Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Bazı Suriyeliler hâlâ kanunlardan kaçmanın veya yasadışı eylemlerde bulunmanın mümkün olduğunu düşünüyor

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
TT

Yeni Suriye: Kişisel hesaplaşmaların kara haritası

Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)
Suriyeliler ülkede güvenliğin olmaması nedeniyle geniş çaplı bir kaos yaşanmasından endişe ediyor (AFP)

İsmail Derviş

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden üç ay sonra Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününün akşamı, Suriyeliler bayram tatili sebebiyle, Suriye'nin en ünlü eğlence parkı olan ve Şam Uluslararası Havalimanı'nın yakınında bulunan “Mutlu Dünya”yı doldurmuşlardı. Ancak iki genç, yetişkinlere ait bir oyun için sıra kavgasına giriştiler. Olay, birinin diğerini “Kamu Güvenliği’nde” çalıştığını söyleyerek tehdit etmesi, “intikam alabileceğini” söylemesiyle tırmandı.

Basit bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu olay, Suriye'de yaklaşık 15 yıldır yaygın olan şiddet sırasında gerçekleşen sayısız intikam ve misilleme olayı ve dökülen kan yanında önemsiz kalıyor. Bütün bunlar sebebiyle ülke, bu yüzyılda dünyanın en şiddet dolu ve güvensiz ülkesi olarak sınıflandırıldı.

Esed rejiminin devrilmesinin arifesinde Suriyeliler, çoğunluğu Esed rejimine sadık olanlara veya rejimin işlediği suçlara iştirak edenlere yönelik misilleme eylemleri olan kitlesel katliamlardan korkuyorlardı. Ancak tepkiler beklenenden çok daha hafif oldu ve Suriye’nin kıyı bölgesinde mart ayı başında patlak veren olaylardan önce intikam davaları bireysel vakalarla sınırlı kaldı. Eski rejime bağlı yandaşların yeni hükümetin kamu güvenlik güçlerine yönelik saldırısıyla başlayan olaylar, büyük çoğunluğu sivil olan yüzlerce kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplum, eski rejime bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırıyı hemen kınadı ancak yeni Suriye hükümetinden de yaşanan ihlalleri soruşturmasını istedi. Hükümet de olup biten her şeyi araştırmak ve olaya karışanlardan hesap sormak için bir “bağımsız soruşturma komitesi"  kurdu ama komite bu yazı yazılırken hâlâ çalışmalarını sürdürüyordu.

Humus'ta köylerin etrafındaki barikatlar

Suriye'nin merkezindeki Humus, büyük mezhepsel çeşitliliğe sahip bir şehir. Görgü tanıkları Independent Arabia'ya, güvenlik güçlerinin olası misillemelerden sakinlerini korumak için bazı Alevi köylerinin etrafına barikat kurduklarını söylediler.

Esed rejiminin döktüğü kanın intikamını almak isteyenlerin arasında kişisel intikamlarını almak isteyenler de var. Bazıları da İçişleri Bakanlığı devleti tam anlamıyla denetim altına almadan ve hukuk diğer ülkelerdeki gibi işlemeden önce hesaplarını görmek istiyorlar.

 Bazı Suriyeliler de, kanundan kaçanların veya yasadışı eylemlerde yahut da hâlâ hukuksuz eylemlerde bulunanların, bunun için hâlâ imkânları olduğuna inanıyor. Güçsüz olan ve aygıtları hâlâ yeniden yapılandırılan hükümete danışmadan, başkaları ile hesaplarını görebileceklerini düşünüyorlar.

Ciddi hukuki adımlar bekleniyor

Suriyeli avukat Fadi Kardus şunları söylüyor: “Bilhassa Suriye çatışması gibi uzun süreli ve kanlı çatışma ile devrim bağlamında, herhangi bir geçiş sürecinde, kişisel hesaplaşmalar gerçek bir tehlikeyi temsil eder. Oysa uluslararası alanda kabul gören kavramıyla geçiş dönemi adaleti, adalet ve uzlaşmayı sağlayacak yasal ve kurumsal bir çerçeve sunarak bu tür intikamların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aynı şekilde, 2025 Suriye Anayasa Bildirgesi doğrultusunda en kısa sürede kurulmasını umduğumuz geçiş dönemi organı da bu hedefe ulaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bunun için suçluların ve faillerin hesap vermesini, mağdurların tazmin edilmesini ve ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için bireylerin ve kurumların reform edilmesini garantiye almalıdır.” Şunu da ekliyor: “Geçiş dönemi adaleti ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanmasıyla Suriye'nin kişisel hesaplaşmaların açık arenasına dönüşmesini engelleme fırsatına sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, adaletin sağlanması için hükümet ve Suriye'de ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplumun sürecin kapsayıcı, oluşumu, yetkileri ve görevleri belli, mağdur merkezli olmasını sağlamak amacıyla güçlü bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Bu da bireyler ile devlet arasındaki güveni artırıp, en azından öngörülebilir gelecek için istikrarı sağlayacaktır.”

