Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



BM: Yemen’de durum hızla değişiyor... Batı kıyılarına erişimi kısıtlamalar engelliyor

BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
TT

BM: Yemen’de durum hızla değişiyor... Batı kıyılarına erişimi kısıtlamalar engelliyor

BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de yerinden edilme hızının 3 Eylül’den bu yana belirgin şekilde arttığını ve ay başından itibaren 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini açıkladı. Yerinden edilenlerin büyük bölümü Taiz ve Lahic vilayetlerine yöneldi.

BM Yemen Mukim Koordinatörü ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Buquera, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Batı kıyısı boyunca çatışmaların sürmesi nedeniyle Yemen’de yeni yerinden edilme dalgaları ve insani ihtiyaçlarda beklenen artışla başa çıkmaya hazır olduklarını belirtti. Buquera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişinin Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldığını söyledi.

Buquera, insani yardım çalışanlarının hareketlerinin Batı kıyısındaki bazı bölgelerde olumsuz etkilendiğini belirterek güvenlik sorunları, hareket kısıtlamaları ve iletişim kesintilerinin bazı bölgelere erişimi hâlâ engellediği uyarısında bulundu.

csdfvgthyj
BM Yemen Mukim Koordinatörü ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Buquera (BM)

BM yetkilisi, artan ihtiyaçlar karşısında güvenli ve sürdürülebilir insani erişimin sağlanmasının, çatışmalardan kaçan siviller için güvenli koridorlar oluşturulmasının ve acil yardım çalışmalarının sürdürülebilmesi için gerekli kaynakların sağlanması acil önem taşıdığını vurguladı.

100 binden fazla kişi yerinden edildi

Buquera, Yemen’de yerinden edilme hızının 3 Eylül’den bu yana büyük ölçüde arttığını belirterek Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) son verilerine göre ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini söyledi.

Durumun hâlâ hızla değiştiğini belirten Buquera, önümüzdeki dönemde ülke içinde yerinden edilenlerin sayısının daha da artmasının beklendiğini ifade etti.

BM ve insani yardım ortaklarının, güvenlik koşulları, erişim imkânları ve mevcut kaynakların elverdiği ölçüde Yemen genelindeki en kırılgan kesimlere, özellikle de yerinden edilenlere destek sağladığını belirten Buquera, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaya devam ettiğini kaydetti.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) daha önce Yemen’de devam eden çatışmalar nedeniyle yalnızca iki hafta içinde 57 binden fazla çocuğun yerinden edildiğini ve çocukların temel hizmetlere erişimden mahrum kaldığını açıklamıştı. UNICEF, tırmanan çatışmaların insani yardıma ihtiyaç duyan 12,2 milyon çocuğun bulunduğu krizi daha da ağırlaştırdığı uyarısında bulunmuştu.

Acil ihtiyaçlar ve tükenen stoklar

BM koordinatörüne göre en acil insani ihtiyaçlar arasında acil barınma, temel ev ihtiyaçları, gıda, güvenli su, sanitasyon hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, koruma ve nakdi yardımlar bulunuyor.

Buquera, yerinden edilenlerin büyük bölümünün zaten son derece kırılgan koşullarda yaşadığını, bazılarının ise birden fazla kez yerinden edilmek zorunda kaldığını belirtti.

İnsani müdahale kapasitesinin ciddi baskı altında olduğunu vurgulayan Buquera, stokların hızla tükendiğini ve finansman açığının sürdüğünü söyledi. Buna güvenlik sorunları ve ihtiyaç sahiplerine hızlı ulaşmayı daha da zorlaştıran erişim kısıtlamalarının eşlik ettiğini ifade etti.

csdfgthyj
UNICEF’e göre çatışmalar, iki hafta içinde 57 binden fazla çocuğun yerinden edilmesine yol açtı (AFP)

Barınma, su ve sanitasyon, gıda güvenliği, sağlık, beslenme, koruma ve nakdi yardım sektörlerinde hâlâ büyük açıklar bulunduğunu belirten Buquera, Hızlı Müdahale Mekanizması’nın ihtiyaçlarda yaşanabilecek büyük artışlara karşı hazırlık yapmak amacıyla çeşitli senaryolar üzerinden planlama yaptığını söyledi.

