Libya yeniden 'kanlı bir iç savaşın' eşiğinde

Halkın taleplerini desteklemek için BM’nin müdahalesi acil ve gerekli hale geldi

Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Libya yeniden 'kanlı bir iç savaşın' eşiğinde

Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)

Tarık el-Megerisi

Libya’nın ulusal krizi, 2020 yılında iç savaşın sona ermesinden bu yana istikrarlı bir şekilde kötüleşti. Kısa bir süre önce başkent Trablus’ta silahlı çatışmaların yeniden yaşanmasıyla ülke yeni bölünme, tehlike ve bozulma haline sürüklenmeye başladı.

Şiddetin aniden patlak vermesi pek çok kişiyi şaşırtmış olsa da daha geniş çaplı savaş hiçbir zaman gerçekten yatışmadı.

Birleşmiş Milletler (BM) Libya'nın siyasi geçiş sürecini kontrol altına alamaz ve rakip grupların pençesinden kurtaramazsa, şiddetin yeniden tırmanması kaçınılmaz hale gelecek ve etkileri ülke sınırlarını aşacak. Bu durum Akdeniz'den Sahel bölgesine kadar istikrarı tehdit ediyor. Ancak BM'nin her hareketinin Libya'daki rakip güçler tarafından tepkiyle karşılandığı bir ortamda, arzu edilen istikrarı sağlamaya yönelik herhangi bir müdahalenin başarılı olabilmesi için BM’nin daha kararlı ve etkili bir uluslararası desteğe ihtiyacı olacak.

 ‘Savaş, siyasetin başka araçlarla uzantısından başka bir şey değildir’ ünlü bir söz vardır. Libya’daki durum, bu sözün en açık örneğidir. Libya'daki çatışmalar, geçtiğimiz birkaç yıl boyunca Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) aracılığıyla Trablus'u yöneten Dibeybe ailesi ile Bingazi'de askeri bir rejim kuran ve bunu gizlemeyen Hafter ailesi olmak üzere ülkenin iki fiili yöneticisi arasındaki hararetli iktidar mücadelesi etrafında dönüp durdu. Libya’daki durumun karmaşıklığına son beş yılda başka faktörler de katkıda bulunurken, iki taraf arasındaki bu yüksek riskli çatışma yanlış yorumlamalara maruz kaldı. Bazıları bunu yeni sömürgecilik için ideal bir araç ve bölünmüşlük ve kaos durumundan faydalanmak için bir fırsat olarak gördü. Bazıları ise Libya halkının zenginliği pahasına geleneksel pazarlık yoluyla çözülebilecek ‘kabul edilebilir’ bir durum olarak görerek ciddiyetini en aza indirmeyi tercih etti.

Öte yandan bu son çatışmaların ani ve beklemedik şekilde başlaması, özellikle diplomatların tipik rollerine dönmesiyle çatışmalara ilişkin açıklamaların yanlışlığını herkese hatırlatmak için bir uyarı görevi görmeli. Zira söz konusu açıklamalarda çatışmalar daha az kanlı siyasi çatışmalar düzeyine indirgeniyor.

Çatışmaların başlamasından sadece 24 saat sonra, tırmanan şiddetin şoku hala havadayken, Libya ordusunun tarafsız birlikleri kırılgan bir ateşkese aracılık etti.

Azalan siyasi nüfuzu ile devletin mali durumu üzerindeki kontrolünü kaybetmek arasında kalan Başbakan Abdulhamid ed-Dibeybe’nin endişeleri krizin merkezindeydi. Dibeybe’nin kontrolü son bir yıldır zayıflarken, muhaliflerinin onu iktidardan uzaklaştırma tehditleri de arttı. Öte yandan Dibeybe, Trablus'taki konumunu güçlendirmek için bir kampanya başlattı ve hükümetini korumada kilit bir müttefikken şantaj aracına dönüşen Özel Caydırıcı Güç’ü hedef alarak kendi şartlarını dayattı. Çünkü Dibeybe, kritik bir noktada, bu silahlı grupların beşinci kola dönüşebileceğini ve ezeli rakibi Halife Hafter tarafından dikte edilen bir adayın başa geçmesine kapı açabileceğinin farkına varmıştı.

