Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Mısır'dan İsrail'e net mesaj: Filistin devleti olmadan halklar arası normalleşme yok

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
TT

Mısır'dan İsrail'e net mesaj: Filistin devleti olmadan halklar arası normalleşme yok

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)

Mısır ile İsrail arasında resmi barış anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık 47 yıl geçmiş olmasına rağmen, Mısır kamuoyunda İsrail ile herhangi bir normalleşmeye yönelik güçlü bir toplumsal ret devam ediyor. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişkiler uzun yıllardır "soğuk barış" olarak nitelendiriliyor.

Cumartesi akşamı düzenlenen resmi bir törende konuşan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Filistin devleti kurulmadığı ve İsrail'in ihlalleri sürdüğü sürece İsrail ile "halklar düzeyinde normalleşmenin" mümkün olmadığını belirterek, çözümün ancak "adil ve kapsamlı bir barışın" sağlanmasıyla mümkün olacağını söyledi.

Sisi'nin açıklamaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetine yakın çevrelerin, Mısır Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Hüsam Hasan'ın Dünya Kupası son 32 turunda Avustralya karşısında alınan galibiyetin ardından Filistin bayrağı açmasına tepki göstermesinin hemen ardından geldi. Hasan, son 16 turuna yükselen takımın galibiyetini Mısır ve Filistin halklarına armağan etmiş, bu tavrı Mısır'da sosyal medyada geniş destek görmüştü.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hicazi, Mısır'ın tutumunun "önemli bir mesaj" taşıdığını belirterek, "Filistinliler kendi devletlerine kavuşmadığı sürece halklar arası normalleşme, İsrail'in önündeki Mısır engeli olarak varlığını sürdürecektir" dedi.

Sorunun kökenine çözüm vurgusu

Mısır ile İsrail, Mart 1979'da ABD'nin başkenti Washington'da barış anlaşmasını imzaladı. Ancak ilişkiler büyük ölçüde resmi düzeyde kaldı ve Mısır toplumunda hiçbir zaman geniş kapsamlı bir normalleşme yaşanmadı. Hatta Mısır'daki bazı meslek odaları ve sendikalar, üyelerinin İsrail ile normalleşmesini disiplin suçu sayarak yaptırım uyguluyor.

xvfgthy
Mısır'ın merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile İsrail'in eski Başbakanı Menahem Begin, Mart 1979'da Beyaz Saray'da barış anlaşmasını imzaladıktan sonra birbirlerine sarılırken. (AFP)

Kahire'nin doğusundaki Yeni İdari Başkent'te düzenlenen "Devlet Stratejik Komutanlığı" açılış töreninde konuşan Sisi, "Devlet, halkının kazanımlarına asla zarar verilmesine izin vermeyecek; ancak barış isteyenlerle de barışa bağlı kalacaktır." ifadelerini kullandı.

Sisi şöyle devam etti:

"Bölgeye ilişkin derin vizyonu ve tarihsel tecrübesiyle, ayrıca İsrail ile barış anlaşması imzalayan ilk ülke olarak Mısır, Ortadoğu'daki çatışmaların kalıcı çözümünün, Filistin sorununu sona erdirecek ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletini uluslararası meşruiyet kararları doğrultusunda kuracak kapsamlı ve adil bir barış anlaşmasından geçtiğini teyit etmektedir."

Cumhurbaşkanı ayrıca şu vurguyu yaptı:

"İşgali sona erdirmeyen, zulüm ve saldırıları bitirmeyen, hak sahiplerine haklarını geri vermeyen, herkes için güvenlik sağlamayan ve bölge halklarına istikrar ile refah içinde yaşama fırsatı sunmayan bir çözümle ne kalıcı barış, ne gerçek istikrar ne de halklar arası normalleşme mümkündür."

"Mısır, yükümlülüklerini yerine getirdi"

Muhammed Hicazi, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı değerlendirmede, Mısır'ın barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve onlarca yıl boyunca bölgesel istikrarın korunmasına katkı sunduğunu söyledi.

