Hamideti'nin Darfur altını üzerindeki tekeli savaşın körüklenmesine nasıl katkıda bulundu?

HDK, çatışmalar ve ötekileştirmelerin ortasında altının kontrolünü ele geçirdi

Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
TT

Hamideti'nin Darfur altını üzerindeki tekeli savaşın körüklenmesine nasıl katkıda bulundu?

Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi

Darfur petrol, uranyum, yeraltı kaynak suyu, hayvancılık ve altın başta olmak üzere diğer madenler gibi zengin kaynaklara sahip olmasına rağmen, çatışma ve kanlı anlaşmazlıkların ortasında kalmaya devam ediyor. Marjinalleşmenin doruğa ulaştığı bölgede sağlık, eğitim, yol ve elektrik gibi kentsel hizmetlerden yoksun bir göçebe yaşam hakim. Bu gerçeklik ve marjinalleşme ortamında, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) 2016 ve 2017 yılları arasında Darfur'un altınından kendi imparatorluğunu kurmak için ortaya çıktı ve bu altını faaliyetlerini ve askeri operasyonlarını finanse etmek için kullanıyor.

Kaynaklar ve çatışma

Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir için yapılan savaş ve şiddetli çatışmalar devam ederken İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı David Lammy, geçtiğimiz ocak ayında Sudan’ın batı komşusu Çad sınırındaki bir Sudanlı mülteci kampını ziyaret ettiği sırada yaptığı açıklamada, “Faşir için verilen savaş sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik bir savaştır” dedi. Bazı kurum ve kuruluşlar, Darfur'un muazzam maden kaynakları ve potansiyeline rağmen, çatışmanın ana nedeninin altın olduğunu belirtti. Ancak altın, çatışmanın ana itici gücü olmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları, altın madenciliğinin ‘çatışmanın başlıca finansman kaynağı’ olduğunu belirterek, “Başkenti Faşir üzerinden Kuzey Darfur’un kontrolü, Libya ve Çad'a doğrudan bir geçiş yolu açarak altın kaçakçılığı ve silah ithalatını kolaylaştırıyor” dedi.

Peki altın kaynakları ve kaynakları üzerindeki rekabet Darfur'daki çatışmayı nasıl körükledi ve Sudan'daki savaşı nasıl körükledi?

Altın ve savaş finansmanı

Şarku’l Avsat Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Ekonomi ve siyaset uzmanı Ezheri Abdurrauf Osman, altının madenlerde çalışan silahlı gruplar ve militanlar için etkili bir doğrudan finansman kaynağı haline geldiğini ve altın satışından elde edilen gelirlerin anında ve önemli miktarda finansal kazanç sağladığını düşünüyor. Altının silah ve askeri teçhizat satın almak, üyelerinin maaşlarını ödemek ve askeri operasyonları finanse etmek için kullanılan hızlı likidite ve önemli miktarda nakit sağladığını ve madenleri kontrol edilmesi gereken stratejik bir hedef haline getirdiğini söyleyen Osman, “Altın ve minerallerin tek başına çatışmaya neden olduğunu kesin olarak söylemek zor olsa da silahlı gruplara kalmak ve genişlemek için ekonomik bir teşvik sağladıkları söylenebilir. Tehlike, sadece yasadışı gelir şüphesinden değil, aynı zamanda kaynak çıkarmanın yerel topluluklara fayda sağlamadan askeri kazançlara dönüştürülmesinden kaynaklanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vfg
Sudan Maden Bakanlığı'nın açıklamasına göre ülkede iç savaşın başlamasının ardından HDK, başkent Hartum'daki hükümet altın rafinerisinden bir ton 273 kilogram altın ele geçirdi (sosyal medya)

HDK’nın uzun yıllar boyunca Kuzey Darfur'un altın zengini Cebel Amir bölgesindeki en büyük madenin ve ardından Songo madenlerinin kontrolünü silah gücüyle elinde tuttuğunu ve bu sayede Sudan'ın ekonomik döngüsü dışında bir keşif, ihracat, ticaret ve ithalat ağları imparatorluğu kurduğunu belirten Osman, “HDK, sahip olduğu imkanlarla, o dönemde ordunun himayesi altında faaliyetlerini sürdürdü. Silah anlaşmalarını finanse etti ve silah ithal etti. Bu silahlar ülkeye girdikten sonra kamplarına nakledildi” diye ekledi.

