Ahmed eş-Şera'nın cumhurbaşkanlığı koltuğunda 100’üncü günü… Kâr-zarar dengesinde Suriye

Esed'in yerini alacak herhangi bir siyasi aktörün omuzlarında ağır bir yük var

Şam'daki bir kafede Ahmed eş-Şera'nın yaptığı konuşmayı takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
Şam'daki bir kafede Ahmed eş-Şera'nın yaptığı konuşmayı takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
TT

Ahmed eş-Şera'nın cumhurbaşkanlığı koltuğunda 100’üncü günü… Kâr-zarar dengesinde Suriye

Şam'daki bir kafede Ahmed eş-Şera'nın yaptığı konuşmayı takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
Şam'daki bir kafede Ahmed eş-Şera'nın yaptığı konuşmayı takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)

Esed rejiminin Aralık 2024'te düşmesi, Suriye'de daha iyi bir gelecek için büyük umutlar doğurdu. Peki ya iktidardaki 100 günün ardından Ahmed eş-Şera (Heyetu Tahriru’ş-Şam lideri Ebu Muhammed el-Culani) ve müttefikleri tarafından yönetilen yeni yönetimin siyasi değerlendirmesi nedir?

Ayrıntılara girmeden önce, Suriye'nin bugün karşı karşıya olduğu zorlukların siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan çok büyük olduğunu kabul etmeliyiz. Ülke bölgesel ve siyasi olarak parçalanmış durumda, çeşitli yabancı etki ve işgal biçimlerinden etkileniyor ve büyük ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Nitekim Suriye'de yeniden yapılanmanın maliyetinin 250 ila 400 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmekte. Suriyelilerin yarısından fazlası halen ülke içinde ve dışında yerlerinden edilmiş durumda. Nüfusun yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve Birleşmiş Milletler'in (BM) 2024 rakamlarına göre 16,7 milyon kişi (Suriye'deki her 4 kişiden 3'ü) insani yardıma muhtaç durumda. Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, Esed’in yerine geçecek herhangi bir siyasi aktörü zorlu bir görev bekliyor.

Dolayısıyla yeni yönetimin, özellikle de geçmişi göz önüne alındığında, dış kaygıları nispeten yatıştırabilmesi ve bölgesel ve uluslararası güçlerle resmi ilişkiler kurabilmesi kayda değer bir başarıdır. Pek çok bölgesel ve uluslararası aktör yeni otoriteyi tanıdı ve onunla ilişki kurmaya başladı. Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık, bazı kuruluşlara yönelik yaptırımları önemli ölçüde askıya aldı. Son olarak Paris eş-Şera'yı Fransa’ya davet etti.

Donald Trump başkanlığındaki ABD yönetimi henüz Suriye'ye yönelik net bir politika belirlemedi ve Biden yönetiminin Ocak 2025'te enerji sektörü ve finansal işlemler üzerindeki yaptırımları hafifleten adımlarına karşı çıkmamasına rağmen genel olarak Suriye'ye uyguladığı yaptırımları sürdürdü.

asdfrgt
Şam'ın merkezinde bir hediyelik eşya dükkânı (AFP)

Ancak yeni yönetimin ilk 100 günü mutlak anlamda olumlu ya da ülkenin uzun vadede doğru yönde ilerlediğine dair yeterli bir kanıt olarak değerlendirilemez. Zira asıl mesele yönetimin siyasi ve ekonomik düzeylerdeki genel yönelimlerinin yanı sıra toplumsal vizyonunda yatıyor.

Devlet kurumları ve güvenlik hizmetleri

İlk olarak, Heyetu Tahriru’ş-Şam (HTŞ) liderliğindeki yeni iktidar, geçiş dönemini devlet kurumları üzerindeki gücünü pekiştirmek için kullandı. Esed rejiminin devrilmesinin ardından, Mart 2025'in sonunda yeni bir hükümet kurulana kadar sadece HTŞ üyelerinden veya HTŞ'ye yakın olanlardan oluşan bir geçici hükümet kuruldu.

