Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Mazlum Abdi, cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevine Kobani'deki temaslarla başladı

Mazlum Abdi, cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevine Kobani'deki temaslarla başladı
TT

Mazlum Abdi, cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevine Kobani'deki temaslarla başladı

Mazlum Abdi, cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevine Kobani'deki temaslarla başladı

Mustafa Halil Abdi (Mazlum Abdi), yıllarca komutanlığını yaptığı Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lağvedilmesinin ardından Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak görevine, Halep vilayetine bağlı Ayn el-Arab'da (Kobani) gerçekleştirdiği saha ziyaretleriyle başladı. Abdi, bugün (Salı) kentteki doktorlar ve sağlık sektörü yetkilileriyle bir araya gelerek sağlık sektörünün durumunu ve karşı karşıya bulunduğu sorunları ele aldı.

Görüşmede kentteki hastanelerin karşı karşıya olduğu sorunlar ve eksiklikler ele alınırken özellikle tıbbi cihaz, ekipman ve uzman sağlık personelindeki ciddi eksiklik üzerinde duruldu. Ayrıca doktorların ve Rojava Üniversitesi mezunlarının statülerinin düzenlenmesi, diplomalarının denkliklerinin sağlanması ve devam eden entegrasyon süreci kapsamında sağlık kurumlarına dahil edilmeleri görüşüldü.

İnsani nitelikteki bekleyen dosyaların çözümüne yönelik çalışmalar kapsamında Abdi, salı günü hükümetin cezaevlerinde bulunan tutukluların aileleri ile kayıp ve mağdur yakınlarıyla da bir araya geldi. Abdi, yakınlarının durumları hakkında bilgi alırken dosyalarla ilgili son gelişmeleri görüştü. Cumhurbaşkanlığı Danışmanı, “Esirler ve kayıplar dosyası, Cumhurbaşkanlığı tarafından doğrudan takip ediliyor ve bu konuya özel önem veriliyor” dedi.

Bu ziyaret, SDG ve Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi'nin 25 Ağustos 2026'da resmen lağvedildiğinin açıklanmasından ve Abdi'nin aynı ayın 27'sinde Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atanmasından bu yana Mazlum Abdi'nin gerçekleştirdiği ilk resmi faaliyet oldu.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, daha önce lağvedilen SDG'nin eski komutanı Mazlum Abdi'yi Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atayan bir kararname yayımlamıştı. Şara tarafından imzalanan kararnamede “Mustafa Halil Abdi (Mazlum Abdi), Cumhurbaşkanlığı nezdinde danışman olarak atanmıştır” ifadesi yer almıştı.

Kobani'deki cezaevi yangını

Abdi'nin pazartesi günü başlayan (Kobani ziyaretinin, kentte iki gün önce yaşanan olayların ve bir cezaevinde çıkan yangının ardından gerçekleşmesi dikkat çekti. Yangında 9 tutuklu hayatını kaybetmiş, 17 kişi yaralanmıştı.

Abdi, Kobani Bölge Müdürü İbrahim Müslim ile bir araya gelerek olayın ayrıntıları hakkında bilgi aldı. Kentin güvenliği ve istikrarının korunması, idari ve yargı kurumlarının etkinleştirilmesi ve güvenlik, yargı ve idari birimlerin entegrasyon sürecinin hızlandırılması gerektiğini vurguladı.

Abdi ayrıca “siviller ve tutuklulara yönelik ihlallerin sorumlularının hesap vermesini sağlamak için olayla ilgili şeffaf ve bağımsız bir soruşturma açılması” çağrısında bulundu.

sxdfg
Ayn el-Arab (Kobani) Cezaevi yangınında hayatını kaybedenlerviçin cenaze töreni düzenlendi

Ayn el-Arab Bölge Müdürü İbrahim Müslim de bölgedeki halkın korunması, güvenlik ve istikrarın sağlanması için yargı ve güvenlik kurumlarının etkinleştirilmesi ve aralarındaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Kobani Cezaevi'nde, bazı tutukluların Halep'e nakledileceğine ilişkin haberlerin ardından yangın çıktı. Şarku’l Avsat’ın yerel medyada yer alan haberlerden derlediğibilgilere göre tutuklular, nakil kararını protesto etmek amacıyla yangın çıkardı. Güvenlik kaynaklarından biri, olayın cuma günü kentte yaşanan protestoların ardından bazı tutukluların çıkardığı kargaşa sırasında meydana geldiğini belirtti.

