Sudan'da paralel bir hükümetin kurulması siyasi bir illüzyon yaratma ve şiddeti meşrulaştırmadır

Bu hamle, siyasi elitler arasında değerler ve egemenlik sisteminin çöküşünü yansıtan trajik bir paradoks

Muhammed Hamdan Dagalu 2019 yılında Hartum'un kuzeybatısında etrafındakileri selamlarken (AFP)
Muhammed Hamdan Dagalu 2019 yılında Hartum'un kuzeybatısında etrafındakileri selamlarken (AFP)
TT

Sudan'da paralel bir hükümetin kurulması siyasi bir illüzyon yaratma ve şiddeti meşrulaştırmadır

Muhammed Hamdan Dagalu 2019 yılında Hartum'un kuzeybatısında etrafındakileri selamlarken (AFP)
Muhammed Hamdan Dagalu 2019 yılında Hartum'un kuzeybatısında etrafındakileri selamlarken (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) lideri Orgeneral Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) başkanlığındaki Sudan Kurucu İttifakı, 26 Temmuz 2025 günü Sudan hükümetine paralel bir hükümet kurduğunu ve bu hükümete ‘Barış Hükümeti’ adını verdiğini duyurdu.

Söz konusu paralel hükümet, Hamideti'nin başkanlığını yaptığı ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) lideri Abdulaziz el-Hılu’nun başkan yardımcılığını üstlendiği on beş üyeden oluşan bir başkanlık konseyi tarafından yönetiliyor.

‘Barış Hükümeti’ bu hayali hükümetteki görevlerin ve koltukların dağılımı konusunda Sudan Kurucu İttifakı içinde yaşanan şiddetli anlaşmazlıkların ardından ilan edildi. Sudan Kurucu İttifakı, Endülüslü şairin ifadesiyle ‘yerinde olmayan krallık unvanları’ olarak tanımlanabilir.

Paralel hükümetin duyurusu ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) oluşan dörtlü grubun 30 Temmuz 2025 Çarşamba günü Sudan krizini görüşmek üzere yapacağı toplantıdan birkaç gün önce yapıldı. Hemen ardından ABD Dışişleri Bakanlığı Dörtlü Toplantı’nın ertelenmesi kararı alındığını duyurdu. Sudan Kurucu İttifakı liderleri, toplantıda kendilerinden bahsedilmesi, tanınmaları veya Port Sudan'daki resmi Sudan hükümetiyle eşit muamele görmeleri umuduyla, anlaşmazlıklarını geçici olarak bir kenara bırakıp bu hükümetin kurulduğunu alelacele duyurmaya karar vermiş gibi görünüyorlar. HDK ile aynı görüşte olan bazı siyasi taraflar Port Sudan merkezli resmi hükümetine karşı Nyala merkezli paralel hükümeti öne çıkararak bu söylemi yaymaya başladılar.

Eski Başbakan Dr. Abdullah Hamduk liderliğindeki Sivil Demokratik İttifak Genel Sekreteri Sadık el-Mehdi, paralel hükümetin ilan edilmesinin ardından, barışı sağlama ve Sudan'ın birliğini koruma vizyonunu çerçevesinde Sudan Kurucu İttifak’ı ile temasa geçmeyi planladıklarını ifade etti.

Paralel hükümet, bazı bölgesel tarafların HDK'ya sağladığı dış destek ve silahlandırma imajını, geniş tartışmalara yol açtıktan sonra kabul edilebilir bir şekilde yeniden sunmak amacıyla kuruldu. Söz konusu taraflar, hükümet dışı milisleri destekledikleri için uluslararası platformlarda zor durumda kalmış durumdalar. ABD hükümetinin resmi sınıflandırmasına göre bu milisler savaş suçları, soykırım ve zulümle suçlanıyor.

Sudan Ulusal Müzesi’nin tahrip edilmesi ve yağmalanması, 7000 yılı aşkın bir kültürel mirasın yok olmasına yol açarak barbarlığın en belirgin örneği oldu.

