Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Babul Mendeb: İran Kızıldeniz'deki kozunu kaybettikten sonra ne olacak?

Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)
Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)
TT

Babul Mendeb: İran Kızıldeniz'deki kozunu kaybettikten sonra ne olacak?

Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)
Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)

Enver el-Ansi

Yemen hükümetine bağlı Amalika Tugayları, Babul Mendeb Boğazı'nı geri alarak gerçekleştirdiği bir dizi askeri başarıyı taçlandırdı. Bu gelişme, İran destekli Husi milisleriyle son derece zorlu koşullar altında günlerce süren şiddetli çatışmaların ardından yaşandı. Çatışmalar, Taiz şehrinin batı kesimindeki el-Vaziye bölgesinden, Kahbub Dağları'nın engebeli zirvelerine kadar geniş bir coğrafi alanda yaşandı ve boğazın kalbindeki Perim (Mayyun) Adası'nın ele geçirilmesiyle sonuçlandı.

Bu mutlak başarıyla birlikte, Amalika Tugayları, bir önceki yılın 10 Eylül'ünde bazı hükümet güçlerinin yaşadığı geri çekilmelerin ardından yeni bir sayfa açtı. Ayrıca, Husi milislerinin yanılsamaları ile İran Devrim Muhafızları'nın hayallerini de yıktı. Milisler ve Muhafızlar, stratejik ve ideolojik bölgedeki en hayati önemdeki ikinci su koridorunu kontrol etme hedeflerine ulaştıklarına inanıyorlardı, ama bu hayalleri suya düştü. Zira konumu itibarıyla, Babul Mendeb, Arap Körfezi'nin girişindeki Hürmüz Boğazı'ndan çok daha kritik.

Şüphesiz, Husi milislerinin Babul Mendeb'den kovulmasının ardından, bölgedeki ve dünyadaki birçok kişi rahat bir nefes aldı. Söz konusu zafer ile Yemen'in batı kıyısının tamamen özgürleştirilmesinin önü açıldı ve Zubab'dan başlayıp, ardından Muha'ya ve nihayetinde yakın gelecekte Hudeyde şehri ve üç limanına (tarihsel öneme sahip Hudeyde Limanı, ticari Salif Limanı ve Ras Isa petrol terminali) kadar tüm kasaba ve şehirlerin özgürleştirilmesinin zeminini hazırladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Amalika Tugayları’nın boğaza nazır yüksek Kahbub dağlarından hızlı ve beklenmedik ilerleyişinin ardından, cuma sabahı erken saatlerde Babul Mendeb'de yaşananlar bazılarını şaşırtmış olabilir. Buradan harekete geçen Amalika Tugayları unsurları Yemen anakarasından yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta, dağın batısında bulunan Perim Adası'na ulaştılar. Milislerin adayı ve Kızıldeniz'in güneyindeki Yemen kıyılarını ele geçirmesinden bu yana geçen bir aydan kısa bir süre içinde, İran Devrim Muhafızları'nın desteğiyle Husiler, boğaz üzerindeki kontrollerini pekiştirmek için hızla tahkimatlar kurmaya, tüneller inşa etmeye ve radar sistemleri kurmaya başlamıştı. Ayrıca, Babul Mendeb Boğazı'nı kontrol etmelerinin, ilettikleri tehditlere göre Suudi Arabistan’a ait gemiler hariç, Kızıldeniz'de seyredecek Amerikan ve İsrail gemileri dahil diğer gemiler için bir tehdit oluşturmayacağına dair Washington'u temin etmek amacıyla Umman'ın başkenti Maskat'taki ABD Büyükelçiliği yetkilileriyle görüşmeye de çalıştılar.

Birçok Yemenli, Babul Mendeb Boğazı'na ve içindeki veya çevresindeki adalara nazır Yemen'in batı kıyılarını, vazgeçilemez ve kimsenin herhangi bir dış çatışmada manevra veya pazarlık için kullanamayacağı Yemen toprakları olarak görüyor

Ancak Yemen güçlerinin boğazı hızla geri alması, Suudi Arabistan liderliğinde meşru Yemen hükümetini destekleyen koalisyonun desteğiyle, Yemen Hava Kuvvetleri'nin hem savaş uçakları hem de insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği yoğun saldırılar altında ve saatler içinde gerçekleşti. Bu zafer, batı kıyısından Taiz şehrinin merkezindeki bölgelere binlerce savaşçısını nakleden ve el-Vaziye bölgesi ile Kahbub yaylaları üzerinde kontrol kurarak boğazda ve çevresinde varlıklarını güvence altına alabileceklerine inanan milislerin umutlarını yerle bir etti.