Dibeybe, Türkiye tarafından eğitilen ve donatılan Savunma Bakanlığı'na bağlı 444. Tabur'un yanı sıra memleketi Misrata'dan gelen birliklere güveniyordu ve, ‘Baba’ (Godfather) filmindeki bir ‘Michael Corleone sahnesi’ olarak tanımlanabilecek olayı gerçekleştirdi. ‘Gıneyve’ adıyla da bilinen ve Trablus'un en önde gelen milis gruplarından İstikrarı Destekleme Birimi liderlerinden biri olan Abdulgani Kikli, bir toplantı için geldiği binadan bir daha hiç ayrılmadı. 444. Tabur, birkaç dakika içinde İstikrarı Destekleme Birimi’nin stratejik kalelerine saldırdı ve güvenlik boşluğundan faydalanarak buraları kontrol altına aldı.

wefrty6
Libya Başbakanı Abdülhamid ed-Dibeybe, Libya'nın Trablus kentindeki Seçim Komisyonu merkezinde cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylık belgelerini teslim ettikten sonra konuşurken, 21 Kasım 2021 (Reuters)

Dibeybe ertesi gün yeni bir eşiği aşarak kendi komutası dışındaki tüm silahlı grupların feshedildiğini ve üslerine el konulduğunu duyurdu. Ancak Dibeybe, Michael Corleone'nin aksine savaşı sadece bir muhalif bitirdi. 444. Tabur yeni emirleri yerine getirmek üzere Trablus’a doğru ilerlerken, başta stratejik öneme sahip Mitiga Uluslararası Havalimanı’nı kontrol eden Selefi eğilimli Özel Caydırıcı Güç olmak üzere diğer gruplar buna karşılık verdi. Çatışmalara Libya'nın batısındaki Dibeybe karşıtı silahlı grupların da katıldı. Başkent Trablus, ilkel insansız hava araçlarının (İHA) da kullanıldığı yıkıcı çatışmaların yaşandığı bir geceye tanık oldu.

Çatışmaların başlamasından sadece 24 saat sonra, özellikle Libya'nın batısındaki temas hatları ve merkezde Halife Hafter yönetimindeki güçlerle çatışmaların yaşandığı bölgeler boyunca hızla yayılan şiddet olaylarının şoku henüz atlatılamamışken, Libya ordusunun tarafsız birlikleri kırılgan bir ateşkese arabuluculuk yaptı. Bu gelişmeye Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi’nin krizi kontrol altına almak amacıyla Dibeybe tarafından çıkarılan idari emirleri iptal etme kararı alması eşlik etti.

Kanlı gecenin ardından sokaklara dökülen Trablus sakinleri, duyarsızlıklarını kırarak Dibeybe ve hayat şartlarının kötüleşmesinden sorumlu tuttukları siyasilere karşı sloganlar attı.

Trablus sakinleri kanlı gecenin ardından duyarsızlıklarını kırıp sokaklara dökülerek kötüleşen yaşam koşullarından sorumlu tuttukları Dibeybe ve siyasilere karşı sloganlar attı. Ancak silah sesleri kesilir kesilmez çatışma siyasi arenaya kayarken Dibeybe’nin muhalifleri (İstikrarı Destekleme Birimi’nin destekçileri ve hedef alınan milisler) halkın öfkesinden faydalanarak kendi gündemlerine hizmet edecek kukla bir başbakan atamakta gecikmedi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre paralı protestocuları taşıyan otobüslerin ortaya çıkması ve protestoların yönünü tek bir talebe, Dibeybe’nin istifasına çevirmesiyle durum şaşırtıcı bir hal aldı. Bu gergin atmosferde, protestocular yanan lastiklerle şehrin yollarını kapatırken, silahlı kişiler gece boyunca başbakanlık binasına saldırdı. Kriz, Özel Caydırıcı Güç’e bağlı iki bakanın hükümetten istifa etmesiyle son buldu. Bu hamle, Dibeybe’nin konumunu savunulamaz olarak göstermek ve uluslararası toplumu Dibeybe’nin görevden alınmasına yönelik talepleri benimsemeye zorlamak için tasarlanmıştı.