Buna rağmen Mısır kamuoyunun Filistin meselesini yalnızca siyasi bir dosya değil, aynı zamanda adalet, ulusal güvenlik ve kimlik meselesi olarak gördüğünü belirten Hicazi, şu değerlendirmeyi yaptı:

"İşgalin sürmesi, yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin genişlemesi ve Gazze'ye yönelik tekrar eden savaşlar, barışın resmi düzeyden toplumsal düzeye taşınmasını engelleyen temel nedenler oldu."

Hicazi, Cumhurbaşkanı Sisi'nin mesajının Mısır dış politikasının değişmeyen ilkesini yeniden teyit ettiğini belirterek, "Gerçek barış yalnızca ateşkesler veya anlaşmalarla değil, çatışmanın temel nedenlerinin çözülmesiyle mümkündür. Bunun başında da bağımsız Filistin devletinin kurulması gelmektedir." dedi.

Ayrıca, "Halklar arası normalleşme siyasi kararlarla dayatılamaz; ancak toplumlar adaletin sağlandığını ve hakların iade edildiğini hissettiklerinde doğal olarak ortaya çıkar" ifadelerini kullandı.

"İsrail'in önünde stratejik bir tercih var"

Ekim 2023'te Gazze savaşının başlamasının ardından iki ülke ilişkileri, 1979'daki barış anlaşmasından bu yana en gergin dönemlerinden birini yaşıyor.

Özellikle İsrail'in barış anlaşmasına aykırı olduğu belirtilen şekilde Mısır sınırındaki Philadelphia Koridoru'nu kontrol altına alması ve Filistin tarafındaki Refah Sınır Kapısı'nı işgal etmesi, Kahire ile Tel Aviv arasındaki gerilimi artırdı.

Son iki yılda Mısır, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına yönelik söylemini sertleştirerek yaşananları sık sık "etnik temizlik" ve "insanlığa karşı suçlar" olarak nitelendirdi.

Mısır, savaşın başlangıcından bu yana Katar ve ABD ile birlikte arabuluculuk yürütüyor. Türkiye de 2025 yılında oluşturulan yeni diplomatik girişime katıldı. Ancak İsrail'in anlaşmanın hükümlerini tam olarak uygulamaması ve zaman zaman savaşı yeniden başlatma tehdidinde bulunması dikkat çekiyor. Bunun yanında İsrail medyasında zaman zaman Mısır'ın artan askeri kapasitesine yönelik eleştiriler de dile getiriliyor.

Bu çerçevede Hicazi, İsrail'in önünde iki stratejik seçenek bulunduğunu söyledi.

Bunlardan ilki, karşılıklı güvenliği sağlayacak kapsamlı bir barış sürecine katılarak Filistin devletini tanıması ve İran'ın da iyi komşuluk ilkelerine uyması ile bölgesel işlere müdahaleden vazgeçmesi halinde, Avrupa benzeri bölgesel güvenlik ve iş birliği sisteminin kurulacağı daha istikrarlı bir Ortadoğu'nun oluşturulmasıdır.

İkinci seçenek ise İsrail'in çatışmayı yönetme politikasını sürdürmesi ve siyasi çözüm yerine askeri üstünlüğüne güvenmeye devam etmesidir.

Hicazi, tarihsel deneyimlerin askeri gücün tehditleri caydırabileceğini ancak tek başına siyasi meşruiyet üretemeyeceğini ve kalıcı barış sağlayamayacağını belirterek, "Askeri üstünlük geçici bir düzen kurabilir; ancak kalıcı ve istikrarlı bir bölgesel sistem inşa edemez." uyarısında bulundu.

Hicazi sözlerini şöyle tamamladı:

"Mısır'ın yaklaşımına göre adil barış yalnızca Filistinlilerin ya da Arap dünyasının talebi değildir; aynı zamanda İsrail'in ve bölgenin gerçek stratejik çıkarıdır. İki devletli çözüm, resmi barışı halklar arasında gerçek bir barışa dönüştürebilecek, daha güvenli, istikrarlı ve iş birliğine dayalı bir bölgesel düzen kurabilecek tek çıkış yoludur."


