Trump ve Netanyahu arasındaki anlaşmazlık üzerine bahse girmenin yararsızlığı

Aynı durum iki ülke arasındaki ilişki için geçerli değil

Donald Trump ve Binyamin Netanyahu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ın girişinde gazetecilere poz verirken (Reuters)
Donald Trump ve Binyamin Netanyahu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ın girişinde gazetecilere poz verirken (Reuters)
TT

Trump ve Netanyahu arasındaki anlaşmazlık üzerine bahse girmenin yararsızlığı

Donald Trump ve Binyamin Netanyahu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ın girişinde gazetecilere poz verirken (Reuters)
Donald Trump ve Binyamin Netanyahu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ın girişinde gazetecilere poz verirken (Reuters)

Macid Kayali

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Binyamin Netanyahu başkanlığındaki İsrail hükümeti arasında yaşanan gerilimin Filistinliler lehine bir sonuç doğuracağına bahis oynamanın hiçbir yararı yok. Zira İsrail-ABD ilişkilerinde ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun, bazı ABD yönetimlerinin İsrail'in Washington’ın Ortadoğu politikalarını kolaylaştırmadığını ve sorumsuzca davranarak ABD'nin çıkarlarının istikrarını ve hatta kendi güvenliğini tehdit ettiğini düşünmeleri neticesinde bu tür gerilimler defalarca kez yaşandı.

Tarihi bağlam

Cumhuriyetçi Başkan Dwight Eisenhower (1953-1961) döneminde ABD, 1956'da İsrail, İngiltere ve Fransa'nın Mısır'a karşı ortak saldırısının ardından İsrail'i Sina Yarımadası ve Gazze Şeridi'nden çekilmeye zorladı. Demokrat Başkan Jimmy Carter (1977-1981) döneminde, dönemin İsrail Başbakanı Menachem Begin'e Sina Yarımadası’ndan çekilmesi ve Mısır'la yapılan Camp David Anlaşması (1978) çerçevesinde burada inşa edilen yerleşim birimlerinin yıkılması için baskı yapıldı.

Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush döneminde (1989-1993) bu durum iki kez tekrarlandı. Bunlardan birincisi, ABD'nin Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için müdahil olduğu Körfez Savaşı (1991) sırasında İsrail'i kenara çekilmeye zorlamasıydı. Bu da bölgede istikrarı korumak için artık kendisine ihtiyaç olmadığı anlamına geliyordu. İkincisi ise İsrail'in eski başbakanlarından İzak Şamir’e, buna karşı çıkma olmasına rağmen Madrid Barış Konferansı'na (1991) katılmaya zorlamak için kredi garantilerini (10 milyar dolar) keserek baskı yapmasıydı.

Demokrat başkanlar Barack Obama ve Joe Biden döneminde İsrail ve ABD arasındaki ilişkiler, kişisel ve siyasi nedenlerle gerginliğe ve yabancılaşmaya sahne oldu. Netanyahu, ikisi Obama (2011 ve 2015) ve üçüncüsü Biden (2024) döneminde olmak üzere üç kez konuşma yaptığı ABD Kongresi'ne onlarla olan anlaşmazlıklarını taşımaya cesaret etse de bu durum, iki ülke arasındaki yakın ilişkiyi ve ABD'nin İsrail'e verdiği sınırsız desteği etkilemedi. Netanyahu, Bill Clinton döneminde de (1996) bir konuşma yaptı ama bu uzlaşmacı bir konuşmaydı.

Obama ve Netanyahu arasındaki anlaşmazlıklar, yerleşim birimleri sorunları, Filistinlilerle barış müzakereleri ve 2015 yılında İran'la imzalanan nükleer anlaşma üzerinde daha yoğundu. Biden döneminde ise anlaşmazlık iç meselelere dayanıyordu. Biden yönetimi, Netanyahu ve aşırı sağcı, milliyetçi ve dinci hükümetinin İsrail'in doğasını liberal, demokratik bir devletten (Yahudi vatandaşları için) Yahudi, dinci ve milliyetçi bir devlete dönüştürülmesi ve Batı değerlerinden (demokrasi, liberalizm ve modernite) koparılması girişimine karşı çıktı. Buna karşın aynı Biden yönetimi İsrail'e siyasi, askeri ve mali açıdan, özellikle de Gazze Şeridi'nde Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşına verdiği destekle, önceki başkanlardan çok daha fazlasını verdi.

İsrail'in Trump yönetimiyle anlaşmazlık yaşadığı meselelerin başında, ABD'nin İran'ı diplomasi ve ekonomik baskı yoluyla nükleer programından vazgeçmeye ikna etme ve İsrail'in İran’ı hedef alacak herhangi bir girişimini engelleme politikası geliyor.

Trump döneminde İsrail

Şimdi ise Netanyahu ve hükümetinin, aralarındaki yakın dostluğa, İsrail'in Trump'ın Beyaz Saray’a dönüşüne duyduğu coşkuya ve önceki döneminde Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Washington'daki ofisini kapatarak, mülteci sorununu yok saymak için Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) verdiği desteği keserek, Batı Şeria ve Kudüs'teki yerleşim birimlerini yasallaştırarak ve Filistin Yönetimini marjinalleştirerek İsrail'i daha büyük bir destek vermesine rağmen hem Trump hem de yönetimiyle bir sorunu var gibi görünüyor.

