Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Irak’taki İran destekli milisler silahları devlete teslim ediyor

Irak'taki Şii milislerin saldırıları, Bağdat yönetimiyle Körfez ülkeleri arasında gerginlik yaratmıştı (AP)
Irak'taki Şii milislerin saldırıları, Bağdat yönetimiyle Körfez ülkeleri arasında gerginlik yaratmıştı (AP)
TT

Irak’taki İran destekli milisler silahları devlete teslim ediyor

Irak'taki Şii milislerin saldırıları, Bağdat yönetimiyle Körfez ülkeleri arasında gerginlik yaratmıştı (AP)
Irak'taki Şii milislerin saldırıları, Bağdat yönetimiyle Körfez ülkeleri arasında gerginlik yaratmıştı (AP)

Irak'taki güçlü Şii örgütlerden Asayib Ehlilhak ve İmam Ali Tugayları dün yaptıkları açıklamada, silahlarını yetkililere teslim etmeye başlayacaklarını bildirdi.

Asayib Ehlilhak, bu sürecin denetlenmesi, silah ve askeri teçhizatın envanterinin çıkarılması için Irak ordusuyla ortak çalışacak bir komite kurulduğunu açıkladı.

Tahran destekli örgüt, kararı Irak'ta en üst düzey Şii otoritesi olan Koordinasyon Çerçevesi'nin 1 Haziran'daki toplantısının ardından aldı. Irak'ın yeni başbakanı Ali Zeydi'nin katılımıyla gerçekleştirilen oturumda, silahların tamamen devlet kontrolünde olması gerektiği vurgulanmıştı.

İmam Ali Tugayları da benzer bir açıklama yaparak, "tam egemenliğe sahip güçlü bir devlet kurmanın" zamanının geldiğini belirtti. Örgüt, silahların yalnızca devletin elinde bulunmasını sağlamayı ve devlet kurumlarının güçlendirilmesini hedeflediklerini bildirdi.

Irak siyasetinin en etkili figürlerinden biri olan Mukteda Sadr da geçen hafta yaptığı açıklamada, Saraya el-Selam milislerinin devlet kurumlarına entegre olacağını duyurmuştu.

Ülkedeki diğer Şii örgütlerden Ketaib Hizbullah ise silahlı direnişin süreceğini bildirdi. Diğer yandan Irak Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı Haşdi Şabi'yle işbirliği yapılacağı da belirtildi.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasının ardından Irak'taki Tahran destekli milisler de çatışmalara katılmıştı.

Şii örgütler drone saldırılarında Kuveyt'teki sivil havalimanını hedef almış, Bağdat, Dubai, Kuveyt ve Riyad'da ABD'ye ait diplomatik tesisleri vurmuştu.

ABD, Irak'taki seçimlerde İran'a yakın eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin iktidarının devamını engellemişti. Irak'ta seçimi kazanan Şii parti liderlerinden oluşan Koordinasyon Çerçevesi, 27 Nisan'da Ali Zeydi'yi başbakan adayı olarak açıklamış, Cumhurbaşkanı Nizar Amedi de aynı gün Zeydi'yi hükümeti kurmakla görevlendirmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, İran etkisinden uzak bir hükümet kurulması ve ülkedeki Şii örgütlerin kontrol altına alınması için Zeydi'ye baskı yapmıştı.

Zeydi de silahların devlet kontrolüne geçmesine yönelik vaatleri seçim kampanyasında sıkça dile getirmişti.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, X'te yaptığı açıklamada Zeydi hükümetini tebrik ederek, bunun "egemenlik, kalıcı istikrar ve ulusal yenilenmeyi" güçlendireceğini bildirdi.

Independent Türkçe, AP, The National


Kays el-Hazali Irak'ta direniş elbisesini çıkarıyor mu?

Kays el-Hazali, Asaib Ehl el-Hak Hareketi'nin lideri (AFP)
Kays el-Hazali, Asaib Ehl el-Hak Hareketi'nin lideri (AFP)
TT

Kays el-Hazali Irak'ta direniş elbisesini çıkarıyor mu?

