Gecikmiş Filistin devleti için mücadeleyi başlatan Gazze savaşı

Paris'te dün düzenlenen yürüyüşte ‘Barış için Filistin devletini tanıyın’ yazılı bir pankart taşıyan Fransızlar (AFP)
Paris'te dün düzenlenen yürüyüşte ‘Barış için Filistin devletini tanıyın’ yazılı bir pankart taşıyan Fransızlar (AFP)
TT

Gecikmiş Filistin devleti için mücadeleyi başlatan Gazze savaşı

Paris'te dün düzenlenen yürüyüşte ‘Barış için Filistin devletini tanıyın’ yazılı bir pankart taşıyan Fransızlar (AFP)
Paris'te dün düzenlenen yürüyüşte ‘Barış için Filistin devletini tanıyın’ yazılı bir pankart taşıyan Fransızlar (AFP)

Filistin-İsrail ve Arap-İsrail çatışmasının tarihinde tüm bölgenin çehresini değiştiren ‘dönüm noktası’ olan 7 Ekim'den iki yıl sonra, sorunlu ve patlayıcı soru halen cevapsız kalıyor: Aksa Tufanı Filistin devletinin kurulmasını yaklaştırdı mı, yoksa tamamen yok mu etti?

Cevabın, arzu edilen devletin kaderi netleşene kadar uzun bir süre beklemesi gerekeceği ve şu anda şiddetli bir şekilde süren tartışmayı çözmeyeceği şüphesiz. 7 Ekim saldırısını destekleyenler, saldırının Filistin devletinin tanınmasını sağladığını ve kurulmasının önünü açtığını savunuyorlar. Ancak muhalifler, saldırının kendisinin değil, İsrail'in katliamları, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere halkın kanı ve eşi görülmemiş trajedilerin tanınmayı sağladığını ve devletin kurulmasını sağlayacağını düşünüyor.

gthy

‘Sadece birkaç yıl’

Bugün, yıkıma uğramış Gazze Şeridi'nde savaş yavaş yavaş yatışırken, Filistin devletinin kurulması konusunda başka bir savaş şiddetleniyor. Bu savaş, ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşı sona erdirmek için hazırladığı ünlü planda devletin kurulma olasılığından bahsedilmeden önce, devletin çok sayıda ülke tarafından tanınmasına yol açan Arap ve uluslararası girişimlerle başladı.

Filistinli bir yetkili Şarku’l Avsat'a, “Filistin devletinin kurulacağına olan güven her geçen gün artıyor. Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın da söylediği gibi, bunun bir zaman meselesi olduğuna inanıyoruz... Sadece birkaç yıl” dedi.

Yetkili, “Bugün, dünyada ve bölgede büyük bir değişim var. Dünya işgalden ve işgalin uygulamalarından bıkmış durumda ve bir devlet görmek istiyor. Son zamanlarda yapılan tanıma, bu sürecin başlangıcı oldu” ifadelerini kullandı.

sdcfgth
Son süreçte Filistin devleti birçok Avrupa ülkesi tarafından tanındı. (AP)

Geçtiğimiz ay Filistin devletini tanıyan ülke sayısı, 193 Birleşmiş Milletler (BM) üye ülkesinden 158'e ulaştı. Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya, Portekiz, Lüksemburg, Belçika, Fransa ve diğerleri de dahil olmak üzere yapılan tanıma, devlet kurma zamanının geldiğine dair doğrudan bir uluslararası mesaj gönderdi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu bu devletin kurulmayacağına dair tehditlerde bulunmaya sevk etti.

Netanyahu, “Filistin devleti kurulmayacak… Ülkemizin kalbine terörist bir devlet dayatma girişimine karşılık vereceğiz” diyerek tutumunu özetledi.

İsrail'in endişesi

Görünüşe göre bu kibir, İsrail içinde büyük bir endişeyi gizliyor. Anna Barsky, Maariv gazetesinde, son tanıma kararlarının öncekilerden farklı olduğunu, çünkü tanıyan başkentlerin uluslararası sahnede marjinal değil, Washington'a yakın ortak ülkeler olduğunu ve uzun süredir İsrail'in müttefiki olarak kabul edildiğini belirtti.

Barsky, bu tanıma kararlarının ‘siyasi bir deprem ve İsrail'in dünyadaki diplomatik dokunulmazlığının ince bir aşınması’ olduğunu ve İsrail'i yeni bir gerçeklikle karşı karşıya bıraktığını yazdı.

defrgty
İspanya'nın güneybatısındaki Kanarya Adaları'nda Filistin halkını desteklemek için düzenlenen mitinge ‘Özgür Filistin’ yazılı şapkasıyla katılan bir protestocu (EPA)

Barsky şu ifadeleri kullandı: “Bugün Filistin devleti yok. Yeni bayraklar, yeni sınırlar, yönetim mekanizmaları yok. Fransa ve Suudi Arabistan'ın ortaklaşa yürüttüğü BM'deki görkemli tanıma törenine rağmen, bir hafta içinde de olmayacak. Yine de bu tanıma kararları siyasi bir deprem ve Tel Aviv'e oyun kurallarının değiştiği ve zamanın dolduğu mesajını veriyor.”

