Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Zeydi, silahların kontrol altına alınması girişiminin başarısız olacağı uyarısında bulundu

Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katıldığı “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısından (Irak Haber Ajansı)
Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katıldığı “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısından (Irak Haber Ajansı)
TT

Zeydi, silahların kontrol altına alınması girişiminin başarısız olacağı uyarısında bulundu

Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katıldığı “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısından (Irak Haber Ajansı)
Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katıldığı “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısından (Irak Haber Ajansı)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Şii “Koordinasyon Çerçevesi” güçlerini, silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin belirlenen takvimlere uymamanın doğuracağı sonuçlar konusunda uyardı. Zeydi, “hükümet kabinesinin tamamlanması da dahil olmak üzere bütün dosyaların sonuçlandırılması ve böylece devletin egemenliği ile ülke ve bölgedeki güvenliğin istikrarının güçlendirilmesi” gerektiğini vurguladı.

Konuya yakın bir kaynak Şarku’l Avsat’a, “Zeydi ayrıca gruplarla müzakereler yürüten komitenin çalışmalarının desteklenmesi ve üzerinde mutabık kalınan takvim doğrultusunda silahların teslim edilmesine ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması gerektiğini vurguladı. Zeydi, son Washington ziyaretinde ABD yönetimiyle görüştüğü başlıca konuları ve bu sürecin başarısız olması halinde Irak’ın karşı karşıya kalabileceği ekonomik, siyasi ve güvenlik sonuçlarını da ele aldı” dedi.

Öte yandan Zeydi, “Egemenlik Günü” etkinlikleri kapsamında Bağdat’taki “Tahrir Meydanı”nda düzenlenen askerî geçit sırasında Haşdi Şabi bünyesindeki bazı grupların ABD bayrağına yönelik eyleminin ayrıntılarını ortaya çıkarmak üzere bir soruşturma komisyonu kurulması talimatını verdi.


Yemen, devletin yeniden tesis edilmesi için operasyon başlattı; koalisyon destek veriyor

El-Alimi 
El-Alimi 
TT

Yemen, devletin yeniden tesis edilmesi için operasyon başlattı; koalisyon destek veriyor

El-Alimi 
El-Alimi 

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, dün İran’la müttefik olan Husilere karşı, cumhuriyet topraklarının geri kalanını yeniden ele geçirmek, devlet otoritesini ve kurumlarını ülkenin tamamında tesis etmek amacıyla askerî operasyonların başlatıldığını duyurdu.

Alimi’nin açıklamasından saatler sonra, “Meşru Hükümete Destek Koalisyonu” Komutanlığı, Yemen güçlerine tam operasyonel destek sağlanacağını ve “devlet ile kurumları yeniden tesis edilene, terörist Husi milislerinden kurtuluna ve deniz seyrüseferine yönelik tehdid sona erdirilene kadar” meşru hükümetin yanında olunacağını açıkladı.

Koalisyon güçleri Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki yaptığı açıklamada, “Terörist Husi milislerinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları... terörist Husi milislerinin saldırgan eylemlerini caydırmak amacıyla gerekli ve zorunlu tedbirlerin sürdürülmesini gerektiriyor. Bu tedbirler, Krallığın güvenlik ve egemenliğinin yanı sıra bölgesel ve uluslararası güvenliği korumayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Alimi operasyonların, “görev tamamlanıncaya kadar” onaylanan planlar doğrultusunda sürdürüleceğini belirtirken, söz konusu açıklama, Husilerle gerilimi düşürme ve barış sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından hazırlık ve seferberlik aşamasından açık askerî harekât aşamasına resmî geçiş anlamına geliyor.

Alimi, Yemen halkına hitaben yaptığı konuşmada, silahlı kuvvetler, güvenlik güçleri ve tüm askerî birliklere görevlerini yerine getirmeleri yönünde talimat verildiğini belirtti. Alimi, savaşın devlet kurumlarını yeniden tesis etmeyi amaçladığını, Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanlara, herhangi bir mezhep veya kabileye karşı yürütülmediğini vurguladı.

Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanlara askerî mevzilerden, askerî toplanma noktalarından ve ikmal yollarından uzak durmaları çağrısında bulunan Alimi, ailelerden çocuklarının çatışmalara sürüklenmesini engellemelerini istedi. Alimi ayrıca silah bırakarak Husiler safında savaşmayı bırakanlara yönelik güvenli dönüş ve ilan edilen af politikasına bağlı kalacaklarını yineledi.

