Mısır'ın İsrail'e yönelik eleştirilerinin artmasının ardında ne var?

Kuzey Sina vilayetinin doğusunda, Gazze Şeridi sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında konuşlu Mısır askerleri, 20 Ekim 2023 (AFP)
Kuzey Sina vilayetinin doğusunda, Gazze Şeridi sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında konuşlu Mısır askerleri, 20 Ekim 2023 (AFP)
TT

Mısır'ın İsrail'e yönelik eleştirilerinin artmasının ardında ne var?

Kuzey Sina vilayetinin doğusunda, Gazze Şeridi sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında konuşlu Mısır askerleri, 20 Ekim 2023 (AFP)
Kuzey Sina vilayetinin doğusunda, Gazze Şeridi sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında konuşlu Mısır askerleri, 20 Ekim 2023 (AFP)

Amr İmam

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi, Gazze Şeridi'ndeki savaşı ‘sistematik bir soykırım’ olarak nitelendirdi ve bu sözleri bazılarını şaşırttı. Sisi, 5 Ağustos'ta Kahire'de Vietnamlı mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında, savaşın artık tek amacının Gazze halkını öldürmek ve Filistin meselesini tamamen ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Sisi’nin açıklamaları, Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın katılaşan tutumunda kendini gösterdi. Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati 9 Ağustos'ta yaptığı açıklamada aynı ifadeyi kullandı. Mısır'ın Gazze halkının yerinden edilmesini önlemek için her yolu deneyeceğine söz verdi.

Bu katı açıklamalar, Mısır'ın Hamas ile İsrail arasındaki dolaylı ateşkes müzakereleri ve esir takasında baş arabulucu olarak benimsediği ılımlı tavrından açık bir dönüş olduğunu yansıtıyor. Mısır, her zaman sözlerini özenle seçmiş, tarafsızlığını korumuş ve çatışmanın herhangi bir tarafını kızdırmaktan kaçınmıştı. Mısırlı yetkililer, savaşa ve İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki eylemlerine karşı olduklarını defalarca kez dile getirmiş olsalar da Kahire'nin buradaki yıkımı ve can kayıplarını bu kadar sert bir dille tanımlaması ilk kez oluyor.

Mısır'ın tutumundaki gelişmeleri yakından takip edenler için bu dönüşüm pek de şaşırtıcı gelmeyebilir. Ancak zamanlaması özel bir önem taşıyor. Çünkü bu açıklamalar, Mısır'ı karmaşık bir duruma sokan gelişmelerin ardından yapıldı ve Mısır-İsrail ilişkilerinin geleceği hakkında soru işaretleri yaratıyor.

Hayal kırıklığı

Mısır'daki son öfke dalgası, Hamas ve İsrail arasında aşamalı bir anlaşmaya varmak için Mısır ve Katar'ın ortak arabuluculuk çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından patlak verdi. Bu anlaşma, Hamas da dahil olmak üzere Gazze'deki silahlı gruplar tarafından alıkonulan İsrailli rehinelerin aşamalı olarak serbest bırakılmasını ve savaşı tamamen sona erdirebilecek bir ateşkesin sağlanmasını garanti edebilirdi.

Mısır’ın ulusal güvenliğine yönelik tehditlerin yanı sıra, bu gelişmeler Gazze’deki insani durumun ciddi şekilde kötüleşmesiyle de aynı zamana denk geliyor. Yardım miktarı hala yetersiz kalıyor.

Kahire ve Doha, geçtiğimiz mart ayından beri bu düzenleme için baskı yapıyordu. İsrail, geçtiğimiz mart ayında iç siyasi manevralar ve iktidar koalisyonunun çıkarları uğruna, Gazze'ye yönelik bombardımanların ardından iki aydan kısa süren itidalli sakinlik dönemini bozarak ilk ateşkes anlaşmasını aniden sona erdirdi.

Mısırlı müzakereciler, çatışmanın devam etmesinin rehineleri tehlikeye atması pahasına olsa bile İsrail'deki iktidar koalisyonunun siyasi çıkarlarına hizmet ettiğine ikna olmuş durumdalar. Bu yüzden ABD'nin Kahire'de Hamas ile İsrail arasındaki görüşmelerin başarısız olduğunu açıklaması şaşırtıcı olmadı. Kahire, İsrail'deki bazı aşırı sağcı liderlerin savaşı, İsrail topraklarını genişletmek ve Filistinlilerin kendi devletlerini kurma arzularını tamamen bastırmak için nadir ve bir daha tekrarlanmayacak fırsat olarak gördüklerine inanıyor.

