Endişe verici iç ve bölgesel koşulların yanında SDG garantiler ve ortaklık arayışında

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinin el-Buseyra beldesinde devriye gezen SDG üyeleri, 4 Eylül 2023 (AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinin el-Buseyra beldesinde devriye gezen SDG üyeleri, 4 Eylül 2023 (AFP)
TT

Endişe verici iç ve bölgesel koşulların yanında SDG garantiler ve ortaklık arayışında

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinin el-Buseyra beldesinde devriye gezen SDG üyeleri, 4 Eylül 2023 (AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinin el-Buseyra beldesinde devriye gezen SDG üyeleri, 4 Eylül 2023 (AFP)

Rustem Mahmud

ABD'nin arabuluculuğu ve her iki tarafa uyguladığı baskının yanı sıra ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın çabalarına rağmen SDG ile Suriye hükümeti arasındaki ikili müzakereler, geçtiğimiz temmuz ayının başlarında, tarafların 10 Mart'ta mutabık kaldıkları bu güçlerin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda şiddetli anlaşmazlıklar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı.

Bundan sadece birkaç gün sonra taraflar birkaç hafta içinde Fransa'nın başkenti Paris'te ikili görüşmelere katılmayı kabul ettiklerini açıkladılar. Ancak Halep'in doğusundaki Deyr Hafir bölgesinde taraflar arasında güvenlik gerginlikleri ve yerel askeri çatışmalar patlak verdi. Bunu, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Suriye'nin başkenti Şam'a yaptığı özel ziyaret izledi. Ardından, SDG ve ona bağlı Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi himayesinde, yeni iktidara kökten karşı çıkan aralarında Suveyda’daki Dürzilerin Ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri'nin de bulunduğu çeşitli kesimlerin katılımıyla Haseke şehrinde bir siyasi konferans düzenlendi. Bu durum, taraflar arasındaki meseleyi en başa döndürdü ve Suriye yönetimi Paris’teki toplantıya katılmayacağını açıkladı. SDG ise, ülkenin kuzeydoğusundaki birçok bölgede kendisine karşı askeri hamlelerin arttığını belirten bir açıklama yayınladı.

Bu gelişmeler çerçevesinde ‘kendisi için belirsiz’, son derece değişken ve bağlamı muğlak bir bölgesel ve uluslararası ortam arayışında olan SDG, Suriye denklemindeki konumunu ve rolünü korumaya çalışırken, terörle mücadele alanındaki başarılarını, askeri güçlerini, sembolik otoritesini ve bölgesel ve uluslararası siyasi ilişkiler ağını, özellikle de ülkenin önümüzdeki on yıllar boyunca nasıl bir yapıya kavuşacağının belirleneceği bu dönemde, Suriye içinde etkili bir aktör haline gelmek için bir araç olarak kullanmaya çalışıyor.

SDG, yakın gelecekte etkileşime girip yoğunlaşarak konumunu ve Şam yönetimi ile ulaşmayı hedeflediği formülü fiilen ortadan kaldırabilecek birçok faktörden endişe duyuyor.

SDG’nin endişeleri

SDG, yakında konumunu ve Şam yönetimi ile ulaşmayı hedeflediği formülü fiilen ortadan kaldırabilecek faktörlerin yoğunlaşmasından endişe duyuyor. Şu anda sahip oldukları güç ve sahadaki kontrol, uluslararası koruma ve destekle sağlanıyor. SDG Suriye'nin iç kurumları ve yasaları tarafından ya da bölgesel ve uluslararası resmi tanıma tarafından açıkça tanımlanmış herhangi bir meşruiyete sahip değil. SDG’ye yakın bazı siyasi liderle temasa geçen Al Majalla, gelecekteki endişelerin önümüzdeki aylarda gerçekleşebilecek üç dönüşümle özetlenebileceği konusunda hemfikir olduklarını öğrendi.

dfrgthyu
SDG lideri Mazlum Abdi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da düzenlenen Birlik ve Uzlaşı Konferansı’na katıldı, 26 Nisan 2025 (AFP)