Trump'ın ikinci başkanlık dönemindeki politikaları, İsrail hükümetini memnun etmekten uzak bir şekilde, Ortadoğu da dahil olmak üzere dünyadaki pek çok meseleyi çözebileceğini kanıtlamaya odaklandı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan çevirdiği analize göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'yı meşrulaştırması bunun en açık bir örneğiydi. Gazze'de tutulan ABD-İsrail çifte vatandaşı esir asker Edan Alexander'ın dolaylı da olsa Hamas ile müzakere ederek ve Gazze'deki Filistinlilere gıda yardımı girişini kolaylaştırılarak serbest bırakılmasını sağladı. Yemen’deki Husilerle de uluslararası ticarete karşı eylemlerini durdurmaları için müzakerelere giden ABD, ayrıca Türkiye'nin bölgedeki konumunun güçlendirilmesini destekledi.

fghyjukı
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Joe Biden'ı Tel Aviv'de karşılarken, 18 Ekim 2023 (Reuters)

Ancak İsrail'in Trump yönetimiyle anlaşmazlık yaşadığı meselelerin başında, ABD'nin İran'ı diplomasi ve ekonomik baskı yoluyla nükleer programından vazgeçmeye ikna etme ve İsrail'in İran’ı hedef alacak herhangi bir girişimini engelleme politikası geliyor. İkincisi, ABD askeri cephaneliğinin en iyi ve en önemli parçalarıyla Suudi Arabistan'a askeri destek sağlaması, üçüncüsü ise ABD yönetiminin Ortadoğu'da izlediği politikaları, Trump’ın bölgeye yaptığı son ziyaret sırasında programının dışında kalan İsrail ile normalleşme süreciyle ilişkilendirmemesi.

Burada İsrail gazetesi Haaretz'in bir başyazısında Trump'ın hamlelerini ‘sadece tarihi bir jeopolitik hamle değil, aynı zamanda Netanyahu'ya ve onun felaket yüklü politikasına atılmış büyük bir tokat’ olarak değerlendirdiğini belirtmeliyiz. (Editör kadrosu – 15 Mayıs 2025)

İsrail’de tüm bu politikaları ABD'nin İsrail ile ilişkilerinde bir değişimin işareti olarak gören analistler var. Amos Yadlin ve Udi Aventtal'a göre İsrail, ABD ile ilişkilerini sağlamlaştıran, bölgedeki entegrasyonunu ve ortaklıklarını güçlendiren siyasi adımlarla, İran'a karşı denge unsuru oluşturan modernize edilmiş bir bölgesel düzen çerçevesinde sahadaki başarılarını stratejik kazanımlara dönüştürmek için kritik bir noktada bulunuyor. İki isim aynı zamanda İsrail'in liderliğiyle birlikte ulusal güvenliğinin kontrolünü kaybetmekte olduğunu görüyor. Öyle ki, tek büyük müttefiki ABD, Gazze Şeridi'nde ve bölgede çok önemli stratejik operasyonlara girişerek onu şaşırtıyor. Bu da marjinalleşme sürecinin yeni bir zirve noktasını temsil ediyor. İsrail ve ABD arasındaki ilişkilerde yakındaki bir bozulmanın işareti olarak İsrail politikasının Trump'ın Ortadoğu'da ilerletmeye çalıştığı stratejinin gerçekleşmesine katkıda bulunmadığı, aksine bunu engellediği yönündeki görüşü ifade ediyor. (N12 – 17 Mayıs 2025)

Netanyahu'nun bu seferki sorunu Trump'la, yani Obama ve Biden'dan farklı olarak onun karakterindeki bir başkanla karşı karşıya olması.

Netanyahu'nun popülizmi ile Trump'ın popülizmi arasında

Siyasi ve ideolojik bir figür olan Binyamin Netanyahu, İsrail’in başbakanlığı görevini yürüttüğü üç dönemde (1996-1999, 2009-2021 ve 2022'den günümüze) ABD'nin bölgedeki politikalarına en çok karşı çıkan isim olarak kabul edilebilir.

Örneğin, ilk başbakanlığı döneminde Oslo Anlaşmalarının altını oyan Netanyahu, Filistin Yönetimi’nin statüsünü düşürdü ve İşçi Partisi lideri ve eski İsrail başbakanı Şimon Peres tarafından da benimsenen ABD’nin ‘yeni bir Ortadoğu kurma projesini’ baltaladı. İkinci başbakanlığı döneminde tüm çabasını Filistin Yönetimini yok etmeye, Kudüs ve Batı Şeria'da yerleşim birimleri inşasını teşvik etmeye ve 2018' yılında İsrail'i Yahudi halkının ‘ulus devleti’ olarak tanımlayan yasayı çıkararak, 48 Filistinlilerinin (İsrail vatandaşı olan Filistinliler) statüsünü zayıflatmaya odaklandı. Netanyahu’nun üçüncü döneminde ise bir yandan Filistin Yönetimi’ni, FKÖ'yü ve Filistin ulusal hareketini sona erdirmek ve nehirden denize tüm topraklarda Filistinlilere hükmetmek amacıyla Batı Şeria'daki mülteci kamplarını yok etmeye çalışırken, diğer yandan Gazze Şeridi'ni yok ederek yaşanmaz bir yer haline getiren, kuruluşundan bu yana İsrail tarihinin en uzun ve en acımasız savaşı olan soykırımcı ve vahşi bir savaşı sürdürmesine tanık oluyoruz.

cdfvgthy
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta ABD destekli bir kuruluşun verdiği yardımı  taşıyan yerlerinden edilmiş Filistinliler, 10 Haziran 2025 (AFP)

Netanyahu'nun bu kez sorunu Trump'la, yani Obama ve Biden'dan farklı olarak onun karakterindeki bir başkanla karşı karşıya olması. Bu durum en iyi şekilde İsrailli analist Ben Caspit tarafından ‘Ortadoğu’da parti.. İsrail: Netanyahu bizi köpeklere atıyor.’ başlıklı makalede ifade edilmiş olabilir.

