Türkiye, İsrail ve Suriye'de uzlaşı arayışı

Ortak çıkarlar iki ülkeyi stratejik bir ittifak kurmaya iterken Trump, Netanyahu'yu makul olmaya çağırdı

Türkiye-İsrail çatışmaları gerginliğin ötesinde, askeri çatışmanın gerisinde (AFP)
Türkiye-İsrail çatışmaları gerginliğin ötesinde, askeri çatışmanın gerisinde (AFP)
TT

Türkiye, İsrail ve Suriye'de uzlaşı arayışı

Türkiye-İsrail çatışmaları gerginliğin ötesinde, askeri çatışmanın gerisinde (AFP)
Türkiye-İsrail çatışmaları gerginliğin ötesinde, askeri çatışmanın gerisinde (AFP)

İsmail Derviş

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara ile Tel Aviv arasında Suriye ile ilgili yaşanan gerilime ilişkin açıklamaları, başta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olmak üzere herkesi şaşırttı. Netanyahu’ya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir ilişkisi olduğunu söyleyen Trump, Netanyahu’nun makul olması gerektiğini belirterek, “Türkiye ile bir problemin varsa bunu çözebilirim” dedi.

Trump'ın bu ifadeleri, ABD için İsrail'in aşılamayacak bir kırmızı çizgi olması ve tüm dünyanın ABD tarafından İsrail’e Gazze Şeridi ve Lübnan'a karşı savaşında verilen sarsılmaz desteğe tanıklık etmesinden dolayı şaşırtıcıydı. Ancak mesele Türkiye ile olası bir çatışmaya ilişkin endişelere geldiğinde, Türkiye Washington'ın bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olduğundan olay başka bir boyut kazandı.

Türkiye ve İsrail arasındaki anlaşmazlıklara rağmen, Ankara ve Tel Aviv arasında diplomasi dilinin hâkim olduğu stratejik ve tarihi ilişki, gerginliğin azaltılmasına ve muhtemelen bir anlaşmaya varılmasına katkıda bulunabilir.

Çatışmaları önleyecek bir anlaşmaya varılması

Suriyeli bir kaynak Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada: “Şu an bir anlaşmadan söz ediliyor, ancak bu anlaşma bir ayrılma anlaşması değil, bir çatışmasızlık anlaşması. Çünkü aslında Türkiye ile İsrail arasında Suriye'de bir çatışma yok, başka bir deyişle anlaşma, Suriye hava sahasında bir İsrail uçağı varsa, gideceği yerin bildirilmesi için sınırların çizilmesini öngörüyor” ifadelerini kullandı.

sdfrgt
Ankara ve Tel Aviv arasında, iki taraf arasında olası çatışmaların önlenmesini ve Suriye'nin orta kesimlerinde Türkiye’nin askeri üsler kurmasını garanti altına alan bir anlaşma imzalanabilir (AFP)

Suriyeli kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Genel olarak Suriye arenasında bir tür dengeye ihtiyaç var. Türkiye mevcut politikalarını sürdürerek İsrail'in Suriye topraklarını işgal etme girişimini engelleyebilir. Bunun için Şam ve Ankara hükümetleri arasında resmi bir anlaşma var. Bu da bunun her iki ülkenin de ortak çıkarına olduğu anlamına geliyor. İsrail ile Suriye'nin kuzeydoğusunda Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden silahlı gruplar arasında doğrudan bir temas olması halinde, Türkler de onların ulusal güvenliklerini etkileyecektir.”

Suriyelilerin Türkiye'ye güveni

Şarku'l Avsat'ın  Indepenedent Arabia'dan aktardığına göre Birleşmiş Milletler (BM) Koordinatörü Ammar Ebu Halava yaptığı özel açıklamada, “Bugün Suriyeliler olarak Türkiye'nin siyasi diplomasisine güvenmemize bir engel yok. Çünkü Türkiye Suriye halkının isteklerini boşa çıkarmadı. Türkiye ister yardım elini uzatarak ya da sınırlarının istikrarını koruyarak olsun Suriye halkına karşı herhangi bir olumsuz davranışta bulunmadı. Türkiye de istikrarlı bir ülkedir ve Suriye'nin egemenliğinden ödün vermediği sürece Suriyeliler olarak bizim için uygun olan her türlü anlaşmaya açığız” ifadelerini kullandı.