Öte yandan Beyaz Saray'da bu emellere sempati duyan bir başkan görev yapıyor. Bu Başkan daha önce İsrail'in Ortadoğu haritasında çevresindeki geniş topraklara kıyasla sadece ‘küçük bir nokta’ olduğunu üzülerek ifade etmişti. Gazze'deki savaşın ahlaki gerekçesi, orada dökülen kanın ağırlığı altında neredeyse tamamen ortadan kalkmış olsa da İsrail hükümetinin sağcı bakanları bu gerekçenin henüz tamamen ortadan kalkmadığını düşünüyor. Onlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın desteğini ve bu gerekçenin kalıntılarını, bölgesel genişlemeye devam etmek için kullanmaya çalışıyorlar. Bu strateji, son olarak İsrail Güvenlik Kabinesi'nin Gazze'yi tamamen işgal etme kararında açıkça ortaya çıktı.

zscdfg
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kahire'de Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşurken, 25 Ekim 2023 (AP)

İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik saldırılarının artmasıyla birlikte Gazze'nin kontrolünün tamamen ele geçilmesi, Filistin devleti kurma hayalini fiilen sona erdirir. Bu strateji, birçok ülkenin önümüzdeki ay Filistin devletini tanımaya hazırlandığı bir dönemde ortaya çıkıyor. Bu da işgalci İsrail’in, beklenen bu açıklamaları önlemek için proaktif bir adım olarak Gazze Şeridi’ni tamamen işgal etme planını yaptığına işaret ediyor.

Kahire için ise tüm bunlar diplomatik bir rahatsızlıktan öte, Mısır'ın ulusal güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendiren bir mesele ve öfkenin artmasının temel nedeni de bu.

Baskı artıyor

Bu gelişmelerin Mısır'ın ulusal güvenliğine oluşturduğu tehdidin yanı sıra, ki bunu daha sonra ayrıntılı olarak ele alacağız, bu gelişmelere Gazze'deki insani durumun ciddi şekilde kötüleşmesi eşlik ediyor. Savaşla kavrulmuş topraklara giren yardım miktarı halen yetersiz. ABD'nin desteklediği, Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) olarak bilinen dağıtım mekanizması, büyük bir başarısızlık olduğunu kanıtladı. Bazı durumlarda bu merkezler, yardım bekleyen çaresiz insanlar için ölüm tuzağına dönüştü. Gazze şu anda kıtlığın eşiğinde, hatta belki de çoktan kıtlığa girmiş durumda.

Mısır'ın Gazze Şeridi’ne insani yardımları gönderme konusundaki ısrarı, Gazze’yi yaşanabilir kılma yönündeki stratejik hedefine dayanıyor. Bu hedef, İsrail'in Gazze'yi yaşanmaz hale getirmeyi amaçlayan açık planına karşı bir meydan okumadır.

Bu koşullar altında, özellikle Hamas, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) ve şaşırtıcı ve ironik bir şekilde İsrail tarafından organize edilen geniş çaplı bir dezenformasyon kampanyasının ortasında dikkatler Mısır'ın Gazze'ye yardım sağlama rolüne çevrildi. Söz konusu kampanya, İsrail'in Gazze'deki insani felaketten sorumlu olduğunu gizlemek ve suçu Mısır'a atmak amacıyla başlatıldı. Bu kara propaganda, bu ayın başlarında, onlarca siyasal İslamcının Mısır’ın Tel Aviv Büyükelçiliği önünde protesto düzenleyerek Kahire'yi Gazze'ye ‘abluka’ uyguladığı suçlamasıyla zirveye ulaştı.

Bu hareketler Mısır üzerinde baskı yaratmakla kalmadı, aynı zamanda onu savunma pozisyonuna da soktu. Son haftalarda Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi bu iddiaları defalarca kez yalanladı. Hatta 28 Temmuz'da televizyon ekranlarından yaptığı konuşmanın tamamını Mısır'ın yardım ulaştırma çabalarını açıklamaya ayırdı. Kahire için bu mesele sadece imajını değil, ulusal güvenliğini de ilgilendiriyor. Mısır, Gazze ile tek doğrudan kara bağlantısı olan Refah Sınır Kapısı’nı kendi tarafında her zaman açık tutuyor. Ancak Gazze tarafı, 2023 yılının mayıs ayından bu yana İsrail’in işgali altında. İsrail bu adımı Mısır'ın Gazze ile bağlantısını kesmek ve Gazze konusunda stratejik etkisini azaltmak amacıyla attı.

fgr
Gazze Şeridi sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında zırhlı araç kullanan Mısırlı askerler, 23 Mart 2024 (AFP)

Yardım konvoyları, giriş izni verilmeden önce Mısır'ın Sina yarımadasında günlerce, hatta haftalarca beklemek zorunda kalıyor. Çoğu zaman, kamyonlar Refah Sınır Kapısı’ndan geçtikten sonra tam yükle geri dönmek zorunda kalıyor. İsrail'in kontrolündeki Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan İsrail'e onlarca kilometre yol kat ediyorlar, fakat İsrailli yetkililer yüklerini kabul etmiyor. Al Majalla olarak 2023 yılının kasım ayı sonlarında Refah Sınır Kapısı’na yaptığımız ziyarette, yardım konvoylarının Gazze'ye girmesine izin verilmeden önce Sina Yarımadası’nın kuzeyinde yaşadıkları ciddi gecikmeleri ve karşılaştıkları lojistik engelleri yerinde inceledik.

