Federalizm Suriyelilerin derdine deva mı yoksa zehir mi?

Suriye’de 2011 yılında otoriter merkezi yönetim karşıtı protestolar patlak verdi ve Devlet Başkanı Beşşar Esed, askeri çözümde ısrarcı davranınca protestolar giderek şiddetlendi.

İsrail'in Şam'daki Savunma Bakanlığı merkezini bombalamasından sonra önde Suriye bayrağının parçalanmış halde görüldüğü bir fotoğraf (AFP)
İsrail'in Şam'daki Savunma Bakanlığı merkezini bombalamasından sonra önde Suriye bayrağının parçalanmış halde görüldüğü bir fotoğraf (AFP)
TT

Federalizm Suriyelilerin derdine deva mı yoksa zehir mi?

İsrail'in Şam'daki Savunma Bakanlığı merkezini bombalamasından sonra önde Suriye bayrağının parçalanmış halde görüldüğü bir fotoğraf (AFP)
İsrail'in Şam'daki Savunma Bakanlığı merkezini bombalamasından sonra önde Suriye bayrağının parçalanmış halde görüldüğü bir fotoğraf (AFP)

Abdulhalim Süleyman

Birçok siyasi analist, Suriye'yi iç ve dış çatışmalarla dolu siyasi haritasıyla, on yıllardır kargaşa içinde olan bir ülke olarak sınıflandırıyor. Ancak, bu çatışmaların en ciddisi, otoriter merkezi rejime karşı halk protestolarının bir cephede iç savaşa, diğer cephede ise uluslararası bir çatışmaya dönüştüğü son 14 yılda yaşananlardır.

Suriye haritası, en tehlikeli örgütlere ve korkunç katliamlara karşı savunmasız hale gelmiş, iç bileşenlerini tehdit etmiş ve komşu ülkelerde huzursuzluk yarattı. Bu ülkelerden bazıları, çeşitli bahanelerle sızma ve toprak ele geçirme fırsatını değerlendirmekten geri durmadı.

Birçok araştırmacı, Suriye'nin haritası ve genel özelliklerinin, Fransız mandasından bağımsızlığın ilan edilmesinden ve Kral Faysal'ın tahttan indirilmesinden sonra şekillenmeye başladığına inanıyor. Bu olaylar, sınırları bugün olduğu kadar net olmayan bir ülkede iktidarını sağlamlaştırmaya çalışmasından sadece iki yıl sonra gerçekleşti.

Yaklaşık 26 yıl süren Fransız Mandası döneminde de idari veya siyasi istikrar yoktu. Ülke başlangıçta, batıda dağlarda yaşayan Aleviler için bir devlet ve güneyde Suveyda ve Şam'da, kuzeyde Hama'ya kadar uzanan kırsal bölgelerde yaşayan Dürziler için bir devlet olmak üzere ikiye bölündü. Halep ise kuzey ve doğu bölgelerini ve hatta daha sonra kendi devletini kuran İskenderun bölgesini de kapsıyordu.

Suriye'nin kuzeydoğu bölgelerine gelince, sınırları net olarak belirlenmemişti ve komşu Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) (Osmanlı döneminde Musul vilayeti) ve Osmanlı’dan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarının etkisine maruz kalıyordu. Bu bölgenin sınırları 1930'lara kadar kesinleşmedi.

Fransız manda yönetimi sırasında, kurtuluş hareketlerinin sömürge güçlerini ülkelerinden kovmak ve bağımsızlıklarını kazanmak için çalıştığı bir dönemde, yabancıların kontrolünden kurtulmak amacıyla, Suriyeliler ve bölgeleri arasında daha büyük bir uyum ve birliktelik sağlayan idari ve siyasi bir durum ortaya çıktı. Ancak, kısa süre sonra ordu devreye girdi ve sivil siyasi güçleri bir kenara iterek yöntemi ele geçirdi. Bu durum, Baasçı subaylar 1963 yılında meslektaşlarını devirdiklerinde sona erdi. Suriye, daha sonra tek parti yönetimi ve ardından tek adam yönetimi ile yeni ve daha kapalı bir döneme girdi. Bu dönemde, bazen parti, bazen de güvenlik aygıtı aracılığıyla siyasi ve güvenlik kontrolü ve yönetimi araçları kullanıldı. Böylece baskı ve ötekinin ortadan kaldırılması iç yönetimin temel özelliği ve davranışı haline geldi.

rgtyu7
Beşşar Esed rejiminin düşüşüyle büyük bir sevinç yaşayan Suriyeliler, şimdi bölünmüş bir gerçeklikle karşı karşıya (AFP)

Protestolar ilk olarak 2011 yılının mart ayında Suriye’de otoriter merkezi yönetimi protesto etmek amacıyla başladı. Ardından dönemin Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin protestoları sona erdirmek için askeri bir çözümde ısrar etmesi üzerine şiddet olayları tırmandı. Barışçıl bir şekilde başlayan protestolar daha sonra silahlı çatışmalara dönüştü. Savaş yıllarında çatışma, çeşitli muhalif gruplar ve rejim güçlerinin kontrolündeki bölgelere doğru yayıldı. Çatışmalar, ülkenin yerel silahlı grupların askeri ve güvenlik sahnesine hakim olduğu en az yedi nüfuz alanına bölünmesiyle sonuçlandı ardından Esed rejiminin çöktü.

Suriye’nin kuzeyi Türkiye destekli muhalif gruplar ile Heyet-u Tahrir eş-Şam (HTŞ) arasında bölünmüş görünürken, Suriye’nin kuzeydoğu SDG'nin kontrolü altındaydı. Bu arada, ülkenin kıyı ve orta bölgeleri ile başkent Şam, Beşar Esad rejiminin elinde kalmaya devam etti.

