Esed'in ordusundan ayrılan subaylar orduya geri dönüyor

Sayılarının binlerce olduğu tahmin ediliyor ve bir kısmı sığındıkları ülkelerden geri dönmek istemiyor. Tlas'ın görünmesi, geri kalanlara mevkilerini geri kazanma umudu veriyor

Suriye ordusunun mevcut durumu, kapasitesinin neredeyse yüzde 80'ini yok eden İsrail saldırılarıyla daha da kötüleşti (AFP)
Suriye ordusunun mevcut durumu, kapasitesinin neredeyse yüzde 80'ini yok eden İsrail saldırılarıyla daha da kötüleşti (AFP)
TT

Esed'in ordusundan ayrılan subaylar orduya geri dönüyor

Suriye ordusunun mevcut durumu, kapasitesinin neredeyse yüzde 80'ini yok eden İsrail saldırılarıyla daha da kötüleşti (AFP)
Suriye ordusunun mevcut durumu, kapasitesinin neredeyse yüzde 80'ini yok eden İsrail saldırılarıyla daha da kötüleşti (AFP)

Mustafa Rüstem

Yeni Suriye ordusu yerinde sayıyor ve henüz bütünleşik ve sağlam bir ordu kurma yönünde hızlı adımlar atılmadı. Eski rejimin devrilmesinden ve subaylarla polis memurları dahil olmak üzere askeri ve güvenlik personelinin terhis edilmesinden sonra, Beşşar Esed'in Moskova'ya kaçmasının ardından yaklaşık bir yıldır oluşan boşluğun doldurulması için hızla entegre bir askeri ve güvenlik birimi oluşturulması gerekli hale geldi.

Savunma Bakanlığı, kısa süre önce Esed ordusundan ayrılan iki subay için atama kararı yayınladı. Tümgeneral Selim İdris’i “Ulusal Askeri Mühendislik Akademisi'ne” (merkezi Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinde bulunan bölgenin en önemli askeri akademilerinden biri) “danışman” olarak atarken, Tuğgeneral Hasan Hamade’yi “Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı” olarak atadı. Her ikisinin de Türkiye’ye yakın oldukları biliniyor.

Gözlemciler, Türkiye'nin dış müdahalesinin, bu hassas pozisyonlara atanmalarında etkili olmuş olabileceğine inanıyorlar. Zira Savunma Bakanlığı’nın 8 Aralık 2024’teki kurtuluş harekâtının ardından komuta kadrolarına yaptığı ilk atamalar, yabancılar da dahil olmak üzere silahlı fraksiyonların liderleri için terfiler içeriyor ve onlara askeri rütbeler veriyordu. Buna karşılık eski rejimin ordusundan ayrılan üst düzey komutan ve subaylar açıkça bu atamaların dışında bırakılmışlardı.

Tümgeneral İdris, ılımlılığı, Türkler ve Amerikalılarla olan kapsamlı ilişkileriyle tanınıyor. Türkiye destekli Suriye Geçici Hükümeti'nde Savunma Bakanlığı görevini üstlenmiş, ancak 2021'de görevinden istifa etmişti. 2012'de silahlı çatışmanın başlangıcında Esed rejiminin ordusundan ayrılmış ve İstanbul'a taşınmıştı.

Tuğgeneral Hamade’ye gelince, 2012'de Rus MiG-21 uçağıyla Ürdün havaalanına inen ve siyasi sığınma talebinde bulunan bir pilot subaydı. Daha sonra Türkiye'ye taşındı. 2021'de (o zamanlar Esed rejimine muhalif) Suriye Geçici Hükümeti'nde Savunma Bakanlığı görevini üstlendi. Bundan önce 101. Piyade Tümeni ile Yusuf el-Azme Tugayı da dahil olmak üzere çeşitli fraksiyonlar kurdu.

Özgür Suriye Ordusu ve subayları

Askeri kanattan komutan ve subayların ayrılık ve firar geçmişini incelersek, Suriyelilerin hafızasında Ekim 1989'da Rus MiG-23 savaş uçağıyla Suriye hava sahasından İsrail'e kaçan Suriyeli pilot Bessam el-Adl yer etmiştir. Hava Kuvvetleri İstihbaratı subayı Husam el-Avak da 2011'de Suriye devriminin patlak vermesinden önce, 2005 yılında ordudan ayrılmıştı. Güvenlik güçlerinin silaha başvurması ve aşırı şiddet kullanması, gösterileri bastırmak için ordu ve silahlı kuvvetlerin kışlalarından sivillerin yaşadığı sokaklara zorla indirilmesi, şüphesiz ayrılık kararlarına katkıda bulundu.

