Türkiye, İsrail ve Suriye'de uzlaşı arayışı

Ortak çıkarlar iki ülkeyi stratejik bir ittifak kurmaya iterken Trump, Netanyahu'yu makul olmaya çağırdı

Türkiye-İsrail çatışmaları gerginliğin ötesinde, askeri çatışmanın gerisinde (AFP)
Türkiye-İsrail çatışmaları gerginliğin ötesinde, askeri çatışmanın gerisinde (AFP)
TT

Türkiye, İsrail ve Suriye'de uzlaşı arayışı

Türkiye-İsrail çatışmaları gerginliğin ötesinde, askeri çatışmanın gerisinde (AFP)
Türkiye-İsrail çatışmaları gerginliğin ötesinde, askeri çatışmanın gerisinde (AFP)

İsmail Derviş

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara ile Tel Aviv arasında Suriye ile ilgili yaşanan gerilime ilişkin açıklamaları, başta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olmak üzere herkesi şaşırttı. Netanyahu’ya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir ilişkisi olduğunu söyleyen Trump, Netanyahu’nun makul olması gerektiğini belirterek, “Türkiye ile bir problemin varsa bunu çözebilirim” dedi.

Trump'ın bu ifadeleri, ABD için İsrail'in aşılamayacak bir kırmızı çizgi olması ve tüm dünyanın ABD tarafından İsrail’e Gazze Şeridi ve Lübnan'a karşı savaşında verilen sarsılmaz desteğe tanıklık etmesinden dolayı şaşırtıcıydı. Ancak mesele Türkiye ile olası bir çatışmaya ilişkin endişelere geldiğinde, Türkiye Washington'ın bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olduğundan olay başka bir boyut kazandı.

Türkiye ve İsrail arasındaki anlaşmazlıklara rağmen, Ankara ve Tel Aviv arasında diplomasi dilinin hâkim olduğu stratejik ve tarihi ilişki, gerginliğin azaltılmasına ve muhtemelen bir anlaşmaya varılmasına katkıda bulunabilir.

Çatışmaları önleyecek bir anlaşmaya varılması

Suriyeli bir kaynak Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada: “Şu an bir anlaşmadan söz ediliyor, ancak bu anlaşma bir ayrılma anlaşması değil, bir çatışmasızlık anlaşması. Çünkü aslında Türkiye ile İsrail arasında Suriye'de bir çatışma yok, başka bir deyişle anlaşma, Suriye hava sahasında bir İsrail uçağı varsa, gideceği yerin bildirilmesi için sınırların çizilmesini öngörüyor” ifadelerini kullandı.

sdfrgt
Ankara ve Tel Aviv arasında, iki taraf arasında olası çatışmaların önlenmesini ve Suriye'nin orta kesimlerinde Türkiye’nin askeri üsler kurmasını garanti altına alan bir anlaşma imzalanabilir (AFP)

Suriyeli kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Genel olarak Suriye arenasında bir tür dengeye ihtiyaç var. Türkiye mevcut politikalarını sürdürerek İsrail'in Suriye topraklarını işgal etme girişimini engelleyebilir. Bunun için Şam ve Ankara hükümetleri arasında resmi bir anlaşma var. Bu da bunun her iki ülkenin de ortak çıkarına olduğu anlamına geliyor. İsrail ile Suriye'nin kuzeydoğusunda Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden silahlı gruplar arasında doğrudan bir temas olması halinde, Türkler de onların ulusal güvenliklerini etkileyecektir.”

Suriyelilerin Türkiye'ye güveni

Şarku'l Avsat'ın  Indepenedent Arabia'dan aktardığına göre Birleşmiş Milletler (BM) Koordinatörü Ammar Ebu Halava yaptığı özel açıklamada, “Bugün Suriyeliler olarak Türkiye'nin siyasi diplomasisine güvenmemize bir engel yok. Çünkü Türkiye Suriye halkının isteklerini boşa çıkarmadı. Türkiye ister yardım elini uzatarak ya da sınırlarının istikrarını koruyarak olsun Suriye halkına karşı herhangi bir olumsuz davranışta bulunmadı. Türkiye de istikrarlı bir ülkedir ve Suriye'nin egemenliğinden ödün vermediği sürece Suriyeliler olarak bizim için uygun olan her türlü anlaşmaya açığız” ifadelerini kullandı.

Gelecekte bir çatışma yok

Öte yandan Türkiye ile İsrail arasında Suriye'de gelecekte bir çatışma yaşanmayacağını vurgulayan gazeteci yazar ve siyaset uzmanı Firas Rıdvanoğlu şunları söyledi:

“Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında gelecekte bir çatışma olmayacak. ABD’nin, bizzat Başkan Trump’ın İsrail'den Türkiye ile bir çözüm bulmasını istediğinde ortaya koyduğu tutumuna tanık olduk. Trump’ın bu açıklamaları, İsrail'in Suriye dosyasında Türkiye'ye karşı duruşunun ABD tarafından reddedildiğinin bir göstergesidir. Çünkü Suriye dosyasında yapılacak herhangi bir hata büyük bir savaşa yol açabilir. Suriye'deki durum, Lübnan'ın güneyinde duruma benzemez. Zira Hizbullah bölgesel olarak desteklenmiyor olabilir, ancak Şam bölgede önemli bir düğüm noktası olduğundan Suriye'deki durum farklı. Bu yüzden ABD, İsrail'in iddialarını reddetti.”