Benzer şekilde eş-Şera, çeşitli bölgeler için HTŞ veya HTŞ'ye yakın silahlı grupların üyesi olan yeni güvenlik yetkilileri ve valiler atadı. Yeni yönetim yetkilileri, yeni bir Suriye ordusu kurdu ve yeni Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra'nın general olarak atanması gibi eski HTŞ komutanlarını en yüksek rütbeli subaylar arasına atadı. Aynı zamanda yeni yönetim, ekonomik ve sosyal aktörler üzerindeki kontrolünü güçlendirmek için tedbirler aldı. Örneğin, iç seçimler yapılmadan bile bir dizi sendika, meslek birliği ve ticaret odasına kendi yakın çevresinden yeni liderler atadı.

ı8o9
Yeni Suriye hükümetinin ilan edilmesinin ardından, ortada Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'nın yer aldığı bir hatıra fotoğrafı (SANA)

Kapsamlı bir demokratik sürecin yokluğu, katılımcı olması ve ülkenin geleceği için ilk temelleri atması beklenen çeşitli girişimlere, konferanslara ve komitelere de yansıdı. Önemli bir örnek olarak Suriye Ulusal Diyalog Konferansı, özellikle oturumlar için ayrılan sınırlı zaman açısından hazırlık, temsil ve ciddiyet eksikliği nedeniyle yaygın bir şekilde eleştirildi.

Eş-Şera tarafından imzalanan geçici anayasa, başta taslak komitesinin seçim kriterleri veya içeriğinin şeffaf olmaması nedeniyle olmak üzere, birçok siyasi ve sosyal aktör tarafından eleştirildi. Geçici anayasa resmi olarak kuvvetler ayrılığını ilan ederken, uygulamada cumhurbaşkanlığına verilen geniş yetkilerle bunu engelliyor.

Bulanık güçler

Bu bağlamda, yakın zamanda açıklanan yeni Suriye hükümeti, bir kadın bakan ile dini (Alevi ve Dürzi) ve etnik (Kürt) azınlıklardan bakanların atanmasıyla daha kapsayıcı olarak nitelendirildi. Ancak kilit mevkilerde eş-Şera'ya yakın isimler bulunuyor. Örneğin Esad Hasan eş-Şeybani ve Murhaf Ebu Kasra sırasıyla Dışişleri ve Savunma bakanlıklarındaki pozisyonlarını korurken, Enes Hattab İçişleri Bakanlığı'na ve Şadi el-Veysi Adalet Bakanlığı'na atandı.

Dahası, özellikle de ülkenin güvenlik ve siyasi politikalarını koordine etmek ve yönetmek üzere Ahmed eş-Şera başkanlığında Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi kurulduğu için bu hükümetin gerçek yetkileri belirsizliğini koruyor.

dfrgthy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Kara ve Deniz Limanları Genel İdaresi ile bir Fransız şirketi arasında imzalanan anlaşmanın imza törenine katıldı. (AFP)

Benzer şekilde mart ayı sonunda Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Siyasi İşler Genel Sekreterliği kuruldu. Görevleri arasında siyasi faaliyet ve etkinliklerin yönetimini denetlemek, siyasi işlerde genel planların hazırlanması ve formüle edilmesine katılmak ve Baas Partisi ve Ulusal İlerici Cephe partilerinin varlıklarını yeniden kullanmak yer alıyor.

Neoliberal ekonomi

Ekonomi cephesinde, hükümetin yönü yakın çevresi dışında kimseyle tartışılmadı veya paylaşılmadı. Dahası, mevcut hükümetin iktidara geldiğinden bu yana aldığı kararlar geçici görev süresinin ötesine geçmiş ve pratikte kendi ekonomik vizyonunu Suriye'nin uzun vadeli gelecek modeli olarak dayatmış veya desteklemiştir ki bu model ekonomik neoliberalizme dayanmaktadır. Bu durum, devlet varlıklarının özelleştirilmesi, piyasanın serbestleştirilmesi, ekmek ve ev tüplerine verilen sübvansiyonların azaltılması gibi kemer sıkma önlemlerinde görülebilir ve bunların hepsi zaten zor durumda olan halk sınıflarını olumsuz ve doğrudan etkilemektedir. Bu tür ekonomi politikaları genellikle iş adamlarının ve ekonomik elitlerin lehinedir.

