Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
TT

Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)

Muhammed Garsan

Husiler ile Somali’deki eş-Şebab arasındaki yakınlaşma, iki grup arasındaki ideolojik ve mezhepsel farklılıklar dikkate alındığında ihtimal dışı görünebilir. Ancak Aden Körfezi’nin iki yakasında çıkarların farklılıklardan daha güçlü olduğu görüldü.

Geleneksel kaçakçılık güzergâhları üzerinden başlayan ilişkiler, silah, eğitim, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcılar alanlarında iş birliğine dönüştü. Bu durum, tehdidin Yemen’den Afrika Boynuzu’na, Kızıldeniz’deki deniz geçişlerine ve Hint Okyanusu’nun batısına yayılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Güvenlik ve askeri uzmanlar, Husilerin eş-Şebab’a silah sattığını ve yüzlerce militanı İHA’lar ile patlayıcı maddelerin kullanımı konusunda eğittiğini açıkladı. Husilere bağlı unsurların, El Kaide ile bağlantılı eş-Şebab’ın kontrolündeki Somali’nin güney bölgelerine de defalarca seyahat ettiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, iki taraf arasındaki hareketlilik ve iş birliği, küresel ticaret, petrol akışları ve deniz taşımacılığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı.

Afrika’daki ABD askeri operasyonlarından sorumlu ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Sözcüsü, iki grup arasındaki ilişkinin ‘bölgesel istikrar açısından son derece endişe verici bir tehdit’ oluşturduğunu söyledi.

Sözcü, “İki tarafın operasyonel kabiliyetlerinin bir araya getirilmesi yoluyla kurulan bu ittifak, eş-Şebab’ın Afrika Boynuzu’ndaki ölümcül saldırı kapasitesini genişletme tehdidi oluştururken, aynı zamanda Husilere Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun batısındaki kritik deniz geçişlerinde nüfuzunu artırma ve bu güzergâhları sekteye uğratma imkânı sağlıyor” dedi.

Somali’nin başkenti Mogadişu’daki güvenlik yetkilileri ise onlarca yıldır iç savaşların parçaladığı ülkede bu yakınlaşmanın yaratabileceği etkiler konusunda endişelerini dile getirdi. Eş-Şebab’ın Somali topraklarının yaklaşık yüzde 40’ını, büyük ölçüde kırsal bölgeleri kontrol ettiği ve geçen yıl Mogadişu’daki merkezi hükümetle kırılgan bir çıkmaz durumuna ulaştığı belirtildi.

Operasyon alanının genişletilmesi

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran yönetiminin Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki operasyon alanını hazırlama yönünde bir isteği olduğunu belirterek, meselenin yalnızca askeri olarak hedef alınabilecek belirli bir coğrafi noktadaki Husilerin varlığıyla sınırlı olmadığını söyledi.

El-Beyl, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı ve buraya bağlı adalar çevresinde konuşlanmasının onları askeri olarak hedef almayı kolaylaştırdığını, eş-Şebab ile iş birliğinin ise operasyon alanını boğazdan Arap Denizi’ne, Somali kıyılarına ve okyanusa kadar genişlettiğini ifade etti.

Bunun, çok sayıda kaçakçılık ağı üzerinden faaliyet yürütülmesinin yanı sıra korsanlık ve geleneksel ya da konvansiyonel olmayan askeri yöntemlerle sistematik saldırılar düzenlenmesine imkân sağladığını belirten el-Beyl, bunun sonucunda bu kritik bölgenin istikrarsızlaştırılabileceğini ve Babu’l Mendeb’in yalnızca kapatılmasından ziyade işleyişinin sekteye uğratılabileceğini kaydetti.

El-Beyl, “İran’ın politikasının Yemen sınırlarından Afrika Boynuzu’nun mümkün olan en geniş kesimine kadar bu bölgenin tamamını ateşe vermek olduğunu düşünüyorum. Buradaki amaç özellikle bu noktadaki deniz trafiğini aksatmak, hatta Ümit Burnu’na doğru ilerleyen veya bu güzergâhı kullanacak deniz taşımacılığını sekteye uğratmak olabilir” dedi.