İstikrar arayışı

Rıdvanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’nin Suriye’de kurmak istediği askeri üslere gelince, Türkiye bu üsleri nereye kuracağını İsrail'in isteklerine göre değil, kendine nasıl uygun geliyorsa ona göre seçecektir. Türkiye’nin bu üsleri Suriye'nin kuzeyi, güneyi, batısı ve doğusundaki tüm sınırlarını gözetlemek amacıyla Suriye'nin merkezinde kuracağı tahmin ediliyor. Öte yandan Suriye hükümeti İsrail ile bir çatışma istemiyor. Türkiye ile İsrail arasında da Suriye’de bir çatışma yaşanmasını istemiyor. Suriye açıkça istikrar istediği ve İsrail’in de bu istikrara hizmet etmek için ne yapması gerekiyorsa onu yapması gerektiği mesajını veriyor.

Güvenlik koordinasyonu

Türkiye ile İsrail arasında güvenlik alanında kesinlikle bir koordinasyon olduğuna ve bu koordinasyonun herkes için en iyisi olduğuna inanan Rıdvanoğlu, “İsrail'in Türk hükümeti aracılığıyla Suriye'ye mesajlar göndermesi mümkün olduğu gibi Suriye'nin de Türkler aracılığıyla İsrail'e mesajlar göndermesi mümkün. Ancak Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığına ilişkin karar, Ankara ve Şam arasında alınması gereken ortak bir karardır ve akıllıca alınmalıdır. Genel olarak uluslararası toplum, ABD ve Avrupa, Suriye'de istikrarın sağlanması yönünde bir eğilim gösteriyor” şeklinde konuştu.

Karşı karşıya gelme korkusu

Suriyeli akademisyen ve araştırmacı Abdurrahman en-Nayif, Independent Arabia’ya yaptığı özel açıklamada, Türkiye ve İsrail arasında Suriye'de yaşanan gerilimin her geçen gün arttığını ve Suriye'nin bir kez daha askeri çatışmaya sürüklenme korkusuyla uluslararası bir rekabet alanı haline geldiğini söyledi. Bu durumun İsrail'in güneydeki kara harekâtından Suriye'nin derinliklerindeki hava saldırılarına kadar uzanan ve Türkiye'nin Suriyelilerin acı çekmeye devam etmelerine neden olacağını ve ülkede istikrarın sağlanmasını engelleyeceğini düşündüğü provokatif hamlelerinden kaynaklandığını ifade eden Nayif, “Türkiye için Suriye'nin istikrara kavuşması kendi çıkarına, zira bu kendi sorunlarının bir kısmını çözecek. Ancak Ankara ile Tel Aviv arasında askeri bir çatışma yaşanmayacak. Çünkü Türkiye bölgesel bir güç ve NATO üyesi. İsrail ise provokasyon tutkusuyla mümkün olduğunca çok şey kazanmayı amaçlıyor” yorumunda bulundu.

dfrgt
Gözlemciler Türkiye'nin Suriye dosyasındaki en önemli aktörlerden biri olduğunda hemfikir (AFP)

İsrail'in düzenlediği saldırıların Türkiye'ye açık bir mesaj vermeyi amaçladığını düşünen Nayif’e göre bu saldırılar bölgesel barışı tehdit ediyor ve terörizmi körüklüyor. Ankara ise Suriye'nin istikrara kavuşmasını istiyor. Çünkü Suriye, özellikle Kürt meselesinde Türkiye'nin istikrarı için kilit bir faktör. Dolayısıyla Suriyeliler anlayış göstermeli, çünkü Suriye tükenmiş durumda.