Resmi hükümetlere benzer bir yapıda paralel bir hükümet kurarak, HDK ve onun arkasında duranlar, şimdiye kadar bu milisleri silahlandırmaya devam eden destekçi ülkelerin siyasi, diplomatik ve ahlaki açıdan zor durumda kalmasını önlemeye çalışıyor. Uluslararası eleştirilere ve bu konunun Birleşmiş Milletler raporlarından dünya basınına kadar geniş bir ölçekte ifşa edilmesine rağmen, bu ülkeler imajlarını düzeltmek ve kendilerini dünyaya tanıtmak için yüz milyonlarca dolar harcadıysa da imajları ve itibarları ciddi zarar gördü. Sudan'daki mevcut savaş sırasında HDK milislerini silahlandırarak destekledikleri suçlar ve zulümler nedeniyle imajlarını ve itibarlarını hızla kaybettiler. Paralel hükümetin ilan edilmesi, bu desteği resmileştirme girişimi olabilir. Böylece BM veya Afrika Birliği (AfB) gibi uluslararası platformlarda, sadece silahlı bir grubu değil, barışı ve istikrarı sağlamaya çalışan bir ‘hükümeti’ desteklediklerini savunabilirler.

dfgthyu
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, 29 Nisan’da Port Sudan'da düzenlenen kamu hizmeti konferansına katıldığı sırada (AFP)

Paralel hükümetin duyurulmasıyla HDK'nın istikrarı bozmaya çalışan silahlı bir grup olarak değil, yönetim vizyonuna sahip organize bir siyasi oluşum olarak sunulması amaçlanıyor.

Paralel hükümetin destekçileri de kontrol ettikleri bölgelerde vatandaşlara hizmet edecekleri vaatleriyle bu hükümeti tanıtmaya çalışıyor.

Ancak gerçekler, HDK'nın kontrol ettiği bölgelerde herhangi bir yönetim modeli sunmada büyük bir başarısızlık yaşadığını ortaya çıkardı. Bu güçler Hartum ilini ele geçirdiğinde her yere kaos ve şiddet hakim oldu, binlerce kişi öldürüldü ve yerinden edildi, vatandaşların evleri işgal edildi ve yağmalandı, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş cinsel şiddet ve tecavüz suçları yaygın olarak işlendi. Başkentte su ve elektrik terminalleri ile hastaneler başta olmak üzere sivil altyapı tahrip edildi. Sudan Ulusal Müzesi’nin tahrip edilmesi ve yağmalanması, 7000 yılı aşkın bir kültürel mirasın yok olmasına yol açarak barbarlığın en belirgin örneği oldu.

Paralel hükümetin ilanı, Sudan'daki çatışmanın taraflarını HDK ve Sudan Kurucu İttifakı’nın çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden tanımlamayı amaçlıyor.

Bunun ötesinde paralel hükümetin ilanı, Sudan'daki çatışmanın taraflarını HDK ve Sudan Kurucu İttifakı’nın çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden tanımlamayı amaçlıyor. HDK'yı Sudan ordusuyla karşı karşıya gelen silahlı milis gücü olarak sınıflandıran doğrudan bir tanımlama yerine yönetim yapısı ve siyasi programı olan paralel bir siyasi taraf olarak göstermeye çalışıyor. Bu dönüşüm, Sudan'daki siyasi ortamı karıştırmayı ve uluslararası ve bölgesel aktörlere HDK'yı sadece bir askeri grup değil, meşru bir siyasi oluşum olarak kabul etmeleri için bir gerekçe sunmayı hedefliyor. Bu adım sembolik bir anlam taşıyor, çünkü çatışmaya ilişkin algıyı meşru hükümet ile isyancılar arasındaki bir çatışma olmaktan çıkarıp iki rakip hükümet arasındaki bir çatışma olarak konumlandırmayı amaçlıyor. Bu da HDK'ya meşruiyete daha yakın bir siyasi konum kazandırarak gelecekteki müzakerelerin önünü açıyor. Bu durum, özellikle kapsamlı bir siyasi çözüm bulunması için uluslararası baskıların olduğu bir ortamda, iki tarafı eşit konuma getirir.

fghyju
Başkent Hartum'a dönerken bir otobüs durağında bekleyen Sudanlı mülteciler, 28 Temmuz 2025 (AFP)

Bu son gelişme tüm bunların yanında Sudan'daki siyasi ve toplumsal güçler arasında kutuplaşmayı pekiştirme ve bundan yararlanma çabasını da yansıtıyor. Paralele hükümetin kurulması, esasen Tekaddum İttifakı’nın bölünmesine yol açtı. Bölünmeler, ittifakı oluşturan siyasi partilere de sıçradı. Ulusal Ümmet Partisi, HDK hükümetinin yasama meclisine başkanlık eden liderinin destekçileri ile parti içindeki diğer parçalanmış gruplar arasında bölündü.

