Abbas, ölüm kalım mücadelesi doruk noktasındayken Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştiriyor

Filistin Devlet Başkanı Yardımcılığına yeni bir isim atayan Abbas, güvenlik servislerinde büyük değişikliklerin yaşandığı dönemde iktidarın yumuşak bir şekilde geçişini amaçlıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
TT

Abbas, ölüm kalım mücadelesi doruk noktasındayken Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştiriyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)

Filistin Merkez Konseyi yaklaşık 10 gün içinde, Filistin Yönetimi'nin kuruluşundan bu yana en kapsamlı reform ve değişiklikleri gerçekleştirecek olan olağanüstü bir oturumla, Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Yardımcılığı makamını oluşturmaya hazırlanıyor. Mahmud Abbas, bu reformları Gazze Şeridi'ndeki savaşın karmaşıklığının getirdiği iç ve dış baskılar altında son birkaç hafta önce başlattı.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi'nin yaklaşık 180 üyesi, FKÖ Yürütme Komitesi'nde başkan yardımcılığı makamına bir isim atamak amacıyla 23 ve 24 Nisan tarihlerinde Ramallah'ta toplantıya davet edildi.

Abbas, Kahire'de 4 Mart'ta düzenlenen Olağanüstü Arap Birliği Zirvesi sırasında Filistin Yönetimi'nde değişiklik yapma niyetini açıklamıştı. Bu açıklama o dönemde, İsrail'in Filistin Yönetimi'ni Gazze'de savaş sonrası herhangi bir projeden uzaklaştırma ve muhtemelen Batı Şeria'da tasfiye etme planını bertaraf etmeye yönelik bir taktik olarak görüldü.

Abbas yaptığı kısa konuşmada, FKÖ ve Filistin Devleti için bir başkan yardımcısı atayacağını, FKÖ'nün tüzüğünde gerekli değişiklikleri yapacağını ve devletin liderlik çerçevesini yeniden yapılandıracağını vurguladı. Abbas ayrıca FKÖ’den ihraç edilenler için genel af ilan edileceğini ve gerekli örgütsel prosedürlerin başlatılacağını duyurdu.

Yumuşak geçiş

Hem FKÖ’nün hem de Filistin Yönetimi'nin meclisi ve otoritesi olan Ulusal Konsey, 2018 yılında yetkilerini Merkez Konsey'e devretti. Merkez Konsey'in bir sonraki toplantısında Gazze'nin yeniden yapılandırılması, ulusal birlik ve FKÖ’nün başkan yardımcısının atanması gerekmese de bu makamın oluşturulması gibi çeşitli konuları görüşmesi bekleniyor.

dfrgtyh
Filistin Merkez Konseyi üyelerine 23 Nisan’da yapılması planlanan toplantı için gönderilen davetiyenin fotoğrafı (El Fetih üyelerinin sosyal hesaplarından)

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, ‘devlet başkanı yardımcılığı makamı oluşturulacak ve Abbas daha sonraki bir aşamada yardımcısını seçmekle mi görevlendirilecek- ki bu muhtemelen başkana geniş yetkiler verecektir- yoksa aynı oturumda hem bu makam oluşturulacak hem de bir seçimle bu makama bir isim mi seçilecek?’ sorularının yanıtlarına dair geniş müzakereler olduğunu söylediler.

Kaynaklardan biri şunları söyledi:

Önemli olan, bir yandan reform taleplerine yanıt veren, diğer yandan İsrailliler ve diğerleri için fırsatı kaçıran ve başkanlık makamının boşalması durumunda iktidarın sorunsuz bir şekilde geçişini sağlayan en önemli adımlardan biri olarak Abbas'a bir yardımcı atanması kararının alınmış olmasıdır.

Filistinli bir başkan yardımcısının atanması konusu, Hamas'ın Filistin Yasama Meclisi’nin kontrolünü ele geçirmesinin ardından Abbas’ın da yaşının ilerlemesiyle yıllardır tartışılan bir konu.

