Gazze, savaşın ertesi gününü uluslararasılaşma ve vesayet endişeleriyle karşılıyor

Filistin ve İsrail'in Trump'ın “Barış ve Refah” belgesini imzalamaması, bölgenin bir Ortadoğu Rivierası’na dönüşme korkularını yeniden canlandırıyor

Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
TT

Gazze, savaşın ertesi gününü uluslararasılaşma ve vesayet endişeleriyle karşılıyor

Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)

Yoğun geçen bir günde Hamas, tüm canlı rehineleri serbest bıraktı ve bazı cesetleri teslim etti. ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Knesset'te zaferlerini kutladı. Daha sonra, ABD, Mısır, Katar ve Türkiye devlet başkanları, Trump'ın “Barış ve Refah” belgesini imzaladı. Tüm bunlar olurken bir nokta dikkat çekiciydi, o da Gazze savaşını sona erdirme anlaşmasını savaşan iki tarafın imzalamayıp, imzalayanların yalnızca dış taraflarla sınırlı kalmasıydı.

20 ülkenin ve 11 uluslararası kuruluşun başkanları ve temsilcileri Mısır'ın barış şehri Şarm el-Şeyh'teki barış zirvesine katıldı. Zirvede, savaşın sona ermesini garanti altına alan, harap olmuş Gazze Şeridi'nde istikrar ve barışı teşvik eden, savaş sonrası düzenlemeleri ele alan ve bölgesel iş birliği için yeni ufuklar açan bir belge imzalandı.

Trump konuşmasında, “Bu harika bir gün. Gazze'deki savaşı Şarm el-Şeyh'te durdurabildik. Herkes bu andan memnun. Gazze anlaşması geçerliliğini koruyacak. Bugün imzaladığımız Gazze belgesi, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin kuralları netleştiriyor. Bundan böyle Ortadoğu'da büyük çaplı bir savaşa yer yok” dedi.

Anlaşmalar taraflarca imzalanır

Gelgelelim, Gazze'ye ilişkin, oradaki savaşı net kurallara göre sona erdirmeyi içeren barış belgesinin, savaşan taraflardan hiçbiri tarafından imzalanmamış olması ilginç. Daha da ilginç olanı, iki yıl boyunca savaşan tarafların barış zirvesine hiç katılmamış olmaları. Anlaşmayı imzalayan taraflar yalnızca arabulucu ülkelerdi. Bu, şüphe uyandıran ve açıklama gerektiren bir durum.

Dünya genelindeki barış anlaşmaları incelendiğinde, genellikle barış anlaşmasında ilgili iki tarafın belgeleri imzaladığı görülür. En akılda kalıcı örnek, BAE, İsrail ve ABD'nin imzaladığı İbrahim Anlaşması’dır. O dönemde belgeleri imzalayanlar anlaşmanın taraflarıydı.

Filistinliler ve İsrailliler arasında imzalanan tüm anlaşmalarda da esasında böyle olmuştur. Oslo Anlaşması’nı, Filistin Ulusal Otoritesi ve İsrail uluslararası himaye altında imzaladı. Camp David Anlaşması’nda hem Arap hem de İsrail tarafları hazır bulundu ve belgelere imzalarını attı. 2014’teki Gazze savaşını sonlandıran anlaşmayı bile, Azzam el-Ahmed Filistin Ulusal Otoritesi ve FKÖ'yü temsilen Filistinliler adına, İsrail tarafı ise hükümeti adına imzaladı.

Sonuç olarak, benzeri görülmemiş bir durum yaşandı; dış güçler savaşı sonlandıran belgeyi imzalarken, savaşan iki taraf aralarındaki yıkıcı çatışmayı sona erdirmek için düzenlenen konferansa katılmadı. Bu görevi garantör ülkeler olan ABD, Mısır, Katar ve Türkiye üstlendi.