Suriye heyeti, Hiroşima'nın yeniden inşa deneyiminden yararlanmak amacıyla Japonya ziyaretini tamamladı

Suriye heyeti, Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası kurbanlarının anısına çelenk bıraktı. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)
Suriye heyeti, Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası kurbanlarının anısına çelenk bıraktı. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)
TT

Suriye heyeti, Hiroşima'nın yeniden inşa deneyiminden yararlanmak amacıyla Japonya ziyaretini tamamladı

Suriye heyeti, Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası kurbanlarının anısına çelenk bıraktı. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)
Suriye heyeti, Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası kurbanlarının anısına çelenk bıraktı. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)

Suriye Arap Cumhuriyeti'nden, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı başkanlığındaki bir heyet, 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD'nin attığı atom bombasıyla büyük yıkıma uğrayan ve daha sonra yeniden inşa edilerek "barış kenti" kimliği kazanan Japonya'nın Hiroşima kentinin yeniden yapılanma deneyimini incelemek amacıyla gerçekleştirdiği ziyareti pazar günü tamamladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, heyetin Hiroşima Belediyesi'nde kentin yeniden inşa süreci, toparlanma dönemine eşlik eden kentsel planlama çalışmaları ile şehrin kalkınma ve barış alanında küresel bir örnek haline gelmesini sağlayan yasal düzenlemeler ve projeler hakkında kapsamlı bir sunum dinlediği belirtildi.

Heyet ayrıca Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası felaketine ilişkin önemli tarihî dönüm noktalarını inceledi ve hayatını kaybedenlerin anısına çelenk bıraktı.

cdfgrthyj
Suriye heyeti, Hiroşima'nın yeniden inşa ve kentsel planlama deneyimine ilişkin sunumu dinledi. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)

Ziyaretin sonunda Suriye heyeti adına konuşan Bayındırlık ve İskân Bakan Yardımcısı Dr. İmad el-Mısri, Japonya'nın yeniden inşa ve şehir planlaması alanındaki deneyimlerinden yararlanmanın, Suriye'deki kalkınma ve yeniden yapılanma çalışmalarına önemli katkı sağlayacağını ifade etti.

Suriye heyeti, uluslararası iş birliğini geliştirmek ve yeniden yapılanma ile erken toparlanma süreçlerinde küresel deneyimlerden faydalanmak amacıyla Japonya'ya resmî ziyaretine geçen cuma günü başlamıştı.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın başkanlığında gerçekleştirilen ziyaret, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) iş birliğiyle düzenlendi. Heyette Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanlığı, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı ile Şam, Humus ve Halep valiliklerinden temsilciler yer alırken, Japonya'daki Suriye Büyükelçiliği maslahatgüzarı da heyete eşlik etti.

rhtyjuk8
Humus kentinde yıkımın boyutunu gösteren görüntü (16 Aralık 2024). (AFP)

Heyet, programına ilk olarak Kobe kentinde başladı. Burada 1995 depreminin ardından kentin yeniden inşa süreci, uygulanan şehir planlama yöntemleri ve toparlanmayı mümkün kılan yasal düzenlemeler hakkında bilgi aldı.

Heyet ayrıca Afet ve Deprem Risk Azaltma Merkezi'ni ziyaret ederek Japonya'nın afet yönetim sistemi ile risk azaltmaya yönelik uygulamalarını inceledi. Edinilen deneyimlerin, Suriye'nin yeniden imar ve kentsel gelişim çalışmalarına katkı sağlaması hedefleniyor.


Macron Şam'da: Fransa yeni Suriye'den ne istiyor?

Fotoğraf: Fransız siyasi analist Pierre-Louis Raymond, “Cumhurbaşkanı Macron'un Şam ziyareti, Suriye'nin göz ardı edilemeyecek yeni bir aşamaya girdiğinin bir kabulüdür” dedi (AFP)
Fotoğraf: Fransız siyasi analist Pierre-Louis Raymond, “Cumhurbaşkanı Macron'un Şam ziyareti, Suriye'nin göz ardı edilemeyecek yeni bir aşamaya girdiğinin bir kabulüdür” dedi (AFP)
TT

Macron Şam'da: Fransa yeni Suriye'den ne istiyor?

