Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Arap ülkelerinden İsrail'in Somaliland'daki “ilerleyişine” tepki

İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
TT

Arap ülkelerinden İsrail'in Somaliland'daki “ilerleyişine” tepki

İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)

İsrail'in Somaliland bölgesine büyükelçi atadığını açıklaması Arap ülkelerinin tepkisine yol açtı. Mısır, söz konusu adımı kesin bir dille reddederek bunun “herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenliği zayıflatacağını” belirtirken, Arap Birliği dün yayımladığı açıklamada Aden Körfezi açıklarında İsrail'in askerî ve siyasi nüfuzunu artırma girişimlerine karşı uyarıda bulundu.

İsrail'in Somaliland büyükelçisi Michael Lotem, geçen hafta başkent Hargeisa'daki başkanlık sarayında, İsrail'in büyükelçi olarak atadığı ismi tanıtan güven mektubunu ayrılıkçı bölgenin lideri Abdurrahman Muhammed Abdullah'a (Cirro) sundu. İbranice yayın yapan medya kuruluşları, bu adımın iki taraf arasındaki diplomatik ilişkileri güçlendirdiğini bildirdi.

İsrail merkezli i24NEWS internet sitesine göre güven mektubunun sunulduğu tören kapsamında, bölgede gelecekte açılması planlanan İsrail büyükelçiliğinin temel atma töreni de gerçekleştirildi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Nadir Zeki Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, “Mısır, Somali Federal Cumhuriyeti'nin birliğini ve egemenliğini desteklemektedir. Bu egemenliği zedeleyecek bir fiilî durum dayatma girişimlerinin Afrika Boynuzu'nda güvenlik ve istikrar üzerinde sonuçları olacağı görüşündedir” dedi.

Zeki, “Mısır, Somali topraklarının bütünlüğünü hedef alan tek taraflı adımlar veya uygulamalar atan ya da uluslararası hukuk kuralları ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarıyla çelişen hukuka aykırı bir fiilî durumu pekiştirmeye çalışan her türlü girişimi kınamaktadır. Bu tür uygulamaların geçersiz olduğunu ve hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını vurgulamaktadır” ifadelerini kullandı.

Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Fehmi de İsrail'in büyükelçi atama ve Somaliland'da büyükelçilik açma niyetini kınadı. Fehmi dün yayımladığı resmî açıklamada, söz konusu iki adımın “Somali Federal Cumhuriyeti'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali olduğunu, ülkenin kuzeyindeki mevcut yönetimle çeşitli düzenlemeler kurmaya yönelik Arap ve uluslararası düzeyde reddedilen ve kınanan girişimlerin devamı niteliği taşıdığını” belirtti.

Fehmi, Somali'nin bölünmesi ve halk arasındaki anlaşmazlıkların Aden Körfezi karşısında İsrail'in askerî ve siyasi nüfuzunu artırmak amacıyla kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.

Görsel kaldırıldı.
Mısır Cumhurbaşkanı, daha önce Kahire'de düzenlenen bir görüşmede Somalili mevkidaşıyla birlikte. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Arap Birliği açıklamasında, “Bu hukuka aykırı uygulamalar, Somaliland bölgesinin Somali Federal Cumhuriyeti'nin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğini değiştirmemektedir” denildi. Birlik, Somali devletinin ulusal egemenliği dışında bölge yönetimiyle resmî veya yarı resmî herhangi bir ilişki kurulmasına karşı olduğunu yineledi.

Arap Birliği Konseyi, daha önce 28 Aralık 2025'te olağanüstü toplantısında ve Eylül 2026'daki olağan oturumunda, Somali'yi bölmeye yönelik İsrail girişimlerini reddettiğini ve kınadığını açıklamıştı.

Birlik, dün yaptığı açıklamasında Somali Federal Cumhuriyeti ile tam dayanışma içinde olduğunu ve meşru kurumlarını desteklediğini vurgulayarak, söz konusu girişimlerin Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde güvenlik ve istikrar üzerindeki olası sonuçlarına dikkat çekti.