Suriye hükümet güçleriyle sahada gerginliğin artması, doğrudan askeri çatışmaya yol açabilir ve bu çatışma, birkaç gün önce Halep'in doğusundaki Deyr Hafir bölgesinde olduğu gibi, küçük ve yerel bir olayla başlayabilir. Böyle bir çatışma patlak verirse SDG'nin kontrolündeki bölgelerdeki sosyal doku ve barış üzerinde etkili olacağına şüphe yok. Çünkü bu bölgelere halihazırda temel olarak kırılgan bir siyasi ve sosyal gerçeklik hakim. SDG sözcüleri tarafından yapılan son açıklamalar, son askeri çatışmaların ‘Suriye hükümeti güçleri saflarında faaliyet gösteren disiplinsiz grupların’ SDG mevzilerini bombalaması sonucu meydana geldiğini ima ederek, yeni iktidar içinde bazı kesimlerin Türkiye’nin bölgesel yönlendirmeleriyle SDG ile askeri çatışmaya girmeyi her ne pahasına olursa olsun amaçladığını düşündürdü.

ABD, SDG'ye Suriye içinde veya Suriye'den bağımsız olarak varlığını sürdürebileceğine dair garanti veremez ve ‘federalizm Suriye'ye uygun değildir’

SDG, Türkiye'nin mart ayı başlarından bu yana sürdürdüğü askeri ve siyasi pasif tutumundan da endişe duyuyor. Türkiye, o tarihten bu yana SDG'nin kontrolündeki bölgelere geçtiğimiz yıllarda yaptığı gibi, herhangi bir hava saldırısı düzenlemedi. Türkiye'nin katı siyasi ve askeri açıklamalarının dozu belirgin şekilde geriledi. Türkiye, mart ayı başlarında SDG lideri Mazlum Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara arasında imzalanan anlaşmayı desteklemeye odaklandı. Hatta Türk yetkililer, Suriye’nin savunma sistemi içinde silahlı örgütlere yer verilmemesi şartıyla Suriye'deki Kürtlerin ülkede tüm kültürel ve siyasi haklarına kavuşmalarını istediklerini vurguladılar.

Ancak SDG, Türkiye'nin tutumundaki bu belirgin değişimin, Türkiye hükümeti ile PKK arasında silahlı çatışmayı sona erdirmek için yürütülen müzakerelerle ilgili iç siyasi dinamiklerden kaynaklandığını düşünüyor. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2028 yılından önce Anayasa’yı değiştirerek cumhurbaşkanlığına yeniden aday olabilmek için Türkiye'deki Kürtler ve onların siyasi güçleriyle yakınlaşmanın şart olduğunu anlamış durumda. Aynı şekilde, iktidar koalisyonundaki ortağı ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli de, Türkiye'nin etrafını saran endişe verici jeopolitik riskler nedeniyle mevcut stratejisini övüyor ve bunun için Kürt meselesinin çözülmesi ve yakınlaşmanın gerektiğini savunuyor. Bu iki husus, Türkiye'nin SDG ve SDG’nin kontrolündeki bölgeler üzerindeki baskısını tamamen hafifletse de bu durum uzun sürmeyebilir. Hatta PKK ile Ankara arasındaki ortak proje, geçtiğimiz yıllarda defalarca olduğu gibi başarısız olursa, her an tersine dönebilir. Bu da Türkiye'nin, PKK'nın en tehlikeli uzantısı olarak gördüğü SDG'ye karşı sert bir tutum sergilemesine neden olur.

