İran'ın Irak'taki nüfuzu azalıyor, ancak tamamen son bulur mu?

Bu durum, ABD’nin nüfuzunu genişletme fırsatı sunar mı?

Görsel: Nesma Moharam
Görsel: Nesma Moharam
TT

İran'ın Irak'taki nüfuzu azalıyor, ancak tamamen son bulur mu?

Görsel: Nesma Moharam
Görsel: Nesma Moharam

Robert Ford

Washington Enstitüsü’nden Irak, İran ve Körfez ülkelerinin askeri ve güvenlik meseleleri uzmanı Michael Knights, İran ile İsrail ve ABD arasında on iki gün süren savaşın ardından 10 Temmuz'da “A moment of great opportunity for expanding US influence in Iraq... and reducing Iranian influence” (ABD'nin Irak'taki nüfuzunu artırmak ve İran'ın nüfuzunu azaltmak için büyük bir fırsat) başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Knights, 12 gün boyunca Irak'taki İran yanlısı milislerin gösterdikleri göreceli zayıflığa ve itidale işaret etti. İran'ın Irak'taki nüfuzunun azaldığı açıkça görülüyordu, peki tamamen sona erer mi?

ABD Hazine Bakanlığı'nın uyguladığı yaptırımlar, Irak'ın İran'dan enerji ithalatını azalttı. Bu da İran'ın Bağdat üzerindeki en önemli baskı araçlarından birinin zayıflaması anlamına geliyordu. Irak'ı vuran şiddetli sıcak dalgaları nedeniyle bu konu daha da hassaslaştı. Elektrik kesintileri artık sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda çok hassas bir siyasi mesele haline geldi. Son haftalarda Bağdat, Vasit, Diyaniye ve Necef şehirlerinde, tekrarlanan elektrik kesintilerine karşı protesto gösterileri düzenlendi. Irak halen yaklaşık 27 gigawatt/saat elektrik üretiyor, ancak yaz aylarında talep 45 gigawatt/saatin üzerine çıkabiliyor.

İran, Irak'ın kaynaklarını çeşitlendirmesini engellemeye ve 2020 yılında, dönemin Başbakanı Haydar İbadi’nin hükümetine baskı uygulayarak Suudi Arabistan ile Irak'a elektrik tedarik etmek üzere bir anlaşma imzalamaktan vazgeçirmeye çalıştı.

Irak hükümeti ABD’nin İran'a ticari mallar karşılığında ödeme yapan ülkeleri hedef alan yaptırımlarından on yıllığına muaf tutulmayı talep etti. Hem ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk yönetimi hem de eski Başkan Joe Biden yönetimi, ödemelerin üçüncü bir ülkedeki özel bir banka hesabına yatırılması ve belirli amaçlar için kullanılması şartıyla bu muafiyetleri kabul etti. Irak geçtiğimiz yıl İran'dan günlük yaklaşık 1,5 gigawatt/saat elektrik ithal ediyordu, ancak bu ticaret, Trump’ın ikinci yönetiminin Bağdat'a Tahran'dan ithal ettiği elektriğin bedelini ödemesine izin veren yeni bir muafiyet vermeyi reddetmesi üzerine geçtiğimiz mart ayında sonlandırıldı.

ABD yönetimi şimdiye kadar Irak'a İran'dan doğal gaz ithal ettiği için yaptırım uygulamadı. Oysa doğalgaz ithalatı elektrik ithalatından daha önemli. Çünkü doğalgaz ithalatı –tam kapasiteyle çalıştırıldığında– Irak'ın toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 30'unu oluştururken, İran'dan ithal edilen elektrik yüzde 4'ü geçmedi.