Suveyda’ya gelince Rusya'nın arabuluculuğunda Dera'da rejimle güvenlik anlaşmaları ve uzlaşmalar sağlandıktan sonra, fiilen yerel Dürzi grupların kontrolüne geçerken halen hükümet güçleri bölgede konuşlu. Bu arada, DAEŞ Suriye’nin el-Badiye bölgesinde çeşitli bölgelerini kontrol altına aldı ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Tanf bölgesinin kontrolünü elinde tuttu.

Farklı kontrol alanları

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Silahlı muhalif gruplar Savunma Bakanlığı’na bünyesine dahil olduktan ve bakanlık bünyesindeki kurumlar da yeni kurulan hükümete katıldıktan sonra, bu farklı kontrol alanlarının çoğu Suriye Geçici Hükümeti lehine azaltıldı.

Gözlemciler, söz konusu silahlı grupların eskisi gibi bağımsızlıklarını koruduklarını, ancak özellikle Türkiye’nin kuzeyde fiili kontrolü altındaki bölgelerde ek ayrıcalıklara sahip olduklarını belirtiyorlar. Daha önce HTŞ tarafından yönetilen İdlib bölgesinde de aynı durum geçerli. Öte yandan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY) kontrolündeki bölgeler Şam’dan bağımsız kalmaya devam ediyor ve başkentten herhangi bir mali veya idari destek almıyor.

Suveyda bölgesindeki idari ve siyasi durum, özellikle geçtiğimiz temmuz ayında yüzlerce Dürzi sivilin öldürülmesine yol açan olayların ardından değişime uğradı. Ardından, Şam'ın 1 Ağustos'ta ABD ve Ürdün ile imzaladığı Amman Anlaşması kapsamında, bölgelerinin işlerini yönetmek üzere yerel yönetim olarak uzmanlaşmış idari komiteler de dahil olmak üzere bir siyasi organ ve bir hukuk komitesi kurulduğu duyuruldu. 2 Ağustos'ta imzalanan Amman Anlaşması kapsamında, bölgedeki Dürzilerin güvenliğini Suveyda yönetimine müdahale etmeden garanti altına alma taahhüdünü içeren bir siyasi organ ve hukuk komitesi kuruldu. Bu adım, birçok kişi tarafından Dürzilerin bölgedeki özerkliğini tanıma olarak yorumlandı.

Parçalanmaya doğru bir sürüklenme

Esed rejiminin düşmesi Suriyeliler için ne kadar büyük bir sevinç kaynağı olsa da, uzun süren savaş ve bu zorlu yılların yol açtığı siyasi ve toplumsal çelişkiler ve bunların yanında İsrail ve Türkiye gibi kendi bakış açılarından komşuluğu tehdit eden değişkenler nedeniyle Suriyeliler şimdi bölünmüş bir gerçeklikle karşı karşıya. İsrail ile güney Suriye gibi bölgelerde yerel toplulukların koşullarını değiştiren dış faktörler de var.

Örneğin, Dürziler İsrail'in müdahalesini kendilerini kesin bir yok oluşun eşiğinden kurtaran bir adım olarak görürken Şam, bunu Suriye toprakları üzerindeki kontrolünü genişletme rolünün azalması olarak gördü. Hatta işgalci İsrail ordusunun Kuneytra ve Dera’nın batı kırsalına günlük saldırıları sürerken, ağır silahların çekilmesini ve birçok bölgenin Savunma Bakanlığı tarafından ödenen maaşlardan mahrum kalmasını öngören anlaşmaları bile kabul etti.

Öte yandan Türkiye, SDG ile Şam arasında 10 Mart'ta imzalanan anlaşma uygulanmadığı takdirde askeri operasyon başlatmakla tehdit ediyor. Ancak KDSÖY, bunu Ankara'nın Suriye'nin iç işlerine yönelik olumsuz müdahalesinin devamı olarak değerlendiriyor.

frgt
Gözlemciler, silahlı grupların tıpkı eskisi kadar bağımsız oldukları konusunda uyarıyorlar (AFP)

Gözlemciler, SDG ile Şam arasında anlaşmaya varılmasına rağmen anlaşmanın uygulanmamasını Kürt sorununun karmaşıklığına ve Türkiye ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında barışın sağlanması için müzakerelerin başlamasıyla ilişkilendirdi. İmralı’da tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan, ‘barış ve demokratik toplum’ çağrısında bulunmuştu, Kürtler ve Türkler arasında onlarca yıldır süren çatışmaları sona erdirmek için yeni bir aşamanın habercisi oldu.

Bu arada Türkiye, terörle mücadelede ABD ve 80 diğer ülkeyle uluslararası koalisyon ortağı olan Suriye Demokratik Güçleri'nin silahlarını teslim etmesini, dağılmasını ve Suriye Savunma Bakanlığı'nın saflarına katılmasını ısrarla talep ediyor.

Sonuç olarak, askeri, siyasi ve hatta sosyal manzara karmaşık ve çelişkilerle dolu. Bu çelişkiler, birçok Suriyelinin Beşşar Esed'in kaçması ve rejiminin çöküşünden sonra başlamasını beklediği kapsamlı ulusal uzlaşı yoluyla çözülebilmiş değil. Üstelik çeşitli aktörler, geçiş aşamasının adımlarının oluşturulması ve başlatılmasına katılmaktan kaçındı.

