Libya yeniden 'kanlı bir iç savaşın' eşiğinde

Halkın taleplerini desteklemek için BM’nin müdahalesi acil ve gerekli hale geldi

Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Libya yeniden 'kanlı bir iç savaşın' eşiğinde

Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)

Tarık el-Megerisi

Libya’nın ulusal krizi, 2020 yılında iç savaşın sona ermesinden bu yana istikrarlı bir şekilde kötüleşti. Kısa bir süre önce başkent Trablus’ta silahlı çatışmaların yeniden yaşanmasıyla ülke yeni bölünme, tehlike ve bozulma haline sürüklenmeye başladı.

Şiddetin aniden patlak vermesi pek çok kişiyi şaşırtmış olsa da daha geniş çaplı savaş hiçbir zaman gerçekten yatışmadı.

Birleşmiş Milletler (BM) Libya'nın siyasi geçiş sürecini kontrol altına alamaz ve rakip grupların pençesinden kurtaramazsa, şiddetin yeniden tırmanması kaçınılmaz hale gelecek ve etkileri ülke sınırlarını aşacak. Bu durum Akdeniz'den Sahel bölgesine kadar istikrarı tehdit ediyor. Ancak BM'nin her hareketinin Libya'daki rakip güçler tarafından tepkiyle karşılandığı bir ortamda, arzu edilen istikrarı sağlamaya yönelik herhangi bir müdahalenin başarılı olabilmesi için BM’nin daha kararlı ve etkili bir uluslararası desteğe ihtiyacı olacak.

 ‘Savaş, siyasetin başka araçlarla uzantısından başka bir şey değildir’ ünlü bir söz vardır. Libya’daki durum, bu sözün en açık örneğidir. Libya'daki çatışmalar, geçtiğimiz birkaç yıl boyunca Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) aracılığıyla Trablus'u yöneten Dibeybe ailesi ile Bingazi'de askeri bir rejim kuran ve bunu gizlemeyen Hafter ailesi olmak üzere ülkenin iki fiili yöneticisi arasındaki hararetli iktidar mücadelesi etrafında dönüp durdu. Libya’daki durumun karmaşıklığına son beş yılda başka faktörler de katkıda bulunurken, iki taraf arasındaki bu yüksek riskli çatışma yanlış yorumlamalara maruz kaldı. Bazıları bunu yeni sömürgecilik için ideal bir araç ve bölünmüşlük ve kaos durumundan faydalanmak için bir fırsat olarak gördü. Bazıları ise Libya halkının zenginliği pahasına geleneksel pazarlık yoluyla çözülebilecek ‘kabul edilebilir’ bir durum olarak görerek ciddiyetini en aza indirmeyi tercih etti.

Öte yandan bu son çatışmaların ani ve beklemedik şekilde başlaması, özellikle diplomatların tipik rollerine dönmesiyle çatışmalara ilişkin açıklamaların yanlışlığını herkese hatırlatmak için bir uyarı görevi görmeli. Zira söz konusu açıklamalarda çatışmalar daha az kanlı siyasi çatışmalar düzeyine indirgeniyor.

Çatışmaların başlamasından sadece 24 saat sonra, tırmanan şiddetin şoku hala havadayken, Libya ordusunun tarafsız birlikleri kırılgan bir ateşkese aracılık etti.

Azalan siyasi nüfuzu ile devletin mali durumu üzerindeki kontrolünü kaybetmek arasında kalan Başbakan Abdulhamid ed-Dibeybe’nin endişeleri krizin merkezindeydi. Dibeybe’nin kontrolü son bir yıldır zayıflarken, muhaliflerinin onu iktidardan uzaklaştırma tehditleri de arttı. Öte yandan Dibeybe, Trablus'taki konumunu güçlendirmek için bir kampanya başlattı ve hükümetini korumada kilit bir müttefikken şantaj aracına dönüşen Özel Caydırıcı Güç’ü hedef alarak kendi şartlarını dayattı. Çünkü Dibeybe, kritik bir noktada, bu silahlı grupların beşinci kola dönüşebileceğini ve ezeli rakibi Halife Hafter tarafından dikte edilen bir adayın başa geçmesine kapı açabileceğinin farkına varmıştı.