Kardus, şöyle devam etti: “Geçiş Adaleti Komisyonu için gerekli yasama ortamını oluşturacak geçici yasama konseyi kurulmadan, yukarıda belirtilenler hiçbir işe yaramayacaktır. Bu yapılırken ulusal mevzuat, Geçici Anayasa Bildirgesi, insan hakları ve geçiş adaletine ilişkin uluslararası standartlar esas alınmalı, Geçiş Adaleti Komisyonu'na ulusal ve uluslararası destek sağlanmalı ve böylece kararlarının güvenilirliğinin artırılması hedeflenmelidir. Zira Geçici Anayasa Bildirgesine göre geçiş adaletinin kazananların adaleti olmasından korkuluyor. Dolayısıyla Geçiş Adaleti Komitesi’nin öncelikle mağdurların kim olduğunu tespit etmesi, geçmişteki ihlallerin mağdurlarını hak sahibi olarak tanımaya çalışması gerekiyor. Daha sonra komiteler aracılığıyla gerçeklerin araştırılmasına başlanmalı. Ardından Adalet Komitesinin görev alanına giren suçların faillerinin kimliğine bakılmaksızın yasal işlem ve takip başlatılmalı. Mağdurlar veya aileleri için hesap sorma, tazminat ve düzeltme mekanizmasının net bir şekilde oluşturulması ve şu anda yaşandığı gibi ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için gerekli tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.”

Eski rejimin geride bıraktığı miras

Suriyeli yazar ve insan hakları aktivisti Samar Aştar’a gelince şunları söylüyor: “2011 yılında Suriye devrimini izleyen çatışmanın patlak vermesinden itibaren devlet kurumları bozulmaya başladı. Ülkede suçları bir nebze olsun kontrol altında tutan birleşik güvenlik otoritesi kayboldu. Ülke kompleks çatışmaların açık arenası haline geldi. Çatışmalar siyasetin ve militarizmin sınırlarını aştı, kaos ve yargı sisteminin zaafları örtüsü altında kişisel intikam ve tasfiyeler şeklinde daha tehlikeli bir karaktere büründü. O zamandan beri öldürme, adam kaçırma ve uydurma suçlamalar, hiçbir yasal veya toplumsal caydırıcılık olmaksızın, tüm taraflar için hesaplaşmanın yaygın bir yolu haline geldi.

Aştar şunu da ekliyor: “Esed rejimindeki subay ve yetkililerin, isyan eden halka karşı kullanmak için intikam almak isteyen ve suç kaydı bulunan kişileri askere alma politikasını unutamayız. Bu onların halka sempati duymamalarını, yemek ve içmek gibi öldürmeye alışana kadar acımasızca ve hiç ara vermeden öldüren bir demir yumruktan ibaret olmalarını garanti altına alacaktı ve öyle de oldu. Daha sonra Aralık 2024'te rejim değiştiğinde Suriyeliler suçluların yasal olarak hesap vereceğini umuyordu. Kontrol dışı silahların kontrol altına alınması, fraksiyonların ortadan kaldırılması, güvenlik güçlerinin rolünün etkinleştirilmesi yoluyla güvenliğin yeniden sağlanacağını ümit ediyorlardı. Ancak bu umut, gerçek bir reform belirtisi göstermeyen yeni bir gerçeklikle hızla suya düştü. Silahların, hizipçiliğin ve mezhepçi söylemlerin yaygınlaşması, yeni hükümetin etkili ve net bir geçiş dönemi adaleti politikasının olmaması sorunu daha da derinleştirdi. Vatandaşlar ise, kendilerine insan aklının kavrayamayacağı acılar yaşatanlardan hesap sorulmasını, hükümet kurumlarından defalarca talep ettiler. Ancak gerçek bir yargılamanın olmaması nedeniyle birçok kişi “Şebbiha” ve suçluların isimlerini belgelemek için sosyal medyaya yöneldi ve “siyasi”, bazen de mezhepsel bir doğa taşıyan bireysel intikam kampanyaları başladı.

Hükümetin çekingen müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeli insan hakları aktivisti, “yeni hükümetin müdahalesinin çekingen olduğunu ve kontrolsüz yayılan silahların kontrol altına alınmasının önceliğine inanmadığını, çeşitli silahlı grupları Suriye Ordusu adı altında tek bir çatı altında etkili bir şekilde birleştiremediğini” düşünüyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Hatta bazen rastgele işlenen intikam suçlarını örtbas ederek sanki katillere gizli bir koruma sağlıyormuş gibi davranıyor. Bu da şiddetin ve bireysel intikamın çemberini genişletti ve asırlardır korkuya alışmış olanların yüreklerine kaygı geri döndü. Herhangi birini “Esed rejiminin kalıntısı” olmakla suçlamak kolaylaştı, böylece peşine düşmek, tutuklamak ve hatta öldürmek meşru ve onaylanan bir eyleme dönüştü. Suriye sahillerinde kendilerinde hesap sorma hakkı ve öldürme yetkisi gören gruplar tarafından yeni tasfiye eylemleri başlatıldı. Silah sesleri yeniden yükseldi ve mahkemeler, hakimler ve tanıklar aracılığıyla örgütlü geçiş dönemi adaletinin son özellikleri de ortadan kalktı. Bunun yerini, genellikle kişinin geçmişine dayalı bireysel ve kolektif intikam eylemleri aldı. Bir yerde Esed yönetimine sessiz kalan bir dini gruba karşı savaş açıldığını, diğer bir yerde malların geri alınması, önceki rejim döneminde uğranan zararın intikamının alınması, hatta sadece ailevi problemlerden dolayı intikam alma durumları görülmeye başlandı.”