Caspit, makalesinde şöyle diyor:

“Trump bir tür Netanyahu ama daha büyüğü. Netanyahu bir popülist ama Trump tetikleyicileri olan bir popülist. Netanyahu bir manipülatör ama Trump çok daha fazlası. Netanyahu bir madrabaz ama Trump en büyük madrabaz. Netanyahu'nun yanında tufan sayılır mı? Trump, tufanın ta kendisi... Obama, Biden, Clinton gibi diğer başkanlar döneminde bu durum nispeten barış içinde geçebilirdi. Netanyahu yorucu, deli, yalan söyleyen ve onlardan nefret eden biri olsa bile, onu sembolik olarak, çerçeve içinde cezalandırdılar. Ama Trump’la kurallar farklı. Yani, kural yok... Mevcut eğilim felakete yol açıyor. Ne yazık ki, başarısızlık Netanyahu'nun ama felaket bizim.” (Maariv – 13 Mayıs 2025)

Yukarıdakilerin tümüne dayanarak dört gözlemde bulunabiliriz:

1- Herhangi bir ABD başkanı ile herhangi bir İsrail başbakanı arasındaki anlaşmazlık iki ülke arasındaki ilişkiyi etkilemez. Yani ABD'nin İsrail'in güvenliğini ve bölgedeki üstünlüğünü garanti etmesi de dahil olmak üzere, onları birbirine bağlayan sınırsız desteğe zarar vermez.

2- Netanyahu ve Trump arasındaki anlaşmazlık, Trump'ın düşünce ve çalışma tarzına bağlı olarak sınırlı ve resmi düzeyde kalacaktır.

3- İsrail ve ABD arasındaki anlaşmazlıklar, İsrail'in Filistinlilere karşı sömürgeci, ırkçı, dinci ve soykırımcı bir devlet olarak gerçek yüzü ortaya çıktıkça, Batı ile arasında bir tür kopukluktan oluşan tarihi bir anın parçasıdır.

4- ABD ve İsrail arasında şu ya da bu ölçüde anlaşmazlıklar olsa bile, Filistinlilerin ve genel olarak Arap dünyasının sorunu, Filistinlilerin ve Arapların hakları lehine uygun ölçüde yatırım yapılamamasıdır.

*Bu analiz Şarkul Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri

 Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
TT

Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri

 Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)

Sana’daki bir devlet okulunun bahçesinin köşesinde, siyah kıyafetler içinde bir kadın duruyor. Bir zamanlar oğlunu burada görmeye alışmıştı.

Bugün, aynı yere, artık bir anne olarak değil, hayatta kalmaya çalışan bir temizlik işçisi olarak geri dönüyor. Ağır bir sessizlik içinde yeri süpürürken, sanki bahçeye dökülen taşlara fısıldıyor: “Burada bir oğlum vardı, çocukken gitti, cenaze olarak döndü.”

Anne, çocuklarda oğlunun yüzünü görüyor, kulağında daha önce hiç duymadığı marşlar ve sloganlar yankı yapıyor. Sessizce, bu çocuklardan bazılarının aynı yolu takip edebileceğini fark ediyor, ama hiçbir şey söylemiyor.

Amr’ın annesi iki yıl önce, 17 yaşındaki tek oğlunu kaybetti.

Oğlunun cansız bedeni getirildi ve fotoğrafı bir tabutun üstüne yapıştırıldı. Ona “Zeynep, sevin, oğlun şehit oldu” dediler.

fvb
Husi sloganlarını haykıran öğrenciler (Şarku’l Avsat)

Kadın, bizimle konuşurken, oğlunun o yaz kampına katılmaya başladığından beri nasıl değişmeye başladığını hatırlıyor. Daha sessiz ve bazen daha sert olmuştu, ‘cihad’ ve ‘zafer’ gibi ifadeleri tekrar ediyordu, sanki bunlar tek yoluymuş gibi… Ne olduğunu anlayamamıştı ama gözlerinde onu kendisinden uzaklaştıracak bir bakış gördü.

Bugün, sadece gözyaşlarını gizlice silmekte ve ‘şehit annesi’ olarak aldığı bu temizlik işinde üç kızına bakmak için çalışmakta. Zira oğlunu kaybettiği için artık geçimini sağlamak zorunda.

Yaz etkinliğinden seferberlik aracına

Husilerin 2014 yılında Sana’yı ele geçirmesiyle birlikte ortaya çıkan yaz kampları, sadece bu döneme ait bir gelişme değil. Aslında bu merkezler, Husilerin kuruluşuyla doğrudan bağlantılı olan tarihi bir sürecin uzantısı. Bu yaz kamplarının kökleri, 1990’ların başlarına, özellikle de 1991 yılına kadar gitmekte. Bu dönemde Husi hareketi, ‘İmanlı Gençlik’ olarak bilinen bir grup aracılığıyla, Saada vilayetinde gençlik faaliyetleri ve kurslar düzenlemeye başlamıştı. Bu etkinliklerin amacı, ideolojik söylemlerini eğitim halkaları ve yaz kampı aktiviteleri aracılığıyla yaymaktı. Bu faaliyetler, Husi hareketinin toplumsal ve örgütsel tabanını inşa etmenin erken dönem araçlarından biri olarak, eğitim ile düşünsel gelişimi birleştiren etkileşimli bir ortam yaratma işlevi görüyordu.

2004 yılında başlayan Saada savaşlarının ardından, bu faaliyetlerde önemli bir dönüşüm yaşandı. Faaliyetler artık yalnızca dini veya eğitsel boyutla sınırlı kalmamış, aynı zamanda bir mobilizasyon ve çekim aracı haline gelmişti. Halkın savaş sırasında duyduğu sempatiyi kullanarak, etkisini genişletmiş ve daha geniş gençlik kesimlerini harekete geçirmişti.

2008 yılına gelindiğinde Husi hareketi, bu faaliyetleri Saada dışına taşıma yönünde adımlar atmaya başlamıştı. Bunun için geleneksel olmayan yöntemler kullanarak, dijital materyalleri küçük depolama aygıtlarına (SD kartlar ve USB bellekler) yükleyip dağıtıyordu. Bu materyaller, yaz kamplarına dair dersler ve konuşmaları içeriyordu. Söz konusu konuşmalar, daha sonra yazılı hale getirilip kitapçıklar halinde basılıyordu.