Hükümet güçlerine ve direniş gruplarına yönelik mesajında Başkanlık Konseyi Başkanı, görevin “yalnızca toprakları geri almak değil, devleti de bu topraklara yeniden götürmek” olduğunu vurguladı. Alimi, sivillerin ve malların korunması ile hukuka uyulması çağrısında bulunarak intikam, misilleme veya masumlara yönelik saldırılara izin verilmeyeceğini belirtti.

Alimi’nin açıklaması, Taiz vilayetindeki çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Husiler, Taiz kentini güney kırsalı ve hükümetin kontrolündeki Lahic ve Aden gibi bölgelerle bağlayan yolları kesme amacıyla kentin güneybatısındaki kırsal kesimlere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Çatışmalar nedeniyle Turba ile Taiz kenti arasındaki yolun ulaşıma kapandı. Bu gelişmenin, Taiz kentinin güney çevresi ve aralarında Aden’in de bulunduğu hükümet kontrolündeki bölgelerle bağlantısının kesilmesi riskini artırdığı belirtiliyor.


Lübnan içinde Hizbullah’ın hangi müttefikleri kaldı?

Hizbullah destekçileri, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreninde (DPA)
Hizbullah destekçileri, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreninde (DPA)
TT

Lübnan içinde Hizbullah’ın hangi müttefikleri kaldı?

Hizbullah destekçileri, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreninde (DPA)
Hizbullah destekçileri, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreninde (DPA)

Hizbullah’ın iki eski genel sekreteri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü, örgütün Lübnan içindeki karşı karşıya olduğu tabloyu ortaya koydu. Anma etkinliğinde, 2024 savaşından önce Hizbullah’ın müttefiki olan bazı isimlerin ilk kez yirmi yıl aradan sonra görülmemesi, örgütün ülkedeki müttefik ağını kaybettiğini gösterdi.

Suikastların üzerinden iki yıl geçerken, Hizbullah’ın durumunu yakından takip edenlere göre örgüt yalnızca kapasitesini yeniden inşa etme ve saflarını toparlama sorunuyla karşı karşıya değil; aynı zamanda yıllar içinde oluşturduğu ittifak ağının da aşınmasıyla mücadele ediyor. Bazı siyasi güçlerin, ülke içindeki ve bölgedeki güç dengelerinin değişmesi karşısında Hizbullah’la ilişkilerini sürdürmenin faydasını yeniden değerlendirdiği görülüyor.

Hasan Nasrallah’ın oğlu Muhammed Mehdi, babasının öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anma töreninde iki davetlinin arasında, Beyrut’un güney banliyölerinde (Reuters)
Hasan Nasrallah’ın oğlu Muhammed Mehdi, babasının öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anma töreninde iki davetlinin arasında, Beyrut’un güney banliyölerinde (Reuters)

Nasrallah’ın anma töreninde eski müttefiklerinden öne çıkan isimler arasında yalnızca, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın seçilmesinden önce Hizbullah’ın cumhurbaşkanı adayı olan Marada Hareketi lideri Süleyman Franciyye yer aldı. Törende ayrıca Hizbullah’ın Şii siyasi “ikilisi”ndeki ortağı Emel Hareketi’ni temsil eden liderler de hazır bulundu.

Siyasi destek ağı çözülüyor

Hizbullah, 2006 yılında Özgür Yurtsever Hareket ile mutabakat belgesini imzalamasından itibaren Lübnan’daki çok sayıda mezhep ve siyasi çevreye uzanan geniş bir ittifak ağı kurmayı başarmıştı. Örgütün muhaliflerine göre bu ağ, Hizbullah’a silahlarını elinde tutması ve nüfuzunu artırması için “siyasi örtü” sağladı ve zamanla devlet kurumlarının yanında paralel bir yapı oluşturmasına imkân verdi.

Ancak bu ağ, “Gazze’ye destek savaşı”nın ardından Hizbullah’ın askeri gücünde yaşanan büyük gerileme ve Lübnan’daki konumunun değişmesiyle birlikte aşamalı olarak çözülmeye başladı. Bunun en belirgin göstergelerinden biri, başta Hristiyan siyasi sahnesindeki Özgür Yurtsever Hareket olmak üzere önemli müttefiklerin Hizbullah’tan uzaklaşması ve Sünni ve Dürzi çevrelerdeki müttefiklerinin etkisinin azalması oldu.