Aynı kaynak, cezaevinin halen eski yönetim yapısına bağlı Kürt Özerk Yönetimi'nin Asayiş güçleri tarafından yönetildiğini ve iç güvenlik güçlerinin cezaevinin yönetimini henüz devralmadığını söyledi.

İlham Ahmed'den siyasi mücadele çağrısı

Öte yandan eski Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, pazartesi günü cezaevi yangınında hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katıldı. Ahmed, olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütülmesi amacıyla çok sayıda toplantı gerçekleştirildiğini söyledi.

Ahmed, Kürtleri siyasi, hukuki ve örgütsel mücadele düzeyini yükseltmeye ve örgütlenmeyi güçlendirmeye çağırdı. “Kürtlerin hakları anayasal güvence altına alınmalıdır” diyen Ahmed, Kürtlerin haklarını savunmayı sürdüreceğini ve “mücadele yöntemlerini mevcut aşamaya uygun şekilde değiştireceğini” ifade etti.

Ahmed, Ayn el-Arab'da yaşanan protestoların hükümete, “iradelerinin kolayca kırılmasının veya varlıklarının kolayca ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı” mesajını verdiğini söyledi.

Kürtler ile Araplar arasında fitne çıkarılmasına yönelik girişimlere karşı da uyarıda bulunan Ahmed, bu tür planlara karşı dikkatli olunması çağrısı yaptı.

Ayn el-Arab'da cuma ve cumartesi günleri düzenlenen protestolar şiddet olaylarına sahne oldu.. İç Güvenlik Müdürlüğü'nün açıklamasına göre bazı göstericiler güvenlik güçlerine taş attı, ardından kentte bazı güvenlik merkezlerine ateş açıldı ve binalar ateşe verildi.

Müdürlük, olaylara müdahale eden iç güvenlik güçleri arasında yaralananlar olduğunu, güvenlik güçlerinin durumu kontrol altına almak için müdahalede bulunduğunu ve saldırılara karıştığı belirlenen bazı kişilerin gözaltına alındığını bildirdi. Açıklamada, diğer şüphelilerin yakalanması için arama çalışmalarının sürdüğü belirtildi.


Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Yeni Suriye ordusu... İsim değişikliği mi, yoksa kurumsal yeniden yapılanma mı?

Suriye Ordusu 56. Tümeni’nin mezuniyet töreni sırasında düzenlenen askerî geçit töreninden, 1 Haziran 2025 (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Ordusu 56. Tümeni’nin mezuniyet töreni sırasında düzenlenen askerî geçit töreninden, 1 Haziran 2025 (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Yeni Suriye ordusu... İsim değişikliği mi, yoksa kurumsal yeniden yapılanma mı?

Suriye Ordusu 56. Tümeni’nin mezuniyet töreni sırasında düzenlenen askerî geçit töreninden, 1 Haziran 2025 (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Ordusu 56. Tümeni’nin mezuniyet töreni sırasında düzenlenen askerî geçit töreninden, 1 Haziran 2025 (Suriye Savunma Bakanlığı)

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye makamları, savaş yıllarında çatışmalara katılan silahlı muhalif grupları Savunma Bakanlığı bünyesinde birleştirerek yeni bir ordu kurma çalışmalarını başlattı. İlk aşamada atılan bu adım, farklı askeri oluşumları tek bir resmi kurum çatısı altında toplamayı hedefledi.

Rejimin çöküşünü takip eden süreçte yeni Suriye ordusu, önceki grupların doğrudan bir devamı niteliğindeki yaklaşık 22 askeri tümeni bünyesine kattı. Söz konusu oluşumlar mevcut yapılarını, komuta kademelerini ve iç dinamiklerini korumakla birlikte, idari açıdan Suriye Savunma Bakanlığı çatısı altında faaliyet göstermeye başladı.

