Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Cezayir ve Mali: Sahadaki pragmatizm siyasi hesaplara üstün geldi

Mali'nin başkenti Bamako'daki Ordu Anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)
Mali'nin başkenti Bamako'daki Ordu Anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)
TT

Cezayir ve Mali: Sahadaki pragmatizm siyasi hesaplara üstün geldi

Mali'nin başkenti Bamako'daki Ordu Anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)
Mali'nin başkenti Bamako'daki Ordu Anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)

Rabia Abdusselam

2.300 kilometreyi aşan bir sınır boyunca sürekli değişen koşullar ve Afrika'nın Sahel bölgesinde nüfuz için verilen soğuk savaşın ortasında, Cezayir ve Mali son yılların en uzun diplomatik kopuşunu sona erdirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması ve hava sahalarının hava trafiğine tamamen açılması, saha pragmatizminin somutlaşması, siyasi gerçekçiliğin zaferi (Sahel'in coğrafi gerçeklerinin ve sınır ötesi risklerin dar siyasi hesaplamalara üstün gelmesi) gibi görünüyor.

Birçok kişi iki komşu ülke arasındaki uzlaşı sürecinin tamamen rayından çıktığına inanırken, Cezayir Savunma Bakanlığı tarafından yapılan ve bir dönüm noktası, sonraki gelişmelerin ana katalizörü olan bir açıklama kamuoyunu şaşırttı. Cezayir makamları, hava sahasının Mali'ye gidiş ve geliş yönündeki sivil ve askeri uçuşlara tamamen açıldığını resmen duyurarak, Nisan 2015'ten beri uygulanan sıkı hava ambargosu dönemini sona erdirdi. Hemen ardından Bamako da benzer bir adım atarak hava sahasını açtı. Bu gelişme, bir sonraki adıma, diplomatik misyonların geri dönüşüne zemin hazırladı. Her iki ülkenin büyükelçileri iki başkentte görevlerine resmen yeniden başladılar.

Bu son gelişmeyi, istikrarsız bir bölgedeki sıradan bir uzlaşma ve barışma veya geçici bir diplomatik ateşkes olarak değerlendirmek mümkün değil. Jeopolitik analizler, tam diplomatik temsilin geri dönüşü ile hava sahalarının açılmasının, karmaşık ve zorlu bir güvenlik coğrafyasında kaçınılmaz gelişmeler olduğunu vurguluyor.

Cezayir Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Saida Selame, jeopolitik bir bakış açısıyla, “Cezayir ve Mali arasındaki son diplomatik yakınlaşmanın sadece ikili bir atılım olmadığını, aksine Afrika'nın Sahel bölgesindeki jeopolitik dengeyi yeniden şekillendirmeye yönelik daha derin bir mücadeleyi yansıttığını” söyledi. Selame, “Bu bölge, bölgesel ve uluslararası güç rekabetinin arenası haline geldi. Bu gelişme, Afrika'nın kalbindeki nüfuz haritasını yeniden çizmeye yönelik daha geniş çaplı girişimlerin ayrılmaz bir parçası” diye ekledi.

Bu jeopolitik hareketlilik, Mali devletini parçalayan yapısal kaosun ve silahlı örgütlerin çoğalmasının yansımaları ile iç içe geçiyor. Nitekim bugün Mali, 1 Mart 2015'te Cezayir'de Mali hükümeti ile kuzey Mali'deki siyasi hareketler arasında imzalanan “Barış ve Uzlaşma Anlaşması” başta olmak üzere geçmişte imzalanan barış anlaşmalarının iptal edilmesinin ardından varoluşsal bir tehditle karşı karşıya bulunuyor. Cezayir anlaşması, çatışmayı sona erdirmeyi ve bölgede istikrarı sağlamayı amaçlıyordu. Klasik gerilla savaşından kamikaze dronların kullanımına ve Mali ordusuna bağlı piyade konvoylarını ve takviye birliklerini, ayrıca Rus “Afrika Lejyonu” unsurlarını hedef alan gelişmiş pusulara geçiş, durumu daha da kötüleştirdi. Buna ek olarak, özellikle el-Kaide bağlantılı “Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin” (CNIM) ve Tuaregli ayrılıkçı örgütlerle iş birliği içinde silahlı örgütlerden oluşan ittifak tarafından Mali'nin başkenti Bamako'ya uygulanan boğucu güvenlik ve ekonomik kuşatma gerçek bir alarm zili oldu ve “yüksek güvenlik çıkarlarını” ortak bir pusulaya dönüştürdü. Zira bu kuşatma sebebiyle Bamako, kuzey komşusunun sağladığı güvenlik şemsiyesi olmadan izole edilmiş kuzey bölgelerinde istikrarı sağlayamaz hale geldi. Cezayir de güney sınırı boyunca gri bölgelerin genişlemesine artık göz yumamaz.