El-Beyl, bunun ‘söz konusu koordinasyonun niteliğini ve İran’ın bu bölgeyi tamamen ateşe verme yönündeki arzusunu açıkladığını’ belirterek, İran açısından bu bölgenin Hürmüz Boğazı’ndan daha önemli hale gelebileceğini savundu. Buna gerekçe olarak Hürmüz Boğazı’nın sınırlı bir alana sıkışmış olmasını, Yemen ile Afrika Boynuzu arasında uzanan geniş coğrafyanın ise küresel ekonomi ve ticarette daha büyük çaplı aksamalara yol açma imkânı sunmasını gösterdi.

El-Beyl’e göre, operasyon alanının bu geniş coğrafyaya yayılması, uluslararası toplumun Husileri, eş-Şebab’ı ve onlarla iş birliği yapan unsurları hedef alma veya etkisiz hale getirme kapasitesini azaltıyor. Aynı zamanda bölgeyi ‘daha büyük bir oyunun’ içine çekerek, söz konusu gruplarla mücadele eden güçlerin askeri kapasitesine yönelik baskı ve yıpratma düzeyini artırıyor.

Kızıldeniz’in korunması

El-Beyl, Kızıldeniz’in korunması için en gerçekçi çözümün, birden fazla katmandan oluşan askeri caydırıcılığa dayandığını belirtti. Buna göre ilk aşamada uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine ve güçlerine destek verilmesi, farklı askeri kapasite ve imkânlarla güçlendirilerek Husilerin ortadan kaldırılması ve bu stratejik noktadan çıkarılması gerekiyor.

Kalıcı istikrarın, bu kıyıları sürdürülebilir biçimde koruyacak bir devlet yapısının varlığını gerektirdiğini ifade eden el-Beyl, bunun uluslararası toplumun askeri, ekonomik ve mali açıdan harcayacağı çabayı önemli ölçüde azaltacağını söyledi. El-Beyl, bunun yanı sıra Husileri ve eş-Şebab’ın faaliyetlerini caydırmak, korsanlıkla mücadele etmek, kıyı güvenliğini sağlamak, kaçakçılık faaliyetlerini izlemek ve bu konudaki anlaşmaları uygulamaya koymak amacıyla askeri müdahalenin de gerekli olduğunu kaydetti.

El-Beyl, bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ile burada hayati ekonomik çıkarları bulunan devletlerden oluşan neredeyse sürekli bir ittifakın kurulması gerektiğini vurguladı. Anlaşmaların güçlendirilmesi ve güvenlik bilgilerinin paylaşılmasının önemine işaret eden el-Beyl, Husiler ile eş-Şebab arasındaki koordinasyonun, uluslararası toplumun güvenlik alanında oluşan ve İran’ın uzun süredir yararlandığı bir boşluk ortamında gerçekleştiğini söyledi.

El-Beyl, “Uluslararası toplumun, öncelikle meşru hükümeti destekleyerek gerçek çözümler ortaya koyması ve hükümetin bölge üzerindeki tam kontrolünü sağlaması gerektiğine inanıyorum” dedi. Sahil güvenlik güçlerine lojistik ve askeri destek verilmesi gerektiğini belirten el-Beyl, bu stratejik bölgede egemenlik yetkisini kullanabilecek güvenlik güçlerinin de desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

El-Beyl ayrıca, askeri yardım sağlanmasının ve kendisinin ifadesiyle “Husilerin bu noktadaki milislerini ve onlarla iş birliği yapan unsurları şaşırtabilecek ve hatta yenilgiye uğratabilecek” etkin bir askeri çabanın sürdürülmesinin önemini vurguladı.


‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
TT

‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Filistinli 4 fraksiyon kaynağı, Şarku’l Avsat’a, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın yaklaşan Filistin içi uzlaşı görüşmeleriyle ilgili olarak belirlediği ilkeler ve esasların yer aldığı bir belgeyi aktardı. Görüşmelerin Kahire’de yapılması beklenirken, Fetih ve Hamas hareketlerinden heyetler dünden itibaren hazırlıklara başladı.

Aralarında Fetih ve Hamas mensubu iki kaynağın da bulunduğu kaynaklar, ‘Filistin içi uzlaşı için Filistin-Filistin süreci’ başlıklı belgede yer alan yedi ilkenin şu başlıklardan oluştuğunu belirtti: “Gazze’deki darbenin sonuçlarının sona erdirilmesi, tek yönetim, tek hukuk ve tek meşru silah ilkesine bağlı kalınması ve Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) ve programına bağlılık.”

GTHYJ
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Temmuz 2024’te düzenlenen uzlaşma görüşmelerinden birinde, Hamas lideri Musa Ebu Merzuk (sağda) ile Fetih lideri Mahmud el-Alul’un arasında duruyor. (Reuters)

Belgede ayrıca, ‘barışçıl halk direnişine bağlılık ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüme dayalı siyasi çözüme bağlılık’ ilkelerine yer verildi. Bunun yanı sıra belgede, ‘Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapmak üzere Devlet Başkanı Abbas’ın kararıyla teknokratlardan oluşan bir hükümet kurulması ve kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşılması için yürütülecek müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda olması’ öngörüldü.

Hamas’ın söz konusu ilkelere ilişkin tutumu henüz bilinmezken, hareketin üst düzey yöneticilerinden bir kaynak, Hamas’ın ‘Filistin halkının genel çıkarları’ temelinde yapılacak ve ‘mevcut durumu değiştirmeyi amaçlayan gerçek bir ortaklık’ sağlayacak her türlü görüşme ve diyaloğa açık olduğunu belirtti.

Filistin diyaloğuna yönelik hazırlıklar

Bu gelişme, Filistinli gruplardan heyetlerin Kahire’ye peş peşe gelmeye hazırlandığı bir dönemde yaşanıyor. Heyetlerin, daha önce bu tür bir toplantıya katılmaktan kaçınan ve Hamas ile ikili görüşme yapılmasını reddeden Fetih Hareketi’nin de katılımıyla kapsamlı bir Filistin ulusal diyaloğu başlatılması amacıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi planlanıyor.

Heyetlerin Kahire’ye geliş tarihi henüz kesin olarak belirlenmezken, kapsamlı ulusal diyaloğun ne zaman yapılacağı da netleşmedi.

Farklı Filistinli gruplardan 6 kaynak, Şarku’l Avsat’a ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, Filistin ve Mısır taraflarının yürüttüğü hazırlıklara göre Hamas yönetiminden bir heyetin Kahire’ye ulaşacağını, ardından Cibril er-Rucub başkanlığındaki Fetih heyetinin geleceğini belirtti. Halen Kahire’de bulunan İzzam el-Ahmed’in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin heyetlere katılacağı, diğer gruplardan bazı yöneticilerin de Mısır’ın başkentinde bulunması nedeniyle bu grupların heyetlerinin de Kahire’ye geleceği kaydedildi.

F
Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril er-Rucub (Reuters)

Şarku’l Avsat, Fetih Hareketi’nden bir kaynaktan, İzzam el-Ahmed’in son günlerde Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle ilgili Filistinli isimlerle görüşmeler yaptığını öğrendi. Kaynak, Ahmed’in Ramallah’tan gelecek heyete katılarak gruplar arasındaki görüşmelere iştirak edebileceğini belirtti. Kaynak ayrıca, Mısır’ın şu aşamada uzlaşı sağlanmadan Ulusal Konsey seçimlerinin yapılmasına yönelik çekinceleri bulunduğunu ifade etti.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi de Abbas’ın talimatları doğrultusunda son günlerde ulusal diyaloğa katılacak bir komite kurulmasına karar vermişti. Komiteye Cibril er-Rucub başkanlık ederken, Muhammed Iştiyye ve Macid Farac da üyeler arasında yer alıyor.