Silahlar tekrar konuşacak mı?

Aştar sözlerini şöyle bitirdi: “Suriye halkının yorgun zihni bugün acaba tekrar silahlar konuşacak mı, orman kanunu tarzı hayat devam edecek mi, bireyin güvenliği ve onuru arasında aşılmaz bir duvar oluşturan öldürme ve işkencenin geri dönme olasılığı var mı diye düşünüyor. Bu soruların cevabı evettir; eğer mevcut hükümet yasaları uygulayamazsa, gerçekten hesap soramazsa, kontrolsüz silahı ve hizipçiliği kontrol edemezse, geçiş adaleti için derhal çalışmaya başlamak yerine, sokağın öfkesini dindirmek çabasıyla sadece medya ve kameraların önünde bir suçluyu tutuklarsa kaos ve korku geri dönecek. Adalet kamerayla değil, adil bir yargıçla ve halka hukuk temelleri üzerine kurulmuş bir devletin güvenini veren dürüst bir soruşturmacıyla sağlanır.”

Öte yandan gözlemciler, kişisel hesaplaşma vakalarının da yaşandığını, bu vakaların rejimin yıkılmasından önce de var olduğunu, ancak günümüzde farklı bir karakter kazandığını düşünüyorlar. Zira güç dengeleri değişse de, bazıları kaos, intikam ve kişisel tasfiyeler açısından Suriye'de yaşananların büyük Suriye destanından sonra yaşanması beklenenlerden çok daha az ve hafif olduğunu düşünüyorlar. Ancak hükümet, isteyerek veya istemeyerek de olsa, birincisi, güvenliği ve kontrolü sağlamak, ikincisi de ülkeye destek konusunda ileriye yönelik adımlar atmadan önce daha fazla adım atılmasını bekleyen uluslararası toplumun güvenini kazanmak için, yasaları mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.



Irak: İki silah ve iki seçenek arasında Zeydi hükümetinin sıkıntısı

Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
TT

Irak: İki silah ve iki seçenek arasında Zeydi hükümetinin sıkıntısı

Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026

İyad el-Anbar

Irak'taki silahlı milis grupların silahsızlandırılmasını talep eden herkese karşı vatana ihanet suçlamaları yöneltilirdi. Fraksiyonların liderleri ve çevreleri, silahlarının meşruiyetinden ve “siyasi kazanımları”, “siyasi sistemi” ve “devleti koruma” işlevinden bahsetmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Öyle bir noktaya gelindi ki, bu silah kutsallaştırıldı ve teslim edilmesi yönündeki talepleri kabul etmek, devletin meşruiyetini inkâr etmekle eşdeğer hale geldi. “Silahlarımız ancak beklenen İmam Mehdi”ye yani Şiiler tarafından On İkinci olarak kabul edilen İmam’a teslim edilecektir sözü yaygın bir nakarata dönüştü.

Silahın devleti aşan bir güç olduğu söyleminin arkasında, 2018'den sonra siyasi arenaya giren ve etkileri artmaya başlayan fraksiyon liderleri vardı. Bir ellerinde silah bayrağı, diğer ellerinde siyaset bayrağı taşırken bu arenadaki varlıkları güçlenmeye devam etti. İronik bir şekilde, şimdi de silahlarından vazgeçtiklerini ve silahlı örgütlerle bağlarını kopardıklarını açıklıyorlar!

“Silahın devletin elinde toplanması” ifadesi, 2003'ten sonra kurulan her Irak hükümetinin bakanlık programında tekrarlanmış olsa da Ali el-Zeydi hükümeti, kurulmasının ardından silahsızlandırmayla ilgili bir dizi duyurunun geldiği ilk hükümet gibi görünüyor. Bu duyurular, bu hükümete güvenoyu veren siyasi taraflarla sınırlı kalmayıp, Mukteda es-Sadr örneğinde olduğu gibi, hükümet dışından taraflardan da geldi.

Şimdiye kadar iki hareket silahsızlanma kararı aldı. Bunlar, Şeyh Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ile Şibl el-Zeydi liderliğindeki İmam Ali Tugayları'dır

“Koordinasyon Çerçevesi” içindeki bazı tarafların milis faaliyetler ile aralarına bir mesafe koyup tamamen siyasete yönelme hamleleri ile ilgili öne sürülen tüm gerekçelere rağmen, bu hamleler aslında dini bir merci olan Ayetullah Ali es-Sistani'nin silahın devletin elinde toplanmasıyla ilgili çağrılarına yanıttır. Ancak zaman olarak, Zeydi hükümetinde “siyasi silahlı” güçlere yer olmadığını vurgulayan Amerikan koşullarının baskısı altında yapılmış hamlelerdir. Silahların bırakılması, Zeydi ile Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı kanada sahip güçler arasında varıldığı ve hükümette bakanlık sahibi olma karşılığında silahı teslim etme esasına dayandığı konuşulan bir anlaşmanın parçasıdır.

