Ankara, Şam ve SDG arasındaki yakınlaşmayı bir tehdit mi yoksa bir fırsat olarak mı görüyor?

Türkiye anlaşmayı kabul ediyor ve anlaşmanın tüm maddelerine, özellikle de yıl sonuna kadar tam entegrasyon öngören maddeye tam olarak uyulması şartıyla anlaşmayı destekliyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi, 10 Mart'ta aralarında anlaşma imzalarken (Sosyal medya platformları)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi, 10 Mart'ta aralarında anlaşma imzalarken (Sosyal medya platformları)
TT

Ankara, Şam ve SDG arasındaki yakınlaşmayı bir tehdit mi yoksa bir fırsat olarak mı görüyor?

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi, 10 Mart'ta aralarında anlaşma imzalarken (Sosyal medya platformları)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi, 10 Mart'ta aralarında anlaşma imzalarken (Sosyal medya platformları)

İsmail Derviş

Şam, 10 Mart 2025 akşamı, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve yanında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi sürpriz bir şekilde ortaya çıkıp SDG'yi on beş yıllık savaş ve otoriter rejimin düşüşünün ardından yeniden inşa edilen yeni Suriye devletine dahil edecek bir anlaşma imzaladılar.

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkiler, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin düşüşü sonrası gizlenmedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Şam'a ilk gelen isim oldu. Suriye ile bu yeni ilişkiler, Türkiye'yi İdlib'i kontrol eden Suriyeli muhalifler ile bir araya getiren eski ilişkilerin öncüsüydü. Bu yüzden Şam'ın kapıları Ankara'ya açıktı.

Kürt silahlı örgütlerin Türkiye'nin Suriye'deki bir numaralı düşmanı olduğu herkes tarafından biliniyor. Daha önce Halep, Rakka ve Haseke kırsalında hava ve kara operasyonları düzenlemişlerdi. Türk Hava Kuvvetleri de Kamışlı'da Kürt silahlı örgütlerin bazı liderlerini ortadan kaldırmak için operasyonlar düzenledi. Ancak SDG'nin Şam ile yaptığı anlaşma ve PKK'nın kendini feshettiğini açıklaması, askeri gerilimin durdurulmasına ve diyalog diline başvurulmasına katkıda bulundu. Yine de parmaklar halen tetikte duruyor.

Söz konusu anlaşma mart ayında duyurulduğunda Türkiye anlaşmayı resmi olarak memnuniyetle karşıladığını açıkladı ve birçok kez anlaşmanın uygulanmasını istedi. Fakat Türkiye, bu anlaşmanın tüm maddelerini kabul ediyor mu? Anlaşmanın uygulanmasına gerçekten katkıda bulunuyor mu yoksa engel mi oluyor? Gerçekten rahat mı yoksa ulusal güvenlik endişeleri karar alma sürecini hâlâ etkiliyor mu? Türkiye, SDG'nin yeni kurulan devletin inşasında ortak olmasını gerçekten kabul ediyor mu? SDG, kurulduğu günden bu yana Ankara tarafından Türkiye'nin güvenliğine doğrudan tehdit oluşturan bir terör örgütü olarak sınıflandırılıyor. Independent Arabia, bu ve benzeri soruları bir dizi uzmanla birlikte bu makalede yanıtlamaya çalışacak.

Değişim umuduyla oyalama

Kürt araştırmacı ve siyasetçi Ali Temi, SDG'nin Türkiye'nin askeri harekat düzenlemesini önlemek için Suriye hükümetiyle müzakere masasına oturduğunu düşünüyor. Ankara, bu harekata gerçekten hazırlanıyordu fakat SDG'nin müzakere masasına oturması harekatın başlamasını engelledi. Buna karşın SDG, liderleri Suriye'deki siyasi manzarada bir değişiklik olmasını umarak zaman kazanmaya çalıştıklarından anlaşmayı sahada uygulamakta hala tereddüt ediyor. Temi, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarına göre Türkiye'nin anlaşmayı uygulamak istediğini ve desteklediğini düşünüyorum. Bundan dolayı SDG'nin anlaşmayı sahada uygulamayı geciktirmesi, 2018 yılında Afrin'de olduğu gibi Türkiye'nin askeri müdahalesi için güçlü gerekçeler oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Adana Anlaşması'nın uzatılması

