Ahmed eş-Şera'nın cumhurbaşkanlığı koltuğunda 100’üncü günü… Kâr-zarar dengesinde Suriye

Esed'in yerini alacak herhangi bir siyasi aktörün omuzlarında ağır bir yük var

Şam'daki bir kafede Ahmed eş-Şera'nın yaptığı konuşmayı takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
Şam'daki bir kafede Ahmed eş-Şera'nın yaptığı konuşmayı takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
TT

Ahmed eş-Şera'nın cumhurbaşkanlığı koltuğunda 100’üncü günü… Kâr-zarar dengesinde Suriye

Şam'daki bir kafede Ahmed eş-Şera'nın yaptığı konuşmayı takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
Şam'daki bir kafede Ahmed eş-Şera'nın yaptığı konuşmayı takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)

Esed rejiminin Aralık 2024'te düşmesi, Suriye'de daha iyi bir gelecek için büyük umutlar doğurdu. Peki ya iktidardaki 100 günün ardından Ahmed eş-Şera (Heyetu Tahriru’ş-Şam lideri Ebu Muhammed el-Culani) ve müttefikleri tarafından yönetilen yeni yönetimin siyasi değerlendirmesi nedir?

Ayrıntılara girmeden önce, Suriye'nin bugün karşı karşıya olduğu zorlukların siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan çok büyük olduğunu kabul etmeliyiz. Ülke bölgesel ve siyasi olarak parçalanmış durumda, çeşitli yabancı etki ve işgal biçimlerinden etkileniyor ve büyük ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Nitekim Suriye'de yeniden yapılanmanın maliyetinin 250 ila 400 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmekte. Suriyelilerin yarısından fazlası halen ülke içinde ve dışında yerlerinden edilmiş durumda. Nüfusun yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve Birleşmiş Milletler'in (BM) 2024 rakamlarına göre 16,7 milyon kişi (Suriye'deki her 4 kişiden 3'ü) insani yardıma muhtaç durumda. Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, Esed’in yerine geçecek herhangi bir siyasi aktörü zorlu bir görev bekliyor.

Dolayısıyla yeni yönetimin, özellikle de geçmişi göz önüne alındığında, dış kaygıları nispeten yatıştırabilmesi ve bölgesel ve uluslararası güçlerle resmi ilişkiler kurabilmesi kayda değer bir başarıdır. Pek çok bölgesel ve uluslararası aktör yeni otoriteyi tanıdı ve onunla ilişki kurmaya başladı. Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık, bazı kuruluşlara yönelik yaptırımları önemli ölçüde askıya aldı. Son olarak Paris eş-Şera'yı Fransa’ya davet etti.

Donald Trump başkanlığındaki ABD yönetimi henüz Suriye'ye yönelik net bir politika belirlemedi ve Biden yönetiminin Ocak 2025'te enerji sektörü ve finansal işlemler üzerindeki yaptırımları hafifleten adımlarına karşı çıkmamasına rağmen genel olarak Suriye'ye uyguladığı yaptırımları sürdürdü.

asdfrgt
Şam'ın merkezinde bir hediyelik eşya dükkânı (AFP)

Ancak yeni yönetimin ilk 100 günü mutlak anlamda olumlu ya da ülkenin uzun vadede doğru yönde ilerlediğine dair yeterli bir kanıt olarak değerlendirilemez. Zira asıl mesele yönetimin siyasi ve ekonomik düzeylerdeki genel yönelimlerinin yanı sıra toplumsal vizyonunda yatıyor.

Devlet kurumları ve güvenlik hizmetleri

İlk olarak, Heyetu Tahriru’ş-Şam (HTŞ) liderliğindeki yeni iktidar, geçiş dönemini devlet kurumları üzerindeki gücünü pekiştirmek için kullandı. Esed rejiminin devrilmesinin ardından, Mart 2025'in sonunda yeni bir hükümet kurulana kadar sadece HTŞ üyelerinden veya HTŞ'ye yakın olanlardan oluşan bir geçici hükümet kuruldu.

