Doha Zirvesi: İsrail'e karşı ortak adımların görüşüleceği bakanlar toplantısı

Katar’ın başkenti Doha'daki Sheraton Oteli olağanüstü zirveye ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, otelin önünde İslam ülkelerinin bayrakları dalgalanıyor. (Reuters)
Katar’ın başkenti Doha'daki Sheraton Oteli olağanüstü zirveye ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, otelin önünde İslam ülkelerinin bayrakları dalgalanıyor. (Reuters)
TT

Doha Zirvesi: İsrail'e karşı ortak adımların görüşüleceği bakanlar toplantısı

Katar’ın başkenti Doha'daki Sheraton Oteli olağanüstü zirveye ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, otelin önünde İslam ülkelerinin bayrakları dalgalanıyor. (Reuters)
Katar’ın başkenti Doha'daki Sheraton Oteli olağanüstü zirveye ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, otelin önünde İslam ülkelerinin bayrakları dalgalanıyor. (Reuters)

Arap ve İslam ülkelerinin dışişleri bakanları bugün Katar'ın başkenti Doha'da bir araya gelerek İsrail'in Doha'ya yönelik saldırısı hakkında bir karar taslağını görüştü. Karar, yarın Katar'ın ev sahipliğinde düzenlenecek olağanüstü Arap Birliği – İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) zirvesinde liderlere sunulacak.

Bu gelişme, zirveye katılan ülkelerin dışişleri bakanları arasında, resmi toplantılar başlamadan önce bölgesel ve uluslararası gelişmelerle ilgili tutumları koordine etmek için iletişimin devam ettiği bir dönemde gerçekleşti.

Geçtiğimiz salı günü Katar'ın başkentinde Hamas liderlerini hedef alan İsrail saldırıları, hareketin beş üyesinin ve Katar güvenlik güçlerinden bir üyenin ölümüne yol açtı.

Zirvenin taslak sonuç bildirgesinin tartışılması

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Doha'ya geldi. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, olağanüstü zirvede ‘bugün yapılacak dışişleri bakanları hazırlık toplantısında sunulan, İsrail'in Katar devletine yönelik saldırısı hakkında bir taslak bildirgenin tartışılacağını’ doğruladı.

Katar Haber Ajansı'na (QNA) yaptığı açıklamada el-Ensari, zirvenin toplanmasının, ‘İsrail'in bir dizi Hamas liderinin konutlarını hedef alan alçakça saldırısı karşısında İslam dünyasının Katar ile dayanışma içinde olduğunu yansıttığını’ vurguladı.

Dışişleri bakanlarının gündeminde Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani'nin konuşması ve Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt'ın benzer bir konuşması yer alıyor. Dışişleri bakanları, önerilerini, resmi olarak kabul edilmesi için olağanüstü Arap Birliği – İİT zirvesine sunacak.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı Devlet Bakanı Halife bin Şahin el-Merar, Bangladeş Geçici Hükümeti Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Muhammed Tevhid Huseyin, Brunei Darussalam Cumhuriyeti Dışişleri İkinci Bakanı Dato Erron Behin Yusuf, Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Alibek Bakayev, İİT Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha ve Gambiya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mohamed Jallow olağanüstü Arap Birliği – İİT zirvesine katılmak üzere Katar’ın başkenti Doha’ya geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İİT dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere bugün Tahran'dan Doha'ya gitti. İran Devrim Muhafızları Ordusu'na yakın (DMO) Tesnim haber ajansı, Arakçi'nin İİT dışişleri bakanları olağanüstü toplantısına katılmak üzere bu sabah Katar'ın başkentine gittiğini bildirdi. Söz konusu toplantı, yarın yapılacak olağanüstü Arap Birliği – İİT zirvesi hazırlıkları kapsamında, İsrail'in Katar'a yönelik ‘askeri saldırganlığını’ görüşmek üzere Katar'ın talebi üzerine düzenlendi. Tesnim, İran'ın olağanüstü Arap Birliği – İİT zirvesinde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından temsil edileceğini bildirdi.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise İsrail'in ‘kardeş ülke Katar'a yönelik acımasız saldırısının uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Arap, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı tehdit eden tehlikeli bir adım olduğunu’ söyledi.