Dibeybe, Türkiye tarafından eğitilen ve donatılan Savunma Bakanlığı'na bağlı 444. Tabur'un yanı sıra memleketi Misrata'dan gelen birliklere güveniyordu ve, ‘Baba’ (Godfather) filmindeki bir ‘Michael Corleone sahnesi’ olarak tanımlanabilecek olayı gerçekleştirdi. ‘Gıneyve’ adıyla da bilinen ve Trablus'un en önde gelen milis gruplarından İstikrarı Destekleme Birimi liderlerinden biri olan Abdulgani Kikli, bir toplantı için geldiği binadan bir daha hiç ayrılmadı. 444. Tabur, birkaç dakika içinde İstikrarı Destekleme Birimi’nin stratejik kalelerine saldırdı ve güvenlik boşluğundan faydalanarak buraları kontrol altına aldı.

wefrty6
Libya Başbakanı Abdülhamid ed-Dibeybe, Libya'nın Trablus kentindeki Seçim Komisyonu merkezinde cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylık belgelerini teslim ettikten sonra konuşurken, 21 Kasım 2021 (Reuters)

Dibeybe ertesi gün yeni bir eşiği aşarak kendi komutası dışındaki tüm silahlı grupların feshedildiğini ve üslerine el konulduğunu duyurdu. Ancak Dibeybe, Michael Corleone'nin aksine savaşı sadece bir muhalif bitirdi. 444. Tabur yeni emirleri yerine getirmek üzere Trablus’a doğru ilerlerken, başta stratejik öneme sahip Mitiga Uluslararası Havalimanı’nı kontrol eden Selefi eğilimli Özel Caydırıcı Güç olmak üzere diğer gruplar buna karşılık verdi. Çatışmalara Libya'nın batısındaki Dibeybe karşıtı silahlı grupların da katıldı. Başkent Trablus, ilkel insansız hava araçlarının (İHA) da kullanıldığı yıkıcı çatışmaların yaşandığı bir geceye tanık oldu.

Çatışmaların başlamasından sadece 24 saat sonra, özellikle Libya'nın batısındaki temas hatları ve merkezde Halife Hafter yönetimindeki güçlerle çatışmaların yaşandığı bölgeler boyunca hızla yayılan şiddet olaylarının şoku henüz atlatılamamışken, Libya ordusunun tarafsız birlikleri kırılgan bir ateşkese arabuluculuk yaptı. Bu gelişmeye Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi’nin krizi kontrol altına almak amacıyla Dibeybe tarafından çıkarılan idari emirleri iptal etme kararı alması eşlik etti.

Kanlı gecenin ardından sokaklara dökülen Trablus sakinleri, duyarsızlıklarını kırarak Dibeybe ve hayat şartlarının kötüleşmesinden sorumlu tuttukları siyasilere karşı sloganlar attı.

Trablus sakinleri kanlı gecenin ardından duyarsızlıklarını kırıp sokaklara dökülerek kötüleşen yaşam koşullarından sorumlu tuttukları Dibeybe ve siyasilere karşı sloganlar attı. Ancak silah sesleri kesilir kesilmez çatışma siyasi arenaya kayarken Dibeybe’nin muhalifleri (İstikrarı Destekleme Birimi’nin destekçileri ve hedef alınan milisler) halkın öfkesinden faydalanarak kendi gündemlerine hizmet edecek kukla bir başbakan atamakta gecikmedi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre paralı protestocuları taşıyan otobüslerin ortaya çıkması ve protestoların yönünü tek bir talebe, Dibeybe’nin istifasına çevirmesiyle durum şaşırtıcı bir hal aldı. Bu gergin atmosferde, protestocular yanan lastiklerle şehrin yollarını kapatırken, silahlı kişiler gece boyunca başbakanlık binasına saldırdı. Kriz, Özel Caydırıcı Güç’e bağlı iki bakanın hükümetten istifa etmesiyle son buldu. Bu hamle, Dibeybe’nin konumunu savunulamaz olarak göstermek ve uluslararası toplumu Dibeybe’nin görevden alınmasına yönelik talepleri benimsemeye zorlamak için tasarlanmıştı.

7ı8
Trablus'un Şehitler Meydanı'nda UBH’nin istifası talebiyle düzenlenen bir gösteri sırasında Libya bayrakları ve pankartlar taşıyan protestocular, 17 Mayıs 2025 (AFP)

Olaylar şaşırtıcı bir şekilde Dibeybe karşıtlarının aşırı şiddet kullanmasıyla tersine döndü. Barışçıl gösteriler sırasında polis güçlerine yapılan acımasız saldırılar ve vatandaşların normale dönmeye çalıştığı anlarda ana yolların kapatılması, halkın muhaliflere olan sempatisinin yok olmasına yol açtı. Krize doğrudan müdahil olmasına rağmen Dibeybe’nin, muhaliflerinin gösterileri bastırmasından ve muhalif milletvekillerine karşı işkence ve fiziksel ortadan kaldırma da dahil olmak üzere en ağır ihlalleri gerçekleştirmesinden faydalanarak kendisini yabancı diplomatlara ılımlı bir yönetici olarak sunabilmesi ise ayrı bir ironiydi.