Ancak Türkiye'nin Suriye'de kendi projesi olduğunu, bunun da Abdullah Öcalan ile başlatılan barış süreci, PKK üyelerinin silahlarını teslim etme sürecinin bu planın bir parçası olduğunu ve SDG'nin bu sürecin bir parçası olduğunu düşünen Kürt araştırmacı, herhangi bir kaçışın, Türk ordusunun Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olması durumunda Suriye topraklarına 5 kilometre derinliğe kadar girmesine izin veren Adana Anlaşması'nın değiştirilmesine yol açacağını vurguladı. Bununla birlikte eğer anlaşmada bir değişiklik yapılırsa, yeni değişiklik Türkiye'nin 35 kilometre derinliğe kadar girmesine izin verecek. Temi, Adana Anlaşması'nın değiştirilmesinin, Şam ile SDG arasındaki anlaşmanın uygulanmasının başarısız olması durumunda, Türkiye'nin alternatif seçeneklerinden biri olduğunu ve böylece Suriye ve Türk orduları arasında ortak bir askeri operasyon başlatılması durumunda meşru bir gerekçe ve hava desteği sağlanacağını söyledi.

En düşük maliyetli çözüm

Gazeteci Abdulcebbar Cevvaş’a göre Ankara bugün, SDG ile Şam hükümeti arasındaki anlaşmayı, Suriye'nin kuzeydoğusuyla ilgili ulusal güvenlik sorununu çözmek için en az maliyetli çözümlerden biri olarak masaya yatırıyor. Bu anlaşmayı, Türkiye’nin şartları çerçevesinde uygulanması halinde iyi bir çözüm olarak görüyor ve bu şartların başında SDG’nin herhangi bir siyasi adem-i merkeziyetçilik veya federalizm biçimini reddetmesi geliyor. Bu yüzden SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonunun gerçekleştirilmesi için atılan adımları, bu entegrasyonun biçimini ve düzenlemeleri konusunda süren müzakereleri yakından takip ediyor.

Türkiye'nin bir yandan Suriye hükümetine diplomatik baskı uygularken, diğer yandan SDG'ye karşı güç kullanma tehdidinde bulunarak güvenlik hedeflerine uygun olmayan herhangi bir anlaşmayı engellemekten çekinmeyeceğini vurgulayan Cevvaş, Türkiye’nin eğer SDG ile Şam arasındaki görüşmelerdeki bazı maddelerin değiştirilmesine yol açmazsa, anlaşmanın mevcut haliyle uygulanmasına karşı çıkmayacağını, hatta bu anlaşmayı, Kürt meselesini çözmek için Suriye deneyimini kopyalamak ve PKK ile olan mücadelesinin sona ermesinden sonra Türkiye'deki Kürt meselesini nihai olarak çözmek için bir fırsat olarak görebileceğini belirtti.

Detaylar olmadan genel başlıklar

Abaad Araştırma Merkezi'nden araştırmacı Firas Faham, Türkiye'nin SDG ile yapılan anlaşmayı bozma niyetinde olmadığını belirterek “Tam tersine, Türk hükümeti anlaşmanın uygulanmasını destekliyor ve sürekli ve açık bir şekilde anlaşmanın uygulanmasını talep ediyor. Çünkü anlaşma Suriye topraklarının bütünlüğünün teyit edilmesiyle ilgili, Türkiye için çok önemli bir madde içeriyor. Ancak diğer yandan anlaşma çerçeve niteliğinde ve genel başlıklar halinde olup ayrıntılara girmiyor ve SDG'nin Suriye ordusuna nasıl entegre edileceği konusunda net bir ifade içermiyor. Dolayısıyla Ankara, anlaşmanın sahada nasıl uygulanacağını izliyor, çünkü SDG'nin bağımsız bir yapı olarak kalması ve Şam ile koordinasyon içinde olması ne Suriye hükümeti ne de Ankara için uygun değil” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Türkiye'nin alternatif seçeneklerine değinen Faham, Türk yetkililerin askeri seçeneği masaya koyduklarını ve bunu dışlamadıklarını, bunun bir baskı aracı olarak kullanıldığını belirtti. Faham’a göre SDG, Türkiye'nin askeri gerilimi tırmandırmasıyla başa çıkamayacağının, özellikle de Türkiye'nin insansız hava araçları (İHA) endüstrisindeki gelişmeler de dahil olmak üzere sahip olduğu savaş kabiliyetleri sayesinde kadroları ve liderleri hedef alabileceğinin farkında. Bu yüzden Ankara, anlaşmanın uygulanmasını sağlamak için askeri seçeneği her zaman masada tutuyor ve bu seçeneği dışlamıyor. Ayrıca Türkiye'nin Trump yönetimi ile temasları ve Ankara ile Washington arasındaki güçlü ilişkiler de SDG üzerinde baskı oluşturabilir.