Mısır'ın Gazze Şeridi’ne insani yardımları gönderme konusundaki ısrarı, Gazze’yi yaşanabilir kılma yönündeki stratejik hedefine dayanıyor. Bu hedef, İsrail'in Gazze'yi yaşanmaz hale getirmeyi amaçlayan açık planına karşı bir meydan okumadır. Kahire, Gazze Şeridi’ndeki insani koşulların dayanılmaz hale gelmesinden korkuyor. Bunun yol açacağı toplu göç, sadece Mısır'da insani bir acil durum yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda Gazze'nin İsrail lehine kalıcı olarak terk edilmesinin ve kaybedilmesinin de önünü açacak.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, 5 Ağustos'ta yaptığı açıklamada, Mısır'ın Gazze halkının yerinden edilmesi için bir platform olarak kullanılmayacağını vurguladı. Birkaç gün sonra da İsrail'in Gazze’yi tamamen işgal etme planını açıkça reddetti.

Barut fıçısı

İsrail Güvenlik Kabinesi'nin bu ayın başlarında aldığı ve Gazze Şeridi’nde şu an kontrol ettiği yüzde 75'lik alanı genişletme kararı, sonunda tam işgale ve Mısır ile ilişkilerde gerginliğin artmasına yol açarak, gerginliğin patlayıcı bir noktaya dönüşme riskini artırdı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre plan, Gazze şehrinin kuzeyinde yaşayan yaklaşık bir milyon kişinin, Mısır sınırına birkaç kilometre uzaklıktaki Gazze Şeridi'nin güneyine zorla yerleştirilmesini öngörüyor. Ancak bu, halihazırda kötü olan insani durumu daha da kötüleştirecek.

İsrail ordusu, geriye kalan Hamas üyelerinin peşine düşmek için güneye doğru ilerledikçe, özellikle şu anda gıda ve temel ihtiyaç maddelerine getirilen kısıtlamalar nedeniyle, Gazze'nin güneyindeki durum kaçınılmaz olarak daha da vahim hale gelecek. Bu koşullar, Filistinlilerin Mısır'ın Sina Yarımadası'na toplu göçüne yol açabilir. Ancak böyle bir durum, Kahire'deki karar alıcılar için kabus senaryosu niteliğinde. Kahire'deki karar alıcılar, 7 Ekim 2023'te savaşın patlak vermesinden bu yana bu olasılığa karşı uyarıyorlar.

8ı9
İsrail'in Gazze şehrinin ed-Derec Mahallesi’ne düzenlediği bombardımanda yıkılan binaların enkazından kurtarılabilecekleri arayan Filistinliler, 16 Temmuz 2025 (AFP)

Mısır için bu sadece bir insani kriz değil, 1979 tarihli İsrail-Mısır Barış Antlaşması’nın da doğrudan ihlali anlamına gelecek. Cumhurbaşkanı Sisi, 2023 yılının mart ayında bu konuya değinerek, Filistinlileri Sina Yarımadası’na sürme girişimlerine karşı uyarmıştı. Daha önce İkinci Saha Komutanlığı ve Askeri İstihbarat Başkanlığı görevlerini yürüten Kuzey Sina Valisi'nin açıklamaları Mısır'ın bu konudaki ciddiyetinin bir göstergesiydi. Mısır'ın topraklarına yapılacak herhangi bir saldırıya aşırı güçle karşılık vereceğini vurgulayan bu açıklamaların hafife alınması mümkün değil.

Cumhurbaşkanı Sisi, 5 Ağustos'ta yaptığı açıklamada, Mısır'ın Gazze halkının yerinden edilmesi için bir platform olarak kullanılmayacağını vurguladı. Birkaç gün sonra da İsrail'in Gazze’yi tamamen işgal etme planını açıkça reddetti. Bu kararlı tutum, İsrail'in Gazze'deki hedeflerine ciddi bir engelle karşılaşmadan ilerleyip ilerleyemeyeceği konusunda soru işaretleri yaratırken, iki ülkeyi de bir taraf geri adım atmadıkça olası bir çatışma rotasına sokuyor. Taraflardan hangisinin sonunda taviz vereceği, İsrail'in en azından şimdilik mevcut sınırları içinde kalıp kalmayacağı ya da sınırlarının tüm bölgesel manzarayı yeniden şekillendirecek kalıcı bir değişikliğe uğrayıp uğramayacağı belirleyecek.



Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
TT

Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran ve ona bağlı Lübnanlı ve Iraklı unsurlar arasında süren doğrudan askeri gerilim ortamında, Yemen’deki Husiler söylem düzeyinde tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyor. Örgüt, sessiz kalmayacağını vurgulasa da şu ana kadar Tahran’ın yanında doğrudan askeri müdahaleye geçmedi.

22 Mart itibarıyla, yani savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra, İran’a yakınlığıyla bilinen Husiler uyarı ve sert tonlu açıklamalarla yetinerek ‘her türlü gelişmeye hazır olduklarını’ dile getirdi. Bu söylemler, İran’ın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz geçişlerinde gerilimi genişletebileceği yönündeki tehditleriyle örtüşüyor.

Husilerin son açıklaması, kendi kurdukları yönetimin dışişleri makamına atfedilen bir bildiriyle geldi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’na ilişkin uluslararası girişimlere karşı çıkılırken, ABD’nin politikalarıyla ‘bölgeyi stratejik bir çıkmaza sürüklediği’ öne sürüldü.

Aynı açıklamada, bölge ülkeleri olası bir tırmanışa dahil olmamaları konusunda uyarıldı; ABD politikalarına ‘bağımlılık’ eleştirilirken, dış müdahalenin geniş çaplı olumsuz sonuçlar doğuracağı iddia edildi.

fgb
Husiler, Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarına onun devasa posterlerini astı. (EPA)

Açıklamada, çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği risklere dikkat çekilerek bunun küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde etkiler doğurabileceği vurgulandı. Husiler ise ‘elleri bağlı durmayacaklarını’ belirterek, savaşa dahil olma ihtimaline işaret etti.

Bu tutum, İran’dan gelen son açıklamalarla örtüşüyor. Tahran yönetimi, ABD’nin Harg Adası’na yönelik olası bir saldırısı durumunda, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de güvenliği sarsmak için Husileri devreye sokabileceği mesajını verdi ve bunu ‘direniş ekseninin seçenekleri’ arasında gösterdi.

Atılacak adımın ertelenmesi

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a siyasi ve ideolojik destek açıklamalarıyla, doğrudan askeri müdahaleden kaçınmayı bir arada yürüten bir çizgi izliyor.

Abdulmelik el-Husi, grubunun Tahran’ın yanında olduğunu vurgulayarak çatışmayı ‘İslam’a karşı bir savaş’ olarak nitelendirdi. Tüm senaryolara hazır olduklarını dile getiren el-Husi, destek amacıyla kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ancak Husiler, şu ana kadar İran’a yönelik savaşla doğrudan bağlantılı herhangi bir adım atmış değil. Daha önce değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu temkinli tutum, başta ABD ve İsrail’den gelebilecek geniş çaplı askeri saldırılara maruz kalma endişesi olmak üzere bir dizi karmaşık hesapla bağlantılı. Özellikle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb hattının küresel ticaret açısından taşıdığı kritik önem, bu çekingenliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Son iki yılda Kızıldeniz’de gemileri hedef alarak ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek gerilimi artıran grup, mevcut koşullarda bu tırmanma kartını erken tüketmek yerine ilerleyen döneme saklamayı tercih ediyor olabilir.

Bu yaklaşım, Husilere hem askeri hem de siyasi düzeyde daha geniş bir manevra alanı sağlarken, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’ içindeki konumlarını da esnek biçimde sürdürmelerine imkân tanıyor.

Önceki karşılaşma

Bu tutum, Husilerin 2023 yılı sonlarından itibaren başlattığı tırmanışın devamı niteliğinde görülüyor. Grup, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek gerekçesiyle Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık iki yıl içinde balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcı yüklü botlarla yüzlerce saldırı üstlenen örgüt, bazı gemilerin batmasına ve onlarcasının hasar görmesine yol açtı.

rggrt4g
Sana’da Husiler tarafından kurulan bir mezarlık (EPA)

Söz konusu eylemler, geniş çaplı güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Bu gelişmeler üzerine ABD ve Birleşik Krallık, Husilere ait hedeflere yönelik yüzlerce hava ve deniz saldırısı içeren bir askeri operasyon başlattı; operasyonlar daha sonra bölgesel arabuluculukla durduruldu.

İsrail de saldırılara karşılık olarak, Husilerin kontrolündeki bölgelerde limanlar, elektrik santralleri, çimento fabrikaları ve Sana Havalimanı gibi altyapı tesislerini hedef aldı. Ayrıca düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri hedef alınarak genelkurmay başkanı ve hükümet başkanıyla birlikte dokuz bakanın öldürüldüğü bildirildi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.