Kontrol teşvikleri

Kaynakların devlet kurumları veya yerel yetkililer ve topluluklar aracılığıyla yönetilmesi yerine, askeri kontrol için verilen teşviklerin tüm gelirleri silahlı milislere aktardığını ve böylece belirli bölgeler üzerindeki askeri kontrolün öneminin arttığını ifade eden Osman, “Bu tür uygulamalar genellikle, devlet içindeki veya dışındaki kuruluşların, çıkar veya korku nedeniyle, bir şekilde bu silahlı örgütlerle iş birliği yapması ve onların şüpheli ve iç içe geçmiş çıkar ilişkileri içinde kamu kaynaklarını ve ulusal serveti ele geçirmelerine olanak sağlaması durumunda ortaya çıkar” şeklinde konuştu.

Başta altın madenleri olmak üzere ülkenin kaynaklarını silah zoruyla ele geçirme politikası gibi uygulamaların, resmi makamlara paralel ağlar tarafından yürütülen gölge ekonomi ve kaçakçılığın ortaya çıkmasına yol açtığını düşünen Osman, “Sınır ötesi kaçakçılık rotalarının bolluğu ve altın ticaretinin devlet çerçevesi dışında yapılmasına olanak tanıyan karaborsa ve gri pazarların varlığı bu duruma katkıda bulundu. Ayrıca, devam eden kaostan yararlanmak için bir aracılar, komisyoncular ve sınır ötesi savaş tüccarları sınıfı ortaya çıktı” değerlendirmesinde bulundu.

Çatışmaların ateşi

Ekonomi ve siyaset uzmanı Osman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anında ve önemli kazançlar sağlayan kaynakların mevcudiyeti, silahlı grupların siyasi çözüm arayışını genellikle azaltır, çünkü bu tür çözümler onları bu kazançlardan mahrum bırakır. Bu nedenle, çatışmanın sona ermesinden sonra ekonomik çıkarlarını garanti altına alan bir anlaşma söz konusu olmadığı sürece, uzlaşı arayışı onlar için cazibesini yitirir.”

Osman, Darfur'daki maden sahaları için yaşanan rekabetin, tarım ve otlak arazileri üzerindeki mevcut çatışmalara körükle gittiğini ve otlak rotalarının tarım veya maden sahalarıyla çakışması nedeniyle, tarım ve hayvancılıkla uğraşan etnik veya kabile toplulukları arasında silahlı çatışmalara dönüştüğünü belirtti.

Bununla kalmayıp kaynakların tekelleştirilmesi gibi faaliyetlerin sosyal dokudaki çatışmaları daha da şiddetlendirdiğinin altını çizen Osman, “Bu da yerinden edilme ve yerinden edilme çatışmalarına yol açarak geleneksel yapıları bozmuş, alanı daha kırılgan hale getirmiş ve şiddet ve intikamın yayılmasına neden olmuştur” diye konuştu.

Devam eden üretim

HDK'nın faaliyetlerinin çoğu, Sudan iç savaşının başından beri kontrolü altında bulunan eş-Şerif bölgesindeki Cebel Amir’de (Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir'in 100 kilometre kuzeyinde) ve Güney Darfur eyaletindeki er-Radum bölgesindeki Songo madenlerinde keşif ve madencilik faaliyetlerine yoğunlaştırdı. HDK, bu faaliyetlerinin çoğunu geleneksel madencilik atıklarını yeniden öğütüp altını çıkarma ve değerlendirme alanında uzman çoklu faaliyet şirketi Al-Junaid Company aracılığıyla gerçekleştiriyor. Nihai ürünü, HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hamideti) ve akrabaları tarafından kontrol edilen, altın alım, satım ve ihracatı ile uğraşan HDK şirketlerinin ana merkezi olan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ihraç ediliyor ve elde edilen gelir silah satın almak için kullanılıyor.

Altın araştırmacıları, 2023 yılının nisan ayı ortalarında savaşın mineral zengini bölgelerdeki madencilik faaliyetlerinde neden olduğu aksaklıklara rağmen, ülkenin batı, doğu ve kuzeyinde çatışan tarafların (Sudan ordusu ve HDK) kontrolündeki bölgelerde üretimin yüksek oranlarda devam ettiğini düşünüyor.

