Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Şam, Lübnan'dan iki listede onlarca Esed rejimi kalıntısının teslim edilmesini talep etti

Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
TT

Şam, Lübnan'dan iki listede onlarca Esed rejimi kalıntısının teslim edilmesini talep etti

Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)

Lübnan makamlarının, Lübnan ve Suriye'deki güvenliği hedef alan bir planın boşa çıkarıldığını, ayrıca Hizbullah'a ve eski Suriye rejiminin kalıntılarına bağlı olarak iki ülke arasında faaliyet gösteren tehlikeli bir ağın çökertildiğini duyurmasının ardından, yeni Suriye hükümetinin Lübnan'a kaçan ve oradan yerel unsurlar ile Moskova'daki diğer kalıntılarla iş birliği içinde Suriye'deki durumu bozmaya çalışan Esed rejimi kalıntılarının teslim edilmesine yönelik çabaları bir kez daha ön plana çıktı.

Suriye hükümeti daha önce Lübnan makamlarıyla, Lübnan’daki eski rejimin güvenlik ve askeri yetkililerinin teslim edilmesini iki liste aracılığıyla iki resmi talep sunarak görüşmüştü. Birinci liste, Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbag tarafından geçtiğimiz ocak ayında Lübnan'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, Lübnan İstihbarat Şefi Tuğgeneral Tony Kahveci ve Lübnan Genel Güvenlik Müdürü Tümgeneral Hasan Şukayr ile yaptığı görüşmede teslim edilmişti. Liste, Lübnan'a giren ve eski rejimin kalıntıları arasında yer alan 200'den fazla üst düzey subayın adını içeriyor ve bunların takip edilerek yerlerinin tespit edilmesi talep ediliyordu.

RTH
Geçtiğimiz aralık ayında sosyal medya kullanıcıları tarafından yaygınlaştırılan, Albay Abdurrahman ed-Dabbag’ı ziyaret etmeye yönelik paylaşım

İkinci liste ise geçtiğimiz mayıs ayındaydı. Güncellenen liste, yasadışı geçiş noktalarından Lübnan topraklarına girdikleri kanıtlanan yüzden fazla subayı kapsıyordu. Suriye tarafı, kalıntıların takip edilmesini ve iki ülke arasında adli bir anlaşma yoluyla bu dosyanın kapatılması için çalışılmasını talep etti.

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), Lübnan'dan Esed rejimi kalıntılarından Suriye halkına karşı ihlalde bulunmakla suçlanan kişilerin teslim edilmesini talep etmiş, bu hususta geçtiğimiz ocak ayında ‘Lübnan'ın Suriyelilere Karşı Savaş Suçu İşlediğinden Şüphelenilenleri Teslim Etme Yükümlülükleri’ başlıklı bir rapor yayımlayarak Lübnan makamlarını Esed rejimi subaylarının peşine düşmedeki eylemsizliklerinden dolayı eleştirmişti.

SNHR, savaş suçlarına ve insanlığa karşı suçlara karışan bu yetkililerin Lübnan'da rahatça kalmaya devam etmesinin, ülkeyi ‘ikili bir güvenlik tehdidi platformuna’ ve suçlular için güvenli bir sığınağa dönüştürdüğü konusunda uyardı.

CDFRGT
Esed rejimi üyesi eski Tuğgenerali Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Şam'daki makamlar, eski Tümgeneral Adil İsa'nın Beyrut'taki Suriye Büyükelçiliği içinde gözaltına alınması olayında olduğu gibi bireysel yakalama emirleri çıkararak son zamanlarda fiili hareketlilik başlattı. Adil İsa, Esed rejimi kalıntılarından askeri bir yetkilinin bu türdeki ilk resmi teslimi olarak geçtiğimiz ağustos ayında teslim edilmişti.

Basında yer alan haberlere göre Beyrut'taki Suriye Büyükelçiliği'nde, iki ülke arasındaki yasa, anlaşma ve mutabakatlar çerçevesinde Lübnan'daki kalıntıları izleme görevini üstlenen uzman bir Suriye güvenlik ekibi bulunuyor.

Şam'daki insan hakları kaynaklarına göre Lübnan'da bulunan eski rejim kalıntılarının teslim edilmesi dosyası, işkence veya idam cezası riskinin bulunması halinde iadeyi yasaklayan uluslararası hukuka ilişkin yasal ve siyasi engellerin yanı sıra iki ülke arasındaki adli anlaşmaların seyrinin gözetilmesiyle karşılaşıyor. Söz konusu kaynaklar, iki ülke arasındaki adli ilişkilerin 1951 yılında imzalanan adli iş birliği anlaşmasına ve cezaların infazı ile hükümlülerin nakli amacıyla 2026 yılı başlarında imzalanan bir anlaşmaya dayandığını belirtti.