Ancak bu model, gruplar arasındaki ayrışmanın sona erdiği anlamına gelmediği gibi, zorlu entegrasyon sürecinin yalnızca ilk aşamasını temsil etti. Oluşumlar, yeni kurulan Savunma Bakanlığı yapısı altında ‘tümen’ ve ‘tugay’ gibi yeni isimler alsa da, eski yapılarını ve savaş yıllarında oluşturdukları nüfuz ile sadakat ağlarını tamamen kaybetmedi.

Suriye ordusu askerleri Şam kırsalında (AFP)
Suriye ordusu askerleri Şam kırsalında (AFP)

Birçok durumda gruplar; kendi kaleleri sayılan bölgelerle, komutanlarına olan bağlılıklarıyla, ayrıca ekonomik, idari ve sosyal ağlarıyla ilişkilerini sürdürdü. Bu durum, entegrasyon sürecini kurumsal ve birleşik bir ordu inşasından ziyade, grupların tek bir çatı altında toplanması seviyesinde bıraktı.

Fraksiyonel blokların dağıtılması

Zamanla Şam yönetimi, askeri kurumun yeniden inşasında birliklerin yeniden yapılandırılması ve yeni oluşumlar altında birleştirilmesini içeren, grupların içten içe tasfiyesini hedefleyen daha net bir ikinci aşamaya geçmeye başladı.

Bu kritik safhada, yeni ordu içinde güç odakları haline gelen eski mirasın dağıtılması gibi son derece hassas bir süreç başlatıldı. Grupların eski yapılarını koruma veya askeri kurum içerisinde kendi nüfuz alanlarını yeniden üretme kabiliyetlerini azaltmak amacıyla askeri unsurlar farklı birliklere yeniden dağıtıldı.

7 Aralık 2024'te Hama Askeri Havaalanı'nda, Beşar Esad hükümetine bağlı güçlere ait bir askeri uçağın üzerinde zafer işareti yapan Suriyeli muhalif savaşçı; arşiv fotoğrafı (Reuters)
7 Aralık 2024'te Hama Askeri Havaalanı'nda, Beşar Esad hükümetine bağlı güçlere ait bir askeri uçağın üzerinde zafer işareti yapan Suriyeli muhalif savaşçı; arşiv fotoğrafı (Reuters)

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre bu adım, Suriye ordusunun yapılandırılmasındaki en zorlu aşamalardan birini oluşturuyor. Artık temel meydan okuma grupları ordu adı altında tek bir yapıda toplamak değil, ‘ordu içindeki grupların kanatlarını kırabilme’ kapasitesi olarak öne çıkıyor. Rejimin çöküşünden sonra Savunma Bakanlığı’na bağlı tümenlere dönüşen bu yapıların bir kısmı; örgütsel bütünlüklerini, bölgesel bağlarını ve komutanlarına olan sadakatlerini farklı düzeylerde de olsa korumayı sürdürdü. Bunun yanı sıra, on yılı aşkın süredir oluşan ve kökleşen finansal, idari ve sosyal ağlarla olan bağlar varlığını korumaya devam etti.

Geçiş süreci henüz tamamlanmış değil

Ancak bu süreç henüz nihai hedefine ulaşmış değil. Nitekim ordu içindeki bazı tümenler, farklı derecelerde de olsa eski yapılarını korumayı sürdürüyor. Diğer yandan, bu birliklerin yeniden dağıtılması, yeni komuta kademelerinin belirlenmesi, konuşlanma alanlarının ve görevlerinin değiştirilmesine yönelik düzenlemeler devam ediyor.

Bu durum, Suriye ordusunun şu anda iki model arasında bir geçiş süreci yaşadığı anlamına geliyor: Rejimin çöküşünün ardından grupların Savunma Bakanlığı bünyesinde yetersiz biçimde birleştirildiği model ile grupçuluğun ve bölgeselliğin ortadan kalktığı, komuta zincirinin ve askeri karar mekanizmasının doğrudan Suriye devletine bağlandığı kurumsal ordu modeli.