Bu, milislerin Babul Mendeb'deki ilk yenilgisi değildi. Daha önce 2014 ve 2015 yılları arasında Yemen'in güneybatı kıyısı boyunca ilerlediklerinde de geri püskürtülmüşlerdi. Ancak bu yenilgi farklı bir öneme sahip. Bu sefer Babul Mendeb'e, ABD ile büyük bir askeri çatışma beklentisiyle, İran Devrim Muhafızları ile yıllarca süren planlamanın, hazırlığın, onun desteğinin ve eğitiminin ardından ulaşmışlardı. Bu plan kapsamında İranlılar, Hürmüz Boğazı'nın kontrolü ile birlikte vekilleri Husilerin Babul Mendeb dahil olmak üzere Yemen'in güney batı kıyısını ele geçirmesini, seyrüsefer ve küresel ticaret yollarını etkilemek için ek bir araç olarak kullanmalarına olanak sağlamasını umuyorlardı. Bu, sadece Amerika Birleşik Devletleri için değil, tüm dünya için savaşın maliyetini artırmayı amaçlayan Hürmüz Boğazı'ndaki eylemlerine benziyor. Birçok İranlı siyasi ve askeri yetkili, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına karşılık Babul Mendeb Boğazı'nı kastederek, başka bir boğazın kapatılacağını ima etmişti.

xscdfrg
Güneyli Devler (Amalika) Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alıntılanan kare, Taiz’e bağlı Zubab bölgesindeki bir yolda askeri bir konvoy içinde ilerleyen bir aracı gösteriyor, 6 Ekim 2026 (AFP)

Yemen halkının büyük çoğunluğu, Babul Mendeb'in ABD-İran çatışmasında bir pazarlık kozu olarak kullanılmasını ve Husi grubunun kendisini, topraklarını ve destekçilerini kendi savaşı olmayan bir savaşta İran'a hizmet etmek için kullanmasını reddediyor. Zira bu durum, tıpkı İsrail'in Gazze Savaşı sırasında Husi milislerinin direniş ekseninin İsrail’e karşı savaşına katılmasına karşılık olarak Yemen topraklarına düzenlediği saldırılarda olduğu gibi, Yemen'i hedef haline getirebilir ve kaynaklarına, sivil altyapısına ciddi zararlar verebilir. Yahut ABD'nin, Husi milislerinin ABD'nin Gazze Şeridi'ndeki İsrail savaşına ilişkin tutumuna misilleme olarak ABD gemilerini hedef almasının ardından, grubun kontrolündeki bölgelere karşı 53 gün süren hava harekatı başlatmasının ardından yaşanan yıkım gibi bir yıkıma maruz bırakabilir. Husi milisleri, Yemen devletinden bir yetki almadan ve İran'ın o savaş sırasında benimsediği “arenalar birliği” stratejisi doğrultusunda çatışmaya dahil olmuştu.

Babul Mendeb'in sembolizmi ve geri alınmasının önemi

Birçok Yemenli, Babul Mendeb'e nazır Yemen'in batı kıyısını, içindeki ve çevresindeki adalarla birlikte, Arap ulusal güvenliğinin çıkarlarına aykırı herhangi bir dış çatışmada manevra veya pazarlık aracı olarak kullanılamayacak Yemen toprakları olarak görüyor. Bu duruma örnek olarak, 6 Ekim 1973’teki Arap-İsrail savaşında, Kızıldeniz'e ve güney giriş kapısına kıyısı olan Arap devletlerinin tam mutabakatıyla Yemen ve Mısır arasında yapılan stratejik güvenlik anlaşmasıyla boğazın İsrail'e kapatılması verilebilir. Bu kapatma, Arap çıkarlarını korumaya ve savaş sırasında işgalci İsrail devletinin boğazı militarize etmesini önlemeye yönelik stratejik bir hamleydi.

Yemen'e bağlı Perim Adası arasında Babul Mendeb Boğazı, her iki tarafında yaklaşık 3 kilometre genişliğindedir. Maksimum derinliği yaklaşık 30 metredir ve bu da onu büyük ticari gemilerin ve dev petrol tankerlerinin geçişi için uygunsuz hale getirmektedir

Çoğu Yemenli için Babul Mendeb Boğazı, hem ulusal, hem bölgesel, hem de uluslararası düzeyde özel bir sembolik değere sahip. Bu nedenle boğazın, İran Devrim Muhafızları tarafından planlanan ve Husi milisleri tarafından uygulanan son savaşın başlığı haline gelmesine izin verilmemesi gerektiğinde ısrar ediyorlar. Bazılarına göre, planlama ve uygulamadan önce, bu sembolik önemi zayıflatmak ve tüm bölge üzerinde İran hegemonyasını kurmak için uzun süredir devam eden bir çaba vardı.

