Irak’ta seçim öncesi tartışmalar

Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun çalışanı mühürlü bir oy sandığını taşırken, diğerleri Bağdat'ın Karh bölgesindeki Komisyonu'nun merkezlerinden birinde elektronik sayımla eşleşecek şekilde oyları elle sayıyor, 23 Aralık 2023 (AFP)
Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun çalışanı mühürlü bir oy sandığını taşırken, diğerleri Bağdat'ın Karh bölgesindeki Komisyonu'nun merkezlerinden birinde elektronik sayımla eşleşecek şekilde oyları elle sayıyor, 23 Aralık 2023 (AFP)
TT

Irak’ta seçim öncesi tartışmalar

Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun çalışanı mühürlü bir oy sandığını taşırken, diğerleri Bağdat'ın Karh bölgesindeki Komisyonu'nun merkezlerinden birinde elektronik sayımla eşleşecek şekilde oyları elle sayıyor, 23 Aralık 2023 (AFP)
Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun çalışanı mühürlü bir oy sandığını taşırken, diğerleri Bağdat'ın Karh bölgesindeki Komisyonu'nun merkezlerinden birinde elektronik sayımla eşleşecek şekilde oyları elle sayıyor, 23 Aralık 2023 (AFP)

İyad el-Anber

Seçimler planlandığı gibi yapılacak mı? Seçimleri erteleyecek herhangi bir gelişme olacak mı? Acil durum hükümeti kurulma olasılığı ne kadar yüksek? Seçimleri boykot edenler, seçimlerin meşruiyetini ve yasallığını etkileyecek mi?

Tüm bu sorular, Irak’ta 11 Kasım'da yapılması planlanan seçimler öncesinde Iraklılar arasında tartışmalara yol açıyor. Seçim süreci altı turdan geçtikten sonra, seçimler öncesindeki tartışmalarda bir değişiklik olması beklenir. Siyasi güçlerin ve liderlerinin söylemlerinde bir değişiklik olması gerekir. Ancak Irak'ta işler böyle yürümüyor. Ülkede sanki zaman durmuş ve gelecekle ilgili tartışmalar yerine geçmişle ilgili aynı tartışmalar yeniden alevleniyor.

İktidar güçlerinin seçim kampanyasında, Şiilerin seçimlere güçlü bir şekilde katılmadığı takdirde Baas Partisi'nin yeniden iktidara gelmesine karşı korku uyandıran sloganların kullanılmaya devam ettiğini düşünsenize! Aynı retorik, mezhepsel korkuları ve yaklaşan seçimlere aktif katılım olmazsa Şii çoğunluğun iktidarı kaybetme ve Sünni siyasi güçlerin iktidara gelme olasılığı için de kullanıyor!

Seçim öncesi tartışmalardaki çelişkilerden biri de siyasi süreci baltalayan veya değiştirmeye çalışanlar hakkındaki söylentiler. Halk, 2003 yılından bu yana elde edilen tek kazanım olan çoğunluğun yönetme hakkını korumak için sandık başına gitmeye çağrılıyor. Ancak, bu oy kullanma çağrısına, bu ‘kazanımı’ savunmak için silaha sarılma tehditleri karşılık geliyor! Irak’ta yönetim deneyimini korumak için silaha sarılma tehdidi, oy kullanmakla eşdeğer gibi görünüyor. Eski rejimin düşmesinin üzerinden yirmi iki yıl geçtiği halde, politikacılarımızın halen eski hükümetlerle yaşanan deneyimleri hedef alan korkulardan ve komplolardan bahsetmelerini başka nasıl açıklayabiliriz? İster iyi olsun ister kötü olsun, yönetilenlerle olan ilişkileri görmezden geliniyor!

Seçimleri boykot etme tartışmaları artık yeni bir fenomen değil. Her seçim döngüsünde boykot pankartları asılıyor ve boykot edenlerin argümanları mantıklı kanıtlar ve gerçekçi sonuçlar içermiyor değil.