Katar'ın yarın ev sahipliği yapacağı olağanüstü Arap Birliği – İİT zirvesi öncesinde QNA'ya verdiği özel röportajda Abbas, “Doha Zirvesi'ne katılmanın mesajı ve amacı açık; Katar'ın güvenliği, Arap ve İslam ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hepimiz bu saldırılar karşısında birleşmiş durumdayız” ifadelerini kullandı.

Abbas, İsrail'in Arap ve İslam ülkelerinin güvenliğine yönelik saldırısının yansımalarıyla ilgili olarak, bunun ‘Arap ve İslam ülkelerinin güvenliğini zayıflatmaya ve bölgenin istikrarını bozmaya yönelik tehlikeli bir gösterge olduğunu’ belirtti. Abbas, ‘kolektif güvenliği korumak için Arap ve İslam dünyasının ortak bir tepki vermesi gerektiğini’ vurguladı.

Abbas ayrıca, İsrail'in Katar, Filistin ve diğer Arap ülkelerine karşı sürdürdüğü ihlallerden sorumlu tutulması gerektiğini bildirdi.

QNA’nın bugün yayınladığı röportajda Abbas, insani yardımın ulaştırılmasının hızlandırılması, işgal güçlerinin Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesi, Batı Şeria ve Kudüs'teki yerleşim faaliyetlerinin ve yerleşimci terörünün durdurulması, ele geçirilen Filistin fonlarının iadesi ve uluslararası meşruiyet kararları ve Arap Barış Girişimi uyarınca, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin tüm topraklarının işgalinin sona erdirilmesi ve yeniden inşanın ilerletilmesi gerektiğini vurguladı.

Filistin Devlet Başkanı ayrıca, Filistin davasını destekleme konusunda Katar'ın kararlı rolünü övdü ve bu durumun, hakikat ve adaleti savunan halkların ve devletlerin, saldırganların planlarını bozabileceğini kanıtladığını belirtti.

Diğer yandan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, “Zirvenin toplanması, Katar'ın yalnız olmadığı ve Arap ve İslam ülkelerinin onun yanında olduğu mesajını veriyor” dedi.

Ebu Gayt, Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, “İsrail saldırıları, ne yazık ki, uluslararası toplumun iki yıldır Gazze Şeridi'ndeki soykırım suçuna sessiz kalmasından ve işgalci liderlerin istedikleri her şeyi yapıp paçayı sıyırabilecekleri hissine kapılmalarından kaynaklanıyor. Bu talihsiz durumun sona erdirilmesi gerekiyor. Zira böyle devam ederse uluslararası hukukun çöküşünün bedelini hepimiz ödeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

sdfr
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku'l Avsat)

Geçtiğimiz perşembe günü Katar, İsrail Hava Kuvvetleri’nin salı günü Hamas liderlerinin konutlarına düzenlediği ve Körfez, Arap ve uluslararası ülkeler ve kuruluşlar tarafından kınanan saldırıyı görüşmek üzere acil bir Arap Birliği – İİT zirvesi düzenleneceğini duyurdu.

Zirvede, durumun yansımaları ve bölgenin daha fazla çatışmaya sürüklenmesini önlemek için atılması gereken adımlar tartışılacak. İran, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın zirveye katılacağını doğrularken, Irak da Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin katılacağını doğruladı. Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yarın Doha'yı ziyaret edeceğini açıkladı.



Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
TT

Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat, Gazze Barış Kurulu temsilcileri tarafından hazırlanan öneriye ilişkin ayrıntılara ulaştı. Söz konusu temsilciler arasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile Mısır, Katar ve Türkiye’den arabulucuların yanı sıra ABD de yer alıyor. Öneri, özellikle Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına odaklanıyor.

‘Yol haritası’ başlığını taşıyan belge, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde kapsamlı barış planının uygulanmasını tamamlamayı amaçlıyor. Belgede, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesine yönelik 15 madde yer alıyor.

Hamas’tan üst düzey bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu önerinin İsrail’e de iletildiğini belirtti. Kaynak, tüm tarafların teklif hakkındaki yanıtlarının ele alınacağı toplantıların bugün Kahire’de başlayabileceğini ifade etti.

Kaynak, Hamas’ın konuya ilişkin iç istişareler yürüttüğünü söyledi, ancak sunacakları nihai tutuma dair ayrıntı vermekten kaçındı.