Trump'ın ilk döneminden bu yana Washington, Bağdat'a alternatif elektrik ve doğal gaz kaynakları geliştirmesi ve İran'a bağımlılıktan uzaklaşması için baskı yapmaya devam etti. Bazı Iraklı eski yetkililer, İran'ın Irak'ın kaynaklarını çeşitlendirmesini engellemeye çalıştığını belirtti. Irak’ın eski Elektrik Bakanı Kasım el-Fahdavi, 2020 yılında yerel bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, İran'ın (dönemin) Başbakan Haydar İbadi hükümetine baskı yaparak Suudi Arabistan ile Irak'a elektrik tedarik etmek üzere bir anlaşma imzalamaktan vazgeçirmeye çalıştığını söyledi. İbadi'nin o dönemde İran'ın elektrik ihracatında kasıtlı bir azalma olduğunu fark ettiğini belirten Fahdavi, bu durumun halk arasında büyük öfkeye neden olduğunu ve bunun da Tahran'ın bir baskı aracı olarak görüldüğünü belirtti.

Iraklı Şii siyasetçi Baha Ali Araji‎, 2018 yılında bir televizyon kanalına verdiği röportajda, İranlıların kendisi ekonomi bakan yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde (2013-2015) Irak hükümetine baskı uygulayarak Körfez ülkeleriyle elektrik tedariki konusunda anlaşma yapmamasını sağladığını söylemişti.

Irak hükümeti, İran’ın bu gizli baskısına rağmen 2022 yılına gelindiğinde, doğrudan ABD'nin baskısı altında ve İran'ın güvenilmezliği ve yüksek maliyetli tedariklerinden bıkmış halde yeni tedarikçilere yönelmeye başladı. Bağdat, o yıl Riyad ile Irak sınırındaki Yusufiye bölgesine 1 gigawattlık elektrik ithal etmek için elektrik iletim hatları inşa etmek üzere bir anlaşma imzaladı.  Proje halen devam ediyor.

İran'ın Irak'taki nüfuzu artık sadece dış destek veya silahlı milislerle sınırlı kalmayıp Tahran'ın müttefiklerinin Irak devlet kurumlarına entegrasyonuna kadar uzanıyor.

Aynı yıl Irak, ülkenin güneyindeki Körfez bölgesi elektrik ağına bağlamak için Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ile bir anlaşma imzaladı. Aynı şekilde Ürdün ile de bir anlaşma imzalandı. Ürdün Ulusal Elektrik Şirketi Genel Müdürü geçtiğimiz mayıs ayında ülkenin resmi haber ajansı Petra'ya yaptığı açıklamada, ülkesinin ağustos ayında Irak'a 150 ila 200 megavat arasında elektrik ihraç etmeye başlayabileceğini söyledi. Bağdat ayrıca Türkiye'den 600 megavat elektrik ithal etmesini sağlayan bir anlaşma da imzaladı. Irak şu anda sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatı için tesisler kurmaya çalışsa da bu tesislerin hazır olması zaman alacak.

Bu yılın başlarında Irak hükümeti başka bir anlaşma daha imzaladı. Washington, Fransız Total şirketi ile şu anda petrol çıkarma sahalarında yakılan doğal gazı elektrik üretimi için bir kaynağa dönüştürmek üzere tesisler kurmak üzere bir anlaşma imzaladı. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, ABD yönetimine Irak'ın 2028 yılına kadar İran'ın gazına ihtiyaç duymayacağını bildirdi.

Derin devlet

İran'ın Irak'taki nüfuzu artık sadece dış destek veya silahlı milislerle sınırlı kalmayıp Tahran'ın müttefiklerinin Irak devlet kurumlarına entegrasyonuna kadar uzanıyor. İran, kendisine bağlı en önemli Şii İslamcı partileri bir araya getiren ve ‘Koordinasyon Çerçevesi’ olarak bilinen siyasi ittifak aracılığıyla Irak’taki nüfuzunu sürdürüyor. Bunun yanı sıra, İran'ın desteklediği başta Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) olmak üzere milis grupların siyasi temsilcileri de aktif olarak Irak siyasetinde rol oynuyor.