Koordinasyon Çerçevesi’nin silahı

Koordinasyon Çerçevesi içinde, silahlı ve siyasi katılım ikilisiyle faaliyet gösteren altı kuruluş bulunuyor; bunların en açık örneği, Temsilciler Meclisi içinde Sadikun Hareketi tarafından siyasi olarak temsil edilen Asaib Ehlil Hak Hareketidir. İmam Ali Tugayları Hizmetler İttifakı tarafından temsil edilirken, Ensarullah el-Evfiya Hareketi ve İmam’ın Askerleri Tugayları ise İmar ve Kalkınma Koalisyonu listelerinden “Sümerliler” başlığı altında seçimlere katıldılar. Seyyid el-Şuhada Tugayları da Hukuk Devleti Koalisyonu içindeki Muzaffer İttifak tarafından temsil ediliyor. Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedr Örgütü de söz konusu koalisyonun bir parçası.

 Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Şimdiye kadar iki hareket silahsızlanma kararı aldı. Bunlar, Şeyh Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ile Şibl el-Zeydi liderliğindeki İmam Ali Tugayları'dır. Pozisyonları özetle “Haşdi Şabi Güçleri ile bağları koparma ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul etme” duyurusuydu.

İronik olan şu ki, bu açıklamalar, Haşdi Şabi Güçleri bayrağı altında faaliyet gösterseler bile, devlet kontrolü dışında ve Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı'nın yetkisine tabi olmayan bir silahın var olduğunun açık bir itirafıdır. Bu durum, silahlı grupların Koordinasyon Çerçevesi içindeki liderlerinin, Haşdi Şabi Güçleri Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olduğu için, silahının devlet kontrolündeki kurumsal çerçeveler içinde faaliyet gösterdiği yönündeki iddialarıyla çelişiyor. Kaldı ki eğer durum böyleyse, yani Haşdi Şabi devlet kontrolünde faaliyet gösteriyorsa neden şimdi onunla bağları koparma duyuruları yapılıyor?

Ayrıca, bu durum, “Haşdi Şabi Güçleri Kanunu” olan 2016 tarihli 40 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 5. fıkrasıyla da çelişiyor; bu fıkrada “Haşdi Şabi Güçleri'ne katılan üyeler tüm siyasi, partizan ve sosyal çerçeveler ile bağlarını koparacak ve saflarında siyasi faaliyette bulunulmasına izin verilmeyecektir” denmektedir.

Başbakan Ali Zeydi'nin, siyasi silahlı gruplar ile silahlarını teslim etmeyi ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul ettiklerini duyurmaları karşılığında, Amerikalıları onların hükümete katılmalarını kabul etmeye ikna etme temeline dayanan bir anlaşma yaptığı konuşuluyor

Aynı şekilde bu duyurular, 2015’teki (36 numaralı) Irak Siyasi Partiler Kanunu’nun 8-Üçüncü Maddesi’nde yer alan bir siyasi partinin kurulması için gereken şartları ihlal ettiği için, bu grupların Koordinasyon Çerçevesi’ne siyasi olarak katılmalarının meşruiyetini de sorgulamaya açıyor. Zira bu maddede, “bir partinin kuruluşu ve faaliyetleri askeri veya paramiliter örgütler şeklinde olmamalı ve herhangi bir silahlı kuvvetle bağlantılı olmamalıdır” denmektedir.

Ancak, siyasi kurumların ve yasaların işleyişinde hiçbir rol oynamadığı ve devlet mantığına inanmayan bir siyasi sınıf tarafından kontrol edilen melez ve çarpık bir siyasi sistemde, bu hukuki itirazlar, devlet ve devlet dışı aktörler arasında bir geçiş halinde yaşayanların gerçekleri çarpıtmaya yönelik girişimden başka bir şey değil.

uktada Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef şehrinde bir konuşma yapıyor, 1 Mayıs 2025 (AFP)Muktada Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef şehrinde bir konuşma yapıyor, 1 Mayıs 2025 (AFP)

Bakanlıklar karşılığında silah

Ali Zeydi hükümetine katılım karşılığında silahın bırakılması şartı, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı siyasi tarafların davranışlarında bir değişikliği değil, silahı elde tutmanın siyasi nüfuzu kaybetme anlamına geldiğinin anlaşıldığını gösteriyor.

Başbakan Ali Zeydi'nin, siyasi silahlı gruplar ile silahlarını teslim etmeyi ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul ettiklerini duyurmaları karşılığında, Amerikalıları onların hükümete katılmalarını kabul etmeye ikna etme temeline dayanan bir anlaşma yaptığı konuşuluyor. Bu temele dayanarak, Şii siyasi güçlere tahsis edilen Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı ve diğer bakanlıklara yapılacak atamalar, ayrıca başbakan yardımcılarının atanması da ertelendi.

Ancak bu anlaşmanın sınırları, Zeydi hükümetinin meclisten geçmesini sağlamak ve engellenmesini önlemekle sınırlı olabilir. Hükümet de parlamentodan zaten güvenoyu aldığı için bu anlaşmadan en çok fayda sağlayacak olan taraf odur. Zira artık manevra kabiliyeti açısından üstünlüğe sahip. Zeydi hükümetinin bilhassa ABD'den aldığı ve silahlı fraksiyonlar silahlarını bırakacaklarını deklare etseler bile bu hükümete katılmayacaklarına dair mesajlar göz önüne alındığında, silahlı fraksiyonlara bakanlık verme anlaşmasını yerine getirmemesi mümkün.