Benzer şekilde eş-Şera, çeşitli bölgeler için HTŞ veya HTŞ'ye yakın silahlı grupların üyesi olan yeni güvenlik yetkilileri ve valiler atadı. Yeni yönetim yetkilileri, yeni bir Suriye ordusu kurdu ve yeni Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra'nın general olarak atanması gibi eski HTŞ komutanlarını en yüksek rütbeli subaylar arasına atadı. Aynı zamanda yeni yönetim, ekonomik ve sosyal aktörler üzerindeki kontrolünü güçlendirmek için tedbirler aldı. Örneğin, iç seçimler yapılmadan bile bir dizi sendika, meslek birliği ve ticaret odasına kendi yakın çevresinden yeni liderler atadı.

ı8o9
Yeni Suriye hükümetinin ilan edilmesinin ardından, ortada Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'nın yer aldığı bir hatıra fotoğrafı (SANA)

Kapsamlı bir demokratik sürecin yokluğu, katılımcı olması ve ülkenin geleceği için ilk temelleri atması beklenen çeşitli girişimlere, konferanslara ve komitelere de yansıdı. Önemli bir örnek olarak Suriye Ulusal Diyalog Konferansı, özellikle oturumlar için ayrılan sınırlı zaman açısından hazırlık, temsil ve ciddiyet eksikliği nedeniyle yaygın bir şekilde eleştirildi.

Eş-Şera tarafından imzalanan geçici anayasa, başta taslak komitesinin seçim kriterleri veya içeriğinin şeffaf olmaması nedeniyle olmak üzere, birçok siyasi ve sosyal aktör tarafından eleştirildi. Geçici anayasa resmi olarak kuvvetler ayrılığını ilan ederken, uygulamada cumhurbaşkanlığına verilen geniş yetkilerle bunu engelliyor.

Bulanık güçler

Bu bağlamda, yakın zamanda açıklanan yeni Suriye hükümeti, bir kadın bakan ile dini (Alevi ve Dürzi) ve etnik (Kürt) azınlıklardan bakanların atanmasıyla daha kapsayıcı olarak nitelendirildi. Ancak kilit mevkilerde eş-Şera'ya yakın isimler bulunuyor. Örneğin Esad Hasan eş-Şeybani ve Murhaf Ebu Kasra sırasıyla Dışişleri ve Savunma bakanlıklarındaki pozisyonlarını korurken, Enes Hattab İçişleri Bakanlığı'na ve Şadi el-Veysi Adalet Bakanlığı'na atandı.

Dahası, özellikle de ülkenin güvenlik ve siyasi politikalarını koordine etmek ve yönetmek üzere Ahmed eş-Şera başkanlığında Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi kurulduğu için bu hükümetin gerçek yetkileri belirsizliğini koruyor.

dfrgthy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Kara ve Deniz Limanları Genel İdaresi ile bir Fransız şirketi arasında imzalanan anlaşmanın imza törenine katıldı. (AFP)

Benzer şekilde mart ayı sonunda Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Siyasi İşler Genel Sekreterliği kuruldu. Görevleri arasında siyasi faaliyet ve etkinliklerin yönetimini denetlemek, siyasi işlerde genel planların hazırlanması ve formüle edilmesine katılmak ve Baas Partisi ve Ulusal İlerici Cephe partilerinin varlıklarını yeniden kullanmak yer alıyor.

Neoliberal ekonomi

Ekonomi cephesinde, hükümetin yönü yakın çevresi dışında kimseyle tartışılmadı veya paylaşılmadı. Dahası, mevcut hükümetin iktidara geldiğinden bu yana aldığı kararlar geçici görev süresinin ötesine geçmiş ve pratikte kendi ekonomik vizyonunu Suriye'nin uzun vadeli gelecek modeli olarak dayatmış veya desteklemiştir ki bu model ekonomik neoliberalizme dayanmaktadır. Bu durum, devlet varlıklarının özelleştirilmesi, piyasanın serbestleştirilmesi, ekmek ve ev tüplerine verilen sübvansiyonların azaltılması gibi kemer sıkma önlemlerinde görülebilir ve bunların hepsi zaten zor durumda olan halk sınıflarını olumsuz ve doğrudan etkilemektedir. Bu tür ekonomi politikaları genellikle iş adamlarının ve ekonomik elitlerin lehinedir.