Bu nedenle, Yemenliler, Kızıldeniz'in güneyinde Husi milisleriyle devam eden çatışmada ülkelerinin egemenliğinin ve bağımsızlığının öncelik olmasını talep ettiler. Bilgili bir kaynağa göre, diğer herhangi bir askeri eylemden önce birincil amacın, “İran ve Husi milislerinin bu bölgede savaş ve çatışmadaki güç dengesini değiştiren ve böylece dünyanın bu hayati bölgesinde İran'ın yayılmacı projesine hizmet eden bir askeri gerçeklik kurmasını engellemek” olması çağrısında bulundular. Kaynak şunu da ekledi: “Birçok Yemenli ve Arap, operasyonun tamamını zorlaştıracak bir durum ortaya çıkmadan önce Babul Mendeb'in acilen geri alınması çağrısında bulundu. Zira Husiler Yemen’in Babul Mendeb kıyılarını ele geçirdikten sadece birkaç saat sonra, İran Devrim Muhafızları’ndan bazı uzmanlar hemen oraya giderek inceleme yapıp nasıl kullanılacağını belirlediler. Husilerin boğaz üzerindeki kontrolünü pekiştirmek ve sürdürmek için acil bir strateji geliştirmek üzerinde çalıştılar.”

Babul Mendeb: Alan ve önemi

Babul Mendeb Boğazı'nın genişliği ve derinliği her iki tarafta da farklılık gösteriyor. Yemen'in Perim Adası’nın ikiye böldüğü kısmında, doğu İskender Kanalı Yemen anakarasına doğru uzanır ve yaklaşık 3 kilometre genişliğe ulaşır. Bu kanalın maksimum derinliği yaklaşık 30 metredir ve bu da onu büyük ticari gemilerin ve dev petrol tankerlerinin geçişi için uygunsuz hale getirmektedir. “Batı Perim Kanalı” olarak bilinen, ada ile Afrika kıyıları arasında uzanan kanalsa, yaklaşık 25 kilometre genişliğinde ve yaklaşık 310 metre derinliğindedir.

Yemen'deki çatışmanın başlamasından bir yıl sonra, 2016'da, askeri amaçlarla kullanılmak üzere bir hava üssü ve pist olarak hizmet vermek üzere, Babul Mendeb Boğazı'ndaki Perim Adası'na küçük bir havaalanı inşa edildi

Boğaz, bir tarafta Aden Körfezi ve Arap Denizi'ni, diğer tarafta ise Süveyş Kanalı üzerinden Kızıldeniz ve Akdeniz'i birbirine bağlıyor. Önemi, tüm bu denizleri ve su yollarını birbirine bağlayan hayati bir bağlantı ve ulaşım merkezi olmasından kaynaklanıyor. Boğaz, İran da dahil olmak üzere Körfez bölgesinden gelen petrol tankerleri için Güneydoğu ve Batı Asya ile Kuzeybatı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasında bir köprü görevi görüyor. Normal şartlar altında, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'si ve konteyner ticaretinin yüzde 30'u, ayrıca deniz yoluyla taşınan petrol ve ürünlerinin yaklaşık yüzde 10'u Babul Mendeb ve Kızıldeniz'den geçmektedir. Husi saldırılarının 2023 sonlarında başlamasıyla birlikte, nakliye şirketleri gemilerini Ümit Burnu’na yönlendirmeye başlayınca, boğazdaki gemi trafiği keskin bir şekilde azaldı. Babul Mendeb Boğazı'nın kapatılması, Asya ve Avrupa arasındaki nakliye sürelerine 10-14 gün daha ekleyebilir, ulaşım ve sigorta maliyetlerini artırabilir ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara yol açabilir.