Yaz kamplarına ilişkin bir denetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2008 yılında ‘küçük bellekler’ aldığını ve bunların belirli okullarda öğrencilere dağıtıldığını belirtti. Belleklerin içeriğine baktığında, Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin konuşmalarının kayıtlarını bulduğunu söyledi ve bu materyallerin, onun Husi ideolojisini benimsemesi ve desteklemesi için dönüm noktası oluşturduğunu ifade etti.

Ayrıca bu kişi, Husi hareketiyle ilgilenen ve çevrelerinden gelen insanların yer aldığı kapalı toplantılara katıldığını belirterek, bu toplantılarda, Sana ve çevresindeki bölgelerden gelen kişilerle birlikte, bu konuşmaları dinlediklerini açıkladı.

fgthyu7
Husi yaz kamplarındaki üniformalı çocukların sabah selamı (Şarku’l Avsat)

2011 yılında (özellikle şubat ayındaki olaylar, geniş çaplı gösteriler ve siyasi bir açılımın yaşandığı bu dönemde) Husilerin yaz kampları ve etkinlikleri, birkaç vilayete yayılmaya başladı. Bu süreçle birlikte, daha düzenli hale gelen merkezler ve kurslar, Husi hareketinin ana kalesi dışındaki bölgelerde de ortaya çıkmaya başladı. Bu yeni merkezler, ‘rejim değişikliği’ gibi cazip bir sloganla, daha açık bir yönetim gözetimi altında faaliyetlerini sürdürdü. Her yerde hoparlörler kurularak, sürekli olarak Husi şarkıları ve marşları yayınlanmaya başlandı.

Ancak en önemli dönüşüm 2014 yılında Sana’nın Husi hareketi tarafından ele geçirilmesiyle yaşandı. Bu dönemde yaz kampları, sınırlı etkinliklerden, devletin resmî kurumları aracılığıyla yönetilen geniş çaplı bir programa dönüştü. Artık bu program, merkezi ve teknik komitelerle desteklenen bir organizasyon yapısına sahipti ve bir dizi bakanlık, faaliyetlerin yönetimine katılıyordu.

sdvfgbhyju
Husilerin düzenlediği yaz etkinliklerinden birinde çocuklar (Şarku’l Avsat)

Güvenlik kaynaklarına göre Husi hareketi, yaz kamplarının şu anki şeklini almadan önce, gençleri çekmek ve onların desteğini kazanmak amacıyla ‘kültürel kurslar’ adı verilen programlara dayalı faaliyetler yürütüyordu. Bu programlar, gençleri hareketin ideolojisiyle tanıştırarak onları kendi projelerine dahil etmenin erken aşamalarını oluşturuyordu. Kaynağa göre, yaz kampları artık sadece bir etkinlik değil, tamamen entegre bir organizasyon yapısına sahip kurumsal bir programa dönüştü. Bu kamplar, gençlerin zihniyetini etkileme ve bazılarını savaş cephelerine yönlendirme araçlarından biri olarak kullanılmaya devam ediyor.

Yaz kamplarının türleri

Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere ve tanıklıklara göre, Husi hareketi yaz kamplarını üç ana kategoriye ayırmaktadır: kapalı, model ve açık kamplar. İlk kategori, ideolojik askeri eğitimler sunan kamplar olarak kabul edilirken, ikinci kategori, genç liderler yetiştirmeyi amaçlayan merkezlerdir. Üçüncü kategori ise daha çok propaganda amacı güden kamp türleridir.

Kapalı kamplar, askeri üslere kurulur ve katılımcıları, özellikle Husi hareketinin saflarında savaşçı olmaya hazırlamaya yönelik eğitimlere odaklanır. Katılımcılar, askeri ve ideolojik eğitimlerle bu amaç için yetiştirilirler. Kamplara kabul edilen katılımcıların cep telefonlarına el konulur, ailelerinden haber almaları engellenir ve gece vakti, sürekli değişen eğitim alanlarına taşınırlar.

Bu kamplara katılanlar genellikle, okullarında silah sökme ve montajı üzerine eğitim almış olan lise son sınıf öğrencileridir. Ayrıca, bu öğrencilere üstün başarıları karşılığında askeri eğitim kampları da sunulur, bazı lise öğrencileri ise okulda yapılan keşif faaliyetlerinin yerine, Husi hareketi tarafından askeri faaliyetlere yönlendirilir.

Bu kapalı kamplarda, katılımcılara hafif ve orta makineli tüfek kullanımı, RPG (roket atar), havan topu, el bombası, kamuflaj ve gizlenme gibi askeri taktikler öğretilir.

dfgthy
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)

Model yaz kampları, genellikle on yaş ve üzerindeki çocuklar için düzenlenir ve ‘nitelikli kamplar’ olarak tanımlanır. Bu kamplara, okulda çeşitli alanlarda başarı gösteren ve önde gelen öğrenciler katılır. Öğrenciler tüm hafta boyunca kamp alanında kalır, aileleriyle iletişim kurmalarına izin verilir ve telefonlara el konulmaz. Bazen öğrencilere her hafta veya iki haftada bir evlerine dönme izni de verilir.

Bu tür kamplar genellikle vilayet başkentlerinde düzenlenir. Katılımcılar, Husi hareketinin önde gelen liderlerinden ideolojik dersler alır, ‘cihad’ ve Husi liderlerinin yanı sıra, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) gibi örgütlerin liderlerinin hayatlarını anlatan filmler izlerler. Ayrıca, belirli türdeki silahların sökülmesi ve kullanımı üzerine sınırlı eğitimler de alırlar.

