Suriye'de istikrarı bozan İsrail saldırılarının zamanlaması dikkat çekiyor

Suveyda’da güvenlik güçleri ile Dürziler arasındaki çatışmalar devam ederken, İsrail çatışmalara müdahale etti. Suveyda’da neler oluyor?

TT

Suriye'de istikrarı bozan İsrail saldırılarının zamanlaması dikkat çekiyor

Suriye'de istikrarı bozan İsrail saldırılarının zamanlaması dikkat çekiyor

Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, İsrail, Suriye'nin güneyindeki son saldırılar ve bunların sonuçlarından tamamen sorumlu tutuldu.

Bakanlığın açıklamasında, istisnasız tüm vatandaşlarını korumaya özen gösterdiği ve bunların başında Dürzi vatandaşların geldiği vurgulandı.

Dışişleri Bakanlığı, dün sabah ülkenin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırılarda çok sayıda asker ve güvenlik görevlisi ile sivilin öldüğünü belirtti.

Bakanlık açıklamasında, saldırıların ‘ulusal istikrarı sarsmak ve Suriye'nin birliğini bozmak amacıyla, devletin güvenliği sağlamlaştırmaya ve savaşın etkilerini ortadan kaldırmaya çalıştığı kritik bir dönemde, dikkatlice planlanmış ve şüpheli bir bağlamda gerçekleştiğini’ belirtti.

Devletin tüm Suriyelileri istisnasız olarak korumaya özen gösterdiği ve bunların başında Dürzilerin geldiği vurgulanan açıklamada, Suveydalılara ‘devletlerinin ve ordularının arkasında durmaları ve şüpheli projeler ya da kargaşaya yol açacak çağrılara kapılmamaları’ çağırısı yapıldı.

Suriye'nin güneyinde nüfusunun çoğunluğunu Dürzilerin oluşturduğu Suveyda’da, bazı kaçırma olaylarının ardından Dürziler ile Bedevi aşiretleri arasında son iki gün içinde kanlı çatışmalar yaşandı. Çatışmalarda en az 90 kişi öldü, yüzlerce kişi de yaralandı.

Öte yandan Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, tüm kamu ve özel kurumların yanında sivil ve askeri kurumların ‘her türlü aşırılığı veya ihlali önleme’ konusunda kararlı olmaları gerektiği vurgulandı.

Suriye resmi haber ajansı SANA tarafından yayınlanan açıklamada, ‘İlgili denetim ve yürütme makamları, rütbesi veya konumu ne olursa olsun, ihlalde veya suistimalde bulunduğu kanıtlanan herkese karşı derhal yasal işlem başlatmakla yükümlüdür’ ifadesi yer aldı.

Çatışmalar devam ediyor

Suriye İçişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Suveyda’nın bazı mahallelerinde çatışmaların devam ettiğini, hükümetin kent önderleriyle koordineli olarak tam kontrolü yeniden sağlamak ve güvenliği kontrol altına almak için çaba gösterdiğini belirtti.

Açıklamada, daha önce şehir önderleriyle mutabakat sağlandığı, ancak ‘yasa dışı’ silahlı grupların bu anlaşmaları ihlal ederek ‘polis ve güvenlik güçlerini hedef alan hain saldırılar düzenlediği’ ve güvenlik ortamını sarsarak mutabakatı bozmak istediği belirtildi.

İsrail hava kuvvetlerinin bu silahlı grupları desteklemek için güvenlik güçlerinin ve askeri polisin konuşlandığı yerleri hedef alan hava saldırıları düzenlediğini açıklayan Bakanlığa göre bu saldırılar sonucunda çok sayıda güvenlik gücü ve ordu mensubu hayatını kaybetti. Açıklamada, hükümetin tam kontrolü yeniden sağlamak ve güvenlik ve istikrarı sağlamak için önde gelen isimlerle birlikte çaba sarf etmesine rağmen, bazı mahallelerde çatışmaların devam ettiği belirtildi.

İsrail saldırıları

İsrail, Suriye'nin güneyindeki Suveyda’da yaşanan gelişmelere yeniden askeri müdahalede bulundu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'nin Suveyda ilinde konuşlandırılan Suriye ordu güçlerini, ‘Suriye'nin güneyine asker ve silah sokulmasını yasaklayan silahsızlanma politikasına aykırı olduğu ve İsrail'e tehdit oluşturduğu’ gerekçesiyle ‘vur emri’ verdiklerini açıkladılar. Bu emir, Suriye hükümet güçlerini hedef alan hava saldırıları ile hemen uygulamaya konuldu.

İsrail ordusu, Suveyda’da Suriye ordusuna ait askeri araçları vurmaya başladığını açıkladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X hesabından yaptığı açıklamada, “Siyasi düzeyden gelen emirlerle, Savunma Ordusu kısa bir süre önce Suriye'nin güneyindeki Suveyda bölgesinde Suriye rejimine ait askeri araçlara saldırmaya başladı. Bu saldırı, dün Suveyda bölgesine doğru hareket eden zırhlı personel taşıyıcı ve tank konvoylarının tespit edilmesinin ardından gerçekleşti. Savunma Ordusu, dün zırhlı araçlar, tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar ve roketatarların yanı sıra, bölgeye ulaşımlarını engellemek için yolları da bombaladı.”

Netanyahu ve Katz’ın verdiği emir sonrası yapılan yazılı açıklamada ayrıca “İsrail, Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesini önlemeye kararlı. Bu kararlılık, İsrail'deki Dürzilerle olan derin kardeşlik ve Suriye'deki Dürzilerle olan ailevi ve tarihi bağlarımızdan kaynaklanıyor” denildi.

