Mısır ve Türkiye, ikili ilişkilerde “niteliksel gelişmeyi” temel alacak

Sisi ve Fidan, çeşitli bölgesel meselelerde iki ülke arasındaki tutumların koordinasyonunu görüştü

Sisi ve Fidan, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesini reddettiklerini vurguladılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Fidan, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesini reddettiklerini vurguladılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır ve Türkiye, ikili ilişkilerde “niteliksel gelişmeyi” temel alacak

Sisi ve Fidan, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesini reddettiklerini vurguladılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Fidan, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesini reddettiklerini vurguladılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır, Türkiye ile ikili ilişkilerde ‘niteliksel gelişmeyi’ sürdürmek amacıyla dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ı ağırladı. Fidan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile görüşmelerde bulundu. Görüşmelerde, iki ülke arasında çeşitli bölgesel konularda tutumların yakınlaştırılması ele alındı. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımın krizlerin çözülmesine katkıda bulunabilecek önemli bir adım olduğunu belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed eş-Şenavi tarafından yapılan açıklamaya göre Akdeniz kıyısındaki el-Alameyn şehrinde bir araya gelen Sisi ve Fidan, Gazze'nin yeniden işgal edilmesini reddederek, ateşkesin derhal sağlanması, insani yardımların ulaştırılması, rehinelerin ve esirlerin serbest bırakılması gerektiğini vurgularken Filistinlilerin yerinden edilmesini reddettiklerine işaret ettiler.

Taraflar Libya, Suriye ve Sudan'daki gelişmeleri de ele aldı. Sisi, bu kardeş ülkelerde barış ve istikrarın sağlanması için Mısır'ın vizyonunu ve bu bağlamdaki çabalarını değerlendirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Şenavi’ye göre taraflar, söz konusu ülkelerin egemenliğine saygı duyulmasının, toprak bütünlüğünün ve halklarının kaynaklarının korunmasının önemini vurguladı.

Vizyonların uyumu

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Temim Hallaf’ın açıklamasına göre iki ülkenin Dışişleri Bakanları Abdulati ve Fidan, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde ‘ortak ilgi alanına giren en önemli bölgesel ve uluslararası dosyaları’ ele aldı.

Abdulati, Türk mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında, “Mısır ve Türkiye arasında bölgesel krizlerle başa çıkma yolları konusunda görüş birliği var” dedi. Filistinlilerin yerinden edilmesinin hiçbir koşulda kabul edilemez bir kırmızı çizgi olduğunu vurgulayan Abdulati, sistematik açlık ve soykırım politikasının devam etmesinin çatışmayı körüklediği, nefret duygularını derinleştirdiği ve bölgede aşırılığı yaydığı uyarısında bulundu. Ayrıca, Filistin devleti kurulmadan İsrail'in ve bölgenin güvenliği ve istikrarının sağlanamayacağını bir kez daha ifade eden Abdulati, Mısır'ın Katar ve ABD ile ortaklaşa yürüttüğü ateşkes anlaşması ve insani, tıbbi ve acil yardımların ulaştırılmasına yönelik çabaları değerlendirdi.

dfrgt
Abdulati-Fidan görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan Dışişleri Bakanı Fidan “Filistinlileri yerlerinden etmek için yapılan her türlü girişim boşuna ve başarısız olacaktır” dedi. Filistinlileri yerlerinden etmek için yapılan girişimlere karşı Mısır'ın yanında durmaya devam edeceklerini belirten Fidan, İsrail'in Gazze'de ateşkes çabalarını engellediğini ve bölgede katliamlar yaptığını söyleyerek “Durmak yok, pes etmek yok, İsrail'in planlarına karşı koyacağız” dedi. Fidan, İslam ülkelerinin birleşmesi ve İsrail'in Gazze Şeridi’ni kontrol altına alma planına karşı uluslararası toplumu harekete geçirmesi gerektiğini vurguladı. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bu konuda acil bir toplantı çağrısı yaptı. Bölgedeki meseleler konusunda Mısır ile görüşlerin uyumlu olduğunu belirtti.

Mısır ve Türkiye arasındaki normalleşme sürecinin hızlanması

Mısır ve Türkiye arasındaki normalleşme süreci, Sisi'nin 2022 Katar Dünya Kupası açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile tokalaşmasından bu yana hız kazandı. Bu yakınlaşma, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2024 yılının şubat ayında Kahire'yi ziyaret etmesiyle zirveye ulaştı ve aynı yılın Eylül ayında Sisi'nin Ankara'ya yaptığı benzer ziyaretle iki ülke arasında ‘yeni bir iş birliği dönemi’ başladı.

Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Mısır Dışişleri Konseyi üyesi Reha Ahmed Hasan, Fidan'ın Mısır ziyaretinin önemini vurguladı. Fidan'ın ziyaretinin, bölgede gelişmelerin yaşandığı ve uluslararası anlaşmaları ve yasaları ihlal eden İsrail'in uygulamalarının devam ettiği bir dönemde gerçekleşmesini onu daha da önemli kıldığını ifade eden Hasan, iki ülke arasında çeşitli bölgesel konularda işbirliği ve koordinasyonun, krizlerle mücadele ve hatta bunların çözümü için çözümler üretilmesine katkıda bulunacağını ve İsrail üzerinde baskı unsuru oluşturabileceğini de sözlerine ekledi.

Demokrasi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı ve bölgesel meseleler uzmanı Kerem Said de bu görüşe katılıyor. Said, ziyaretin özellikle İsrail'in Gazze Şeridi'ni işgal etme kararının ardından bölgedeki çatışmaları çözmek için tutumları koordine etmek amacıyla yapıldığına dikkati çekti.

Türkiye ile Mısır arasında yapılan geniş kapsamlı istişarelerde, Sudan'daki durum da dahil olmak üzere bölgedeki çeşitli konuların ele alındığını ifade eden Said’e göre iki taraf “ateşkesin sağlanması ve yardımların ulaştırılmasının önemi’ üzerinde durdu.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Suriye'deki duruma ilişkin değerlendirmesinde ‘Mısır'ın Suriye halkının güvenliğini, huzurunu ve istikrarını tehlikeye atacak her türlü hareketi reddettiğini’ vurguladı.

Görüşmelerde ayrıca Afrika Boynuzu bölgesindeki gelişmeler ele alındı. Abdulati, ‘Somali'nin egemenliği, birliği ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmesinin reddedilmesi, böylece ülkenin güvenliği ve istikrarının korunması’ gerektiğini teyit ederken ‘Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün sağlanması’ gerektiğini de belirtti.

frgty7u
Abdulati ve Fidan, dün el-Alameyn'de ortak basın toplantısı düzenledi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır-Türkiye görüşmeleri bölgesel meselelerle sınırlı kalmadı, ikili ilişkiler de görüşmelerin önemli bir bölümünü oluşturdu. Sisi, Fidan ile yaptığı görüşmede iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesine devam edilmesinin önemini vurguladı. Bu bağlamda, özellikle 2024 yılının şubat ayında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantılarının yeniden başlatılması ve bu toplantıların iki ülkenin cumhurbaşkanları düzeyine yükseltilmesi konusunda ortak bildirinin imzalanmasından sonra Mısır-Türkiye ilişkilerinde yaşanan niteliksel gelişmeye dikkati çekti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Şenavi, görüşmede ekonomik alandaki iş birliğinin güçlendirilmesi, 15 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılması ve Türk şirketlerinin doların yaklaşık 48 cuneyh olduğu Mısır'daki yatırım projelerine katılımının artırılması gerektiği konusunda karşılıklı mutabakat sağlandığını söyledi.

Her iki ülkenin dışişleri bakanları, özellikle bu yılın Mısır ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 100. yıldönümü olması nedeniyle, çeşitli alanlarda ikili iş birliğini güçlendirmeye yönelik ortak kararlılıklarını vurguladılar.

Bölgesel meseleler uzmanı Said, iki ülke arasındaki yatırımlarda ve ekonomik ilişkilerde bir sıçrama yaşandığını ve her iki tarafın da iş birliğini artırmaya özen gösterdiğini değerlendirdi.

Müslüman Kardeşler dosyasına değinen Said, bu dosyanın halen bir zorluk teşkil etmesine rağmen, çıkarların daha büyük olduğunu ve bu nedenle iki ülkenin bu konuyu pragmatik bir şekilde ele aldığını söyledi. Mısır’ın, Türkiye'den aranan kişilerin iadesini talep etmek için yasal yollara başvuracağını belirten Said, Ankara’nın ise aranan kişileri iade ederek veya başka ülkelere sınır dışı ederek bu dosyanın yükünden kademeli olarak kurtulmaya çalışacağını söyledi.

Mısır-Türkiye ilişkileri, 30 Haziran 2013'teki gösterilerin ardından Mısır'da yasaklanan Müslüman Kardeşler örgütüne Ankara'nın verdiği destek nedeniyle bir on yıl süren kopukluk ve gerginliğin ardından normalleşme yönünde bir eğilim gösterdi. Ankara, 2021 martında Mısır ile diplomatik ilişkilerini yeniden başlatacağını duyurdu. Türk yetkililer, Mekameleen, Vatan ve eş-Şark isimli Müslüman Kardeşler'e yakın üç televizyon kanalını ‘Mısır'a karşı kışkırtıcı programlarını durdurmalarını veya Türkiye topraklarından yayın yapmayı tamamen bırakmalarını’ talep etti.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.