Gözlemciler, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve müttefik grupların, ‘Zafer ve Diyalog’ başlıklı konferanslarında, hükümetin kurulmasında, anayasa bildirgesinde ve şimdi de ekim ayında yapılacak seçimlerde olduğu gibi, önemli kararları tekellerine almaya ve siyasi manzarayı tek taraflı olarak yeniden şekillendirmeye devam etmelerine karşı uyardı. Gözlemcilere göre bu durum, çeşitli siyasi ve askeri güçlerin geçiş sürecinden dışlanmalarının ardından, tüm geçiş sürecini kabul edilemez hale getiriyor.

Federalizm ve ademi merkeziyetçiliği kim savunuyor?

Suriye sahnesinde olaylar ve değişikliklerle dolu geçen bu birkaç ay boyunca ve hükümetin Suriye bölgeleri üzerindeki kontrolünü (bazen barışçıl yollarla bazen silah zoruyla) genişletme girişimleri çerçevesinde Suriyeliler azınlık bölgeleri ile çevre bölgeler ve başkent Şam arasında ademi merkeziyetçi, federal bir siyasi sistemin benimsenmesini açıkça talep ettiler.

Alevi gruplar, eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kendileriyle olan bağlantısı nedeniyle rejimin düşüşünün ardından bölgelerinde meydana gelen katliamları gerekçe göstererek, ülkenin siyasi sistemi olarak federalizmin benimsenmesini talep ettiler. Silahlı gruplar, Alevî mezhebinin ülkedeki savaş yılları boyunca kendilerini öldürmek için bir araç olarak kullanıldığını düşünüyor ve buna intikamla karşılık veriyorlar.

Tüm bunlara insan hakları ve uluslararası kuruluşların raporlarına göre özellikle geçtiğimiz mart ayında işlenen katliamlardan önce, onlara karşı mezhepçi söylemlerin tırmanmasıyla birlikte, nesillerin aşamadığı sosyal ve tarihsel nedenler de ekleniyor. Geçtiğimiz temmuz ayında yaşanan çatışmalardan önce Suveyda halkının talepleri, Dürzilerin yerel yönetim hakkını kullanmasını öngörüyordu, ancak bu talepler, şehirde ve kırsal kesimde yüzlerce kişinin öldürülmesinden sonra daha da yoğunlaştı ve 100 binden fazla Dürzi seçmenin katıldığı ve bu hareketi destekleyen bir halk referandumu ile Şam'dan bağımsızlık ilan edildi.

Bunun yanında ademi merkeziyetçilik talebi, SDG tarafından kontrol edilen ve Uluslararası Koalisyon’un yardımıyla DEAŞ’i bölgeden kovmuş olan KDSÖY’ün kurulmasıyla yaklaşık 10 yıldır Şam’dan fiilen bağımsız olan Suriye'nin kuzeydoğusunda daha acil ve karmaşık bir durum var gibi görünüyor. KDSÖY, yeni devletin şekillenmesinde askeri ve siyasi oluşumlarını devletin ortakları olarak görerek ülkede ademi merkeziyetçi bir yönetim kurulması için çalışıyor. Kürt siyasi güçleri arasında nisan ayı sonlarında bir toplantı düzenlendi. Toplantıda, ülkedeki Kürt sorununun çözülmesi ve tüm bileşenlerini tanıyan demokratik bir devletin kurulması için bazı talepler dile getirildi. Ayrıca, siyasi çoğulculuk, barışçıl iktidar devri ve güçler ayrılığına dayalı iki meclisli bir parlamento sistemi çağrısında bulunuldu.

Toplantıda, Kürtler ve Fransa dahil olmak üzere uluslararası taraflarca desteklenen Kürt güçleri tarafından üzerinde anlaşmaya varılan belge çerçevesinde merkezi ve çevre bölgeler arasında güç ve servetin adil dağılımı da dahil olmak üzere, ademi merkeziyetçi bir sistem ve ademi merkeziyetçi bir Suriye çerçevesinde farklı bölgeler için konseyler kurulması ihtiyacı vurgulandı. ‘Kürt Birliği ve Konumu Konferansı’ başlıklı toplantıya ABD’den de bir temsilci katıldı.

Kürtlerin bu talepleri Kamışlı'da düzenlenen konferanstan kaynaklanmadı, aksine son birkaç yıldır Kürt sorununun çözümü, savaş yıllarında ve öncesinde ülkenin siyasi sisteminin değiştirilmesiyle bağlantılı hale geldi. Suriye'deki Kürt Birlik Partisi (Yekiti) 1990'larda Kürt bölgelerinde özerk yönetim kurulmasını önerdi, ancak Esed rejimi 2014'te özyönetim fiilen kurulana kadar bu taleplere aldırış etmedi.

Öte yandan Suriye hükümeti, eski Devlet Başkanı Beşşar Esed'in de ifade ettiği gibi, federal sistemi ülkenin bölünmesi ve Suriye'den uzak olanlar da dahil olmak üzere komşu ülkeler için bir tehdit olarak görüyor.

Ekonomik toparlanma

Almanya'nın Passau Üniversitesi'nde uluslararası politika alanında akademisyen ve özellikle federal ve ademi merkeziyetçi sistemlerde çatışma sonrası anayasa yapımı konusunda uzman olan Alman profesör Sören Keil, Independent Arabia’ya Suriye için federal sistemin uygulanabilirliği ve uygunluğu hakkında konuştu. Federalizmin, ülkenin etnik çeşitliliğini ele aldığı ve ekonomik açıdan sağlıklı bir devlet haline gelmesine yardımcı olabileceği için faydalı olacağını söyleyen Prof. Keil, “Bunun doğru seçim olup olmadığına karar vermek Suriyelilerin kendilerine kalmış” diye ekledi.