Ali Zeydi hükümeti, Koordinasyon Çerçevesi güçleri ile silahları konusunda bir sorun yaşamayabilir, çünkü bu silahların elde tutulmasını haklı çıkaran anlatılar, güç ve nüfuzun cazibesine kıyasla çekiciliğini yitirmiş gibi görünüyor

Görünüşe göre, silahların teslimi, Koordinasyon Çerçevesi güçleri içinde bile üzerinde anlaşılmış bir konu değil; nitekim siyasi olarak Hukuk Devleti Koalisyonu içinde temsil edilen Seyyid el-Şuhada Tugayları bunu reddetti. Geri kalan üç fraksiyon da henüz pozisyonlarını açıklamadı. Bu durum, bahsi geçen dört fraksiyonun artık Ali Zeydi hükümetindeki kalan bakanlıklarda bir pay sahibi olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Buna dayanarak, silahlarını teslim etmelerinin, bir bakanlık elde eden ve kendisine bir başbakanlık yardımcılığı sözü de verilen Asaib Ehlil Hak Hareketine fayda sağlayacağını düşünüyorlar. Siyasi silahın geri kalan fraksiyonlarına gelince, silahlarını teslim etmenin karşılığında ya hiçbir şey elde edemeyecekler ya da teslim etmelerine değmeyecek pozisyonlar elde edecekler.

Direniş silahı

Ketaib Hizbullah ve Nuceba Hareketi, bölgede İran liderliğindeki “direniş eksenine” bağlılıklarını açıkça deklare eden en önde gelen silahlı örgütler arasında yer alıyor. Bu iki örgüt, lider kadrosunun bilinmesi ve Amerikalıların onları arananlar listesinin başına koyarak yakalanmalarını sağlayacak bir bilgi için 10 milyon dolarlık ödül vaat etmesi ile diğerlerinden ayrılıyor. Bu nedenle, bu iki örgüt, liderlerinin kim olduğu bilinmeden saldırı eylemlerinin sorumluluğunu üstlenen diğer örgütlerden farklı. Bu örgütlere örnek olarak Ashab-ı Kehf, Saraya Evliya el-Dem ve Kerbela Tugayları verilebilir.

 Ketaib Hizbullah, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı fraksiyonların duyurularına bir dereceye kadar alaycı bir şekilde tepki gösterdi. Bu alaylı işaretler, Ketaib Hizbullah'ın güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Assaf'ın açıklamalarında açıkça görülüyordu. Bir açıklamasında, Hizbullah’ın silahların bir kısmını devlet yerine teslim almaya hazır olduğunu duyurdu. Bilhassa, “devlet kurumlarında kendisini kullanacak uzmanının bulunmadığı bazı özel silahları, örneğin insansız hava araçları ve kamikaze dronları teslim almayı ve bedellerini ödemeye hazırız” dedi. Başka bir açıklamasında ise, Assaf, silahlarını teslim ettiklerini açıklayan Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı fraksiyonları artık “direnişçi” olmamakla tanımlayarak, “İslami Direniş saflarında yer almadıkları için bu durum garip görünmüyor, dahası bu kararların İslami Direniş ile hiçbir şekilde ilgisi yoktur” dedi.

Direniş bayrağını taşıyan örgütlerin sorunu, hâlâ ideolojiye bağlı kalmalarıdır. Henüz siyasi faaliyetlere dahil olmadıklarına ve bu nedenle silahlı mücadele ideolojisi ile siyasi arenaya girme arasında bir seçimle karşı karşıya olmadıklarına inanıyorlar. Belki de bu, silahlı fraksiyonların “ideolojik” bağlılığını devlete bağlılıktan daha öncelikli tutan tutumunda daha da açık bir şekilde kendini gösteriyor.

Ali Zeydi hükümeti, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı güçler ile silahları konusunda bir sorun yaşamayabilir, çünkü bu silahların elde tutulmasını haklı çıkaran anlatılar, güç ve nüfuzun cazibesine kıyasla çekiciliğini yitirmiş gibi görünüyor. Bu nedenle, silahları ile ideolojileri ve sloganları ile siyasi nüfuz alanında kalıp ganimetleri paylaşmak arasında bir seçim yapma anları geldi. Bu, silahlı hareketlerin savaş alanından siyasi eyleme geçiş yaptığı birçok ülkenin deneyimlerinde yaşanmış bir durumdur.

Irak, 7 Ekim 2023'te başlayan Ortadoğu'daki Tufan’ın gelişmelerinden izole bir ada değil. Bu Tufan, bölgedeki kırılgan devletlerin gerçekliğini yeniden şekillendirecektir

Bu noktada, İbn Haldun'un dediği gibi, “rehavet ve sükûnet” aşamasına, yani yönetimin ve otoritenin zevklerinin tadını çıkarmaya geçişle denklem daha da netleşiyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre siyasi geçiş deneyimlerinde, ayrıcalıkları ve fonları korumak karşılığında silahlardan ve hatta hükümet pozisyonlarından vazgeçmek, kamusal alana entegre olmak isteyen silahlı örgütlerin sorununa bir çözüm olarak görülmektedir.