ABD yaptırımları

ABD, savaşın başlamasının ikinci yılında (2024) Al-Junaid Company’ye yaptırımlar uyguladı. Ardından altın ticaretiyle uğraşan ve çoğu BAE'de kayıtlı olan HDK’nın 11iştirakini de yaptırımların kapsamına aldı.

ABD, altın HDK ve liderinin ana gelir kaynağı haline geldiğini iddia ederek bu şirketlere yaptırım uygulamayı haklı çıkardı.

Sudan Maden Bakanlığı'na göre HDK savaşın patlak vermesiyle başkent Hartum'daki devlet altın rafinerisinden bir ton 273 kilogram altın ele geçirdi.

Songo çatışmaları

2023 yılının mayıs ayında savaşın patlak vermesi ve Hartum'dan batı Sudan'daki Darfur'a yayılmasının ardından, ordu ile HDK arasındaki çatışmalar Güney Darfur eyaletindeki Songo madenlerine uzandı. Ancak HDK, altın madenlerini korumak için Sudan ordusu 21’inci Tümenini geri çekilmeye zorladı ve Güney Darfur'un yönetim şehri Nyala'nın kontrolünü ele geçirerek Songo bölgesindeki altın madenleri üzerindeki hakimiyetini sürdürdü.

HDK'nın en önemli gelir kaynaklarını kurutmak amacıyla, ordu uçakları Songo Dağı bölgesini defalarca bombaladı. Ordu ayrıca, altın madenciliği sektörünün yoğunlaştığı Kuzey Sudan'a HDK'nın girmesini engellemek için yoğun çaba sarf etti. Ordunun bu konuda başarılı olmasına rağmen, HDK'nın ülkenin kuzeyine yayılma tehdidi devam ediyor.

Araştırmacılara göre HDK altınlarını Darfur'dan Çad sınırını geçerek Güney Sudan üzerinden kaçırdıktan sonra Nyala şehrini ele geçirdi ve altınları meraklı gözlerden uzak bir şekilde ihraç etmek için bölgesel havaalanını hazırladı.

Bu durum, ordunun hava saldırıları düzenlemesine ve havaalanının birkaç kez hizmet dışı kalmasına neden oldu. Ancak HDK, her seferinde havaalanını yeniden kullanıma açmaya devam etti ve bazen Batı Kordofan'daki Bilila’da yer alan petrol sahalarındaki diğer ikincil pistleri kullanmak zorunda kaldı.

Üretimde bir sıçrama

Resmi istatistiklere göre altın ihracat gelirlerinin kaçakçılık ve kaçırılması nedeniyle oluşan açık yıllık 6 milyar dolardan fazla. Son dokuz ayda 7 milyar dolar değerinde 53 ton altın üretilirken, devlet hazinesine giren miktar 1 milyar doların altında kaldı ve 909 milyon dolar oldu.

Sudan Maden Kaynakları Şirketi'nin 2025 yılı Ocak-Eylül dönemine ait raporuna göre bu dönemde altın üretimi 53 tona ulaşırken, 2024 yılının tamamında 64 ton altın üretilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana, HDK'nın kontrolündeki madenlerden çıkarılan tüm altın, Al-Junaid Company’de çalışan üst düzey mühendislerin bile haberi olmadan, tam bir gizlilik içinde yurtdışına kaçırıldı.

Araştırmacılar, HDK'nın savaş öncesi altın üretiminin yıllık 30 tonu aştığını ve bu sayede askeri operasyonlarını finanse edebildiğini tahmin ediyor. Bir önceki yıl (2024) ise kontrol ettikleri madenlerden elde ettiği altın gelirlerinden yaklaşık 1 milyar dolarlık önemli kazanç sağlayan HDK, bu gelirleri muhtemelen İHA’lar satın almak için kullandı.

Güney Sudan 2011 yılında Sudan’dan ayrılıp petrol kuyularının çoğunu da beraberinde götürdüğünden beri, altın Sudan devlet bütçesinin büyük ölçüde bağlı olduğu stratejik bir kaynağa dönüştü. Bazı tahminlere göre bu değerli metalin üretiminin yüzde 48 ila 60'ı kaçak olarak veya gayri resmi olarak satılıyor ve resmi kanallara girmiyor. Raporlar, 2014 ile 2024 yılları arasında devletin kaybının, küresel altın fiyat ortalamasına göre 23 ile 36,8 milyar dolar arasında olduğuna işaret ediyor.

İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Ajansı’nın (SDC) kısa bir süre önce yaptığı bir araştırmaya göre 2012 ile 2022 yılları arasında Afrika'dan değeri yaklaşık 115 milyar dolar olan 2 bin 500 ton beyan edilmemiş altın kaçırıldı.



Şarku’l Avsat, ABD’nin de katıldığı Gazze görüşmelerine dair yeni ayrıntıları açıklıyor

Filistinliler dün Han Yunus'taki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'den Mısır'a gitmeye hazırlanıyor (AFP)
Filistinliler dün Han Yunus'taki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'den Mısır'a gitmeye hazırlanıyor (AFP)
TT

Şarku’l Avsat, ABD’nin de katıldığı Gazze görüşmelerine dair yeni ayrıntıları açıklıyor

Filistinliler dün Han Yunus'taki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'den Mısır'a gitmeye hazırlanıyor (AFP)
Filistinliler dün Han Yunus'taki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'den Mısır'a gitmeye hazırlanıyor (AFP)

Mısır’ın başkenti Kahire’de, Hamas ile Filistinli grupların heyetleri, arabulucular ve Gazze’yi “Barış Konseyi”nde temsil eden Nikolay Mladenov’un yanı sıra Amerikalı ve diğer bazı isimlerin katılımıyla yürütülen temaslar sürüyor. Görüşmeler, Filistinli grupların son sunulan öneriye verdiği olumlu yanıtın ardından ateşkes anlaşmasına odaklanıyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan kaynaklar, Kahire’deki müzakerelerin son durumuna ilişkin bilgi verdi.

Hamas’tan üç ve bir Filistinli gruptan bir kaynak, Filistin heyetinin çarşambadan perşembe akşamına kadar Kahire’de yapılan görüşmelerde arabuluculara ve Mladenov’a, 15 maddeden oluşan son teklifin ikinci aşamaya yönelik ciddi müzakerelerin başlatılması için uygun bir zemin teşkil ettiğini ilettiğini söyledi.

Şarku’l Avsat daha önce “yol haritası” olarak nitelendirilen teklifin detaylarını yayımlamıştı. Söz konusu plan, birinci aşamada kalan hususların tamamlanmasını ve eş zamanlı olarak ikinci aşama maddeleri üzerine müzakerelerin yürütülmesini öngörüyor.

Görsel kaldırıldı.Filistinli bir çocuk, dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a İsrail ordusu tarafından atılan bir broşürü tutuyor (AFP)

Hamas’tan biri Kahire’de olan iki kaynak, heyetin diğer grupların desteğiyle, birinci aşamanın istisnasız olarak uygulanması gerektiğini vurguladığını belirtti. Buna, Gazze’nin yönetimi için ulusal komitenin derhal göreve başlaması da dâhil.

Aynı kaynaklara göre Filistinli gruplar, arabuluculara ve Mladenov’a beş maddelik bir yanıt metni sundu. Metinde, birinci aşamanın eksiksiz uygulanması, İsrail’in tüm maddelere tam bağlılık göstermesi ve grupların yol haritasını kabul ederek kapsamlı müzakerelere hazır olduğu ifade edildi. Ayrıca planın, ABD Başkanı Donald Trump’ın ortaya koyduğu çerçevenin en iyi şekilde uygulanmasını hedeflediği vurgulandı.

Metinde silah meselesinin, kapsamlı bir Filistin siyasi süreciyle bağlantılı ele alınacağı ve bu konudaki kararın yalnızca Hamas’a ait olmayıp, ulusal çerçevede verileceği belirtildi. Nihai hedefin ise uzun vadeli ateşkes sağlanması ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına kavuşarak devletini kurması olduğu ifade edildi.

Kaynaklara göre Filistin heyeti, müzakerelere başlamadan önce İsrail’in sunulan belgeye ilişkin net bir tutum ortaya koymasını talep etti. Heyet ayrıca Gazze yönetim komitesine görevlerin devredilmesi konusunda tam hazırlık içinde olduğunu bildirdi.

