Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



ABD’nin himayesiyle Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayacak yeni bir petrol boru hattı

Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
TT

ABD’nin himayesiyle Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayacak yeni bir petrol boru hattı

Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)

Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Hudayyir dün Suriye tarafıyla yeni bir petrol boru hattının inşasına ilişkin anlaşma imzaladı. Anlaşma, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin ABD ziyareti sırasında varılan ekonomik mutabakatlar paketinin bir parçası olarak hayata geçirildi.

Daha önce Şarku’l Avsat, Suriyeli, Batılı ve Iraklı kaynaklara dayandırdığı haberinde, Bağdat ile Şam’ın ABD’nin himayesinde petrol bağlantısı kurulmasına yönelik bir anlaşma imzalamaya hazırlandığını ortaya koymuştu. Zeydi’nin Washington ziyareti kapsamında gündeme gelen bu girişim, kaynaklar tarafından Arap Maşrıkı’nda yeni bir ekonomik ittifakın başlangıcı olabilecek bir adım olarak değerlendirilmişti.

Yeni proje, yıllardır hizmet dışı olan tarihi Kerkük-Baniyas boru hattına alternatif oluşturacak şekilde Irak petrolünün Suriye toprakları üzerinden yeniden ihraç edilmesini hedefliyor.

Suriye petrol sektöründen bir yetkili, iki ülke arasında varılan ön anlaşmanın kısa süre içinde resmen imzalanacağını belirtti. Yetkili, yeni hattın günlük yaklaşık 2 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olacağını ve nihai anlaşmanın imzalanmasının ardından inşasının yaklaşık 30 ay süreceğini ifade etti.

ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’nde bir konuşma yaptı. (APABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’nde bir konuşma yaptı. (AP)

İhracat kanallarının çeşitlendirilmesi

Bu gelişme, Irak’ın petrol ihracatında güzergâh çeşitliliğini artırma ve özellikle Irak petrolünün ana çıkış noktası olan Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri nedeniyle Arap Körfezi’ndeki deniz rotalarına bağımlılığı azaltma çabalarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Irak ile imzalanan ekonomik anlaşmalar paketinin imza töreninde yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Ortadoğu’yu çatışma bölgesi olmaktan çıkarıp ticaret ve yatırım merkezi haline getirmeyi hedefleyen bir vizyon benimsediğini söyledi. Yatırımların artırılmasının istikrar, barış ve bölge halkları için istihdam oluşturmanın en etkili yolu olduğunu belirtti.

Wright, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasının yaklaşık 60 gün ardından ilk yurt dışı ziyaretini ABD’ye gerçekleştirme kararını da övdü. Bunun, önümüzdeki dönemde ABD-Irak ortaklığının önemine yönelik güçlü bir farkındalığı yansıttığını ifade etti.

Wright, Irak enerji sektörünün geliştirilmesi ve petrol üretiminin artırılmasının, Amerikan şirketlerinin yatırım yapması ve teknoloji ile uzmanlıklarını Irak’a taşımasıyla mümkün olacağını söyledi. Bunun, sektörün verimliliğini artıracağını ve Irak’ın bazı komşu ülkelere olan bağımlılığını azaltacağını kaydetti.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 17 Temmuz 2026 tarihinde Washington’da ABD Ticaret Odası’nda düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’ne katıldı. (AP)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 17 Temmuz 2026 tarihinde Washington’da ABD Ticaret Odası’nda düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’ne katıldı. (AP)

Irak’ta ABD’li şirketlerin yaptığı anlaşmalar

Irak ile Suriye arasında petrol boru hattı bağlantısına yönelik anlaşmayla eş zamanlı olarak, ABD’li enerji şirketi ConocoPhillips, İngiliz BP’nin Irak’taki dev Kerkük petrol sahaları kompleksindeki projesinin yüzde 42 hissesini satın almayı kabul ettiğini açıkladı.

Şirketten yapılan açıklamada, söz konusu işlemin Zeydi’nin ABD ziyareti sırasında imzalanan anlaşmalar paketinin bir parçası olduğu belirtildi. Anlaşmanın, 3 milyar varilden fazla petrol rezervine sahip bir projeyi ve gelecekteki arama faaliyetlerine yönelik fırsatları kapsadığı ifade edildi. Anlaşmanın mali detayları açıklanmazken, işlemin değerinin yaklaşık 400 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

Söz konusu anlaşma, ABD Başkanı Donald Trump’ın Zeydi’nin Beyaz Saray ziyareti sırasında işaret ettiği büyük petrol yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor. Bağdat yönetimi ise enerji sektörünü geliştirmek amacıyla yeni yabancı yatırımlar çekmeye çalışıyor.


Lübnan: ABD'nin sürpriz kararı "pilot bölgeler" uygulamasını erteledi

Lübnan ordusuna ait araçlar, güney Lübnan'da devriye görevinde (AFP)
Lübnan ordusuna ait araçlar, güney Lübnan'da devriye görevinde (AFP)
TT

Lübnan: ABD'nin sürpriz kararı "pilot bölgeler" uygulamasını erteledi

Lübnan ordusuna ait araçlar, güney Lübnan'da devriye görevinde (AFP)
Lübnan ordusuna ait araçlar, güney Lübnan'da devriye görevinde (AFP)

ABD, Lübnan, İsrail ve ABD askeri heyetleri arasında dün çevrim içi yapılması planlanan ve Güney Lübnan'daki "pilot bölgeler" kapsamında ilk aşamanın uygulanma mekanizmalarının ele alınacağı toplantıyı sürpriz bir şekilde erteledi. Bu gelişme, uygulamada "çerçeve anlaşması"nın hayata geçirilmesinin de gecikmesi anlamına geliyor.