Açık kamplar ise 5-10 yaş arasındaki çocuklar içindir. Genellikle sabah başlar ve öğleye kadar devam eder. Bu kamplar, halk tarafından genellikle Kur’an ezberleme ve yaz etkinlikleri olarak görülse de, burada çocuklara Husilerle alakalı çeşitli içerikler öğretilir.

fvfvf
Saada’da Husilere ait bir okulun bahçesinde öğrenciler ve öğretmenler (Şarku’l Avsat)

Kız çocukları da bu faaliyetlerden muaf tutulmaz. Husi hareketinin, kadınlara özel olarak kurduğu merkezler bulunur. Kızlar, saha ağları aracılığıyla bu programlara dahil edilir. Kadın eğitmenler ve kadro, bu merkezlerde eğitilir ve ortak eğitim materyalleri geliştirilip uygulanır.

Bu merkezler, eğitim ve eğlence alanları olarak sunulmakta, fakat aynı zamanda yoğun dini programlar, ideolojik dersler ve grup etkinlikleri içermektedir. Bu etkinlikler, disiplin ve aidiyet duygularını pekiştirmeyi amaçlayan faaliyetlerle desteklenir.

‘Komplo teorisinin’ yaygınlaşması

Husi hareketi, yaz kamplarının, din ve vatanı hedef alan komplolara karşı bir kale olarak sunulmasına özel bir vurgu yapmaktadır. Bu kamplar, ‘Kur’an kültürünün’ gençlerin zihinlerine kazandırılmasının bir aracı olarak tanıtılmakta ve bilimin ve bilincin silahlarıyla donatılmış bir nesil yetiştirme amacını gütmektedir.

Ayrıca Husi hareketi, ‘düşmanla mücadelenin’ sadece askeri alanda sınırlı olmadığını, aynı zamanda ‘bilinç hedeflemesine’ dayandığını vurgulamaktadır. Yaz kampları, bu bağlamda ‘yumuşak savaş’ ve ‘kültürel işgale’ karşı bir korunak olarak sunulmakta, uzun vadeli bir entelektüel mücadelenin parçası olarak, gençleri karşılaşacakları her türlü mücadeleye hazırlamak hedeflenmektedir.

sdvdsfvd
Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. (Şarku’l Avsat)

Eğitim kaynaklarına göre bu merkezlerde görevli olanlar, her yıl daha fazla öğrenci çekmek için maddi ve manevi teşvikler sunmaktadır. Öğrencilere yemek temini, bazı temel ihtiyaçların karşılanması ve keşif gezileri gibi aktiviteler düzenlenerek, katılımcı sayısının artırılması sağlanmaktadır.

Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin bir konuşmasında yer alan ‘Allah’ı Tanıma Dersleri’ başlıklı bir metin, bu kampların genel amacını açıkça ortaya koymaktadır. Bu derslerin hedefi, öğrencilere Allah’ı tanıtmak, inançlarını kalplerine ve bilinçlerine kazandırmak ve onları bu inançla, düşmanlarla mücadeleye atılmaya hazırlamaktır.

Resmi müfredat dışı dersler

Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. Bu durum, programlara ayrılan kaynakların, devamlı olarak gerileyen eğitim sistemine kıyasla ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Normal eğitimdeki öğrenciler ders kitaplarını karaborsadan almak zorunda kalırken, bu yaz kampları için harcanan kaynaklar dikkat çekiyor. Her yıl, yaz kamplarının hazırlıklarıyla birlikte, Husi hareketinin lideri Abdulmelik el-Husi, bu kurslara katılım çağrısında bulunmak için yıllık bir konuşma yapar.

dscdsv
Husilere bağlı bir yaz kampında ‘Mesleğim, Geleceğim’ başlıklı ders dışı etkinlikler (Şarku’l Avsat)

Bahsedilen kitaplar dikkatlice incelendiğinde, en dikkat çekici özelliklerinden biri, bu kitapların Yemen Cumhuriyeti veya Eğitim Bakanlığı’na dair herhangi bir ibare taşımamasıdır. Bunun yerine, kitaplar ‘Kur’an Yolu - Yaz Kursları Genel Müdürlüğü’ başlığı altında yayımlanmaktadır.

Bu durum, kursların adlandırılmasına da yansımaktadır. Kamplar, düzenlendiği okulların ismiyle anılmak yerine, sembolik anlamlar taşıyan isimlerle anılmaktadır.

Bakanlık niteliğinde bir idari yapı

Husi hareketinin kontrolünde bulunan bölgelerdeki yaz kursları ve etkinliklerinin yönetim yapısı, çok seviyeli bir idari sistemi gözler önüne sermektedir. Bu yapı, öncelikle Eğitim ve Gençlik bakanlıklarının yanı sıra, merkezi bir rol oynayan Genel Mobilizasyon Komitesi tarafından yönetilmektedir. Ayrıca, dini içerik ve vaaz metinlerinden sorumlu olan Vakıflar ve İrşad Bakanlığı da önemli bir yer tutmaktadır.

Yürütme ve teknik düzeyde ise Husi hareketinin kontrolündeki vilayetlerde yerel yönetimler, sahada denetim ve iş birliği sağlamakla sorumludur. Bu, ilçe ve merkezlerdeki eğitim ofisleri ve denetim komiteleri aracılığıyla yapılır. Günlük faaliyetler burada yönetilir, personel dağıtımı yapılır ve programların uygulanması izlenir. Böylece, yönetim yapısı merkezi düzeyden yerel bölgelere kadar yayılmakta, etkinliklerin koordinasyonu sağlanmaktadır. Bu hiyerarşik sistem, hareketin eğitim ve ideolojik yönlendirme faaliyetlerini yerel düzeyde de etkin bir şekilde sürdürmesini mümkün kılmaktadır.

dfvgthy
Bir öğretmen, yaz dönemi dersleri için Husi müfredatından kitaplar seçiyor. (Şarku’l Avsat)

Diğer taraftan çeşitli bakanlıklar, sektörel programların yürütülmesinde teknik ortaklar olarak görev almaktadır. İçişleri Bakanlığı, ‘Bilinçli Gençlik... Güvenli Toplum’ programını yürütürken, Tarım Bakanlığı ‘Yeşil Ordu’ programını denetlemektedir. Sağlık Bakanlığı, ‘Sağlık Elçileri’ programına liderlik ederken, Telekomünikasyon sektörü ‘İletişim Çağında Farkındalık’ programını yönetmektedir. Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanlığı ise ‘Mesleğim, Geleceğim’ faaliyetini denetlemektedir. Bu iş bölümü, güvenlik, sağlık, tarım, dijital medya ve uygulamalı meslekler gibi alanları kapsayarak geniş bir yelpazeyi hedef almaktadır.