Her iki durumla birlikte SDG, ABD’nin Suriye'ye yönelik vizyonundan ve stratejisinden, özellikle de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın çalışma mekanizmasından hiç memnun değil. ABD, Suriye'nin yeni iktidarına, iktidara geldiği ilk günlerde iş birliği ve ABD'nin tanıma şartı olarak bazı koşullar ve sınırlama getirmişti. Ancak aynı ABD, tüm ihtilaflı konuları, devlet yapısı ve yeni iktidar içindeki yerel hassasiyetlerin şekli ve yeri dahil olmak üzere, aşarak Suriye ile son derece aktif bir iş birliği başlattı. SDG bunu kendi aleyhine bir dönüşüm olarak görüyor, çünkü ABD'yi en yakın siyasi ve askeri müttefiki, Suriye'nin geleceğindeki rolünü ve konumunu güvence altına almak için en güvenilir taraf ve terörle mücadele konusunda iki taraf arasındaki ikili ortaklığın koşulları ve ortamı içinde varlığını sürdürmesi için tek güvenlik ve siyasi şemsiye olarak görmeye devam ediyordu.

go90
SDG lideri Mazlum Abdi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, SDG kurumlarının Suriye devlet kurumlarıyla birleşmesi için anlaşma imzaladıktan sonra tokalaşırken, 10 Mart 2025 (SANA/Reuters)

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, SDG ile Suriye yönetimi arasında 9 temmuzda yapılan ‘başarısız’ ikili müzakerelerin ardından yaptığı açıklama, SDG çevrelerinde şok etkisi yarattı. Barrack, taraflar arasında daha önce üzerinde anlaşmaya varılan kararların uygulanamamış olmasının sorumlusunun SDG olduğunu, Suriye yönetiminin ‘harika teklifler’ sunduğunu, ABD'nin SDG'ye Suriye içinde veya Suriye'den bağımsız olarak varlığını sürdürme garantisi veremeyeceğini ve ‘federalizmin Suriye'ye uygun olmadığını’ söyledi.

Al Majalla’ya konuşan özel kaynaklar, SDG lideri Mazlum Abdi'nin geçtiğimiz ayın sonlarında Ürdün'ün başkenti Amman'da Barrack ile yaptığı görüşmede bu açıklamaları ayrıntılı olarak ele aldığını ve Barrack'ın Abdi'ye açıklamalarının yanlış anlaşıldığını söylediğini aktardı. Kaynaklara göre Barrack, ABD'nin SDG ile Suriye hükümeti arasında bir diyalog ortamı yaratma taahhüdünü vurguladı. Bu bağlamda SDG, ‘ABD'nin gevşekliği’ olarak nitelendirdiği duruma karşı Fransa'nın hızlı bir şekilde harekete geçmesini sağladı. Fransa, siyasi olarak SDG'nin tutumuna en yakın ülke ve Suriye hükümetinin SDG ile müzakereleri Şam'dan Paris'e taşımayı kabul etmesi, SDG için ‘siyasi bir zafer’ niteliğindeydi. Çünkü bu gelişme, SDG'yi Suriye yönetiminin tanımlamaya çalıştığı ‘devletin meşruiyeti’ ve ‘silahlı grup’ ikileminden çıkardı.

Bu yılın savunma bütçesi tasarısı, uzun yasal ve siyasi prosedürler olmadan ABD askerlerinin Suriye'den çekilmesini kısıtlayan maddeler içeriyor. Bu maddeler, sadece Beyaz Saray'ın kararıyla değil, siyasi konsensüsün sağlanmasını da zorunlu kılıyor.

ABD garantileri

Son aylarda ABD'nin SDG'nin geleceğine ilişkin tutumlarında çelişkiler yaşanmasına rağmen, yeni ABD yönetiminin bölgesel güçlerle ilişkilerinin şekillenmesiyle birlikte, çeşitli ABD kurumları SDG'nin devamlılığını ve onunla ortaklığı teyit etmeye çalıştı.