Siyasette ticaret

Harmoon Araştırmalar Merkezi'nde araştırmacı olan Muhammed es-Sukkari, Beşşar Esed rejiminin düşmesi ve Şam’da yeni bir yönetimin kurulmasının Suriye dosyasındaki bölgesel aktörlerin değişmesine ve dönüşmesine katkıda bulunduğunu söyledi. Belki de en önemli değişikliklerden birinin Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana türünün ilk örneği olan İsrail ile Türkiye’nin coğrafi olarak yakınlaşması olduğunu vurgulayan Sukkari, “İsrail'in sadece çıkarları değil, Washington'daki siyasi itibarı da dahil olmak üzere çeşitli endişeleri var. Dosyayla ilgili güç dengelerini yeniden çizen bu itibar, siyaseti ticarete benzer bir durum olarak gören Trump'ın yaklaşımını etkileyebilir ve Suriye dosyasında İsrail ve Türkiye de dahil olmak üzere ittifaklarını geleneksel politikalardan uzaklaşarak bölgesel değişkenleri maksimize eden etkileşimli politikalara doğru yeniden formüle etmesine neden olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Trump'ın son açıklamalarının İsrail'in artık Suriye'deki tek güç olmadığının ve Türkiye'nin Suriye içindeki ağırlığını arttırarak yeni angajman kuralları çizebileceğine dair işaretler taşıdığına dikkati çeken Sukkari, “Ancak bu kez durum sadece İsrail'in değil, Türkiye'nin de işine geliyor. Bu da iki tarafı çatışmak yerine koordinasyon kurmaya itiyor. Washington'ın Suriye'de İsrail ve Türkiye arasındaki angajman kuralları meselesini çözmek istediğine ve Trump'ın yeni politikasına (bölgede barış) hizmet etmediği için yeni bir savaşa sürüklenmek istemediğine inanıyorum. Tüm bu gerçekler, ABD'nin arabuluculuğuyla Suriye meselesinde ve İsrail ile Türkiye’nin yeni varlığının niteliği konusunda siyasi bir anlaşmaya varma olasılığının arttığını gösteriyor. Mümkün olan en yüksek kazanımları elde edebilecek gerilimin sürekli tırmandırılması bağlamı dışında arabuluculuk dosyası çözüme kavuşturulmadan kuralların belirlenmesi zor olabilir. Türkiye'nin şüphesiz Suriye'nin orta kesimlerinde askeri üsler kurmaktan ziyade Şam ile Türkiye'nin nüfuzunu arttıracak bir ortak savunma anlaşması imzalamayı istiyor” ifadelerini kullandı.

Diğer oyuncular

Öte yandan siyasi uzman Nureddin el-Baba, Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında tansiyonun düşeceğini ve öngörülebilir bir gelecekte bir çatışmaya dönüşmeyeceğini düşünüyor. Türkiye’nin Suriye'de askeri üsler kurmasının Türkiye ile İsrail arasında değil, Suriye ile Türkiye arasında bir anlaşmanın yapılmasını gerektirdiğini ifade eden Baba, “Temelde iki taraf arasında bir anlaşma imzalanana kadar iki taraf arasında bir çatışma yok ve her iki taraf da gelecekte çatışma niyetinde değil” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye ve İsrail arasında Türkiye'den daha fazla arabuluculuk yapabilecek taraflar olduğunu söyleyen Baba, bu tarafların kimler olduğunu söylemekten kaçındı.

Türk akademisyen ve siyasi uzman Tuşkan Tarık, Ankara ile Tel Aviv arasında olası çatışmaların önlenmesini ve Türkiye tarafından Suriye'nin orta kesimlerinde askeri üsler kurulmasını garanti altına alan bir anlaşma imzalanmasının mümkün olduğunu söyledi. Türkiye ve İsrail arasında Suriye konusunda koordinasyon olduğuna dikkat çeken Tarık, Türkiye'nin Suriye ve İsrail arasında arabulucu rolü oynayabileceğini belirtti.

Türkiye'nin Suriye dosyasındaki en önemli aktörlerden biri olduğu, Şam'ın Türkiye'nin ülkedeki rolünden memnuniyet duyduğu, Türkiye ile stratejik bir ittifak kurmak istediği konusunda hemfikir olan gözlemciler, Ankara ve Tel Aviv arasında doğrudan askeri bir çatışma olmayacağını ve silahların başaramadığını diplomatik yollarla başarabileceklerini vurguladılar.



Kahire’de Filistinli gruplar arasında dar kapsamlı diyalog: Hedef kapsamlı toplantı

İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
TT

Kahire’de Filistinli gruplar arasında dar kapsamlı diyalog: Hedef kapsamlı toplantı

İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)

Mısır’ın başkenti Kahire’de bir haftadan kısa süre içinde ikinci kez yeni bir Filistinli siyasi hareketlilik yaşanıyor. Girişim, Filistin seçimlerinin gelecek kasım ayı yerine Eylül 2027’ye ertelenmesinin ardından kapsamlı bir diyalog sürecinin başlatılmasını ve önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alınmasını amaçlıyor.

Filistinli kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre dört Filistinli grup, Kahire’de ikili ve toplu görüşmelerden oluşan bir dizi toplantıyla dar kapsamlı ulusal diyalog başlatacak. Görüşmeler, Fetih Hareketi’nin de katılacağı, hatta Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da yer alabileceği geniş katılımlı bir ulusal diyalog toplantısına hazırlık niteliği taşıyor.

Dört grup arasında Fetih, Hamas, İslami Cihad ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) bulunuyor. Gruplar, katılımcıların ve gündemin belirlenmesi amacıyla hem ikili hem de ortak görüşmeler gerçekleştirecek.

Fetih, Dahlan kanadının katılımına karşı çıkıyor

Şarku’l Avsat’a ayrı ayrı açıklamalarda bulunan üç Filistinli kaynağa göre Fetih Hareketi, Muhammed Dahlan’ın liderliğindeki ve hareketten ayrılan Demokratik Reformcu Akım’ın görüşmelere katılmasına karşı çıkıyor. Fetih ayrıca 2000 yılı sonunda başlayan İkinci Aksa İntifadası sırasında kurulan Direniş Komiteleri, Mücahitler Hareketi ve Ahrar Hareketi gibi grupların yanı sıra İran, Hizbullah ve Hamas’tan finansman aldığı belirtilen diğer küçük örgütlerin de sürece dahil edilmesini istemiyor.