Buna ek olarak, Ekonomi ve Dış Ticaret Bakanlığı ülkedeki işgücünün yaklaşık üçte birinin, yani yeni otoriteye göre ‘maaşı ödenen ancak çalışmayan’ çalışanların işten çıkarılacağını duyurdu. O tarihten bu yana, işten çıkarılan toplam çalışan sayısına ilişkin resmi bir veri bulunmazken, bazıları şu anda üç aylık ücretli izinde statülerinin ve istihdam edilip edilmediklerinin netleşmesini bekliyor. Söz konusu kararın ardından ülke genelinde işten çıkarılan ya da açığa alınan işçilerin protesto gösterileri patlak verdi.

urety
Şam'da bir döviz bürosu (AFP)

Bu arada yılın başından bu yana yeni yönetim yetkilileri, devlet çalışanlarının maaşlarını yüzde 400 artırarak en az 1 milyon 123 bin 560 Suriye lirasına (yaklaşık 86 dolar) çıkarma sözü verdi. Bu doğru yönde atılmış bir adım olmakla birlikte henüz uygulamaya geçirilmedi ve kötüleşen ekonomik kriz ışığında geçim masraflarını karşılamak için yetersiz. Mart 2025 sonu itibariyle Şam'da beş kişilik bir ailenin asgari aylık harcamasının 8 milyon Suriye lirası (666 dolar) olduğu tahmin ediliyor.

Buna ek olarak Şam, 260'tan fazla Türk ürününe uygulanan gümrük vergilerini düşürerek, halihazırda Türk ithalatının rekabetinden mustarip olan sanayi ve tarım sektörleri başta olmak üzere ulusal üretime zarar verdi. Türkiye Ticaret Bakanlığı'na göre Türkiye'nin Suriye'ye ihracatı bu yılın ilk çeyreğinde 508 milyon dolara ulaşarak 2024'ün aynı dönemine (yaklaşık 387 milyon dolar) kıyasla yüzde 31,2 artış gösterdi.

Siyasi ve sosyal parçalanma

Ülkenin siyasi ve sosyal bölünmüşlüğü yeni yönetim tarafından büyük ölçüde ele alınmamıştır ve Şam hükümeti ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasındaki son mutabakat zaptı halen belirsizliğini korumaktadır. Suveyda bölgesindeki Dürzi nüfusun bazı kesimleriyle yakınlaşma girişimleri birçok eksiklikten ve örneğin geçici anayasayı ve çeşitli politikaları reddeden gösterilere tanık olan yerel toplulukların muhalefetinden mustariptir. Dahası, kıyı bölgelerinde başlayan ve yüzlerce sivilin ölümüyle sonuçlanan son olaylar mezhepsel gerilimleri daha da derinleştirdi.

dsfghtyju
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Mart 2025'te yeni Suriye devletinin kurumlarına entegre olmak için anlaşma imzalamasının ardından Kamışlı'da yapılan kutlamalardan (Reuters)

Şiddetin, güvenlik güçleri ve sivillere yönelik saldırıları koordine eden Esed rejimi kalıntıları tarafından gerçekleştirilen şiddetin ardından geldiği doğrudur, ancak ‘kalıntılarla’ mücadele bahanesi altında, genel olarak Aleviler ile eski rejim arasında sahte bir eşdeğerlik yaratarak nefret ve intikam mantığı hâkim olmuştur.

Yeni otorite krizi kontrol altına almaya ve yangını söndürmeye çalışsa da, pratikte şiddetin ve mezhepsel rekabetin artmasını engelleyemedi ve bu durum mezhep mensuplarıyla yaşanan son olaylara da yansıdı. Şam'daki otorite bu eylemleri münferit olarak nitelendirmeye devam etti ve failleri sorumlu tutmak için herhangi bir ciddi önlem almadan bunların ‘disiplinsiz unsurlardan’ kaynaklandığını söyledi.

asdfrgt
Şam'ın güneyindeki Ceramana'nın girişlerinden birinde bulunan kontrol noktasındaki güvenlik görevlileri (AP)

Son dönemde yaşanan dramatik olayların su yüzüne çıkardığı ülkenin temelindeki mezhepsel dinamiklerin yanı sıra, savaş suçlarına karışan tüm birey ve grupların cezalandırılmasını amaçlayan kapsamlı ve uzun vadeli bir geçiş dönemi adalet sürecini teşvik eden net bir mekanizmanın kurulamaması da önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu, misillemelerle ve mezhepsel gerilimin artmasıyla mücadelede çok önemli bir rol oynayabilirdi, ancak doğru şekliyle bir geçiş dönemi adaleti mekanizması mevcut otoritenin istemediği birçok dosyayı açabilir.

