Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Şara, Bağdat’la iş birliğinin önünü açtı

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Emevi Camii’ni Iraklı ve Suriyeli yetkililerden oluşan bir heyet eşliğinde ziyaret etti (Irak Hükümeti)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Emevi Camii’ni Iraklı ve Suriyeli yetkililerden oluşan bir heyet eşliğinde ziyaret etti (Irak Hükümeti)
TT

Şara, Bağdat’la iş birliğinin önünü açtı

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Emevi Camii’ni Iraklı ve Suriyeli yetkililerden oluşan bir heyet eşliğinde ziyaret etti (Irak Hükümeti)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Emevi Camii’ni Iraklı ve Suriyeli yetkililerden oluşan bir heyet eşliğinde ziyaret etti (Irak Hükümeti)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Bağdat’la ortaklık kapısını araladı. Şara, Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’yi dün Şam’da kabul etti.

Zeydi’nin ziyareti, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra görevdeki bir Irak başbakanının Suriye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Şam’daki gelişmeleri yakından takip eden kaynaklar, ziyaretin iki ülke ilişkilerinde “köklü bir dönüm noktası” oluşturduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre mevcut göstergeler, Şam ve Bağdat’ın ekonomik ve güvenlik çıkarlarına hizmet edecek stratejik bir ortaklığa yöneldiğine işaret ediyor.

Zeydi, Emevi Camisi ve Seyyide Zeyneb Türbesi’ni ziyaret ederek mezhepler arası yakınlaşma mesajı vermeye çalıştı. Irak Başbakanı ayrıca din görevlilerinin ihtiyaçları için “kişisel hesabından” 10 milyon dolar bağışta bulundu. Söz konusu bağışın, din görevlileri arasında eşit şekilde paylaştırılacağı ifade edildi.


Doğu Libya hükümeti, İran ve Afganistan vatandaşlarının ülkeye girişini yasakladı

Doğu Libya’da Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen hükümetin Başbakanı Usame Hammad (Hükümetin resmî sayfası)
Doğu Libya’da Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen hükümetin Başbakanı Usame Hammad (Hükümetin resmî sayfası)
TT

Doğu Libya hükümeti, İran ve Afganistan vatandaşlarının ülkeye girişini yasakladı

Doğu Libya’da Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen hükümetin Başbakanı Usame Hammad (Hükümetin resmî sayfası)
Doğu Libya’da Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen hükümetin Başbakanı Usame Hammad (Hükümetin resmî sayfası)

Doğu Libya merkezli hükümet dün gece yaptığı açıklamada, İran ve Afganistan vatandaşlarının tüm kara, deniz ve hava sınır kapılarından Libya’ya girişini yasakladığını duyurdu.

Bu karar, Doğu Libya yönetiminin haziran ayında dört Afrika ülkesinin vatandaşlarına yönelik uygulamaya koyduğu giriş kısıtlamalarını genişletiyor. Libya’da 2014’ten bu yana ülkenin doğusunda ve batısında faaliyet gösteren iki rakip hükümet bulunuyor.

Hükümet, kararın gerekçesine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Hükümetin resmî Facebook sayfasında yayımlanan açıklamada, “Afganistan ve İran vatandaşlarının Libya topraklarına tüm kara, deniz ve hava sınır kapılarından girişleri yasaklanmıştır” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, İçişleri Bakanlığının ilgili kurumlarla koordinasyon içinde kararın hükümlerini derhâl uygulamaya koyacağı, kararın tüm kara, deniz ve hava sınır kapılarına bildirileceği ve geçerli oturma izni bulunmayan, söz konusu ülke vatandaşlığına sahip kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli işlemlerin derhâl başlatılacağı belirtildi.

Libya, Muammer Kaddafi’nin 2011 yılında NATO destekli bir ayaklanmayla devrilmesinden bu yana çatışma ve yoksulluktan kaçarak Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenler için önemli bir geçiş güzergâhı hâline geldi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ülkede 2014’ten itibaren farklı siyasi ve askerî gruplar arasındaki rekabet, bölünmüşlüğü derinleştirdi.