ABD Başmüfettişlik Ofisi’nin bu yılın ikinci çeyreğine ait raporunda, ABD güçlerinin Suriye'nin kuzeydoğusundaki bazı üslerini kapatması eleştirildi. Raporda, "ABD liderliğindeki koalisyon güçleri, Fırat Vadisi'nin ortasındaki 3 askeri üssü kapattı. Bu üsler, SDG ile bölgedeki Arap aşiretleri arasında denge ve koordinasyon unsuru oluşturuyordu. Uluslararası Koalisyon (Birleşik Ortak Görev Gücü-Doğal Kararlılık Harekâtı/CJTF-OIR), ABD güçlerinin çekilmesinin SDG ile Arap aşiretleri arasındaki gerilimin tırmanmasına yol açacağını öngörüyor. Raporda ayrıca, “DEAŞ’a karşı mücadele, doğrudan çatışma yerine kontrol ve gözetim aşamasına giriyor. Binlerce DEAŞ üyesini ve ailelerini barındıran hapishaneler ve mülteci kamplarının güvenlik kapasitesinin zayıflamasından açıkça endişe duyuluyor” ifadesi yer alıyor. Washington yönetimi üzerinde en etkili Amerikan kurumları olan Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) görüşlerinin kesiştiği noktayı temsil eden raporda ABD’nin SDG’yi terk etmesi halinde parçalanma durumundan duyduğu endişeyi ifade ediliyor.

Bu yılın savunma bütçesi tasarısı, uzun yasal ve siyasi prosedürler olmadan ABD askerlerinin Suriye'den çekilmesini kısıtlayan maddeler içeriyor. Bu maddeler, sadece Beyaz Saray'ın kararıyla değil, siyasi konsensüsün sağlanmasını da zorunlu kılıyor. Rapora göre tasarı, ABD Savunma Bakanlığı'nı (Pentagon) Suriye'den herhangi bir çekilmenin DEAŞ’ı yenilgiye uğratma görevine zarar vermeyeceğini teyit eden resmi bir belge sunmaya mecbur bırakıyor. Rapora göre 2025 yılı savunma bütçesi tasarısı, ABD Kongresi'ne önceden bildirimde bulunulmaksızın Suriye'deki Amerikan askeri üslerinin azaltılmasını veya birleştirilmesini yasaklıyor. Tasarıda ayrıca, Kongre'ye sunulan raporda, Suriye'deki yerel güçlere sağlanan destek ve eğitimdeki eksikliklerin değerlendirilmesinin yer alması gerektiği vurgulanıyor. Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler tasarı üzerinde siyasi olarak uzlaştı.

SDG, Suriye'deki Kürt sorununun çözümü için net bir yol haritası ve perspektif olması gerektiğini ve yetkililerin Suriye'deki Kürtlerin kültürel haklarını tanıma konusunda sunduğu imkanların yeterli olmadığını düşünüyor.

SDG ne istiyor?

SDG, mevcut durumunu uzun vadede sürdüremeyeceğini biliyor. Ne bölgesel gerçekler ne de Suriye'nin iç gerçekleri, ‘meşruiyet ve tanınma eksikliği’ nedeniyle bunu mümkün kılıyor. Aynı şekilde, hükümet kurumlarının iş birliğini reddetmesi nedeniyle, bölgedeki yerel toplulukların yaşadığı zorlu yaşam, bürokrasi ve ekonomik koşullar da bunu mümkün kılmaz. Örneğin cep telefonu şebekesi aylardır çeşitli bölgelerde kesik durumda ve yargı, emlak işleri, nüfus kayıtları ve dış belgelerle ilgili diğer kurumlar da hizmet dışı, bu da kamu yaşamı ve vatandaşların istikrarı üzerinde baskı yaratıyor.

SDG'ye yakın askeri liderlerin ve politikacıların açıklamalarına göre SDG’nin öngörülebilir gelecekte hedeflediği üç mekanizma var. Bu mekanizmalar, Şam'da hükümetle yapılan son toplantıda sunuldu, ancak hükümet tarafından tamamen reddedildi.

dfrgthy
SDG tarafından Haseke'de düzenlenen Beraber Duruş Konferansı’ndan bir kare, 8 Ağustos 2025 (Sosyal medya)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan akatdrığı analize göre SDG, güçlerinin Suriye düzenli ordusuna entegrasyonuyla sembolik ve idari egemenliğinin kabul edildiğini, ancak silahlarını ve idari yapısını Suriye ordusu bünyesinde muhafaza edeceğini, bunun birkaç yıl sürebileceğini düşünüyor. Aynı durumun, kontrolündeki bölgelerdeki polis ve güvenlik güçleri için de geçerli olmasını istiyor. Buna karşılığında da düzenli ordu birliklerinin sınır merkezleri, sınır kapıları ve havaalanlarını Şam yönetimine bağlı kurumlar olarak kontrol etmesini kabul ediyor.