Diğer kaynaklar, Mladenov’un dün Mısır’a geçmeden önce İsrail’i ziyaret ederek sunulan belgeye ilişkin İsrail’in tutumu hakkında görüşmeler yapacağını bildirmişti.

Belgede, ‘Uygulamanın Doğrulanması’ adı verilen bir komitenin kurulması öngörülüyor. Söz konusu komitenin, Mladenov tarafından oluşturulacağı; garantör ülkeler, uluslararası istikrar gücü ve Barış Kurulu temsilcilerinden oluşacağı belirtiliyor. Komitenin, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamakla görevli olacağı ve güçlendirilmiş bir izleme mekanizmasıyla destekleneceği ifade ediliyor.

sdfvfr
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov (Reuters)

Belgenin ilk maddesinde ise tüm tarafların Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararını ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından sunulan kapsamlı planı eksiksiz uygulamasının önemi vurgulanıyor. Bu iki unsurun, uluslararası düzeyde mutabık kalınmış bir çerçeve oluşturduğu ve sürecin yürütülmesinde rehber alınacağı kaydediliyor. Ayrıca bunun; sivil yaşamın yeniden tesisi, Filistin yönetiminin güçlendirilmesi, yeniden imar, güvenlik ve ekonomik toparlanmanın sağlanması ile kendi kaderini tayin hakkı ve Filistin devletine giden güvenilir bir sürecin oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belge, Hamas ve diğer Filistinli gruplar tarafından kısa süre önce dile getirilen taleplerin karşılanmasını öngörüyor. Buna göre İsrail’in, anlaşmanın ilk aşamasından kalan tüm yükümlülükleri eksiksiz ve gecikmeksizin yerine getirmesi şart koşuluyor. Bu sürecin, ikinci aşamaya geçilmeden önce Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından denetleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, ikinci aşamanın herhangi bir maddesine geçiş, bir önceki aşamaya ilişkin tüm yükümlülüklerin tamamlanmasına bağlı olacak. Bu süreç, komitenin gözetim ve denetimi altında yürütülecek.

Belge ayrıca, Barış Kurulu’na Gazze Şeridi’nin yönetimi, yeniden inşası ve kalkınmasının denetlenmesi için yetki verilmesini öngörüyor. Bu yetkinin, reformdan geçirilmiş bir Filistin yönetiminin sorumlulukları devralmasına kadar geçerli olacağı ve Filistin devletinin kendi kaderini tayin sürecine giden güvenilir bir yolun oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belgede, Barış Kurulu’nun ayrıca, uluslararası istikrar gücünün kurulması ve planın hedeflerinin hayata geçirilmesi için gerekli düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olacağı kaydediliyor.

Belge, Hamas veya diğer Filistinli grupların Gazze Şeridi’nin yönetiminde doğrudan ya da dolaylı herhangi bir rol üstlenmeyeceğini açıkça vurguluyor. Buna karşılık, sivil bakanlıklarda görev yapan mevcut çalışanların (Hamas kadroları) yasal ve adil biçimde ele alınacağı, tüm haklarına saygı gösterileceği belirtiliyor.

Belge, Gazze Şeridi’nin ‘tek otorite, tek yasa ve tek silah’ ilkesi doğrultusunda yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu kapsamda, silah bulundurmanın yalnızca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından yetkilendirilen kişilerle sınırlı olacağı, tüm silahlı grupların ise askeri faaliyetlerini durduracağı ifade ediliyor.

Ayrıca, yeni eğitilmiş polis unsurlarının mevcut polis teşkilatına entegre edileceği ve tamamının güvenlik taramasından geçirileceği belirtiliyor. Gerekli kriterleri karşılamayanlara silahsız alternatif görevler veya tazminat paketleri sunulacağı, polis envanterindeki tüm silahların ise komitenin Gazze’ye girişinin ardından onun kontrolüne devredileceği kaydediliyor.

fdv
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, İsrail füzesinin isabet ettiği bir aracı inceliyor. (DPA)

Belgede, silahların sınırlandırılması konusunun kademeli ve aşamalı bir süreçle ele alınacağı belirtiliyor. Bu sürecin, üzerinde mutabık kalınan uygulama takvimine uygun şekilde yürütüleceği; Barış Kurulu ile Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından izlenip destekleneceği ifade ediliyor.