Dibeybe’yi protestocuların taleplerini görmezden gelmekle eleştiren Akile Salih'in TM’yi Bingazi'deki geçici bir merkezden yönetirken sergilediği tutumdaki bariz çelişki gözlemcilerin gözünden kaçmadı.

Öte yandan halktan destek görmeyen TM Başkanı Akile Salih, tartışmalı bir hamleyle yeni bir başbakan atamak için bir süreç başlattı. Protestoların Dibeybe’ye karşı halkın yaygın tepkisini yansıttığını iddia eden Salih,  her zamanki gibi yeterli sayıda milletvekilini harekete geçirmeyi başaramadı ve katılım birkaç kişiyle sınırlı kaldı. Süreç yasal ve mantıksal temellerden tamamen yoksundu, çünkü fiilen kalan milletvekili sayısının çok üzerinde bir yeter sayısına ulaşılması gerekiyordu. Bu da Salih’in hamlesini temelde çalışamaz hale getiriyordu.

Dibeybe’yi protestocuların taleplerini görmezden gelmekle eleştiren Akile Salih'in Tobruk'taki asıl binası üç yıl önce protestocular tarafından yakılan TM’yi Bingazi'deki geçici bir merkezden yönetirken sergilediği tutumdaki bariz çelişki gözlemcilerin gözünden kaçmadı.

tyu7
Yayınlanan bu fotoğrafta LUO komutanı Halife Hafter, Libya'da açıklanmayan bir yerde ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı General Michael Langley (resimde yok) ile bir görüşürken (Reuters)

Bir yandan anayasal meşruiyetten yoksun olan Salih yeni bir başbakan dayatmaya çalışırken ve diğer yandan Dibeybe, sürecin yozlaştığını gerekçesiyle başbakanlık görevini bırakmazken bu siyasi çatışmanın ihmal edilmesinin kaçınılmaz olarak iç savaşa kanlı bir dönüşe yol açacağı açık hale geldi. 2022 petrol anlaşması ve son Merkez Bankası anlaşması da dahil olmak üzere 2020'den bu yana yapılan tüm uzlaşı girişimleri, Libya'nın zenginliği ve ekonomisinin temelleri, savaşan köpekleri asıl kavgalarından uzaklaştırmak için değerli et parçaları atmaya benzer kırılgan anlaşmalarla çarçur olurken, en yüksek fiyata satılan geçici sırt sıvazlamalara dönüştü.

Libyalılar, birbiri ardına düzenlenen protesto yürüyüşleri ve öfkeli kalabalıklar içinde yozlaşmış iktidar yapılarını mutlak surette reddettiklerini teyit ederek kolektif duruşları hakkında hiçbir şüpheye yer bırakmadılar. Ülkenin doğusundaki Halife Hafter ve Akile Salih’ten batısındaki Abdulhamid ed-Dibeybe’ye kadar, vatandaşlar artık rejimin simaları arasında, hepsinin paylaştığı yolsuzluk derecesi ve kolektif olarak halk meşruiyetinden yoksun olmaları dışında bir ayrım yapmıyor.

Libya'nın istikrara kavuşmasında hayati çıkarları olan bölgesel ve uluslararası güçler karşısında BM'nin etkili ve koordineli bir uluslararası iş birliği olmaksızın alternatif bir yol önermesi mümkün değil, hatta daha da zor.

BM, 2020 yılında savaşın sona ermesinden sonra Berlin Süreci ülkeleriyle iş birliği içinde, öncelikli olarak ateşkesin sağlanmasına odaklanarak Libya'yı siyasi bir geçiş sürecine doğru yönlendirme sorumluluğunu üstlendi. Ancak bu taahhütler, tarafların tamamının ağır ihmali yüzünden hayata geçirilemedi. Krizin ülkeyi sardığı bugün, bu tarihi an yeni bir dar çıkar çatışmasının arenasına dönüşmeden önce BM’nin müdahalesi, halkın taleplerini desteklemek için acil ve gerekli hale geldi.

Ancak sahadaki eylemler söylemin ötesine geçiyor. Son çatışamalar, BM Danışma Komitesi'nin kapsamlı bir siyasi sürece ilişkin vizyonunu sunmadan önce çalışmalarını sekteye uğratmaya yönelik sistematik bir girişimden fazlası değil. Bu girişim, Dibeybe’nin görevden alınmasının hızlandırılması, UBH’nin imajını zedelemeyi amaçlayan bir hareketle milletvekili İbrahim el-Dersi'nin Hafter'in hapishanelerinde işkence gördüğüne dair görüntülerin sızdırılması ve Hafter ailesiyle yeni anlaşmalara hazırlanmak için Dibeybe’nin konumunu sağlamlaştırmayı amaçlayan bu kanlı raund gibi çeşitli şekillerde gerçekleşti.