Filistin Ulusal Otoritesi'nin, Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından temsil edildiği, barış zirvesinde hazır bulunduğu, Trump'ın Abbas ile uzaklığın ve atışmaların damga vurduğu uzun bir aradan sonra ilk kez görüştüğü doğru. Ayrıca, aralarında uzun bir konuşmanın geçtiği ve Trump’ın Abbas’a belki de abartılı bir şekilde övgüler yağdırdığı da doğru. Ancak Filistinlilerin temsilcisi, savaşı sona erdiren barış belgesini bir taraf olarak imzalamadı. Bu da şaşkınlık, şüphe ve soru işaretleri uyandırıyor.

Hamas imzalamadı ve katılmadı

Barış konferansı başlamadan önce Hamas, katılmayacağını gerekçeleri ile açıkladı ve konferansa katılmayanlar arasındaydı. Zirve sırasında, örgütün Siyasi Büro üyesi Husam Badran, “Katılımcılar arasında olmayacağız. Hamas liderliği, Mısırlı yetkililerden konferansın yalnızca devletlerin katılımına açık olacağına dair güvence aldı” dedi.

Badran, savaşın taraflarından olan Hamas'ın yokluğunu gerekçelendirmeye devam ederek, “Zirvenin amacı bir anlaşma imzalamak değil, elde edilen başarıyı kutlamaktır” dedi. Ardından “Ateşkese varıldığında anlaşmayı hem biz hem de karşı taraf imzaladı” ifadesini kullandı.

 Filistinli esirlerin dönüşü (Independent Arabia)Filistinli esirlerin dönüşü (Independent Arabia)

Hamas liderliği, bu konferansa katılımının gereksiz olduğuna inanıyor. Trump'ın katılımının, İsrail'e anlaşmanın onun himayesinde ve doğrudan garantisi altında yürütüldüğüne dair açık bir mesaj niteliğinde olduğunu, ayrıca, anlaşma hükümlerinin uygulanmasını sağlamak için kendisinin arabulucularla doğrudan temas halinde olduğunu da teyit ettiğini düşünüyor.

Siyaset bilimci Bilal Şalabi, “Hamas'ın katılmayıp belgeyi imzalamamasının haklı gerekçeleri ve nedenleri var. Öncelikle o sadece bir Filistinli fraksiyon ve Filistinlileri ve devletlerini temsil etmiyor. Barış zirvesi devletler için düzenlendiğinden katılmaması da doğal” değerlendirmesinde bulundu.

Siyaset bilimci, “Filistin Ulusal Otoritesi, Filistinliler adına katıldı, çünkü dünya nezdinde onların meşru temsilcisi ve Filistin devletini kuracak organdır. Bu nedenle, Hamas'ın konferanstaki varlığı kendisine meşruiyet kazandırmaması” ve davanın resmi temsili olarak algılanmaması için katılımdan menedildi” diye belirtiyor.

Şalabi, dünyanın İsrail'in hedeflerine ulaştığı ve Hamas'ın şu anda var olmadığı varsayımıyla hareket ettiğini ifade ediyor. Bu nedenle barış konferansına katılması mantıksızdı ve yine bu nedenle Filistin Otoritesi davet edildi ve bu da geleceğe dair önemli mesajlar içeriyor.

İmzasız katılım

Gerçekten de Filistin Ulusal Otoritesi konferansa katıldı ve Mahmud Abbas da Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi'nde hazır bulundu. Trump ile görüştü, el sıkıştı ve fotoğraf çektirdi. ABD Başkanı, sanki Abbas’ın meşruiyetini yeniden onaylar gibi “Filistin'in sesisiniz ve sizi burada görmekten mutluluk duyuyorum” diyerek onu övdü. Ancak Abbas’ın Gazze Anlaşması'nı imzalamasına izin verilmedi.