Ayrıca Enformasyon Bakanlığı, yıllık koordinasyonlar yoluyla sürekli bir destek rolü oynamaktadır. Bu koordinasyonlar, programların medya kapsamını belirler ve yaz kurslarının tanıtımını yaparak, sahada etkinliklerini takip eder. Bu faaliyetler, toplumda Husi hareketinin varlığını güçlendirmeyi amaçlayan bir plan çerçevesinde gerçekleştirilir.

greerge
Husi okullarından birinin bahçesinde yapılan sabah selamlamasında Filistin bayrağı ve ABD-İsrail karşıtı sloganlar (Şarku’l Avsat)

Yaz kamplarının yönetimi, Husi hükümetinin başbakanı tarafından başkanlık edilen ‘Yaz Kursları ve Etkinlikler Yüksek Komitesi’ tarafından sağlanmaktadır. Bu komiteye, Eğitim Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı, Vakıflar ve İrşad Bakanlığı’ndan bir temsilci, ayrıca hareketin kültürel ve mobilizasyon birimlerinden temsilciler de dahildir.

Alt komite başkanlıkları, vilayet valileri tarafından yürütülür. Bu komiteler, eğitim ofisleri, gençlik ve spor, vakıflar ve irşad dairesi yöneticilerinden oluşur. Bu yapılar, yaz kamplarının ve etkinliklerinin yerel düzeyde de etkin bir şekilde düzenlenmesini ve uygulanmasını sağlar.

Dönüm noktası 2026

Son yıllarda yaz kamplarının genişlemesi kademeli olarak gerçekleşse de 2026 yılı önemli bir dönüm noktasıdır. Artık yaz okulları seçmeli etkinlikler olmaktan çıkmış, katılımın zorunlu olduğu bir hale evrilmiştir.

Öğrenciler, veliler ve öğretmenler tarafından yapılan açıklamalara göre, doğrudan ve dolaylı baskılar oldukça açık bir şekilde uygulanmakta, zaman zaman tehditlere kadar varmaktadır. Bu durum, bazı ailelerin zor bir ikilemle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır: Ya uyum sağlamak, ya da çocuklarının geleceğini riske atmak.

Bu dönüşüm resmi olarak duyurulmamış olsa da, artık günlük bir gerçeklik halini almıştır. Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, 2026 yılı yaz dönemi için yaz kurslarının hazırlıkları başladığında Husi hareketi, okul düzenlemelerini yaz kamplarına katılımla ilişkilendiren artan bir baskı uygulamaya başlamıştır. Örneğin, öğrencilerin yeni eğitim yılına kabulü, bu kamplara katılımlarına bağlanmakta, okul idarelerine de öğrencilerini bu yaz kamplarına kaydetmeleri için baskılar yapılmaktadır, aksi takdirde cezai yaptırımlar uygulanacağı belirtilmektedir.

Eğer bir öğrenci, geleceğini ve daha sonra üniversiteye girişini etkileyebilecek olumsuz kayıtlardan arınmış, temiz bir akademik sicile sahip olmak istiyorsa, bu merkezlere kayıt yaptırmalıdır.

fvvfe
Aileler çocuklarını Husi merkezlerine göndermeye zorlanıyor. (Yerel medya)

Bazı okullarda, öğrencilerin bir sonraki yıl için kabul edilmeleri, yaz kampına katılım sertifikasına bağlanmıştır. Ayrıca, iletişim gruplarında dolaşan mesajlarda, öğrencilerin yaz kamplarına katılmamasının eğitim yolculuklarını olumsuz etkileyebileceğine dair dolaylı tehditler yer almaktadır.

Örneğin, bir okulun müdür yardımcısı tarafından, WhatsApp grubunda öğrencilere yönelik gönderilen bir mesajda, yaz kamplarına katılmayan öğrencilerin gelecek yıl kaydının yapılmayacağı açıkça belirtilmektedir. Mesajda şöyle denilmektedir: “Değerli anneler, öğrenci kaydınız yalnızca yaz kampından alınacak bir katılım belgesiyle kabul edilecektir. Henüz kayıt yaptırmayan öğrencilerinizin, kamp kaydını yaptırarak bu fırsattan yararlanmalarını rica ederiz.”

dsfgtrhy
Husilerin müfredatı çarpıtarak çocukları savaşa zihinsel olarak hazırladıkları yönünde suçlamalar (AFP)

Başka bir WhatsApp grubunda ise bir öğretmen, öğrencilere yönelik şu şekilde bir uyarı yapmaktadır: “Yarın erken gelin, kayıtlı olanlar ve kaydını yapmayanlar, yaz kampına katılmalılar. Yönetim, yaz kampı belgesi olmayan öğrencileri kabul etmeyecek.”

Ayrıca, Sana’nın kuzeyindeki bir okul müdüründen gönderilen bir mesajda, ders geçemeyen öğrencilere yaz kurslarına katıldıkları takdirde ek puan verileceği vurgulanmaktadır. Bu durum, öğrencilerin yaz kamplarına katılımını bir tür zorunluluk ve ödül-motivasyon aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.

İlgisizlik ve suçlama

Kaynaklara göre, Husi hareketinin, yaz kamplarına katılımda öğrenciler ve ailelerinin önceden bildikleri olumsuz sonuçlar nedeniyle bir ilgi düşüşü yaşanmasından korkarak bu tür uygulamalara başvurduğu ifade edilmektedir.