Belgede, söz konusu sürecin Filistin liderliğinde yürütüleceği ve silahların Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredileceği kaydediliyor. Tüm silahlı grupların altyapının kayıt altına alınması ve silahların toplanması sürecine katılacağı, ancak silahların İsrail’e teslim edilmesinin şart koşulmadığı vurgulanıyor. Sürecin, ilgili komite tarafından denetleneceği ve izleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi; silahların kaydı, ruhsatlandırılması, iptali ve ruhsatsız silahların toplanması konusunda tek yetkili merci olacak. Bu düzenlemelerin ağırlıklı olarak bireysel silahları kapsadığı ifade ediliyor.

Ayrıca, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kademeli bir süreç içinde geri satın alma programları, yeniden entegrasyon ve sosyal destek mekanizmalarını devreye alacağı; Filistinli grupların da bu süreçte komiteyle iş birliği yapmasının beklendiği belirtiliyor.

Belgede, silahlı unsurların kişisel silahlarını teslim etmesinin, milis güçlere ait silahların teslimiyle eş zamanlı gerçekleşeceği kaydediliyor. Bunun, uygun güvenlik koşullarının sağlanması ve polisin bireysel güvenliği teminat altına alabilecek kapasiteye ulaşmasıyla mümkün olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, iç çatışma ve şiddeti önlemek amacıyla bir ‘toplumsal barış anlaşması’ imzalanacak. Bu kapsamda güç gösterileri, askeri geçit törenleri ve silahlı gösteriler yasaklanacak, ayrıca her türlü misilleme eyleminin önüne geçilecek.

Uluslararası istikrar gücünün rolüne ilişkin olarak belge, bu gücün İsrail kontrolündeki bölgeler ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kontrolündeki alanlar arasında konuşlandırılacağını belirtiyor. Söz konusu gücün polislik faaliyetlerinde bulunmayacağı, ancak silahların sınırlandırılması sürecine, insani operasyonlara destek verebileceği ve bu faaliyetlerin korunmasını sağlayabileceği ifade ediliyor.

Belgede ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi sınırlarına doğru aşamalı olarak çekilmesinin öngörüldüğü, bunun ise üzerinde mutabakata varılacak ve uygulanabilir bir takvime bağlanacağı kaydediliyor. Bu çekilmenin, silahların sınırlandırılması sürecinde kaydedilen ve doğrulanan ilerlemeye bağlı olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, silahların sınırlandırıldığı bölgelerde meydana gelebilecek güvenlik ihlalleri Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından ele alınacak.

Ayrıca belge, Gazze Şeridi’nin yeniden imarının, bu sürecin uygulandığı ve fiilen Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin yönetimi altında bulunan bölgelere inşaat malzemelerinin girişine izin verilmesiyle gerçekleştirileceğini öngörüyor.


Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
TT

Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)

Irak’ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, nüfuz için yoğun rekabet içindeki siyasi güçler arasında bakanlık dağılımı sürecini başlattı.

Iraklı kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi İttifakı tarafından seçilen ve belirgin bir siyasi profili bulunmayan Zeydi’nin, hükümeti 30 gün içinde kurmak üzere ön görüşmelere başladığını aktardı. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a “Resmî görevlendirme yazısını aldığı andan itibaren destek görmesine rağmen bu görevi başarıyla tamamlayıp tamamlayamayacağını söylemek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynaklara göre Zeydi’nin adaylığı, Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında varılan bir uzlaşının sonucu olarak ortaya çıktı.

Londra ve Paris, dün Zeydi’nin görevlendirilmesini memnuniyetle karşıladı. Ancak Amerikan kaynaklarına göre Washington, Bağdat’a yönelik tutumunu, başta grupların silahları olmak üzere temel dosyalarda ilerleme sağlanmasına bağlayarak, “kişilerin geçmişinden ziyade bu konuların çözümüne” odaklanıyor.


BM, Sudan savaşında cinsel şiddetin bir silah olarak kullanılmasının sonuçları konusunda uyardı

 Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
TT

BM, Sudan savaşında cinsel şiddetin bir silah olarak kullanılmasının sonuçları konusunda uyardı

 Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)

Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar ve yerel sivil toplum örgütleri, Sudan’da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin yaygın biçimde savaş silahı olarak kullanılmasının, özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu uyarısında bulundu.

Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında süren çatışmalar, on binlerce kişinin ölümüne ve yaklaşık 11 milyon insanın yerinden edilmesine yol açtı. Çatışmalarla birlikte cinsel şiddet vakalarında da keskin bir artış yaşandığı bildiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün (MSF), geçen ay yayımladığı rapordan aktardığına göre, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında Kuzey ve Güney Darfur’da örgütün destek verdiği sağlık merkezlerine cinsel şiddet mağduru en az 3 bin 396 kişinin başvurdu. Kuruluş, bu suçların Sudan’daki çatışmanın “ayırt edici bir özelliği” haline geldiğini vurguladı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut verilerin “yalnızca buzdağının görünen kısmı” olduğuna dikkat çekti.

WHO’da toplumsal cinsiyete dayalı şiddet birimi sorumlusu Avni Amin, Cenevre’de BM merkezinde düzenlenen etkinlikte yaptığı açıklamada, tecavüz sonrası destek hizmetlerine erişimin son derece zor olduğunu belirtti. Amin, güvensizlik, çalışan sağlık tesislerine erişimde yaşanan zorluklar, mağdurları çevreleyen ağır damgalama ve yeterli eğitimli sağlık personeli eksikliğine dikkat çekti.

Amin, “Konuşan her bir kadına karşılık, muhtemelen sessizce acı çeken sekiz ya da dokuz kadın daha var” ifadesini kullandı.

Sudan, dünyanın en büyük iç göç dalgasını kaydetti (Reuters)Sudan, dünyanın en büyük iç göç dalgasını kaydetti (Reuters)

Hiçbir güvenlik yok

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, mağdurların toplu tecavüzler sonrası tıbbi yardım ararken karşılaştıkları korkunç koşulları anlattı. Ahmedi, bu saldırıların çoğu zaman ciddi tıbbi komplikasyonlara yol açtığını söyledi.

Darfur’da barış zamanlarında bile bu tür vakalara müdahale edebilecek az sayıda doktor bulunduğunu hatırlatan Ahmed, “Bugün neredeyse hiç yoklar” dedi.

Ahmedi, sağlık merkezlerine ulaşmak zorunda kalanların da “hiçbir güvenliğe sahip olmadığını” belirterek, hastanelerin çoğunun çatışan tarafların kontrolünde olması nedeniyle mağdurların tedavi aramaktan çekindiğini ifade etti.

Ayrıca Darfur’da bir hastaneye giren HDK mensuplarının bir sağlık çalışanını tecavüz ettikten sonra öldürdüğünü ifade etti.

Güvenlik sorunları ve insani yardım bütçelerindeki kesintiler nedeniyle uluslararası yardım kuruluşlarının bölgeden çekilmesinin durumu daha da kötüleştirdiğini belirten Ahmedi, kadınların yönettiği küçük kuruluşların kaynak bulmakta zorlandığını ve “insanların hayatını kaybettiğini” söyledi.

Tecavüz korkusuyla intihar

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu İnsani Müdahale Direktörü Shoko Arakaki, cinsel şiddet mağdurlarının 72 saat içinde tıbbi bakım almasının “son derece hayati” olduğunu vurguladı.

Ancak Sudan’da ne yeterli hizmet ne de gerekli ilaçların bulunduğunu belirten Arakaki, mağdurlar için psikososyal desteğin de acil bir ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Arakaki, intihar oranlarının yüksek olduğuna dikkat çekerken, resmi verilere ulaşmanın zor olduğunu kaydetti. Ahmedi de özellikle Cezire eyaletinde birçok kadının tecavüze uğrama korkusuyla intihar ettiğine dair bilgilere sahip olduğunu söyledi.

WHO’dan Amin ise ruh sağlığı desteğinin sistematik biçimde entegre edilmesi gerektiğini belirterek, bu tür şiddetin hem mağdurlar hem de tanıklar üzerinde uzun vadeli etkiler bıraktığını vurguladı.

Amin, “Diğer çatışmalardan biliyoruz ki etkiler sadece uzun vadeli değil, nesilden nesile aktarılıyor. Buna hazırlıklı olmalıyız” ifadelerini kullandı.