Değişen öncelikler

Bir başka bakış açısı olarak Suriyeli araştırmacı Muhammed es-Sukeri, Suriye'deki Kürt meselesini Türkiye'deki meseleyle ilişkilendirerek Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümü veya Türkiye'deki aşırı sol demokratik akımla ilgili iç politikadaki gelişmelerin Suriye'deki benzerlerinden ayrı düşünülemeyeceğini, çünkü bu iki meselenin büyük ölçüde kesiştiğini belirtiyor. Türkiye, bölgedeki siyasi gerçekliğin ve Washington'ın önceliklerinin değişmesi sonrasında PKK'yı kendi kendini feshetmeye zorlarken, SDG'yi Şam ile diyalog kurma seçeneği ile karşı karşıya bıraktı. Sukeri, Türkiye'nin, Şam ile SDG arasında ABD'nin desteğiyle bir uzlaşma sağlanması halinde askeri harekat istemediğini, uzlaşmanın adem-i merkeziyetçilik üzerine olması ve kantonlar üzerinde olmaması halinde Ankara'nın bunu kabul edemeyeceğini, yani Türkiye'nin uzlaşmanın SDG'nin yapısal projesini ortadan kaldıracak şekilde olduğu sürece uygulanmasını istediğini söyledi. Buna karşın SDG'nin orduya entegre olarak değil, ayrı birlikler olarak olarak özel statüsünü koruyan önerilerde bulunması ya da adem-i merkeziyetçilik konusunun anlaşmayı tehdit edebileceğini belirten Sukeri’ye göre Ankara da Washington ile uzlaşma sınırları içinde mümkün olanı elde etmeye çalışıyor ve orta vadede projeyi tamamen ortadan kaldırmaya odaklanıyor. Çünkü askeri seçenek, özellikle Suveyda’daki çatışmalardan sonra hem Şam hem de Ankara için maliyetli olacağı kesin.

Her ne kadar Türkiye'nin resmi açıklamaları Ankara'nın anlaşmanın tam olarak uygulanması şartıyla anlaşmadan memnun olduğunu söylese de bu şart, yıl sonuna sadece dört ay kalmasına rağmen henüz uygulanmadı. Oysa anlaşma entegrasyonun 2025 yılı sonuna kadar tam olarak uygulanmasını öngörüyor. Gözlemcilere göre anlaşmanın uygulanması hızlandırılmazsa Türkiye, iki nedenden dolayı diğer seçeneklerine yönelebilir. Bunlardan birincisi, Türkiye'nin bu anlaşmadan temel olarak memnun olmaması, ikincisi ise anlaşmanın belirlenen sürede uygulanmaması.

Kum saati

Bilgi sahibi kaynaklara göre Türkiye başlangıçta bu anlaşmadan memnun değildi, ancak ABD ve Suriye'nin ısrarı Ankara'yı bunu kabul etmeye zorladı. Öte yandan imzalanan anlaşmanın aylardır sahada herhangi bir yansımasının olmaması Türkiye'nin tutumunu daha da sertleştirdi. Bir Türk diplomatik kaynak, SDG'ye anlaşmanın 2025 yılının ağustos ayı ortalarından önce hızla uygulanması gerektiği, aksi takdirde başka seçeneklerin masaya yatırılacağı bildirildiğini belirtti. Kaynak, geçen hafta Ürdün'ün başkenti Amman'da ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile SDG lideri Mazlum Abdi'nin bir araya geldiğini açıkladı. Kaynak, Barrack’ın anlaşmanın hızla uygulanması gerektiği konusunda Türkiye ile hemfikir olduğunu ve SDG'nin anlaşmanın 2026 yılı sonlarına kadar uzatılması talebini, Ankara ve Şam'ın da bu talebi reddettiğini ekledi.