Direniş örgütlerine gelince, Zeydi hükümetinin onlarla başa çıkmak için sadece iki seçeneği bulunuyor. Birincisi, siyasi diyaloga ve örgütler ile ateşkesle başlayan, devletin savaş ve barış kararı alma hakkını gasp etmek için silah kullanımını ve Irak'ın bölgesel komşularına karşı zor durumda kalmasını önleyen bir yol haritası oluşturmaya dayanmaktadır. Ardından, güvenlik kurumlarına entegrasyonları için atılacak adımlar konusunda bir anlaşmaya varılabilir. Bu adımlar, Irak'taki silahlı fraksiyonların kararları üzerinde önemli bir etkiye sahip olan İran ile silahlarını teslim etmeye yönelik baskılara katılması için diplomatik çabaları aktifleştirmeyi gerektiriyor; zira bu fraksiyonlar, Tahran'ın müttefik olarak gördüğü iktidar sisteminin varlığını tehdit ediyor. Bağdat hükümetinin yaptırımlara maruz kalması veya Washington'un gözünde güvenilmez bir ortak olması İran’ın çıkarına değildir.

İkinci seçenek ise silahlı örgütlerin devletin silahlı kuvvetleriyle çatışması ve karşı karşıya gelmesidir. Bu seçeneğin bedeli kolay olmayabilir, ancak devletin otoritesini yeniden tesis etmek için gerekli olacaktır.

Sonuç olarak, Irak, 7 Ekim 2023'te başlayan Ortadoğu'daki Tufan’ın gelişmelerinden izole bir ada değildir. Bu Tufan, bölgedeki kırılgan devletlerin gerçekliğini yeniden şekillendirecektir ve artık devletin silahlı gücüne paralel olarak faaliyet gösteren silahlı örgütler ve ideolojik ajandalar kapsamında faaliyet gösteren silahlı kollar var olmayacaktır. Bu denklemi kavrayamayanlar, kendilerini yeni Ortadoğu'nun yeniden şekillenen haritasının dışında bulacaklardır.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak hükümeti, ülkenin dış politikasında kademeli bir yeniden konumlanmaya işaret eden adımlar atıyor. Bağdat yönetimi, İran’ın yıllar boyunca Irak’ın siyasi ve güvenlik kararları üzerindeki geniş nüfuzunun ardından, ABD ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor.

Bu gelişme, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin bir gün önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya Bağdat ile Şam arasında yeni bir koordinasyon mekanizması kurulması çağrısında bulunmasının ardından geldi. Aynı dönemde Irak Dışişleri Bakanlığı, İran’ın ABD’nin İran’daki hedeflere yönelik saldırılarına karşılık olarak Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’e düzenlediği füze saldırılarını ilk kez kınayan bir açıklama yayımladı.

Irak Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, söz konusu saldırıların bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu belirtilerek, ‘bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenme tehlikesi’ konusunda uyarıda bulunuldu. Açıklamada, bunun bölgesel ve uluslararası güvenlik üzerinde ciddi olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulanırken, mevcut koşulların diyalog ve sağduyunun öne çıkarılmasını, gerilimin kontrol altına alınmasına yönelik çabaların artırılmasını gerektirdiği ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, “Arap ülkeleri ile komşu devletlerin istikrarı, Irak’ın istikrarı ve ulusal güvenliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır” değerlendirmesinde bulunarak, bölge ülkeleri arasındaki stratejik ilişkilerin korunmasının ve kalkınma ile istikrara hizmet eden ortak çıkarların gözetilmesinin önemine dikkat çekti.

Gözlemciler, bu kınamanın yeni hükümetin attığı bir dizi adımın parçası olduğunu belirtiyor. Bu adımlar arasında silahların yalnızca devletin kontrolünde tutulmasını amaçlayan düzenlemelerin başlatılması ve Zeydi’nin çok sayıda Iraklı iş insanının yer alacağı bir heyetle Washington’a yapması beklenen ziyaret için hazırlıkların sürdürülmesi de bulunuyor. Söz konusu girişimlerin, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açmayı hedeflediği ifade ediliyor.

Irak ile ABD arasındaki ilişkiler son yıllarda, Irak’taki Amerikan çıkarlarını hedef alan saldırılar nedeniyle sık sık gerilimlere sahne oldu. Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve Erbil’deki ABD Konsolosluğu’na yönelik saldırılar da bu kapsamda öne çıkarken, söz konusu eylemler İran’a yakın silahlı gruplara atfedildi. Bu durumun, iki ülke arasında daha kapsamlı bir siyasi ve ekonomik ortaklığın geliştirilmesi yönündeki fırsatları sınırladığı değerlendiriliyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)

Artan mali baskılar

Bu diplomatik ve siyasi adımlar, Zeydi hükümetinin ciddi ekonomik ve mali zorluklarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde atılıyor. Iraklı kaynaklara göre yeni hükümet, ciddi nakit sıkıntısı yaşayan bir hazine devraldı. Kullanılabilir mali rezervlerin 1 milyar doları aşmadığı belirtilirken, hükümetin yaklaşık 8 trilyon Irak dinarı, yani yaklaşık 6 milyar dolar tutarında acil mali yükümlülüklerle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.

Zeydi’nin, Iraklı siyasi gruplara yeni bir halk protestosu dalgasının önüne geçebilmek amacıyla zor ekonomik tedbirler almayı planladığını bildirdiği aktarıldı. Söz konusu protestoların, eski Başbakan Adil Abdülmehdi döneminde patlak veren 2019 gösterilerine benzer bir nitelik taşımasından endişe ediliyor.