İran, İsrail ve Türkiye'nin çıkarları

Ülke içindeki güç dağılımının parçalı olduğu bu ortamda, başta İran ve İsrail olmak üzere bazı yabancı ülkeler, kendilerini belirli bir topluluğun savunucusu olarak gösterip daha fazla istikrarsızlık yaratarak istismar etmek amacıyla ülkedeki mezhepsel ve etnik gerilimleri körüklemekte çıkar görüyor. Örneğin, İsrailli yetkililer Suriye'deki Dürzi nüfusunu ‘korumak’ için askeri müdahaleye hazır olduklarını vurgulayan açıklamalarını sürekli yineliyor. Ancak başlıca Dürzi güçler, Suriye'ye ve ülkenin birliğine bağlılıklarını vurgulayarak bu çağrıları büyük ölçüde reddetti.

sdfrgt
Hama kentinde İsrail'in Suriye'ye müdahalesine karşı düzenlenen gösterilerden (Reuters)

Diğer yandan Türk ordusu, Şam ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasındaki anlaşmaya rağmen Suriye'nin kuzeydoğusundaki SDG mensuplarına yönelik operasyonlarını durdurmadı.

Sonuç olarak, yeni yönetimin ilk 100 günündeki uygulamalar, Suriye'nin demokratik ve adil geleceğine ilişkin başlangıçtaki iyimserliği dolaylı olarak baltalamış; tek taraflı ve dışlayıcı bir rejime kademeli geçiş korkularını meşrulaştırmıştır.



Eleştirilere karşılık olarak Trump, Robert De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk’ olarak nitelendirdi

Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
TT

Eleştirilere karşılık olarak Trump, Robert De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk’ olarak nitelendirdi

Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump ile usta oyuncu Robert De Niro arasındaki söz düellosu yeniden alevlendi. De Niro’nun bir podcast programında başkan ve destekçilerine yönelik sert eleştirilerde bulunmasının ardından Trump, uzun bir açıklamayla oyuncuya ağır ifadelerle yüklendi. Böylece iki isim arasındaki gerilim bir kez daha gündeme taşındı.

Şarku’l Avsat’ın Independent’tan aktardığına göre tartışma, 82 yaşındaki De Niro’nun pazartesi günü MSNBC kanalında yayımlanan ‘The Best People with Nicolle Wallace’ adlı podcast programına katılmasıyla başladı.

Programda Trump ve destekçilerini sert sözlerle eleştiren De Niro, “O bir aptal. Ondan kurtulmalıyız. Ülkeyi mahvedecek. Herkesin ‘Make America Great Again’ sloganları ve Amerikan bayraklarıyla dolaşmasını istemiyorum, sanki sadece onlar Amerikalıymış gibi… Biz de Amerikalıyız” ifadelerini kullandı.

De Niro bununla da yetinmeyerek, Trump’ın salı günü yaptığı Birliğin Durumu konuşmasına atıfla ‘Bataklığın Durumu’ başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Söz konusu konuşma, Trump’ın Birliğin Durumu hitabına karşı bir mesaj olarak değerlendirildi.

Trump ise dün Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk bir kişi’ olarak nitelendirdi. Başkan ayrıca paylaşımında Temsilciler Meclisi üyeleri İlhan Omar ve Rashida Tlaib’e de değinerek, Birliğin Durumu konuşması sırasındaki tutumlarını eleştirdi.