Yardım çalışanları ve depolar için güvenlik endişesi

Moka kentindeki kontrol değişikliğine ilişkin değerlendirmesinde Buquera, BM ve ortakları açısından öncelikli kaygının halkın güvenliği ve refahı olduğunu belirtti. Özellikle son çatışmalar nedeniyle yerinden edilmek zorunda kalan ya da temel hizmetlere ve insani yardımlara erişimi etkilenen sivillerin durumunun yakından takip edildiğini söyledi.

BM kuruluşlarının ihtiyaçları değerlendirmek ve yardımların ulaştırılmaya devam etmesini sağlamak amacıyla müdahalelerini uyarlamak için çalıştığını belirten Buquera, insani yardım çalışanlarının güvenliği ile merkezlerin, depoların ve diğer insani yardım varlıklarının güvenliğinin “son derece ciddi bir endişe kaynağı” olduğunu vurguladı.

fgthy
Buquera, çatışmalar nedeniyle uygulanan hareket kısıtlamalarının Batı kıyısındaki bölgelere erişimi engellediğini belirtti (AFP)

İnsani yardım çalışanlarına, tesislerine ve varlıklarına her zaman saygı gösterilmesi ve bunların korunması gerektiğini belirten Buquera, hayat kurtarıcı yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam edebilmesi için insani yardımların güvenli ve engelsiz şekilde ulaştırılmasının sağlanması çağrısında bulundu.

En fazla Taiz ve Lahic’e sığınılıyor

BM yetkilisi, insani yardım ortaklarının çatışmalardan etkilenen ve yerinden edilenleri kabul eden bölgelerde, özellikle de en fazla kişinin sığındığı Taiz ve Lahic vilayetlerinde acil yardım sağladığını belirtti.

Yerinden edilenlerin sayısındaki artış ve ihtiyaçlarının büyümesiyle birlikte kayıt işlemlerinin sürdüğünü belirten Buquera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla ülke içinde yerinden edilmiş kişinin Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldığını, bunun yanı sıra yerinden edilen ailelere başka desteklerin de sağlandığını ifade etti.

vdfgbhyju
Buquera’ya göre 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişi Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldı (AP)

Bazı bölgelere erişimin güvenlik sorunları, hareket kısıtlamaları ve iletişim kesintileri nedeniyle hâlâ zor olduğunu belirten Buquera, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak ve sivillerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla ilgili makamlarla iletişimini sürdürdüğünü kaydetti.

Krizin genişlemesine yönelik senaryolar

Buquera, BM’nin mevcut koşullara müdahale ederken aynı zamanda yeni yerinden edilme dalgalarına ve insani ihtiyaçlarda yaşanabilecek artışlara hazırlık yaptığını belirtti.

Ortak kuruluşların, hızlı müdahale mekanizmaları, çok amaçlı nakdi yardımlar ve gıda tedarikinin de dahil olduğu çok sektörlü yardımları kapsayan planlama senaryoları hazırladığını belirten Buquera, bu çalışmaların çok sayıda kişinin ihtiyaçlarının karşılanmasını amaçladığını söyledi.

cdfgthyju
Yemen’de çatışmaların yeniden başlaması nedeniyle evlerini terk eden Taiz vilayetindeki kadınlar ve çocuklar (BM)

BM koordinatörü, sivillerin ve sivil altyapının her zaman korunması gerektiğini vurgulayarak yerinden edilme merkezleri, yollar, okullar ve hastanelerin de bu koruma kapsamına girdiğini belirtti.

Buquera ayrıca çatışmalardan kaçan siviller için güvenli koridorlar oluşturulması ve artan ihtiyaçlara yanıt verebilmek için gerekli kaynakların sağlanması çağrısını yineledi.