İsrail, geçen nisan ayında Lotem'i Somaliland büyükelçisi olarak atadığını duyurmuştu. Bu karar, Somali'nin yanı sıra aralarında 15 ülkenin ve Arap Birliği'nin de bulunduğu Arap ve İslam ülkelerinden geniş çaplı tepki ve kınama açıklamalarına neden olmdu. Mogadişu ve Arap başkentleri, kararı Somali'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali, Afrika Boynuzu ve Babülmendeb Boğazı'nın güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirmişti.

Büyükelçi ataması, İsrail'in Aralık 2025'te Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak resmen tanıyan Birleşmiş Milletler üyesi ilk ülke olmasının ardından geldi. Ayrılıkçı bölge yönetimi de geçen şubat ayında Muhammed Haci'yi İsrail büyükelçisi olarak atadığını açıkladı. Bu gelişmeleri üst düzey ziyaretler ve temsilciliklerin açılması izlemiş, bölge yönetimi daha sonra İsrail'deki büyükelçiliğini işgal altındaki Kudüs'te açmayı planladığını duyurmuştu. Bu karar da Arap ve İslam ülkelerinin tepkisine yol açtı.

Gözlemcilere göre İsrail, bu adımı Afrika Boynuzu'ndaki ve Aden Körfezi kıyılarındaki stratejik nüfuzunu genişletmek için bir fırsat olarak görüyor. Buna karşılık Somaliland yönetiminin de uluslararası alanda daha fazla tanınma çabalarına destek kazanmayı hedeflediği değerlendiriliyor.

Afrika işleri uzmanı Dr. Rafat Mahmud, İsrail büyükelçisinin Somaliland'da güven mektubunu sunması ve büyükelçilik binasının temelinin atılmasının, “Mısır ve Arap ülkelerinin ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren tehlikeli bir jeopolitik gelişme” olduğunu söyledi.

Mahmud, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin İsrail'in Somaliland'daki nüfuzunu genişletme girişimine karşı üç yönde hareket edebileceğini öngördü.

İlk yolun kesin diplomatik ret ve Somali'nin birliğini savunmak olduğunu belirten Mahmud, Mısır'ın Somali'nin toprak bütünlüğüne ilişkin ilkesel tutumunu güçlendirmesi ve Somaliland'ın bağımsız bir devlet olarak tanınmasına yönelik her türlü girişimi bölgesel ve uluslararası platformlarda açıkça reddetmesi gerektiğini ifade etti.

İkinci yolun, Mogadişu'daki merkezi hükümete yönelik askerî ve güvenlik desteğinin artırılması olduğunu kaydeden Mahmud, askerî iş birliğinin hızlandırılması, Somali Federal Hükümeti'ne daha fazla askerî teçhizat sağlanması ve Somali ordusunun ülke genelinde egemenlik kurabilecek kapasiteye ulaştırılması gerektiğini belirtti.

Üçüncü yolun ise Eritre ve Cibuti gibi bu gelişmeden kaygı duyan bölge ülkeleriyle koordinasyon sağlanması olduğunu ifade eden Mahmud, ayrıca Arap-Türk iş birliğinin devreye sokularak diplomatik ve ekonomik baskı yoluyla bu tanınmanın yayılmasının önlenebileceğini söyledi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanımasının ve Kızıldeniz'in girişinde varlık göstermeye yönelik girişimlerinin ardından Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca uyarılarda bulunmuştu.

Sisi, geçen şubat ayında Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud'un Mısır ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın toplantısında, Somali'nin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdü çerçevesinde ülkedeki barış gücü misyonuna asker göndermeye devam edeceklerini açıkladı.

Mısır, Aralık 2024'ün sonunda Somali'deki Afrika Birliği barış gücü misyonuna asker katkısında bulunacağını duyurmuştu.


Irak'ta Koordinasyon Çerçevesi'ni bölünme tehlikesi bekliyor

Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Irak'ta Koordinasyon Çerçevesi'ni bölünme tehlikesi bekliyor

Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak'ta iktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi'ni oluşturan siyasi güçler arasında bölünme belirtileri giderek belirginleşiyor. Çerçeveye yakın kaynakların büyük bölümü, derin görüş ayrılıklarının ve yakın ya da orta vadede ittifakın dağılmasına yol açabilecek çatlakların ortaya çıktığına işaret ediyor. Siyasi gelişmeleri takip edenler, ittifakın önde gelen isimleri arasında son dönemde kamuoyuna yansıyan bazı anlaşmazlıkları, görüş ayrılıklarının derinleştiğinin somut göstergeleri olarak değerlendiriyor.