Fotoğraf: Fransız siyasi analist Pierre-Louis Raymond, “Cumhurbaşkanı Macron'un Şam ziyareti, Suriye'nin göz ardı edilemeyecek yeni bir aşamaya girdiğinin bir kabulüdür” dedi (AFP)
Fotoğraf: Fransız siyasi analist Pierre-Louis Raymond, “Cumhurbaşkanı Macron'un Şam ziyareti, Suriye'nin göz ardı edilemeyecek yeni bir aşamaya girdiğinin bir kabulüdür” dedi (AFP)

İsmail Derviş

Suriye ve Arap medyasında yer alan haberlere göre, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron önümüzdeki hafta Suriye'nin başkenti Şam'a resmi bir ziyarette bulunacak. Haberlere göre, Suriye ilişkilerinde yeni bir aşamaya kapı açması beklenen ziyarette Macron'a üst düzey bir siyasi ve ekonomik heyet eşil edecek. Öte yandan gözlemciler, ziyaretin öneminin, Suriye devlet kurumlarının istikrara kavuşması, meclisin faaliyete geçmesi ve uluslararası ilginin Suriye'de askeri ve siyasi meselelerden ekonomik, yatırım ve yeniden inşa konularına kaymasıyla aynı zamana denk gelmesinden kaynaklandığını düşünüyor.

Son birkaç aydır Fransa, Suriye'deki siyasi geçiş sürecini desteklemede önemli bir rol oynadı ve Şam ile diplomatik olarak yeniden ilişki kuran ilk Avrupa ülkeleri arasında yer aldı. Bu nedenle, Macron'un yaklaşan ziyareti, Paris'in Suriye'yi ekonomik bir fırsat olarak görmeye başladığını gösteriyor. Fransa Cumhurbaşkanının, Suriye pazarında yer edinmek isteyen Fransız şirketlerinden iş insanları ve yöneticileri de içeren büyük bir ekonomik heyet ile gelmesinin sebebi de bu.

Ekonomik konuların yanı sıra, Macron ile Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şara arasında beklenen görüşmelerde güvenlik de gündemde olacak. Görüşmeler kapsamında ayrıca Suriye'nin komşularıyla, özellikle Lübnan ve İsrail ile ilişkileri de ele alınacak. Fransa, Suriye-Lübnan komşuluk ilişkilerine saygı gösterilmesini ve İsrail'in Suriye topraklarından çekilmesini talep ediyor; bu pozisyonunu BM Güvenlik Konseyi oturumları da dahil olmak üzere birçok kez resmen dile getirdi.

Paris, Şam'ı tanıyor

Fransız siyasi analist Pierre-Louis Raymond, “Cumhurbaşkanı Macron'un Şam ziyareti, Suriye'nin göz ardı edilemeyecek yeni bir aşamaya girdiğinin bir kabulüdür. Geçtiğimiz yıllar, izolasyon politikasının istikrarı sağlamadığını ve Suriye devletinin yeniden inşasının, sadece uzaktan gözlemlemek yerine sorumlu bir Avrupa katılımı gerektirdiğini kanıtlamıştır. Tarihi ve Arap Maşrık (Levant) bölgesi  ile olan ilişkisi göz önüne alındığında, Fransa, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda diyaloğu sürdürürken, kurumları destekleyerek, yatırımları teşvik ederek ve uygun koşullar sağlandığında yeniden inşaya yardımcı olarak Suriye ile yeni bir sayfa açılmasına katkıda bulunma fırsatına sahiptir” dedi. Raymond sözlerine şöyle devam etti: “Aynı zamanda, Fransa'nın rolü Suriye ve Lübnan arasında denge kurmak olmalı, yeni bir çatışmanın tarafı olmak değil. İki ülkenin istikrarı iç içe geçmiş durumda, ancak bu istikrar ancak iki devletin de egemenliğine tam saygıya dayanabilir. Şam'ın Beyrut ile ilişkisinin geçmişte olduğu gibi vesayet ilişkisi değil, ekonomik ve güvenlik iş birliği olması kendi çıkarınadır. Ve Lübnan'ın da Suriye'yi bir nüfuz kaynağı yerine istikrarlı bir komşu olarak görmesi kendi çıkarınadır.”