Koordinasyon Çerçevesi, İran'ın ülke içindeki nüfuzunun merkezini oluşturdu ve Tahran'ın çıkarlarını güvence altına almak için Irak parlamentosunu ve siyasi araçlarını kullandı. Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri, 2022 yılının ekim ayında Muhammed Şiya es-Sudani’yi başbakan olarak atamaya karar verdiler. Bu gelişme, İran'ın Bağdat'taki siyasi kararları, yönetim kurumları içindeki yerel temsilcileri aracılığıyla yönlendirme yeteneğini yansıttı.

ABD Askeri Akademisi (USMA) Terörle Mücadele Merkezi tarafından 2023 yılının aralık ayında yayınlanan bir raporda, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin sistematik adımlar atarak eski Başbakan Mustafa Kazımi'nin atadığı yetkilileri değiştirip yerine kendilerine sadık kişileri atadığını ortaya koydu. Raporda, Irak Ulusal İstihbarat Servisi (INIS) içinde iç güvenlikten sorumlu yeni bir müdür, gözetimden sorumlu başka bir müdür ve casuslukla mücadeleden sorumlu üçüncü bir müdür atandığı belirtildi. İç güvenlikten sorumlu Irak Ulusal Güvenlik Konseyi düzeyinde ise İslami Dava Partisi'ne mensup bir müdür ve İran'a sadık en önemli milis gruplarından biri olan Asaib Ehl-i Hak grubundan bir isim yardımcısı olarak atandı.

Koordinasyon Çerçevesi güçleri liderleri aynı şekilde havaalanları, limanlar, sınır ve gümrük idareleri ile başlıca bakanlıklardaki üst düzey pozisyonlara atamalar konusunda müzakere ettiler. Bakanlıklar ve kurumlardaki bu üst düzey yetkililer, projelere sözleşme ve onay verme yetkisine sahipler, bu da onlara genel bütçe kaynaklarını müttefiklerine ve İran'la bağlantılı gruplara yönlendirmelerine olanak tanıyor.

Bunun da ötesinde İran'a bağlı birçok milis grubunu bünyesinde barındıran Haşdi Şabi, hepsi olmasa da Irak hükümeti tarafından doğrudan finanse ediliyor. Haşdi Şabi’nin devlet bütçesindeki payı 2020 yılında 2,16 milyar dolardı. Bu rakam, 2024 bütçesinde 3,4 milyar dolara yükseldi. Hükümet, Haşdi Şabi liderlerine daha fazla ayrıcalık tanıdı ve 2023 bütçesinde üye sayısını 122 binden 238 bine çıkarmalarına izin verdi. Hükümetin sağladığı finansmanın kısa vadede sıkı bir denetime tabi tutulmaması, Washington'da büyük endişe yaratıyor.

Yolsuzluğun yaygınlaşması, kaynakların kötü yönetimi ve baskıdan duyulan korkunun artmasıyla Irak seçimlerine katılım oranları sürekli düşüş gösteriyor.

Petrole dayalı ve dolara bağlı Irak ekonomisinde para akışı olduğu her yerde, ABD Hazine Bakanlığı etkili baskı araçlarına sahipti. Bunun yakın zamandaki bir örneği olarak, iki ay önce Washington, İran’dan petrol kaçakçılığı yapmakla suçlanan İngiltere vatandaşı Iraklı zengin bir iş insanı ile kaçakçılık faaliyetlerinde kullanılan on iki tanker ve Hor ez-Zubeyr'deki bir nakliye istasyonuna yaptırım uyguladı. Bu olay, Irak'ın diğer petrol ihracatı faaliyetlerini aksatabilir ve hükümetin itibarını zedeleyebilir.

Bazı Iraklı siyasetçiler, geçtiğimiz haziran ayında Haşdi Şabi üyelerinin maaşlarının ödenmesindeki gecikmenin, ABD'nin Rafidain Bank’a baskı yaparak banka kartlarını bloke ettirmesinden kaynaklandığını iddia ederken, Irak hükümeti ve Haşdi Şabi yönetimi bu gecikmenin sebebinin ‘teknik bir sorun’ olduğunu öne sürdü.