Bu çerçevede Şarku’l Avsat’a konuşan bilgi sahibi bir kaynak, “Suriye devleti bugün tüm grupların zorunlu entegrasyon sürecini ve geçmiş yıllarda sahip oldukları güç odaklarının zayıflatılmasını tamamlıyor” ifadesini kullandı. Kaynak ayrıca, bu adımın son derece hayati olduğunu, aksi takdirde Şam’ın birleşik bir ordu kurmasının ve istikrarlı bir devlet inşa etmesinin mümkün olmayacağını belirtti.

Suriyeli askerler, 9 Eylül'de İdlib'de 14 kişinin hayatını kaybettiği silah deposu patlamasının ardından olay yerine koşarken (EPA)
Suriyeli askerler, 9 Eylül'de İdlib'de 14 kişinin hayatını kaybettiği silah deposu patlamasının ardından olay yerine koşarken (EPA)

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Ceyşu’l İslam’ın 70. Tümen bünyesine katılması, el-Amşat, el-Hamzat ve Ahraru’ş Şarkiyye gruplarının tasfiye edilmesi gibi son günlerde tanık olunan gelişmelerin öncesinde, benzer süreçlerin Ahraru’ş Şam ve el-Cebhetü’ş Şamiyye için de işletildiğini belirtti. Kaynak, oldukça mütecanis bir yapıya sahip olan, ekonomik ve bölgesel çıkarları bulunan bu grupların Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera yönetimi tarafından kademeli, sessiz ve gürültüsüz bir şekilde feshedildiğini; böylece ordu içinde ağırlık oluşturan bu blokların gücünün boşa çıkarıldığını ifade etti.

Devlet içindeki gruplar

Şu anki temel görev, grupların güvenlik ve askeri kurumlara katılımının ardından bu yapıların şekillendirilmesi ve Suriye devleti bünyesindeki grup yapılanmalarının tamamen tasfiye edilmesi.

Ordu bünyesinde varlığını sürdüren bazı gruplar bulunsa da, eski orduya bağlı oluşumların büyük bölümü feshedilmiş durumda. Üstelik Ürdün sınırına yakın et-Tanf bölgesindeki üste ABD’nin önemli bir müttefiki olan Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) da tasfiye süreci devam etmekte.

Eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından, Heyet Tahrir eş-Şam'ın bir parçası olan “Halid bin Velid Tugayları” askeri geçit töreni düzenliyor (Arşiv – Reuters)
Eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından, Heyet Tahrir eş-Şam'ın bir parçası olan “Halid bin Velid Tugayları” askeri geçit töreni düzenliyor (Arşiv – Reuters)

Kaynak, yeni Suriye ordusu içindeki grupların tasfiyesi sürecinde Şera yönetimi ile Türkiye ve ABD arasında tam bir koordinasyon bulunduğunu belirtti. Daha önce Türkiye’nin müttefiki olan Ebu Amşe, Hatem Ebu Şakra ve Seyf Polat Ebubekir gibi isimlerin tasfiye edilmesinin Ankara nezdinde hassasiyet yaratabileceği ve uzaklaştırılmamaları yönünde baskıya yol açabileceği düşünülmekteydi. Ancak tam tersi bir gelişme yaşandı ve Türkiye, geçmişte müttefiki olan bu unsurların tasfiye edilmesi konusunda kararlılık sergiledi.

Yeni yapılanmada HTŞ'nin konumu

Söz konusu tasfiye, entegrasyon ve homojen bir askeri kurum inşa etme çabalarına rağmen kaynak, ‘güvenlik birimlerinin ve ordunun nihai yapısının; kilit noktalarda, komuta kademelerinde ve karar mekanizmalarında münhasıran Heyet-u Tahriru’ş Şam (HTŞ) subayları ile Nusra Cephesi’nin önemli komutanlarının kalmasını hedeflediğini’ vurguladı. Ayrıca, “Ayrılan subaylardan veya feshedilip dağıtılan grupların liderlerinden atanan herkesin komutanı veya amirinin nihayetinde 'Tahrir eş-Şam' menşeili bir isim olacağını” ifade etti.