Kaynaklar, buna karşılık Fetih’in, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) bağlı bütün grupların görüşmelere katılmasında ısrar ettiğini belirtti. Bu kapsamda, fiilî halk desteği veya etkin siyasi rolü artık bulunmayan Saika, Filistin Demokratik Birliği (FIDA), Filistin Halk Mücadele Cephesi ve Filistin Kurtuluş Cephesi gibi örgütlerin de katılımı savunuluyor.

cdfvgbhnj
23 Nisan 2025’te Ramallah’ta başlayan Filistin Kurtuluş Örgütü Merkez Konseyi’nin 32. dönem toplantısı (AP)

Kaynaklardan biri, görüşmelerde FKÖ’nün yapısı ve Filistin iç siyasetinin bütünlüğünün yanı sıra Filistin Ulusal Konseyi ve diğer dosyaların da ele alınacağını doğruladı.

Görüşmelere katılan gruplardan birinin üçüncü kaynağı ise anlaşmazlık konusu olan bütün meselelerin toplantılarda çözüme kavuşturulmasının hedeflendiğini belirtti. Görüşmelerin iki gün sürmesinin, ihtiyaç duyulması halinde ise daha uzun bir süreye uzatılmasının beklendiğini kaydeden kaynak, bölünmüşlüğün tamamen sona erdirilmesi, Ulusal Konsey’in oluşturulması için açık mekanizmaların belirlenmesi ve Devlet Başkanı Abbas’ın doğrudan davetiyle kapsamlı ulusal diyalog toplantısının resmî tarihinin kararlaştırılmasının gündemde olduğunu söyledi.

Kapsamlı ulusal diyalog kararı alınması halinde FKÖ’ye katılım koşulları ve örgütün yeniden yapılandırılması, Ulusal Konsey’in durumu ile parlamento ve devlet başkanlığı seçimleri gibi birçok konunun ele alınacağı belirtildi.

Kahire’de bulunan ve Filistinli gruplara yakın bir başka kaynak da çarşamba günü Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçimlerin ertelenmesinin ardından bu kez Mısır’ın arabuluculuğuna ve uzlaşı çabalarına yönelik beklentilerin yüksek olduğunu söyledi. Kaynak, Kahire’nin Filistinliler arasındaki ayrılıkları gidermek, kapsamlı ulusal uzlaşıyı sağlamak ve zorluklara rağmen yakın zamanda geniş katılımlı bir diyalog başlatmak için yürüttüğü girişimlere dikkat çekti.

Filistinli gruplar arasında devam eden istişarelerin, siyasi tablonun ve Filistin’deki siyasi durumun nasıl yönetileceği üzerinde yoğunlaştığını belirten kaynak, temel anlaşmazlığın planlanan diyalogun niteliğine ilişkin olduğunu ifade etti. Buna göre taraflar, sürecin FKÖ için geçici bir liderlik çerçevesinin oluşturulmasına ve önceki anlaşmalar doğrultusunda ulusal birlik hükümeti kurulmasına mı yol açacağı, yoksa geçmişteki örneklerde olduğu gibi bağlayıcı sonuçlar üretmeyen geleneksel görüşmelerle mi sınırlı kalacağı konusunda uzlaşmaya çalışıyor. Bu soruların önümüzdeki saatlerde netleşmesi bekleniyor.

Siyasi sistemin yeniden inşası

Fetih Hareketi Sözcüsü Abdülfettah Devle de çarşamba günü Kahire’de bulunan bazı gruplarla yapılan görüşmelerin, önceki istişarelerde başlatılan çabaların sürdürülmesini ve Mısırlı yetkililer ile Filistinli grupların temsilcileri arasında oluşan olumlu atmosferin geliştirilmesini amaçladığını belirtti.

Devle, bu görüşmelerin kapsamlı bir ulusal diyalogun başlatılması için gerekli koşulların hazırlanmasına katkı sağlayacağını ve ortak ulusal çalışma açısından yeni bir dönemin temelini oluşturacağını söyledi.

Diyaloğun başarısı için en önemli güvencenin bütün taraflarda gerçek bir siyasi iradenin bulunması ve anlaşmazlıkları yönetmek yerine çözmeye, karşılıklı tutum açıklamalarından ise uygulanabilir ulusal mutabakatlara geçmeye hazır olunması olduğunu vurguladı.

Devle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bunun yanı sıra belirli uygulama mekanizmalarına, üzerinde uzlaşılmış takvimlere ve varılan anlaşmaların somut adımlara dönüştürülmesini sağlayacak izleme komitelerine ihtiyacımız var. Bu adımlar Gazze Şeridi’nin yönetimini, kurumların birleştirilmesini ve siyasi sistemin demokratik ve katılımcı temeller üzerinde yeniden inşasını kapsıyor. Ayrıca seçimlerin adil ve kapsayıcı yapılmasını güvence altına alan koşullar oluştuğunda seçimler yoluyla siyasi meşruiyetin yenilenmesi gerekiyor.”

afgthy
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Nisan 2025’te Ramallah’ta düzenlenen Filistin Kurtuluş Örgütü Merkez Konseyi’nin 32. dönem toplantısında (AP)

Kahire’nin mevcut rolüne de değinen Fetih Sözcüsü, Mısır’ın diyalog için uygun ortamın oluşturulmasına, tarafların görüşlerinin birbirine yaklaştırılmasına ve Filistinli grupların anlaşmazlıkları tartışmaktan ortak bir ulusal vizyon üzerinde uzlaşmaya geçmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.