Dera kırsalı hedef alındı

SANA daha sonra, İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin güneyinde bulunan Dera kırsalındaki İzraa kenti çevresini hedef aldığını bildirdi. Suriye devlet televizyonu, saldırıların kentteki 12. Tugay mevzilerini hedef aldığını duyurdu.

Suriye devlet televizyonu, yerel kaynakların verdiği bilgiye göre İsrail uçaklarının Suveyda kentinin çevresine 4 hava saldırısı düzenlediğini ve Suriye ordusunun geri çekilen araçlarının geçiş yolu olarak kullandığı düşünülen çeşitli noktaları hedef aldığını bildirdi. Kaynaklar, İsrail hava saldırıları sonucunda Suriye askerleri arasında ölen ve yaralananların olduğunu bildirdi.

İsrail'in saldırıları, Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra’nun Suveyda’nın önde gelenleriyle yapılan anlaşma sonrasında Suveyda'da ateşkes ilan etmesinden kısa bir süre sonra gerçekleşirken, olay, İsrail'in şiddetli çatışmalar ve bombardımanlarla eş zamanlı olarak Suriye ordusunun şehre girmesinden birkaç saat sonra meydana geldi.

Bakan Kasra X hesabından yaptığı açıklamada, “Suveyda’da faaliyet gösteren tüm birimlere, şehrin ileri gelenleriyle yapılan anlaşma uyarınca, ateşkesin tamamen durdurulduğunu ve sadece şehrin Dürzi çoğunluklu bölgelerinde ateş açanlara karşılık verileceğini bildiriyoruz” ifadelerini kullandı. Bakan Kasra, Suveyda’da askeri hareketliliği denetlemek ve işlenen ihlallerin hesabını sormak için askeri polisin konuşlandırılmaya başlandığını doğruladı.

Suriye hükümeti güçlerinin girişiyle eş zamanlı olarak Suveyda’da şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu gelişme, yetkililer tarafından duyurulduktan ve dini kurumlar tarafından memnuniyetle karşılandıktan sonra gerçekleşti.

Dürzi ruhani liderler, silahlı Dürzilere silahlarını teslim etmeleri ve Suriye ordusuna direnmemeleri çağrısında bulundu. Bunlar arasında, hükümet güçlerinin girişini memnuniyetle karşılayan, ancak daha sonra hızla geri adım atan ve ‘bu barbarca harekata mevcut tüm araçlarla karşı koyulması’ çağrısında bulunan önde gelen Dürzi şeyhi Hikmet el-Hicri de vardı.

Daha sonra paylaşılan bir videolu açıklamada Hicri, şunları söyledi:

Ailelerimizin ve çocuklarımızın güvenliği için bu aşağılayıcı açıklamayı kabul etmemize rağmen, onlar anlaşmayı ve sözlerini bozdular ve savunmasız sivillere yönelik rastgele bombardımanlara devam ettiler.

Bu açıklamanın kendilerine Şam tarafından dayatıldığını ve dış ülkelerin baskısıyla, Dürzilerin evlatlarının kanının dökülmesini önlemek için yapıldığını söyleyen Hicri, Dürzilerin ‘toplu bir soykırım savaşına’ maruz kaldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Suriye basınından aktardığına göre Suveyda'nın birçok mahallesinden doğu ve güney kırsal bölgelere yoğun bir göç yaşanıyor.

Resmi haber ajansı SANA, İsrail hava kuvvetlerinin hükümet güçlerinin Suveyda’ya girmesiyle eş zamanlı olarak Suveyda şehrini hedef aldığını bildirdi.

Dürzilerin Ruhani Liderliği

Dürzilerin Ruhani Liderliği, hükümet güçlerinin Suveyda’ya girişini memnuniyetle karşıladı ve silahlı gruplara ‘hükümetle iş birliği yapmaları, hükümet güçlerinin şehre girişleri karşısında direnmemeleri ve silahlarını İçişleri Bakanlığı'na teslim etmeleri’ çağrısında bulundu.

Dürzi Ruhani Lideri Hikmet el-Hicri'ye yakın olan Dürzilerin Ruhani Liderliği, dün sabah yaptığı açıklamada, “İçişleri Bakanlığı güçlerinin girişini memnuniyetle karşılıyoruz” diyerek, Suveyda'daki tüm silahlı grupları hükümetle iş birliği yapmaya çağırdı.

Açıklamada, “Suriye hükümeti ile diyalog kurulmasını, olayların etkilerini gidermek ve eyalet sakinleriyle iş birliği içinde devlet kurumlarını etkinleştirmek için çağrıda bulunuyoruz” ifadeleri yer aldı.

sdfghyj
Suriye askeri polisi, Bedevi aşiretleri ile Dürzi nüfusun yoğun olduğu Suveyda’daki yerel militanlar arasında çıkan çatışmaların ardından ed-Dur beldesi girişinde konuşlandı (EPA)

Öte yandan Süveyda İç Güvenlik Güçleri Komutanı Ahmed el-Dalati, Dürzilerin Ruhani Liderliği’nin tutumunu memnuniyetle karşıladığını belirterek, ülkedeki dini otoritelerden İçişleri Bakanlığı'nın attığı adımları destekleyen ‘tek bir milli tutum’ sergilemelerini istedi. Dalati, “Yasa dışı silahlı grupların ve fraksiyonların liderlerine, İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı güçlerinin girişini engelleyen her türlü eylemi durdurmaları ve iç barışı korumak için silahlarını yetkili makamlara teslim ederek, tam iş birliği yapmaları çağrısında bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Suriye güçleri Suveda'ya girdi

Suriye güçleri, dün sabah son iki gün boyunca çatışmaların yaşandığı, nüfusunun çoğunluğu Dürzi olan Suveyda’ya girdi. Böylece Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın geçtiğimiz yılın sonlarında iktidara gelmesinden bu yana hükümet güçleri ilk kez Suveyda’da konuşlandırıldı.