Trump paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Dün gece son derece önemli ve güzel bir etkinlik olan Birliğin Durumu konuşmasında İlhan Omar ve Rashida Tlaib’i histerik şekilde bağırırken izlediğinizde, gözlerinin kan çanağına dönmüş, adeta akıl hastaları gibi göründüğünü fark edersiniz. Açıkçası bir akıl hastanesine yatırılmaları gerekiyor gibi duruyorlar.”

Trump ayrıca, “Robert De Niro ile birlikte bir tekneye binsinler. De Niro takıntılı, hasta ve akıl sağlığı bozuk bir başka kişi. Son derece düşük bir zekâ seviyesine sahip olduğunu düşünüyorum. Ne yaptığının ya da ne söylediğinin farkında değil; söylediklerinin bazıları ise ağır suç niteliğinde” sözleriyle eleştirilerini sürdürdü.

Öte yandan De Niro, katıldığı podcast programında ‘ülkesi tarafından ihanete uğramış’ hissettiğini dile getirerek, ‘temel değerlere’ dönülmesi gerektiğini vurguladı.

De Niro, “Her şey mükemmel olmak zorunda değil ama bize gücümüzü ve insanlığımızı veren değerlere geri dönmeliyiz. Liderlerimizin hesap verebilir olmasını istiyorsanız, Anayasa’ya ve hukukun üstünlüğüne bağlıysanız ve ABD’nin sevginize layık olmasını istiyorsanız, birlikte sokaklara çıkmaya hazır olun; ülkemizi geri alacağız” dedi.

İki Oscar ödüllü oyuncu De Niro, özellikle 2024’te ikinci kez seçilmesinden önceki süreçte Trump’a yönelik eleştirileriyle biliniyor ve başkana karşı açık muhalefetini sık sık dile getiriyor.


Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
TT

Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)

Ürdün Bağımsız Seçim Komisyonu Komiserler Kurulu dün yaptığı açıklamada, yasaklı Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisine, adını "dini, mezhepsel veya etnik çağrışımlardan arındırılmış" bir isimle değiştirmesi gerektiği konusunda bildirimde bulunduğunu duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Komisyon, 2022 tarihli 7 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine dayanarak, İslami Hareket Cephesi partisine ihlalleri bildirim tarihinden itibaren 60 gün içinde düzeltmesi gerektiğini bildirdi.  

Açıklamaya göre, “Parti, ihlaller konusunda daha önce 17 Şubat tarihli Sicil Memurundan bir mektupla bilgilendirilmişti.”

Açıklamada ayrıca, ihlalin partinin tüzüğü ve adıyla ilgili olduğu, bunların Siyasi Partiler Kanununa aykırı olduğu belirtildi. Kanunda, “bir partinin dini, mezhepsel, etnik veya sınıfsal temellere veya cinsiyet veya köken ayrımcılığına dayalı olarak kurulamayacağı” hükmü yer almaktadır.

Konsey, “partinin adının tüzüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve siyasi kimliğini ifade ettiğini, bu nedenle dini, mezhepsel, etnik veya ayrımcı çağrışımlardan arındırılmış olması gerektiğini” belirtti.

Ayrıca, partinin Yüksek Mahkemesi ve Merkez Mahkemesi'nin oluşumuyla ilgili diğer ihlallere de işaret eden yetkili, bu kurulların, Genel Kurul tarafından seçilmediğini, bunun da iyi yönetişim ilkelerini ihlal ettiğini ve bağımsızlıklarını zayıflattığını belirtti.

Nisan 2015'te faaliyetleri yasaklanan Ürdün'deki Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi Partisi, ülkenin en önde gelen siyasi ve muhalefet partisi olarak kabul ediliyor.

16 Temmuz 2020'de Ürdün yargı makamları, daha önce faaliyetlerine müsamaha göstermiş olmasına rağmen, yasal statüsünü düzeltmemesi nedeniyle Müslüman Kardeşler'i feshetme kararı aldı.

Müslüman Kardeşler'in feshedilmesinin ardından, İslami Hareket Cephesi partisi lisanslı bir siyasi parti olarak yasal statüsünü korudu ve adayları Eylül 2024'teki son parlamento seçimlerine katılarak Temsilciler Meclisi'ndeki 138 sandalyeden 31'ini kazandı.


Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.