Bu durum, BM'nin etkin ve koordineli bir uluslararası iş birliği olmaksızın alternatif bir yol öneremeyeceğini ve hatta daha da zor bir yol izleyebileceğini teyit ediyor. Avrupa ülkelerinden Afrika ve Arap coğrafyasından komşularına kadar Libya'nın istikrarında hayati çıkarları olan bölgesel ve uluslararası güçler, bir yandan BM'ye cesur bir liderlik rolü üstlenmesi için doğrudan baskı yaparken, diğer yandan da BM kararlarının uygulanmasını sağlamak için siyasi ve askeri koruma sağlayacak çift yönlü bir strateji benimsemeliler. Bu strateji, siyasi süreci engelleyen herkese hedefe yönelik yaptırımlar (mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasakları) uygulanmasını, savaş suçlularının Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) sevk edilmesini ve yasadışı gruplara mali kaynakların kesilmesi ve Libya halkının zenginliklerinin yağmalanmasının durdurulması için Merkez Bankası'nın hareketlerinin ve uluslararası mali sistemler aracılığıyla petrol satışının sıkı bir şekilde izlenmesini öngören sıkı tedbirler alınmasını da içermeli.

Diplomasi genellikle Libya'nın egemenliğini ihlal etmek istemediği gerekçesiyle bu tür kararlı adımlar atmaktan çekinir. Ancak geçtiğimiz haftalar, Libya'nın gerçekten egemen karara sahip bir ülke olmadığını ortaya çıkardı. Hükümet başkentini kontrol edemiyor, meclis yeterli çoğunluğa ulaşamıyor ve milletvekillerini koruyamıyor, siyasi kurumlar halk tarafından nefret ediliyor ve hiçbir grup Libya toprakları üzerinde otoritesini genişletemiyor, hatta sınırlarını güvence altına dahi alamıyor. Gerçekte böyle bir uluslararası müdahale, Libya'nın çökmekte olan egemenliğinin son kalıntılarını koruyabilir ve bölgeyi istikrara kavuşturabilir. Fakat Libya örneğinde, Libyalı taraflar kontrolü yeniden ele geçirmeden ve ülke istikrarsız, öngörülemez ve kontrol edilemez savaş sarmalına geri dönmeden önce harekete geçmek için zaman daralıyor.



Suriye sınırları içinde ve sınırların ötesinde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye sınırları içinde ve sınırların ötesinde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

On yıllarca süren krizleri ihraç ve ithal etmenin ardından, Suriye'nin oynadığı yeni bahis, yani sınırlarının ötesinde yaşamak yerine sınırlarını koruyan bir devlet olmak hem daha basit hem de daha zorlu görünüyor

Elli yıl boyunca Suriye, sınırlarının içinde yaşamaktan ziyade dışında yaşadı. Başkalarının savaşlarına, çatışmalarına ve ittifaklarına dahil oldu. Bazen gücünün, bazen de çıkarlarının ötesinde bölgesel roller üstlendi.

Bugün ise yeni Şam farklı bir karar alıyor ve deklare ediyor; coğrafi ve siyasi sınırları içinde kalmak ve başkalarının arenalarına müdahale eden, sınırlarını aşan ve derinlerine giren baba ve oğul Esed rejiminin mirasıyla bağı koparmak.

Hafız Esed, 1970’deki darbesini Suriye'nin dış maceralara sürüklenmesini önlemek için yaptığını iddia ederek gerekçelendirmişti. Sloganlarından biri, Ürdün'deki olaylar sırasında ülkeyi sınırlarının ötesinde bir savaşa sürüklemeye çalışmakla suçladığı “hayalperest sol”u durdurmaktı. Ne var ki iktidarını pekiştirdikten sonra Suriye, askeri, istihbari ve siyasi olarak sınırlarının ötesinde daimi bir oyuncu haline geldi.

En belirgin müdahalesi Lübnan'a yönelikti. 1974'te İsrail ile imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile Golan Tepeleri cephesini bir kenara bırakmasının, Ekim 1973’teki savaşın ardından akan Arap yardımlarının ve ABD Başkanı Richard Nixon ile Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın Şam'ı ziyaret etmesinin ardından Esed, ABD'den Lübnan'a askeri müdahale için yeşil ışık aldı. 1976’ın ortalarında kuvvetlerinin Lübnan sınırını geçmesi için zamanlama olarak dönemin Sovyet Başbakanı Aleksey Kosıgin'in Şam ziyaretini seçti.

Aynı zamanda, Esed'in emelleri, doğuya Irak'a doğru da uzandı; Saddam Hüseyin'in muhaliflerini destekledi ve onların kamplarına, karargahlarına ve emellerine ev sahipliği yaptı. Ayrıca, Türkiye’ye karşı savaşan PKK ve lideri Abdullah Öcalan'a kapılarını açtı. Ek olarak, İran Devrim Muhafızları'na Lübnan'a girerek Hizbullah'ı kurmasına ve hem iç hem de bölgesel olarak kullanmasına olanak sağlayan köprüyü de o sağladı.

