dan fazla tanık topladık. Dün ilaç endüstrisi ve dış ihracata dayalı organize bir ticaret olan, üretimin devamlılığını sağlamak için ülke içinde tüketici sayısını arttırmayı amaçlayan bu durum, şimdi aşırı dozdan çok fazla can alan rastgele bir eyleme dönüştü.

DEFRGT
Yeni Suriye yönetiminin güvenlik güçlerinin bir üyesi elinde Captagon hapları tutuyor. (AFP)

17 yaşındaki Halepli Yasir, ailesi tarafından evden kovulmuş. Yasir, kendisine ulaşmamızı sağlayan teyzesinin kocasıyla birlikte bir bodrum katına sığınmış. Yasir şöyle diyor: “Arkadaşlarım hapları içtikten sonra gülüşüyorlar ve video oyunu kahramanı gibi hissettirdiğini söylüyorlardı. Ben de onlar gibi cesur olduğumu kanıtlamak için denedim. Şimdi sokaklarda bir hayalet gibi dolaşıyorum. Annemin beni rahatsız eden sesini duyuyorum. Soğuk gecelerde evimize gizlice giriyorum, kapalı kapıya dokunuyorum ve üzerime bir mermi düştüğünü hayal ediyorum... Belki de ölüm bana hak etmediğim bir bağışlanma bahşeder.”

Deyrizor'dan 22 yaşındaki Ali, Haseke'nin Guvayran mahallesinde çalışıyor ve yaşıyor. Zor bir iş gününün ardından Ali ile buluştuk. Ali şöyle anlattı: “Bir gün 10 saat boyunca sırtımda un çuvalları taşıdım. İşverenim beni izliyordu, sonra bana bir hap attı ve ‘Bunu al, sırtını güçlendirir’ dedi. Şimdi sırtımda birçok yük var. En acısı da çocuklarımın gözlerinde gördüklerim. Eve döndüğümde, yanıma gelmesinler diye uyuyor numarası yapıyorum. Babam ölü gibi uyuyor! diye fısıldadıklarını duyuyorum.”

Bir zamanlar sabah kahvesinin kokusuyla dolup taşan evlerde, şimdi duvarların duyulmasını itinayla engellediği hikayeler anlatılıyor. 45 yaşındaki Muhammed Ebu Yusuf, en büyük oğlunun resmine bakarken çatlamış ellerini ovuşturuyor. Ebu Yusuf şöyle anlatıyor: “Eskiden sokaklarda sağlığımı ve rahatımı feda edip onun eğitim masraflarını karşılamak için çok çalışırdım. Ama Captagon bunu benden çaldı. Onu bir köşede yaprak gibi titrerken gördüğümde, ‘Neden bombalamada ölmedin?’ diye bağırdım. Onu kaçakçılarla Avrupa'ya götürmeye çalıştım ama yolun yarısında kamyondan kaçtı. Şimdi onu eve kilitledim, ona haplar alıyorum ve her gece Allah'ın onun canını alması için dua ediyorum.”

Rehabilitasyon merkezlerinin eksikliği: Yavaş bir ölüm

Doktor Revan el-Hüseyin (takma adı) Sağlık Müdürlüğü'nün bir şubesinde çalışıyor ve bağımlılık sorunlarıyla ilgilenen bir sivil toplum kuruluşuyla danışmanlık sözleşmesi var. Doktor her gün yığınla dosyayı gözden geçirerek kalan hayatları kurtarmaya çalışıyor. Doktor şöyle anlatıyor: “Bir hafta önce zayıf, genç bir adam kucağında bebeğiyle yanıma geldi ve dedi ki; Onu hap için satmadan önce al. Onu barındıracak bir yatağım bile yok.”

CVFGBH
Şam'ın doğusundaki Duma kentinde bir fabrikanın içinde sahte meyvelerin içine gizlenmiş Captagon hapları (EPA)

El-Hüseyin buruşuk kağıtları toplarken iç geçiriyor ve şöyle diyor: “Uluslararası kuruluşlar ihtiyaçlarımızı dikkate almadan bize kutu kutu ilaç gönderirken, toksinler kanlarının bir parçası haline geldiği için gençlerimiz ölüyor. Görünmez yaralar için sargı bezlerini ne yapalım?”

Asıl insanlık trajedisi, ruh sağlığı ve bağımlılık tedavisi hizmetlerinin yokluğunda yatıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile Suriye'de çalışan personel, Şubat 2025 itibariyle Suriye genelinde uzmanlaşmış bağımlılık tedavi merkezlerinin sayısının 10'u geçmediğini, buna karşın ihtiyacın 150'den fazla olduğunu belirtiyor. Sağlık tesislerinin yüzde 70'inden fazlasının kısmen ya da tamamen yıkılmış olması nedeniyle, ücretsiz acil sağlık hizmetlerine erişim neredeyse imkânsız görünüyor.