Tüm bunların yanında seçimlerin planlandığı gibi yapılacağı konusunda belirsizlik yaratılıyor. Aynı senaryo her seçimde tekrarlanıyor ve ‘olağanüstü hal (OHAL) hükümeti’ kurulması olasılığını gündeme getiriyor. Bu hükümeti kimin yöneteceği, hatta temel işlevinin ne olacağı bile bilinmiyor. Irak'ın savaş kıvılcımıyla alev alıp patlayabilecek bir barut fıçısı olduğu düşüncesinin de nedeni, bölgenin Tahran ile Tel Aviv arasında yeni bir savaş tehdidiyle karşı karşıya olduğu varsayımı olabilir. Ancak bu durum, seçimlerin ertelenmesini ve OHAL hükümeti kurulmasını gerektirmez. Savaş çıkarsa ve Irak'a sıçrarsa, hedef Irak devleti ve kurumları değil, sınırlı operasyonlarla belirli kişiler ve silahlı gruplar olacaktır.

Bildik sloganların tekrarlanması

Seçim kampanyası düzeyinde, önceki beş döngüde gerçekleşmeyen aynı sloganlar tekrarlanıyor, bunların başında ‘devleti inşa etmek’ sloganına geri dönüş geliyor. Buradaki ironi, bu sloganları atanların ya 2003 sonrası iktidar dengesinde kilit ortaklar ya da iktidar piramidinin tepesinde yer alan kişiler olması. Bu dönem boyunca, onların temel işlevi devleti yeniden inşa etmek değil, kaos ve kargaşayı kurumsallaştırmak ve anayasayı ve kurumların rolünü marjinalleştiren normlar oluşturmaktı. Şimdi, varlıkları ve sayıları azalmış olmasına rağmen, iktidar ve nüfuz sahibi oldukları dönemde yerine getiremedikleri aynı vaatleri tekrarlıyorlar.

Iraklı politikacılar seçimler yaklaşırken, her iki uçta da yaşamaya ilgi duyduklarından birbiriyle çelişen ikilemlerle bir arada olurlar. Bir yandan gücü ve iktidarı ellerinde tutarken diğer yandan düşüncelerinde, söylemlerinde ve siyasi davranışlarında muhalefet var olmaya devam eder. Devleti ve kurumlarını kontrol etseler de devleti yok eden tüm silahları, çeteleri ve davranışları geliştirmeye çalışırlar. Bir yandan mezhepçilik, aşiretçilik ve milliyetçiliğin koruyucuları olmak isterken diğer yandan öncelikli endişelerinin ulusu inşa etmek ve bölünmeden korumak olduğunu iddia ederler.

frgt
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, on yıllık bir aranın ardından 2023 yılında ilk kez düzenlenen il meclisi seçimleri sırasında Bağdat'taki bir sandık merkezinde oy kullanmak için kayıt yaptırırken (AFP)

Seçimler öncesindeki siyasi tartışmalar, Irak'ta bir kez daha hiçliğin hakim olduğunu gösteriyor, zira şu anda Irak'ın krizlerine çözüm getireceğini iddia eden sloganlar ve manşetler itibarını yitirmiş durumda. Bu yüzden halkın, kronik dengesizlikler için sürekli bahaneler uyduran yönetici sınıfa olan güvenini kaybetmesi şaşırtıcı değil. Bu dengesizliklerin devamını sınırlayacak veya gelişmelerle yüzleşecek yeteneği yok ve politikacıların konuşmaları, bozulma ve kaos hali karşısındaki şaşkınlıklarını ortaya koyuyor! Sanki devletin yanı sıra kamusal hayatın her alanında başarısızlık ve yolsuzluğun artmasının ana nedeni olan siyasi sistemin parçası değillermiş gibi davranıyorlar!