7ı8
Trablus'un Şehitler Meydanı'nda UBH’nin istifası talebiyle düzenlenen bir gösteri sırasında Libya bayrakları ve pankartlar taşıyan protestocular, 17 Mayıs 2025 (AFP)

Olaylar şaşırtıcı bir şekilde Dibeybe karşıtlarının aşırı şiddet kullanmasıyla tersine döndü. Barışçıl gösteriler sırasında polis güçlerine yapılan acımasız saldırılar ve vatandaşların normale dönmeye çalıştığı anlarda ana yolların kapatılması, halkın muhaliflere olan sempatisinin yok olmasına yol açtı. Krize doğrudan müdahil olmasına rağmen Dibeybe’nin, muhaliflerinin gösterileri bastırmasından ve muhalif milletvekillerine karşı işkence ve fiziksel ortadan kaldırma da dahil olmak üzere en ağır ihlalleri gerçekleştirmesinden faydalanarak kendisini yabancı diplomatlara ılımlı bir yönetici olarak sunabilmesi ise ayrı bir ironiydi.

Dibeybe’yi protestocuların taleplerini görmezden gelmekle eleştiren Akile Salih'in TM’yi Bingazi'deki geçici bir merkezden yönetirken sergilediği tutumdaki bariz çelişki gözlemcilerin gözünden kaçmadı.

Öte yandan halktan destek görmeyen TM Başkanı Akile Salih, tartışmalı bir hamleyle yeni bir başbakan atamak için bir süreç başlattı. Protestoların Dibeybe’ye karşı halkın yaygın tepkisini yansıttığını iddia eden Salih,  her zamanki gibi yeterli sayıda milletvekilini harekete geçirmeyi başaramadı ve katılım birkaç kişiyle sınırlı kaldı. Süreç yasal ve mantıksal temellerden tamamen yoksundu, çünkü fiilen kalan milletvekili sayısının çok üzerinde bir yeter sayısına ulaşılması gerekiyordu. Bu da Salih’in hamlesini temelde çalışamaz hale getiriyordu.

Dibeybe’yi protestocuların taleplerini görmezden gelmekle eleştiren Akile Salih'in Tobruk'taki asıl binası üç yıl önce protestocular tarafından yakılan TM’yi Bingazi'deki geçici bir merkezden yönetirken sergilediği tutumdaki bariz çelişki gözlemcilerin gözünden kaçmadı.

tyu7
Yayınlanan bu fotoğrafta LUO komutanı Halife Hafter, Libya'da açıklanmayan bir yerde ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı General Michael Langley (resimde yok) ile bir görüşürken (Reuters)

Bir yandan anayasal meşruiyetten yoksun olan Salih yeni bir başbakan dayatmaya çalışırken ve diğer yandan Dibeybe, sürecin yozlaştığını gerekçesiyle başbakanlık görevini bırakmazken bu siyasi çatışmanın ihmal edilmesinin kaçınılmaz olarak iç savaşa kanlı bir dönüşe yol açacağı açık hale geldi. 2022 petrol anlaşması ve son Merkez Bankası anlaşması da dahil olmak üzere 2020'den bu yana yapılan tüm uzlaşı girişimleri, Libya'nın zenginliği ve ekonomisinin temelleri, savaşan köpekleri asıl kavgalarından uzaklaştırmak için değerli et parçaları atmaya benzer kırılgan anlaşmalarla çarçur olurken, en yüksek fiyata satılan geçici sırt sıvazlamalara dönüştü.

Libyalılar, birbiri ardına düzenlenen protesto yürüyüşleri ve öfkeli kalabalıklar içinde yozlaşmış iktidar yapılarını mutlak surette reddettiklerini teyit ederek kolektif duruşları hakkında hiçbir şüpheye yer bırakmadılar. Ülkenin doğusundaki Halife Hafter ve Akile Salih’ten batısındaki Abdulhamid ed-Dibeybe’ye kadar, vatandaşlar artık rejimin simaları arasında, hepsinin paylaştığı yolsuzluk derecesi ve kolektif olarak halk meşruiyetinden yoksun olmaları dışında bir ayrım yapmıyor.