Filistin Yönetimi Anayasası'na göre cumhurbaşkanlığı makamının ölüm veya başka nedenlerden ötürü boşalması halinde, Yasama Meclisi Başkanı 60 gün süreyle cumhurbaşkanlığı görevini üstlenir ve bu sürenin sonunda başkanın belirlenmesi için genel seçimler yapılır.

Abbas yıllar önce Yasama Meclisi’ni feshetti ve geçtiğimiz yılın sonlarında cumhurbaşkanlığı makamında bir boşalma olması halinde yetkilerin 90 günlüğüne geçici olarak Ulusal Konsey Başkanı'na verilmesini ve bu sürenin sonunda cumhurbaşkanı seçilmesi için genel seçimlerin yapılmasını öngören bir anayasa kararnamesi yayınladı.

Abbas'ın FKÖ’deki yardımcısının devlet başkanı yardımcısı olarak ilan edilmemesi halinde, Abbas'ın FKÖ’deki yardımcısının atanması bir değişiklik yaratmayacaktır.

Dengeleri tersine çeviren bir savaş

Abbas, devlet başkanı yardımcılığı makamı meselesini es geçip mevcut durumu koruyabilirdi ama Gazze’deki savaş tüm dengeleri değiştirdi. Savaş, Filistin Yönetimi'ni İsrail, ABD ve Arap ülkelerinin suçlamaları altında köşeye sıkıştırdı. Arap ülkeleri, savaştan sonra Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde güçlendirilmesine yönelik her türlü desteği sağlamak için Abbas'ın bu kez ciddiyetle ele almaktan kaçamayacağı, ABD’nin bir daha ortaya koyduğu kapsamlı reformların ve değişikliklerin yapılması talebinin yerine getirilmesini şart koştu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde yönetimi devralması fikrini reddederek onu ‘zayıf ve beceriksiz’ olarak nitelendirdi. ABD’li yetkililer, birbiriyle çelişen planlardan bahsederken, Arap ülkeleri önce Filistin Yönetimi'nin katılacağı sonra da Gazze Şeridi’nin yönetimini devralacak güçler ve komiteler oluşturmaya çalışıyor.

Abbas'ın (90) yardımcısının atanması, Filistin Yönetimi’nin değişmekte olduğuna dair en açık mesaj olacak. ‘Fiili bir başkan’ olarak geniş yetkilere sahip olması beklenen yardımcının, yenilenmiş bir güvenlik aygıtının ve nispeten yeni bir hükümetin başına geçmesi bekleniyor.

Abbas geçtiğimiz yıl tüm bakanlarını görevden aldı ve Başbakan Muhammed Mustafa liderliğinde yeni bir hükümet kurdu. Geçtiğimiz birkaç hafta içinde de neredeyse tüm güvenlik teşkilatı müdürlerini görevden alarak en önemli kurumların başına bu kez çoğunlukla başkanın yakın korumalarından olan yeni isimler atadı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik kaynağı yaptığı açıklamada, bu kişilerin dikkatle seçildiğini söyledi. Kaynak “Bu kişilerin çoğu cumhurbaşkanının özel korumalarından oluşuyor, bu da cumhurbaşkanına güvenlik teşkilatları üzerinde daha fazla kontrol ve dolayısıyla yerine geçecek kişi üzerinde de kontrol sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Yeni atamalar arasında Tümgeneral Iyad el-Akra'nın Önleyici Güvenlik Servisi Genel Müdürü, Tümgeneral Nidal Şahin'in Askeri İstihbarat Servisi Başkanı, Tümgeneral el-Abid İbrahim Halil'in Ulusal Güvenlik Güçleri Başkanı, Tümgeneral Enver Receb'in Siyasi ve Ulusal Rehberlik Otoritesi Komiseri ve Tümgeneral Ekrem Sevabte'nin Sivil Savunma Otoritesi Başkanı olarak atanması kararları yer alıyordu. Bu atamalardan kısa bir süre önce de Tuğgeneral Allam es-Saka'nın tümgeneral rütbesine terfi ettirildiği ve Filistin Polisi Genel Müdürü olarak atandığı duyuruldu.