Abbas'ın zirvede bulunması normaldi, çünkü Gazze'deki geçiş dönemini, bu dönem ile ilgili düzenlemelerde kendisine rol verilmesi ve Gazze'deki uluslararası misyonun kalıcı bir uluslararası vesayete dönüşmemesi koşuluyla kabul etmişti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre anormal olan, Filistin devletinin topraklarının bir parçası olan Gazze ile ilgili bir anlaşmayı imzalamaktan alıkonulmasıdır.

Abbas, zirveye geç de olsa davet edildi, ancak geç olması hiç olmamasından iyidir, diyor Arap Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler uzmanı Raid Ebu Bedeviyye ve şöyle devam ediyor: “Davet, ABD'nin Gazze Şeridi'ni yönetme planının Filistin Otoritesi’ni tamamen devre dışı bıraktığı gibi göründüğü kritik bir siyasi anda geldi. Bu sadece sembolik bir onurlandırma değil, aynı zamanda anlaşmaya Filistinli bir meşruiyet kazandırmak için atılmış bir adım. Gazze'nin ertesi gününü müttefikleriyle birlikte formüle eden ABD, planın yerel düzeyde kabul görmesi için Filistinlilerin temsiline ihtiyaç duyuyor.”

Uluslararası hukuk uzmanı “Kamuoyu, Gazze'nin uluslararası vesayet yoluyla yönetilmesini reddediyor. Abbas'ın katılımının daha derin anlamı, kararlar alınırken değil, meşruiyet gerektiğinde Filistin Otoritesi'ne başvurulduğu anlamına geliyor. Bu ise savaş sonrası formüle edilirken konumunun ne kadar kırılgan olduğunu yansıtıyor” diye ekliyor.

Ebu Bedeviyye, Abbas'ın varlığının, Suudi Arabistan ve Fransa'nın çabaları doğrultusunda, bölgesel ve uluslararası toplumun Filistin meşruiyetinin devamını sağlama arzusunu yansıttığını açıklıyor. Katılımı güçlü bir diplomatik mesaj iletirken, herhangi bir Filistinli temsilcinin olmaması toplantıyı mantıksız hale getirirdi, çünkü barış, özellikle mağdur taraf oldukları için Filistinlileri içermedikçe müreffeh ve güvenli olamazdı değerlendirmesinde bulunuyor.

Gerçekten de Abbas zirveye katılırken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yoktu. Netanyahu'nun ofisi, bunu zirve tarihinin dini bir bayrama yakın olmasıyla gerekçelendirdi. Ancak, tuhaf olan barış konferansına Tel Aviv'den hiçbir temsilcinin katılmamasıydı. Netanyahu'nun Sözcüsü Şoş Bedrosyan da “hiçbir İsrailli yetkilinin katılmadığını” söyleyerek bunu doğruladı.

Netanyahu imza töreninde yok

Netanyahu'nun savaşı durduran anlaşmanın imzalanmasına katılmaması ve ülkesinin temsilcilerinin zirveye katılmaması mantıksız. Tel Aviv Üniversitesi Moşe Dayan Merkezi'nde siyasi araştırmacı olan Michael Milstein, katılmama gerekçesinin ikna edici olmadığını ve bunun arkasında başka sebepler ve anlamlar olduğunu düşünüyor.

Milstein, “Netanyahu'nun 'iki devletli çözüm' veya savaş suçları hakkında sözler duyacağından endişe ediliyordu. Keza Netanyahu, Abbas ve Erdoğan'ın katıldığı bir zirveye katıldığı için popülaritesini ve koalisyonunu kaybedebilirdi. Uluslararası izolasyon da onu katılmaktan alıkoydu. Bu nedenle İsrail, katılmamanın daha iyi olduğunu düşündü” diyor.