Muhalif güçler ile devrik rejimin ordusu arasında çatışmaların patlak vermesiyle, muhalif güçlere bağlı, Özgür Suriye Ordusu olarak bilinen ilk askeri kurum kuruldu. Temmuz 2011'de kurulan bu ilk askeri kurum, Esed ve destekçilerine karşı savaşı başlattı. Üyeleri, gösterilerin şiddetle bastırılmasını protesto etmek için ordudan ayrılan komutanlar, subaylar ve Suriye ordusu unsurlarından oluşuyordu. Özgür Suriye Ordusu, kuruluşundan bir yıl sonra dağıldı ve sahada hızla cihatçı yaklaşıma sahip örgütler ortaya çıktı.

cdfgt
Tüm silahlı örgütlerin dağıtılması, askeri ve güvenlik teşkilatının bir parçası haline gelen yabancıların görevden alınması talep ediliyor (AFP)

Bununla birlikte, Suriye savaşı sırasında yaklaşık 10 bin asker ve astsubayın rejim ordusundan ayrıldığını ve ayrılan subay sayısının 4 bini aştığını gösteren bilgiler mevcut. Bu kişiler iki gruba ayrılıyor; ilk grup ordudan ayrılarak savaş alanlarında savaştı, çoğunluğu ise ordudan ayrılıp yabancı veya Arap ülkelerine gitmeyi tercih etti.

Ayrılanlar arasında olan bir subay, bazı subayların yeni orduya dönmemelerinin nedeninin, sağlık ve fiziksel durumlarının kötüleşmesi nedeniyle askeri hayata geri dönmek istememeleri olduğunu düşünüyor. Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra da dönüş kapısının açılmasından sonra, “geri dönüşlerinin ancak durumlarının incelenmesinden sonra gerçekleşeceğini” açıkladı.

Hava Kuvvetleri'nde mühendis subay olan ve eski rejim döneminde ordudan ayrılan Albay Muhsin Hamdan, The Independent Arabia'ya verdiği demeçte, “Çeteden ayrılan her subay, kendisi ve ailesi için ölüm fermanını imzaladığı için ayrılması başlı başına bir onur ve nişan sayılmaktadır. Zira bu kararı alırken çocuklarının geleceğini görmezden geldi, birçok aile üyesi üniversite eğitimlerini ve geleceklerini feda etti” dedi.

Hamdan, “Bugün ayrılan subayların ne fedakarlıklarda bulunduklarını sorgulayan herkes, devrime meşruiyet kazandıranların onlar olduğunu ve o dönemde medyanın rütbesi ne olursa olsun herhangi bir subayın ayrılığını haber yapmak için yarıştığını bilmelidir” diye devam etti.

Hamdan, “bu subayların çoğu halen Savunma Bakanlığı'nın atamaları dışında. Göreve iade edilenler kıdem ve hatta atama kriterleri göz önünde bulundurularak atanmıyor. Göreve iade edilenlerin çoğu, sanki eleştirileri susturmak istercesine, iyi düşünülmüş bir plan olmadan, askeri akademilere atandılar” diye yakındı.

Akademik seviye, askeri rotasyon, eğitim deneyimi, uzmanlık, askeri kıdem ve terfiler ile ordu ve silahlanmanın dayanacağı askeri doktrin de dahil olmak üzere nitelik, eğitim ve hizmet sistemlerine dayalı modern bir askeri kurum inşa etmek için kurallar olması gerektiğini vurguladı. “Kıyafet yönetmeliği bile açıkça tanımlanmalı; hizmet sırasında giyilecek üniforma ile sokakta giyilecek olan kıyafet açıkça belirlenmelidir, ziyaretler ve resmi etkinliklerde kullanım için de ayrı bir tören üniforması belirlenmelidir. Maalesef, tüm bunlar bugün hâlâ belirsizliğini koruyor” ifadelerini kullandı.

Eski subay Muhsin Hamdan, çeşitli uzmanlık alanlarından 4 bin ila 5 bin arasında ayrılmış subay olduğunu tahmin ediyor. Bunların en azından topçu, füze ve hava savunma alanlarında yedek subaylar olarak sahada aktif hale getirilmeleri çağrısında bulunuyor. Zira bu subaylar daha önce ordunun seçkin mensuplarıydılar ve ordudan ayrılmaları rejim ordusunda silahların kullanımı konusunda önemli bir boşluk yaratmıştı.

“Eski rejimin ordusu sorulduğunda İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı da aynı şeyi söylemişti. O zaman, 'ordu subayları ayrıldıktan sonra etkinliğini kaybetti' demişti. Bu nedenle, subayların geri dönüşü gelişigüzel değil, askeri ilkelere dayalı sistematik bir çalışmayla gerçekleşmelidir. Ordudan ayrılan kıdemli subaylardan oluşan bir komite bunun üzerinde çalışabilir. Buna rağmen, Suriye'yi ve halkını koruyup savunabilecek güçlü bir ordu kurma çalışmalarında karar vericilerin başarılı ve hakkaniyetli olmalarını diliyoruz.”