Buna ek olarak, Ekonomi ve Dış Ticaret Bakanlığı ülkedeki işgücünün yaklaşık üçte birinin, yani yeni otoriteye göre ‘maaşı ödenen ancak çalışmayan’ çalışanların işten çıkarılacağını duyurdu. O tarihten bu yana, işten çıkarılan toplam çalışan sayısına ilişkin resmi bir veri bulunmazken, bazıları şu anda üç aylık ücretli izinde statülerinin ve istihdam edilip edilmediklerinin netleşmesini bekliyor. Söz konusu kararın ardından ülke genelinde işten çıkarılan ya da açığa alınan işçilerin protesto gösterileri patlak verdi.

urety
Şam'da bir döviz bürosu (AFP)

Bu arada yılın başından bu yana yeni yönetim yetkilileri, devlet çalışanlarının maaşlarını yüzde 400 artırarak en az 1 milyon 123 bin 560 Suriye lirasına (yaklaşık 86 dolar) çıkarma sözü verdi. Bu doğru yönde atılmış bir adım olmakla birlikte henüz uygulamaya geçirilmedi ve kötüleşen ekonomik kriz ışığında geçim masraflarını karşılamak için yetersiz. Mart 2025 sonu itibariyle Şam'da beş kişilik bir ailenin asgari aylık harcamasının 8 milyon Suriye lirası (666 dolar) olduğu tahmin ediliyor.

Buna ek olarak Şam, 260'tan fazla Türk ürününe uygulanan gümrük vergilerini düşürerek, halihazırda Türk ithalatının rekabetinden mustarip olan sanayi ve tarım sektörleri başta olmak üzere ulusal üretime zarar verdi. Türkiye Ticaret Bakanlığı'na göre Türkiye'nin Suriye'ye ihracatı bu yılın ilk çeyreğinde 508 milyon dolara ulaşarak 2024'ün aynı dönemine (yaklaşık 387 milyon dolar) kıyasla yüzde 31,2 artış gösterdi.

Siyasi ve sosyal parçalanma

Ülkenin siyasi ve sosyal bölünmüşlüğü yeni yönetim tarafından büyük ölçüde ele alınmamıştır ve Şam hükümeti ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasındaki son mutabakat zaptı halen belirsizliğini korumaktadır. Suveyda bölgesindeki Dürzi nüfusun bazı kesimleriyle yakınlaşma girişimleri birçok eksiklikten ve örneğin geçici anayasayı ve çeşitli politikaları reddeden gösterilere tanık olan yerel toplulukların muhalefetinden mustariptir. Dahası, kıyı bölgelerinde başlayan ve yüzlerce sivilin ölümüyle sonuçlanan son olaylar mezhepsel gerilimleri daha da derinleştirdi.

dsfghtyju
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Mart 2025'te yeni Suriye devletinin kurumlarına entegre olmak için anlaşma imzalamasının ardından Kamışlı'da yapılan kutlamalardan (Reuters)

Şiddetin, güvenlik güçleri ve sivillere yönelik saldırıları koordine eden Esed rejimi kalıntıları tarafından gerçekleştirilen şiddetin ardından geldiği doğrudur, ancak ‘kalıntılarla’ mücadele bahanesi altında, genel olarak Aleviler ile eski rejim arasında sahte bir eşdeğerlik yaratarak nefret ve intikam mantığı hâkim olmuştur.

Yeni otorite krizi kontrol altına almaya ve yangını söndürmeye çalışsa da, pratikte şiddetin ve mezhepsel rekabetin artmasını engelleyemedi ve bu durum mezhep mensuplarıyla yaşanan son olaylara da yansıdı. Şam'daki otorite bu eylemleri münferit olarak nitelendirmeye devam etti ve failleri sorumlu tutmak için herhangi bir ciddi önlem almadan bunların ‘disiplinsiz unsurlardan’ kaynaklandığını söyledi.

asdfrgt
Şam'ın güneyindeki Ceramana'nın girişlerinden birinde bulunan kontrol noktasındaki güvenlik görevlileri (AP)