El-Mecelle’nin görüşlerine başvurduğu Dr. Moulay Tahar Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü ve yazar olan Ould Seddik Miloud, “Sahra bölgesine yönelik artan uluslararası ilgi, tartışılmaz bir jeopolitik gerçeği kabul etmemizi zorunlu kılıyor, o da Sahel bölgesi, sınırlarımıza olan doğrudan yakınlığı ve karmaşık yapısı nedeniyle, Cezayir’in ulusal güvenliğine yönelik genel görüşlerinden ayrılamaz stratejik bir derinlik oluşturmaktadır” dedi.

Bu tehditler arasında, el-Kaide'nin Mağrip kolu ile Tevhid Hareketi, Batı Afrika’da Cihat gibi melez kolları, Boko Haram ile kendisine müttefik Ensar ed-Din ve Ensar eş-Şeria gibi uluslararası örgütlerin yanı sıra Libya, Çad, Mali ve son olarak Burkina Faso arasındaki sınır bölgelerinde dağılmış düzinelerce başka örgütlerden oluşan cihatçı ağlar tehdidi öne çıkıyor.

Mali son günlerde, CNIM ile müttefiki ayrılıkçı Azavad Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLA) savaşçıları tarafından gerçekleştirilen, ülkenin kuzeyi ile merkezindeki askeri üsleri ve büyük şehirleri hedef alan bir dizi koordineli saldırı ve şiddetli çatışmaların ardından şiddet olaylarında önemli bir artışa sahne oluyor. Ülkenin merkezinde, bir askeri üs ile havaalanının bulunduğu Sévaré kasabasında patlamalar meydana geldi ve ardından uçakların bölge üzerinde uçtuğu görüldü. Başkentten birkaç kilometre uzaklıkta bulunan ve savaşçıların tutulduğu ana hapishane olan Kéniéroba Cezaevi de saldırıya uğradı. Ordu, saldırıları püskürttüğünü ve saldırganlardan bazılarını öldürdüğünü açıkladı.

İki ülke arasındaki duvar yıkılıp ilişkiler normale dönerken, bir dizi soru güçlü bir şekilde kendisini dayatıyor: Bu diplomatik normalleşme, güvenlik doktrinini yeniden tesis etmeyi ve Sahel'deki yapısal kaosun önüne geçmeyi başaracak mı? Yakında gerçekleşecek istihbarat koordinasyonu, boşlukları doldurma ve tanker savaşı altında ezilen lojistik arterlerde güvenliği sağlama gücüne sahip olacak mı?

cdfvbgr
Başkent Cezayir’in sahil şeridindeki Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Mevcut jeopolitik verilere dayanarak, bu yeni jeopolitik kavşağın sonuçları belirginleşmeye başlayan birkaç stratejik süreç arasında gidip geliyor; bunların en belirginleri ise istihbarat koordinasyon merkezlerinin aktif hale getirilmesi ve ardından taraflar arasında doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılmasıdır.

Bu misyonun boyutlarına ilişkin analitik bir okuma yapan Mohammed Seddik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve siyasi analist Abdurrefik Kachout, Mecelle'ye şunları söyledi: “Krizin karmaşıklığı göz önüne alındığında misyon zorlu, ancak Cezayir'in deneyimini kullanacağı ve zengin tarihi tecrübelerinden yararlanacağı kesin. Cezayir, kendisinin stratejik yönlendirmelerine güvenen Azavad fraksiyonları başta olmak üzere, sahadaki bazı taraflar ve aktörlerle, tarihsel bir güven ilişkisine sahip olduğu için, bölgesel deneyimini kullanarak savaşan tarafları savaş siperlerinden müzakere masasına çekecektir. Nitekim Cezayir, bu fraksiyonlara sürekli ve ısrarla silah bırakma ve ulusal birliği sağlama, yoğun nüfuslu güney ile Tuareg çoğunluğunun yaşadığı çalkantılı ve çöllerden oluşan kuzey arasındaki derin bölünmelerden koruyacak ortak bir uzlaşı zemini tesis etme çağrısında bulunmuştur.”