Mısır, Filistin halkının yaşadığı sıkıntıların sona erdirilmesi için üstlendiği rolü sürdürme konusundaki kararlılığını koruyor. Mısır Dışişleri Bakanlığının çarşamba günü Şarm eş-Şeyh Barış Zirvesi’nin birinci yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı açıklamada da bu tutum vurgulandı.

Açıklamada, barış planının uygulanmasının sürdürülmesi, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, yeniden imar çalışmalarının başlatılması ve İsrail’in çekilme sürecinin tamamlanması yönündeki çabaların devam edeceği belirtildi.


Taiz, Husi saldırıları ve kuşatmaya karşı hükümetin ve insani yardım kuruluşlarının seferberliğiyle mücadele ediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
TT

Taiz, Husi saldırıları ve kuşatmaya karşı hükümetin ve insani yardım kuruluşlarının seferberliğiyle mücadele ediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)

Yemen’in güneybatısındaki Taiz kentinde askeri çatışmaların ve Husilerin uyguladığı kuşatmanın etkileri, yaşam koşulları ve temel hizmetleri de kapsayacak şekilde genişliyor. İnsani ihtiyaçların daha da ağırlaşabileceği yönündeki uyarılar yinelenirken, evlerde kullanılan tüp gazın kente ulaştırılmasında yaşanan aksaklıklar da sürüyor. Bu süreçte hükümet ve yerel yönetim, Yemen Şafağı operasyonu devam ederken piyasaların istikrarını korumak ve temel ihtiyaç maddelerinin teminini sağlamak için harekete geçiyor.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, insani yardım kuruluşları ile uluslararası ve yerel kuruluşlara halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere müdahalelerini yoğunlaştırma çağrısında bulundu. Yemen Gaz Şirketinin Taiz ofisi ise kente yönelik gaz sevkiyatının engellenmesinin sonuçları konusunda uyarıda bulundu. Yerel yönetimin değerlendirmesine göre yıllardır savaş, kuşatma ve hizmetlerdeki gerilemeyle mücadele eden vilayette temel ihtiyaçların halk üzerinde baskı aracı olarak kullanılmasının yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdığı belirtildi.

gh
Husilerin kentin içine doğru ilerlemek için baskıyı artırdığı Taiz’in batı girişi (Facebook)

Yemen Gaz Şirketinin Taiz ofisi, Husilerin evlerde kullanılan tüp gazın kente ulaştırılmasını engellemesini kınayarak bunun zor ekonomik ve insani koşullar altında yaşayan aileler üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Ofis, yayımladığı açıklamada gazın halkın temel ihtiyaçları arasında yer aldığını vurgulayarak düzenli ve güvenli sevkiyatın önündeki kısıtlamaların ve engellerin kaldırılmasını istedi. İnsan hakları ve insani yardım kuruluşları ile ilgili kurumlara da krizin sona erdirilmesi ve gaz başta olmak üzere temel ihtiyaç maddelerinin kesintisiz ulaştırılmasının güvence altına alınması için müdahale ve baskı çağrısı yaptı.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, halkın yaşadığı sıkıntıları hafifletmek ve giderek artan insani ihtiyaçları karşılamak amacıyla uluslararası ve bölgesel kuruluşlara, yerel ve yabancı dernek ve vakıflara ve özel sektördeki iş ortaklarına acil çağrıda bulundu.

Bakanlık, insani durumun hızla kötüleştiğini ve özellikle en savunmasız kesimlerin temel ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti. Açıklamada, kentin Husiler tarafından kuşatma altında tutulduğu ifade edildi.

Bakanlık, gıda, barınma, sağlık, su ve temel ihtiyaç yardımlarının sağlanmasını, sosyal koruma programlarının yoğunlaştırılmasını istedi. Çocuklara, kadınlara, yaşlılara, engellilere ve yoksulluk ile çatışmalardan en ağır şekilde etkilenen ailelere öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı.

Yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, dağıtımda mükerrerliğin önlenmesi ve mevcut kaynakların acil ihtiyaçların karşılanmasında etkili biçimde kullanılması için yardım kuruluşları, hükümet kurumları, yerel yönetimler ve özel sektör arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Hükümet ekonomik önlemler için harekete geçti

Yemen’in geçici başkenti Aden’de Başbakan Şayi Muhsin ez-Zindani, Yemen Şafağı operasyonundaki hızlı gelişmelerin ekonomik cepheyi korumak, temel ihtiyaç maddelerinin tedarikini güvence altına almak, ticari faaliyetlerin devamlılığını sağlamak ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak için çabaların birleştirilmesini gerektirdiğini söyledi.