Suriye güvenlik güçleri mensupları Lazkiye'de (Arşiv – Reuters)
Suriye güvenlik güçleri mensupları Lazkiye'de (Arşiv – Reuters)

Devletin ciddi iç ve dış meydan okumalarla karşı karşıya olduğu bu kritik süreçte söz konusu yaklaşımın makul olduğunu değerlendiren kaynak, şu görüşleri dile getirdi: “Siyasi süreç, kemikleşmiş bir çekirdek ve iç bütünlük gerektirir. Kritik güvenlik ve askeri kararlar güvence altına alınmadığı takdirde hiçbir şey inşa edilemez; kurumlar sızmalara açık hale gelir ve iç çekişmelerin etkisine girer.”

Yönetimin yaklaşımı

Şarku’l Avsat’a konuşan yeni Suriye ordusu askeri liderlerinden ve geçmişte Nusra Cephesi’nin üst kademelerinde yer alan Albay Abdulmuti el-Halebi, grupların tasfiye edilmesinin ‘kimseyi hedef almadığını’, aksine ‘gerçek bir askeri kurum inşası için hayati bir zorunluluk’ olduğunu vurguladı.

Grupların ordu içinde bloklar halinde varlığını sürdürmesinin ‘askeri kurum içinde çoklu sadakatlerin devam etmesi anlamına geleceğini’ belirten Halebi, bu durumun güvenlik ile askeri karar mekanizmalarını tehdit ederek devleti kırılgan hale getireceğini ifade etti.

Geçtiğimiz Mart ayında, “Ciya Kobani” lakabıyla tanınan Hacı Muhammed Nebo, Haseke’de faaliyet gösteren Suriye Ordusu’nun “60. Tümeni”nin komutan yardımcılığına atandı (Facebook hesabı)
Geçtiğimiz mart ayında, “Çiya Kobani” lakabıyla tanınan Hacı Muhammed Nebo, Haseke’de faaliyet gösteren Suriye Ordusu’nun “60. Tümeni”nin komutan yardımcılığına atandı (Facebook hesabı)

Halebi, “Her grup kendisini bağımsız bir yapı olarak görür, kendi ekonomisine ve sadakat ağlarına sahip olmaya devam ederse milli bir ordu kuramayız” değerlendirmesinde bulunarak, devletin komuta kademelerini sürekli rotasyona tabi tuttuğunu ve yeniden yapılandırdığını aktardı.

Kolordu komutanlarının HTŞ menşeili isimlerden seçildiğine yönelik iddialara da değinen Halebi, bu durumun kamuoyunda konuşulduğu gibi olmadığını belirtti. Halebi, “HTŞ herkesten önce kendisini feshedip devlete entegre oldu. Bununla birlikte herkesten önce edindiği örgütsel, güvenlik ve idari tecrübeye, İdlib’teki yönetim ile karmaşık güvenlik operasyonları deneyimine ve sahayı ile kurumları kontrol edebilme kapasitesine sahip” dedi.

Halebi sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer işleri eski haline bıraksaydık, bölgesel hassasiyetler ve eski sadakatler yeniden hortlardı. Biz bu aşamada hiçbir iç çekişmeye geçit vermeyen, birleşmiş ve güçlü bir komuta kademesi hedefliyoruz; bu süreç de ayrım gözetilmeksizin herkesin katılımıyla yürütülmektedir.”

5 kolordu ve beklenen değişiklikler

Jusoor Araştırmalar Merkezi güvenlik uzmanı Reşit Horani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye ordusunun yeni yapılanmasında büyük olasılıkla 5 kolordu modelinin korunacağını, ancak komuta kademelerinde, kolorduların mevcutlarında, konuşlanma alanlarında ve operasyonel görevlerinde değişikliklere gidilebileceğini belirtti. Horani, önceki sürecin iç ve dış tehditlere karşı bu birliklerin hareket esnekliğinin artırılması ihtiyacını ortaya koyduğunu vurguladı.