SDG’li liderler arasında anlaşmaya dair birtakım anlaşmazlıklar olduğunu belirten aynı kaynaklara göre Mazlum Abdi, anlaşmanın uygulanmasını isterken, İlham Ahmed daha fazla kazanç ve güvence elde etmek amacıyla anlaşmanın ertelenmesini istiyor. Kaynaklar, Mazlum Abdi'nin Şam'a, SDG’nin ağustos ayı içinde Deyrizor'un tamamından ve Rakka'nın büyük bir kısmından çekilmeye hazır olduğunu bildirdiğini belirtiyor.

Sonuç olarak gözlemciler, Türkiye'nin anlaşmayı engellemek istediği konusunda hemfikir değiller ve çoğu, Ankara'nın belirlenen süre içinde uygulanması şartıyla anlaşmayı desteklediğini belirtiyor. Kaynaklarsa SDG'nin entegrasyona başlaması için tanınan sürenin birkaç hafta olduğunu, bu sürenin entegrasyon gerçekleşmeden sona ermesi halinde başka seçeneklerin masaya yatırılacağını, bunların başında ABD'nin baskısını artırmasının, sonunda ise halen olasılığı düşük olan askeri müdahalenin geldiğini söylüyorlar.



Husilerin füze saldırıları Yemen’in hava ulaşımını tehdit ediyor

Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan önceki Husi saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan önceki Husi saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Husilerin füze saldırıları Yemen’in hava ulaşımını tehdit ediyor

Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan önceki Husi saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan önceki Husi saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı’nı hedef alması, artık yalnızca hayati öneme sahip bir tesise yönelik saldırı olmaktan çıkarak Yemen’de sivil havacılığın güvenliğine ilişkin daha geniş çaplı endişelere yol açıyor. Ülkede sivillerin yurt dışına seyahat edebilmesi için başlıca güzergâhlardan biri olan havalimanına yönelik saldırıların tekrarlanması, sivil altyapıyı çevreleyen riskleri de artırıyor.

Havalimanının günler içinde ikinci kez iki balistik füzeyle hedef alınması, hava ulaşımını doğrudan tehdit altına soktu. Özellikle son saldırının, Yemen Havayolları’na ait bir uçağın Mısır’ın başkenti Kahire’ye hareket etmek üzere hazırlandığı ve Mısır’dan gelen Fly Aden şirketine ait başka bir uçağın da havada bulunduğu sırada gerçekleşmesi, ticari uçuşların hava sahasını ve sivil tesisleri kullanırken karşı karşıya kalabileceği tehlikelerin boyutunu gözler önüne serdi.

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, iki füzenin havalimanının çevresine düştüğünü açıkladı. Füzelerden birinin pist yönündeki batı kapısına, diğerinin ise havalimanının kuzeybatısına isabet ettiği bildirildi. Kahire seferini gerçekleştirmeye hazırlanan Yemen Havayolları’na ait uçak tahliye edilirken, Fly Aden’e ait uçak ise Mısır’ın başkentinden Aden’e doğru seyir halindeydi.

v
Aden Havalimanı'nda Yemen Havayolları'na ait bir uçak

Saldırıların tehlikesi, doğrudan maddi hasarla sınırlı kalmıyor. Havalimanlarının tekrar tekrar hedef alınması; yolcuların, uçuş ekiplerinin ve çalışanların güvenliğini riske atarken Yemenlilerin tedavi, çalışma ve ülke içi ya da uluslararası seyahatler için ihtiyaç duyduğu uçuşların düzenliliğini de tehdit ediyor.