Koordinasyon Çerçevesi'ne yakın kaynaklar, bir dizi etken ve çelişkili tutum nedeniyle ittifak içinde ciddi bir kutuplaşma yaşandığını belirtiyor. Bu ayrışma, Başbakan Ali ez-Zeydi ile ilişkilerden genel ve özel konulardaki görüş farklılıklarına kadar uzanıyor. Söz konusu başlıklar arasında silahlı grupların silahsızlandırılması, ülkenin içinde bulunduğu mali kriz, boş bulunan veya Koordinasyon Çerçevesi'ne bağlı güçler arasında paylaştırılan hükümet makamları da yer alıyor.

Kaynaklar, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, anlaşmazlığın temelinde bazı Koordinasyon Çerçevesi bileşenlerinin Başbakan Ali ez-Zeydi'yi desteklemesine karşılık, diğer grupların onun devlet yönetimini sorgulamaya ve silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik girişimlerini engellemeye çalışmasının bulunduğunu belirtti.

Kaynaklar ayrıca, Başbakan'ın yurt dışı ziyaretlerine, özellikle son Suriye ziyaretine yönelik itirazların ve boş bulunan hükümet makamları üzerindeki rekabetin de anlaşmazlıkları derinleştirdiğini ifade etti. Bu makamlar arasında başbakanlık ve Ulusal Güvenlik Teşkilatı başkanlığı da bulunuyor.


Hizbullah, Lübnan'ı çatışmanın dışında tutma yükümlülüğüyle karşı karşıya

İsrail buldozerleri, dün Lübnan'ın güneyindeki Doğu Zutar beldesinde evleri yıkıyor. (AFP)
İsrail buldozerleri, dün Lübnan'ın güneyindeki Doğu Zutar beldesinde evleri yıkıyor. (AFP)
TT

Hizbullah, Lübnan'ı çatışmanın dışında tutma yükümlülüğüyle karşı karşıya

İsrail buldozerleri, dün Lübnan'ın güneyindeki Doğu Zutar beldesinde evleri yıkıyor. (AFP)
İsrail buldozerleri, dün Lübnan'ın güneyindeki Doğu Zutar beldesinde evleri yıkıyor. (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'dan aldığı açık uyarının ardından Arap ve uluslararası siyasi ilişkilerini harekete geçiriyor. Rubio, Hizbullah'ın İran'a yeniden destek vermesi halinde İsrail'in sessiz kalmayacağını, Litani Nehri'nin güneyinden kuzeyine uzanan bölgeyi hedef almayı planladığını bildirdi. Bu kapsamda Sayda-Zahrani ilçesindeki köylerin yanı sıra Beyrut'un güney banliyölerinin ve başkentteki bazı mahallelerin de hedef alınabileceği belirtildi.

Lübnanlı bir bakanlık kaynağı, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin söz konusu uyarıyı içeren Rubio'nun mesajını iletmek üzere vakit kaybetmeden Hizbullah'la temasa geçtiğini belirtti. Kaynak, Berri'nin arabulucular aracılığıyla İran'ın Hizbullah'ın desteğine ihtiyaç duymadığı ve ABD saldırılarına karşı koyabilecek yeterli kapasiteye sahip olduğu bilgisini aldığını ifade etti.

Ancak kaynak, Hizbullah'ın siyasi kanadının İran'a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmayacağı yönündeki taahhüdünü Berri'ye ilettiğine dikkat çekti. Bu durum, söz konusu taahhüdün doğrudan Hizbullah'ın Cihat Konseyi'ne ve İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı olan askerî kanadını da kapsayıp kapsamadığı sorusunu gündeme getirdi. Önceki çatışmalarda roket saldırılarını gerçekleştiren tarafın da bu askerî kanat olduğu kaydedildi.

Kaynak ayrıca, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'in coğrafi sınırlarla kısıtlanmayı reddeden “cephelerin birliği” yaklaşımında ısrar etmesine dikkat çekti.