Suriye güçleri, Dürzi ruhani liderlerin Dürzi silahlı gruplara silahlarını bırakıp hükümet güçlerinin girmesine izin vermeleri çağrısında bulunmalarının ardından konuşlandırıldı.

Süveyda İç Güvenlik Güçleri Komutanı Dalati yaptığı açıklamada, İçişleri ve Savunma bakanlıklarına bağlı güçlerin Suveyda’nın merkezine girmeye başlayacağını söylemişti. Dalati, ‘bir sonraki duyuruya kadar şehir sokaklarında sokağa çıkma yasağı’ ilan edildiğini açıkladı.

İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, ‘dini otoriteler ve silahlı grupların liderlerini’ tam iş birliği yapmaya çağırdı.

Top ve patlama sesleri

Fransız Haber Ajansı AFP muhabiri, Suveyda'nın dışındaki Mazraa köyünde top ve patlama sesleri duyulduğunu ve Suveyda şehri çevresine giren askeri konvoyları gördüğünü bildirdi. AFP’nin aktardığına göre Savunma ve İçişleri bakanlıklarına ait roketatarlar ve ağır toplar da şehir çevresine konuşlandırıldı.

AFP muhabiri, bazı beldelerde çatışmaların devam ettiğini ve askeri birliklerin şehre girmeye hazırlandığını aktardı.

Suveyda, son iki gün içinde eski Devlet Başkanı Beşşar Esed'in devrilmesinden sonra en şiddetli çatışmalardan birine tanık oldu. Çatışma, hükümet güçlerinin müdahalesinden önce silahlı Bedevi gruplar ile Dürzi silahlı gruplar arasında yaşandı.

8ıo9l
Suveyda'daki çatışmaların ardından bir cesedin yanından geçen Suriye güvenlik güçlerinin bir üyesi (EPA)

Suveyda’da bazı kaçırma olaylarının ardından pazar günü patlak veren çatışmalarda, 18’i Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik görevlisi olmak üzere en az 90 kişi hayatını kaybetti.

İsrail, bölgedeki ‘birkaç tanka’ saldırdığını açıkladı, ancak İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz daha sonra Dürzileri hedef almamaları konusunda uyarıda bulundu.

Geçtiğimiz mayıs ayından bu yana, yerel gruplar ve yetkililer arasında yapılan anlaşma uyarınca, Suveyda’nın güvenliğini Dürzi silahlı gruplar sağlıyor. Ancak, ilin kırsal kesimlerinde Sünni Bedevi aşiretlerinden silahlı gruplar da bulunuyor.

ıı89o
Suriye ordusu ve güvenlik güçleri, Suveyda dışında yaşayan Bedevi aşiretleri ile yerel silahlı gruplar arasında çıkan çatışmaların ardından bölgeye konuşlandırıldı (EPA)

Suriye’de muhalif grupların iktidarı devralmasından sonra Şam'ı ziyaret eden uluslararası toplum ve Batılı delegeler, özellikle mezhepsel şiddet ve çeşitli bölgelerdeki ihlallerin ardından dışlanmalarından endişe duydukları azınlıkların korunması ve geçiş döneminin yönetimine katılımlarının sağlanması için yetkililere çağrıda bulundu.



Irak: İki silah ve iki seçenek arasında Zeydi hükümetinin sıkıntısı

Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
TT

Irak: İki silah ve iki seçenek arasında Zeydi hükümetinin sıkıntısı

Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026

İyad el-Anbar

Irak'taki silahlı milis grupların silahsızlandırılmasını talep eden herkese karşı vatana ihanet suçlamaları yöneltilirdi. Fraksiyonların liderleri ve çevreleri, silahlarının meşruiyetinden ve “siyasi kazanımları”, “siyasi sistemi” ve “devleti koruma” işlevinden bahsetmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Öyle bir noktaya gelindi ki, bu silah kutsallaştırıldı ve teslim edilmesi yönündeki talepleri kabul etmek, devletin meşruiyetini inkâr etmekle eşdeğer hale geldi. “Silahlarımız ancak beklenen İmam Mehdi”ye yani Şiiler tarafından On İkinci olarak kabul edilen İmam’a teslim edilecektir sözü yaygın bir nakarata dönüştü.

Silahın devleti aşan bir güç olduğu söyleminin arkasında, 2018'den sonra siyasi arenaya giren ve etkileri artmaya başlayan fraksiyon liderleri vardı. Bir ellerinde silah bayrağı, diğer ellerinde siyaset bayrağı taşırken bu arenadaki varlıkları güçlenmeye devam etti. İronik bir şekilde, şimdi de silahlarından vazgeçtiklerini ve silahlı örgütlerle bağlarını kopardıklarını açıklıyorlar!

“Silahın devletin elinde toplanması” ifadesi, 2003'ten sonra kurulan her Irak hükümetinin bakanlık programında tekrarlanmış olsa da Ali el-Zeydi hükümeti, kurulmasının ardından silahsızlandırmayla ilgili bir dizi duyurunun geldiği ilk hükümet gibi görünüyor. Bu duyurular, bu hükümete güvenoyu veren siyasi taraflarla sınırlı kalmayıp, Mukteda es-Sadr örneğinde olduğu gibi, hükümet dışından taraflardan da geldi.