HDK, krizi aşmak için ciddi bir siyasi proje ya da devletin yeniden inşası sürecinde doğal bir gelişme değil, devlet kavramının kendisinden uzaklaşmanın, dış gündemlere ve dış desteğe hizmet etmenin bariz bir örneğidir.

Paralel hükümetin ilanını gerçek bağlamında ele aldığımızda, HDK hükümetini krizi aşmak için ciddi bir siyasi proje olarak göremeyiz. Bu hükümet, devletin yeniden inşası sürecinde doğal bir gelişme ya da herhangi bir şekilde bir ilerlemeyi temsil etmiyor. Aksine bu, HDK ve müttefiklerinin devlet fikrinden tamamen uzaklaşmaya çalıştıklarının açık bir göstergesi. İktidar, meşruiyet, hizmetler, vizyon veya performanstan değil, silahlı kontrol, dış gündemlere hizmet ve dış destekten kaynaklanıyorsa bizi bekleyen çözümün başlangıcı değil, yerel ve uluslararası aktörleri eşit derecede etkileyen derin bir ahlaki ve siyasi çıkmaz olacaktır.

Soykırım, tecavüz ve yağma gibi suçlar işleyen silahlı bir gruba devlet kimliği kazandırmak, bu grubun doğasını değiştirmez, sadece suçun sınırlarını değiştirir. Artık sistem ve hukukun dışında milislerin işlediği bir suçtan, ‘hükümet’ ve ‘barış’ adı altında işlenen organize bir suça dönüşür. Bu noktada, politika standartları, meşruiyetin anlamları ve mümkün ve kabul edilebilir sınırlar bozulur. Bu durum, HDK ile genel olarak aynı görüşleri paylaşan güçlerin davranışlarında açıkça görülüyor. Örneğin, paralel hükümetin kurulmasını reddeden Sivil Demokratik İttifak, Sudan Kurucu İttifakı'nın üyeleriyle iş birliği yapmayı kabul ettiğini ve hatta onlarla iletişim kurmaya çalıştığını açıklamıştır. Bu kişiler, Tekaddum İttifakı'nın eski üyeleridir! Oysa Sudan hükümetiyle iletişim kurmayı dahi kınama, suçlama ve hakaretlerle karşılıyorlardı. Bu da Sivil Demokratik İttifak’ın, devletin yok edilmesini ‘Kadamul (geleneksel bir giysi) giyen Cancavidler Cumhuriyeti’ lehine meşrulaştırma girişimine karıştığını açıkça ortaya koyuyor.

xcdfgthy
Dünya Gıda Programı’nın Harum'daki binası, 28 Temmuz 2025 (AFP)

Bu paralel hükümetin ilan edilmesi, suçu devletin ritüelleriyle meşrulaştırarak gerçeği yeniden tanımlama girişimidir. Bu, trajik bir Sudan paradoksu olup, siyasi elitlerin büyük bir kısmının değerler ve egemenlik sisteminin çöküşünü yansıtıyor. Bu kesim, arındırıcı sloganlarla kendini korumaya çalışırken, anlatılarıyla adeta vatanın kalbine bir hançer saplıyor.

En büyük tehlike bu hükümetin varlığında değil, ona normal bir siyasi taraf olarak muamele etmeyi kabul etmekte yatıyor. Çünkü bu kabul, hukukun üstünde bir güç olmadığı ilkesini zayıflatıyor. Bu zihniyet silah mantığını, düzen ve hukukun üstünlüğü mantığının üstünde görüyor. Bu yol, teşvik edilmeye ve tekrarlanmaya devam edilirse, ülkeyi parçalanmanın derinleşmesine, milis modelinin yaygınlaşmasına ve HDK’nın devletin yerine hakim olduğu her yerde uyguladığı orman kanunlarının yaygınlaşmasının da önünü açar.