Bu kamplarda görevli bir öğretmen olan A. Abdulkerim, Husi hareketinin yaz kurslarına katılımı artırmak için aldığı tüm önlemlere rağmen, son zamanlarda katılımda ciddi bir düşüş yaşandığını belirtti.

Abdulkerim, “Katılım çok düşük olmaya başladı” diyerek, öğrenci çekme çabalarının uzun zaman aldığını, sürekli ikna çabaları ve maddi kaynak gerektirdiğini ifade etti.

Yemenli öğretmenler sendikası da Husi hareketinin denetimindeki bölgelerde düzenlenen yaz kamplarının tehlikelerine dikkat çekerek, bu kampların örgütlü bir şekilde mezhepçi ideolojik eğitim araçları haline geldiğini ve çocukları ve gençleri hedef alarak, Yemen’in ulusal kimliğine ve eğitim sistemine yönelik planlı bir saldırı gerçekleştirildiğini vurgulamıştır. 12 Nisan 2026 tarihli bir açıklamada sendika, Husi hareketinin Sana’ya hâkim olmasından bu yana bu kampların sayısını artırarak, daha fazla öğrenci çekmeye ve bu kampları, Yemen’in ulusal ve dini değerleriyle çatışan, soylu sınıf seçilimini vurgulayan inançları aşılamak için kullanmayı hedeflediğini belirtmiştir. Sendika, bunun Yemen’in güvenliği ve istikrarı için tehdit oluşturduğunu ifade etmiştir.

İhmal edilmiş okullar ve gelişen merkezler

Husi hareketi, yaz kamplarını, savaş nedeniyle yaşanan eğitim eksikliklerini telafi etmek için bir ‘eğitim kaynağı’ olarak tanımlasa da, Şarku’l Avsat ile görüşen birçok öğretmene göre, bu sadece daha kötü bir bahanedir. Öğretmenler, eğer gerçekten eğitimde bir reform yapılmak istenseydi, okulların kendilerinin bu telafiyi sağlamak için uygun bir alan olabileceğine işaret ediyor. Onlara göre, Husi hareketinin yaz kamplarına ısrarla verdiği önem, asıl amacın eğitim değil, erken yaşta askere alım ve ideolojik mobilizasyon yapmak olduğunun bir göstergesi.

vfbrthyju
Sana’daki Husi şehitlerinin mezarlığını ziyaret eden Yemenli bir çocuk (EPA)

Öğretmenler şu soruyu gündeme getiriyorlar: “Husi hareketi, resmi eğitim üzerinde tam bir denetime sahipken ve kendi ideolojilerini ders kitaplarına başarıyla yerleştirmişken, neden okulları ihmal ediyor ve onları eğitim için hayati önem taşıyan öğretmenler, maaşlar ve temel eğitim gereksinimlerinden yoksun bırakıyor?”

Bu, okulların yıl boyunca durağan bir durumda kalıp yaz aylarında aniden canlanmaları arasındaki çelişkiyi gündeme getiriyor.

Yaz kamplarına gösterilen aşırı ilgi, bu kamplara büyük miktarda para ve emek harcanması, resmi eğitimin ise tamamen duraklatılması ve öğretmen eksikliği ile ciddi kaynak sıkıntıları yaşanması arasında büyük bir çelişki yaratıyor. Binlerce okul, eğitim sürecinin temel unsurlarından bile yoksun durumda. Bu, Husi hareketinin eğitimdeki asıl amacının, toplumsal yapıyı şekillendirmek ve ideolojik olarak gençleri kendi amaçları doğrultusunda hazırlamak olduğuna dair ciddi bir endişe yaratıyor.


Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil

Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil

Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Savunma Bakanı Tümgeneral Michel Menassa (Mişal Mansi)  perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin İsrail ile yürütülecek müzakerelere teslim olmak ya da pazarlık yapmak için değil, barış sağlamak amacıyla gittiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığı habere göre Mansi, Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Doktor Sami Ebi el-Muna ile Beyrut’un Verdun bölgesindeki cemaat merkezinde gerçekleştirdiği görüşmede, “Ülkemize yönelik İsrail saldırısını ve bunu durdurmaya yönelik süregelen çabaları ele aldık. Ulusal birliğin korunması, Lübnan meşruiyeti etrafında kenetlenme ve silahın yalnızca Lübnan ordusu ile resmi güvenlik kurumlarının elinde olması ortak paydamız oldu” dedi.

Mansi, Lübnan halkının yaşadığı krizi aşmasına yardımcı olmanın temel öncelikleri olduğunu belirterek, “Küçük hesapları bir kenara bırakıp büyük ulusal hedeflere odaklanmak temel amacımızdır” ifadelerini kullandı.

Müzakerelere ilişkin olarak ise, “Eğer müzakerelere gidiyorsak bu barış içindir, teslimiyet için değil. Biz pazarlık değil, müzakere yapıyoruz. Şehitlerin hatırına akan kanı durdurmak istiyoruz. Müslüman ve Hristiyan tüm Lübnanlılar olarak birlik ve beraberlik içinde kalmakta kararlıyız” diye konuştu.

Mevcut krizin sona ermesi temennisinde bulunan Mansi, “Bu sıkıntılı sürecin bitmesini, bu kara bulutun dağılmasını ve Lübnan ile halkı için kurtuluş ışığının doğmasını umuyoruz” dedi.

Öte yandan Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Sami Ebi el-Muna da devlet ve meşru kurumlar etrafında kenetlenmenin önemine dikkat çekti. Özellikle mevcut koşullarda, Lübnan’ın korunması ve egemenliğinin sağlanması için görev yapan ordunun desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Muna, iç barışı hedef alan her türlü girişime karşı uyarıda bulunarak, “Güçlü Lübnan, birlik içindeki Lübnan’dır” dedi.