Horani değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Suriye ordusunda yakın zamanda ilan edilen 5 kolordulu yapının korunması muhtemel. Ancak değişiklikler komuta kademelerini, askeri kolorduların mevcutlarını, konuşlanma düzenlerini ve operasyon sahalarını kapsayacak şekilde genişletilebilir. Nitekim önceki dönemde, bu kolorduların iç ve dış tehditlere müdahale kabiliyetindeki esnekliğe dair tespitler yapılmıştır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yaşanacak yapılanma, her kolordunun görev tanımına uygun olarak liderlik kadrolarında ve çalışma yöntemlerinde bir değişimi beraberinde getirecektir.”

9 Eylül'de İdlib'de 14 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan bir silah deposu patlamasının ardından, bir Suriyeli askerin arkasından duman yükseliyor (AFP)
9 Eylül'de İdlib'de 14 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan bir silah deposu patlamasının ardından, Suriyeli askerin arkasından yükselen duman (AFP)

Yeni yapılanmanın amacına ilişkin değerlendirmede bulunan Horani, askeri kurumun yeniden organize edilmesinin Suriye ordusunun yeniden inşası ve çalışma mekanizmalarının geliştirilmesine yönelik daha geniş bir süreçle bağlantılı olduğunu, bunun devletin ve önümüzdeki dönemin gereksinimleriyle uyumlu şekilde yürütüldüğünü ifade etti.

Suriye merkezli yayın organlarında yer alan haberlerde, yeni düzenlemeler kapsamında doğu bölgesinden sorumlu kolordunun komutasına, ismi daha önce 66. Tümen yönetimiyle anılan Tuğgeneral Ahmed Muhammed el-Casim’in getirildiği aktarıldı.

Diğer kaynaklar ise kuzey bölgesinin, orada faaliyet gösteren 4 tümenin yeniden dağıtılması çerçevesinde ismi 60. Tümen ile özdeşleşen Tuğgeneral Avvad el-Casim komutasına geçeceğini öne sürüyor.

Orta bölgeye ilişkin olarak bazı kaynaklar, Tuğgeneral Heysem el-Ali’nin bu bölgeden sorumlu kolordunun başına geçeceğini belirtirken; diğer sızıntılar başkent Şam’da, halen Şam Askeri Tümeni’ni yöneten Tuğgeneral Ömer Muhammed Çiftçi liderliğinde farklı düzenlemelerin hayata geçirileceğini aktarıyor.

Buna karşılık yerel platformlarda, batı bölgesi ve sahil şeridinin, yakın zamanda yeniden organize edilen 4 tümeni bünyesinde barındıran bir kolordu kapsamında Tuğgeneral Münir eş-Şeyh gözetimine verileceği konuşuluyor.

Daha radikal gruplar sorunu

Daha radikal grupların durumuna ilişkin konuşan Albay Abdülmuati el-Halebi, devletin bu gruplarla “dikkatli ve sistematik bir yöntemle” ilgilendiğini söyledi.

Halebi, söz konusu grupların dağıtılacağını ve unsurlarının kolordular içerisinde farklı birliklere dağıtılacağını, böylece ordu içerisinde herhangi bir güç bloğunun oluşmasının önüne geçileceğini belirtti.

Halebi, “Bu grupların önemli bir savaş tecrübesi var. Ancak bir topluluk veya örgüt mantığıyla değil, bir kurum içerisinde faaliyet göstermeleri gerekiyor. Bu nedenle unsurları kolordulara planlı bir şekilde dağıtılacak ve yeni askeri yapı içerisinde erimeleri sağlanacak” dedi.

Halebi, sözlerini, mevcut süreçteki en önemli sınamanın “fraksiyonel zihniyetten devlet zihniyetine geçiş” olduğunu belirterek tamamladı.

Yabancı savaşçıların durumu

Daha radikal gruplar hakkında değerlendirmelerde bulunan Halebi, devletin bu yapılarla ‘hassas bir metodoloji’ çerçevesinde hareket ettiğini; ordunun içerisinde herhangi bir bloğun oluşmasını engellemek adına bu grupların feshedilerek mensuplarının kolordular bünyesine dağıtılacağını belirtti.