Şara’nın federalizmi ayrılıkçılıkla ele aldığını düşünen Prof. Keil, bu konudaki tartışmaların Suriye’de uzun süredir devam ettiğini ve derin kökleri olduğunu açıkladı. Prof. Keil, “Eski rejim Suriye'deki Kürtleri ayrılıkçılar olarak görüyordu, ancak Şara, ademi merkeziyetçilikten bahsetmeye başladı ve ademi merkeziyetçilik kavramıyla neyi kastettiğini anlamak önemli hale geldi” değerlendirmesinde bulundu.



Yemen güçleri Taiz’de ilerliyor... Koalisyondan deniz ulaşımının güvenliği için askeri operasyon

Yemen güçleri Taiz’de ilerliyor... Koalisyondan deniz ulaşımının güvenliği için askeri operasyon
TT

Yemen güçleri Taiz’de ilerliyor... Koalisyondan deniz ulaşımının güvenliği için askeri operasyon

Yemen güçleri Taiz’de ilerliyor... Koalisyondan deniz ulaşımının güvenliği için askeri operasyon

Yemen ordusu güçleri, bugün salı günü Taiz vilayetinin güneyindeki Hayfan ilçesinde yeni mevzilerin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Vilayetin çeşitli cephelerinde çatışmalar devam ediyor.

Öte yandan Yemen’deki Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu, deniz kuvvetlerinin Babülmendep Boğazı’ndaki deniz ulaşımının güvenliğini sağlama hedefleri kapsamında Hudeyde vilayetinde askeri operasyon düzenlediğini açıkladı.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Kızıldeniz’in güneyindeki su yollarını hedef alan yakın saldırılara yönelik bir planın engellendiğini belirtti. Maliki, operasyon kapsamında silah depoları, bomba yüklü insansız deniz araçlarının bulunduğu depolar ve deniz mayınlarının imha edildiğini bildirdi.

Koalisyon daha sonra Sana’da balistik füze fırlatma platformunun ve Saada’da dağlık bir bölgede bulunan bir tesisteki 20 balistik füzenin imha edildiğini açıkladı.

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Mekke Paktı Savunma İttifakı’nın Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısının, üye ülkelerin Suudi Arabistan ve kutsal mekanlara yönelik saldırılar karşısında dayanışma içinde olduğunu ve ittifak çerçevesinde Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara ve bunların arkasındaki tüm taraflara karşı ortak caydırıcılığın devreye sokulmasını teyit ettiğini söyledi.

Komite, ortak savunma yükümlülüklerinin fiilen uygulanmasına derhal geçilmesine karar verdi. Bu kapsamda üzerinde mutabakata varılan askeri birlik ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızlı şekilde konuşlandırılması için gerekli adımların atılması kararlaştırıldı.

Komitenin kararının, taraf ülkelerde yürürlükte bulunan düzenlemeler ve ulusal mevzuat çerçevesinde uygulanacağı belirtildi. Söz konusu adımların askeri hazırlık ve entegrasyonu güçlendirmesi, ortak tehditlerle mücadele ve bunlara karşı koyma kapasitesini artırması hedefleniyor.


7 Ekim, Abbas'ı Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştirmeye nasıl itti?

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
TT

7 Ekim, Abbas'ı Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştirmeye nasıl itti?

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)

Filistin Yönetimi Başkanı olarak 2005'te göreve başlamasının hemen ardından Mahmud Abbas, Beytüllahim'de düzenlenen kısa bir toplantıda Fetih Hareketi kadrolarından, daha önce kendisine İsrail projelerini desteklemekle bağlantılı çok sayıda yolsuzluk suçlaması yöneltilen belirli bir yetkilinin yolsuzluğa karıştığını kanıtlayan herhangi bir belge getirmelerini istedi. Amacı, söz konusu yetkiliyi derhal hesap vermeye çağırmaktı. Abbas böylece, başbakanlığı döneminde kendisinin de yolsuzlukla suçladığı Filistin Yönetimi'ni reforme etmek için göreve geldiği ve bunu gerçekleştirmek için kendi yönteminin bulunduğu mesajını vermek istedi.

cvfbgn
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü törenine katılırken (AP)

Abbas, görev süresi uzadıkça Filistin Yönetimi'nde reform yapma sözü verdi. Yakın ve uzak ülkelerin liderlerine, yönettiği Fetih Hareketi'ne, diğer Filistinli gruplara, uluslararası topluma ve yerel sivil toplum kuruluşlarına bu taahhüdünü defalarca yineledi. Bu amaçla Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu da kurdu ancak sahada belirgin sonuçlar elde edilemedi.

Şüphesiz bir süreç vardı ancak Filistin topraklarındaki her şey gibi uzun, yavaş, zorlu ve karmaşıktı. Abbas'ın iktidarının 18. yılında, 7 Ekim 2023 geldi ve her şeyi değiştirdi.

Ağır reform şartları

Abbas, yıllar boyunca reformdan binlerce kez söz etti ve bunu defalarca taahhüt etti. Ancak 7 Ekim'in ardından ilk kez farklı türden, ağır ve zor bir reform talebiyle karşı karşıya kaldı: Reform karşılığında siyasi varlığını sürdürme.

Filistinli üst düzey bir yetkili Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"Çok sayıda reform talep edildi. Gazze Şeridi'ndeki savaşın ardından bu başlık (reformlar) kullanıldı ve gerçek reformlarla ilgisi olmayan talepler bunun kapsamına alındı. Maaşların kesilmesi, müfredatın değiştirilmesi, ayrıca devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması istendi. Bütün bunlar Filistin Yönetimi ile muhatap olunması ve desteklenmesi için şart koşuldu. Biz de kabul ettik."