Seçim dönemlerinde, açık ve net bir siyasi programdan uzak olsa bile, siyasi sloganlar atarak halkın ilgisini çekmeyi düşünmek, seçim propagandası aracı olarak haklı görülebilir ama bunun için öncelikle ikna edici olmak gerekir. Yalnızca sloganlara ve propaganda afişlerine güvenilemez. Dolayısıyla propaganda, halkı aldatmaya ve onlara Alzheimer hastasıymış gibi muamele etmeye çalıştığında naif ve basmakalıp olabilir. Kaldı ki günümüzde birçok siyasi lider ve çevresindekiler bunu yapıyor.

Boykot edenler

Seçimlerin boykot edilmesine yönelik tartışmalar ise artık eskidi. Irak’ta her seçim döneminde seçimleri boykot eden pankartlar asılır ve boykot edenlerin, başta ‘Beş seçim atlattıktan sonra seçimler neyi değiştirdi? Siyasi liderler iktidarda kalmaya devam edip değişmezlerse seçimlerin ne anlamı var?’ gibi argümanları olmak üzere mantıklı kanıtlar ve gerçekçi sonuçlar barındırır.

Irak ekonomisinin petrol gelirlerine bağımlı olması nedeniyle, ekonomik ve siyasi güç otoriter partilerin, bu partilerin önderlerinin ve liderlerinin elinde yoğunlaştı.   

Bu boykot, öncekilerden oldukça farklı. Sadr Hareketi harekete geçtiğinde, sesinin daha güçlü ve yankısının daha geniş çaplı olacağına şüphe yok. Bu boykotun seçimlerin yasal meşruiyetini etkilemeyeceği doğru, ancak önceki seçimlere en düzenli katılanlar boykot ettiğinde, katılım oranları üzerindeki etkisi kesinlikle belirgin olacak. Dolayısıyla, siyasi temsillerinin meşruiyeti, on bir vilayette seçmenlerini temsil eden Şii siyasi güçlerin güvenilirliğine darbe indirecek.

Sadrcılar ve seçimlerin boykot edilmesi çağrısında bulunanlar, düşük katılım oranının yasal meşruiyetlerini zedelemeyeceğini biliyorlar. Ancak bu boykot ve seçimlere halkın katılımı üzerindeki etkisi, siyasi seçimlerin yasal meşruiyetinden ziyade siyasi meşruiyetini sorgulamak için kullanılabilir. Bu durum, demokrasiye geçiş sürecinde olan bir sistemde sandık başına gitme oranının zamanla artması gerektiği göz önüne alındığında özellikle geçerli, ancak Irak'ta 2005 yılında yapılan ilk seçimlere kıyasla katılım oranı düşmeye başladı ve 2010 seçimlerinde yüzde 62,4 ile en yüksek seviyesine ulaştı. Ancak, 2021 seçimlerinde yüzde 41'e düşerek azalmaya başladı!

vfgt
Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, milletvekili seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Bağdat'taki Tahrir Meydanı'nda kutlama yaparken, 11 Ekim 2021 (AFP)

Ancak, seçimleri boykot etmek gerçekten de siyasi protesto olsa da bir sonraki adım dikkate alınmadığından, siyasi gidişatı düzeltmeye yönelik stratejiden çok bir tutumdur. Yalnız bu durum geleneksel güçleri kayırabilir, böylece geleneksel siyasi partilerin adayları arasındaki rekabet, siyasi feodal efendilerin müşteri kitlesiyle sınırlı kalır. Boykot, nihayetinde siyasi iktidar merkezlerini domine eden otoriter güçlerin yararına olacak ve Irak'ta siyasi liderlerin ve çevresindeki kişilerin siyasi karar alma sürecindeki hakimiyetinin gerçekliğini değiştiremeyecek polemikçi tutumlar çerçevesinde kalacaktır.