Gelecekte bir çatışma yok

Öte yandan Türkiye ile İsrail arasında Suriye'de gelecekte bir çatışma yaşanmayacağını vurgulayan gazeteci yazar ve siyaset uzmanı Firas Rıdvanoğlu şunları söyledi:

“Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında gelecekte bir çatışma olmayacak. ABD’nin, bizzat Başkan Trump’ın İsrail'den Türkiye ile bir çözüm bulmasını istediğinde ortaya koyduğu tutumuna tanık olduk. Trump’ın bu açıklamaları, İsrail'in Suriye dosyasında Türkiye'ye karşı duruşunun ABD tarafından reddedildiğinin bir göstergesidir. Çünkü Suriye dosyasında yapılacak herhangi bir hata büyük bir savaşa yol açabilir. Suriye'deki durum, Lübnan'ın güneyinde duruma benzemez. Zira Hizbullah bölgesel olarak desteklenmiyor olabilir, ancak Şam bölgede önemli bir düğüm noktası olduğundan Suriye'deki durum farklı. Bu yüzden ABD, İsrail'in iddialarını reddetti.”

İstikrar arayışı

Rıdvanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’nin Suriye’de kurmak istediği askeri üslere gelince, Türkiye bu üsleri nereye kuracağını İsrail'in isteklerine göre değil, kendine nasıl uygun geliyorsa ona göre seçecektir. Türkiye’nin bu üsleri Suriye'nin kuzeyi, güneyi, batısı ve doğusundaki tüm sınırlarını gözetlemek amacıyla Suriye'nin merkezinde kuracağı tahmin ediliyor. Öte yandan Suriye hükümeti İsrail ile bir çatışma istemiyor. Türkiye ile İsrail arasında da Suriye’de bir çatışma yaşanmasını istemiyor. Suriye açıkça istikrar istediği ve İsrail’in de bu istikrara hizmet etmek için ne yapması gerekiyorsa onu yapması gerektiği mesajını veriyor.

Güvenlik koordinasyonu

Türkiye ile İsrail arasında güvenlik alanında kesinlikle bir koordinasyon olduğuna ve bu koordinasyonun herkes için en iyisi olduğuna inanan Rıdvanoğlu, “İsrail'in Türk hükümeti aracılığıyla Suriye'ye mesajlar göndermesi mümkün olduğu gibi Suriye'nin de Türkler aracılığıyla İsrail'e mesajlar göndermesi mümkün. Ancak Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığına ilişkin karar, Ankara ve Şam arasında alınması gereken ortak bir karardır ve akıllıca alınmalıdır. Genel olarak uluslararası toplum, ABD ve Avrupa, Suriye'de istikrarın sağlanması yönünde bir eğilim gösteriyor” şeklinde konuştu.

Karşı karşıya gelme korkusu

Suriyeli akademisyen ve araştırmacı Abdurrahman en-Nayif, Independent Arabia’ya yaptığı özel açıklamada, Türkiye ve İsrail arasında Suriye'de yaşanan gerilimin her geçen gün arttığını ve Suriye'nin bir kez daha askeri çatışmaya sürüklenme korkusuyla uluslararası bir rekabet alanı haline geldiğini söyledi. Bu durumun İsrail'in güneydeki kara harekâtından Suriye'nin derinliklerindeki hava saldırılarına kadar uzanan ve Türkiye'nin Suriyelilerin acı çekmeye devam etmelerine neden olacağını ve ülkede istikrarın sağlanmasını engelleyeceğini düşündüğü provokatif hamlelerinden kaynaklandığını ifade eden Nayif, “Türkiye için Suriye'nin istikrara kavuşması kendi çıkarına, zira bu kendi sorunlarının bir kısmını çözecek. Ancak Ankara ile Tel Aviv arasında askeri bir çatışma yaşanmayacak. Çünkü Türkiye bölgesel bir güç ve NATO üyesi. İsrail ise provokasyon tutkusuyla mümkün olduğunca çok şey kazanmayı amaçlıyor” yorumunda bulundu.

dfrgt
Gözlemciler Türkiye'nin Suriye dosyasındaki en önemli aktörlerden biri olduğunda hemfikir (AFP)

İsrail'in düzenlediği saldırıların Türkiye'ye açık bir mesaj vermeyi amaçladığını düşünen Nayif’e göre bu saldırılar bölgesel barışı tehdit ediyor ve terörizmi körüklüyor. Ankara ise Suriye'nin istikrara kavuşmasını istiyor. Çünkü Suriye, özellikle Kürt meselesinde Türkiye'nin istikrarı için kilit bir faktör. Dolayısıyla Suriyeliler anlayış göstermeli, çünkü Suriye tükenmiş durumda.