ABD ve İsrail savaş uçakları ve füzeleri tek başına, İran'a sadık Şii İslamcı partilerin ve Haşdi Şabi güçlerinin Irak devleti üzerindeki hakimiyetini sarsamaz. Eğer İran'a yakın bir genel müdür, bakan yardımcısı veya istihbarat yetkilisi suikasta kurban giderse İran’ın müttefikleri o kişinin yerine yine İran’a sadık bir başkasını getirirler. Bu nüfuzu ortadan kaldırmanın tek yolu güç kullanmak değil, Iraklıların kendilerinin öncülüğünde iç siyasi hareketlerdir.

Koordinasyon Çerçevesi ve Haşdi Şabi sağlam yapılar gibi görünseler de gerçekte bariz zayıflıklarla boğuşuyorlar. 2019 yılında Irak'ın orta ve güney kesimlerinde Şii İslamcı partilerin ve milislerin hakimiyetine karşı başlayan ‘Tişrin Ayaklanması’nda, göstericiler birçok şehirde bu partilerin ve milislerin merkezlerini ateşe verdiler ve İran’ın Basra'daki konsolosluğuna saldırdılar. Halkın bu güçlerin meşruiyetine yönelik tehdidi, bu güçleri silahlı unsurları veya güvenlik güçleri üzerindeki kontrolü aracılığıyla aşırı şiddetle yanıt vermeye itti. Bu da binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden oldu. Uluslararası Af Örgütü’nin (UAÖ) 2023 yılında yayınlanan bir raporuna göre aynı partiler ve milislerin hakim olduğu Irak hükümeti hesap verdirme sözüne rağmen, çok sınırlı sayıda güvenlik görevlisini adalete teslim etti.

Yolsuzluğun yaygınlaşması, kaynakların kötü yönetimi ve baskıdan duyulan korkunun artmasıyla birlikte Irak'taki seçimlere katılım oranları sürekli düşüş gösteriyor. Irak’ta 2010 yılındaki seçimlerde yüzde 62 olan sandık başına gitme oranı, 2014 yılında yüzde 60'a, 2018 yılında yüzde 44'e ve 2021 yılında ise yüzde 43'e kadar geriledi. Bu gerileme, nüfusun çoğunluğunu oluşturan gençlerin büyük bir kısmının, İran'ın on yıldır hakim olduğu siyasi sisteme olan güvenini yitirdiğini yansıtıyor. Iraklı Şii din adamı Ali es-Sistani, halkın artan hoşnutsuzluğuna yanıt olarak ve devletin meşruiyetinin aşınmasından endişe duyarak, Bağdat'taki devlet kurumlarında yaygın olan yolsuzluğu düzenli olarak eleştirmeye devam ediyor, ancak belirli kişi veya kuruluşların isimlerini zikretmiyor. Sık sık silahların devletle sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Sistani, başta Haşdi Şabi olmak üzere milis grupların kontrol altına alınması gerektiğini ima ediyor.

Necef'te köklü bir dini aileden gelen dini ve siyasi lider Mukteda es-Sadr ise kendi milislerini yönetmesine rağmen, silahlı milislere doğrudan eleştiriler yönelterek daha açık ve cesur bir tavır sergiliyor. İran'ın Irak'ın iç işlerine müdahalesini kesin bir dille reddeden Sadr, özellikle de Şii siyasi partilerin, lideri olduğu Sadr Hareketi’nin 2022 seçimlerinde elde ettiği zaferin ardından parlamentoda hükümet kurmasını engellemelerinden sonra, parlamentodan tamamen çekilerek Koordinasyon Çerçevesi'nin azılı bir rakibi haline geldi.

“Birçok gözlemci, son zamanlarda IKBY’deki Erbil Havalimanı’nı ve petrol tesislerini hedef alan İHA saldırılarını, Kürtlere petrolle ilgili Bağdat'a baskı yapmamaları konusunda Haşdi Şabi tarafından yapılan bir uyarı olarak görüyor.