Ordunun gücü

Buna karşılık, Savunma Bakanlığı’na bağlı Subay İşleri Dairesi Başkanı Tuğgeneral Muhammed Mansur, ağustos ayı başlarında ayrılan subaylardan geri dönüş için 3 binden fazla talep aldıklarını açıkladı.

İlk bilgiler, verileri düzenlemenin ve talepleri belirli kriterlere göre incelemenin yanı sıra, ayrılanları, güvenlik ve siyasi nedenlerle terhis edilenleri geri çağırmak için uzman komitelerin kurulduğuna işaret ediyor. Bakanlık, ayrılan subayların dönüşünü ve yeni orduya yeniden entegrasyonunu organize etmek için tüm ilgili tarafları kaydolmaya davet eden elektronik bir platform da kurdu.

sdfrg
Global Firepower web sitesinin 2022 yılı sıralamasında Suriye ordusu Arap dünyasında altıncı sıradaydı (AFP)

Global Firepower web sitesinin 2022 yılı sıralamasında Suriye ordusu Arap dünyasında altıncı sıradaydı. Küresel sıralamada ise askeri ve lojistik güç de dahil olmak üzere 50 göstergeye göre 138 ordu arasında 47’nci sırada yer almıştı.

Suriye ordusunun mevcut durumu, binden fazla saldırıyla Suriye ordusunun stratejik kabiliyetlerinin yaklaşık yüzde 80'ini yok eden İsrail hava saldırılarıyla daha da kötüleşti. Ayrıca, İsrail’in Suriye'nin güneyindeki sınır şehirleri Dera ve Kuneytra'da düzenlediği kara harekâtı ve Şam kırsalına önemli ölçüde yaklaşması, Suriye ordusunu daha da zayıflattı.

Bu arada, birçok ayılmış subayın kişisel durumları göz önünde bulundurularak geri dönüş kapısı açık bırakılıyor. Birçoğu şu anda yurt dışında olduğu ve geri dönmeden önce işlerini halletmek için zamana ihtiyaç duydukları, keza çeşitli uzmanlık alanlarından subay ve komutanlara acil ihtiyaç duyulduğu için orduya yeniden katılma kapısı kapatılmıyor.

Adının açıklanmasını istemeyen ayrılmış subaylardan biri, elde ettiği bilgilere göre ayrılmış subayların yüzde 70'inden fazlasının orduya yeniden kabul edilip geri döndüğünü düşünüyor. Ancak, bir kısmının kişisel ve özel nedenlerle geri dönmeyi tercih etmediklerini, kendileri ve aileleri için bir hayat kurabildikleri yabancı ülkelerde kalmak istediklerini, bazılarının da orduya dönmek için uygun yaşı geçmiş olduklarını, bir kısmının ise ülkelerine dönseler bile sivil hayatı askerlik hayatına tercih etmeye başladıklarını belirtiyor.

Bu arada, eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları'nın en önde gelen subaylarından biri olan Manaf Tlas'ın adı siyasi ve askeri alanda büyük yankı bulmaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre silahlı çatışmanın en başında ayrılışı rejimin başı Beşşar Esed için ağır bir darbe olmuştu. Çünkü kendisi Esed ailesine yakındı ve onlarla güçlü aile bağları vardı. Babası, eski Savunma Bakanı Mustafa Tlas, Hafız Esed'in yakın arkadaşı ve sırdaşıydı.

Manaf Tlas'ın Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın olası halefi veya başbakan ya da savunma bakanı olarak yeniden görünmesi, ayrılanların büyük bir kısmına üst düzey ve hassas pozisyonlara kesin bir dönüş umudu verecektir. Kendisi de Paris'teki son konferansında açıkça bunu ve şunları talep etti; tüm silahlı örgütlerin dağıtılması, askeri ve güvenlik teşkilatının bir parçası haline gelen yabancıların görevden alınması, Savunma, İçişleri ve Güvenlik Bakanlıklarındaki tümgeneral ve tuğgeneral rütbelerindeki üst düzey subaylar da dahil olmak üzere eski ordudan 10 bin subayın göreve iade edilmesi. Ayrıca, mevcut yetkililerin talebi üzerine kendileri ile iş birliği yapan eski Suriye ordusu subay ve personelinin serbest bırakılması çağrısında da bulundu.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Fransa ve Irak, ‘stratejik ortaklığı’ güçlendirme konusunda mutabık kaldı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi imza töreninin ardından el sıkıştı. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi imza töreninin ardından el sıkıştı. (AFP)
TT