Merkezi Bingazi’de bulunan Usame Hammad hükümeti, Libya’nın doğusunu ve güneyinin geniş bir bölümünü kontrol eden askerî lider Halife Hafter ile ittifak hâlinde bulunuyor.

Birleşmiş Milletler tarafından tanınan ve 2021’de BM destekli bir süreçle iktidara gelen Abdülhamid Dibeybe hükümetinin merkezi ise başkent Trablus’ta bulunuyor.

Hammad hükümeti, haziran ayında da Sudan, Eritre, Etiyopya ve Somali vatandaşlarının ülkeye girişini yasaklamıştı. Söz konusu kararın gerekçesi, “yabancı ülke vatandaşlarının Libya’ya girişlerinin yeniden düzenlenmesi” olarak açıklanmıştı.

Son açıklamada, karardan bazı grupların muaf tutulacağı da belirtildi. Buna göre Libya tarafından akredite edilmiş diplomatik ve konsolosluk misyonlarının üyeleri ile diplomatik ayrıcalıklardan yararlanan aileleri ve ilgili bakanlıktan gerekli izinleri ve iş sözleşmelerini almış eğitim, sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri çalışanları yasağın dışında tutulacak.

Birleşmiş Milletlerin haziran ayında derlediği verilere göre Libya’da 900 binden fazla göçmen bulunuyor.


İsrail ordusu Batı Şeria’daki operasyonlarını sürdürüyor, el Halil’deki kuşatma devam ediyor

İsrail ordusu, Batı Şeria’da Nablus yakınlarındaki Beyta beldesinde Filistinli bir tutuklunun evini patlattı (AP)
İsrail ordusu, Batı Şeria’da Nablus yakınlarındaki Beyta beldesinde Filistinli bir tutuklunun evini patlattı (AP)
TT

İsrail ordusu Batı Şeria’daki operasyonlarını sürdürüyor, el Halil’deki kuşatma devam ediyor

İsrail ordusu, Batı Şeria’da Nablus yakınlarındaki Beyta beldesinde Filistinli bir tutuklunun evini patlattı (AP)
İsrail ordusu, Batı Şeria’da Nablus yakınlarındaki Beyta beldesinde Filistinli bir tutuklunun evini patlattı (AP)

İsrail ordusu dün Batı Şeria’da tırmandırdığı operasyonlarını sürdürerek bölgenin kuzeyinde, merkezinde ve güneyinde baskınlar düzenledi. Seçim günlerinde sahadaki askerî varlığını belirgin biçimde korumayı amaçlayan İsrail güçleri, evleri yıktı ve Filistinlileri gözaltına aldı.

İsrail ordusu Nablus, Beytüllahim, Tulkerim, Ramallah ve Kalkilya’nın geniş kesimlerine baskın düzenledi. Nablus’un güneyindeki Beyta beldesinde, Filistinli kaynakların tutuklulara ait olduğunu belirttiği bir evi yıktı, bir başka evi ise patlayıcılarla havaya uçurdu. Ayrıca Beytüllahim’in kuzeybatısındaki el-Velce köyünde içinde insanların yaşadığı bir binayı yıktı ve bir araziyi buldozerlerle tahrip etti.

Kudüs’te ise İsrail güçleri, ruhsatsız olduğu gerekçesiyle Filistinli bir kişiyi Mescid-i Aksa’nın güneyindeki Silvan’da bulunan evini kendi elleriyle yıkmaya zorladı.

İsrail ordusu, geçen hafta Batı Şeria’daki operasyonlarını yoğunlaştırmıştı. Geçen cuma günü bölgenin güneyindeki el Halil’de başlatılan operasyonun yanı sıra salı günü Nablus’ta da yeni bir operasyon başlatıldı. İsrail güçleri, diğer bölgelerde ise günlük baskınlarını sürdürdü.