Son dönemde yaşanan dramatik olayların su yüzüne çıkardığı ülkenin temelindeki mezhepsel dinamiklerin yanı sıra, savaş suçlarına karışan tüm birey ve grupların cezalandırılmasını amaçlayan kapsamlı ve uzun vadeli bir geçiş dönemi adalet sürecini teşvik eden net bir mekanizmanın kurulamaması da önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu, misillemelerle ve mezhepsel gerilimin artmasıyla mücadelede çok önemli bir rol oynayabilirdi, ancak doğru şekliyle bir geçiş dönemi adaleti mekanizması mevcut otoritenin istemediği birçok dosyayı açabilir.

İran, İsrail ve Türkiye'nin çıkarları

Ülke içindeki güç dağılımının parçalı olduğu bu ortamda, başta İran ve İsrail olmak üzere bazı yabancı ülkeler, kendilerini belirli bir topluluğun savunucusu olarak gösterip daha fazla istikrarsızlık yaratarak istismar etmek amacıyla ülkedeki mezhepsel ve etnik gerilimleri körüklemekte çıkar görüyor. Örneğin, İsrailli yetkililer Suriye'deki Dürzi nüfusunu ‘korumak’ için askeri müdahaleye hazır olduklarını vurgulayan açıklamalarını sürekli yineliyor. Ancak başlıca Dürzi güçler, Suriye'ye ve ülkenin birliğine bağlılıklarını vurgulayarak bu çağrıları büyük ölçüde reddetti.

sdfrgt
Hama kentinde İsrail'in Suriye'ye müdahalesine karşı düzenlenen gösterilerden (Reuters)

Diğer yandan Türk ordusu, Şam ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasındaki anlaşmaya rağmen Suriye'nin kuzeydoğusundaki SDG mensuplarına yönelik operasyonlarını durdurmadı.

Sonuç olarak, yeni yönetimin ilk 100 günündeki uygulamalar, Suriye'nin demokratik ve adil geleceğine ilişkin başlangıçtaki iyimserliği dolaylı olarak baltalamış; tek taraflı ve dışlayıcı bir rejime kademeli geçiş korkularını meşrulaştırmıştır.



Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
TT

Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)

Sudan hükümeti, savaş nedeniyle uzun süredir uzak kaldığı başkent Hartum’daki varlığını yeniden tesis etmeyi planlıyor. Bu kapsamda hükümet, Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’dan yürüttüğü faaliyetlerini yeniden Hartum’a taşımak üzere savaşın izlerini silme, ortamı hazırlama, kamu hizmetlerini yeniden başlatma ve altyapıyı onarma yönünde yoğun çaba sarf ediyor. Ancak bazı analistler ve gözlemciler bu adımı “siyasi pazarlama” olarak nitelendirirken, hizmet sunumuna somut bir katkı sağlamayacağını savunuyor. Gündemdeki temel soru ise şu: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı?

Hükümet, Nisan 2023’te Hızlı Destek Kuvvetleri ile savaşın patlak vermesinin ardından ülkenin doğusundaki Kızıldeniz eyaletine bağlı Port Sudan’dan çalışmaya başlamıştı.

Altı bakanlık geri döndü

Geçen temmuz ayında, Egemenlik Konseyi üyesi İbrahim Cabir başkanlığında, bakanlıkların ve devlet kurumlarının Hartum’a dönüşü için uygun koşulları hazırlamak ve vatandaşların geri dönüşüne elverişli ortamı oluşturmak amacıyla bir komite kuruldu. Şarku’l Avsat, Hartum’daki “Kuleler Kompleksi”nde son hazırlıkların tamamlandığını ve altı bakanlığın geri döndüğünü tespit etti. Dönen bakanlıklar şunlar: Adalet, Madenler, Sanayi ve Ticaret, Sosyal Refah, Kültür ve Enformasyon ile Yükseköğretim. Ayrıca Başbakanlık Ofisi de yeniden Hartum’da faaliyete geçti.

Son günlerde, Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, bakanlıkların yeni binalarını, Sudan Maden Kaynakları Şirketi’nin merkezini ve Öğretmen Hastanesi’ni ziyaret ederek Hartum’dan yeniden çalışmalara başlanmasını inceledi.