Yetkili şöyle devam etti:

"ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi planına yönelik bin itirazımız var ama evet dedik. Buna bağlı reform planına yönelik bin itirazımız var ama yine evet dedik. Bizim sanki reformlara ihtiyaç duyan tek ülke olduğumuz gibi davranıyorlar. Kabul ettik ve ilerledik. Çünkü savaşı durdurmak, bahaneleri ortadan kaldırmak ve siyasi bir süreç başlatmak istiyoruz. İçinde bulunduğumuz durum kendi tercihimiz değildi. Ancak kabul ettik ve ilerledik. Peki onlar da ilerleyip üzerlerine düşeni uygulayacak mı?"

Abbas'ın büyük bir baskıya ihtiyacı olmadı. 7 Ekim'in doğuracağı sonuçları iyi kavradı ve aslında fazla beklemeden Filistin Yönetimi'nin tamamının çehresini değiştirecek kapsamlı bir reform süreci başlattı.

Savaşın ardından herkes neredeyse her konuda farklı görüşteydi ancak tek bir konuda hemfikirdi: Filistin Yönetimi'nde reform yapılması.

Konuya yakın bir kaynak, Abbas'ın bölgedeki değişime paralel olarak Filistin Yönetimi'ni yeni bir yönetim ve güvenilir bir siyasi ortak olarak göstermek amacıyla erken dönemde kapsamlı değişiklikler başlattığını belirtti.

"Ertesi gün"ü kurtarmak

Savaş sonrası "ertesi gün" meselesi güçlü biçimde gündeme geldi. Kaynağa göre herkes Abbas'a, Filistin Yönetimi reforme edilip değiştirilmediği sürece herhangi bir konuda ortak ya da taraf olamayacağını söyledi. Bunun anlamı Filistin Yönetimi'nin, Gazze'nin ve gelecekte kurulması öngörülen devletin devre dışı kalmasıydı. Bu durum tam da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun istediği şeydi. Netanyahu, 7 Ekim'in ardından Abbas'tan, Filistin Yönetimi'nden ve Oslo Anlaşması'ndan kurtulmak istiyordu.

Abbas bunu yalnızca başkalarıyla yaptığı görüşmelerden anlamadı. Netanyahu'nun Filistin Yönetimi'ne ve Batı Şeria'ya karşı yürüttüğü savaş ile daha sonra Oslo Anlaşması'nın "İsrail'in yaptığı en büyük hata" olduğunu söylemesi de bunu teyit etti. İsrail, 7 Ekim 2023'ten bu yana fiilen Filistin Yönetimi yokmuş gibi hareket ediyor.

cdvfgbh
İsrail askeri araçları, işgal altındaki Batı Şeria'nın Ramallah doğusundaki Filistin köyü Ramun'da ilerlerken (AFP)

İsrail, Batı Şeria'daki operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ordu kentlere, mülteci kamplarına ve beldelere saldırdı; bazı bölgeleri kalıcı olarak işgal etti. Hava saldırılarıyla Filistinlileri öldürdü, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı ve altyapıyı tahrip etti. Öte yandan yerleşimcilerin Filistinlileri öldürmesine, saldırmasına ve geniş bölgeleri zor kullanarak ele geçirmesine izin verildi.

Bunun yanı sıra Filistin Yönetimi'ne aktarılan fonlar kesildi ve Batı Şeria'nın merkezindeki çeşitli bölgelerde kontrol, yönetim ve yetkilere ilişkin yasalar değiştirilerek Filistin Yönetimi'nin rolünün ortadan kaldırılması ve Batı Şeria üzerindeki kontrolün yeniden şekillendirilmesi hedeflendi.

Filistin Yönetimi kendisini en zor döneminde, bir anlamda "olmak ya da olmamak" denkleminin içinde buldu. Tüm bunlar karşısında Abbas'ın önünde fazla seçenek yoktu: Ya İsrail'le savaşacak, ya Filistin Yönetimi'ni feshedecek ya da uluslararası toplumun ve dostlarının taleplerine yanıt verecekti.

Yönetimden devlete

Savaş seçeneği gündemde olmadığı ve Filistin Yönetimi kendisini feshetmeyi düşünmediği için Abbas, değiştirebildiği her şeyi değiştirme yoluna gitti.

Savaşın başlamasından yalnızca dört ay sonra, Şubat 2024'te Abbas, Muhammed Iştiyye hükümetinin istifasını kabul etti. Daha sonra Muhammed Mustafa başkanlığında yeni bir hükümet kurdu. Yeni hükümet kurumsal reform, yolsuzlukla mücadele, şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi, yargı, kamu maliyesi ve güvenlik alanlarında reform yapılması ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'ndeki kurumların birleştirilmesi taahhüdünde bulundu.

Bu, Abbas'ın reform yönündeki ilk adımıydı. Süreç daha sonra Filistin Yönetimi'nin yapısını değiştirmeye doğru genişledi. Abbas, Merkez Seçim Komisyonu'nun yeniden yapılandırılması için kararname yayımladı. Ardından makamın boşalması halinde Filistin Yönetimi başkanlığının nasıl devredileceğini düzenleyen bir anayasal bildiri yayımladı.

Daha sonra sosyal yardım sistemini yeniden düzenleyen bir yasa kararı çıkardı. Bu kapsamda Filistinli mahkûm ve militanların ailelerine yapılan maaş ödemelerinin kesilmesi de yer aldı. Ardından Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Komitesi Başkan Yardımcılığı ve Filistin Devleti Başkan Yardımcılığı makamlarını oluşturdu.