El Halil’de operasyon altıncı gününde

İsrail ordusu, el Halil’de yürüttüğü geniş çaplı operasyonun altıncı gününde de Filistinlilerin evlerine baskınlar düzenledi. Kentteki el-Celde ve Deyr Baha bölgelerinde yeni baskınlar gerçekleştiren İsrail güçleri, güneydeki el-Fevvar Mülteci Kampı ile Dura beldesinden dört kişiyi gözaltına aldı.

El Halil Belediyesi, operasyonlardan etkilenen ailelerin sayısının yaklaşık 780’e yükseldiğini açıkladı. Zorla evlerinden çıkarılmaları veya evlerinde kuşatma altında tutulmaları nedeniyle, özellikle el-Celde ve Deyr Baha bölgelerinde yaklaşık 5 bin kişinin yerinden edildiği ya da kuşatma altında bulunduğu belirtildi.

Filistinli Esirler Kulübü’nün verilerine göre İsrail güçleri, el Halil’de operasyonun başlamasından bu yana bir kız çocuğunun da aralarında bulunduğu 109 kişiyi gözaltına aldı. Yüzlerce kişi ise alıkonularak kötü muameleye maruz bırakıldı.

Operasyon, seçimler öncesinde Başbakan Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yısrael Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir arasında yaşanan görüş ayrılığına rağmen devam etti. Zamir, “operasyonel sonuçların zayıf olması” gerekçesiyle el Halil’deki operasyonun sona erdirilmesini istemiş, ancak Netanyahu ve Katz bu talebi reddetmişti.

İsrail ordusu, 500 noktada arama yaptığını, onlarca kişiyi gözaltına aldığını ve yer altında bir çukur tespit ettiğini açıkladı. Ancak ordunun, umduğu gibi büyük miktarda silah veya askerî altyapı ele geçirdiğine ilişkin bir açıklama yapılmadı.

Şarku’l Avsat’ınİsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN’dan aktardığına göre daha önce kanala konuşan bir askerî kaynak, ilave bir tabanca veya Hamas bayrağı bulmak amacıyla operasyonun sürdürülmesine gerek olmadığını söylemiş, böylece operasyonun devamında seçimlere ilişkin siyasi hesapların rol oynayabileceğine işaret etmişti.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, olası saldırı girişimlerine ilişkin endişeler nedeniyle ordunun seçim günlerinde Batı Şeria’daki saha varlığını korumak istediği belirtildi. İsrail ordusu, seçimlerden bir gün önce Batı Şeria’yı tamamen kapatmıştı.

Zorla yerinden edilme endişesi

Filistin yönetimi ve sivil toplum kuruluşları, Batı Şeria’da yeni bir zorla yerinden edilme dalgası yaşanmasından endişe ediyor. Her iki taraf da İsrail’in tırmandırdığı gerilimin durdurulması için uluslararası topluma müdahale çağrısında bulundu.

Sivil toplum kuruluşları, el Halil kentinde, Yatta kırsalında ve işgal altındaki Batı Şeria’nın diğer bölgelerinde kötüleşen insani durumun sona erdirilmesini istedi. Kuruluşlar, İsrail’in askerî operasyonları, yerleşimci saldırıları, ev yıkımları, kapatmalar ve Filistinlilerin hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar nedeniyle zorla yerinden edilme riskinin arttığı uyarısında bulundu.

Ortak çağrıda, özellikle el Halil, Yatta kırsalı ve Batı Şeria’nın güneyindeki Bedevi topluluklarında insani koşulların hızla kötüleştiği vurgulandı. Yolların kapatılması ve insanların hareketlerinin kısıtlanmasının yanı sıra içme suyuna, sağlık ve eğitim hizmetlerine ve tarım arazilerine erişimde giderek artan güçlükler yaşandığı belirtildi.

Kuruluşlar, söz konusu uygulamaların binlerce kişinin evsiz kalmasına yol açtığını kaydederek, devam eden sürecin Filistinlilerin ekonomik ve toplumsal yaşamlarını sürdürme imkânlarını zayıflattığı, zorunlu göç ve yerinden edilme riskini artırdığı ve bölgedeki Filistin varlığını tehdit ettiği uyarısında bulundu.