28 Aralık’ta Bakanlar Kurulu İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lamiya Abdulgafar, Başbakan Kamil İdris’in “önümüzdeki günlerde” görevine Hartum’dan başlayacağını açıkladı. Resmî haber ajansı SONA, bakanın, yeni yılın başından itibaren bakanlıkların Hartum’daki yeni binalarına taşınarak çalışmalarına başlamasına yönelik düzenlemeleri incelediğini bildirdi.

Hartum Eyaleti Hükümeti Sözcüsü et-Tayyib Saadeddin, federal bakanlıkların başkentten yeniden görev yapmaya başlamasının, vatandaşların evlerine dönüşü için genel ortamın hazırlanmasına yönelik üst komitenin çalışmalarına güçlü bir ivme kazandıracağını söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Saadeddin, özellikle sağlık ve yükseköğretim başta olmak üzere hizmet sunan bakanlıkların Hartum’da bulunmasının, vatandaşların zorunlu işlemler için Port Sudan’a seyahat etme külfetini ortadan kaldıracağını ifade etti. Eyalet hükümetinin dönüşü desteklediğini vurgulayan Saadeddin, elektrik, su ve temizlik gibi temel hizmetlerin sağlanması ve bakanlıkların vatandaşlara hizmet verebilmesi için uygun ortamın hazırlanması konusunda taahhütte bulunduklarını kaydetti.

fvbgh
Hartum’daki devlet kurumlarından biri; savaş sırasında tamamen tahrip edildi (Şarku’l Avsat)

Başbakanın Basın Danışmanı Muhammed Abdülkadir de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bakanlıkların Hartum’a dönüşünün başlıca hedeflerinin sivil hayatı normalleştirmek, yeniden imar programlarını canlandırmak ve başarıya ulaştırmak, yerinden edilenler ile mültecilerin geri dönüşünü teşvik etmek olduğunu söyledi. Dönüşün, devlet yönetiminin talimatları doğrultusunda gerçekleştiğine dikkat çeken Abdülkadir, bunun siyasi ve hizmet alanında istikrarı pekiştirme, başkent Hartum’a yeniden hayat verme ve savaşın yol açtığı büyük yıkımın ardından imar sürecini hızlandırma açısından önemli bir işaret olduğunu vurguladı.

Hizmet sunumu

Enformasyon Bakanlığı Medya Direktörü Neda Osman ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, devlet kurumlarının Hartum’a dönüşünün güvenlik açısından da hayatın geri dönmesi anlamına geldiğini belirterek, mahallelerdeki olumsuz görüntülerin denetlenmesi ve yabancı unsurların varlığının kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını, savaşın tahrip ettiği alanlarda yaşamın yeniden canlanmasına yardımcı olacağını söyledi.

Siyasi pazarlama mı?

Yazar ve siyaset analisti Muhammed Hamid Cuma Nawar ise bakanlıkların Hartum’a dönüşünün, vatandaşlara somut fayda sağlamaktan ziyade daha çok siyasi bir boyut taşıdığı görüşünde. Şarku’l Avsat’a konuşan Nawar, “Bakanlıklar, kurum ya da yapı olarak genellikle vatandaşlara doğrudan hizmet sunan birimler değildir. Örneğin Elektrik ya da Petrol Bakanlığı, vatandaşın ihtiyaç duyduğu hizmetleri doğrudan kendisi vermez; bu hizmetler, bakanlığın Port Sudan’da ya da Hartum’da olmasından bağımsız olarak faaliyet göstermesi gereken şirketler veya kurumlar aracılığıyla sunulur” dedi.

fgth
Hartum Havalimanı’ndan bir görünüm; altyapıda meydana gelen yıkımın izleri ve yanmış bazı uçaklar (Şarku’l Avsat)

Nawar, bakanlıkların Hartum’da bulunmasının istikrar mesajı verdiğini ve dış kamuoyuna yönelik bir siyasi pazarlama niteliği taşıdığını, bunun anlaşılır bir hedef olduğunu belirtti. Ancak vatandaşlar açısından daha acil ihtiyaçların bulunduğunu vurgulayan Nawar, bunların başında elektrik ve su hizmetlerinin yeniden sağlanması, güvenliğin temini, sağlık merkezleri, okullar ve üniversitelerin hizmete dönmesi geldiğini, bu alanlarda ilerlemenin daha yavaş olduğunu ifade etti.

