Gazze ateşkesi: Witkoff'un önerisine Hamas'tan güncel bir yanıt vermesi bekleniyor

Görüşmelerde ‘ilerleme’ kaydedildiği konuşuluyor

Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nın batı yakasında İsrail tarafından düzenlenen hava saldırısında hedef alınan bir evin enkazından yaralı halde çıkarılan Filistinli kadın (AFP
Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nın batı yakasında İsrail tarafından düzenlenen hava saldırısında hedef alınan bir evin enkazından yaralı halde çıkarılan Filistinli kadın (AFP
TT

Gazze ateşkesi: Witkoff'un önerisine Hamas'tan güncel bir yanıt vermesi bekleniyor

Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nın batı yakasında İsrail tarafından düzenlenen hava saldırısında hedef alınan bir evin enkazından yaralı halde çıkarılan Filistinli kadın (AFP
Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nın batı yakasında İsrail tarafından düzenlenen hava saldırısında hedef alınan bir evin enkazından yaralı halde çıkarılan Filistinli kadın (AFP

İsrail gazetesi Haaretz'in müzakereler hakkında bilgi sahibi olduğunu söylediği bir kaynak dün, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Gazze Şeridi’nde ateşkes müzakereleri ve rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin son önerisinin güncellenmiş bir versiyonunun Hamas'a ulaştığını söyledi.

Gazete Witkoff'un önerisinin güncellenmiş bu yeni versiyonunun bazı değişiklikler içerdiğini, ancak Hamas'ın henüz bunlara yanıt vermediğini belirtti.

Gazete haberinde ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan Gazze Şeridi'ndeki savaşı derhal sona erdirmesini istediğini de ifade etti.

ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un önerisi geçtiğimiz hafta sonunda Hamas tarafından, savaşın nihai olarak durdurulmasının garanti altına alınmasını da içeren bir dizi notla birlikte kabul edilmiş, Hamas ise o dönemde İsrail'in yaptığı gibi bunu ‘kabul edilemez’ bularak reddetmişti.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanların bir kısmı gelişmelerle ilgili olarak İsrail ve Filistin hareketinin biriken krizler çerçevesinde savaşı durdurmaya ihtiyaç duyması nedeniyle garantilerle bir anlaşmaya varılacağına inanırken, bir kısmı ABD’nin Binyamin Netanyahu hükümetiyle aynı çizgide kalmaya devam ettiği sürece bunun gerçekleşme olasılığından şüphe duyuyor.

İsrail televizyon kanalı iNews24'ün dün İsrailli bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Katar, Hamas'ın Witkoff'un teklifine vereceği güncel yanıtı bekliyor. Kaynak, görüşmelerde bir anlaşmaya varmak için ilerleme kaydetme şansı olduğuna dikkati çekti.

Witkoff'un önerisi 60 günlük bir ateşkes ve Gazze'de halen tutulan 56 rehineden 28'inin bin 200'den fazla Filistinli tutuklu ve hükümlüyle takas edilmesinin yanı sıra, Gazze'ye insani yardım ulaştırılmasını öngörüyor.

İsrail'in Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan semtinin et-Tuffah mahallesine düzenlediği havİsrail'in Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan semtinin et-Tuffah mahallesine düzenlediği hava saldırısında yakınlarından biri öldürülen küçük bir kız çocuğu (AFP)

Katar Uluslararası Medya Ofisi tarafından dün yapılan açıklamada, Doha'nın İsrail ve Hamas arasında ateşkes sağlanması için yürüttüğü arabuluculuk çabalarının ‘kritik aşamada’ olduğu ve ‘gerçek bir ilerlemeye yaklaşıldığı’ belirtildi.

Hamas ile İsrail arasında varılan ikinci ateşkes, iki ay sürdü ve 18 Mart'ta çöktü. Doha’da kısa bir süre önce Hamas ile Washington arasında yapılan doğrudan görüşmelerde herhangi bir ilerleme sağlanamadı. Washington geçtiğimiz hafta Gazze'de ‘acil, koşulsuz ve kalıcı ateşkes’ öngören Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) karar taslağını veto etti.

Hamas pazar akşamı yaptığı açıklamada, direnişin sivillere yönelik soykırıma karşı bir yıpratma savaşı yürüttüğünü söyledi. Hamas, kapsamlı bir anlaşma dışında çözümün olmadığını vurguladı.

Öte yandan İsrail'deki iç durum, Netanyahu'nun isteklerinin tam tersi bir istikamette gitmeye devam ediyor. İsrail basınında pazartesi günü yer alan haberlere göre İsrail'de koalisyonun Ultra-Ortodoks (Haredi) ortağı Şas Partisi, hükümetin Haredileri askerlik hizmetinden muaf tutan yasa tasarısını geçirmemesi nedeniyle, koalisyon ortağı olmasına rağmen Netanyahu'ya karşı hayal kırıklığı yaşadığı için bugün İsrail parlamentosu Knesset'in feshedilmesi yönünde oy kullanmayı planlıyor.