Diğer bir mesele ise bu bölgelerin anayasal statüsüdür. Bu bölgeler, herhangi bir kalıcı anayasada ‘mutlaka’ yer alması gereken geniş bir ademi merkeziyetçilikle temsil edilmesi gerekiyor. Bu sayede, dış politika, para politikası ve savunma stratejisi gibi merkezi hükümetin münhasır yetkilerine itiraz etmeden, kendi kaynaklarını ve idari ve genel işlerini yönetme hakkı ve yetkisi elde etmeli. SDG, bu tartışmanın geçiş döneminin sonuna ertelenmesini kabul etmiyor. Çünkü taraflar arasında derin bir ‘güvensizlik’ olduğunu ve bunun olmadan sosyal barışı koruyacak garantilerin olmasının imkansız olduğunu, geçtiğimiz aylarda kıyı kesimleri ve Suveyda'da yaşananları örnek göstererek vurguluyor.

Son olarak, SDG, Suriye'deki Kürt sorununun çözümü için net bir yol haritası ve perspektif olması gerektiğini, iktidarın Suriye Kürtlerinin kültürel haklarını tanıma yönündeki adımlarının yeterli olmadığını ve bu sorunun bazı siyasi/ulusal hakla da bağlantılı olduğunu düşünüyor. Devletin ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ olarak adlandırılması ve Kürt siyasi güçlerin ulusal diyalog, anayasal deklarasyon ve geçici hükümet gibi durumlardan dışlanması, bu sorunun önceki rejim döneminde olduğu gibi eski haline dönme olasılığına dair şüphelerini güçlendiriyor. Bu yüzden önceden net çözümler bulunması gerekiyor.



Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
TT

Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Sudan ordusu, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Batı Libya’da iş birliğini güçlendirmek amacıyla sürpriz görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda iki ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin artırılması yolları ele alındı.

UBH Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş’ın, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir ve beraberindeki heyeti kabul ettiğini bildirdi. Açıklamada, yüksek seviyeli toplantının ‘iki kardeş ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarını görüşmek için’ düzenlendiği belirtildi.

Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Bu görüşme, Batı Libya ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter’in kontrolündeki Doğu Libya arasında yaşanan siyasi ve askeri bölünmenin arka planında gerçekleşiyor. Hafter, Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile ‘iş birliği’ yaptığı yönündeki suçlamalarla karşı karşıya.

UBH hükümetine yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu toplantıyı, ‘Sudan ordusunun Libya’daki askeri ve güvenlik bölünmesinden yararlanan HDK karşısında attığı önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, 26 Şubat 2024’te başkent Trablus’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyarette, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile bir araya gelmişti. İki lider, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi, desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik ikili görüşmeler gerçekleştirmişti.

 Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)

El-Menfi ile Burhan, o dönemde iki ülke arasında heyet değişimini ve imzalanan anlaşmaların uygulanmasını kararlaştırdı. İki ülke heyetlerinin katıldığı görüşmelerde ortak ilgi alanındaki konular ele alındı ve ‘Sudan ile bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması’ hedeflendi.

Trablus’taki Genelkurmay Başkanlığı’nda dün yapılan buluşmada, Libyalı yetkili en-Nemruş, Libya ve Sudan halklarını birleştiren ‘tarihî bağlar ve köklü ilişkilerin derinliğine’ vurgu yaptı. En-Nemruş, ‘ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde ortak koordinasyonun geliştirilmesinin ve bölgedeki güvenlik ile istikrara katkı sağlamasının önemini’ vurguladı.

Genelkurmay Başkanlığı, toplantıda ‘bilgi paylaşımı ve güvenlik koordinasyonu alanında iş birliğinin uygulanma yöntemlerinin’ ele alındığını açıkladı. Taraflar ayrıca, ‘askeri eğitim programlarının ve deneyim paylaşımının genişletilmesi; personelin yeterliliğinin artırılması ve hazırlık seviyesinin yükseltilmesi’ konusunda mutabık kaldı. Bu adımlar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı ve yapıcı iş birliği hedeflerini yansıtıyor.