Cezayir, sahadaki bazı taraflar ve aktörlerle, tarihsel bir güven ilişkisine sahip olduğu için, bölgesel deneyimini kullanarak savaşan tarafları savaş siperlerinden müzakere masasına çekecektir

Ekonomik koz bir can simididir

 Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında araştırmacı ve akademisyen Dr. Muhammed Salih Cemal, bu stratejik görüşü teyit ederek Mecelle'ye şunları söyledi: “Yeni aşama, Cezayir ve Mali arasında siyasi istişare ve güvenlik koordinasyon kanallarının yeniden aktif hale getirilmesinin önünü açacaktır. Bu da başta terörizm, organize suç ve sınırlardaki kaçakçılık faaliyetleri olmak üzere ortak tehditlerle mücadelede iş birliğini artıracaktır. Zira Cezayir, terörizmle mücadele, sınır güvenliği ve kriz yönetimi konusunda önemli ve kabul görmüş bir deneyime sahiptir. Ayrıca arabuluculuk ve anlaşmazlıkları giderme konusunda da önemli bir diplomatik birikimi bulunmaktadır. Bu deneyim, her iki ülkenin egemenliğine tam saygı ve iç işlerine müdahale etmeme çerçevesinde ikili iş birliğini güçlendirebilecek önemli bir birikimi temsil etmektedir.”

Bugün bu güvenlik kozunun diğer stratejik kozlardan ayrı olarak kullanılmayacağı kesin ve bu bağlamda “ekonomik koz” öne çıkıyor. Siyasi analist Abdurrefik Kachout, “güvenlik çözümlerinin jeo-ekonomik faktörlerden, özellikle de insani ve lojistik yardımdan bağımsız olarak uygulanamayacağına” inanıyor. “Buna ek olarak, Mali yakıt ambargosu altında ezildiği için, petrol kozu, özellikle de dev petrol şirketlerinin üretim maliyetlerini düşürmek için enerji sektörüne girmeye hazır olmasının yanı sıra, çölü aşan yol ağı da önemli bir rol oynuyor. Bu durum, ekonomik coğrafyanın kaçınılmazlığının iki ülke arasındaki uzlaşının en önemli faktörlerinden biri olduğunu gösteriyor” diye ekliyor.

Şarku'l Avsat''ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Şiddetli çatışmalar artık uzak kuzey cepheleriyle sınırlı değil, gölgesi Mali'deki antik ve tarihi Timbuktu şehrinin eteklerine kadar uzanıyor. Şehir, terör örgütlerin “tanker savaşı” ve hayati önem taşıyan ikmal konvoylarını hedef alarak uyguladığı sistematik bir boğma stratejisi nedeniyle ciddi bir yakıt krizi altında inliyor.

Sonuç olarak, iki ülke arasındaki ikili anlaşmazlıkların sona erdirilmesi sadece diplomatik bir formalite değil, yanmakta olan Timbuktu’dan başkent Bamako'ya kadar alevler içindeki sahanın dayattığı kaçınılmaz bir ihtiyati tedbirdir. Bilhassa daha önceki çatışmaları kontrol altına almadaki başarısı göz önüne alındığında, bu ateşkes, kaosun küllerini söndürmekte yeterli olacak mı yoksa Sahel bölgesi içinde halen başka zorluklar mı barındırıyor, önümüzdeki birkaç gün bu sorunun cevabını verecektir.