 Fransa, Suriye-Lübnan ilişkilerine nasıl bakıyor?

Fransız siyasi analist bu konuda şöyle düşünüyor: “Paris bu yaklaşımı teşvik etmeyi başarırsa, yalnızca Suriye'nin uluslararası topluma yeniden entegre olmasına yardımcı olmakla kalmayacak, aynı zamanda devletler arasındaki ilişkilerin hegemonyaya veya askeri müdahaleye değil, ortaklığa ve karşılıklı saygıya dayalı olduğu daha istikrarlı bir Ortadoğu'nun yerleşmesine de katkıda bulunacaktır. Fransa'nın Suriye-Lübnan ilişkilerindeki rolüne gelince, Paris bu konuya önceki on yıllara göre tamamen farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Bir tarafın diğerine egemen olmasına olanak tanıyan herhangi bir denklemi yeniden üretmeyi amaçlamıyor. Aksine, iki egemen devlet arasında karşılıklı saygıya, sınırları belirlemeye ve uluslararası hukuka uygun güvenlik ve ekonomik iş birliğine dayalı bir ilişkinin kurulmasını destekliyor. Paris, Lübnan'ın istikrarının egemenliğin karşılıklı tanınmasıyla başladığına ve Suriye'nin istikrarının, her iki ülkenin güvenliğini on yıllarca vesayet mantığına bağlayan mirası sona erdirmeyi gerektirdiğine inanıyor. Bu nedenle, Fransa, Şam ve Beyrut arasında nüfuza değil ortaklığa dayalı, her türlü uzlaşıyı teşvik edecektir, çünkü yalnızca bu formül daha istikrarlı ve dengeli bir Ortadoğu inşa etmeye muktedirdir.”

 Suriyeli gazeteci Kinda el-Ahmed ise, “Macron'un Şam ziyareti, Suriye'deki geçiş aşamasına yönelik açık bir siyasi destek mesajı temsil ediyor ve Paris'in Suriye liderliğiyle doğrudan etkileşim yoluyla yeni Suriye sahnesindeki varlığını sağlamlaştırma arzusunu yansıtıyor. Görüşmelerin, terörle mücadele, bölgesel istikrar ve mülteciler ile insani yardım konularının yanı sıra yeniden inşa ve ekonomik iş birliği fırsatlarını ele alması bekleniyor; bu konular, Avrupa'nın Şam'a kademeli olarak açılmasının temelini oluşturuyor” dedi.

Ekonomi: Yeni etki araçları

Ahmed ayrıca, “Fransa, askeri güç kullanmak yerine siyasi ve ekonomik yollarla yeni Suriye'de etkisini kurmayı, yeniden inşa ve yatırım projelerine katılmayı, Avrupalı ve bölgesel ortaklarla koordinasyon sağlamayı ve güvenlik konuları ile radikal örgütlerle mücadele dosyasındaki rolünü sürdürmeyi hedefliyor. Macron'un ayrıca Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ikili ilişkilerin geleceği, Fransız yatırımları, sınır güvenliği, mülteci sorunu ve gönüllü geri dönüş konularını görüşmesi bekleniyor” diye ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Fransa Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı eski danışmanlarından Alain Musab el-Atasi, “Macron'un gelecek hafta Suriye'ye yapacağı ziyaret, bu yıl Ortadoğu'daki en önemli diplomatik olaylardan biri. Cumhurbaşkanı Şara'nın iktidara gelmesinden bu yana bir Fransız devlet başkanının ilk ziyareti ve Suriye'nin on yılı aşkın bir süredir devam eden savaştan sonra yeni bir sayfa açmaya ve uluslararası sahnedeki konumunu kademeli olarak yeniden kazanmaya çalıştığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu ziyaretin önemi, Paris ve Şam arasındaki ikili ilişkilerle sınırlı değil, güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi, yeniden inşa çabalarının desteklenmesi, yabancı yatırımların geri dönüşünün teşvik edilmesi ve hızlı jeopolitik dönüşümler geçiren bir bölgede Fransa'nın rolünün yeniden tanımlanması da dahil olmak üzere çeşitli hedeflere uzanıyor” dedi.