Sadr Hareketi’nden bir sözcü son dönemde yaptığı bir açıklamada, “Irak'taki siyasetin kokusu artık Iraklı değil, yabancı” diyerek, siyasi sürece yapılan dış müdahalenin boyutuna işaret etti. Sadr, devlet yapısına değişiklikler getirecek köklü reformlar yapılmasını istiyor. Bu reformlar arasında İran'a bağlı milislerin dağıtılması ve silahsızlandırılması, milis grupların unsurlarının Irak ordusu çatısı altında toplanması yer alıyor. Sadr, ülkede yaygın olan yolsuzluğun reform sürecini zorlaştırdığına ve mevcut denklemde reformu imkansız hale getirdiğine dair sağlam inancı nedeniyle önümüzdeki kasım ayında yapılacak seçimleri boykot etme kararı aldı.

Sadr'ın bu tutumu, parlamentoyu kontrol eden Şii partileri ve onlara bağlı milis grupları endişelendiriyor. Sadr, 13 Temmuz'da milis grupların lağvedilmesi de dahil olmak üzere reformist vizyonuna bağlı kalacak alternatif bir siyasi bloğu destekleyeceğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Irak merkezli haber sitesi Sotaliraq, 15 Temmuz'da, Koordinasyon Çerçevesi güçleri liderlerinin, Sadr’ın milis grupların silahlarını toplayacağına dair vaadini bir kez daha dile getiren Başbakan Sudani’yi desteklemesinden endişe ettiklerini, ancak Sudani’yi eleştirenlerin onun ciddiyetinden şüphe duyduklarını ve sadece Haşdi Şabi’nin kontrolü dışındaki milisleri hedef alabileceğini düşündüklerini aktardı.

Sudani’nin kendi siyasi bloğunu oluşturmaya başlaması ve bu sayede bağımsız bir taban kurmaya çalışması dikkati çekiyor. Sudani, böylece 2026 yılına kadar İslami Dava Partisi ve Fetih Koalisyonu gibi partilere olan bağımlılığını azaltabilir.

Her ne kadar İran’la bağlantılı Şii partiler dışında Irak'ın çeşitli bileşenlerini içeren yeni bir siyasi koalisyon oluşturmak zor bir görev gibi görünse de böyle bir koalisyonun kurulması ona önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan seçimlerden sonra parlamentoda çoğunluğu elde etmesi, gelecek hükümeti kurması, yeni bir başlangıç yapması, Tahran'a bağlı derin devleti, onunla bağlantılı yetkilileri görevden alarak ve milisleri kademeli olarak silahsızlandırarak lağvetmesi için gerçek bir fırsat sunabilir.

Ancak İran ile bağlantılı partiler ve milis grupların ellerindeki kontrolü ve mali nüfuzu korumak için yasal ve yasadışı tüm araçları, hatta şiddeti bile kullanacaklarına şüphe yok. Bu yöntemler daha önce 2022 yılında Sadr'ın hükümet kurma girişimlerini engellemek için kullanılmıştı. Söz konusu milis gruplar, 2024-2025 yıllarında İsrail veya ABD ile çatışmaya girmekte tereddüt etmiş olsalar da beka savaşı olarak gördükleri Irak'taki rakipleriyle şiddetli bir savaşa girmekten çekinmeyeceklerdir.

Birçok gözlemci, son zamanlarda IKBY’deki Erbil Havalimanı’nı ve petrol tesislerini hedef alan İHA saldırılarını, Kürtlere petrolle ilgili Bağdat'a baskı yapmamaları konusunda Haşdi Şabi tarafından yapılan bir uyarı olarak görüyor. Bu tür eylemlere önümüzdeki dönemde olabileceklerin habercisi gözüyle bakılıyor. Bu yüzden kasım ayındaki seçimlerden sonra alternatif bir koalisyon kurulsa bile bunun hemen ardından şiddetli bir siyasi çatışma ve belki de yeni bir şiddet dalgası yaşanması kaçınılmaz.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.