Bu çerçevede, Zeydi hükümetinin kurulmasını destekleyen ve Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen isimlerinden biri olan Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim, ülkenin karşı karşıya bulunduğu ‘mali baskıların’ bazı toplumsal kesimlere yönelik ödemelerin gecikmesine yol açabileceğini kabul etti. Hekim, bu durumun nedenleri arasında bölgesel gerilimlerin sürmesi ve Hürmüz Boğazı üzerinden enerji sevkiyatlarını etkileyen istikrarsızlıkların devam etmesini gösterdi.

Irak siyasetinin karşı karşıya olduğu krizin boyutlarına işaret eden bir diğer gelişme ise eski Başbakan Adil Abdülmehdi’den geldi. İran’la yakın ilişkileriyle bilinen Abdülmehdi, ABD ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve Zeydi’nin Washington’a yapması beklenen ziyaretin başarıyla sonuçlandırılması çağrısında bulundu.

Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)

Dış politikanın yeniden yönlendirilmesi

Mustansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi İsam el-Feyli’ye göre son dönemde yaşanan bölgesel gelişmeler, Irak’ı bölgesel dengeler içindeki konumunu yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

El-Feyli, bölgenin tanık olduğu son savaşın Irak’ı da etkilediğini belirterek, bunun Irak’ın dış politika karar alma süreçlerinde daha bağımsız bir çizgi izlemesini zorunlu kıldığını söyledi. Pek çok ülkenin Bağdat’ı Tahran’a en yakın başkentlerden biri olarak gördüğüne dikkat çeken el-Feyli, bu algının da Irak’ın dış politika yaklaşımını etkilediğini ifade etti.

Zeydi’nin son dönemdeki girişimlerinin, Irak’ın Arap dünyası ve uluslararası toplumla daha dengeli ilişkiler kurma isteğine işaret ettiğini kaydeden el-Feyli, bunun aynı zamanda hükümetin karşı karşıya bulunduğu iç siyasi ve ekonomik sorunlarla da bağlantılı olduğunu dile getirdi.

El-Feyli, Bağdat’ın İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınamasını, Irak dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirdi. Mevcut bölgesel ve uluslararası dönüşümlerin, Irak’ın İran’a yakın konumunu sürdürmesini geçmişe kıyasla daha az avantajlı hale getirdiğini savunan el-Feyli, bu yaklaşımın artık yalnızca Zeydi’nin kişisel tercihi olmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan el-Feyli, Irak siyasi sistemi içinde giderek güçlenen bir kanaatin, mevcut gelişmelerin Tahran’la sıkı bağların sürdürülmesine hizmet etmediği yönünde olduğunu belirtti. El-Feyli ayrıca, Bağdat-Washington ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesine ilişkin Amerikan talepleri arasında İran destekli silahlı gruplar dosyasının da bulunduğunu ifade etti.

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının kınanmasının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen el-Feyli, Irak hükümetinin bunu artık doğrudan bir ulusal çıkar meselesi olarak gördüğünü kaydetti.

Öte yandan Kufe Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Galib ed-Daami, mevcut göstergelerin Irak’ın hızla ABD ile ilişkilerini güçlendirme ve İran ekseninin etkisinden kademeli olarak uzaklaşma yönünde ilerlediğini ortaya koyduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Daami, bu dönüşümün en belirgin göstergelerinden birinin, silahlı grupların nüfuzunu sınırlandırmaya ve silahları devletin elinde toplamaya yönelik yürütülen çalışmalar olduğunu belirtti. Bunun, ülke içindeki güç dengelerinde somut bir değişime işaret ettiğini ifade eden Daami, resmî güvenlik kurumlarının rolünün güçlenmesinin ve devlet dışı silahlı yapıların etkisinin azalmasının daha istikrarlı bir devlet yapısının oluşmasına katkı sağlayacağını vurguladı.

Daami’ye göre bu süreç, Irak ekonomisinin desteklenmesi için daha elverişli bir ortam oluştururken, bölgesel çatışmaların ve rekabet halindeki eksenlerin ülkenin kalkınma süreci üzerindeki etkisini de azaltabilir.


Lübnan Başbakanı, Hizbullah'ın verdiği sözleri yerine getirmesini istedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
TT

Lübnan Başbakanı, Hizbullah'ın verdiği sözleri yerine getirmesini istedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, Hizbullah’a ülkeyi kurtarma, Lübnan'ın ulusal çıkarlarını İran'ın çıkarlarının üstünde tutma ve İsrail ordusunun Güney Lübnan'dan çekilmesini sağlamak adına hükümetle aynı çizgide hareket etme çağrısında bulundu.

Reuters haber ajansına konuşan Selam, Hizbullah’ın esnek davranması gerektiğini belirterek, "Hizbullah bizden daha hızlı olmalı ya da en azından bizimle aynı hızda hareket ederek Washington’da yürüttüğümüz müzakerelere desteğini ilan etmelidir" dedi.

ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan arasında yürütülen bu doğrudan müzakerelerin bir sonraki turunun 22 Haziran'da yeniden başlaması planlanıyor.