Fransa ve Irak, ‘stratejik ortaklığı’ güçlendirme konusunda mutabık kaldı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi imza töreninin ardından el sıkıştı. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi imza töreninin ardından el sıkıştı. (AFP)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, beraberindeki heyetle birlikte, başbakanlık görevini üstlenmesinden bu yana Avrupa’daki ilk durağı olan Paris’e kısa ancak yoğun temaslarla geçen bir ziyaret gerçekleştirdi. Zeydi’nin Avrupa turundaki ikinci durağı ise Berlin olacak. Elysee Sarayı tarafından dün öğleden sonra yayımlanan ortak bildiri, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Başbakan Ali ez-Zeydi düzeyinde olduğu kadar, iki ülke arasındaki bakanlıklar ve Fransız şirketleri nezdinde de ele alınan konuların geniş yelpazesini ortaya koydu. Görüşmelerde, Irak’taki faaliyetlerini genişletmek isteyen TotalEnergies de yer aldı.

Zeydi, Le Figaro gazetesinde yayımlanan makalesinde, ülkesinin 145 milyar varil olarak tahmin edilen kanıtlanmış petrol rezervleriyle dünyada dördüncü sırada bulunduğunu belirtti. Zeydi aynı makalesinde, Irak’ın Fransa ile kurmasını istediği yeni ilişkiler konusundaki vizyonunu da ortaya koyarak, bu ilişkilerde ‘Irak’ın talepler listesiyle gelen veya siyasi şemsiye arayan bir ülke değil, etkin bir ortak’ olmasını istediğini ifade etti. Zeydi’ye göre ziyaret, ‘zamanlaması açısından’ ayrı bir önem taşıyor. Zeydi, ziyaretin, Ortadoğu’da büyük ölçüde belirsizliğin hâkim olduğu, gerilimlerin kontrol altına alınması ve bölgeye yeniden sükûnetin getirilmesi için bölgesel ve uluslararası düzeyde çabalara acil ihtiyaç duyulan bir döneme denk geldiğini belirtti.

Zeydi, ziyaretin öneminin ‘Irak ile Fransa arasındaki ikili ilişkilerin sınırlarını aştığını’ belirterek, bunun Irak’a Avrupa’daki ortaklıklarının ve angajmanının kapsamını genişletme, ayrıca bölgede istikrarın tesis edilmesine yönelik ortak çabalardaki rolünü güçlendirme imkânı sunduğunu kaydetti.

Ortak bildiriye göre ziyaretin temel amacı, ‘Fransa ile Irak arasındaki stratejik ortaklığı ve dostane ilişkileri güçlendirmek’ olarak belirlendi.

gtrhy
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün öğleden sonra Elysee Sarayı’nda bir dizi mutabakat zaptı ve anlaşmanın imzalanmasına şahitlik etti. (AFP)

Bildiri, ziyaret sırasında yaşanan tüm gelişmeleri ele alan 20 paragraftan oluşuyor. Anlaşmalar, niyet beyanları ve mutabakatların da yer aldığı bu unsurlar, Fransız Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan ayrı bir açıklamada ayrıntılı şekilde sıralandı. Bunlar arasında Macron ve Zeydi’nin huzurunda imzalanan altı anlaşma da bulunuyor. Bildiride, tarafların Ortadoğu’daki krizlerle nasıl başa çıkılacağı ve bölgede güvenlik ile istikrarın nasıl güçlendirileceği konusunda sahip oldukları ‘ortak vizyona’ yapılan vurgu dikkat çekti. Bu vizyonun ‘ulusal egemenliğe, müdahale etmeme ilkesine, iyi komşuluk ilişkilerine ve toprak bütünlüğüne saygı, uluslararası hukuka riayet ve bölgenin karşı karşıya olduğu ortak kriz ve tehditlerle mücadelede diplomatik çözümlere başvurma’ temelinde şekillendiği belirtildi. Bu ifadeler, ABD ile İran arasında devam eden savaşa ve tarafların bu savaşın sona erdirilmesinin diplomatik çözümlerden geçmesi gerektiğine yönelik görüşlerine işaret ediyor.

Ortak bildiride Macron’un ‘Irak’ın izlediği dengeli dış politikayı’ ve ‘ülkenin bağlar kurma, diyaloğu geliştirme ve bölgesel iş birliğini teşvik etme konusunda üstlendiği rolü’ övmesine yer verilirken, Zeydi de makalesinde Irak’ı bir ‘diyalog platformu’ olarak öne çıkarmaya özen gösterdi. Zeydi, Irak’ın ‘topraklarının komşu ülkelere yönelik tehditlerin düzenleneceği bir üsse veya bölgesel ve uluslararası güçler arasındaki bir çatışma alanına dönüşmesine izin vermeyeceğini’ belirtti. Zeydi’nin ifadesine göre Irak, ‘gerekli siyasi iradenin ortaya çıkması halinde çatışmanın tarafları arasında doğrudan görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır.’