Bunun ardından yönetimden devlete geçiş sürecinde geçici anayasa hazırlamak üzere bir komite kurdu. Yeni bir anayasal bildiri yayımlayarak Filistin Yönetimi Başkanı'nın makamının boşalması halinde FKÖ Yürütme Komitesi Başkan Yardımcısı ve Filistin Devleti Başkan Yardımcısının geçici olarak başkanlık görevlerini üstlenmesini öngördü.

Abbas ayrıca Batı Şeria ve Gazze'de yerel seçimler başlattı, Ulusal Konsey seçimleri çağrısında bulundu ve yasama seçimlerinin 28 Kasım 2026'da yapılmasını kararlaştırdı. Devlet başkanlığı seçimlerinin ise 2027'nin ilk çeyreğinde yapılması planlandı.

Fetih seçimleri ve büyük değişim

Fetih seçimleri de büyük değişim kampanyasının bir parçası oldu. En önemli adımlardan biri, Abbas'ın geçen yıl Hüseyin eş-Şeyh'i Filistin Devleti Başkan Yardımcısı ve FKÖ Yürütme Komitesi Başkanı olarak görevlendirmesiydi. Abbas, bu yıl ise Fetih'in 8. kongresini gerçekleştirmesinin ve yeni bir Merkez Komitesi oluşturmasının ardından eş-Şeyh'i Fetih Hareketi Başkan Yardımcılığı görevine getirdi.

cvf
Abbas, 14 Mayıs 2026'da Ramallah'ta düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Genel Kongresi sırasında (EPA)

Eş-Şeyh'in yalnızca iki yıl içinde bütün bu görevlere getirilmesi, onu Abbas'ın muhtemel halefi konumuna taşıdı. Eş-Şeyh, düzenli temas halinde olduğu Amerikalılar tarafından kabul gören, önde gelen Arap yetkililer ve liderlerle yakın ilişkileri bulunan ve İsrailli yetkililerle de iletişim kanallarına sahip bir isim.

Eş-Şeyh'in göreve getirilmesi, Filistin Yönetimi içerisinde gerçekleştirilen bir dizi kapsamlı değişikliğin ardından geldi. Bu değişiklikler arasında neredeyse tüm güvenlik birimlerinin başına yeni isimlerin atanması ve yüzlerce tuğgeneral rütbesindeki subayın cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle emekliye sevk edilmesi de bulunuyor.

Tüm bu kapsamlı değişikliklerin yanı sıra Filistin eğitim müfredatının değiştirilmesi yönünde de çalışmalar yürütülüyor.

Konuya yakın bir kaynak, "Abbas, reform taleplerine yanıt verirken içerideki düzeni sağlamak istedi. Filistin Yönetimi'nin durumunu düzene sokmak ve barışçıl ve sorunsuz bir geçişi güvence altına almak istedi. Bu herkesin yararına. Önce içeride, ardından diğerleri için" dedi.

Abbas süreci sonuna kadar götürür ve yasama ile devlet başkanlığı seçimlerini gerçekleştirirse, meşruiyetlerin yenilenmesi ve reform konusundaki vaatlerini yerine getirmiş olacak.

Ancak seçimlerin yapılıp yapılmayacağı veya ertelenip ertelenmeyeceği henüz bilinmiyor.

Kaynaklar, seçimlerin ertelenmesi halinde bunun Arap ülkeleri grubuyla yürütülecek istişareler kapsamında varılacak bir mutabakata dayanacağını belirtti.

Kaynaklar Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, "Erteleme açık uçlu olmayacak, belirlenmiş başka bir tarihe bağlı olacak" dedi.

"Söz verdik ve yerine getirdik... Peki ya siz?"

Seçimlerin yapılıp yapılmayacağından bağımsız olarak Filistin Yönetimi, siyasi ve mali reform konusunda kendisinden istenen her adımı attığını savunuyor. Yönetimin el değiştirmesinden maaşlara ve müfredata kadar her alanda değişiklik yapılmışken daha ne istenebilir?

gbhj
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına uzaktan gönderdiği kaydedilmiş konuşma sırasında (EPA)

Abbas, geçen ay ABD'nin ülkeye girişine izin vermemesi nedeniyle Birleşmiş Milletler'deki konuşmasını kayıtlı video aracılığıyla yaptı ve dünyaya şöyle seslendi:

"Bugün size tam bir güven ve sorumlulukla söylüyorum: Üstlendiğimiz taahhütleri yerine getirdik. Halkımız ve uluslararası toplum önünde taahhüt ettiğimiz ulusal reform programını tamamladık. Kurumların ve kamu maliyesinin yönetimini, şeffaflığı, hesap verebilirliği, yolsuzlukla mücadeleyi ve hukukun üstünlüğünü güçlendirdik. İhtiyaca dayalı ulusal ve birleşik bir sosyal koruma ve yardım sistemi oluşturduk. Buna ilişkin önceki yasa ve düzenlemeleri sona erdirdik ve yaptıklarımızın doğruluğunu teyit eden bağımsız bir uluslararası denetimden geçtik."

Abbas sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eğitim sisteminde reform yapmaya ve müfredatı uluslararası standartlara uygun şekilde, UNESCO ile iş birliği içinde geliştirmeye devam ettik. Bunu barış, hoşgörü ve başkalarına saygı değerlerini güçlendirirken ulusal kimliğimizi ve halkımızın haklarını koruyacak şekilde yaptık. Demokratik yenilenme ve kadınlarla gençlerin güçlendirilmesi yolunda da ilerledik."

Abbas ayrıca şunları söyledi:

"Yerel meclis seçimlerini ve Filistin Öğrenci Genel Birliği seçimlerini gerçekleştirdik. Bu yıl 28 Kasım'da yapılacak yasama seçimlerine, ardından Filistin Ulusal Konseyi kurumlarının yenilenmesinin tamamlanmasına ve sonrasında devlet başkanlığı seçimlerine gidiyoruz."