Şimdiye kadar iki hareket silahsızlanma kararı aldı. Bunlar, Şeyh Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ile Şibl el-Zeydi liderliğindeki İmam Ali Tugayları'dır

“Koordinasyon Çerçevesi” içindeki bazı tarafların milis faaliyetler ile aralarına bir mesafe koyup tamamen siyasete yönelme hamleleri ile ilgili öne sürülen tüm gerekçelere rağmen, bu hamleler aslında dini bir merci olan Ayetullah Ali es-Sistani'nin silahın devletin elinde toplanmasıyla ilgili çağrılarına yanıttır. Ancak zaman olarak, Zeydi hükümetinde “siyasi silahlı” güçlere yer olmadığını vurgulayan Amerikan koşullarının baskısı altında yapılmış hamlelerdir. Silahların bırakılması, Zeydi ile Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı kanada sahip güçler arasında varıldığı ve hükümette bakanlık sahibi olma karşılığında silahı teslim etme esasına dayandığı konuşulan bir anlaşmanın parçasıdır.

Koordinasyon Çerçevesi’nin silahı

Koordinasyon Çerçevesi içinde, silahlı ve siyasi katılım ikilisiyle faaliyet gösteren altı kuruluş bulunuyor; bunların en açık örneği, Temsilciler Meclisi içinde Sadikun Hareketi tarafından siyasi olarak temsil edilen Asaib Ehlil Hak Hareketidir. İmam Ali Tugayları Hizmetler İttifakı tarafından temsil edilirken, Ensarullah el-Evfiya Hareketi ve İmam’ın Askerleri Tugayları ise İmar ve Kalkınma Koalisyonu listelerinden “Sümerliler” başlığı altında seçimlere katıldılar. Seyyid el-Şuhada Tugayları da Hukuk Devleti Koalisyonu içindeki Muzaffer İttifak tarafından temsil ediliyor. Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedr Örgütü de söz konusu koalisyonun bir parçası.

 Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Şimdiye kadar iki hareket silahsızlanma kararı aldı. Bunlar, Şeyh Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ile Şibl el-Zeydi liderliğindeki İmam Ali Tugayları'dır. Pozisyonları özetle “Haşdi Şabi Güçleri ile bağları koparma ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul etme” duyurusuydu.

İronik olan şu ki, bu açıklamalar, Haşdi Şabi Güçleri bayrağı altında faaliyet gösterseler bile, devlet kontrolü dışında ve Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı'nın yetkisine tabi olmayan bir silahın var olduğunun açık bir itirafıdır. Bu durum, silahlı grupların Koordinasyon Çerçevesi içindeki liderlerinin, Haşdi Şabi Güçleri Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olduğu için, silahının devlet kontrolündeki kurumsal çerçeveler içinde faaliyet gösterdiği yönündeki iddialarıyla çelişiyor. Kaldı ki eğer durum böyleyse, yani Haşdi Şabi devlet kontrolünde faaliyet gösteriyorsa neden şimdi onunla bağları koparma duyuruları yapılıyor?

Ayrıca, bu durum, “Haşdi Şabi Güçleri Kanunu” olan 2016 tarihli 40 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 5. fıkrasıyla da çelişiyor; bu fıkrada “Haşdi Şabi Güçleri'ne katılan üyeler tüm siyasi, partizan ve sosyal çerçeveler ile bağlarını koparacak ve saflarında siyasi faaliyette bulunulmasına izin verilmeyecektir” denmektedir.

Başbakan Ali Zeydi'nin, siyasi silahlı gruplar ile silahlarını teslim etmeyi ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul ettiklerini duyurmaları karşılığında, Amerikalıları onların hükümete katılmalarını kabul etmeye ikna etme temeline dayanan bir anlaşma yaptığı konuşuluyor

Aynı şekilde bu duyurular, 2015’teki (36 numaralı) Irak Siyasi Partiler Kanunu’nun 8-Üçüncü Maddesi’nde yer alan bir siyasi partinin kurulması için gereken şartları ihlal ettiği için, bu grupların Koordinasyon Çerçevesi’ne siyasi olarak katılmalarının meşruiyetini de sorgulamaya açıyor. Zira bu maddede, “bir partinin kuruluşu ve faaliyetleri askeri veya paramiliter örgütler şeklinde olmamalı ve herhangi bir silahlı kuvvetle bağlantılı olmamalıdır” denmektedir.

Ancak, siyasi kurumların ve yasaların işleyişinde hiçbir rol oynamadığı ve devlet mantığına inanmayan bir siyasi sınıf tarafından kontrol edilen melez ve çarpık bir siyasi sistemde, bu hukuki itirazlar, devlet ve devlet dışı aktörler arasında bir geçiş halinde yaşayanların gerçekleri çarpıtmaya yönelik girişimden başka bir şey değil.

uktada Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef şehrinde bir konuşma yapıyor, 1 Mayıs 2025 (AFP)Muktada Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef şehrinde bir konuşma yapıyor, 1 Mayıs 2025 (AFP)

Bakanlıklar karşılığında silah

Ali Zeydi hükümetine katılım karşılığında silahın bırakılması şartı, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı siyasi tarafların davranışlarında bir değişikliği değil, silahı elde tutmanın siyasi nüfuzu kaybetme anlamına geldiğinin anlaşıldığını gösteriyor.