İran’ın IKBY’nin kuzeyini hedef alan bombardımanında 8 peşmerge yaralandı

Erbil semalarında bir insansız hava aracının durdurulduğu anı gösteren ekran görüntüsü, 15 Temmuz 2026 (Arşiv – Reuters)
Erbil semalarında bir insansız hava aracının durdurulduğu anı gösteren ekran görüntüsü, 15 Temmuz 2026 (Arşiv – Reuters)
TT

İran’ın IKBY’nin kuzeyini hedef alan bombardımanında 8 peşmerge yaralandı

Erbil semalarında bir insansız hava aracının durdurulduğu anı gösteren ekran görüntüsü, 15 Temmuz 2026 (Arşiv – Reuters)
Erbil semalarında bir insansız hava aracının durdurulduğu anı gösteren ekran görüntüsü, 15 Temmuz 2026 (Arşiv – Reuters)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) kuzeyindeki Erbil’de, İran karşıtı Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) ait bir merkeze insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen saldırıda sekiz peşmerge yaralandı. Güvenlik kaynakları Reuters’a yaptıkları açıklamada, Erbil’deki ABD Konsolosluğu yakınlarında bir İHA’nın düşürüldüğünü bildirdi.

Rudaw’a konuşan PAK liderlik üyesi Edib Halidyan, bugün erken saatlerde düzenlenen İHA saldırısının Erbil vilayetindeki Dara Şükran Kampı yakınlarında bulunan PAK’a ait Cemşar merkezini hedef aldığını söyledi. Halidyan, saldırıda sekiz peşmergenin yaralandığını belirtti.

Yaralılardan dördünün durumunun ağır olduğunu ifade eden Halidyan, “Gözetleme amaçlı İHA’lar sürekli olarak merkezlerimizin üzerinde uçuyor ve bilgi topluyor” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Rudaw’dan aktardığına göre, söz konusu güç daha önce de İran tarafından birçok kez bombalandı. Önceki saldırılarda iki peşmerge hayatını kaybederken, 26 kişi de yaralandı.


Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, çerçeve anlaşma için Washington'da

Lübnan'ın güneyindeki Ferun beldesinde İsrail saldırısında yıkılan evinin önünde oturan bir Lübnanlı aile (AP)
Lübnan'ın güneyindeki Ferun beldesinde İsrail saldırısında yıkılan evinin önünde oturan bir Lübnanlı aile (AP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, çerçeve anlaşma için Washington'da

Lübnan'ın güneyindeki Ferun beldesinde İsrail saldırısında yıkılan evinin önünde oturan bir Lübnanlı aile (AP)
Lübnan'ın güneyindeki Ferun beldesinde İsrail saldırısında yıkılan evinin önünde oturan bir Lübnanlı aile (AP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Orgeneral Joseph Avn dün, ABD Başkanı Donald Trump'ın daveti üzerine, 2009 yılından bu yana bir Lübnan cumhurbaşkanının ABD’ye ilk kez gerçekleştireceği resmi ziyaret çerçevesinde Washington ziyaretine başladı. Lübnan bu ziyareti, İsrail ile varılan çerçeve anlaşmanın uygulanmasını ilerletmek, ateşkesi kalıcı hale getirmek ve İsrail güçlerinin güneyde hâlâ işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmesini garantilemek için önemli bir aşama olarak görüyor.

Ziyaret, ABD Merkezi Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) Beyrut ve Tel Aviv ile ayrı ayrı gerçekleştirdiği temaslarla eş zamanlı olarak gerçekleşti. Bu temaslar çerçeve anlaşmanın uygulanmasını ilerletmeye ve uygulama aşamasını başlatmaya yönelik çabaların bir parçası.

Öte yandan İsrail, anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmeden yararlanarak Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırında bulunan işgal altındaki köylerde yıkım ve imha operasyonlarını sürdürüyor. Olası herhangi bir çekilme öncesinde sahada yeni gerçekler dayatmaya yönelik bir zamana karşı yarış gibi görünüyor. Emekli Tuğgeneral ve askeri uzman Hasan Cuni, İsrail'in çatışmayı henüz sona ermemiş gibi ele aldığını ve operasyonlarını sürdürerek çerçeve anlaşmaya kendi yorumunu dayatmaya çalıştığını, bunun da askeri operasyonlarını sürdürmesine ve anlaşmanın uygulanmasının sonraki herhangi bir aşamasında elindeki kozları güçlendirmesine imkan tanıdığını değerlendirdi.