Görsel kaldırıldı.Filistinli bir çocuk, dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a İsrail ordusu tarafından atılan bir broşürü gösteriyor (AFP)

Filistinli grupların yanıtının ardından Mladenov’un bazı değişiklikler önerdiği ve bu değişikliklerin gruplar tarafından değerlendirileceği belirtildi. Değişikliklerin; tarafların Trump planı çerçevesinde üzerinde uzlaşacağı bir metni kabul etmesi, Şarm eş-Şeyh’te varılan mutabakatlara tam bağlılık, son yol haritasının kabul edilerek hızlı bir şekilde müzakerelere başlanması ve silah konusunun ilgili plan ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı çerçevesinde ele alınmasını içerdiği kaydedildi.

Kaynaklar ayrıca, İsrail’in arabulucuların son önerisine verdiği ilk yanıtın olumsuz olduğunu ve özellikle ihlallerin durdurulması, “sarı hat”tan çekilme ve uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması gibi başlıklarda net taahhüt vermediğini ifade etti. Ayrıca İsrail’in günlük 600 yardım tırının girişine izin verme konusunda garanti vermediği de ifade edildi.

Görsel kaldırıldı.Yerinden edilmiş Filistinliler, dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir kamyondan su alıyor (AP)

Mladenov’un İsrail’den görüşmelere fırsat tanımak amacıyla Gazze’de 48 saatlik hava saldırısı durdurma talebinde bulunduğu, ancak buna resmi bir yanıt alamadığı da ifade edildi. Buna rağmen son günlerde hava saldırılarında görece bir azalma gözlemlendiği ve insani yardım tırlarının sayısının 200-280 seviyelerine çıktığı, ancak bunun yetersiz olduğu belirtildi.

Kaynaklar, Kahire’deki görüşmelerin planlanandan daha uzun süreceğini ve arabulucuların çözüm bulmak için yoğun çaba harcadığını ifade etti. ABD’nin İsrail üzerinde müzakereleri ilerletmeye yönelik baskı kurmaya başladığı, ancak bunun henüz yeterince etkili olmadığı dile getirildi.

Diğer yandan, Jared Kushner ekibinden bir ABD’li yetkilinin Hamas ile Mladenov arasındaki görüşmeye katıldığı ve Beyaz Saray’ın tarafların anlaşması hâlinde bunu memnuniyetle karşılayacağını bildirdiği iletildi. Yetkilinin, Kushner’in birinci aşamanın tüm maddelerinin uygulanması için İsrail üzerinde baskı kuracağını ifade ettiği de belirtildi.


Yerleşimciler Batı Şeria'daki el Halil’de Filistinlilerin evlerine saldırdı

Silahlı İsrailli yerleşimciler, 28 Nisan 2026'da Batı Şeria'daki Nablus kentinde yeni bir yerleşim yerinin yakınlarında yürüyor (AFP)
Silahlı İsrailli yerleşimciler, 28 Nisan 2026'da Batı Şeria'daki Nablus kentinde yeni bir yerleşim yerinin yakınlarında yürüyor (AFP)
TT

Yerleşimciler Batı Şeria'daki el Halil’de Filistinlilerin evlerine saldırdı

Silahlı İsrailli yerleşimciler, 28 Nisan 2026'da Batı Şeria'daki Nablus kentinde yeni bir yerleşim yerinin yakınlarında yürüyor (AFP)
Silahlı İsrailli yerleşimciler, 28 Nisan 2026'da Batı Şeria'daki Nablus kentinde yeni bir yerleşim yerinin yakınlarında yürüyor (AFP)

Silahlı yerleşimciler bu sabah, Batı Şeria’nın El Halil (Hebron) kenti kuzeyindeki el-Arub bölgesinde sivillere ait evlere saldırdı. Aynı zamanda İsrail güçleri güney el Halil’de bir çocuğu gözaltına aldı.

Yerel kaynakların aktardığına göre silahlı yerleşimci gruplar, bu sabah erken saatlerde el-Arub’a bağlı Vadi eş-Şeyh bölgesindeki evlere saldırarak yoğun şekilde gerçek mermi kullandı. Filistin Haber Ajansı SAFA’ya göre saldırı, özellikle çocuklar ve kadınlar arasında korku ve paniğe yol açtı. Olayda yaralanma olmadığı bildirildi.