İmzalama sırasında karşılıklı tehditler

Katılmaması daha iyi değildi. Savaşan tarafların anlaşma imzalamadığı ve hatta çatışmalara doğrudan dahil olanların bile katılmadığı bir barış zirvesi şüphe uyandırır ve gerçekten de öyle oldu. İmza sırasında Tel Aviv güç kullanma seçeneğinde diretirken, Hamas da silah bırakmayı reddetti.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “Hamas'a karşı mücadelemiz henüz bitmedi. Ordumuz tüm Gazze tünellerinin imhasına katılmalı. Güçlerimiz, silahlarını tamamen bırakana kadar Hamas’a baskıyı sürdürmek için Gazze Şeridi'nde kalacak” dedi.

Savaşın her iki tarafı da Gazze'de savaşa geri dönme tehdidinde bulunmaya devam ediyor (Independent Arabia)Savaşın her iki tarafı da Gazze'de savaşa geri dönme tehdidinde bulunmaya devam ediyor (Independent Arabia)

Hamas bu açıklamayı görmezden gelmedi ve Siyasi Büro üyesi Husam Badran, “Savaş yeniden başlarsa herhangi bir İsrail saldırısına karşılık vereceğiz. Silahlarımızı bırakmayacağız veya silahsızlanmayacağız. Bu söz konusu bile değil” diyerek yanıt verdi.

Siyasi araştırmacı Fadl Hin, Hamas ve İsrail'in barış zirvesine katılmamasının, savaşı sona erdirmek için bir anlaşma imzalamamalarının ve konferans sırasında yaşanan sözlü atışmaların “anlaşmadan muaf tutuldukları ve onları bağlayan hiçbir şey olmadığından savaşın tekrar başlayabileceği anlamına geldiğine” inanıyor.

Gazze uluslararası bir bölge

Ancak Hamas Siyasi Bürosu'nun vekaleten Başkanı olan Halil el-Hayye'nin savaşın sona erdiğine dair verdiği güvenceler ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun aynı şeyi açıklaması, Gazze anlaşmasının imzalanmasına katılmamalarının arkasında başka bir neden olduğunu ortaya koyuyor.

Siyasi araştırmacı Maysa Gannam, “İmzalanan bir belge değil, ABD ile belgeyi imzalayanlar -Mısır, Katar ve Türkiye- arasında bir sözleşmedir. Gerçekten de yaşananlar eşi benzeri görülmemiş bir durum. Bu, Gazze Şeridi'nin bu ülkeler arasında uluslararasılaştırılması ve mülkiyetinin Filistinlilerden bu taraflara devredilmesi sürecidir” diyor.

Siyasi araştırmacı, “Savaşın ertesi günü Gazze, bir Amerikan eyaleti sayılıyor. Barış Konseyi Başkanı bizzat Trump. Yeniden inşa planı, Trump'ın damadı Jared Kushner'ın vizyonuna dayanıyor. Polisi uluslararası misyon. Bu, Gazze'yi uluslararasılaştırma, küresel ve hatta Amerikan vesayeti altına alma süreci” diye belirtiyor.

Gannam, bu bağlamda, Filistinlilerin yeni anlaşmayı imzalamalarına gerek olmadığını, çünkü anlaşmanın tarafı olmadıklarını açıklıyor. Aynı durum, Gazze'yi istemeyen ve önce yıkıp sonra Trump'a hediye olarak sunan İsrail için de geçerli. “İsrail Gazze’den herhangi bir şey istemediğine göre, anlaşmanın tarafı değil ve katılması da gerekmiyor, imzası da hiçbir şey katmıyor.”

Gannam, Gazze'nin ABD yönetimi altında Ortadoğu'nun Rivierası olma yolunda ilerlediğini belirtiyor. Sakinlerinin çıkarılması, başka bir yere yeniden yerleştirilmesi ve tazminat ödenmesi de dahil olmak üzere, Trump'ın planı bütünüyle uygulanacak. Gazze Şeridi yıkılacak, ardından tatil köyleri, şirketler, gayrimenkuller ve yatırımlar inşa edilecek. Tüm bunlar, Gazze'nin uluslararasılaştırıldığı ve onun sadece Filistinliler ait bir bölge olmaktan çıktığı anlamına geliyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.