Genel Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Başkan Yardımcısı ve Aden Ticaret Odası Başkanı Ebu Bekir Baabid başkanlığındaki özel sektör temsilcileriyle bir araya gelen Zindani, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi sorumluluğunun halkın geçim koşullarının korunması ve piyasaların istikrarının sağlanmasından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti.

dıukş
Yemen Başbakanı Şai ez-Zendani, geçici başkent Aden’de düzenlenen toplantıdan bir kare

Hükümetin, devlet kurumlarını yeniden tesis etme çabalarına destek verirken ekonomik, hizmet ve geçim alanlarındaki yükümlülüklerini de yerine getirmeye çalıştığını kaydeden Zindani, gıda, ilaç ve yakıtın makul fiyatlarla temin edilmesinin önemini vurguladı. Çatışma koşullarının fırsata çevrilerek stokçuluk yapılmaması ve fiyatların artırılmaması gerektiğini söyledi.

Başbakan, özel sektöre ticari faaliyetlerin sürekliliğini koruma, piyasaların istikrarına katkıda bulunma ve ticari işlemler ile fiyatlandırmada şeffaflık ilkesine bağlı kalma çağrısında bulundu. Vatandaşların üzerindeki yükü artırabilecek uygulamalara karşı uyarıda bulundu.

Zindani, diğer yandan askeri ve güvenlik alanındaki gelişmelerin ticari faaliyetler üzerinde yarattığı baskının boyutunu kabul etti. Bu gelişmelerin taşımacılık, tedarik ve ithalat maliyetleri açısından çeşitli zorluklara yol açtığını belirten Zindani, özel sektör temsilcileriyle iletişimi sürdürme ve karşılaşılan sorunları çözmek üzere ilgili bakanlıklar ve kurumlarla birlikte çalışma taahhüdünü yineledi.

Özel sektör temsilcileri de ticari faaliyetlerin karşı karşıya olduğu zorlukları ve tedarik süreçlerini kolaylaştırmaya, hükümetle iş birliğini geliştirmeye yönelik önerilerini paylaştı. Üretim ve ticaret sektörlerinin üzerindeki yükün hafifletilmesi, vatandaşların çıkarlarının ve ulusal ekonominin korunması için istişarelerin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Temel hizmetler baskı altında

Yerel düzeyde Taiz Valisi Nebil Şemşan, yerel yönetim yetkilileri, icra birimlerinin yöneticileri ve ilçe müdürleriyle geniş katılımlı bir toplantı düzenleyerek askeri, hizmet ve insani alanlardaki son gelişmeleri ele aldı. Şemşan, vilayet halkının direnişinin devlet kurumlarını yeniden tesis etme mücadelesinin temel dayanaklarından biri olduğunu söyledi.

Silahlı Kuvvetler ile halk direniş güçlerinin fedakârlıklarına dikkat çeken Şemşan, yıllardır süren savaş, kuşatma, kötüleşen yaşam koşulları ve temel hizmetlerdeki gerilemenin halkın çektiği sıkıntıları artırdığını belirtti. Şemşan, açıklamasına göre yerleşim bölgelerine yönelik saldırıların da sürdüğünü ifade etti.

Vali, kurumsal performansın ve iş disiplininin artırılması, icra birimleri arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi ve görevlerini ihmal edenlerin kanun çerçevesinde hesap vermesi talimatını verdi. Su, sağlık, temizlik, eğitim, elektrik ve yol hizmetlerine öncelik verilmesini istedi.

cdghjuk
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinde yerel yönetim yetkililerinin katıldığı toplantıdan bir kare

Şemşan ayrıca piyasalardaki denetimlerin sıkılaştırılması, stokçuluğun ve fiyat manipülasyonunun önlenmesi, bombardımanın yol açtığı hasarın tespit edilmesi, yaralıların yanı sıra hayatını kaybedenlerin ailelerinin ve sivil mağdurların durumlarının takip edilmesi çağrısında bulundu. Mevcut yardımların ihtiyaç sahiplerine adil ve şeffaf biçimde ulaştırılmasının önemini vurguladı.

İhlallerin belgelenmesi, zarar görenlerin durumlarının takip edilmesi ve yaşadıkları sıkıntıların ilgili kurumlar ile insani yardım ve insan hakları kuruluşlarına aktarılması gerektiğini belirten Şemşan, devlet kurumlarının sahadaki varlığının güçlendirilmesi ve vatandaşların şikâyetlerinin dinlenmesi çağrısı da yaptı.

Vali Yardımcısı Reşad el-Akheli ise sahadaki denetimlerin ve tüccarlara yönelik kontrollerin sürdüğünü belirterek temel ihtiyaç maddelerinin tedarikinde mevcut durumun istikrarlı olduğunu ve yeterli miktarda un bulunduğunu söyledi. Akheli, petrol ürünleri ve temel ihtiyaç maddelerinin teminini güvence altına almak için ilgili kurumlarla temasların devam ettiğini kaydetti.

Sağlık İşlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı İlan Abdülhak da kuşatma ve ağır vakaların artması nedeniyle hastanelere destek sağlanması, tıbbi solüsyonlar, diyaliz solüsyonları ve gerekli ilaçların temin edilmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtti.