Güvenlik dosyası, Elysee Sarayı’ndaki görüşmelerde ele alınan en önemli başlıklardan birini oluşturdu. Ortak bildiride, “Fransa’nın Uluslararası Koalisyon bünyesinde oynadığı olumlu rol göz önünde bulundurularak, Fransa Cumhurbaşkanı ile Irak Başbakanı askeri iş birliğini sürdürme ve derinleştirme konusunda mutabık kaldı” denildi. Bu kapsamda, Irak’ın sınırlarını koruma kapasitesinin güçlendirilmesi ve toprakları üzerindeki egemenliğinin desteklenmesi hedefleniyor. Bildiride, söz konusu iş birliğinin iki ülkenin egemenliğine saygı gösteren ikili bir çerçevede yürütüleceği ve Uluslararası Koalisyon’un görevinin sona ermesinin ardından bu çerçevenin ayrıca kararlaştırılacağı ifade edildi.

cvfghcdf
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi Elysee Sarayı’nda karşıladı. (AP)

Bu mutabakat, iki ülkenin ilişkilerini 2023 yılında imzalanan ve ‘ikili stratejik ortaklık anlaşması’ temelinde geliştirme arzusunun bir parçasını oluşturuyor. Fransa anlaşmayı halihazırda onaylarken, Irak da ‘yakında onaylama konusunda kararlı’ olduğunu bildirdi. Güvenlik alanının önemi, Irak’ın askeri kapasitesini yeniden inşa etme ve modernize etme çabaları kapsamında Fransız askeri teçhizatı tedarik etmesine yönelik ‘stratejik bir yol haritası’ üzerinde iki tarafın anlaşmaya varmasıyla da ortaya çıktı. Ayrıca Irak Savunma Bakanlığı ile Fransız şirketi Harmattan AI arasında ‘otonom hava savunma sistemleri’ konusunda bir niyet mektubu imzalandı. Paris, bu iki adımı, ‘iki tarafın askeri kapasitenin güçlendirilmesi alanındaki iş birliğini sürdürme ve Irak’a egemenlik görevlerini yerine getirmesi konusunda destek sağlama yönündeki iradesinin teyidi’ olarak değerlendiriyor. Ortak bildirinin bir bölümünde Zeydi’nin, ‘hava hareketliliği, topçu sistemleri, insansız hava araçlarına karşı sistemler (C-UAS) ile hava savunma ve gözetleme sistemleri’ alanlarında Fransız şirketleri ile Irak Savunma Bakanlığı arasındaki görüşmeleri teşvik etme niyetinde olduğu belirtildi.

Tüm bunlar, Irak’ın silah tedarik kaynaklarını çeşitlendirme eğilimine işaret ediyor ve Paris bu amaç doğrultusunda uygun bir kapı olarak öne çıkıyor. Fransa’nın Irak’taki siyasi, diplomatik, kültürel ve sağlık alanlarında çok yönlü varlığını güçlendirmeye çalıştığı doğru olmakla birlikte, ülke özellikle iki ana sektöre önem veriyor: savunma ve enerji.

Savunma sektöründe olduğu gibi enerji alanında da Irak Elektrik Bakanlığı ile TotalEnergies arasında Irak’a sıvılaştırılmış doğal gaz tedarik edilmesine yönelik bir mutabakat zaptı imzalandı. Bu kapsamda Zeydi, Fransız petrol şirketinin Başkanı Patrick Pouyanne’yi kabul etti. Taraflar ayrıca Irak’ın enerji sektöründeki kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik bir program konusunda mutabakat zaptı imzaladı. Ancak Fransa’nın Irak’taki petrol ve doğal gaz alanındaki hedefleri bununla sınırlı değil. Ortak bildiride, Irak’ın TotalEnergies ile ‘Irak’ın petrol üretimini artırmayı, enerji verimliliğinin yükseltilmesine katkı sunmayı, enerji alanındaki egemenliğini güçlendirmeyi ve ülkedeki enerji dönüşümünü desteklemeyi’ amaçlayan, ‘geniş ölçekli yatırımlara dayalı’ bir dizi enerji projesi konusunda görüşmelere başlamayı kabul ettiği belirtildi. Dünyanın ciddi bir enerji krizi yaşadığı bir dönemde, büyük petrol rezervlerine sahip bir ülkeyle böyle bir anlaşmaya varılması Fransa açısından son derece önemli bir kazanım olarak değerlendiriliyor.


Yemen’den Hürmüz’e… Salalah toplantısını engelleyen ne oldu?

Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle ertelendi. (Independent Arabia)
Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle ertelendi. (Independent Arabia)
TT

Yemen’den Hürmüz’e… Salalah toplantısını engelleyen ne oldu?

Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle ertelendi. (Independent Arabia)
Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle ertelendi. (Independent Arabia)

Muhammed Garsan

Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması ve Körfez ülkelerinin tansiyonu düşürme odaklı istişareleriyle eş zamanlı olarak ertelendi. Önerilen mutabakat metinleri ise seyrüsefer yönetimi ve güvenlik garantilerine dair görüş ayrılıklarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Dün yapılması öngörülen görüşmenin henüz başlamadan ertelenmesi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden seyrüsefere açılması ve dünyanın en hassas bölgelerinden birinde deniz güvenliğinin sağlanmasına yönelik girişimlerin önündeki karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Umman tarafından pazar akşamı yapılan açıklamada toplantının ertelendiği duyuruldu. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, bölgesel uzlaşıyı sağlama kararlılığı doğrultusunda Salalah görüşmelerinin tehir edildiğini belirterek, Maskat’ın bölgede istikrar ve sürdürülebilir iş birliğini hedefleyen diyalog süreçlerini desteklemeye devam edeceğini vurguladı.

Umman Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan müteakip açıklamada ise kararın ‘yapıcı bir diyalog ortamı oluşturma’ amacı taşıdığı ifade edildi; ancak erteleme talebinde bulunan ülke veya anlaşmazlık konularına ilişkin detay verilmedi.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya konuşan Dışişleri Bakanlığı Körfez İşleri Genel Müdürü, ertelemenin bölge ülkelerinden gelen talep üzerine Tahran ve Maskat arasındaki koordine ile alındığını bildirdi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ise Reuters’a yaptığı açıklamada, erteleme talebinin Suudi Arabistan’dan geldiğini öne sürdü. Riyad yönetiminden konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Salalah’tan önce başlayan yol

Salalah toplantısı müstakil bir girişim olmayıp, Maskat ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin geleceğine ilişkin aylardır yürütülen müzakere sürecinin bir halkasını oluşturuyordu.

Umman ve İran, geçtiğimiz 25 Ağustos’ta Boğaz üzerinden geçici ve ortak bir seyrüsefer koridoru oluşturulmasını ve ortak bir mayın tarama projesini içeren aşamalı bir çerçeveyi ele aldıklarını duyurmuştu. Plana göre; Körfez’e kıyısı olan bölgesel aktörlerin de katılımıyla, kalıcı bir koridor, seyrüsefer trafiğinin yönetimi, bilgi paylaşımı ile güvenlik ve seyrüsefer hizmetlerinin sunulmasına yönelik nihai düzenlemeler için teknik müzakerelerin sürdürülmesi öngörülüyordu. Bu adımdan önce ise iki taraf arasındaki ikili mutabakatları kademeli olarak daha geniş bir bölgesel ölçeğe taşımak amacıyla, Boğaz’ın yönetimi ve ilgili seyrüsefer hizmetlerini ele alan ortak bir Umman-İran komitesi kurulmuştu.

Ancak Salalah’a giden süreç görüş ayrılıklarına sahne oldu. İranlı bir yetkili, belirlenen tarihten önce yaptığı açıklamada toplantıdan imzalanmış bir anlaşma çıkmasının beklenmediğini ifade ederken; gemi trafiğinin yönetimi, olası harçlar ve seyrüsefer özgürlüğüne ilişkin garantiler konusunda görüş ayrılıkları öne çıktı.

Öte yandan Bahreyn, toplantıya katılmayacağını resmi olarak açıklayan tek Körfez ülkesi oldu. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler yeniden tesis edilmeden İran ile ortak bir toplantıya girmeyeceğini belirten Manama yönetimi; Hürmüz Boğazı’na ilişkin her türlü düzenlemenin Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayanması, ayrımcılık, harç veya izin şartı olmaksızın gemilerin transit geçişini güvence altına alması ve tüm Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin katılımıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Böylece Salalah toplantısı, son bölgesel gelişmelerin yarattığı karmaşıklıktan önce de önerilen düzenlemelere ilişkin siyasi ve hukuki görüş ayrılıklarıyla karşı karşıya bulunuyordu.

Körfez hesapları

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre  Siyaset uzmanı Ali el-Anezi, yaptığı değerlendirmede erteleme kararının Suudi Arabistan ile Umman arasındaki istişareler ışığında alındığını belirtti. El-Anezi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından doğrudan etkilenmeleri sebebiyle Riyad yönetiminin buradaki düzenlemeleri tüm KİK ülkelerinin ortak çıkarını ilgilendiren bir mesele olarak gördüğünü ifade etti.

El-Anezi, Suudi Arabistan ve KİK ülkelerinin boğazın uluslararası statüsüne ve Deniz Hukuku Sözleşmesi kurallarına tabi olmasına bağlı kaldığını, Hürmüz Boğazı’nın tek bir devletin yönetimi altına girmesini kabul etmediğini kaydetti.