Burada, Sudanlı siyasi ve sivil aktörlerin ve uluslararası toplumun görevi, bu sembolik hükümeti reddetmekle sınırlı kalmayıp, devam eden çatışmanın özünü bilgi labirentindeki anlatılar, yalanlar ve iddialarla değil, gerçekler ve olgular temelinde ele almak olacak. Çünkü gerçekler ve yakın geçmişteki olaylar bunları yalanlıyor. Sivil sistemin yeniden merkezde yer alması için gerçeğin seçici bir şekilde sunmayı ve arzular temelinde tasvir etmeyi değil olduğu gibi kabul edilmesi gerekiyor. Çünkü HDK'nın kontrolü altında en büyük kötülüğü kendi gözleriyle gören ve yaşayan Sudanlılar bu yalanlara kanmaz. Aynı zamanda dikkatin sloganların şeklinden, otoriter eğilimlerin örtbas edilmesinden ve dış gündemlere hizmetten, gerçek bir devletin inşasının temelleri olan adalet, hesap verebilirlik, katılım ve korumaya çevrilmesi gerekiyor.



Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.


Mısır: Sisi'ye suikast düzenlemeyi planlamakla suçlanan Hasm Örgütü üyeleri gözaltına alındı

Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
TT

Mısır: Sisi'ye suikast düzenlemeyi planlamakla suçlanan Hasm Örgütü üyeleri gözaltına alındı

Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)

Mısır İçişleri Bakanlığı, Mısır tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler Örgütü’ne bağlı terör hareketi ‘Hasm’ üyelerinin, ‘devletin güçlerine zarar vermeyi amaçlayan terör eylemleri planlamak ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye suikast girişiminde bulunmak’ suçlamasıyla gözaltına alındığını duyurdu.

Bakanlık tarafından dün yapılan açıklamada, Hasm Hareketi üyelerine yönelik operasyonlar kapsamında Müslüman Kardeşler Örgütü liderlerinden Mahmud Muhammed Abdulvunis'i gözaltına aldığını duyurdu.

Bakanlık, bunun devlete zarar vermeyi amaçlayan eylemlere karışan Hasm Hareketi üyelerinin takibi kapsamında gerçekleştiğini ve bu eylemler arasında, 7 Temmuz'da Mısır güvenlik güçlerinin baskınlarından önce, hareketin iki üyesi olan Ahmed Muhammed Abdurezzak ve İhab Abdulatif Muhammed'in güvenlik ve ekonomik tesislerin yanı sıra başkanlık uçağını hedef alan operasyonlar gerçekleştirmeye zorlanmasının da yer aldığını ekledi. Açıklamaya göre hareket üyelerine ait bir sığınağa yapılan baskın sonucunda iki Hasm üyesi öldürüldü.

Bakanlığın açıklamasında, terörist Ali Mahmud Abdulvunis'in birçok terör davasında müebbet hapis cezasına çarptırıldığını belirtildi. Bu davalardan başlıcaları arasında, ‘başkanlık uçağını hedef almaya teşebbüs’ ve ‘Şehit Yarbay Macid Abdurrazık suikastı’ ile ilgili 2022 yılına ait 120 numaralı dava yer alıyor.

vvf
2013 yazında yanan Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Kahire'deki merkezi (Getty)

İçişleri Bakanlığı'nın açıklaması, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyesinin planladığı terör eylemleri ve Hasm Hareketi’ne mensup diğer üyeler hakkındaki itiraflarına eşlik etti.

Abdulvunis, aralarında Menufiye vilayetindeki el-Acezi Kontrol Noktası’na düzenlenen saldırı, Tanta şehrindeki polis eğitim merkezine düzenlenen bombalı saldırı (bu saldırıda çok sayıda polis memuru şehit oldu ve yaralandı) ve el-Obur şehrinde evinin önünde öldürülen Tuğgeneral Adil Ragai'nin suikastı da dahil olmak üzere birçok terör eylemine katıldığını itiraf etti.