El-Hüseyin, “Mevcut programlar bile psikiyatrik ilaç sıkıntısı çekiyor ve gönüllülerin çabalarına dayanıyor” diyor. Belki de asıl sorun, bağımlılara ve ailelerine yönelik toplumsal damgalama ve damgalanma korkusudur. Örneğin Şarku’l Avsat'ın yerel bir kuruluştan öğrendiğine göre, Dera'da halk bölgenin itibarını zedeleyeceği korkusuyla bir rehabilitasyon merkezi kurmayı reddetmiş.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra Captagon

Düzensiz atölye çalışmaları ve rastgele dozlar yüzünden yok olan bir nesil

Esed rejiminin yıkılması acıların sonu olmaktan ziyade daha karmaşık bir kaosun kıvılcımı oldu. Tıpkı savaş sırasında kurumların çöküşünün gençleri ucuz bir bağımlılık için yakıta dönüştürmesi gibi, rejimin güvenlik mirası onları daha da ölümcül bir Captagon üretimi için açık bir arenaya dönüştürdü. Açık fabrikaları basan ve yok eden yeni hükümet, üretim ağlarının yeni bir gerçekliğe uyanan eski kaçakçı ve bağımlıların uzmanlığıyla yönetilen rastgele atölyelere bölüneceğini fark edemedi. Bu rastgele atölyelerde zehirler çıplak elle ve doğaçlama miktarlarda karıştırılıyor.

SDFRGT
Havik köyünde Captagon hapları yapmak için kullanılan malzemeler (Şarku’l Avsat)

Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından yeni yönetim, eski rejimin mali kaynaklarının temelini oluşturan Captagon fabrikalarını ortadan kaldırmak için askeri ve güvenlik amaçlı bir operasyon başlattı. Operasyon, Humus ve Şam kırsalındaki onlarca büyük tesisi yok etmeyi başardı. Ancak bu başarı beklenmedik bir felaketi de beraberinde getirdi. Organize üretimin çöküşüyle birlikte, bilgili eczacıların ve tüketicilerin ifadelerine göre, tek bir hapın fiyatı 5 sentten bir buçuk dolara fırladı. Bu durum bağımlıları ne pahasına olursa olsun bir doz almak isteyen çaresiz yaratıklara dönüştürdü.

Buradaki durum matruşkaya benziyor. Her felaketin içinde daha küçük felaketler gizleniyor. Esed'in devrilmesi ölüm makinesini durdurmadı. Aksine onu binlerce parçaya ayırdı. Geçmişte ucuz uyuşturucu vaatleriyle kandırılan bağımlılar kendilerini yeni bir sarmalın içinde buldular. Denetimsiz atölyelerde üretilen sahte haplar, onları yoksunluk acısını dindirmeye yetecek doza ulaşmak için hırsızlık yapmaya ya da kaçakçılık çetelerine katılmaya itti. Esed'in yokluğunun çocuklarını geri getireceğini düşünen aileler bile gayrı resmi atölyelerin onları bağımlılık ve ölüm istatistiklerinde yeni rakamlara dönüştürdüğünü anladı.

İlaç kılıfı altında sistematik bir endüstri

Eski rejim döneminde Captagon üretimi rastgele bir eylem değil, sistematik bir devlet projesiydi. Esed, Suriye'nin savaştan önce bölgedeki en gelişmişlerden biri olarak kabul edilen eczacılık altyapısını narkotik maddeler üretmek için kullandı. Halep ve Şam'daki lisanslı ve son derece teknik laboratuvarlarda kimyagerler ve ilaç uzmanları, hızlı ölüme neden olmadan bağımlılık sağlayan nispeten güvenli formülasyonlar geliştirmek için çalıştı. Suriye'nin farklı şehirlerindeki farklı ilaç laboratuvarlarında çalışan üç eczacı ile yapılan üç görüşme, rejimin formülasyonlarını geliştirmek için resmi laboratuvarları kullandığını doğruladı. Bir noktada, Captagon uzmanlarının yeni formülasyonlar geliştirmesine izin vermek için çeşitli bahanelerle laboratuvarlar kapatıldı veya ekipmanlarına el konuldu. Şam'ın güneyindeki Kisve bölgesindeki fabrikada çalışan bir kimya mühendisi Şarku’l Avsat'a formül geliştirmek için çalışanlar arasında İranlı ve Hintli uzmanların da bulunduğunu söyledi. “Sıkı protokoller izlendi... Rejim bağımlılık yapıcı haplar istiyordu. Bu da Suriye Captagonu’nu piyasada en çok aranan ilaç haline getirdi” diyen kaynak, ilacın seyreltilmiş bir versiyonunun da parti ilacı olarak satıldığını, yani geçici bir etkiye sahip olduğunu belirtti.