Abbas'ın mesajı adeta şöyleydi: "Siz ne istediyseniz yaptım. Peki siz de benim istediklerimden birini vermeyecek misiniz?"


Yahya Sinvar... Yıkım manzaralarının gölgesinde kalan popüler imaj

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
TT

Yahya Sinvar... Yıkım manzaralarının gölgesinde kalan popüler imaj

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)

30 Nisan 2022’de, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro Başkanı Yahya Sinvar (1962-2024), İsrail’in Mescid-i Aksa ve Kudüs’e yönelik saldırılarının sürmesi halinde geniş çaplı bir ‘bölgesel savaş’ çıkabileceği uyarısında bulunarak, o sırada konuşmasını dinleyen Filistinli grupların temsilcileri ile askeri kanatlarından hazırlık ve teyakkuz halinde olmalarını istedi. Ancak hiç kimse bu hazırlığın, 18 ay sonra, 7 Ekim 2023’te yaşanacak gelişmelerle ilgili olduğunu öngörmüyordu.

7 Ekim fikrinin dünyaya yansıdığı şekliyle o dönemde Sinvar’ın zihninde tam anlamıyla şekillenmiş olduğunu kesin olarak söylemek güç. Ancak Sinvar aynı konuşmasında ‘tüm Filistinli esirlerin bulunduğu hapishaneleri boşaltma ve ablukanın tamamen kırılması’ sözü verdi. Aralık 2022’de ise İsraillilere hitaben, “Üzerinize şiddetli bir tufanla geleceğiz... Üzerinize sayısız füzeyle geleceğiz... Üzerinize sınırsız sayıda askerle geleceğiz... Üzerinize ümmetimizden milyonlarca kişiyle, dalga dalga geleceğiz” dedi.

xs
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapan Filistinliler, 7 Ekim 2023 (AP)

İsrailli gazeteciler Şlomi Eldar ve Ruth Yuval’ın geçtiğimiz eylül ayında Haaretz gazetesinde yayımlanan ve yakın zamanda çıkan ‘Kaçırılanlar - 843 Günlük İsraf’ adlı kitaplarının bir bölümünü oluşturan araştırmalarında, Sinvar’ın saldırıdan kısa süre önce Fetih Hareketi’nden bir aracı üzerinden İsrail’e uyarı göndermeye çalıştığı belirtildi. Gazeteciler, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunduğunu, bunun bir esir takası ve uzun süreli güvenlik sükûnetini içerdiğini, ancak Netanyahu’nun anlaşmadan geri adım atarak onayını geciktirmeye başladığını aktardı. Bu tutum Sinvar’ı öfkelendirdi ve saldırı düzenlemeye karar verdi. Sinvar bundan önce İsrail hükümetine ‘deprem yaratacak bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu.

İki gazeteci, Eylül 2023’ün başında Sinvar’ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimi aniden kestiğini aktardı. Şin-Bet’ten üst düzey bir yetkili, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Böylece İsrail ile yapılması planlanan kapsamlı bir anlaşmanın önü kesilirken, 2006’da başlayan Gazze ablukası ve bölge üzerindeki baskı devam etti. Sinvar da o dönemde ‘deprem’ olarak tasavvur ettiği seçeneğe başvurmaya ve Aksa Tufanı’nı başlatmaya karar verdi.

Popülerlik ve izlenecek yol üzerine iç görüşmeler

İsrail, saldırıya tüm gücüyle karşılık vererek Gazze Şeridi’nin dört bir yanında geniş çaplı ve ayrım gözetmeyen bir bombardıman kampanyası yürüttü ve benzeri görülmemiş suikastlar gerçekleştirdi. Bu operasyonların en dikkat çekeni, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin Temmuz 2025’te Tahran’da düzenlenen operasyonla öldürülmesi oldu. Hamas’tan bir kaynak, “Hareketin Sinvar’ı Heniyye’nin halefi olarak seçmesi, bu adam için bir yetkilendirme ve hareket ile liderliğinin onun halk nezdindeki popülaritesine ve izlediği çizgiye verdiği desteğin bir göstergesiydi” dedi. Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları da İsrail’e karşı mücadelesini sürdürürken, hava saldırıları ve füze bombardımanlarının ağırlığı bir kenara bırakıldığında, sahadaki çatışmalarla orantılı kayıplar verdirmeye devam etti.

sdfbth
Hamas liderleri İsmail Heniyye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve Muhammed Sinvar’ı gösteren bir fotoğraf (Kassam Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsü)

Gazze’ye yönelik devam eden savaşın birinci yılı yaklaşırken Hamas, İsrail’in Ekim 2024’te planlamadığı bir çatışmada Sinvar’ın aniden öldürülmesiyle karşı karşıya kaldı. Ancak Sinvar’ın sonunu gösteren görüntü, hikâyenin sonu olmadı.

İsrail, Gazze’yi yok etmeye yönelik bir operasyon yürüttü. İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında bölgedeki binaların yüzde 82’si tamamen veya kısmen, altyapının ise yüzde 90’ı yıkıldı. Savaşta 74 bin Gazzeli hayatını kaybederken, yeniden imar maliyetinin yaklaşık 71 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.

İsrail savaşının ağır bedeli, Sinvar hayatta olmasa da onun Gazze’deki imajında iz bıraktı. Bu durum, Hamas’ın Ekim 2025’te ateşkes anlaşmasını imzalamasına rağmen değişmedi.