Başbakan Ali Zeydi'nin, siyasi silahlı gruplar ile silahlarını teslim etmeyi ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul ettiklerini duyurmaları karşılığında, Amerikalıları onların hükümete katılmalarını kabul etmeye ikna etme temeline dayanan bir anlaşma yaptığı konuşuluyor. Bu temele dayanarak, Şii siyasi güçlere tahsis edilen Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı ve diğer bakanlıklara yapılacak atamalar, ayrıca başbakan yardımcılarının atanması da ertelendi.

Ancak bu anlaşmanın sınırları, Zeydi hükümetinin meclisten geçmesini sağlamak ve engellenmesini önlemekle sınırlı olabilir. Hükümet de parlamentodan zaten güvenoyu aldığı için bu anlaşmadan en çok fayda sağlayacak olan taraf odur. Zira artık manevra kabiliyeti açısından üstünlüğe sahip. Zeydi hükümetinin bilhassa ABD'den aldığı ve silahlı fraksiyonlar silahlarını bırakacaklarını deklare etseler bile bu hükümete katılmayacaklarına dair mesajlar göz önüne alındığında, silahlı fraksiyonlara bakanlık verme anlaşmasını yerine getirmemesi mümkün.

Ali Zeydi hükümeti, Koordinasyon Çerçevesi güçleri ile silahları konusunda bir sorun yaşamayabilir, çünkü bu silahların elde tutulmasını haklı çıkaran anlatılar, güç ve nüfuzun cazibesine kıyasla çekiciliğini yitirmiş gibi görünüyor

Görünüşe göre, silahların teslimi, Koordinasyon Çerçevesi güçleri içinde bile üzerinde anlaşılmış bir konu değil; nitekim siyasi olarak Hukuk Devleti Koalisyonu içinde temsil edilen Seyyid el-Şuhada Tugayları bunu reddetti. Geri kalan üç fraksiyon da henüz pozisyonlarını açıklamadı. Bu durum, bahsi geçen dört fraksiyonun artık Ali Zeydi hükümetindeki kalan bakanlıklarda bir pay sahibi olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Buna dayanarak, silahlarını teslim etmelerinin, bir bakanlık elde eden ve kendisine bir başbakanlık yardımcılığı sözü de verilen Asaib Ehlil Hak Hareketine fayda sağlayacağını düşünüyorlar. Siyasi silahın geri kalan fraksiyonlarına gelince, silahlarını teslim etmenin karşılığında ya hiçbir şey elde edemeyecekler ya da teslim etmelerine değmeyecek pozisyonlar elde edecekler.

Direniş silahı

Ketaib Hizbullah ve Nuceba Hareketi, bölgede İran liderliğindeki “direniş eksenine” bağlılıklarını açıkça deklare eden en önde gelen silahlı örgütler arasında yer alıyor. Bu iki örgüt, lider kadrosunun bilinmesi ve Amerikalıların onları arananlar listesinin başına koyarak yakalanmalarını sağlayacak bir bilgi için 10 milyon dolarlık ödül vaat etmesi ile diğerlerinden ayrılıyor. Bu nedenle, bu iki örgüt, liderlerinin kim olduğu bilinmeden saldırı eylemlerinin sorumluluğunu üstlenen diğer örgütlerden farklı. Bu örgütlere örnek olarak Ashab-ı Kehf, Saraya Evliya el-Dem ve Kerbela Tugayları verilebilir.

 Ketaib Hizbullah, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı fraksiyonların duyurularına bir dereceye kadar alaycı bir şekilde tepki gösterdi. Bu alaylı işaretler, Ketaib Hizbullah'ın güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Assaf'ın açıklamalarında açıkça görülüyordu. Bir açıklamasında, Hizbullah’ın silahların bir kısmını devlet yerine teslim almaya hazır olduğunu duyurdu. Bilhassa, “devlet kurumlarında kendisini kullanacak uzmanının bulunmadığı bazı özel silahları, örneğin insansız hava araçları ve kamikaze dronları teslim almayı ve bedellerini ödemeye hazırız” dedi. Başka bir açıklamasında ise, Assaf, silahlarını teslim ettiklerini açıklayan Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı fraksiyonları artık “direnişçi” olmamakla tanımlayarak, “İslami Direniş saflarında yer almadıkları için bu durum garip görünmüyor, dahası bu kararların İslami Direniş ile hiçbir şekilde ilgisi yoktur” dedi.

Direniş bayrağını taşıyan örgütlerin sorunu, hâlâ ideolojiye bağlı kalmalarıdır. Henüz siyasi faaliyetlere dahil olmadıklarına ve bu nedenle silahlı mücadele ideolojisi ile siyasi arenaya girme arasında bir seçimle karşı karşıya olmadıklarına inanıyorlar. Belki de bu, silahlı fraksiyonların “ideolojik” bağlılığını devlete bağlılıktan daha öncelikli tutan tutumunda daha da açık bir şekilde kendini gösteriyor.

Ali Zeydi hükümeti, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı güçler ile silahları konusunda bir sorun yaşamayabilir, çünkü bu silahların elde tutulmasını haklı çıkaran anlatılar, güç ve nüfuzun cazibesine kıyasla çekiciliğini yitirmiş gibi görünüyor. Bu nedenle, silahları ile ideolojileri ve sloganları ile siyasi nüfuz alanında kalıp ganimetleri paylaşmak arasında bir seçim yapma anları geldi. Bu, silahlı hareketlerin savaş alanından siyasi eyleme geçiş yaptığı birçok ülkenin deneyimlerinde yaşanmış bir durumdur.