Havalimanının ötesine geçen tehdit

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, Aden Havalimanı’nın hedef alınmasının uluslararası hukuk ve sözleşmeler kapsamında sivil tesislere ve ticari havacılığa tanınan korumayı ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık, saldırıların sürmesinin hava ulaşımını ve ülke ekonomisini olumsuz etkileyebileceği, havalimanlarını ulaşım amacıyla kullanan vatandaşların sıkıntılarını daha da artırabileceği uyarısında bulundu. Bu durumun, hastalar ve insani yardıma ihtiyaç duyan kişiler açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

Bakanlık, Birleşmiş Milletler’e, uluslararası topluma ve başta Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) olmak üzere sivil havacılıkla ilgili kuruluşlara çağrıda bulunarak saldırıları kınamalarını ve sorumluların hesap vermesini sağlamalarını istedi. Açıklamada, havalimanının vatandaşlara hizmet veren sivil bir tesis olduğu ve kullanıcılarının güvenliğini tehdit eden askeri eylemlere maruz bırakılmaması gerektiği kaydedildi.

Yemenlilerin kullanabildiği seyahat güzergâhlarının sınırlı olması, bu endişeleri daha da önemli hale getiriyor. Büyük bir havalimanının faaliyetlerinin aksaması veya buradan gerçekleştirilen uçuşların tehlikeye girmesi, yalnızca belirli bir havayolu şirketini ya da destinasyonu etkilemiyor. Bunun sonuçları, vatandaşların ülke dışındaki sağlık hizmetlerine, ekonomik fırsatlara ve aile bağlarına erişim imkânlarına kadar uzanıyor.

Aden’in dayanıklılığı sınanıyor

Husi saldırısının ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirmek üzere Ulaştırma Bakanı Muhsin el-Umari ile Devlet Bakanı ve Aden Valisi Abdurrahman Şeyh, cumartesi günü havalimanını ziyaret etti. Yetkililer, meydana gelen hasarı inceleyerek yolcuların ve uçuş ekiplerinin durumuna ilişkin bilgi aldı.

fgthy
Husi milisleri, bir hafta içinde ikinci kez Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef aldı

Yetkililer ayrıca Kahire’ye gitmesi planlanan uçuşun yolcuları için uygun konaklama imkânlarının sağlanması, gerekli kolaylıkların sunulması ve yolcuların durumlarının takip edilmesi yönünde talimat verdi.

Aden Valisi Şeyh, saldırıların yerel yönetimi ve devlet kurumlarını çalışmalarını sürdürmekten alıkoyamayacağını belirtti. Aden’de güvenlik durumunun istikrarlı olduğunu ifade eden Şeyh, kentin karşı karşıya olduğu zorlukların ve güvenlik ile istikrarı hedef alan girişimlerin üstesinden gelebileceğini söyledi.

Şeyh ayrıca hayati öneme sahip tesislerin korunması, kamu düzeninin muhafaza edilmesi ve vatandaşların çıkarlarının gözetilmesi için teyakkuzun artırılması ve dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Aden Havalimanı’na yönelik saldırıların tekrarlanması, Yemen’de sivil altyapının korunması ve ticari havacılığı tehdit eden risklerle uluslararası kuruluşların ne ölçüde mücadele edebileceği meselesini yeniden gündeme taşıyor.

Yemenli yetkililer havalimanının faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtirken, uçuşların ve yolcuların güvenliğinin sağlanması, milyonlarca Yemenlinin seyahat ve ulaşım ihtiyaçları açısından doğrudan ya da dolaylı biçimde yararlandığı bu tesisin önündeki en önemli sınav olmaya devam ediyor.


Koalisyon, Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 İHA’yı imha etti

Koalisyon, Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 İHA’yı imha etti
TT

Koalisyon, Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 İHA’yı imha etti

Koalisyon, Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 İHA’yı imha etti

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, bugün (cumartesi) Suudi Arabistan’ın Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini açıkladı. Operasyonun, Sada ilinde iki balistik füze fırlatma platformunun imha edilmesinin ardından gerçekleştirildiği belirtildi.