Bu değerlendirmeler, erteleme kararından önce Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan tarafından yapılan açıklamayla paralellik gösteriyor. Körfez güvenliğinin bölge ülkelerinin egemenliğine ve bağımsızlığına saygı duyulması ile içişlerine karışılmaması ilkesine bağlı olduğunu vurgulayan Faysal bin Ferhan, KİK ülkelerinin topraklarının hedef alınmasını veya güvenliklerinin tehdit edilmesini kabul etmeyeceğini ifade etmişti. Faysal bin Ferhan ayrıca, Hürmüz Boğazı ve diğer stratejik su yollarında seyrüsefer özgürlüğü ile ticari gemilerin güvenliğinin sağlanmasının önemine dikkat çekmişti.

Yemen, Hürmüz hattına giriyor

Körfez sularının ötesinden gelen bir diğer etken ise Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını artırması ve Yemen’de birbiri ardına yaşanan askeri gelişmeler oldu.

El-Anezi, Husi geriliminin krize yeni bir boyut kazandırdığını, özellikle Babu’l Mendeb Boğazı üzerinden uluslararası ticaret trafiğini hedef alan tehditlerin endişe alanını Hürmüz’den bir diğer stratejik su yoluna doğru genişlettiğini belirtti.

Toplantı öncesinde var olan görüş ayrılıkları dikkate alındığında, Yemen’deki gerilimin ertelemenin tek sebebi olduğu söylenemez; ancak İran Dışişleri Bakanlığı’nın erteleme talebinin Riyad’dan geldiği yönündeki açıklaması, gerilimin tırmandığı zamanlamayı kararın okunmasında önemli bir unsur haline getiriyor.

Yemen’deki çatışmaların Kızıldeniz’in batı kıyısı ve Babu’l Mendeb yakınlarında hareketlenmesiyle birlikte, bölgenin en kritik iki deniz geçidi eş zamanlı olarak gündeme geldi. Enerji ticareti ve uluslararası seyrüsefer için hayati iki kapı konumunda bulunan bu boğazlarda eş zamanlı yaşanabilecek herhangi bir aksama, etkileri yerel askeri hesapların ötesine geçerek küresel ticareti, yatırımları ve arz güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

Mağdur ülkelerin endişeleri

Omman gazetesinde yayımlanan başyazı, arabuluculuk sürecinin içinde bulunduğu atmosfere dair dikkat çekici bir analiz sunuyor. Yazıda, enerji tesislerine veya ticari gemilere yönelik herhangi bir saldırının yansımalarının yaşandığı bölgeyle sınırlı kalmayarak ticaret, yatırım ve arz güvenliği hesaplarına hızla dahil olduğuna işaret edildi.

Ülkelerin müzakere masasına farklı endişelerle oturduğu, bu kaygıların bir kısmının mevcut savaştan kaynaklandığı, bir kısmının ise yıllar içinde biriktiği belirtilen değerlendirmede, “Sürdürülmesi hedeflenen her mutabakatın, zarar gören ülkelerin endişelerini ciddiyetle ele alması; bu ülkelerin toprak bütünlüğü ve çıkarları bakımından içlerini rahatlatacak taahhütler sunması gerektiği” vurgulandı.

Omman’ın bu analizi, son gelişmeler ışığında ayrı bir anlam taşıyor. Nitekim başyazıda Umman’ın Suudi Arabistan, diğer Körfez ülkeleri, Ürdün ve Irak’taki sivil ve ekonomik tesislere düzenlenen saldırıları kınadığına da dikkat çekildi.

Yazıda ayrıca, müzakerelerin zaman zaman ‘şartlar ve güç dengeleri değiştiğinde taahhütlerin boşa çıkması korkusuyla’ ağırlaştığı kaydedildi. Bu durum, Maskat yönetiminin inşa etmeye çalıştığı düzenlemelerin merkezine güven ve garanti meselelerini yerleştiriyor.

Dosya ayırma testi

Umman’ın yürüttüğü diplomasi, bölgedeki tüm siyasi ve güvenlik krizlerinin çözümünü beklemeden, başta seyrüsefer güvenliği olmak üzere tarafların ortak çıkarları doğrultusunda adımlarla başlama yaklaşımını gözler önüne seriyor.

Buna karşın el-Anezi, ABD ile İran arasındaki gerilimin ve ardından yaşanan gelişmelerin bölgedeki dosyaları birbirine daha bağımlı hale getirdiğini belirtti. El-Anezi; Hürmüz Boğazı’nda yaşananları, Babu’l Mendeb’teki gelişmelerden ve Irak topraklarından Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırılardan bağımsız değerlendirmenin güçleştiğini vurguladı.

Körfez-İran diyaloğunun başarısı için daha geniş kapsamlı bir yaklaşım gerektiğini savunan el-Anezi; İran’ın nükleer programından silahlı gruplara verilen desteğe, ticaret yollarının güvenliğinden Körfez ülkelerinin egemenliğine saygı duyulması ve içişlerine karışılmamasına kadar bölgesel endişe kaynaklarının bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.