Irak, 7 Ekim 2023'te başlayan Ortadoğu'daki Tufan’ın gelişmelerinden izole bir ada değil. Bu Tufan, bölgedeki kırılgan devletlerin gerçekliğini yeniden şekillendirecektir

Bu noktada, İbn Haldun'un dediği gibi, “rehavet ve sükûnet” aşamasına, yani yönetimin ve otoritenin zevklerinin tadını çıkarmaya geçişle denklem daha da netleşiyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre siyasi geçiş deneyimlerinde, ayrıcalıkları ve fonları korumak karşılığında silahlardan ve hatta hükümet pozisyonlarından vazgeçmek, kamusal alana entegre olmak isteyen silahlı örgütlerin sorununa bir çözüm olarak görülmektedir.

Direniş örgütlerine gelince, Zeydi hükümetinin onlarla başa çıkmak için sadece iki seçeneği bulunuyor. Birincisi, siyasi diyaloga ve örgütler ile ateşkesle başlayan, devletin savaş ve barış kararı alma hakkını gasp etmek için silah kullanımını ve Irak'ın bölgesel komşularına karşı zor durumda kalmasını önleyen bir yol haritası oluşturmaya dayanmaktadır. Ardından, güvenlik kurumlarına entegrasyonları için atılacak adımlar konusunda bir anlaşmaya varılabilir. Bu adımlar, Irak'taki silahlı fraksiyonların kararları üzerinde önemli bir etkiye sahip olan İran ile silahlarını teslim etmeye yönelik baskılara katılması için diplomatik çabaları aktifleştirmeyi gerektiriyor; zira bu fraksiyonlar, Tahran'ın müttefik olarak gördüğü iktidar sisteminin varlığını tehdit ediyor. Bağdat hükümetinin yaptırımlara maruz kalması veya Washington'un gözünde güvenilmez bir ortak olması İran’ın çıkarına değildir.

İkinci seçenek ise silahlı örgütlerin devletin silahlı kuvvetleriyle çatışması ve karşı karşıya gelmesidir. Bu seçeneğin bedeli kolay olmayabilir, ancak devletin otoritesini yeniden tesis etmek için gerekli olacaktır.

Sonuç olarak, Irak, 7 Ekim 2023'te başlayan Ortadoğu'daki Tufan’ın gelişmelerinden izole bir ada değildir. Bu Tufan, bölgedeki kırılgan devletlerin gerçekliğini yeniden şekillendirecektir ve artık devletin silahlı gücüne paralel olarak faaliyet gösteren silahlı örgütler ve ideolojik ajandalar kapsamında faaliyet gösteren silahlı kollar var olmayacaktır. Bu denklemi kavrayamayanlar, kendilerini yeni Ortadoğu'nun yeniden şekillenen haritasının dışında bulacaklardır.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak hükümeti, ülkenin dış politikasında kademeli bir yeniden konumlanmaya işaret eden adımlar atıyor. Bağdat yönetimi, İran’ın yıllar boyunca Irak’ın siyasi ve güvenlik kararları üzerindeki geniş nüfuzunun ardından, ABD ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor.

Bu gelişme, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin bir gün önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya Bağdat ile Şam arasında yeni bir koordinasyon mekanizması kurulması çağrısında bulunmasının ardından geldi. Aynı dönemde Irak Dışişleri Bakanlığı, İran’ın ABD’nin İran’daki hedeflere yönelik saldırılarına karşılık olarak Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’e düzenlediği füze saldırılarını ilk kez kınayan bir açıklama yayımladı.

Irak Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, söz konusu saldırıların bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu belirtilerek, ‘bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenme tehlikesi’ konusunda uyarıda bulunuldu. Açıklamada, bunun bölgesel ve uluslararası güvenlik üzerinde ciddi olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulanırken, mevcut koşulların diyalog ve sağduyunun öne çıkarılmasını, gerilimin kontrol altına alınmasına yönelik çabaların artırılmasını gerektirdiği ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, “Arap ülkeleri ile komşu devletlerin istikrarı, Irak’ın istikrarı ve ulusal güvenliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır” değerlendirmesinde bulunarak, bölge ülkeleri arasındaki stratejik ilişkilerin korunmasının ve kalkınma ile istikrara hizmet eden ortak çıkarların gözetilmesinin önemine dikkat çekti.

Gözlemciler, bu kınamanın yeni hükümetin attığı bir dizi adımın parçası olduğunu belirtiyor. Bu adımlar arasında silahların yalnızca devletin kontrolünde tutulmasını amaçlayan düzenlemelerin başlatılması ve Zeydi’nin çok sayıda Iraklı iş insanının yer alacağı bir heyetle Washington’a yapması beklenen ziyaret için hazırlıkların sürdürülmesi de bulunuyor. Söz konusu girişimlerin, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açmayı hedeflediği ifade ediliyor.

Irak ile ABD arasındaki ilişkiler son yıllarda, Irak’taki Amerikan çıkarlarını hedef alan saldırılar nedeniyle sık sık gerilimlere sahne oldu. Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve Erbil’deki ABD Konsolosluğu’na yönelik saldırılar da bu kapsamda öne çıkarken, söz konusu eylemler İran’a yakın silahlı gruplara atfedildi. Bu durumun, iki ülke arasında daha kapsamlı bir siyasi ve ekonomik ortaklığın geliştirilmesi yönündeki fırsatları sınırladığı değerlendiriliyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)

Artan mali baskılar

Bu diplomatik ve siyasi adımlar, Zeydi hükümetinin ciddi ekonomik ve mali zorluklarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde atılıyor. Iraklı kaynaklara göre yeni hükümet, ciddi nakit sıkıntısı yaşayan bir hazine devraldı. Kullanılabilir mali rezervlerin 1 milyar doları aşmadığı belirtilirken, hükümetin yaklaşık 8 trilyon Irak dinarı, yani yaklaşık 6 milyar dolar tutarında acil mali yükümlülüklerle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.