Kays el-Hazali, Asaib Ehl el-Hak Hareketi'nin lideri (AFP)
Kays el-Hazali, Asaib Ehl el-Hak Hareketi'nin lideri (AFP)

Temmuz 2025’te, Asaib Ehl el-Hak lideri Kays el-Hazali, Irak’taki silahlı grupların silahsızlandırılması çağrılarını sert bir dille eleştirerek alaycı bir ifadeyle, “Silahını teslim etmek isteyen bıyığını kesmeye hazır olsun” demişti.

Hazali’nin bu açıklaması, bir taziye meclisinde yaptığı konuşma sırasında gelmişti. Açıklamanın arka planında ise, yıllarca süren şiddet ve terör dalgasının ardından ülkede sağlanan güvenlik istikrarı sonrasında bazı yerel çevrelerin milis grupların dağıtılması ve silahlarının toplanması yönündeki talepleri bulunuyordu.

Ancak Hazali, yaklaşık bir yıl sonra, liderliğini yaptığı Asaib Ehl el-Hak’ın Halk Seferberlik Güçleri’nden (Haşdi Şabi) ayrılacağını ve silahların devlet tekelinde toplanması ilkesini kabul ettiğini açıkladı.

Her ne kadar örgüt, bu talebe uyulmasını dini merciiyetin yönlendirmelerine ve Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetinin programına bağlasa da bu adım, İran’a yakın milislerin tasfiyesine yönelik devam eden Amerikan baskılarının yaşandığı daha geniş bir sürecin parçası olarak görülüyor.

Asaib Ehl el-Hak, hafta başında Haşdi Şabi ile bağlarını koparmak, silahları devletin kontrolüne bırakmak ve resmi askeri emir-komuta zincirine uymak amacıyla merkezi bir komite kurduğunu duyurdu. Örgüt ayrıca Başbakan Ali ez-Zeydi ile yapılan görüşmeler sonucunda kararın önümüzdeki iki gün içinde uygulanması konusunda anlaşmaya vardı.

Peki, bir dönem Mukteda es-Sadr’ın Mehdi Ordusu içindeki özel gruplardan birinin liderlerinden olan Hazali, nasıl oldu da siyasi sürece entegre olmuş ve adım adım “direniş kimliğinden” uzaklaşan bir hareketin liderine dönüştü?

Sadr’ın yardımcısı

1974 yılında Bağdat’ın doğusundaki Sadr Kent bölgesinde doğan Kays el-Hazali, üniversitede jeoloji eğitimi aldı. Daha sonra 1990’lı yıllarda Necef Havzası’nda dini eğitim görmeye başladı ve önce merhum dini merci Muhammed Sadık es-Sadr’ın, ardından da oğlu Mukteda es-Sadr’ın yakın çevresine katıldı.

frgthyujı
Sadrcı Hareket lideri Mukteda es-Sadr ile Kays el-Hazali (solda), ABD ordusunun Necef'e doğru ilerlediği Mart 2003'te (X)

Hazali, Mukteda es-Sadr’ın liderliğinde, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden yaklaşık üç ay sonra, Temmuz 2003’te Mehdi Ordusu’nun kurulmasına katkı sağladı. Böylece Irak’taki ilk açık Şii milis gücü ortaya çıkmış oldu.

İzleyen yıllarda bugün bilinen birçok silahlı grup ve lider, Mehdi Ordusu’nun içinden çıktı. O dönemde yaşanan ayrışmalar, İran ve etkili Şii siyasi aktörlerin Mukteda es-Sadr’ı zayıflatma, aynı zamanda Tahran’ın çıkarları doğrultusunda ABD’ye karşı güç dengesi oluşturma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyordu.

Hazali’nin sahadaki faaliyetlerinin ilk dönemleri, Asaib Ehl el-Hak’ın kuruluş süreciyle aynı döneme denk geldi. Bu süreçte Lübnan Hizbullahı’nın saha komutanları Irak’a gelerek özel Şii grupların eğitimini üstlendi.