VBGHN
Lübnanlılar ve Suriyeliler, Beyrut'ta Suriye rejiminin ve rejim başkanı Beşar Esad'ın devrilmesini kutluyor (AFP)

Kaynaklar, Tümgeneral Adil İsa'nın iadesinin, adli iş birliği anlaşmasına ve Suriye yakalama emirlerine dayanarak gerçekleştirildiğini, işlenen suçun iadeyi talep eden ülkenin yasalarına göre en az bir yıl hapis cezası gerektiren bir cürüm veya kabahat teşkil etmesi ya da kişinin fiilen en az iki ay hapis cezasına mahkûm edilmiş olması halinde iadenin zorunlu olduğunu belirtti.

Kaynaklara göre Suriye tarafı, aranılan kişilerin, özellikle de Suriye'deki güvenlik ve istikrarı tehdit eden eylemlere karıştığı kanıtlananların teslim edilmesi için bu adli anlaşmaya güveniyor.

Kaynaklar, Lübnan hükümetinin Suriye tarafıyla olan güvenlik iş birliğini kısıtlayan karmaşıklıklara rağmen, öncelikli tercihinin her iki ülkede de güvenliği korumak olduğunu değerlendirdi.


Irak'ta Bedir Örgütü liderine karşı halk öfkesi

Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Irak'ta Bedir Örgütü liderine karşı halk öfkesi

Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)

Irak'ta Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri'ye yönelik halkın öfke ve eleştiri dalgası, kendisinin ‘direniş’ olarak adlandırdığı yapının, yaklaşık iki yıl süren ve 600'den fazla göstericinin hayatını kaybettiği, 20 binden fazla kişinin de yaralandığı 2019 yılındaki ‘Ekim Hareketi’ sırasında yaşanan olaylara karıştığını itiraf ettiği açıklamalarının ardından halen devam ediyor.

Protesto gösterileri sırasında ölenlerin ailelerinin birçoğu, son itiraflarının ardından Amiri hakkında dava açma niyetinde olduklarını açıkladı. Irak İnsan Hakları Merkezi Başkanı Ali el-Abadi, Yüksek Yargı Konseyi’ni ve yetkili makamları, ‘Ekim olayları dosyasını ele almaya ve kanun çerçevesinde ihlallerden sorumlu olanları belirleyecek ciddî ve şeffaf bir soruşturma açmaya’ çağırdı. Abadi ayrıca uluslararası kuruluşları, Birleşmiş Milletleri (BM) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (UCM), ‘ihlal suçlarına karışanların hesap vermekten ve adaletten kaçmamasını garanti altına almak için dosyayı takip etmeye’ davet etti. Amiri geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Ekim fitnesi, karşısında cesurca duran ve devleti ile siyasi sistemi koruyan direnişti” demişti.


Siyasi tıkanıklığı sonlandırmaya zemin hazırlayan ‘Somali mutabakatları’

Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
TT

Siyasi tıkanıklığı sonlandırmaya zemin hazırlayan ‘Somali mutabakatları’

Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, doğrudan seçimlere yönelmek başta olmak üzere birçok kritik dosya nedeniyle muhalefetle iki yıldır süren tıkanıklığı aşmaya çalışıyor.

Somali basınındaki sızıntılar, çatışan taraflar arasında mutabakatlara işaret ederken Somalili bir uzman bu söylemleri, kısa sürede yok olup gidecek sadece siyasi bir manevra olmaktan çıkıp gerçek bir sürece dönüşmesi için daha fazla garantiye ihtiyaç duyan ‘temkinli bir yakınlaşma’ olarak değerlendiriyor.

Somali haber sitesi Alsomalaljadid, kısa bir süre önce kaynaklara dayandırdığı bir haberde, federal hükümet ile muhalefet üyelerinin federal seçimlerin zamanlaması ve prosedürleri konusunda ön anlaşmaya vardığını ve seçimlerin yedi ay içinde yapılmasının beklendiğini aktardı.

Site, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet üyeleri arasındaki görüşmelerin, ülkenin federal seçimlere nasıl hazırlanacağı konusunda karşılıklı bir anlayışla sonuçlandığına işaret ederek, federal hükümetin muhalefet tarafından sunulan bir seçim teklifini prensipte kabul ettiğini, cumhurbaşkanının ise siyasi anlaşmazlıkları azaltmak ve kapsayıcı seçimler gerçekleştirmek amacıyla teklifin bazı maddelerinin kaleme alınış biçiminde ve tanımında değişiklikler yaptığını kaydetti.

Mogadişu, aralarındaki anlaşmazlıklara çözüm bulma konusunda Batı'nın desteğiyle bir yılı aşkın süredir yürütülen Somali-Somali çabalarının birçok kez başarısızlıkla sonuçlanmasının aksine işleyen bu sürece dair henüz resmi bir doğrulamada bulunmadı.