Hizbullah, İsrail ordusuna karşı 1980’lerin “taktiklerine” dönüş sinyali mi veriyor?

İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
TT

Hizbullah, İsrail ordusuna karşı 1980’lerin “taktiklerine” dönüş sinyali mi veriyor?

İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)

Hizbullah içinden sızan ve birbiriyle örtüşen medya bilgileri, “intihar saldırıları” (istişhadi eylemler) söyleminin yeniden gündeme gelmesiyle güney cephesinde önümüzdeki dönemin niteliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Bu çerçevede, 1980’li yıllardaki savaş dilini ve yöntemlerini hatırlatan alışılmadık askeri seçeneklerin tartışıldığı belirtiliyor.

Askeri kaynaklara dayandırılan sızıntılara göre Hizbullah, “1980’ler taktiklerine” dönmeyi değerlendiriyor; buna “istişhadi grupların” yeniden devreye alınması da dahil. Bu yaklaşım, örgüt içinde daha önce yapılan açıklamalarla da bağlantılı bir anlam taşıyor. Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah, 2024’teki “destek savaşı” sırasında güneydeki savaşçıları “istişhadi” olarak nitelendirmişti. Bu ifade, çatışmanın doğasına ve sahadaki koşullara işaret ediyordu. Kavramın bugün yeniden gündeme gelmesi, bunun bir mobilizasyon dili mi yoksa olası operasyonel tercihlere işaret eden bir gösterge mi olduğu yönünde tartışma yaratıyor.

Saha koşulları ve teknolojik dönüşüm

Emekli Tuğgeneral Yarub Sahr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki mevcut saha gerçekliğinin intihar saldırılarına dönüş ihtimalini teorik bir tartışma düzeyinde bıraktığını söyledi.

Sahr, “Bugün güney bölgesi, göç ve yıkım nedeniyle neredeyse boşalmış durumda. Bu da bu tür operasyonların en önemli unsurlarından biri olan sivil ortam içinde gizlenme imkânını ortadan kaldırıyor” dedi.

vvevbfde
İki İsrail askeri, Güney Lübnan’da enkazlar arasında ilerliyor (AP)

Ayrıca, gözetleme ve istihbarat teknolojilerindeki gelişmelerin ve İsrail’in geniş bir hedef havuzuna sahip olmasının, bu tür eylemlerin gerçekleştirilmesini son derece zorlaştırdığını, sürekli izleme ve hassas takip altında sahada hareket kabiliyetinin sınırlı olduğunu belirtti.

Sahr’a göre bu tür operasyonlara işaret eden söylemler daha çok propaganda niteliği taşıyor. “Mesaj yalnızca askeri değil, Lübnan iç siyasetini de hedef alıyor. Bu dil, siyasi aktörler üzerinde baskı kurmak ve onları dış politika tercihleri konusunda yönlendirmek için kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Sahr, “1980’ler yöntemlerinin hatırlatılması sadece intihar saldırılarını değil, aynı zamanda kaçırma ve suikastları da içeren daha geniş bir modelin yeniden gündeme gelmesi anlamına gelir. Bugünkü koşullarla 1980’lerin karşılaştırılmasının sağlıklı değil. Bu söylem, mevcut şartlarda uygulanabilir bir askeri seçenekten ziyade siyasi baskı aracı olarak öne çıkıyor” dedi.

Teori ile pratik arasında

Öte yandan emekli Tuğgeneral Fadi Davud ise Şarku’l Avsat’a  yaptığı açıklamada, 1980’ler yöntemlerine dönüş tartışmasının yalnızca medya söylemi olmadığını, bunun örgütün “mevcut kapasite havuzu” içinde yer alan bir seçenek olduğunu savundu.

Davud, intihar eylemcilerinin varlığına ilişkin söylemin, Hizbullah’ın tarihsel olarak önemli bir güç unsuru olan insan kaynağı kapasitesiyle bağlantılı olduğunu belirtti. Teknolojik gelişmelere rağmen bu tür eylemlerin sahada etkili olabileceğini ifade eden Davud, “Teknoloji, hedefe ulaşmaya kararlı bir insan unsuruna karşı sınırlı kalabilir” dedi.

Bu tür operasyonların etkinliğinin hedefin niteliğine, güvenlik düzeyine ve sahadaki koruma önlemlerine bağlı olduğunu söyleyen Davud, başarı ihtimalinin duruma göre değiştiğini vurguladı.

vfrefeb
Güney Lübnan’daki sınır kasabası Kefr Kila’da yıkılmış binaların enkazı (Reuters)

Davud ayrıca, olası bir kullanımın İsrail hedeflerine yönelik olacağını, ancak İsrail içinde bu tür eylemler gerçekleştirebilmek için sızma ve doğrudan erişim gerekliliğinin ciddi saha zorlukları yarattığını ifade etti. Buna rağmen bu seçeneğin dile getirilmesinin psikolojik ve stratejik bir boyut taşıdığını, geçmiş deneyimleri hatırlatarak İsrail’e “geleneksel olmayan bir tırmanma ihtimali” mesajı verdiğini söyledi.

Kavramın sahadaki anlamı

Hizbullah operasyonlarını yakından takip eden bir kaynak ise “istişhadi” kavramının her zaman klasik anlamda intihar saldırılarını ifade etmediğini belirtti.

Kaynak, “Bu terim, Güney Lübnan’daki kuşatma koşulları altında savaşçıların içinde bulunduğu durumu yansıtıyor. Savaşçılar, karşı karşıya oldukları risklerin farkında ve gerektiğinde sonuna kadar savaşmaya hazır” dedi.

Aynı kaynak, kavramın ayrı bir taktik tercihten ziyade çatışmanın doğasına işaret ettiğini vurgulayarak, “Bu ifade, en zor saha koşullarında dahi çatışmayı sürdürme ve gerekirse ölüm pahasına mücadele etme kararlılığını anlatıyor” değerlendirmesinde bulundu.