Devlet olma yolunda

Aslında ABD Başkanı bizzat devlet olma yolunu açtı. Bu yol zorlu, çetin, engebeli ve karmaşık; hiçbir garanti yok, ancak yıpratıcı bir savaşın sonunda en önemli yol.

Trump'ın planı, bir devletin kurulmasından ziyade Gazze Şeridi'nin yönetilmesine zemin hazırlamak olabilir, ancak bir devletin kurulup kurulmayacağını bilmek için Gazze Şeridi'ni kimin yöneteceğini gözlemlemeliyiz. Trump'ın planı, Ramallah ve Tel Aviv'i meşgul eden, her iki taraf için de mayın tarlasına yakın olan ve yorumlanması zafer ya da yenilgi olarak algılanabilecek hükümler içeriyor.

aa
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 25 Eylül 2025 tarihinde ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 80’inci oturumu sırasında video konferans yoluyla bir konuşma yaptı. (EPA)

Şarku’l Avsat’a konuşan Filistin Yönetimi kaynakları, “Tanıma çok önemli, ancak Filistin devletinin Gazze Şeridi üzerindeki velayetini göz ardı ediyor” dedi.

Kaynaklar, “Arap ekibi ve biz, savaş bittikten sonra Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nin yönetimini devralması için sürekli istişare halindeyiz” ifadesini kullandı.

‘Filistin devleti adına’

Filistin Yönetimi, Trump'ın çabalarını memnuniyetle karşıladı ve alışıldık şekilde başkanlık veya hükümet adına değil, ‘Filistin devleti’ adına bir bildiri yayınlamaya özen gösterdi. Bildiri iki mesaj içeriyordu. Birincisi, Filistin Yönetimi'nin hedef ve taleplerinin planın ötesine geçerek ‘iki devletli çözüme’ dayalı adil bir barışa ulaşmak olduğuydu. İkinci mesaj ise Trump’ın Filistin yönetimine yönelik reform çağrılarına açık bir yanıttı. Bildiride, Filistin devletinin tüm reform programlarını tamamlamaya kararlı olduğu ifade edildi. Bu reformlara, savaşın sona ermesinden sonraki bir yıl içinde başkanlık ve parlamento seçimlerine gidilmesi de dâhildi. Ayrıca, meşru ve tek bir Filistin güvenlik gücü aracılığıyla Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde güvenliğin sağlanması da taahhüt edildi. Yolsuzlukla mücadeleye bağlı kalınacağı ve eğitim müfredatının geliştirileceği belirtildi. Ayrıca, mahkûm ve şehit ailelerine yapılan ödemeleri düzenleyen yasa ve yönetmeliklerin kaldırılacağı ifade edildi; birleşik bir sosyal yardım sistemi kurulacağı taahhüt edildi.

sdfrg
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

Filistinliler, her şeye hazır olduklarını ve reformla ilgili birçok tartışmalı konuyu aştıklarını söylemeye çalışıyorlar.

Bilgi sahibi bir Filistinli kaynak Şarku’l Avsat’a, “Filistin Yönetimi, planın belirsiz şartları ve İsrail Başbakanı’nın söylediklerine bakılmaksızın, gerçek bir süreci başlatmak için Arap çabalarına güveniyor” dedi.

Filistinlilere ait her şeyin reddi

Netanyahu, Trump ile yaptığı görüşmede Filistin devletinin kurulmasını kabul etmediğini söyledi ve planın yayınlanmasından birkaç gün sonra, Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nin yönetiminden sorumlu olmayacağını vurguladı. Netanyahu, “Hamas veya Filistin Yönetimi'nin hiçbir temsilcisi, savaşın ertesi günü Gazze Şeridi'nin yönetiminde yer almayacak” dedi. Ancak Arap ve Müslüman ülkelerin (Endonezya ve Türkiye) dışişleri bakanlarının tepkisi Netanyahu'nun umduğu gibi olmadı. Bu ülkelerin liderleri ortak bir açıklamada, savaşı sona erdirmek, Filistin Yönetimi'ni Gazze Şeridi'ne geri getirmek, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ni birleştirmek ve tüm tarafların güvenliğini garanti altına alan bir güvenlik mekanizması kurmak için çalışacaklarını, bunun sonucunda İsrail'in tamamen çekilmesini, Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını ve ‘iki devletli çözüme’ dayalı adil bir barışın yolunun açılmasını sağlayacaklarını duyurdular.

Askeri savaşın ardından başlayan siyasi savaş, Filistin devletinin bir parçası olan Gazze Şeridi'ni Filistin Yönetimi’nin yönetmesini isteyen dünya ile hem devleti hem Filistin Yönetimi’ni, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ni ve Filistinlilerle ilgili her şeyi reddeden İsrail arasında yaşanıyor.

Bu noktada İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın, Trump'ın planında Filistin Yönetimi ve devletten bahsedilmesi sorulduğunda söylediği sözleri hatırlamak yeterli: “Filistin devletine karşı mücadele, önümüzdeki uzun yıllar boyunca bizimle birlikte olacak. Bu zorlu bir mücadele olacak. Filistin devletinin kurulma tehlikesi olmadığını söyleyerek halkı aldatmak istemiyorum.”



Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.