İsrail ve Filistin konularında uzman Mısırlı siyaset bilimi profesörü Dr. Tarık Fehmi, Hamas'ın Witkoff'un önerisine olumlu yanıt vermesini bekliyor. Ancak Netanyahu'nun bugün Knesset'in feshedilmesine ilişkin yapılan oylamayı ve İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet'in ateşkesin zamanlaması ve anlaşmanın uygulanması konusundaki çekinceleri nedeniyle yanıtını geciktireceğini düşünüyor. Ancak Dr. Fehmi’ye göre tüm bunlara rağmen hem İsrail hem de Hamas ateşkese ihtiyaç duyuyor ve ateşkesin uygulanmasına da sıcak bakıyor.

Buna karşın Hamas uzmanı Filistinli siyasi analist İbrahim el-Medhun, görüşmelerin yeniden başlaması ya da Hamas'ın Witkoff'un önerisine yanıt vermesinin beklenmesi gibi söylemlerin doğru olmadığını ve İsrail medyasının sivillere karşı her gün işlenen suçları örtbas etmek için bu konuya odaklandığını düşünüyor.

Medhun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hamas'ın kapsamlı ve kalıcı bir ateşkes, işgalci İsrail’in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesi, gerçek bir yeniden inşa sürecinin başlatılması ve direnişin elindeki rehinelerin serbest bırakılması karşılığında tüm Filistinli esirlerin serbest bırakılması konularında ısrarcı ve net bir tutum sergilemesi bekleniyor. Ancak Hamas, işgalci İsrail’in müzakere kılıfı altında öldürmeye ve yıkmaya devam etmesine izin veren kısmi ya da geçici çözümleri kabul etmeyecektir.”

Refah'ta ABD destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı tarafından sağlanan gıda yardımlarının bulunduğu torbaları taşıyan Filistinliler (Arşiv - AP)Refah'ta ABD destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı tarafından sağlanan gıda yardımlarının bulunduğu torbaları taşıyan Filistinliler (Arşiv - AP)

Müzakerelerin seyrindeki bu ani değişikliğe, ABD merkezli haber sitesi Axios'un dün bir ABD'li ve bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı ve “Hamas'ı ABD'nin anlaşma önerisine karşı tutumunu yumuşatmaya zorlama çabaları çerçevesinde son günlerde biraz ilerleme kaydedildi” şeklindeki haberi eşlik etti. Bunun kısmen Katarlı arabulucuların artan baskısından kaynaklandığı vurgulanan haberde kaynaklar, “Bu hafta bir ilerleme beklemiyoruz, ancak kesinlikle ilerleme var ve bir anlaşmaya düşündüğümüzden daha yakınız” ifadelerini kulladı.

İsrail gazetesi Haaretz, Hamas'ın Witkoff'un önerisine önümüzdeki birkaç gün içinde yanıt vermesini ve olumlu yanıt vermesi halinde Witkoff'un önümüzdeki birkaç gün içinde bölgeye gelmesini bekliyor.

Mısırlı analist Dr. Fehmi'ye göre top artık İsrail'in sahasında. Çünkü İsrail, işgal ve Gazze'deki bölgelerin boşaltılması da dahil olmak üzere istediği her şeyi tüketmiş durumda ve özellikle Mısır ve Katar anlaşmanın uygulanmasının garantörleri olarak büyük bir duyarlılık gösterdiklerinden bundan kaçma şansı yok.

Öte yandan Witkoff, İsrail'in iç meselelerinin yanında özellikle Trump ya da Mısırlı ve Katarlı arabulucular tarafından anlaşmanın ‘an meselesi’ olduğu açıklamalarının yapılması göz önüne alındığında, Gazze dosyasını ve önemini dışlamadan Ukrayna ve İran müzakereleriyle meşgul olmaya devam ediyor.

Hamas uzmanı Medhun, özellikle İsrail’in Witkoff tarafından sunulan öneride olduğu gibi saldırıların iki ay boyunca durdurulması için basit garantiler vermeyi reddettiğinden ciddi bir ilerleme kaydedilebileceğine inanmıyor.

Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, “Şu anda Gazze konusunda İran'ın da dahil olduğu önemli müzakereler var, orada ne olacağını göreceğiz. Rehinelerin serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi. Ancak İsrail merkezli haber sitesi YNET'e bilgi veren kaynaklara göre İsrail bunu yalanladı.

İsrail kanalı iNews24'ün haberine göre Witkoff, Hamas'ın uzlaşmaz tutumuna rağmen, rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacak bir formüle ulaşılmasına atıfla, hedefe ulaşılana kadar çalışmaya devam etmeye kararlı olduğunu söyledi.

Medhun'a göre Witkoff'un açıklamaları İsrail'in tek amacının rehinelerin serbest bırakılması olduğunu, saldırıların ve katliamların durdurulması ya da kıtlığın ele alınmasıyla ilgilenmediğini teyit ediyor. Bu durumun çifte standardın varlığını ve Gazze'deki Filistinlilerin yaşamlarının açıkça göz ardı edildiğini ortaya koyduğunu belirten Medhun, Trump'ın, İsrail inkâr etse de İran'ın müzakerelerdeki rolünden bahsetmesinin, dikkatleri başka yöne çekmek ve kartları yeniden karmak için şeffaf bir girişim olduğunu ve İsrail'in tutumunu tamamen benimseyen ve aslında savaşı sona erdirmek istemeyen ABD yönetiminin kafa karışıklığını yansıttığını vurguladı.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.