Öte yandan LUO, Sudan’daki HDK’ye destek sağlamakla ilgili suçlamaları daha önce görmezden gelmişti. Reuters, güneydoğu Libya’daki Kufra Havalimanı’nın, Darfur’daki el-Faşir kenti üzerindeki kontrolün güçlendirilmesi için lojistik üs olarak kullanıldığını bildirmişti. LUO, bu iddialara yanıt vermemişti.

Reuters geçtiğimiz aralık ayında yayınladığı bir haberde, ‘Kufra üzerinden geçen ikmal hattının, HDK’nin el-Faşir şehri üzerindeki kontrolünü güçlendirmede merkezi bir rol oynadığını ve bu sayede Darfur’daki varlığını sağlamlaştırmasını sağladığını’ belirtmişti.

Nisan 2023’te Sudan iç savaşı başladığından bu yana LUO’ya HDK’ye yardım sağladığı yönünde tekrar eden suçlamalar yapıldı. Ancak LUO, o dönemde bu iddiaları yalanlayarak, Sudan tarafları arasında çatışmaların durdurulması için ‘arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu’ açıklamıştı.


İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)

İsrail savaş uçakları bugün Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasına hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda 3 kişi öldü, bir kişi yaralandı. Ayrıca güney Lübnan'daki kasabalara da saldırılar düzenlendi.

İsrail savaş uçakları bu sabah Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasında bir eve hava saldırısı düzenleyerek 3 kişiyi öldürdü, birkaç kişiyi yaraladı ve birçok evi yıktı. Sivil savunma ekipleri cesetleri çıkarmak ve yolu temizlemek için çalışıyor. Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı, hava saldırılarının ayrıca şafak vakti Lübnan'ın güneyindeki Haris kasabaların da hedef aldığını bildirdi.

İlgili bir gelişmede, Hizbullah bugün dört ayrı açıklamada, savaşçılarının İsrail'in Liman, Hurfish, Shlomi ve Nahariya yerleşimlerini roket saldırılarıyla hedef aldığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre Hizbullah yaptığı açıklamada, bugün saat 02:25'te Liman yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını belirtti. İkinci bir açıklamada ise saat 00:30'da Hurfish yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını duyurdu.

Üçüncü bir açıklamada Hizbullah, saat 02:30'da Shlomi yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını açıkladı. Dördüncü bir açıklamada ise saat 03:10'da Nahariya yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını bildirdi.

Şunu belirtmekte fayda var ki, 2 Mart sabahından itibaren İsrail savaş uçakları Beyrut'un güney banliyölerini, Güney Lübnan'daki çeşitli bölgeleri ve Doğu Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ni hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi. Saldırılar ayrıca Lübnan Dağı ve Kuzey Lübnan'daki bölgelere de yayıldı. İsrail hava saldırıları halen devam etmektedir. Mart ortasından sonra İsrail ordusu Güney Lübnan'a bir saldırı başlattı.


Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
TT

Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)

Gazze Şeridi’ndeki büyük Filistinli gruplardan çeşitli kaynaklar, İsrail’in Gazze Şeridi içindeki saldırılarını yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti. Bu beklentinin, Barış Konseyi planında yer alan silahsızlanma maddelerinde değişiklik yapılması talebinin ardından ortaya çıktığı ifade edildi.

Hamas’a bağlı üç kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sahada İsrail’in daha geniş çaplı bir askeri gerilime hazırlandığına dair göstergeler bulunduğunu belirtti. Kaynaklar, bu olası gerilimin polis ve güvenlik noktalarının hedef alınmasının, silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların ve suikastların ötesine geçebileceğini dile getirdi.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Mladenov tarafından mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıklanmıştı. Uluslararası ve bölgesel medyada yayımlanan maddelere göre plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde aşamalı olarak silah bırakmasını öngörüyor. Plan ayrıca, ‘Gazze Şeridi’nin silahlardan tamamen arındığının nihai olarak doğrulanması’ sonrasında İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor.

 Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)

Son günlerde İsrail’in tırmanışı, polis güçlerine bağlı güvenlik unsurları ile sahadaki silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların yoğunlaştırılmasıyla daha da arttı. Kaynaklara göre Hamas’a bağlı hükümet kurumlarındaki güvenlik personeline ve grupların askeri kanatlarına mensup silahlı unsurlara, alarm seviyesini en üst düzeye çıkarmaları yönünde talimat verildi. Aynı talimatlarda, tekrar eden hedef alınma girişimlerini önlemek amacıyla mümkün olan tüm güvenlik önlemlerinin alınması istendi.

Planda yapılan değişiklikler

Geçtiğimiz hafta Hamas heyeti, Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, iki gün önce Gazze Şeridi’ndeki gruplar adına ‘silahsızlanma planı’ önerisine yanıtını sundu. Kaynaklara göre, Nikolay Mladenov ile yapılan görüşmede iletilen yanıtta, ‘ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ilk aşamadaki tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesini zorunlu kılacak değişikliklerin yapılması’ gerektiği vurgulandı.

Hamas kaynaklarına göre, İsrail’in söz konusu değişiklik talebini ‘hareketin silah bırakmayı reddettiği’ gerekçesiyle önümüzdeki dönemde saldırılarını artırmak için bir bahane olarak kullanabileceği değerlendiriliyor. Kaynaklardan biri, Hamas’ın ve diğer grupların planı farklı çerçeveler içinde incelemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

İslami Cihad Hareketi’nden bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, özellikle İran ile bağlantılı gelişmelerin ardından İsrail’de tırmanış ihtimalinin artmasıyla birlikte, sahadaki savaşçılara izlerinin sürülmesini ve hedef alınmalarını önlemek amacıyla tüm gerekli güvenlik tedbirlerini almaları yönünde kesin talimatlar verildiğini ifade etti.

Öte yandan İsrail, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı, Gazze kentinin doğusundaki Şeva Meydanı bölgesinde, özel İsrail birliklerinin ya da silahlı grupların sızmasını önlemek amacıyla kurulan bir kontrol noktasında bulunan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu dört silahlı kişiyi öldürdü.

Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)

Hamas’a bağlı bir polis mensubu dün, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Meğazi Mülteci Kampı girişinde aracının İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından hedef alınması sonucu hayatını kaybetti. Aynı gün, Han Yunus’un güneyindeki ‘sarı hat’ olarak bilinen bölgede bir genç de İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.

Sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hedef alınan aracın Kassam Tugayları’na bağlı bir üyeye ait olduğunu, aracı kullanan kişinin ise daha önce önde gelen isimlerden birinin korumalığını yapmış polis memuru olduğunu belirtti.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail, 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 718’den fazla Filistinliyi öldürdü.

Erdoğan ile görüşme

Bu arada Hamas dün yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul’da bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler, ateşkes anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi ve Kudüs’teki son durum ele alındı.

Hareketten yapılan açıklamaya göre, Hamas Liderlik Konseyi Başkanı Muhammed Derviş başkanlığındaki heyette Halid Meşal, Halil el-Hayye ve Zahir Cebbarin yer aldı. Cumartesi günü gerçekleşen görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler ele alındı. Açıklamada ayrıca, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının güvence altına alınması, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasının önemine vurgu yapıldı.

Açıklamada, Kudüs’teki durumun, özellikle de Mescid-i Aksa çevresindeki gelişmelerin ciddiyetine dikkat çekilerek, ‘ihlaller’ olarak nitelendirilen uygulamaların sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu. Ayrıca, esirlere yönelik idam cezasını içeren yasa tasarısına da karşı çıkılarak, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Heyetin, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdiği ve Erdoğan’ın bu konudaki çabalarını takdir ettiği aktarıldı. Açıklamaya göre Erdoğan da Türkiye’nin Filistin halkının haklarına verdiği desteğin süreceğini ve bu konudaki tutumunun değişmeyeceğini vurguladı.