Ayrıca, Müslüman Kardeşlerin kaçak liderlerinden Yahya Musa’nın (Hasm Hareketi’nin kurucusu) talimatıyla 2016 yılında komşu ülkelerden birine sızdığını, Hişam Aşmavi (idam edildi) tarafından kurulan el-Murabitun Örgütü’nün liderleriyle temas kurduğunu ve Hasm Hareketi üyelerini uçaksavar füzeleri, ağır silahlar ve patlayıcıların kullanımı konusunda eğitmek üzere komşu ülkelerden birinde bir kamp kurduğunu da anlattı.

Abdulvunis, yurtdışına kaçan Hasm Hareketi liderleri Yahya Musa, Muhammed Refiqk İbrahim Menna, Alaa Ali Ali el-Samahi ve Muhammed Abdulhafız Abdullah Abdulhafiz ile birlikte 2019 yılı boyunca ülkede bazı terör eylemleri gerçekleştirmeyi planladıklarını ve hareketin eğitimli unsurlarını bomba yüklü araçlar hazırlamaya yönlendirdiklerini, bunlardan birinin Kahire’nin orta kesimlerindeki Onkoloji Enstitüsü önünde patladığını açıkladı. Ayrıca 2025 yılında, yurtdışında bulunan teröristler Mahmud Şehte Ali el-Ced ve Mustafa Ahmed Muhammed Abdulvehhab'ı, saldırı eylemleri gerçekleştirmek üzere ülkeye dönmeye cesaretlendirdiklerini itiraf eden Abdulvunis, ancak güvenlik güçleri tarafından tespit edilip yakalandıkları için bunu başaramadıklarını ifade etti.

scds
Mısır'da Müslüman Kardeşler üyelerinin yargılandığı, daha önce yapılan bir duruşmadan bir kare (AFP)

Hasm Hareketine atfedilen son operasyonlar 2019 yılında gerçekleşti. Mısırlı yetkililer, o yıl Hasm Hareketi’ni Kahire’deki Onkoloji Enstitüsü çevresinde 22 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açan bir araba bombalamasına karışmakla suçlamıştı. Ayrıca, hareketin 2016 yılında, Mısır'ın eski Müftüsü Ali Cuma ve Başsavcı Yardımcısına saldırı hazırlığında olduğu ve Fayum ilindeki Tamiya Emniyet Müdürü'ne suikast düzenlediği iddia ediliyor. Hasm Hareketi 2019 yılında kendisini resmi olarak ilan etmişti.

Uluslararası terörle mücadele uzmanı Hatem Sabir’e göre Mısır İçişleri Bakanlığı'nın Hasm Hareketi üyelerinin gözaltına alındığını duyurması, Müslüman Kardeşlerin Mısır'ı terör eylemleriyle hedef almaya devam ettiğini gösterdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Sabir, Müslüman Kardeşler örgütünün artan bölgesel zorluklara rağmen Mısır'ı hedef almaya devam ettiğini söyledi.

Başta Genel Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii olmak üzere Müslüman Kardeşler liderlerinin çoğu, 2013 yılında İhvan’ın iktidardan ayrılmasının ardından Mısır'da meydana gelen ‘şiddet ve cinayet’ davaları nedeniyle Mısır hapishanelerinde tutulurken, diğer üyeler ise ülke dışında ikamet ediyor.

Sabir, yakalanan teröristin, aralarında başkanlık uçağının hedef alınması da dahil olmak üzere itiraf ettiği terör eylemlerinin, ‘bazı istihbarat teşkilatlarının örgütü desteklediğini yansıttığını’ belirtti, ancak bu istihbarat teşkilatlarının adı açıklamaktan kaçındı. Bu tür operasyonların planlanmasının herhangi bir örgüt veya hareketin kapasitesini aştığını söyleyen Sabir, bu operasyonların temel amacının Mısır devletinin siyasi ve ekonomik kapasitesine zarar vermek olduğunu vurguladı.

Öte yandan Mısır İçişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, ülkenin güvenliğini ve istikrarını sarsmayı hedefleyen Müslüman Kardeşler örgütü ve destekçilerinin planlarına karşı kararlılıkla mücadeleye devam edeceğini teyit etti.