Yaygın kanaate göre Hazali, Hizbullah’ın Rıdvan Gücü komutanlarından İmad Muğniye ve Hüseyin Ali Dakduk ile yakın çalıştı. Her iki isim de Asaib Ehl el-Hak’a şehir savaşı ve Amerikan çıkarlarına yönelik operasyonların planlanması konusunda ileri düzey eğitim verilmesinde rol oynadı.

Kerbela operasyonu

Hazali’nin önce Mehdi Ordusu, ardından Asaib Ehl el-Hak bünyesinde Amerikan işgaline karşı yürüttüğü faaliyetler sonuçsuz kalmadı. İngiliz ve Amerikan güçleri, onu 2007 yılında Kerbela’da koalisyon güçlerine yönelik nitelikli saldırıları yönetmek suçlamasıyla yakaladı.

Hazali, Bağdat’ın güneybatısındaki Kerbela’daki Ortak Koordinasyon Merkezi’ne düzenlenen baskının planlayıcıları ve uygulayıcıları arasında yer alıyordu. Saldırıda beş Amerikan askeri öldürülmüş, operasyon Irak Savaşı’nın en karmaşık ve en cesur saldırılarından biri olarak değerlendirilmişti.

Saldırganlar Amerikan askeri üniforması giymiş, güvenlik şirketleri ve uluslararası güçlerin kullandığı araçlara benzeyen arazi araçları kullanarak kontrol noktalarını aşmış ve merkezin derinliklerine kadar ulaşabilmişti.

Hazali, 2010 yılı başında İngiliz rehine Peter Moore ile bazı askerlerin naaşlarının serbest bırakılması karşılığında gerçekleştirilen bir takas anlaşması kapsamında özgürlüğüne kavuştu.

Siyasete dönüş

Üç yılı aşkın süre boyunca silahlı gruplar sahnesinden uzak kalan Hazali, 2011 yılında yeniden ortaya çıkarak hareketinin siyasi kanadı olan Sadikun Bloğu’nu kurdu.

2014 parlamento seçimlerinde Sadikun’un siyasi ağırlığı sınırlı kaldı ve yalnızca bir milletvekilliği kazanabildi. Ancak 2018 seçimlerinde İran’a yakın birçok grup ve partiyi bünyesinde toplayan Fetih Koalisyonu içinde 15 sandalye elde ederek önemli bir çıkış yaptı.

2021 seçimlerinde Sadikun’un sandalye sayısı dokuzla sınırlı kaldı. Buna rağmen Hazali, bu dönemde Şii siyasi çevrelerde ve genel olarak Irak siyasetinde en etkili dini liderlerden biri haline geldi.

2029 hükümeti hedefi

Asaib Ehl el-Hak, devlet kurumlarında önemli pozisyonlar elde ederken, Hazali de Irak içinde geniş ekonomik ve güvenlik ağları kurmayı başardı. Buna İran’la olan yakın ilişkileri de eklendi.

Tüm bu gelişmeler, geçen yıl yapılan seçimlerde hareketinin 27 milletvekili çıkarmasının önünü açtı ve Hazali’yi Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin en güçlü aktörlerinden biri haline getirdi.

Ancak son seçim başarısına rağmen, ABD’nin terör listesinde bulunan grupların hükümette yer almasına karşı çıktığı yönündeki değerlendirmeler nedeniyle Hazali istediği siyasi rahatlığı elde edemedi. Çünkü liderliğini yaptığı Asaib Ehl el-Hak da Washington tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan yapılar arasında bulunuyor.

Bu nedenle gözlemcilere göre Hazali’nin “direniş elbisesini çıkarması”, yıllar boyunca yaptığı siyasi yatırımı koruma ve Amerikan baskılarının yaratabileceği risklerden kaçınma arzusuyla bağlantılı.

Ayrıca Hazali’ye yakın isimlerin aktardığına göre Asaib Ehl el-Hak, 2029 seçimlerinin ardından kurulacak hükümette başbakanlık makamını hedefliyor. Bu da örgütün silahlı bir hareketten tam anlamıyla siyasi bir aktöre dönüşme sürecinin en önemli motivasyonlarından biri olarak görülüyor.