2000 yılında Beşşar Esed, sınırlarının ötesinde oynamaya alışmış bir devleti devraldı. Şam, önce yangını çıkarıp sonra söndürmeyi teklif ederdi. Anlaşmazlık tohumları eker, sonra da çözümüne aracılık ederdi. Kurduğu dengelerin karşılığını almak için ittifaklarını güçlendirirdi. Sınırları içindeki bölgesel ve uluslararası aktörlere karşı “dosyalar” tutardı.

Ancak Beşşar Esed 2000 yılında cumhurbaşkanlığı sarayına taşındı ve rejimi bir hatadan diğerine, bir aksilikten diğerine sürüklendi. Ordusu, 2005 yılında Refik Hariri suikastından sonra Lübnan'dan çekildi. PKK liderlerini Ankara'ya teslim ederek babasının başlattığı şeyi devam ettirdi.  Ayrıca İranlı Arap muhalifleri de Tahran'a teslim etti. Babasının on yıllarca korumaya çalıştığı hassas dengeyi kaybetti.

Protestoların, ardından devrimin ve silahlı çatışmanın patlak vermesiyle Suriye, bölgesel ve uluslararası aktörler için yavaş yavaş açık bir arenaya dönüştü. Bir aktörden oyun alanına dönüştü. Şam, hava sahası, sınırları ve tüm komşu ülkelerle sınır kapılarının kontrolünü kaybetti. On yıldan fazla süren savaş boyunca rejim, belirli kontrol noktalarına kadar çekilerek küçüldü. Beşşar Esed, 2024 yılının sonunda Moskova'ya kaçmadan önce Suriye coğrafyasından kaçmıştı.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Şam'a varışında yayınladığı ilk mesajlardan biri, yeni Suriye'nin devrimini sınırlarının ötesine ihraç etmeyeceği, önceliğinin devletin yeniden inşası, yeniden imar, mültecilerin ve iç göçmenlerin evlerine geri dönüşü, sınırların ve egemenliğin yeniden tesis edilmesi olacağıydı. İran ve milislerinin Suriye'ye verdiği yaralar derindi. Ama Şam'ın bu milislerle sorunu, Suriye topraklarından çekilmeleriyle sona erdi. Aynı durum Lübnan Hizbullah'ı için de geçerli. Suriye'nin odağı artık silahlı kuvvetleri birleştirmeye, sınırları, sınır kapılarını ve havaalanlarını kontrol etmeye ve devlet kurumlarını yeniden kurmaya kaydı.

Bazı Amerikalı yetkililer, yeni Suriye ordusunun SDG veya Esed rejiminin kalıntılarıyla başa çıkma deneyimini Lübnan için de uygulamayı düşünüyorlarsa yanılıyorlar

Bugün Irak, ne eski Baas rejiminin bir uzantısı ne de “Suriye-Irak” projesidir. Lübnan da “Büyük Suriye”nin bir parçası değildir. Suriye’nin açıkladığı gibi yönelim, Suriye toprakları üzerinde egemenliği sağlamak ve tüm komşularıyla devletler arası ilişkilerin kurulmasıdır.

Bu bağlamda, Suriye'nin Lübnan'daki Hizbullah’ın silahı sorununa müdahale etme olasılığı etrafında başlatılan son tartışma anlaşılabilir hale geliyor. Bunu ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündeme getirdiği doğru. Yine Başkan Donald Trump'ın da bunu kameralar önünde açıkladığı doğru. Ancak Lübnan'daki Hizbullah'ı silahsızlandırmada Suriye'nin doğrudan rolüyle ilgili hiçbir resmi temasta bulunulmadığı da doğru.

Bu noktada, bazı ABD’li yetkililer, yeni Suriye ordusunun SDG veya Esed rejiminin kalıntılarıyla başa çıkma deneyimini Lübnan için de uygulamayı düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Bunlar iki farklı şeydir. Lübnan’ın “Suriye vesayeti” nedeniyle aldığı yaralar ve Suriyelilerin de Hizbullah'ın müdahalesi ile acılarını katlaması nedeniyle aldıkları yaralar var. Şu ana kadar açık ve net olan, Arap ve Batı güçlerinin de desteklediği Suriye'nin önceliğinin, tüm komşu ülkelerle olan sınırlarını korumaya odaklanmış olduğudur.