Yemen Şafağı operasyonunda hava ve kara saldırıları yoğunlaşıyor

Güney Amalika Tugayları’na bağlı güçler, Lahic’in batısındaki cepheleri takviye etmek üzere yola çıktı (Askeri medya)
Güney Amalika Tugayları’na bağlı güçler, Lahic’in batısındaki cepheleri takviye etmek üzere yola çıktı (Askeri medya)
TT

Yemen Şafağı operasyonunda hava ve kara saldırıları yoğunlaşıyor

Güney Amalika Tugayları’na bağlı güçler, Lahic’in batısındaki cepheleri takviye etmek üzere yola çıktı (Askeri medya)
Güney Amalika Tugayları’na bağlı güçler, Lahic’in batısındaki cepheleri takviye etmek üzere yola çıktı (Askeri medya)

Yemen Şafağı askeri operasyonu 10. gününe girerken, ülkenin güneybatısındaki Taiz vilayetinin cephelerinde şiddetli çatışmalar sürüyor. Marib ve Cevf cephelerinde de çatışmalar devam ederken, hava ve kara saldırılarının yoğunlaştığı bildiriliyor. Hükümet güçleri, İran destekli Husilerin savaşma kapasitesini zayıflatmayı ve ikmal hatlarını kesmeyi amaçlayan operasyonlarda can kayıplarının ve yerinden edilmelerin arttığını, hastaneler, piyasalar ve temel hizmetler üzerindeki baskının da giderek ağırlaştığını belirtiyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, son 24 saatte savaş uçakları, insansız hava araçları, sahra topları, çok namlulu roketatarlar ve keskin nişancı birliklerinin katılımıyla 2 bin 200 hassas hedefleme operasyonu gerçekleştirildiğini açıkladı. İlk saha değerlendirmelerine göre yaklaşık bin 200 Husi unsurunun etkisiz hale getirildiği, farklı çatışma hatlarında 440’tan fazla askeri araç, zırhlı araç ve diğer askeri unsurların imha edildiği veya kullanılamaz hale getirildiği belirtildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, operasyonların komuta ve kontrol merkezleri, tahkimatlar, ateş kaynakları, gözetleme ve keşif noktalarının yanı sıra militanların toplandığı bölgeler, silah ve mühimmat depoları, ulaşım ve ikmal araçları ile “yüksek değerli” olarak nitelendirilen askeri hedeflere yoğunlaştığını söyledi.

Nezili, hükümet güçlerinin doğu ve güney cephelerinde saldırı operasyonlarını geliştirmeyi sürdürdüğünü ve yoğun ateş desteği altında sahada ilerleme kaydettiğini belirtti. Taiz’deki hava saldırılarının ise militan grupları ve Husi takviyelerini hedef aldığını, bunun Husilerin mevzilerine destek sağlama ve saflarını yeniden düzenleme kapasitesini sekteye uğratmayı amaçladığını ifade etti.

Saha kaynakları, Husilerin aralarında saha komutanlarının da bulunduğu ölü, yaralı ve esirlerden oluşan insan kayıplarını her gün artırdığını belirtiyor. Tahminlere göre örgüt, operasyonun 10 günlük döneminde yaklaşık 15 bin mensubunu ölü ve yaralı olarak kaybetti. Husiler ise kayıplarına ilişkin kapsamlı bir bilanço açıklamadı.

Çok cepheli çatışmalar

Taiz’de son saatlerde çatışmalar kentin güneyi, doğusu ve batısındaki cephelerde yoğunlaştı. Akruud bölgesinde çatışmalar yeniden alevlenirken askeri kaynaklar, hükümet güçlerinin mevzilerine yönelik Husi saldırısı girişimlerinin ardından Serrari, Zil-Berh ve Duhaih bölgelerinde çatışmalar çıktığını aktardı.

Kaynaklar, hükümet güçlerinin Husileri Sabr el-Mevadim ilçesindeki Serrari bölgesinden geri çekilmeye zorladığını belirtti. Öte yandan hava saldırılarında kentin doğusundaki Huban bölgesinde Husilere ait bir toplanma alanı ve merkezin hedef alındığı bildirildi.

xcvfgth
Gece saatlerinde Husiler tarafından kuşatma altında tutulan Taiz kenti (Facebook)

Batı cephesinde ise kente giden ana yolun bulunduğu ed-Dubab cephesi kapsamında Han Dağı, Sayyahi ve Hazran Dağı çevresindeki çatışmalar devam etti. Çatışmalar Taiz’in güneydoğusundaki Şukub ve Akruud cephelerine de yayıldı.

Bununla eş zamanlı olarak vilayetin güneybatısındaki el-Vaziiyye ekseninde Muhavela ve Ağabire bölgelerinde çatışmalar şiddetlendi. Komşu Lahic vilayetindeki el-Mudarebe cephesinde de çatışmaların sürdüğü bildirildi.