Muhbirler mi teknoloji mi? Kassam liderlerinin peşindeki İsrail’in Gazze’deki istihbarat ağı suikastları nasıl hızlandırdı?

Sağdan sola, İsrail'in ayrı operasyonlarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (Fotoğraf: İsrail Ordusu tarafından yayımlandı)
Sağdan sola, İsrail'in ayrı operasyonlarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (Fotoğraf: İsrail Ordusu tarafından yayımlandı)
TT

Muhbirler mi teknoloji mi? Kassam liderlerinin peşindeki İsrail’in Gazze’deki istihbarat ağı suikastları nasıl hızlandırdı?

Sağdan sola, İsrail'in ayrı operasyonlarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (Fotoğraf: İsrail Ordusu tarafından yayımlandı)
Sağdan sola, İsrail'in ayrı operasyonlarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (Fotoğraf: İsrail Ordusu tarafından yayımlandı)

İsrail’in Ekim 2023’te Gazze Şeridi’ne karşı başlattığı savaş boyunca ve iki yıl sonra Ekim 2025’te ilan edilen kırılgan ateşkese kadar İsrail’in Hamas liderlerini ve askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın komutanlarını hedef alıp öldürmesi kolay ve hızlı bir süreç değildi.

Ancak son haftalarda suikastların yoğunluğu ve hızı dikkat çekici biçimde arttı. Bu süreç, yıllardır aranan Kassam lideri İzzeddin el-Haddad’ın 15 Mayıs’ta öldürülmesiyle zirveye ulaştı. İsrail, iki haftadan kısa bir sürede halefi Muhammed Avde’yi de öldürdü. Ayrıca Kassam’ın önde gelen komutanlarından İmad İslim de hedef alınırken, saldırıda Kuzey Tugayı komutanı da vuruldu ancak hayatta kaldı.

Suikastlar yalnızca üst düzey isimlerle sınırlı kalmadı. Özellikle 7 Ekim 2023 saldırısına katılan saha sorumluları ile askeri üretim alanında görev yapan isimler de hedef alındı.

vbfrgf
Filistinliler, 16 Mayıs 2026'da Gazze kentinde düzenlenen cenaze töreninde Hamas'ın askeri lideri İzzeddin el-Haddad'ın fotoğraflarını taşıyor (AFP)

Bu suikastların artması, Hamas içinde ve dışında birçok soruyu beraberinde getirdi. Bazı kaynaklar İsrail’in Gazze’deki istihbarat faaliyetlerinin güçlenmesine işaret ederken, diğerleri İsrail’in tünellere yönelik operasyonlarının Hamas’ın güvenlik yapısında oluşturduğu boşluğa dikkat çekiyor.

Hamas’tan saha kaynakları, yaşanan her suikastın ardından uzman ekipler tarafından soruşturma yürütüldüğünü ve olası güvenlik açıklarının araştırıldığını belirtti.

Tüneller ve onları terk etme kararı

Dört Hamas saha kaynağına göre, suikastların hızlanmasının başlıca nedenlerinden biri İsrail’in tünellere karşı yürüttüğü yoğun askeri kampanya oldu. Kaynaklar, savaş sırasında ve sonrasında çok sayıda tünelin imha edildiğini ifade ediyor.

Hamas, son yirmi yılda savunma, saldırı, komuta ve kontrol amaçlı yüzlerce, hatta bazı tahminlere göre binlerce tünel inşa etmişti. Bu tünellerin bir kısmı liderlerin savaş yönetim merkezleri olarak kullanılıyordu.

Kaynaklara göre İsrail, kara operasyonları ve hava saldırılarıyla çok sayıda tüneli yok etti. Bu saldırılar sırasında çok sayıda militan, bazı komutanlar ve hatta İsrailli rehineler hayatını kaybetti.

df76ju
İsrailli iki asker, İsrail'in Kassam Tugayları lideri Muhammed Sinvar'ın öldürüldüğüne inanılan bir tünelin bulunduğunu açıkladığı Han Yunus’taki Avrupa Hastanesi’nde, 8 Haziran 2025 (DPA)

Bir kaynak, yoğun saldırılar nedeniyle direniş liderliğinin tünelleri sürekli kullanmayı bırakma kararı aldığını söyledi. Amaç, liderlerin, savaşçıların ve gelecekte Filistinli tutuklularla takas edilmesi planlanan rehinelerin hayatını korumaktı.