Suudi Arabistan'a Husi saldırılarına karşı bölgesel ve uluslararası kınama

Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)
Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)
TT

Suudi Arabistan'a Husi saldırılarına karşı bölgesel ve uluslararası kınama

Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)
Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)

Husilerin Suudi Arabistan'daki sivilleri, sivil tesisleri ve İslami kutsal mekânları füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alan saldırılarına yönelik Arap, İslam dünyası ve uluslararası çevrelerden kınamalar salı günü de devam etti. Açıklamalarda Suudi Arabistan'la tam dayanışma içinde olunduğu vurgulanırken ülke topraklarının hedef alınması ve egemenliğinin ihlal edilmesi reddedildi.

Ürdün, Katar, Kuveyt, Mısır, Bahreyn, Yemen ve Birleşik Arap Emirlikleri Husilerin saldırılarını kınadı. Bu ülkeler, egemenliğini ve güvenliğini korumak amacıyla Suudi Arabistan'ın alacağı tüm meşru önlemlerde Riyad'ın yanında olduklarını belirterek sivillerin yanı sıra sivil ve ekonomik tesislerin hedef alınmasını reddetti.

Arap ülkelerinden gelen açıklamalarda devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiği vurgulanırken tırmanışın bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu.

Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi de Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik sürdürdüğü “günahkâr terör saldırılarını” en sert ifadelerle kınadı. Budeyvi, milislerin balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla sivil hedefleri ve sivilleri kasıtlı ve tekrarlanan şekilde hedef aldığını belirterek tırmanışı, “milislerin terörist yaklaşımını ortaya koyan tehlikeli bir suç eylemi” olarak nitelendirdi.

Dünya Müslüman Ligi, Arap Parlamentosu, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap İçişleri Bakanları Konseyi de Suudi Arabistan'la tam dayanışma içinde olduklarını açıkladı. Söz konusu kuruluşlar, Riyad'ın saldırganları caydırmak, güvenliğini sağlamak ve vatandaşları ile ülkesinde yaşayanların güvenliğini korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediklerini bildirdi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Babülmendep Boğazı'ndaki gelişmeleri görüşmek üzere düzenlediği acil oturumda Birleşmiş Milletler, Husilerin Suudi Arabistan'daki sivil altyapıya ve enerji sektörüne yönelik saldırılarını kınadı. BM, Kızıldeniz'in güvenliğinin korunması ve Babülmendep Boğazı'ndaki seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin uluslararası hukuk ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda yeniden tesis edilmesi ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

BM Genel Sekreter Yardımcısı'nın Ortadoğu, Asya ve Pasifik'ten sorumlu yardımcısı Halid Hiyari, son günlerde Suudi Arabistan'ın maruz kaldığı saldırılara dikkat çekti. Hiyari, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin uluslararası hukuk ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, bunlar arasında 2722 sayılı karar doğrultusunda yeniden tesis edilmesi ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini belirtti. Hiyari, deniz yollarındaki istikrarsızlığın etkilerinin uluslararası barış ve güvenliğe, küresel enerji piyasalarına, gıda güvenliğine ve en kırılgan ülkelerin ekonomilerine yayılabileceği uyarısında bulundu.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan sorumlu bölgesel medya ve iletişim ofisi de Husilerin Suudi Arabistan'a düzenlediği saldırıyı şiddetle kınadı.

Ofis, resmi X hesabından yaptığı açıklamada, İran yanlısı grupların düzenlediği saldırıların devam ettiği bir dönemde Avrupa Birliği'nin Körfez bölgesindeki ortaklarıyla dayanışma içinde olduğunu bildirdi.

Açıklamada ayrıca AB'nin Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almak ve Orta Doğu'nun istikrarını korumak amacıyla bölgesel ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceği belirtildi. Bunun tüm tarafların çıkarına olduğu vurgulandı.

Söz konusu kınamalar, Husilerin Suudi Arabistan'da 7 bölgeyi hedef alan saldırılarının ardından geldi. Bölgesel gerilimin daha geniş bir alana yayılma riskini artıran saldırılarla ilgili olarak Yemen'deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, salı sabahı erken saatlerde yaptığı açıklamada, Husi milislerinin saldırıları sonucu 13 sivilin hafif ve orta dereceli yaralandığını, 7 konut ile 2 aracın hasar gördüğünü duyurdu.