Libya'nın istikrara kavuşmasında hayati çıkarları olan bölgesel ve uluslararası güçler karşısında BM'nin etkili ve koordineli bir uluslararası iş birliği olmaksızın alternatif bir yol önermesi mümkün değil, hatta daha da zor.

BM, 2020 yılında savaşın sona ermesinden sonra Berlin Süreci ülkeleriyle iş birliği içinde, öncelikli olarak ateşkesin sağlanmasına odaklanarak Libya'yı siyasi bir geçiş sürecine doğru yönlendirme sorumluluğunu üstlendi. Ancak bu taahhütler, tarafların tamamının ağır ihmali yüzünden hayata geçirilemedi. Krizin ülkeyi sardığı bugün, bu tarihi an yeni bir dar çıkar çatışmasının arenasına dönüşmeden önce BM’nin müdahalesi, halkın taleplerini desteklemek için acil ve gerekli hale geldi.

Ancak sahadaki eylemler söylemin ötesine geçiyor. Son çatışamalar, BM Danışma Komitesi'nin kapsamlı bir siyasi sürece ilişkin vizyonunu sunmadan önce çalışmalarını sekteye uğratmaya yönelik sistematik bir girişimden fazlası değil. Bu girişim, Dibeybe’nin görevden alınmasının hızlandırılması, UBH’nin imajını zedelemeyi amaçlayan bir hareketle milletvekili İbrahim el-Dersi'nin Hafter'in hapishanelerinde işkence gördüğüne dair görüntülerin sızdırılması ve Hafter ailesiyle yeni anlaşmalara hazırlanmak için Dibeybe’nin konumunu sağlamlaştırmayı amaçlayan bu kanlı raund gibi çeşitli şekillerde gerçekleşti.

Bu durum, BM'nin etkin ve koordineli bir uluslararası iş birliği olmaksızın alternatif bir yol öneremeyeceğini ve hatta daha da zor bir yol izleyebileceğini teyit ediyor. Avrupa ülkelerinden Afrika ve Arap coğrafyasından komşularına kadar Libya'nın istikrarında hayati çıkarları olan bölgesel ve uluslararası güçler, bir yandan BM'ye cesur bir liderlik rolü üstlenmesi için doğrudan baskı yaparken, diğer yandan da BM kararlarının uygulanmasını sağlamak için siyasi ve askeri koruma sağlayacak çift yönlü bir strateji benimsemeliler. Bu strateji, siyasi süreci engelleyen herkese hedefe yönelik yaptırımlar (mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasakları) uygulanmasını, savaş suçlularının Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) sevk edilmesini ve yasadışı gruplara mali kaynakların kesilmesi ve Libya halkının zenginliklerinin yağmalanmasının durdurulması için Merkez Bankası'nın hareketlerinin ve uluslararası mali sistemler aracılığıyla petrol satışının sıkı bir şekilde izlenmesini öngören sıkı tedbirler alınmasını da içermeli.

Diplomasi genellikle Libya'nın egemenliğini ihlal etmek istemediği gerekçesiyle bu tür kararlı adımlar atmaktan çekinir. Ancak geçtiğimiz haftalar, Libya'nın gerçekten egemen karara sahip bir ülke olmadığını ortaya çıkardı. Hükümet başkentini kontrol edemiyor, meclis yeterli çoğunluğa ulaşamıyor ve milletvekillerini koruyamıyor, siyasi kurumlar halk tarafından nefret ediliyor ve hiçbir grup Libya toprakları üzerinde otoritesini genişletemiyor, hatta sınırlarını güvence altına dahi alamıyor. Gerçekte böyle bir uluslararası müdahale, Libya'nın çökmekte olan egemenliğinin son kalıntılarını koruyabilir ve bölgeyi istikrara kavuşturabilir. Fakat Libya örneğinde, Libyalı taraflar kontrolü yeniden ele geçirmeden ve ülke istikrarsız, öngörülemez ve kontrol edilemez savaş sarmalına geri dönmeden önce harekete geçmek için zaman daralıyor.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.