“Bakanlıkların dönüşü tek başına, vatandaşların geri dönüş programları üzerinde büyük bir etki yaratmaz” diyen Nawar, daha istikrarlı bölgelerde elektrik ve su hizmetleri sağlandığı için dönen vatandaşların, geri dönüşlerini bakanlıkların dönüşüne bağlamadıklarını söyledi.

Bu çerçevede, sosyal medya üzerinden çok sayıda gözlemcinin sorduğu kritik soru gündemdeki yerini koruyor: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı, yoksa yalnızca siyasi bir tanıtım hamlesi midir?


Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA) bugün, SDG'nin Şeyh Maksud mahallesi yakınlarındaki ordu mevzilerini insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alması sonucu Halep'te bir Suriye askerinin öldüğünü, birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Ajans daha sonra, SDG'nin Halep'in el-Meydan mahallesindeki konut binalarını bombalaması sonucu 3 sivilin öldüğünü ve birçok kişinin yaralandığını bildirdi.

SDG ise Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların Şeyh Maksud mahallesini keşif uçağıyla hedef aldığını ve mahalle sakinlerinden birinin öldüğünü açıkladı.

cdfvgthy
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 10 Mart'ta Şam'da SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın SDG Lideri Mazlum Abdi ile imzalanması sırasında (EPA)

Geçen ay Halep'te SDG ile Suriye hükümet güçleri arasında kanlı çatışmalar çıktı ve onlarca kişi öldü veya yaralandı. Suriye hükümeti, SDG'yi Halep'te hükümetin iç güvenlik güçlerine saldırmakla suçlarken, SDG ise Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını iddia etti.

10 Mart'ta SDG, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir anlaşma imzaladı ve bu anlaşma uyarınca, tüm sivil ve askeri kurumlarını geçen yılın sonuna kadar Suriye devletine entegre etmeyi kabul etti.

SDG ile Suriye hükümet güçleri arasındaki son çatışmalar, her iki tarafın liderlerinin Şam'da bir araya gelerek aralarındaki askeri entegrasyonu görüşmelerinden iki gün sonra meydana geldi.


Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
TT

Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)

Suudi Arabistan, Güney Yemen’deki son gelişmelere karşı yüksek düzeyde bir ihtiyat ve sakin bir yaklaşım sergiledi. Analistler, bu yaklaşımın, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü ele geçirmesine rağmen, Yemen hükümeti veya Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile herhangi bir koordinasyon sağlanmaması sonrası gösterildiğini belirtti.

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Riyad’da Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarından isimleri kabul etmesini (Bunlar arasında Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ve Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura da yer aldı), Suudi Arabistan’ın Yemen’deki karmaşık durumu yönetirken izlediği akıllı ve temkinli politikanın somut bir örneği olarak değerlendirdi.

Suudi Arabistan, Yemen’deki son gelişmelere karşı izlediği ihtiyatlı ve kapsayıcı politikasını sürdürdü. Bin Sakr, “Suudi Arabistan, kuruluşundan bu yana Merhum Kral Abdulaziz döneminden itibaren ihtiyat ve bilgelik temelinde bir dış politika izliyor. Bu anlayış, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarıyla yaptığı görüşmede de ortaya çıktı” dedi.

Bin Sakr, Suudi yaklaşımını şöyle açıkladı: “Taraflar doğru yola döndüklerinde ve Suudi çağrılarına yanıt verdiklerinde, Prens Halid ve Suudi yönetimi onları kucaklayarak ihtiyat ve kapsayıcılık ilkelerini uyguladı. Bu yaklaşım, Suudi yönetiminin temel değerlerini ve etik anlayışını yansıtıyor. Suudi Arabistan, Yemen’e sadece komşu olduğu için değil, iki halk arasındaki ortak gelenekler ve sosyal bağlar nedeniyle de özel önem veriyor.”