Halebi, “Bu gruplar kritik bir muharebe tecrübesine sahip, ancak bir örgüt veya cemaat zihniyetiyle değil, bir kurum çatısı altında faaliyet göstermek zorundalar. Bu nedenle yeni askeri yapı içerisinde erimelerini sağlayacak şekilde, kolordulara planlı bir biçimde dağıtılacaklar” ifadelerini kullandı. Halebi, mevcut süreçteki en kritik sınavın ‘grup zihniyetinden devlet zihniyetine geçiş’ olduğunu vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şera, Suriye Devrimi’nin zaferinin ilan edildiği konferansta, Askeri Operasyonlar İdaresi’ne bağlı çeşitli grupların geniş katılımıyla 29 Ocak 2025 tarihinde (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şera, Suriye Devrimi’nin zaferinin ilan edildiği konferansta, Askeri Operasyonlar İdaresi’ne bağlı çeşitli grupların geniş katılımıyla 29 Ocak 2025 tarihinde (AFP)

Yeni askeri yapılanma içerisinde Türkistanlılar ve diğer yabancı savaşçıların durumuna ilişkin bilgi veren Horani ise bu grupların, özellikle 84. Tümen bünyesinde orduya katıldıklarını, dolayısıyla prensip olarak diğer tüm birliklerle aynı askeri kural ve kanunlara tabi olduklarını belirtti.

Horani, “Yabancı gruplar, özellikle 84. Tümen bünyesinde orduya dahil oldu. Artık tüm askeri birlikler için geçerli olan mevzuat onlar için de geçerli ve yapacakları her türlü ihlalde yürürlükteki askeri kanunlar çerçevesinde muamele görecekler” dedi.

Uluslararası talepler doğrultusunda önümüzdeki dönemde askeri oluşumlar içerisindeki bazı radikal grupların tasfiyesine yönelik adımların atılıp atılmayacağına ilişkin olarak Horani; bu gruplarla mücadelenin, ordunun inşası ve geçmiş süreçlerden ders çıkarılması sürecinin bir parçası olarak kalacağını, ancak aynı zamanda bu meseleyi yönlendiren iki temel parametrenin bulunduğunu belirtti.

Grupların yeniden yapılanmaya yaklaşımı

Grup bazlı çekinceler ve Savunma Bakanlığı’na katılan muhalif yapıların yeniden yapılanma sürecinin doğurabileceği sonuçlara dair endişelerine ilişkin Horani, bu grupların devrilen rejim dönemindeki yapılanma tarzı ile devlet kurumları çatısı altında faaliyet gösteren bir ordu inşasının gereklilikleri arasındaki farkı artık kavradıklarına dikkat çekti.

Horani bu durumu şöyle açıkladı: “Savunma Bakanlığı’na katılan gruplar, rejimin devrilmesi aşamasındaki çalışma ve örgütlenme biçiminin, devlet yapısı içindeki ordunun teşkilatlanması ve görevlerinden farklı olduğunun bilincinde. Batılı raporların entegrasyon yöntemine ve bunun olası etkilerine dair uyarılarda bulunmasına rağmen tüm gruplardan birleşme sürecine büyük bir katılım sağlandı. Grupların ortak hedefi bu görevi kolaylaştırdı ve ordunun teşekkül sürecinin sorunsuz ilerlemesini sağladı.”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu ayın başında Suriye topraklarında ilerleyen İsrail askerlerini izliyor (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu ayın başında Suriye topraklarında ilerleyen İsrail askerlerini izliyor (DPA)

Bazı kolordu komutanlarının halen belirli gruplarla anılmasına ve bunun nedenlerine de değinen Horani, bu durumun HTŞ’nin askeri kanadının rejimin devrilmesinden önceki yıllarda edindiği tecrübeyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Horani değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “HTŞ’nin askeri kanadı; eğitim, örgütlenme ve askeri çalışma yöntemleri bakımından rejimin devrilmesinden önce ciddi bir gelişim gösterdi. Mevcut yönetim de bugün bu birikimden faydalanmak istiyor.”