Atasi, Paris'in terör örgütleri ile mücadeleye devam edilmesi, sınırların güvenliğinin sağlanması ve Suriye kurumlarının istikrarının desteklenmesi konusunda güvenceler aradığı için güvenliğin görüşmelerde gündemin en üst sıralarında yer alacağını vurguladı. Atasi şunu da ekledi: “Ekonomik yeniden yapılanma da görüşmelerde merkezi bir yer tutacak. Zira 13 yılı aşkın süren savaşın ardından Suriye, altyapı, elektrik şebekeleri, ulaşım, sağlık, eğitim, iletişim, tarım ve sanayi sektörlerini kapsayan büyük bir yeniden yapılanma ve inşa çabasıyla karşı karşıya. İki cumhurbaşkanının ayrıca mültecilerin kademeli dönüşü, insani iş birliği, azınlıkların korunması ve Suriye'nin bölgesel ve uluslararası ortama kademeli olarak yeniden entegrasyonu konularını görüşmesi bekleniyor. Görüşmelerde ayrıca bölgesel konular, özellikle Lübnan ile ilişkiler ve Maşrık bölgesinin istikrarı da ele alınacak. Diplomatik boyutunun ötesinde, bu ziyaret uluslararası topluma bir mesaj niteliği taşıyor. Şam'a giderek, Fransa Cumhurbaşkanı, Suriye'nin tarihinde yeni bir aşamaya girdiğini kabul ediyor. Hâlâ var olan siyasi, ekonomik ve güvenlik sorunlarını göz ardı etmeden, bu ziyaret, Fransa'nın ülkenin istikrarını destekleme arzusunu yansıtıyor. Suriye'nin giderek daha güvenli hale geldiğini göstererek uluslararası ortakların güvenini yeniden kazanmasına da katkıda bulunabilir. Bu da yeni iş birliği projelerinin başlatılmasına olanak tanıyacaktır. Paris ayrıca Avrupa Birliği'ne, yeni Suriye ile Avrupa ilişkilerinin geleceğini şekillendirmede kilit bir rol oynamak istediği mesajını vermek istiyor.

Fransa yeni Suriye'den ne istiyor?

Atasi bu konuda şöyle düşünüyor: “Fransa'nın birkaç hedefi bulunuyor, bunlardan ilki güvenlik ile ilgili, zira Suriye'nin istikrara kavuşması terörizm, kaçakçılık ve göç krizlerinin tehlikelerini azaltabilir. İkinci hedef diplomatik, zira Paris her zaman Fransız diplomasisi için özel bir öneme sahip olan bir ülkede etkisini sürdürmek için yeni Suriye makamları ile diyaloğu yeniden başlatmak istiyor. Üçüncü hedef ise ekonomik, çünkü Suriye'nin yeniden inşası, uygun siyasi ve hukuki koşullar sağlandığı takdirde Fransız şirketlerinin önemli bir rol oynayabileceği büyük bir projeyi temsil ediyor. Ancak Fransa, dış nüfuzdan arınmış bir şekilde Suriye'ye dönmüyor. Son yıllarda, birçok bölgesel ve uluslararası güç, ülke içindeki siyasi, ekonomik ve güvenlik varlığını güçlendirdi. Bununla birlikte, Paris, Avrupa Birliği içindeki diplomatik ağırlığı, büyük altyapı projelerindeki deneyimi ve küresel şirketlerinin yanı sıra Maşrık bölgesiyle olan tarihi bağları da dahil olmak üzere önemli bir nüfuza sahip. Görünüşe göre, Fransız stratejisi bugün jeopolitik çatışma mantığından ziyade diyalog, ekonomik iş birliği ve yeniden inşaya katkıda bulunmaya dayanıyor.”