Hakkında konuşulmayan

Politikacılarımız ekonomik konularda ya sadece siyasi gevezelik yapmada iyiler ya da en iyi ihtimalle teşhis koymada yetenekliler gibi görünüyor. Ancak kağıt üzerinde planlanan çözümleri ve medya forumlarında, siyasi ve akademik seminerlerde konuşulanları pratik gerçekliğe dönüştüremiyorlar. Bunun yanında hükümetin maaş harcamalarının şişirilmiş yükünden şikâyet etmekte ve sızlanmakta da ustalar.

Irak ekonomisinin petrol gelirlerine bağımlı olması nedeniyle, ekonomik ve siyasi güç, otoriter partilerin, bu partilerin liderlerinin ve önde gelen isimlerinin elinde toplandı. Sonuç olarak, Irak’ta kurulan hükümetlerin işlevi iki görevle sınırlı hale geldi. Bunlardan ilki siyasi partilerin ve liderlerinin kaynaklarını geliştirmek ve devlet kaynakları ile ekonomik faaliyetler üzerinde hakimiyetlerini sağlamak, ikincisi ise devlet dairelerinde atamalar yoluyla siyasi müşteri çevrelerini genişletmekti. Bu kişiler, devlet tarafından istihdam olanakları garanti altına alınmış vatandaşlar değil, nihayetinde bu veya o siyasi partiye sadık tebaa ve seçim oylarının garantörleriydi.

Siyasi güçlerin seçim söylemlerinde, gençlerin işgücü piyasasına girme arzularının, her yıl çeyrek milyon kamu işi ile nasıl yönetilebileceği konusunda hiçbir şey duymuyoruz.

Iraklı akademisyen ve yazar İsam el-Hafaci’ye göre Irak’taki rantçı devlet, sadece en çok iş imkanı sağladığı için değil, piyasa ekonomisinin her türlü kavramını yok edip onu yasallaştırılmış bir mafya sistemine dönüştürdüğü için, yani sözleşmeleri ve imtiyazları veren devlet olduğu için kendi ihlallerine itaat ve sessizlik sağlanıyor. Bu da adil rekabetten çok uzak bir ortam yaratıyor.

Bu yüzden petrol ekonominin can damarı olmaya devam ettiği sürece, egemen sınıfın halkı dinlememesi, sloganlarını tekrarlaması ve yolsuzluk ve kamu fonlarının çalınmasına devam etmesi şaşırtıcı değil. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre hükümetler, petrolün sağladığı kaynaklarla ekonomik ve sosyal politikalarını, polisi ve orduyu finanse edebildikleri sürece, tebaalarına hediyeler veren ve dağıtanlardan olmaya devam edecek. Yanlış yönetimlerini ve hatta yolsuzluklarının üstünü, hayali başarılarını tanıtan ve rakiplerini ve kendilerine karşı çıkanları itibarsızlaştıran propaganda ağlarıyla örtüyorlar.

Siyasi güçlerin seçim söylemlerinde, gençlerin işgücü piyasasına girme arzularının, her yıl çeyrek milyon devlet memurluğu ve beş milyon eşiğine ulaşan çalışan ve emekli sayısıyla nasıl yönetilebileceği konusunda hiçbir şey duymuyoruz! Genel bütçede maaşların güvence altına alınması için petrol fiyatlarının varil başına 60 doların üzerinde kalması gerekiyor. Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan federal bütçeye ilişkin devlet hesaplarının envanterinde, 2025 yılının ilk yarısında ödenen toplam maaşların petrol gelirlerinin yüzde 99,2'sini tükettiğini görüyoruz.

Iraklı ekonomist Dr. İmad Abdullatif Salim'e göre Irak'ın kamu maliyesinin tarihindeki en yüksek seviyeye ulaşan iç kamu borcunun 2023 yılında 70 trilyon dinardan 2025 yılının ağustos ayı sonunda 92 trilyon dinara yükseldiğine kimse itiraz etmiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.