Zeydi’nin, Iraklı siyasi gruplara yeni bir halk protestosu dalgasının önüne geçebilmek amacıyla zor ekonomik tedbirler almayı planladığını bildirdiği aktarıldı. Söz konusu protestoların, eski Başbakan Adil Abdülmehdi döneminde patlak veren 2019 gösterilerine benzer bir nitelik taşımasından endişe ediliyor.

Bu çerçevede, Zeydi hükümetinin kurulmasını destekleyen ve Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen isimlerinden biri olan Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim, ülkenin karşı karşıya bulunduğu ‘mali baskıların’ bazı toplumsal kesimlere yönelik ödemelerin gecikmesine yol açabileceğini kabul etti. Hekim, bu durumun nedenleri arasında bölgesel gerilimlerin sürmesi ve Hürmüz Boğazı üzerinden enerji sevkiyatlarını etkileyen istikrarsızlıkların devam etmesini gösterdi.

Irak siyasetinin karşı karşıya olduğu krizin boyutlarına işaret eden bir diğer gelişme ise eski Başbakan Adil Abdülmehdi’den geldi. İran’la yakın ilişkileriyle bilinen Abdülmehdi, ABD ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve Zeydi’nin Washington’a yapması beklenen ziyaretin başarıyla sonuçlandırılması çağrısında bulundu.

Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)

Dış politikanın yeniden yönlendirilmesi

Mustansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi İsam el-Feyli’ye göre son dönemde yaşanan bölgesel gelişmeler, Irak’ı bölgesel dengeler içindeki konumunu yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

El-Feyli, bölgenin tanık olduğu son savaşın Irak’ı da etkilediğini belirterek, bunun Irak’ın dış politika karar alma süreçlerinde daha bağımsız bir çizgi izlemesini zorunlu kıldığını söyledi. Pek çok ülkenin Bağdat’ı Tahran’a en yakın başkentlerden biri olarak gördüğüne dikkat çeken el-Feyli, bu algının da Irak’ın dış politika yaklaşımını etkilediğini ifade etti.

Zeydi’nin son dönemdeki girişimlerinin, Irak’ın Arap dünyası ve uluslararası toplumla daha dengeli ilişkiler kurma isteğine işaret ettiğini kaydeden el-Feyli, bunun aynı zamanda hükümetin karşı karşıya bulunduğu iç siyasi ve ekonomik sorunlarla da bağlantılı olduğunu dile getirdi.

El-Feyli, Bağdat’ın İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınamasını, Irak dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirdi. Mevcut bölgesel ve uluslararası dönüşümlerin, Irak’ın İran’a yakın konumunu sürdürmesini geçmişe kıyasla daha az avantajlı hale getirdiğini savunan el-Feyli, bu yaklaşımın artık yalnızca Zeydi’nin kişisel tercihi olmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan el-Feyli, Irak siyasi sistemi içinde giderek güçlenen bir kanaatin, mevcut gelişmelerin Tahran’la sıkı bağların sürdürülmesine hizmet etmediği yönünde olduğunu belirtti. El-Feyli ayrıca, Bağdat-Washington ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesine ilişkin Amerikan talepleri arasında İran destekli silahlı gruplar dosyasının da bulunduğunu ifade etti.

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının kınanmasının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen el-Feyli, Irak hükümetinin bunu artık doğrudan bir ulusal çıkar meselesi olarak gördüğünü kaydetti.

Öte yandan Kufe Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Galib ed-Daami, mevcut göstergelerin Irak’ın hızla ABD ile ilişkilerini güçlendirme ve İran ekseninin etkisinden kademeli olarak uzaklaşma yönünde ilerlediğini ortaya koyduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Daami, bu dönüşümün en belirgin göstergelerinden birinin, silahlı grupların nüfuzunu sınırlandırmaya ve silahları devletin elinde toplamaya yönelik yürütülen çalışmalar olduğunu belirtti. Bunun, ülke içindeki güç dengelerinde somut bir değişime işaret ettiğini ifade eden Daami, resmî güvenlik kurumlarının rolünün güçlenmesinin ve devlet dışı silahlı yapıların etkisinin azalmasının daha istikrarlı bir devlet yapısının oluşmasına katkı sağlayacağını vurguladı.

Daami’ye göre bu süreç, Irak ekonomisinin desteklenmesi için daha elverişli bir ortam oluştururken, bölgesel çatışmaların ve rekabet halindeki eksenlerin ülkenin kalkınma süreci üzerindeki etkisini de azaltabilir.


Lübnan Başbakanı, Hizbullah'ın verdiği sözleri yerine getirmesini istedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
TT

Lübnan Başbakanı, Hizbullah'ın verdiği sözleri yerine getirmesini istedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, Hizbullah’a ülkeyi kurtarma, Lübnan'ın ulusal çıkarlarını İran'ın çıkarlarının üstünde tutma ve İsrail ordusunun Güney Lübnan'dan çekilmesini sağlamak adına hükümetle aynı çizgide hareket etme çağrısında bulundu.

Reuters haber ajansına konuşan Selam, Hizbullah’ın esnek davranması gerektiğini belirterek, "Hizbullah bizden daha hızlı olmalı ya da en azından bizimle aynı hızda hareket ederek Washington’da yürüttüğümüz müzakerelere desteğini ilan etmelidir" dedi.

ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan arasında yürütülen bu doğrudan müzakerelerin bir sonraki turunun 22 Haziran'da yeniden başlaması planlanıyor.

Görüşmelere yakın Lübnanlı bir kaynak Şarku’l Avsat’a, Beyrut yönetiminin İsrail ile bağımsız bir şekilde masaya oturma kararının Tahran'da büyük bir öfkeye yol açtığını belirtti. Kaynağa göre İran, bu adımı Washington ile yürüttüğü büyük pazarlıklarda elindeki en güçlü müzakere kartlarından birinin alınması olarak değerlendiriyor.

Lübnan tarafı, İsrail’in ülkeden tamamen çekilmesini ve yüz binlerce yerinden edilmiş sivilin Lübnan ordusunun denetimi altında evlerine geri dönmesini sağlayacak kalıcı bir ateşkesi müzakerelerin temeli olarak talep ediyor. İsrail ise işgal ettiği topraklardan çekilmeden önce, en azından Güney Lübnan’da Hizbullah’ın askeri bir güç olarak tamamen tasfiye edilmesini ve askeri varlığının bittiğinin kanıtlanmasını şart koşuyor.

Biz müstakil bir devletiz, adımıza kimse müzakere edemez

Başbakan Selam, bölgedeki karmaşık diplomatik trafiğe ve özellikle İslamabad merkezli yürütülen (ABD-İran) arabuluculuk görüşmelerine de değindi. Lübnan'ın bölgedeki her gelişmeden etkilendiğini kabul eden Selam, ancak müstakil bir devlet olarak müzakere etme kararlılığını şu sözlerle yineledi:

"İslamabad’daki müzakere sürecinden elbette etkileniyoruz. En sonunda sonuçları ve acısı bizim topraklarımızda yaşanan bir savaş var. Bölgedeki savaştan da barıştan da sakinleşmeden de etkileniriz. İslamabad ya da başka bir yerdeki gelişmelerin üzerimizde yansımaları olması doğaldır. Eğer bu süreç bölgede bir ateşkese ve sakinleşmeye yol açacak ise bundan kesinlikle biz de faydalanırız. Ancak Lübnan adına hiç kimse müzakere yürütemez."

Selam, Lübnan devletinin ülke için en az maliyetli yolu seçtiğini vurgulayarak, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını bir "İsrail şartı" olarak görmeyi reddetti ve sert bir üslupla şunları söyledi:

"Artık bu boş lafları bir kenara bırakalım. Lübnanlılar daha 1989 yılındaki Taif Anlaşması'nda Lübnan devletinin otoritesinin tüm ülke topraklarında tesis edilmesi konusunda anlaşmışlardı. Biz de hükümet programımızda bu hususu onayladık; silahın sadece devletin elinde olması ve savaş-barış kararının yalnızca devletin tekelinde kalması gerektiğini vurguladık. Şimdi soruyorum: İsrail bizimle masaya oturup hükümet programımızı yazmamıza yardım mı etti? Elbette hayır."

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kenti civarına yaptığı bombardıman (Reuters)İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kenti civarına yaptığı bombardıman (Reuters)

Hizbullah ile sürekli iletişim halinde olduklarını belirten Başbakan, "Hizbullah'tan tek istenen taahhütlerine sadık kalmasıdır. Güney Lübnan'ın silahlardan arındırılmış bir bölge olması gerekiyor. Hizbullah, programında silahın sadece devlete ait olduğunu vurgulayan bu hükümete iki kez güvenoyu verdi. Kendisinden bundan fazlası istenmiyor" ifadelerini kullandı.

Hizbullah müzakereleri "utanç verici" buldu

Hizbullah ise Lübnan ve İsrail hükümetlerinin Washington’daki görüşmelerde üzerinde uzlaştığı ateşkes planını sert bir dille reddetti. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, yürütülen müzakereleri "utanç verici" olarak nitelendirerek Washington’da varılan çerçeveyi, "Lübnan halkının bir kısmını yok etme, geri kalanını ise köleleştirme yol haritası" diyerek geri çevirdi.

Bu tepkiye doğrudan cevap veren Başbakan Selam, Hizbullah'a seslenerek, "Eğer gerçekten iddia ettiğin gibi kendi tabanını, halkını ve onların yaşadığı trajedileri önemsiyorsan, senden tek beklenen taahhütlerine sadık kalmandır. Senden fazlasını istemiyoruz" şeklinde konuştu.

Washington yönetimi, Lübnan-İsrail müzakerelerinin geleceğine dair henüz kesin bir garanti sunmuş değil. Ancak Selam, bu konuda siyasi dedikodulara kulak asmamak gerektiğini belirterek, "Hakem düdüğünü Amerikan arabulucuya bırakmak en doğrusudur" dedi.

Öte yandan Tahran, Lübnan’da bir ateşkes sağlanmasını, Washington ile yürüttüğü daha geniş kapsamlı bölgesel anlaşmanın ön şartı haline getirmeye çalışıyor. Dün ABD ve İran kanadından gelen açıklamalar, iki büyük güç arasında savaşı sonlandıracak bir uzlaşı metnine çok yaklaşıldığını ve Washington'un önümüzdeki günlerde bir ön anlaşmaya imza atabileceğini gösteriyor.

Başbakan Selam ise iç cephedeki asıl düğümü şu sözlerle özetledi: "Bizim Hizbullah ile sorunumuz, Hizbullah'ın silahıdır. Biz onu Lübnanlı siyasi bir güç olarak kabul ediyoruz ve sadece Lübnan'a karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesini istiyoruz."