Gazze’de halk nezdinde Sinvar’ın imajı şüphesiz büyük ölçüde değişti. Hamas’ın örgüt dışındaki destekçileri arasında dahi son aylarda yayılan görüntüler, tanıklıklar ve yerel tartışmalar, Sinvar’ın kararına yönelik tepkileri ve çok sayıda suçlamanın yöneltildiği bu isme yönelik eleştirileri ortaya koydu.

Ancak Hamas’tan bir kaynak, “Sinvar’ın savaş boyunca maruz kaldığı hakaretler, sert eleştiriler ve diğer saldırılar haksızdı. Gazze’nin İsrail tarafından maruz bırakıldığı abluka ve her gün yaşanan ölümler konusunda herkesin ne yaşandığını hissetmesini sağlamak amacıyla önemli bir adım atmaya çalışan bir adamın yargılanması mümkün değil” dedi.

Anketler ve düşüşler

Filistinliler, 7 Ekim saldırısına verdikleri destekteki görece geri çekilme noktasına bir anda gelmedi. Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından yapılan iki anketin sonuçları da bunu gösteriyor. Mart 2024’te açıklanan ankete göre 7 Ekim’e yönelik toplam destek genel olarak hâlâ yüksek seviyede bulunurken, Batı Şeria’da 11 puan geriledi, Gazze’de ise yaklaşık 14 puan arttı.

Mart ayında yayımlanan rapor, destek oranındaki artışı başka bir gerekçeye bağladı. Rapora göre Filistinlilerin dörtte üçü, saldırının Filistin-İsrail meselesini yeniden gündemin merkezine taşıdığına ve yıllardır süren ihmale son verdiğine inanıyordu.

Ancak aynı kuruluşun Eylül 2024’te yayımladığı bir başka ankette, saldırıya verilen destekte değişim gözlendi. Destek oranı Batı Şeria ve Gazze’de 13 puan gerilerken, düşüş Gazze Şeridi’nde daha belirgin oldu. Gazze’deki gerileme 18 puana ulaşırken, mart ayındaki ankette bu düşüş 14 puan olarak kaydedilmişti.

csdfgh
Hamas mensupları, takas operasyonu kapsamında Han Yunus’ta İsrail askeri Arbel Yehud’u teslim ederken (AP)

Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından geçtiğimiz ağustos ayında gerçekleştirilen bir başka ankete göre Hamas’ın popülaritesi yüzde 24’e geriledi. Hamas, merkezin Ekim 2025’te yaptığı ankette yüzde 35 destek almıştı. Buna karşılık Fetih Hareketi’ne verilen destek her iki ankette de yüzde 24 seviyesinde sabit kaldı.

Filistin merkezinin anket sonuçları, Hamas’a verilen desteğin Ekim 2025 ile Ağustos 2026 arasında Batı Şeria’da yüzde 32’den yüzde 18’e, Gazze Şeridi’nde ise yüzde 41’den yüzde 33’e gerilediğini ortaya koydu.

Kudüs Medya ve İletişim Merkezi ile Friedrich Ebert Vakfı’nın iş birliğiyle gerçekleştirilen ve geçtiğimiz ağustos ayında açıklanan bir başka ankette de Hamas’ın konumu ve halk nezdindeki popülaritesinde dikkat çekici bir gerileme görüldü. Ankete göre Hamas’a güvendiğini belirtenlerin oranı yüzde 6,7’ye düşerken, bu oran Haziran 2022’de yüzde 12 seviyesindeydi. Fetih Hareketi’ne güvendiğini belirtenlerin oranı da yüzde 28,8’den yüzde 22,3’e geriledi.

Hamas, Sinvar’ın kararını gözden geçirdi mi?

7 Ekim’in üzerinden üç yıl geçmesinin ardından, Gazze Şeridi’ndeki üç Hamas kaynağı ile Gazze dışında bulunan dördüncü bir kaynak, ‘yaşananlarla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ve liderlerden hiçbirinin olanları eleştirmediğini’ belirtti. Kaynaklar, çok sayıda kişinin saldırı hakkında ya hiçbir şey bilmediğini ya da sınırlı bilgiye sahip olduğunu, ancak buna rağmen tutumlarını değiştirmediklerini söyledi.

Ancak yurt dışında bulunan beşinci bir kaynak, “Hamas içindeki destek yalnızca resmi düzeyde mevcut. Bazı eleştiriler ise zaman zaman farklı kademelerdeki bazı liderler arasında özel toplantılarda dile getirildi. Ancak bunlar, müzakere dosyası gibi bazı konulara yönelik eleştirilerdi; saldırının özüne ilişkin değildi. Saldırının bu ölçekte gerçekleştirilmesini kabul edenler veya reddedenler olsa da İsrail’in vereceği tepki doğru şekilde hesaplanmadı” dedi.

Kaynak, “Yıkıma rağmen Filistinliler uluslararası alanda çok sayıda destek kazandı, İsrail’in gerçek yüzü ve işlediği suçlar ortaya çıktı. Bu durum Filistin’le dayanışmanın artmasına ve Filistin meselesinin dünyanın her yerinde yeniden gündeme gelmesine yol açtı” görüşünü dile getirdi.

Gazze’de yaşayan Filistinli siyasi analist Mustafa İbrahim ise “Sinvar’a yönelik halk eleştirileri ve onun yeterince düşünmeden aldığı karara duyulan öfke devam ediyor. Buna, Gazze Şeridi’nde halkın yaşadığı deneyimler, evlerini ve mülklerini kaybetmeleri de ekleniyor” dedi. İbrahim, “Gazze Şeridi dışındaki Filistinliler veya diğer kişiler Sinvar’ın yaptıklarını destekliyor olabilir. Çünkü onlar, yıkım, ölüm ve yerinden edilme gibi aynı koşulları yaşamadı” ifadelerini kullandı.