Perim Askeri Havaalanı

Yemen'de çatışmanın başlamasından bir yıl sonra, 2016'da, Zubab bölgesinin bir parçası olan ve doğrudan Babul Mendeb Boğazı'na bakan Perim Adası'nda küçük bir havaalanı inşa edildi. Burası askeri amaçlarla kullanılan bir hava üssü ve pist olarak hizmet veriyor.

cdfghyju
Bir videodan alınan bir karede, Yemen'in Taiz şehrinde Husi milislerine ait teçhizatı ve hareketliliği hedef alan saldırılar sırasında meydana gelen bir patlamadan yükselen duman görülüyor, 1 Ekim 2026 (Reuters)

Askeri kaynaklara göre, pist 1,85 ila 3 kilometre uzunluğunda olup, “askeri uçaklar, kargo bombardıman uçakları veya uzun menzilli uçaklar da dahil olmak üzere” çeşitli uçak tiplerini barındırabiliyor. Bu havaalanı, gelişmiş askeri altyapının yanı sıra beton ve çelikten inşa edilmiş uçak hangarları ve sığınakları içerecek şekilde tasarlandı. Perim Adası'ndaki havaalanı, boğaz ve güney Kızıldeniz bölgesinde boğaza nazır stratejik Yemen limanları ve adaları boyunca uluslararası seyrüsefer rotalarını izlemek, takip etmek ve güvence altına almak amacıyla inşa edildi.


BM Yemen Özel Temsilcisi: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bölgesel güvenliği tehdit ediyor

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
TT

BM Yemen Özel Temsilcisi: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bölgesel güvenliği tehdit ediyor

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının tehlikeli bir gerilim anlamına geldiğini ve bölgesel güvenlik için ciddi tehdit oluşturduğunu belirtti. Grundberg, saldırıların şiddet döngüsünü sürdürdüğünü ve Yemen’de barış çabalarını daha da karmaşık hâle getirdiğini ifade etti.

Grundberg, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil altyapıya yönelik devam eden saldırılarını şiddetle kınadı. Bu saldırılar arasında, dün Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin yaralanmasına yol açan saldırının da bulunduğunu belirtti.

BM Özel Temsilcisi, söz konusu saldırının hafta başında Riyad ve Abha havalimanlarını hedef alan, sivillerin ölümüne ve yaralanmasına neden olan saldırıların ardından gerçekleştiğine dikkat çekti.

Grundberg, bugün yaptığı açıklamada Husilere saldırıları durdurma çağrısında bulunurken, sivillere ve sivil varlıklara yönelik saldırıların yasaklanması da dâhil olmak üzere uluslararası insancıl hukuka uyulması gerektiğini yineledi.


Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
TT

Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, milislerin ve devlet kurumlarının dışında faaliyet gösteren paralel güçlerin yayılmasının Sudan’ın birliğini tehdit ettiğini ve ülkeyi birbiriyle çatışan nüfuz bölgelerine dönüştürebileceğini söyledi. Minawi, bütün silahlı oluşumların hukuka tabi kılınması ve birleşik bir ulusal ordunun kurulması gerektiğini vurguladı.

Aynı zamanda Sudan Kurtuluş Hareketi’nin liderliğini yürüten Minawi, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, sahada üstünlüğün ordunun elinde olduğunu ve güç dengesinin ordu lehine değiştiğini belirtti. Çatışmalarda karşılıklı ilerleme ve geri çekilmelerin sürdüğünü kaydeden Minawi, mensubu olduğu Ortak Güçler’in Sudan Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde savaştığını ifade etti. Güvenlik düzenlemelerinin tamamlanması için kurumların reformdan geçirilmesi, silahlı güçlerin orduya entegre edilmesi ve yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade etti.

Minawi, olası bir ateşkesi sivillerin korunmasını, yerinden edilen kişilerin geri dönüşünü ve ülkenin bölünmesinin önlenmesini sağlayacak güvencelere bağladı. Sudanlıların özgürce ve eşit koşullarda katılımını güvence altına alacak şartlar oluşana kadar siyasi diyaloğun ertelenmesi çağrısında bulundu. Paralel yönetimlerin kurulmasına karşı da uyarıda bulunan Minawi, dış müdahaleler ve bölgesel çıkarlar karşısında ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladı.

Minawi, generallerin çıkarlarının ötesine geçilerek, Sudan halkının sorunlarına ve devletin birliğine odaklanan çözümler geliştirilmesi çağrısı yaptı. Savaşın genişleyerek daha fazla aktörün dahil olduğu bir çatışmaya dönüştüğünü belirten Minawi, mevcut durumun artık yalnızca iki askeri lider arasındaki bir mücadele olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Sahra bölgesi, Libya, Yemen ve Somali’deki çatışma deneyimlerine atıfta bulunan Minawi, savaşın sonuçlarını kalıcılaştıran ve ülkenin bölünmesini pekiştiren bir ateşkesin tehlikelerine dikkat çekti. Böyle bir ateşkesin sivilleri korumak ve ülkede güvenlik ile istikrarı yeniden tesis etmek yerine mevcut ayrışmayı derinleştirebileceği uyarısında bulundu.