Siyasette ticaret

Harmoon Araştırmalar Merkezi'nde araştırmacı olan Muhammed es-Sukkari, Beşşar Esed rejiminin düşmesi ve Şam’da yeni bir yönetimin kurulmasının Suriye dosyasındaki bölgesel aktörlerin değişmesine ve dönüşmesine katkıda bulunduğunu söyledi. Belki de en önemli değişikliklerden birinin Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana türünün ilk örneği olan İsrail ile Türkiye’nin coğrafi olarak yakınlaşması olduğunu vurgulayan Sukkari, “İsrail'in sadece çıkarları değil, Washington'daki siyasi itibarı da dahil olmak üzere çeşitli endişeleri var. Dosyayla ilgili güç dengelerini yeniden çizen bu itibar, siyaseti ticarete benzer bir durum olarak gören Trump'ın yaklaşımını etkileyebilir ve Suriye dosyasında İsrail ve Türkiye de dahil olmak üzere ittifaklarını geleneksel politikalardan uzaklaşarak bölgesel değişkenleri maksimize eden etkileşimli politikalara doğru yeniden formüle etmesine neden olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Trump'ın son açıklamalarının İsrail'in artık Suriye'deki tek güç olmadığının ve Türkiye'nin Suriye içindeki ağırlığını arttırarak yeni angajman kuralları çizebileceğine dair işaretler taşıdığına dikkati çeken Sukkari, “Ancak bu kez durum sadece İsrail'in değil, Türkiye'nin de işine geliyor. Bu da iki tarafı çatışmak yerine koordinasyon kurmaya itiyor. Washington'ın Suriye'de İsrail ve Türkiye arasındaki angajman kuralları meselesini çözmek istediğine ve Trump'ın yeni politikasına (bölgede barış) hizmet etmediği için yeni bir savaşa sürüklenmek istemediğine inanıyorum. Tüm bu gerçekler, ABD'nin arabuluculuğuyla Suriye meselesinde ve İsrail ile Türkiye’nin yeni varlığının niteliği konusunda siyasi bir anlaşmaya varma olasılığının arttığını gösteriyor. Mümkün olan en yüksek kazanımları elde edebilecek gerilimin sürekli tırmandırılması bağlamı dışında arabuluculuk dosyası çözüme kavuşturulmadan kuralların belirlenmesi zor olabilir. Türkiye'nin şüphesiz Suriye'nin orta kesimlerinde askeri üsler kurmaktan ziyade Şam ile Türkiye'nin nüfuzunu arttıracak bir ortak savunma anlaşması imzalamayı istiyor” ifadelerini kullandı.

Diğer oyuncular

Öte yandan siyasi uzman Nureddin el-Baba, Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında tansiyonun düşeceğini ve öngörülebilir bir gelecekte bir çatışmaya dönüşmeyeceğini düşünüyor. Türkiye’nin Suriye'de askeri üsler kurmasının Türkiye ile İsrail arasında değil, Suriye ile Türkiye arasında bir anlaşmanın yapılmasını gerektirdiğini ifade eden Baba, “Temelde iki taraf arasında bir anlaşma imzalanana kadar iki taraf arasında bir çatışma yok ve her iki taraf da gelecekte çatışma niyetinde değil” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye ve İsrail arasında Türkiye'den daha fazla arabuluculuk yapabilecek taraflar olduğunu söyleyen Baba, bu tarafların kimler olduğunu söylemekten kaçındı.

Türk akademisyen ve siyasi uzman Tuşkan Tarık, Ankara ile Tel Aviv arasında olası çatışmaların önlenmesini ve Türkiye tarafından Suriye'nin orta kesimlerinde askeri üsler kurulmasını garanti altına alan bir anlaşma imzalanmasının mümkün olduğunu söyledi. Türkiye ve İsrail arasında Suriye konusunda koordinasyon olduğuna dikkat çeken Tarık, Türkiye'nin Suriye ve İsrail arasında arabulucu rolü oynayabileceğini belirtti.

Türkiye'nin Suriye dosyasındaki en önemli aktörlerden biri olduğu, Şam'ın Türkiye'nin ülkedeki rolünden memnuniyet duyduğu, Türkiye ile stratejik bir ittifak kurmak istediği konusunda hemfikir olan gözlemciler, Ankara ve Tel Aviv arasında doğrudan askeri bir çatışma olmayacağını ve silahların başaramadığını diplomatik yollarla başarabileceklerini vurguladılar.



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.