Konuya yakın kaynaklar, erteleme kararını teknik hazırlıkların ve uygulama planlarının tamamlanma sürecine bağladı. Aynı kaynaklar Şarku’l Avsat’a,, toplantının ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'ın 23 Temmuz'da Beyrut'a gerçekleştireceği ziyaret sırasında yapılmasının beklendiğini belirtti.

Buna karşılık askeri kaynaklar, İsrail'in ertelemeyi sınır köylerindeki yıkım faaliyetlerini artırmak ve Lübnan topraklarından çekilmeyi reddederken zaman kazanmak için kullandığını savundu.

Öte yandan Hizbullah, "çerçeve anlaşması"na yönelik eleştirilerini sürdürerek, bu sürecin Lübnan'ın iç istikrarını ve ulusal birliğini tehdit ettiğini ileri sürdü. Örgüt ayrıca, "direnişin her türlü senaryoya hazır olduğunu" ifade etti.

Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Lübnan Özel Koordinatörlüğü Ofisi Başkan Vekili Jean Arnaud, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşmada, Lübnan'da devlet otoritesinin ordu öncülüğünde ülke geneline yayılmasının BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının temelini oluşturduğunu vurguladı. Arnaud, Lübnan'ın toparlanma ve istikrar sürecine uluslararası desteğin sürdürülmesi çağrısında bulundu.


İsrail'in Gazze'de bir cenaze törenine düzenlediği saldırılarda 8 Filistinli öldü

Filistinliler, İsrail'in Nuseyrat kampına düzenlediği saldırıda öldürülen bir kişinin daha cesedini taşıyor (DPA)
Filistinliler, İsrail'in Nuseyrat kampına düzenlediği saldırıda öldürülen bir kişinin daha cesedini taşıyor (DPA)
TT

İsrail'in Gazze'de bir cenaze törenine düzenlediği saldırılarda 8 Filistinli öldü

Filistinliler, İsrail'in Nuseyrat kampına düzenlediği saldırıda öldürülen bir kişinin daha cesedini taşıyor (DPA)
Filistinliler, İsrail'in Nuseyrat kampına düzenlediği saldırıda öldürülen bir kişinin daha cesedini taşıyor (DPA)

Gazze’deki sağlık yetkilileri, İsrail’in Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta bir cenaze törenine düzenlediği hava saldırısında en az 8 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 20 kişinin ise yaralandığını açıkladı. Söz konusu tören, bölgeye günün erken saatlerinde düzenlenen bir başka saldırıda yaşamını yitiren bir Filistinliyi uğurlamak için düzenleniyordu.

Sağlık ekipleri, bu can kayıplarının bölgenin farklı noktalarında düzenlenen diğer İsrail hava saldırılarında ölen 3 kişiyle birlikte, dün toplam ölü sayısını en az 12’ye yükselttiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Hamas saldırıyı kınayarak, taziye sahiplerine yönelik bu eylemi "vahşi bir katliam" olarak nitelendirdi. Hamas, arabuluculara ve Birleşmiş Milletler'e (BM) Gazze’deki İsrail saldırılarını durdurmaları çağrısında bulundu.

Nuseyrat’taki saldırıya ilişkin açıklama yapan İsrail ordusu ise hedef alınan bölgede İslami Cihad örgütüne ait bir hücrenin bulunduğunu öne sürdü. İsrail ordusu, "olaya karışmayan bazı kişilerin saldırı sonucunda zarar gördüğüne dair iddialardan haberdar olduklarını" belirtti.

İsrail’den tahliye emri

Ateşkes sürecine rağmen, Gazze’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah'ın doğusunda yaşayan bölge sakinleri, İsrail güçlerinin insansız hava araçları (İHA) aracılığıyla gönderdiği sesli mesajlarla evlerini terk etmeleri konusunda uyarıldığını belirtti. Bu durum, bazı ailelerin güvenlik arayışıyla yeniden yerinden edilmesine yol açtı.

Gazze’deki sağlık yetkililerine göre, Ekim ayında Hamas ve İsrail arasında varılan ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana düzenlenen İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı bin 100’ü aştı; kurbanların büyük çoğunluğunu siviller oluşturuyor. Hamas, saflarındaki kayıplara ilişkin genellikle resmi bir sayı paylaşmıyor.

Ateşkes, büyük çaplı çatışmaları durdurmuş olsa da neredeyse her gün düzenlenen İsrail hava saldırılarına engel olamadı. İsrail, saldırıların hedefinde silahlı militanların olduğunu savunuyor. Aynı dönemde 4 İsrail askeri, bölgedeki silahlı gruplar tarafından öldürüldü.

ABD merkezli çatışma izleme kuruluşu ACLED, İsrail’in Hamas ve diğer silahlı gruplara yönelik hava saldırılarının haziran ayında 40’ın üzerine çıktığını ve bunun ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana görülen en yüksek aylık rakam olduğunu açıkladı. Kuruluş, sınır hattına yakın bölgelerde gerçekleştirilen saldırılarda kadın ve çocuklar dahil olmak üzere sivillerin de öldüğünü veya yaralandığını ifade etti.

7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğündeki grupların İsrail’in güneyine düzenlediği saldırılarla başlayan savaşta, İsrail verilerine göre yaklaşık 250 kişi rehin alındı ve bin 200 kişi hayatını kaybetti. Gazze’deki sağlık yetkilileri ise savaşın başlangıcından bu yana 73 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini belirtiyor.

Hamas kontrolündeki bölgede yaşayan yaklaşık 2 milyon Filistinlinin tamamı, şu anda sahil şeridi boyunca uzanan dar bir alana sıkışmış durumda ve çoğu ya geçici çadırlarda ya da ağır hasar görmüş binalarda yaşam mücadelesi veriyor.