Kızıldeniz'de seyrüsefer serbestisinin sağlanması için Mısır-Cibuti koordinasyonu

Sisi ve Gulle, Kızıldeniz'e Kıyısı Olan Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi’nin aktif hale getirilmesinin önemini vurguladı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'nin Cibuti'ye ikinci ziyaretinden (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'nin Cibuti'ye ikinci ziyaretinden (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Kızıldeniz'de seyrüsefer serbestisinin sağlanması için Mısır-Cibuti koordinasyonu

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'nin Cibuti'ye ikinci ziyaretinden (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'nin Cibuti'ye ikinci ziyaretinden (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ve Cibuti, Kızıldeniz'le ilgili konularda ortak koordinasyonun güçlendirilmesinin önemini vurgularken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Cibutili mevkidaşı İsmail Ömer Gulle ‘seyrüsefer özgürlüğünü etkileyen her türlü uygulamanın reddedildiğini’ belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi dün Cibuti'yi ziyaret ederek, ‘ikili ilişkileri güçlendirme yollarının yanı sıra Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki bölgesel durumlara ilişkin ortak koordinasyon’ konusunda görüşmelerde bulundu.

Bu, Sisi'nin bir Mısır cumhurbaşkanı tarafından gerçekleştirilen ilk ziyaret olarak kabul edilen ve ‘iki ülke arasında ekonomik, güvenlik ve kalkınma alanlarında iş birliğini geliştirme yollarını’ ele alan Mayıs 2021'deki ilk ziyaretinden sonra Cibuti'ye yaptığı ikinci ziyaret.

Gulle ile düzenlediği basın toplantısında Sisi, Cibutili mevkidaşıyla yaptığı görüşmelerde ‘Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki durumun ve iki ülkenin bölgedeki ortak zorluklarının ele alındığını’ söyledi.

Görüşmelerde, hayati bir uluslararası ticaret arteri olması nedeniyle ‘Kızıldeniz'de güvenlik ve seyrüsefer özgürlüğünün tehdit edilmesinin reddedildiği’ vurgulandı. Mısır Cumhurbaşkanlığı'na göre Sisi, ‘bölgesel güvenliğin ilke ve esaslarına bağlı kalınması gerektiğini’ vurguladı ve ‘Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne kıyısı olan ülkelerin bu uluslararası seyrüsefer koridorunun yönetimi ve güvenliğinden münhasıran sorumlu olduğu konusunda fikir birliğine varıldığını’ ifade etti.

Kahire ve Cibuti yaptıkları ortak açıklamada, ‘Kızıldeniz'e Kıyısı Olan Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi'nin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne kıyısı olan ülkeler arasındaki koordinasyonun geliştirilmesinde asli sorumluluklarını üstlenmesi için aktif hale getirilmesinin önemini’ vurguladılar.

2020'de kurulan Kızıldeniz'e Kıyısı Olan Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi, sekiz Arap ve Afrika ülkesinden oluşuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Yemen, Ürdün, Sudan, Somali, Cibuti ve Eritre'den oluşan Konsey, ‘üyeleri arasında güvenlik ve kalkınmayı teşvik etmeyi’ amaçlıyor.

sdefrt5y6
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Cibutili mevkidaşı İsmail Ömer Gulle, Kızıldeniz'le ilgili konularda ortak koordinasyonun güçlendirilmesinin önemini vurguladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi, ‘Somali'deki güvenlik ve istikrar sütunlarının desteklenmesi ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini’ vurguladı. ‘Paralel hükümet kurma çabaları da dâhil olmak üzere Sudan'ın birlik, egemenlik ve toprak bütünlüğünü tehdit eden her türlü girişimin reddedildiğini’ belirten Sisi, ‘Sudan ulusal kurumlarının korunması ve insani yardımın tüm bölgelere erişiminin arttırılması gerektiğini’ vurguladı.

Mısır Cumhurbaşkanı ve Cibutili mevkidaşı Filistin meselesindeki gelişmeleri de ele aldılar. ‘Filistinlilerin her ne ad altında olursa olsun topraklarından sürülmesini reddeden ortak Arap tutumunu’, ‘Filistin meselesinde iki devletli çözüm temelinde sürdürülebilir bir çözüme ulaşmanın kaçınılmazlığını’ ve ‘Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına yönelik Arap-İslam planının uygulanması için uluslararası ortaklarla iş birliğini’ vurguladılar.

Mısır'ın Afrika işlerinden sorumlu eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Muna Ömer'e göre Sisi'nin Cibuti ziyareti Afrika Boynuzu'nda ortak koordinasyon gerektiren gerilimlerin yaşandığı önemli bir döneme denk geliyor.

Muna Ömer Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, “Mısır-Cibuti ilişkileri, Somali ve Eritre ile üçlü iş birliği mekanizması ışığında Afrika Boynuzu ile bölgesel iş birliğinin yanı sıra, başta ekonomi ve güvenlik olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliğine yönelik stratejik bir ittifaka dayanıyor” dedi.

Mısır, geçen yıl ekim ayında Eritre'nin başkenti Asmara'da Mısır, Somali ve Eritre cumhurbaşkanlarını bir araya getiren üçlü zirve ile Afrika Boynuzu'ndaki varlığını derinleştirmiş ve zirvede ‘hem Afrika Boynuzu hem de Kızıldeniz'deki ortak zorluklar karşısında bu ilişkileri geliştirmenin ve güçlendirmenin önemi’ vurgulanmıştı.

xsdfr
Mısır ve Cibuti tarafları arasındaki görüşmelerde bölgesel güvenlik ilke ve esaslarına bağlılık vurgulandı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

‘Kahire'nin Cibuti ile ekonomik iş birliğini güçlendirmeyi’ ve ‘iki ülkenin lojistik kabiliyetlerinden yararlanmak için ticari döviz kurlarını yükseltmeyi’ hedeflediğini kaydeden Muna Ömer'e göre Mısır-Cibuti koordinasyonu, Cibuti'nin Arap Birliği ve Afrika Birliği (AfB) üyeliğine dayalı olarak diğer Arap ve Afrika konularını ve dosyalarını da kapsıyor.

İkili iş birliği bağlamında Sisi, Cibuti'de enerji güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak ulusal elektrik şebekesinin rehabilitasyonu, güneş enerjisi santrali projesi, Cibuti'nin serbest bölgelerinde Mısırlı şirketler için bir lojistik merkezi kurulması ve Doraleh'deki konteyner limanının genişletilmesi projelerini içeren ortak bir program başlatıldığını duyurdu.

Ortak açıklamada, ‘Mısır'ın Cibuti'de elektrik, enerji ve liman sektörlerinde, güneş ve rüzgâr enerjisi santralleri de dâhil olmak üzere, uygulanmasına katkıda bulunacağı bir dizi projenin yanı sıra Cibuti serbest bölgesinde 150 bin metrekarelik bir alanda Mısırlı şirketler tarafından iki ülke pazarları ve komşu bölgesel pazarlar arasındaki ticaret alışverişini desteklemek üzere bir lojistik merkez olarak kullanılacak lojistik bölgenin kurulmasına’ atıfta bulunuldu.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.