Görüşmelere yakın Lübnanlı bir kaynak Şarku’l Avsat’a, Beyrut yönetiminin İsrail ile bağımsız bir şekilde masaya oturma kararının Tahran'da büyük bir öfkeye yol açtığını belirtti. Kaynağa göre İran, bu adımı Washington ile yürüttüğü büyük pazarlıklarda elindeki en güçlü müzakere kartlarından birinin alınması olarak değerlendiriyor.

Lübnan tarafı, İsrail’in ülkeden tamamen çekilmesini ve yüz binlerce yerinden edilmiş sivilin Lübnan ordusunun denetimi altında evlerine geri dönmesini sağlayacak kalıcı bir ateşkesi müzakerelerin temeli olarak talep ediyor. İsrail ise işgal ettiği topraklardan çekilmeden önce, en azından Güney Lübnan’da Hizbullah’ın askeri bir güç olarak tamamen tasfiye edilmesini ve askeri varlığının bittiğinin kanıtlanmasını şart koşuyor.

Biz müstakil bir devletiz, adımıza kimse müzakere edemez

Başbakan Selam, bölgedeki karmaşık diplomatik trafiğe ve özellikle İslamabad merkezli yürütülen (ABD-İran) arabuluculuk görüşmelerine de değindi. Lübnan'ın bölgedeki her gelişmeden etkilendiğini kabul eden Selam, ancak müstakil bir devlet olarak müzakere etme kararlılığını şu sözlerle yineledi:

"İslamabad’daki müzakere sürecinden elbette etkileniyoruz. En sonunda sonuçları ve acısı bizim topraklarımızda yaşanan bir savaş var. Bölgedeki savaştan da barıştan da sakinleşmeden de etkileniriz. İslamabad ya da başka bir yerdeki gelişmelerin üzerimizde yansımaları olması doğaldır. Eğer bu süreç bölgede bir ateşkese ve sakinleşmeye yol açacak ise bundan kesinlikle biz de faydalanırız. Ancak Lübnan adına hiç kimse müzakere yürütemez."

Selam, Lübnan devletinin ülke için en az maliyetli yolu seçtiğini vurgulayarak, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını bir "İsrail şartı" olarak görmeyi reddetti ve sert bir üslupla şunları söyledi:

"Artık bu boş lafları bir kenara bırakalım. Lübnanlılar daha 1989 yılındaki Taif Anlaşması'nda Lübnan devletinin otoritesinin tüm ülke topraklarında tesis edilmesi konusunda anlaşmışlardı. Biz de hükümet programımızda bu hususu onayladık; silahın sadece devletin elinde olması ve savaş-barış kararının yalnızca devletin tekelinde kalması gerektiğini vurguladık. Şimdi soruyorum: İsrail bizimle masaya oturup hükümet programımızı yazmamıza yardım mı etti? Elbette hayır."

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kenti civarına yaptığı bombardıman (Reuters)İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kenti civarına yaptığı bombardıman (Reuters)

Hizbullah ile sürekli iletişim halinde olduklarını belirten Başbakan, "Hizbullah'tan tek istenen taahhütlerine sadık kalmasıdır. Güney Lübnan'ın silahlardan arındırılmış bir bölge olması gerekiyor. Hizbullah, programında silahın sadece devlete ait olduğunu vurgulayan bu hükümete iki kez güvenoyu verdi. Kendisinden bundan fazlası istenmiyor" ifadelerini kullandı.

Hizbullah müzakereleri "utanç verici" buldu

Hizbullah ise Lübnan ve İsrail hükümetlerinin Washington’daki görüşmelerde üzerinde uzlaştığı ateşkes planını sert bir dille reddetti. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, yürütülen müzakereleri "utanç verici" olarak nitelendirerek Washington’da varılan çerçeveyi, "Lübnan halkının bir kısmını yok etme, geri kalanını ise köleleştirme yol haritası" diyerek geri çevirdi.

Bu tepkiye doğrudan cevap veren Başbakan Selam, Hizbullah'a seslenerek, "Eğer gerçekten iddia ettiğin gibi kendi tabanını, halkını ve onların yaşadığı trajedileri önemsiyorsan, senden tek beklenen taahhütlerine sadık kalmandır. Senden fazlasını istemiyoruz" şeklinde konuştu.

Washington yönetimi, Lübnan-İsrail müzakerelerinin geleceğine dair henüz kesin bir garanti sunmuş değil. Ancak Selam, bu konuda siyasi dedikodulara kulak asmamak gerektiğini belirterek, "Hakem düdüğünü Amerikan arabulucuya bırakmak en doğrusudur" dedi.

Öte yandan Tahran, Lübnan’da bir ateşkes sağlanmasını, Washington ile yürüttüğü daha geniş kapsamlı bölgesel anlaşmanın ön şartı haline getirmeye çalışıyor. Dün ABD ve İran kanadından gelen açıklamalar, iki büyük güç arasında savaşı sonlandıracak bir uzlaşı metnine çok yaklaşıldığını ve Washington'un önümüzdeki günlerde bir ön anlaşmaya imza atabileceğini gösteriyor.

Başbakan Selam ise iç cephedeki asıl düğümü şu sözlerle özetledi: "Bizim Hizbullah ile sorunumuz, Hizbullah'ın silahıdır. Biz onu Lübnanlı siyasi bir güç olarak kabul ediyoruz ve sadece Lübnan'a karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesini istiyoruz."