Hükümet açıklamasına göre askeri mühendislik birlikleri, batı cephesinde geri alınan bölgelerde mayın ve el yapımı patlayıcıların temizlenmesi, yolların ve geçiş güzergâhlarının güvenli hale getirilmesi çalışmalarını sürdürüyor. Bu çalışmalarla sivillerin korunması ve terk etmek zorunda kaldıkları bölgelere dönüşlerinin kolaylaştırılması hedefleniyor.

Operasyona devam kararı

Siyasi alanda ise Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Yemen Şafağı operasyonunun ilan edilen hedef doğrultusunda sürdürüleceğini belirtti. El-Alimi, operasyonun Husilerin darbesine son verilmesini, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesini ve silah ile savaş ve barış kararlarının anayasal kurumların kontrolünde toplanmasını amaçladığını söyledi.

El-Alimi, 14 Ekim Devrimi’nin 63. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, Silahlı Kuvvetlerin operasyonun başlamasından bu yana iyi bir performans sergilediğini belirtti. Sahadaki geçici değişimlerin devletin sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesini engellemeyeceğini ifade eden El-Alimi, bu süreçte kardeş ve dost ülkelerin desteğinin sürdüğünü kaydetti.

Husi tehdidinin belirli bir vilayet veya bölgeyle sınırlı olmadığını, kuzey ve güneyde Yemenlilerin güvenliğini ve geleceğini tehdit ettiğini belirten El-Alimi, Taiz ve Marib’de yaşananların Aden, Hadramut ve diğer vilayetlerin güvenliğiyle bağlantılı olduğunu vurguladı.

s

El-Alimi, operasyonun başlatılmasını ateşkes ve gerilimi azaltma girişimlerinin sonuçsuz kalması, Husilerin kentlere ve köylere, komşu ülkelere ve uluslararası su yollarına yönelik saldırılarını sürdürmesiyle gerekçelendirdi. Devlet kurumlarını yeniden tesis etme kararının yürürlükte olduğunu ve bundan geri dönüş olmayacağını söyledi.

İnsani uyarılar

Askeri operasyonların genişlemesi, özellikle yaralı ve yerinden edilenlerin sayısındaki artış ve sağlık tesislerinin artan ihtiyaçlara yanıt verme kapasitesinin gerilemesi nedeniyle uluslararası kuruluşların sivillere yönelik sonuçlar konusunda uyarılarına yol açtı.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi çarşamba günü yaptığı açıklamada, Yemen genelindeki hastanelerin çatışmalar nedeniyle yaralı sayısında yaşanan keskin artışla başa çıkmakta giderek daha fazla zorlandığını bildirdi. Komite, Marib, Taiz ve Kızıldeniz kıyısındaki cephe hatlarında bulunan bazı sağlık tesislerinin yalnızca bir hafta içinde 700’den fazla yaralı kabul ettiğini belirtti.

Komitenin sağlık birimi koordinatörü Firas Ebu Semra, sağlık ekiplerinin büyük bir baskı altında çalıştığını söyledi. Ebu Semra, faal durumdaki sağlık tesislerinin yalnızca küçük bir bölümünün yaralılara kapsamlı sağlık hizmeti sunabildiğini ifade etti.

Örgüt, cerrahi malzeme, anestezi, oksijen ve ilaç sıkıntısına dikkat çekerek, zaten ağır yük altında bulunan sağlık sisteminin çatışmaların genişlemesi halinde yeni bir toplu yaralı dalgasını karşılamakta sınırlı kapasiteye sahip olduğu uyarısında bulundu.

Yerinden edilme konusunda ise Uluslararası Göç Örgütü, 12 Ekim itibarıyla 36 bin 216 aileden oluşan 217 bin 303 kişinin yerinden edildiğini tespit ettiğini açıkladı. Yerinden edilenlerin yaklaşık yüzde 55’i Taiz vilayetinde bulunurken, Lahic’te 45 binden fazla, Aden’de ise 26 binden fazla kişinin çatışmalardan etkilendiği bildirildi.

Çatışmaların sonuçları yalnızca yerinden edilme ve yaralanmalarla sınırlı değil. Birleşmiş Milletler, insani yardım ortaklarından aldığı bilgilere dayanarak Taiz kentindeki temel ihtiyaç malzemelerinin tedarikinde gerileme yaşandığı ve buğday ile un stoklarının üç haftadan kısa bir süre içinde tükenebileceği uyarısında bulundu.

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, gıda fiyatlarının yaklaşık yüzde 50 arttığını, benzin fiyatlarının önceki seviyelerinin üç katına çıktığını ve yemeklik gazın büyük ölçüde bulunamaz hale geldiğini söyledi. Yakıt sıkıntısının su tedarikini de tehdit ettiğini belirten Dujarric, yerinden edilenlerin kaldığı merkezlerde aşırı yoğunluk yaşandığını, temiz suya erişimin sınırlı olduğunu ve sağlık hizmetlerinin yetersiz kaldığını ifade etti.

Bu koşullar, 1,5 milyondan fazla kişinin yaşadığı Taiz kentinde gıda ve sağlık güvenliğinin daha da kötüleşmesi riskini artırıyor. Kent, yıllardır Husilerin uyguladığı kuşatma nedeniyle hareketlilik ve ikmal konusunda kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.