Somalili Afrika Boynuzu meseleleri uzmanı Ali Mahmud Kilni, krizin çözümüne yönelik hareketlilik olduğunu vurgulayarak, Somali hükümeti ile muhalefet güçleri arasındaki temasların ve görüşleri yakınlaştırma çabalarının birçok ana siyasi dosya üzerinde ön mutabakatlarla sonuçlandığını, ancak bu mutabakatların hâlâ başlangıç çerçevesinde kaldığını ve henüz üzerine inşa edilebilecek nihai ve bağlayıcı bir anlaşmaya dönüşmediğini belirtti.

Somalili uzmana göre bu gelişme, ülkedeki istikrarın geleceğine yönelik bölgesel ve uluslararası ilginin artması, siyasi taraflar arasındaki anlaşmazlıkları kontrol altına almaya ve ülkenin ile bölgenin güvenliğini olumsuz etkileyebilecek bir tırmanışı önlemeye çalışan Arap ve bölgesel çabalarla eş zamanlı olarak, Somali sahnesinin artan siyasi, ekonomik ve güvenlik baskılarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Mevcut yakınlaşmanın, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesindeki hızlı dönüşümler ve artan ekonomik ile güvenlik baskıları gölgesinde krizin devam etmesinin tehlikesine ilişkin karşılıklı bir idrakin sonucu olabileceğine inanılsa da mevcut bazı mutabakatlar, net taahhütlere ve pratik uygulama mekanizmalarına dönüştürülmediği takdirde geçici veya taktiksel nitelikte kalabilir.

Geçtiğimiz ağustos ayında hükümet ile muhalefet arasında açıklanan son diyalog, doğrudan oylamanın uygulanması, eyaletlerin yetkilerinin azaltılması ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento görev süresinin 2027 ortasına kadar uzatılması konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle yaklaşık iki yıldır ülkede yaşanan bölünmenin gölgesinde, Somali Halk Meclisi Başkanı Abdulkadir Muhammed Nur ile muhalefet arasında türünün ilk örneği olan bir görüşmede gerçekleşmişti.

XSDFRGT
Somali Halk Meclisi Başkanı, muhalefet milletvekillerinden oluşan bir heyetle görüşürken (Somali Haber Ajansı)

Muhalefet, Halk Meclisi’nin anayasal görev süresinin geçtiğimiz nisan ayında sona erdiğinde ısrar ediyor ve 2012 yılında kabul edilen geçici anayasaya göre parlamento görev süresinin 4 yılla sınırlı olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla geçtiğimiz mart ayında cumhurbaşkanlığı ve parlamento görev süresinin 2027 ortasına kadar bir yıl uzatılmasına izin veren yeni anayasayı tanımıyor.

Mogadişu'daki cumhurbaşkanlığı ve hükümet, anlaşmazlıklar konusunda mutabakata varmak amacıyla Türk ve Batı desteğiyle muhalefetle birçok tur görüşme gerçekleştirmiş, ancak kesin sonuçlara ulaşılamamıştı.

Somalili uzmana göre hükümet ile muhalefet arasındaki anlaşmazlıklar, önümüzdeki siyasi aşamanın doğası, seçim sürecini yönetme mekanizmaları, devlet kurumları arasında yetkilerin dağılımı, siyasi katılım garantileri ve kararın tekelde toplanmasını veya rakip güçlerin dışlanmasını engelleyecek uzlaşı ortamının sağlanması etrafında dönüyor.

Mutabakatlar sürecinin ciddiyetinin ‘her iki tarafın da kısa vadeli siyasi hesapları aşma, karşılıklı tavizler verme ve kapsamlı bir uzlaşmaya yol açacak belirli bir ajanda üzerinde anlaşma becerisine bağlı’ olduğunu düşünen Somalili uzman, herhangi bir anlaşmanın başarısının; siyasi garantilerin, diyaloğun yönetiminde şeffaflığın, siyasi ve toplumsal güçlerin daha geniş katılımının yanı sıra varılan mutabakatların uygulanmasını takip edecek bağımsız bir mekanizmanın varlığını gerektireceğini vurguladı.

Ayrıca önümüzdeki dönemin, ‘hükümet ile muhalefet arasındaki yakınlaşmanın sürdürülebilir bir siyasi sürecin başlangıcını mı yoksa iç ve dış baskıların dayattığı geçici bir sükuneti mi temsil ettiğini belirlemede belirleyici’ olmasını bekleyen Kilni, diyaloğun başarısının gerçek ölçütünün ‘mutabakat bildirileri yayımlamak değil, tarafların bunları istikrarın sağlanmasına ve Somali siyasi manzarasının bileşenleri arasındaki güvenin pekiştirilmesine katkıda bulunacak bağlayıcı kararlara dönüştürme becerisi’ olacağına dikkati çekti.