Koalisyon, X platformundaki hesabından iki video yayımladı. Görüntülerde, Suudi Arabistan’a yönelik balistik füze saldırılarında kullanıldıkları tespit edilen iki füze fırlatma platformunun hedef alınarak imha edilmesi yer aldı. Videolarda ayrıca, Husilere ait seyir füzeleri ve İHA’lara karşı hava savunma operasyonları ile terör örgütü olarak nitelendirilen Husilere ait balistik füze fırlatma platformlarına yönelik saldırılar da gösterildi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, cuma akşamı yaptığı açıklamada, Husilere silah kaçakçılığı amacıyla deniz yoluyla Yemen’in Hudeyde iline gerçekleştirilen sevkiyatların engellendiğini duyurmuştu.

El-Maliki, X hesabından Husilere yönelik silah kaçakçılığı girişimlerinin hedef alındığı anlara ilişkin bir video yayımlamış ve şu ifadeleri kullanmıştı: “Onları karada vuruyoruz... denizde ise batırıyoruz.”

BM Güvenlik Konseyi’nden Husilere kınama

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Suudi Arabistan’ı hedef alan ve giderek yoğunlaşan Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadı. Saldırıların sivil havacılığı ve enerji altyapısını da hedef aldığı, olaylarda sivillerin hayatını kaybettiği ve yaralandığı belirtildi.

Güvenlik Konseyi üyeleri, perşembe günü yayımladıkları açıklamada, Suudi Arabistan topraklarındaki sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan saldırılar karşısında ülkeyle dayanışma içinde olduklarını bildirdi. Açıklamada, Suudi Arabistan’ın uluslararası hukuk çerçevesinde meşru müdafaa hakkına sahip olduğu vurgulandı.

Konsey açıklamasında Husilere, askeri gerilimi tırmandırmaya ve sivillerle sivil altyapıyı hedef alan saldırılara derhal son verme çağrısı yapıldı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’nin Yemen hükümetine verdiği destek yinelenirken, üyelerin Yemen’in birliği, egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelik güçlü bağlılığı bir kez daha teyit edildi.


Yemen ordusu Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı… Koalisyon İHA’ları ve füze fırlatma platformlarını imha etti

Yemen ordusu Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı… Koalisyon İHA’ları ve füze fırlatma platformlarını imha etti
TT

Yemen ordusu Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı… Koalisyon İHA’ları ve füze fırlatma platformlarını imha etti

Yemen ordusu Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı… Koalisyon İHA’ları ve füze fırlatma platformlarını imha etti

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, cumartesi günü Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini açıkladı.

Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcülüğü, Husilerin fırlattığı seyir füzeleri ve İHA’lara yönelik hava savunma operasyonlarına ilişkin görüntüleri yayımladı. Görüntülerde ayrıca, balistik füzelerin Suudi Arabistan yönüne fırlatılmasında kullanıldıkları tespit edilen iki balistik füze fırlatma platformunun hedef alınarak imha edildiği anlar da yer aldı.

Öte yandan Yemen Silahlı Kuvvetleri, Yemen Şafağı operasyonu kapsamında sahadaki çatışma temposunu korudu. Yemen ordusu, son 24 saat içinde savaş uçakları, silahlı insansız hava araçları, sahra topçuları ve çok namlulu roketatarlarla 1417 hassas ve doğrudan hedef alma operasyonu gerçekleştirdi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid Abdullah en-Nüzeyli, operasyonların Husilere ait militan toplanma noktalarını, takviye birliklerini, tahkim edilmiş mevzileri, ateş kaynaklarını, zırhlı araçları, muharebe unsurlarını ve İHA fırlatma noktalarını hedef aldığını söyledi.

En-Nüzeyli, operasyonların Husilerin hareket kabiliyetini sekteye uğrattığını, cephelere yedek kuvvet sevk etmelerini ve sahada herhangi bir taktik hedefe ulaşmalarını engellediğini belirtti.

Operasyonlar sonucunda yaklaşık 800 Husinin öldürüldüğünü veya yaralandığını kaydeden En-Nüzeyli, 190’dan fazla zırhlı araç, silahlı araç ve lojistik destek aracının imha edildiğini ya da kullanılamaz hale getirildiğini bildirdi. Açıklamada, Husilere ait tahkimatların ve ateş mevzilerinin de hedef alınarak imha edildiği belirtildi.