Libya hapishanelerindeki Eritreli göçmenler: İşkence, aç bırakma ve tecavüz

Afrikalı göçmenlere Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından ilk yardım sağlanıyor (Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı)
Afrikalı göçmenlere Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından ilk yardım sağlanıyor (Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı)
TT

Libya hapishanelerindeki Eritreli göçmenler: İşkence, aç bırakma ve tecavüz

Afrikalı göçmenlere Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından ilk yardım sağlanıyor (Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı)
Afrikalı göçmenlere Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından ilk yardım sağlanıyor (Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı)

Avrupa’ya ulaşma umuduyla yola çıkan Eritreli göçmenler, Libya’nın doğusundaki bir cezaevinde kendilerini serbest bırakmaları karşılığında ailelerinden para talep eden gardiyanların insafına kaldı. Göçmenlerden bazıları AFP’ye yaptıkları açıklamalarda, aşırı kalabalık hücrelerde tutulduklarını, yetersiz miktarda yemek verildiğini ve tecavüz olaylarının yaşandığını anlattı.

Afrika Boynuzu’nda yer alan Eritre’den ayrılan 19 yaşındaki Debesay, ülkesinin 1993’te bağımsızlığını kazanmasından sonra ülkeyi demir yumrukla yöneten Isaias Afwerki’ye atıfta bulunarak, “Hücremizde neredeyse herkes halsizlik ve sağlık sorunları yaşıyor” dedi.

Nüfusu 3,5 milyon olan Eritre’den çok sayıda genç kaçıyor. Ülke, özellikle Birleşmiş Milletler’in kölelik olarak nitelendirdiği süresiz askerlik hizmetinden kaçanlar nedeniyle sıklıkla “Afrika’nın Kuzey Kore’si” olarak tanımlanıyor. Ailesini Eritre’de korumak amacıyla gerçek adının açıklanmasını istemeyen Debesay de bunlardan biri.

Genç asker, 27 Ocak 2025’te ordudan firar ettiğini ve zorlu bir yolculuğun ardından kaçakçıların eşliğinde 10 gün yürüyerek Sudan’a ulaştığını söyledi.

Kaçırılma ve işkence

Libya’ya ulaştıktan sonra kaçırılan Debesay, “tekrarlanan işkencelere” maruz kaldı. Annesi, serbest bırakılması için Eritre’de büyük bir meblağ olan 9 bin doları topladı. Afrika Kalkınma Bankası’na göre ülke nüfusunun yarısından fazlası yoksulluk içinde yaşıyor.

Fidyenin ödenmesinin ardından kaçıranlar Debesay’ı “başka bir gruba” sattı. Ancak borç yükü altında kalan ailesinin artık para gönderecek imkânı kalmamıştı. Üç ay sonra, fidye alamayan kaçırıcıları tarafından polise teslim edildi.

dfrgty
Avrupa'ya gizlice ulaşmaya çalışırken boğulmaktan kurtarılan Afrikalı göçmenler (EPA)

Debesay, tutulduğu cezaevindeki koşulların “son derece kötü” olduğunu belirterek, “Şiddetli açlık ve içme suyu sıkıntısı çekiyorduk. Küçük bir odaya yaklaşık 150 kişi tıkılmıştı. Başta verem ve sıtma olmak üzere bulaşıcı hastalıklar yaygındı ve ilaç bulunmuyordu” dedi. Polislerin kendilerini dövdüğünü ve hakaret ettiğini belirten Debesay, “Bize insan gibi davranmıyorlar” diye konuştu.

AFP, gardiyanların yardım istemeleri ve ailelerinden para almaları için telefonlarını kullanmalarına izin verdiği çok sayıda tutukluyla görüşebildi.

Birleşmiş Milletler’e göre, Muammer Kaddafi rejiminin 2011’de devrilmesinden bu yana Libya’daki istikrarsızlık, insan kaçakçılığının yanı sıra göçmenlerin maruz kaldığı çok sayıda ihlalin, özellikle de şantaj ve köleleştirmenin yayılmasına katkıda bulundu.