Seçimlerin ertelenme olasılığının artması

Filistinli kaynaklar, ikili görüşmelerin ve kapsamlı diyaloğun yapılması konusunda anlaşmaya varılması halinde, Filistin’deki durumu ve iç düzenin yeniden yapılandırılmasını ele alacağını bildirdi. Görüşmelerin merkezinde ise gelecek kasım ayında yapılması planlanan yasama seçimleri bulunacak.

Ancak kaynakların aktardığı bilgiler, seçimlerin ertelenme ihtimalinin arttığını gösterdi. Kaynaklardan biri, henüz resmi bir açıklama yapılmamış olmakla birlikte, “İsrail’in seçimlerin yapılmasına izin vermeyeceği, Doğu Kudüs’te seçimleri engellemek için çalışacağı, Batı Şeria’da seçimleri sabote etmek amacıyla askeri operasyonlar düzenleyeceği ve buna Gazze’deki zorlu koşulların da ekleneceği” yönünde bir beklentinin bulunduğunu söyledi.

Biri sol görüşlü olmak üzere farklı iki gruptan kaynak da durumun kolay olmadığı yönünde bir farkındalık bulunduğunu ve tüm grupların seçim tarihinin ertelenmesi gerektiği konusunda ihtiyaç hissettiğini doğruladı.


Suriye, Golan yakınlarında roket rampaları hazırlayan Hizbullah hücresini yakaladığını açıkladı

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
TT

Suriye, Golan yakınlarında roket rampaları hazırlayan Hizbullah hücresini yakaladığını açıkladı

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)

Suriye makamları, dün işgal altındaki Golan yakınlarında “Hizbullah” grubuna bağlı bir hücrenin yakalandığını açıkladı. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre yetkililer hücrenin “operasyonlar düzenlemeyi planladığını” belirtti ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

Suriye resmi televizyonunun İç Güvenlik Güçlerinin açıklamasına dayandırdığı habere göre, “önleyici bir güvenlik operasyonu” kapsamında Genel İstihbarat Teşkilatı ile İç Güvenlik Güçlerinin iş birliğiyle Dera'daki Yermuk Havzası'nda bir sabotaj planı engellendi ve “Hizbullah milislerine bağlı üç kişilik bir hücre” yakalandı. Açıklamada, şüphelilerin isimleri baş harfleriyle “F.K., Z.M. ve L.A.” olarak verildi.

Açıklamada, “Operasyon, hücrenin güvenlik ve istikrarı bozmak amacıyla saldırılar düzenlemek üzere roket fırlatma rampaları hazırlama girişiminin dikkatli biçimde izlenmesinin ardından gerçekleştirildi. Rampaların tamamı sökülürken, gözaltındaki kişiler hakkındaki soruşturma, yetkili yargı makamlarına sevk edilmeleri ve adalet önüne çıkarılmaları amacıyla sürüyor” ifadeleri kullanıldı.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabında yayımlanan görüntülerde operasyonda gözaltına alınan 2 kişi görülüyor.

Hizbullah, 2011'de başlayan iç savaş yıllarında eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in güçlerinin yanında savaştı.

Esed döneminde Suriye, İran'ın öncülük ettiği “direniş ekseni”nin bir parçasıydı ve Tahran ile Hizbullah arasında ikmal ve bağlantı hattı oluşturuyordu.

Foto  Suriye’deki güvenlik operasyonunda gözaltına alınan kişi (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)

Esed'i 2024'ün sonlarında deviren yeni yönetim ise İran'ın ve Hizbullah'ın Suriye'deki nüfuzuna karşı temkinli bir tutum benimsedi.

Yeni Suriye makamları, daha önce de Suriye'de saldırılar düzenlemeyi planladıklarını belirttikleri Hizbullah'a bağlı hücreleri dağıttıklarını ve örgüte gönderildiğini söyledikleri silah sevkiyatlarına el koyduklarını defalarca açıkladı. Hizbullah ise bu suçlamaları reddetti.