Kaynakların aktardığına göre savaşın başlangıcında İsrail tünellere yoğun saldırılar düzenledi ancak tünellerin çokluğu nedeniyle yalnızca yüksek riskli bölgeler boşaltıldı. Mart 2024 sonlarında ise özellikle içinde savaşçılar ve İsrailli rehinelerin bulunduğu tünellere yönelik bombardımanların artması üzerine, onların yer üstüne taşınmasına ilişkin acil karar alındı.

Bir dönüm noktası

Kaynaklar, tünellerden çıkışın ardından yaşanan dönemin bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor. Bundan sonra tüneller daha çok ulaşım ve belirli operasyonlar için kullanılmaya başlandı; liderlerin veya önde gelen saha sorumlularının uzun süreli saklanma mekânı olmaktan çıktı.

Buna rağmen bazı Hamas ve Kassam liderleri zaman zaman tünellere sığındı. Hamas Siyasi Büro üyeleri Ruhi Muşteha ve Samih es-Serac, Temmuz 2024’te Gazze kentinin güneyindeki Sanayi Bölgesi’nde bulunan bir tünelde Kassam komutanlarıyla birlikte öldürüldü.

Kassam’ın eski lideri Muhammed Sinvar ile komutan Muhammed Şebane de Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Hastanesi çevresindeki karmaşık tünel ağında öldürüldü.

Bir saha kaynağı, İsrail’in artan takibi nedeniyle siyasi ve askeri liderlerin zaman zaman tünellere sığınmak zorunda kaldığını belirterek, “Seçenekler giderek daralıyordu” dedi.

Aynı kaynak, İzzeddin el-Haddad’ın özellikle Gazze’nin kuzeyindeki yoğun operasyonlar sırasında tünelleri sık kullandığını, İsrail güçleri yer üstünde operasyon yürütürken kendisinin yer altındaki tünel ağlarını kullanarak bölgeden çıkabildiğini anlattı.

Bununla birlikte kaynak, Haddad ve diğer isimlerin tünelleri güvenli bir saklanma alanı olarak görmediklerini, savaş süresince ve ateşkes sonrasında çoğu zaman yer üstünde yaşadıklarını, farklı yöntemlerle gizlenerek ve güvenlik konvoyları kullanmadan hareket ettiklerini söyledi.

Üç Hamas saha kaynağına göre tünellere başvurma yöntemi, Muhammed Sinvar ve Ekim 2024’te Refah’ta bir İsrail birliğiyle yaşanan çatışmada öldürülen Yahya Sinvar dahil birçok lider tarafından kullanıldı.

Gözetim alanının daralması

Kaynaklar, tünellerin imha edilmesinin tek neden olmadığını vurguluyor.

İsrail’in, Gazze’nin yüzde 60 ila 70’ini kapsayan ve “Sarı Hat” olarak bilinen hattın doğusundaki kontrol alanını genişletmesi, nüfusun büyük bölümünü hattın batısına sıkıştırdı. Böylece Hamas ve diğer Filistinli örgütlerin liderleri için güvenli veya gözlerden uzak alanlar büyük ölçüde azaldı.

Kaynaklara göre örgüt liderleri ve mensupları artık yüz binlerce Gazze sakiniyle birlikte sınırlı bölgelerde yaşamaya mecbur kaldı. Evlerini kaybeden birçok kişi gibi onlar da ailelerinin yanında veya yakınında, çadırlarda ve geçici barınaklarda yaşamaya başladı. Bu durum ise İsrail’in gözetim ve takip faaliyetlerini kolaylaştırdı.

degthyj
ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Ateşkes anlaşmasındaki ilk çekilme hattı olarak belirlenen Sarı Hat çevresindeki bölgeler her gün yoğun yıkım operasyonlarına maruz kalıyor. İsrail’in bu alanları genişletmesi, hem güvenlik kontrolünü artırma hem de operasyon bölgelerine yakın tünel güzergâhlarını yok etme amacı taşıyor.