On yıllarca süren krizleri ihraç ve ithal etmenin ardından, Suriye'nin oynadığı yeni bahis, yani sınırlarının ötesinde yaşamak yerine sınırlarını koruyan bir devlet olmak hem daha basit hem de daha zorlu görünüyor

Bu pratikte, silah ve uyuşturucu kaçakçılığını önlemek, terör örgütlerinin sızmasını ve DEAŞ’ın geri dönüşünü engellemek ve yasadışı tedarik yollarını kesmek anlamına geliyor. Bu aynı zamanda İran silahlarının Hizbullah'a ulaşmasını engellemek ve Suriye topraklarının Suriye devletinin ötesine uzanan bölgesel projeler için bir koridor olarak kullanılmasını engellemek anlamına da geliyor. Ayrıca, Washington'un İsrail'e 8 Aralık 2024 sınırlarına geri çekilmesi ve Suriye'nin güneyinde istikrarlı güvenlik düzenlemelerine ulaşmak için daha fazla baskı yapması için ek çaba harcamasını gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Esed Suriyesi yarım yüzyıl boyunca, hem kendisi hem de komşuları için yıpratıcı olan daha fazla nüfuz sahibi olma çabasıyla sınırlarının ötesinde yaşadı. Bugün ise denklem tersine dönmüş gibi görünüyor. Yeni Suriye'nin başarısı, sınırlarının ötesine geçme gücünde değil, aksine sınırları içinde kalma ve önceliklerine odaklanma kudretinde yatıyor olabilir. On yıllarca süren krizleri ihraç ve ithal etmenin ardından, Suriye'nin oynadığı yeni bahis, yani sınırlarının ötesinde yaşamak yerine sınırlarını koruyan bir devlet olmak hem daha basit hem de daha zorlu görünüyor.


Sudan’da 30 milyon tarihi belge hasar görme riski altında

Savaşın Ulusal Arşiv merkezine etkileri, (Şarku’l Avsat)
Savaşın Ulusal Arşiv merkezine etkileri, (Şarku’l Avsat)
TT

Sudan’da 30 milyon tarihi belge hasar görme riski altında

Savaşın Ulusal Arşiv merkezine etkileri, (Şarku’l Avsat)
Savaşın Ulusal Arşiv merkezine etkileri, (Şarku’l Avsat)

Hartum'daki Sudan Ulusal Arşivleri, savaş sırasında binada meydana gelen hasarlar nedeniyle, Sudan'ın 1505 yılından bu yana uzanan tarihini belgeleyen 30 milyondan fazla evrakı tehdit eden ciddi bir riskle karşı karşıya bulunuyor.

Binanın bazı bölümlerinde çıkan yangınlara rağmen belgelerin büyük bölümü kurtulmuş olsa da hasar görmüş, enkaz ve tozla kaplı bir ortamda muhafaza edilmeleri, uzun vadeli korunmaları konusunda ciddi endişelere yol açıyor.

Arşiv Kurumu Müdürü Dr. Necva Mahmud, savaş sırasında elektronik arşivin tamamen kaybedildiğini belirterek, belgelerin gelecekteki risklere karşı korunması amacıyla dijital dönüşüm ve yeniden dijitalleştirme planı hazırlandığını açıkladı.

Öte yandan Belgeleme Genel Müdürlüğü Başkanı Muhammed Yusuf, yaklaşan yağmur sezonunun oluşturacağı tehlikelere dikkat çekti. Yusuf, topçu saldırılarının binanın çatısında açtığı deliklerin, yağmur sularının arşiv salonlarına sızmasına neden olabileceği uyarısında bulundu.

Ulusal Arşivler'de, Mehdi Devleti dönemi, İngiliz-Mısır ortak yönetimi dönemi ve Sudan basın tarihine ait arşivler de dahil olmak üzere çok sayıda nadir belge bulunuyor. Yetkililer, Sudan'ın beş asırlık hafızasını temsil eden bu ulusal mirasın korunması için binanın rehabilite edilmesini ve gerekli restorasyon çalışmalarının yapılmasını umut ediyor.


Libya'da Washington'ın güç paylaşımı girişiminin hayata geçirilmesi için geri sayım başladı mı?

Dibeybe, geçtiğimiz perşembe günü Trablus'ta ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent’i kabul etti (ABD Büyükelçiliği)
Dibeybe, geçtiğimiz perşembe günü Trablus'ta ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent’i kabul etti (ABD Büyükelçiliği)
TT

Libya'da Washington'ın güç paylaşımı girişiminin hayata geçirilmesi için geri sayım başladı mı?