Bu durum, Umman’ın arabuluculuk misyonunun karşı karşıya kaldığı temel ikilemi ortaya koyuyor. Maskat yönetimi yalnızca deniz seyrüsefer güvenliği üzerine bir mutabakat zemini ararken, bölgesel gelişmeler Hürmüz Boğazı’nı Körfez’in genel güvenlik dosyalarıyla bağlamaya zorluyor. Bu tablo ise boğaza ilişkin düzenlemeler üzerinde uzlaşı sağlanmasını daha karmaşık hale getiriyor.


Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
TT

Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)

Somali’de El-Kaide bağlantılı Eş-Şebab terör örgütüyle yürütülen mücadele, askeri operasyonların ötesine geçerek siber alana ve dijital teknoloji boyutuna taşındı. Mogadişu yönetimi, örgütün yapay zekâ ve insansız hava araçları (İHA) gibi ileri teknolojileri kullanmaya başlaması üzerine uluslararası topluma acil destek çağrısında bulundu.

Somali’nin BM Daimî Temsilcisi Abukar Dahir Osman, BMGK’da yaptığı konuşmada terör tehdidinin sürekli evrildiğini vurguladı. Örgütün yapay zekâ yardımıyla propaganda hazırladığını, şifreli haberleşme uygulamaları üzerinden saldırı planladığını ve 10 yıl önce imkânsız olan nitelikte İHA saldırıları gerçekleştirdiğini belirtti.

1991'de Siad Barre rejiminin devrilmesinden sonra merkezi otorite zafiyeti yaşanan ülkede, hükümet güçleri başkent dışındaki kırsal alanlarda hakimiyet sağlamakta zorlanıyor. Afrika Birliği barış gücü misyonunun (AUSSOM/ATMIS) geleceğine ilişkin belirsizlikler ve hükümet birliklerinin geri çekilme riskleri tabloyu ağırlaştırıyor.

Somalili siyasi analist Abdirahman Jama Barre, terörle mücadelenin artık konvansiyonel askeri yöntemlerle sınırlı kalamayacağını, örgütün teknolojik üstünlük arayışına karşı Somali ordusunun siber güvenlik, gelişmiş istihbarat ve teknolojik donanımla desteklenmesi gerektiğini vurgula

Mısır Eski İçişleri Bakan Yardımcısı Tümgeneral Muhammed Nur el-Din, radikal örgütlerin yapay zekâ araçlarını güvenlik ağlarını aşmak için kullandığına dikkat çekerek; güvenlik güçlerinin yalnızca sahada değil, siber uzayda da önleyici stratejiler geliştirmesi ve uluslararası ortaklıkları artırması gerektiğini ifade etti.

Mogadişu yönetimi, uluslararası toplumdan askeri teçhizat desteğinin yanı sıra terörün dijital ayak izlerini silmeye yönelik siber güvenlik kapasitesinin artırılması için teknik yardım talep ediyor.

Aşağı Cuba Bölgesinde devriye gezen Somali Ulusal Ordu Birlikleri (SONNA)
Aşağı Cuba Bölgesinde devriye gezen Somali Ulusal Ordu Birlikleri (SONNA)

Ağustos 2026'da Eş-Şebab’ın ülkenin orta kesimindeki stratejik Teedaan kasabasını şiddetli çatışmaların ardından yeniden ele geçirmesi, sahadaki askeri dengelerin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Yaşanan bu gelişmeler, terörle mücadelenin yalnızca konvansiyonel yöntemlerle yürütülemeyeceğini ve dijital alana yayılması gerektiğini doğruluyor.

Mısırlı güvenlik uzmanlarına göre Somali Ulusal Güvenliği'nin korunması ve terörün kaynağında kurutulması yalnızca Mogadişu’nun sorumluluğunda olamaz. Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinin istikrarı, komşu ülkeler ve uluslararası toplumun ortak stratejik hamlelerine bağlıdır.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Somalili siyasi analistler, uluslararası yardımın konvansiyonel askeri teçhizatın ötesine geçerek siber güvenlik, dijital istihbarat ve kapasite inşasını kapsayan bütüncül bir güvenlik ortaklığına dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor.

Terör örgütlerinin sosyal medya platformları üzerinden yürüttüğü sempatizan toplama, propaganda ve radikalleşme faaliyetlerini engellemek adına gençlere yönelik sosyal önleme programlarına ve teknik altyapı yatırımlarına ağırlık verilmesi isteniyor.

Askeri uzmanlar, radikal grupların insansız hava araçları (İHA) ve yapay zekâ entegrasyonuna karşı Somali’nin kendi imkanlarıyla mücadele etmesinin güç olduğuna dikkat çekerek, internet ve siber alanda sürdürülebilir ulusal kapasite geliştirilmesini elzem görüyor.