Birleşmiş Milletler kısa süre önce, Libya’da göçmenler, mülteciler ve sığınmacıların “cezasızlığın tamamen hüküm sürmesi nedeniyle sistematik ihlallere” maruz kaldığını bildirdi. BM’ye göre bu kişiler, ülke genelindeki yaklaşık 40 “resmi ve gayriresmî gözaltı merkezinde” keyfi olarak tutuluyor.

Avrupa’nın iş birliği eleştirisi

Çok sayıda insan hakları savunucusu, Avrupa Birliği’nin Libya’daki rakip yönetimlerle göçün kontrolü konusunda yürüttüğü “utanç verici” iş birliğini eleştirdi. Savunucular, bu iş birliğinin AB’yi göçmenlere yönelik “yaygın ve sistematik” ihlallerde, “cezasızlık” ortamında, “ortak” haline getirdiğini savunuyor.

Kaddafi’nin devrilmesinden bu yana Libya, iki rakip yönetim arasında bölünmüş durumda. Batıda Trablus merkezli ve Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükümete Abdulhamid Dibeybe başkanlık ederken, doğudaki diğer yönetim Mareşal Halife Hafter ve oğullarının nüfuzu altında bulunuyor.

sdfrgty
İspanyol Sahil Güvenlik tarafından yakalanan Afrikalı göçmenler (EPA)

35 yaşındaki Ziresnay ise yaklaşık sekiz aydır tutulduğu ve kendi ifadelerine göre Eritre ile Etiyopya’dan yaklaşık 700 göçmenin bulunduğu cezaevindeki koşulları anlattı.

“Her gün sabah yalnızca bir parça ekmek, öğle yemeğinde az miktarda pirinç ve akşam da benzer miktarda pirinç veriliyor” diyen Ziresnay, bazı polislerin bir tutukluyu serbest bırakmak için 4 bin dolara kadar para istediğini, ancak çoğu tutuklunun artık parasının kalmadığını söyledi.

Ziresnay, bir gün göçmenlerin hasta olanların tedavi edilmesini talep etmek amacıyla kapıları şiddetle vurduğu sırada polislerin içeri girerek “ateş açtığını” anlattı. Olayda iki göçmenin öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve yaralıların uygun tıbbi müdahale alamadığını belirten Ziresnay, “Onların ağladığını ve acı çektiğini duyabiliyoruz” dedi.

Tecavüz vakaları

Kadın göçmenler ise cinsel şiddete maruz kalıyor. Bunlardan biri, 2022’de Eritre’den Etiyopya’ya kaçmasının ardından geçen mart ayında Avrupa’ya doğru yola çıkan Fiore.

Sudan’daki kaçakçılar, Fiore’nin de içinde bulunduğu grubu ülkenin doğusunda yaşayan Arap Rashaida kabilesine teslim etti.

Daha sonra 9 bin 500 dolar karşılığında serbest bırakılan 25 yaşındaki kadın, “Bir gece, yattığım yere bazı adamlar geldi. Benden yıkanmamı istediler ve ardından beni odadan çıkmaya zorladılar. Daha sonra üç adam bana tecavüz etti” dedi.

Libya’ya girdikten sonra gözaltına alınan Fiore, üç aydır devam eden gözaltı sürecinde cezaevindeki “iki gardiyanın” tecavüzüne bir kez daha maruz kaldığını ve hamile kaldığını söyledi.

Fiore ayrıca kadın tutukluların ilaç sıkıntısı çektiğini, “açlık ve susuzlukla” mücadele ettiğini anlatarak, “Son üç ay içinde temiz hava almama izin verilen tek gün, iki gardiyanın bana tecavüz ettiği gündü” dedi.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığı habere göre Eritre Enformasyon Bakanı Yemane Gebremeskel yaptığı açıklamada, yaşananları “sorumluluğu yalnızca ilgili Libya makamlarına ait olan üzücü eylemler” olarak nitelendirdi.

Libya’nın doğusundaki yetkililer ise AFP’nin yorum talebine cevap vermedi.

Bu sırada Debesay umudunu korumaya devam ediyor. “Hayatta kalmak, Avrupa’ya ulaşmak, eğitim almak, daha iyi bir hayat kurmak ve aileme destek olmak istiyorum” ifadelerini kullandı.