Dibeybe, geçtiğimiz perşembe günü Trablus'ta ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent’i kabul etti (ABD Büyükelçiliği)
Dibeybe, geçtiğimiz perşembe günü Trablus'ta ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent’i kabul etti (ABD Büyükelçiliği)

ABD, Libya dosyasında birden fazla düzeyde hamlelere imza atıyor. Geçtiğimi hafta başlarında Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde gerçekleştirilen ‘Yapılandırılmış Diyalog’un nihai tavsiyelerinin açıklanmasının ardından belirgin biçimde hız kazandı. Bu durum, siyasi çevrelerde Washington'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos’a atfedilen ve 2011 yılından bu yana siyasi ve kurumsal olarak bölünmüş halde olan ülkedeki yürütme yapısını yeniden düzenlemeyi hedefleyen bir girişimi hayata geçirmek için zemin hazırlamaya fiilen başlayıp başlamadığına ilişkin soru işaretleri doğurdu.

sdf
Brent ve Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genelkurmay Başkanı Halid Hafter, geçtiğimiz salı günü Bingazi'de bir görüşmede (ABD Büyükelçiliği)

Aylardır Libya çevrelerinde dolaşımda olan ve hiçbir tarafça, ABD cephesi dahil, yalanlanmayan bu girişim, ülkenin doğusu ile batısındaki iki otorite arasında yeni bir güç paylaşımı formülü aracılığıyla mutabakat zemini oluşturmayı hedefliyor. Formül, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter'in yeni kurulacak bir cumhurbaşkanlığı konseyine başkanlık etmesini ve Abdulhamid ed-Dibeybe'nin ortak hükümetin başında kalmaya devam etmesini öngörüyor.

Girişimin yakında hayata geçirileceğine dair işaretler

Libya Onur Partisi (Hizbu'l-Kerame) Başkanı Dr. Yusuf el-Farisi, ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent’in son birkaç gün içinde Trablus ile Bingazi arasında yürüttüğü diplomatik temasların ‘girişimin hayata geçirilmesinin her zamankinden daha yakın olduğuna’ işaret ettiğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Farisi, Washington'ın olası bir siyasi uzlaşı için uygun zemin hazırlamak amacıyla askeri ve ekonomik olmak üzere iki ayrı alanda eş zamanlı çalışmalar yürüttüğünü de belirtti.

btyn6
ABD Başkanı Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP)

ABD’nin Libya Maslahatgüzarı askeri alanda, Libya'nın batısındaki Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı güçlerin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selahuddin en-Nemruş ve Savunma Bakanlığı Vekili Abdusselam ez-Zubi ile görüştü. ABD’li maslahatgüzar, Libya'nın doğusundaki LUO Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile de bir araya geldi. Görüşmelerde askeri iş birliğinin geliştirilmesi, askeri yapıların birleştirilmesi sürecinin desteklenmesi ve Libya Silahlı Kuvvetleri'nin mesleki kapasitesinin güçlendirilmesi ele alındı.

dvbt
BM Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, geçtiğimiz hafta Trablus'ta Yapılandırılmış Diyalog’tan çıkan nihai tavsiyeleri açıklarken (UNSMIL)

Gözlemciler bu görüşmeleri, Washington'ın geçtiğimiz aylarda başlattığı kademeli sürecin yeni bir halkası olarak değerlendirdi. Bu süreçte Washington, mevcut bölünmüşlüğü azaltmak amacıyla ülkenin doğusu ile batısındaki kurumlar arasında iletişim köprüleri kurulmasına destek verdi. Söz konusu adımlar arasında geçtiğimiz nisan ayında Libya'nın Sirte kentinde gerçekleştirilen Flintlock-2026 Çok Uluslu Özel Kuvvetler Tatbikatı’na ülkenin hem doğusu hem de batısındaki askerler birlikte katılım gösterdi. Aynı ay iki otorite arasında ortak bütçe ve harcama anlaşması da imzalandı. Bu hamle, 13 yıllık kurumsal bölünmüşlük tarihinde ülkenin yaşadığı bir ilk olarak kayıtlara geçti.

Aynı değerlendirmeye göre Brent'in (ülkenin doğusundaki) Bingazi'de yaptığı görüşmeler, Libya Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Fonu Direktörü Belkasım Hafter ve Ulusal Kalkınma Teşkilatı Genel Müdürü Mahmud el-Fercani ile yapılan toplantıları da kapsadı. Görüşmelerde birleşik bütçe anlaşmasının uygulamaya konulması, ABD yatırımlarının teşvik edilmesi ve kalkınma harcamalarının Libya'nın farklı bölgelerine dengeli biçimde aktarılması ele alındı.

Brent'in ziyaretinin öne çıkan başlıklarından birini de petrol sektöründe faaliyet gösteren Amerikan şirketleriyle Libya arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi oluşturdu. Brent, bu çerçevede Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) Başkanı Mesud Süleyman ile bir araya gelerek petrol üretiminin artırılması ve enerji altyapısının korunması yollarını görüştü.