Abbas bu ayın başlarında tuğgeneral rütbesindeki yüzlerce subayı görevden alarak başkanlık kararnamesiyle emekliye sevk etti. Karar, Filistin güvenlik güçlerinin insan kaynaklarını, güvenlik hizmetlerini ve çalışmalarını geliştirme planları doğrultusunda yeniden yapılandırma çerçevesinde alındı.

Filistin Yönetimi son reformlar kapsamında Filistinli esirlerin maaşlarını ödeme sistemini değiştirdi ve 1 Haziran'da uygulanmaya başlanacak olan ödeme sisteminde reform yapılması için ABD Başkanı Donald Trump yönetimine bir mektup gönderdi.

Üç makam

Filistinli kaynaklara göre Abbas şimdi uzun süredir istihbarat şefi olan General Macid Ferec’i görevden alıp yerine başka bir ismi atayacak dramatik bir hamle daha yapmayı planlıyor.

İsrail gazetesi Times of Israel'e konuşan Filistinli bir yetkili, Avrupalı bir diplomat ve bilgili Filistinli bir kaynak, Ferec’in akıbetine ilişkin nihai kararın önümüzdeki haftalarda verilmesinin beklendiğini söyledi.

Kaynaklardan biri şunları söyledi:

Abbas, Filistin Yönetimi'ni reforme etmesi ve yeni nesil liderlere yol açması, böylece Filistin Yönetimi’nin savaştan sonra Gazze'yi yeniden yönetme gibi büyük bir görevi üstlenmeye daha hazır hale gelmesi için Arap ve Batı ülkelerinden müttefiklerinin artan baskısıyla karşı karşıya.

Filistin güvenlik teşkilatlarının değişmeyen son başkanı olan Ferec ile ilgili olarak FKÖ Yürütme Komitesi ya da Fetih Hareketi (El Fetih) Merkez Komitesi'nde bir makama geçeceği yönünde genel bir kanı var.

FKÖ başkan yardımcılığına kimin seçileceği ve Abbas'ın bu kişiyi Filistin Yönetimi başkan yardımcısı olarak da ilan edip etmeyeceği bilinmiyor.

FKÖ Yürütme Komitesi Sekreteri Hüseyin eş-Şeyh en muhtemel aday olarak görünüyor. Ancak El Fetih içinde, özellikle Merkez Komite'de yer alan ve İsrail hapishanelerindeki mahkumlar da dahil olmak üzere bu makamı daha fazla hak ettiklerine inanan önde gelen isimler gibi pek çok sorun potansiyel bir engel olarak ortaya çıkabilir.

El Fetih içinde Abbas'ın makamından sonraki makamların paylaştırılması, yani Abbas'ın şu anda sahip olduğu ve merhum lider Yaser Arafat'ın da bir zamanlar sahip olduğu Filistin Yönetimi Başkanlığı, FKÖ Başkanlığı ve El Fetih Başkanlığı olmak üzere üç makamın, Fetih Hareketi’nden üst düzey üç ismin üstlenmesi yönünde bir öneri var.

dfgthy
Washington'da Oslo Anlaşması'nın imzalanmasının ardından Yaser Arafat ve Yitzhak Rabin arasında ABD Başkanı Bill Clinton'ın arabuluculuğunda gerçekleşen tarihi tokalaşma, 13 Eylül 1993 (Getty)

Şarku’l Avsat’a konuşan bir El Fetih yetkilisi, Filistin Yönetimi başkanının EL Fetih Merkez Komitesi üyesi ve örgütün yürütme organı üyesi, dolayısıyla Merkez Komite Başkanı ve örgütün başı olması gerektiğini söyledi.

El Fetih'in bu geleneği sürdürüp sürdürmeyeceği ya da 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın Hamas'ın, İsrail'in, Filistin Yönetimi'nin ve bir bütün olarak Ortadoğu'nun çehresini değiştirdiği gibi Fetih Hareketi’nin de çehresini değiştirip değiştirmeyeceğini önünüzdeki süreçte göreceğiz.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.