Casusluk teknolojisi ve ses izi

Gazze’deki saha kaynakları, Hamas ve Kassam liderlerinin hızla tespit edilmesinde İsrail’in istihbarat teknolojilerinin önemli rol oynadığı görüşünde birleşiyor.

Kaynaklar; Gazze semalarında yoğun şekilde dolaşan keşif dronları, diğer teknik araçlar ve İsrail’le iş birliği yapan muhbirlerin yanı sıra İsrail destekli silahlı grupların da etkili olduğunu belirtiyor.

Bir kaynak, İsrail’in son yıllarda yapay zekâ destekli teknolojileri yoğun biçimde kullandığını öne sürerek, yeni nesil İsrail yapımı insansız hava araçlarının ses izi takibi ve bazı biyolojik işaretleri tespit etmeye yönelik gelişmiş siber sistemlere sahip olabileceğini söyledi.

Kaynağa göre bu dronlar, belirli iletişim ağlarını izleyerek sesleri ayrıştırabiliyor ve daha önce telefon kayıtlarından veya gözaltı süreçlerinden elde edilen ses örnekleriyle eşleştirme yapabiliyor.

Aynı kaynak, bazı muhbirlerin kamera ve ses kayıt cihazları içeren çeşitli casusluk ekipmanları yerleştirdiğini; bunların bir kısmının böcek büyüklüğünde olduğunu ve dronlarla bırakıldığını, bazılarının ise savaş sırasında bölgeye giren kara birlikleri tarafından yerleştirildiğini iddia etti.

Kaynaklar, insan istihbaratının da Hamas ve Kassam liderlerine ulaşılmasında etkili olduğunu inkâr etmiyor.

ty6u7ı8
İsrail'in, Hamas'ın askeri lideri İzzeddin el-Haddad'ı hedef aldığı saldırının ardından Gazze kentindeki Rimal Mahallesi'nde vurulan bir konut binasında yangın çıkıyor, 15 Mayıs 2026 gecesi (EPA)

Bir saha kaynağı, çok sayıda muhbirin yakalandığını ve infaz edildiğini, bunların küçük bir bölümünün Hamas veya Kassam içinden, çoğunluğunun ise örgüt dışından kişiler olduğunu söyledi.

Aynı kaynak, Haddad suikastıyla bağlantılı olduğu şüphesiyle Hamas dışından bir kişinin tutuklandığını açıkladı. Şüphelinin, suikastın gerçekleştiği bölgede ve Haddad’ın bulunduğu başka bir noktada da görüldüğü belirtildi.

İki kaynak, zanlının sorgulandığını doğrularken, bunlardan biri kişinin İsrailli bir istihbarat görevlisinin talimatlarıyla Haddad’ı takip ettiğini itiraf ettiğini söyledi. Kaynağa göre İsrailli görevli, Haddad’ın ailesinin bulunduğu yerlere ilişkin bilgiler veriyor ve bu durum başka muhbirlerin de olabileceğine işaret ediyor.

Kaynaklar ayrıca müzakere süreçleriyle ilgili mesajların iletilme yöntemlerinin de İsrail tarafından yakından takip edilen güvenlik açıklarından biri olduğunu, bu konunun halen araştırıldığını belirtti.

Gazze savaşının en yoğun dönemlerinde, Filistinli gruplar bazı kişileri İsrail saldırılarına bilgi sağladıkları suçlamasıyla gözaltına almış ve “devrim mahkemeleri” olarak adlandırılan süreçlerin ardından infaz etmişti. Bu kişiler arasında Hamas içinden ve dışından isimlerin bulunduğu, bazı zanlıların Temmuz 2024’te öldürülen Kassam lideri Muhammed ed-Dayf’a ulaşılmasına yardım etmekle suçlandığı ifade edilmişti.