Karmaşık siyasi zorluklar

Gözlemciler, ABD’nin geçtiğimiz haftanın ortalarında başlayıp halen sürmekte olan bu çok boyutlu hareketliliğini, Yapılandırılmış Diyalog’un sonuçlarından bağımsız değerlendirmiyor. Söz konusu sonuçlar, bir başkan ve iki yardımcısından oluşacak yeni bir cumhurbaşkanlığı konseyinin kurulmasını ve üç bölgeyi (Trablus, Barka ve Fizan) temsil eden bir başbakan ile üç yardımcısından oluşan ‘Ulusal Hak Hükümeti’ adlı yeni bir hükümetin oluşturulmasını kapsayan yürütme yapısı yeniden düzenleme önerilerini içeriyor.

Analistlere göre ise yol, karmaşık siyasi engellerle kaplı olmaya devam ediyor. Libyalı aktivist Ömer Busaida, girişimin Trablus içinde ‘yeni iktidar paylaşımı düzenlemelerini sekteye uğratmak için yerel müttefiklerini araçsallaştıran bölgesel güçlerin birbiriyle çakışan gündemleriyle’ karşı karşıya olduğunu vurgulayarak “Girişimin gerçek sınavı, başlıca tarafların kabul edeceği birleşik bir yürütme organı oluşturabilme kapasitesinde yatıyor” ifadelerini kullandı.

Libya Teknokratlar Birliği Başkanı Eşref Belha da girişimin ‘hâlâ bir dizi tartışmalı konuyu çözmesi gerektiğini, bunların başında gelecek hükümetin seçim kriterlerinin ve yeni yürütme yapısı içindeki yetki dağılımının belirlenmesinin geldiğini’ ifade ederek Libyalı tarafların bu meselelerde henüz nihai bir uzlaşıya varamadığını belirtti.

Belha, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada etkili uluslararası baskı olmaksızın kapsamlı Libyalı mutabakatların sağlanmasının mümkün olmadığını vurgularken BM’nin eski Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams önderliğinde Cenevre'de BM himayesinde yürütülen Siyasi Diyalog Forumu deneyimine atıfta bulundu. Söz konusu forum, etkin uluslararası güçlerin desteğiyle varılan uzlaşıların ardından mevcut yürütme otoritesinin oluşturulmasıyla sonuçlanmıştı.

Bu bağlamda Washington'ın şu an ABD girişimi ile BM süreci arasındaki uyumu azami düzeye çıkarmaya çalıştığını belirten Belha, kısa bir süre önce Norveç'te bölgesel ve uluslararası tarafların katılımıyla bu süreci desteklemeye yönelik uluslararası bir toplantı düzenlenmesi yönünde çaba sarf edildiğine dair çıkan haberlere dikkati çekti.

Massad Boulos, BM Libya Özel Temsilcisi ve UNSMIL Başkanı Hanna Serwaa Tetteh’in Yapılandırılmış Diyalog’un sonuçlarını bu ay sunması planlanan BM Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumu öncesinde, geçtiğimiz cuma günü Tetteh ile yaptığı görüşmenin ardından ülkesinin iki otorite arasında birliği sağlamaya yönelik çabalarının UNSMIL’in yol haritası ve diyalog çıktılarıyla ‘örtüştüğünü’ vurguladı. Boulos, bu yaklaşımın Libyalıların kendi geleceklerini kendilerinin belirleyeceği Libyalı liderliğinde bir siyasi süreci güvence altına aldığını da sözlerine ekledi.

vfth
BMGK’nın Libya krizi ile ilgili önceki bir oturumundan (BMGK)

Bu noktada Farisi’ye göre Boulos'un ABD’nin çabalarının UNSMIL’in yürüttüğü yol haritasıyla örtüştüğüne dair söylemi, Washington'ın bu süreci ilerletmedeki en etkili uluslararası güç konumunda olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. BM’nin bu hamlelerinin ABD tarafından açıkça desteklendiğini vurgulayan Farisi, bu tespiti Boulos'un açıklamalarından bağımsız olarak değerlendirdi.

Bununla birlikte araştırmacılara göre ABD’nin girişimi, Libya krizini kalıcı biçimde sonlandırmaktan ziyade kademeli siyasi ve kurumsal araçlar aracılığıyla güç dengelerini yeniden düzenlemeyi ve mevcut bölünmüşlüğü yönetmeyi hedefliyor olabilir.

Afrika araştırmacısı Abdullah Faris el-Kazzaz'ın Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi bünyesinde yayımladığı çalışmada yaptığı değerlendirmeye göre Washington, kısa vadede kapsamlı ve nihai bir uzlaşı dayatmaktan çok, Libya devletini yönetmek ve kurumlarını birleştirmek için daha istikrarlı bir çerçeve oluşturmakla meşgul gibi görünüyor.