Müttefiklerin Hizbullah’tan uzaklaşması yalnızca savaş sonrasında değişen güç dengeleriyle açıklanmıyor. Hizbullah’a yakın olmanın beraberinde getirdiği siyasi ve mali riskler de etkili. ABD’nin Hizbullah’la bağlantılı olduğu veya örgüte destek sağladığı gerekçesiyle bazı kişi ve kuruluşlara uyguladığı yaptırımların yanı sıra, yaptırım listesinin başka siyasi müttefikleri ve isimleri de kapsayacak şekilde genişletilebileceği yönündeki tehditler, bazı müttefikleri hesaplarını yeniden yapmaya itti. Böylece Hizbullah’la ilişki, bazıları açısından siyasi nüfuz kaynağından yaptırım ve maliyet riskine dönüşmeye başladı.

Çıkar temelli ittifaklar

Beyrut Amerikan Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Hilal Haşan’a göre Hizbullah’ın siyasi hayata girmesinden itibaren oluşturmaya çalıştığı “mezhepler üstü ağ” esasen “sınırlı” bir niteliğe sahipti. Haşan, örgütün uzun süre askeri gücünü geniş siyasi nüfuz oluşturmak için kullandığını ve kendisini İsrail karşısında denge kurabilecek bir güç olarak sunduğunu belirtiyor.

 Hizbullah destekçileri, Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anmasında sloganlar atıyor (DPA)
Hizbullah destekçileri, Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anmasında sloganlar atıyor (DPA)

Haşan’a göre Hizbullah yıllar boyunca, bazı parti ve güçlere siyasi koruma sağlarken, karşılığında kendi politikaları ve silahları için siyasi destek elde etti. Bu nedenle birçok ittifak, kalıcı siyasi veya ideolojik ortaklıklardan ziyade çıkar ve karşılıklı menfaat ilişkilerine yakındı.

Haşan, örgütün bu ilişkileri yönetmesini sağlayan güç dengesinin bozulmasının, eski ittifak ağını yeniden kurmasını son derece zorlaştıracağını düşünüyor. Ona göre, geçmişte Hizbullah’la ittifaktan siyasi kazanım ve koruma elde edeceğini düşünen güçler artık farklı bir tabloyla karşı karşıya. Haşan, önümüzdeki dönemde Şii toplumunun siyasi liderliğinin yeni yüzler aracılığıyla Emel Hareketi’ne geçebileceğini öngörüyor.

Uzaklaşmanın artması bekleniyor

Siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin genel yayın yönetmeni Ali el-Emin ise Hizbullah’ın uzun yıllar boyunca müttefikleri ve siyasi himaye ilişkileri açısından bir çekim merkezi olduğunu, ancak “Gazze’ye destek savaşının” başlamasından üç yıl sonra artık aynı konumda bulunmadığını belirtiyor.

El-Emin, örgütün bugün müttefiklerden yoksun olduğunu ve hem içeride hem dışarıda baskıyla karşı karşıya bulunduğunu belirtiyor. El-Emin’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya  göre bu durum, eski genel sekreterleri Nasrallah ve Safiyuddin’in ölüm yıl dönümündeki törende açık biçimde görüldü; geçmişte ön sıralarda yer almak için birbirleriyle yarışan isimlerin büyük çoğunluğu bu kez etkinlikte yoktu.

El-Emin, Hizbullah’a yönelik bu uzaklaşmanın artabileceğini düşünüyor. Silah meselesinin ise örgütün rolü ve Lübnan’daki konumuyla bağlantılı ayrı bir konu olduğunu belirten el-Emin, Hizbullah’ın yaşadığı gelişmelere rağmen İran’daki dini liderliğin belirlediği hesaplara bağlı bir yapı olarak hareket etmeyi sürdürdüğünü ifade ediyor.

Çağrı cihazı patlamalarında yaralanan bir Hizbullah mensubu, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafının bulunduğu telefonu, Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anmasında taşıyor (AFP)
Çağrı cihazı patlamalarında yaralanan bir Hizbullah mensubu, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafının bulunduğu telefonu, Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anmasında taşıyor (AFP)

El-Emin’e göre mevcut siyasi ve güvenlik koşullarında ve Hizbullah’ın yeni gerçeklikle örtüşmeyen söylemini sürdürmesi halinde, örgütün kendi tabanı dışında destek bulması zorlaşacak. Bazı siyasi çevrelere gerçekleştirdiği ziyaretlerin de eski ittifaklarını veya siyasi dostluklarını yeniden tesis ettiğini gösterecek bir sonuç doğurmadığını belirten el-Emin, bunun örgütün devlet merkezli bir zeminde yeniden yapılanmasını daha da güçleştirdiğini kaydetti.

El-Emin, mevcut koşullar altında Hizbullah’ın çatlayan ittifaklarını onarmasının kolay görünmediğini; aksine bu ittifakların daha da zayıflaması ve dağılması riskinin bulunduğunu belirtti.