Yozlaşmış memurlar ve ölüm tacirlerinden oluşan bir ittifak

Devletin çöküşüyle birlikte Captagon endüstrisi rejimin elinden kaosun kucağına kaydı. Bilgi sahibi bir kaynağa göre, kaçakçılık rotalarından birini denetleyen bir subay, sınır bölgelerindeki önceki bağlantılarını kullanarak iki üretim atölyesi kurdu ve elbette silahlı bir milisin koruması altında yoksulluk ve kaostan yararlandı. Tabi ki bunu yalnız başına gerçekleştirmedi.

XCSDFVGT
Mahir Esed'in yakın arkadaşı Muhanned Numan, Şam'da ve Suriye kıyılarında Captagon üretimini denetledi. (Sosyal medya)

Şu anda Irak'ın Erbil kentinde ikamet eden, Suriye'nin kuzeydoğusundaki eski bir dağıtımcı Şarku’l Avsat'a şunları söyledi: “Tüccarlardan biri sahte ilaç ithalat şirketi aracılığıyla rejimin operasyonlarını finanse ediyordu. Lazkiye'den Haseke'ye uzanan bir ağ kurdu. Böylece rastgele atölyeler, Haseke ve Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen bölgeler gibi daha önce temiz olarak kabul edilen alanlara yayıldı. Bu atölyeler yasal güvence ya da yeterli uzmanlık olmadan faaliyet gösteriyor. Son kullanma tarihi geçmiş ilaç kalıntılarından elde edilen beyaz tozlar öğütülerek pestisit tozu haline getiriliyor ve ucuz kimyasal çözücülerle karıştırılıyor.”

Üretim ve pazarlamadaki kaos nedeniyle bu haplar saatli bombalara dönüşmüş durumda. Örneğin Deyrizor Hastanesi'nde Dr. Noha (takma isim) 15 – 31 Ocak tarihleri arasında aşırı doz ya da zehirli yabancı maddeler nedeniyle 10 olağandışı zehirlenme vakası kaydetti. Şarku’l Avsat'a konuşan Noha, “Hastaların çoğu bilinen zehirlenme belirtilerine ek olarak sinirsel kasılmalar veya bir uzuvda geçici felçten mustarip olarak geldi. Arsenik ya da formalin içeren maddeler aldıkları tespit edildi” ifadelerini kullandı.

Komşu ülkeler düğümü

Bir zamanlar Suriye sorunu olarak görülen bu durum çok kısa bir süre içinde tüm Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarını tehdit eden bir salgına dönüştü. Esed'in iktidar hırsı ve İran destekli milislerle ittifakından beslenen Captagon ticareti, Lübnan'daki çeteleri finanse eden, Ürdün'de suçu körükleyen ve Irak üzerinden Körfez'e kaçakçılık yapan bölgesel gölge ekonominin bir parçası haline geldi. Bu durum, her dakika yeni bir bağımlının doğuşu ve yeni bir üretim hattı anlamına geliyor.

DCFVGTHY
Suriyeli bir güvenlik görevlisi, kısa süre önce Suriye güvenlik güçleri tarafından ele geçirilen Captagon hap üretim tesisinin önünde duruyor.

Komşu ülkeler, Esed rejiminin devrilmesinden sonra bile Suriye Captagonu'nun yayılmasının etkilerinden mustarip olmaya devam ediyor. Ancak krize verdikleri tepkiler önceliklere ve kaynaklara bağlı olarak değişiyor. Ürdün'de yetkililer 2015'ten bu yana sınır denetimlerini sıkılaştırdı. Öyle ki dikenli tel, drone gözetimi ve yüksek hassasiyetli elektronik gözetleme sistemlerinden oluşan güvenlik duvarı Ürdün sınırlarında boy gösteriyor.

Ancak en ciddi sorun, çok sayıda eski subay ve nüfuzlu kişinin Captagon ticareti ve üretimine dahil olması. Bu kişiler siyasi ve güvenlik korumasından yararlanarak bu işi gerçekleştiriyor. Aynı şekilde Lübnan ve Irak'ta da bu durum yaşanmaya devam ediyor. Bu nedenle, geçmiş deneyimler ve bilinen kaçakçılık kanalları temelinde, organize ve sofistike Captagon endüstrisinin her iki ülkede de yeniden canlanmasından korkuluyor.



Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.