Suriye-Türkiye koordinasyonu ve ABD'nin rolü

Ordunun yeniden yapılanma sürecindeki bölgesel ve uluslararası role değinen Horani, Suriye-Türkiye arasındaki askeri koordinasyonun artık aleni hale geldiğini, örgütlenme ve eğitim alanlarını kapsadığını belirtti. Horani, bu durumun hem Suriye hem de Türkiye askeri kurumlarının en üst düzey yetkilileri arasında gerçekleşen karşılıklı ziyaretlere yansıdığını ifade etti.

Horani şunları kaydetti: “Suriye ve Türkiye tarafı; örgütlenme ve eğitimi kapsayan askeri koordinasyonu gizlememekte. Bu durum, her iki ülkenin askeri komuta kademesinin en üst düzey yetkilileri tarafından gerçekleştirilen müteaddit ziyaretlerle de ortaya kondu. Söz konusu iş birliği, ABD tarafının da onayını aldı. Nitekim ABD tarafı, Senato Güvenlik ve Savunma Komitesi’ne 2026 yılı içerisinde Suriye ile askeri ortaklık kurulması imkanlarına dair bir rapor sunulmasını tavsiye etti. Bu gelişme, Suriye’nin terörle mücadeledeki rolü kapsamında değerlendirilmekte.”

Türkiye'nin hedefleri

Türkiye’nin özellikle Suriye ordusunun inşası sürecindeki rolünün hedeflerine değinen Horani, bu rolün Türkiye’nin milli güvenliğiyle doğrudan ilintili birtakım amaçlar taşıdığını, bunun yanı sıra Ankara’nın Suriye ve bölgedeki konumuna ilişkin siyasi ve askeri hedefleri de barındırdığını değerlendirdi.

Abdi, Suriye ordusu üniforması giymiş bir grup askeriyle birlikte (sosyal medya)
Abdi, Suriye ordusu üniforması giymiş bir grup askeriyle birlikte (sosyal medya)

Horani şu ifadeleri kullandı: “Askeri rolün hedefleri çok boyutludur. Bunların başında Türk milli güvenliğinin korunması ve geçmişte Suriye’nin doğusundaki gibi Türkiye’deki Kürt nüfusu tehdit eden ayrılıkçı yapıların önünü kesecek birleşik bir Suriye ordusunun kurulması gelmektedir. Ayrıca Türkiye’nin siyasi ve askeri nüfuzunun pekiştirilmesi, Afrika ülkelerindeki ordu inşası tecrübesinin burada da tekrarlanması ve devrim sürecinde yanında yer alan yeni Suriye yönetimine destek verilmesi de bu hedefler arasında yer almaktadır.”

Sadece entegrasyon değil, yeniden inşa mücadelesi

Sonuç olarak Suriye ordusunun yeniden yapılanma süreci, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu temel sınavın yalnızca eski silahlı grupları Savunma Bakanlığı’na dahil etmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda bu yapıların askeri kurum içerisinde bağımsız bloklar halinde hareket etme kabiliyetlerine son vermek olduğunu ortaya koymaktadır.

İlk aşama grupların devlet çatısı altında toplanmasına dayanırken, mevcut aşama ise bölgesel ve grup bazlı sadakatlerin yeniden üretilmesini engellemek amacıyla iç yapıların feshedilmesine, mensuplarının ve komuta kademelerinin yeniden dağıtılmasına, konuşlanma alanları ile görevlerinin değiştirilmesine odaklanmaktadır.

Askeri makamlar hedefin tüm Suriyelileri kapsayan birleşik bir ordu kurmak olduğunu vurgularken; diğer taraftan HTŞ menşeili isimlerin koruyacağı rolün büyüklüğü, yeni ordunun askeri doktrininin niteliği, ordunun inşasındaki Türk ve uluslararası nüfuzun sınırları konusunda soru işaretleri öne çıkmaktadır.

Nihayetinde yeniden yapılanma süreci, yeni Suriye devletinin ‘zafer kazanan gruplar’ aşamasından ‘devlete bağlı askeri kurum’ aşamasına geçebilme kapasitesi açısından kritik bir test niteliği taşımaktadır. Henüz tamamlanmamış olan bu sürecin sonuçları, önümüzdeki dönemde Suriye devletinin şeklini ve güvenliğini büyük ölçüde belirleyecektir.