Gelişmeler çerçevesinde, 3 Aralık’ta GGK, doğu eyaletlerine askeri konvoylar göndererek Seyun’daki Birinci Askerî Bölge Karargâhı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı da dahil olmak üzere bazı kilit kurumları kontrol altına aldı. GGK güçleri ayrıca Mukalla ve el-Mehra’da da konuşlandı; ancak buralarda çatışma yaşanmadı.

Buna karşılık Suudi Arabistan, durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak amacıyla Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani başkanlığında bir heyet gönderdi. Heyet, GGK güçlerinin Aden ve doğudaki ilgili vilayetlere geri çekilmesini ve Vatan Kalkanı Güçleri’nin söz konusu bölgelere yerleşmesini talep etti.

vfgbhyj
Durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak için Hadramut'u ziyaret eden Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani (X)

27 Aralık’ta Halid bin Selman, ‘Yemen’deki Halkımıza’ başlıklı bir mesaj yayımladı. Mesajında güneyin davasının adaletini anlattı, güvenli güney vilayetlerinin boşuna çatışmalara sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı ve Yemen’in karşı karşıya olduğu büyük zorlukların farkında olunmasını istedi. Ayrıca fırsat kollayan güçlerin Yemen ve bölgedeki hedeflerine ulaşmalarına izin verilmemesi çağrısında bulundu.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki siyasi yapıda düşmanı olmadığını ve tüm tarafların tutumlarını anladığını belirterek, bunun Riyad’ı Yemen’deki çatışmaların çözümünde hem kapsayıcı hem de arabulucu bir rol üstlenmeye uygun kıldığını söyledi.

Bin Sakr, “Yemen’deki durumun iki ana boyutu var: Birincisi Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin korunması, ikincisi ise Yemen’in istikrarının ve refahının sağlanması” dedi.

frgt
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura ile yaptığı görüşmede (Ebu Zura'nın X hesabı)

Son günlerde meşru hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun hava desteğiyle birlikte Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü yeniden sağladı. GGK’ye bağlı güçler ise sınırlı çatışmaların ardından kendi bölgelerine çekildi.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’in güneyine yönelik yapıcı tutumunu ve tarafların görüşlerine açık yaklaşımını, ‘Yemen’de uzun vadeli istikrarın sağlanması sürecinin bir parçası’ olarak nitelendirdi.

Bin Sakr, “Yemen birliğinin mevcut entegrasyon yapısında bazı sorunların olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Bu nedenle güneyin taleplerini makul çözümlerle karşılamak, Suudi stratejisinin bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Yemen’deki istikrarı tehdit eden dış müdahalelerin önünü kesmeyi ve Suudi Arabistan’ın ulusal güvenlik çıkarlarını korumayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik tutumunun net olduğunu, amacın ülkenin tüm bileşenleriyle birlikte Yemen’in güvenliğini ve istikrarını sağlamak olduğunu belirtti. El-Habbas, Riyad’ın Yemen’in güneyindeki gelişmelerle ilgili yaklaşımını değerlendirirken, “Yemen, Suudi Arabistan için stratejik bir alan. Burada yaşananlar, doğrudan Suudi ulusal güvenliğini etkiliyor” dedi.

xscdfvgbhyju
Mukalla şehrine konuşlandırılan Vatan Kalkanı Güçleri (Reuters)

El-Habbas, Suudi Arabistan’ın kendi güvenliği ve istikrarını desteklemeye kararlı olduğunu ve tüm ulusal bileşenler arasında eşit mesafede durduğunu vurguladı.

El-Habbas’a göre, Riyad’ın yakın bir tarihte düzenleyeceği Güney Diyalog Konferansı’na, tüm ilgili güney güçlerinin, hatta GGK’nin de katılacak olması, Suudi Arabistan’ın sorumlu ve kapsayıcı yaklaşımının açık bir göstergesi. Bu yaklaşım, güney meselesinin kaderinin zorla dayatma veya askeri darbe yoluyla değil; diyalog ve diplomatik süreç yoluyla belirlenmesini sağlıyor.