Aynı bağlamda, İsrail güçlerinin ana yoldan geçmekte olan 15 yaşındaki bir çocuğu gözaltına aldığı, ardından el Halil’lin güneyindeki el-Alka bölgesinde ailesine ait eve baskın düzenlediği ve evi arayarak içindeki eşyaları tahrip ettiği belirtildi.

İsrail güçlerinin ayrıca e Halil kenti ile İdna ve Beyt Ula beldelerinde çok sayıda eve baskın düzenlediği, ev sahiplerine kötü muamelede bulunduğu, evleri aradıktan sonra evleri bilinçli olarak tahrip ettiği, ancak herhangi bir gözaltı yapılmadığı ifade edildi.

Öte yandan, ABD, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’ın, Batı Şeria’da Filistinli topluluklara yönelik şiddet nedeniyle “radikal İsrailli gruplara” yönelik ilave yaptırımlar uyguladığı hatırlatıldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Batı Şeria’daki yerleşimlerde yaklaşık 500 bin İsraillinin yaşadığı, bu yerleşimlerin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından yasa dışı kabul edildiği ve barışın önündeki en büyük engellerden biri olarak görüldüğü belirtiliyor.


Lübnan'ın güneyine düzenlenen İsrail saldırısında bir Lübnan askeri hayatını kaybetti

Lübnan Ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, 30 Nisan 2026'da Güney Lübnan'ın Nabatiye bölgesindeki Kfar Rumman kasabasında İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden Çavuş Ali Rifat Cabir görülüyor (Ordu "X" sayfası)
Lübnan Ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, 30 Nisan 2026'da Güney Lübnan'ın Nabatiye bölgesindeki Kfar Rumman kasabasında İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden Çavuş Ali Rifat Cabir görülüyor (Ordu "X" sayfası)
TT

Lübnan'ın güneyine düzenlenen İsrail saldırısında bir Lübnan askeri hayatını kaybetti

Lübnan Ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, 30 Nisan 2026'da Güney Lübnan'ın Nabatiye bölgesindeki Kfar Rumman kasabasında İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden Çavuş Ali Rifat Cabir görülüyor (Ordu "X" sayfası)
Lübnan Ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, 30 Nisan 2026'da Güney Lübnan'ın Nabatiye bölgesindeki Kfar Rumman kasabasında İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden Çavuş Ali Rifat Cabir görülüyor (Ordu "X" sayfası)

Lübnan ordusu, dün Güney Lübnan'daki Kfar Rumman - Nabatiye kasabasında bulunan evlerine düzenlenen İsrail saldırısı sonucu bir asker ve ailesinin bazı üyelerinin öldürüldüğünü "X" platformunda duyurdu.

Lübnan ordusu, baskının ailenin Nabatiye bölgesindeki evini hedef aldığını belirtti.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre dün akşam ülkenin güneyine yönelik çok sayıda hava saldırısı düzenlendi.

Ajans, “düşman savaş uçakları ve insansız hava araçlarının (İHA), güneydeki Batı ve Orta kesimlerde yer alan Sur ve Bint Cubeyl ilçelerini 70’ten fazla hava saldırısıyla hedef aldığını, bununla eş zamanlı olarak topçu atışlarının da yapıldığını” bildirdi. Söz konusu saldırıların çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına, ayrıca evlerin, altyapının ve yolların tahrip olmasına yol açtığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Sağlık Bakanlığı’na bağlı Acil Durum Operasyon Merkezi’nden aktardığına göre  2 Mart ile 30 Nisan tarihleri arasındaki saldırıların toplam bilançosu, 2 bin 586 ölü ve 8 bin 20 yaralı oldu.

Öte yandan, İsrail ordusu dün güney Lübnan’da bir İsrail askerinin öldüğünü açıkladı. Yerel medya, askerin “Hizbullah” tarafından SİHA ile gerçekleştirilen saldırıda öldüğünü bildirdi. Ordu ayrıca bir askerin de yaralandığını duyurdu.

İsrail ordusu, dün akşam Lübnan’dan fırlatılan bir mühimmatın İsrail’in kuzeyindeki açık bir alana düştüğünü, ayrıca İsrail hava sahasına girmeden önce “şüpheli bir hava aracının” engellendiğini açıkladı. Bu gelişmeler nedeniyle ülkenin kuzeyinde sirenlerin çaldığı belirtildi.

Ordu ayrıca, Lübnan’ın güneyinde “Hizbullah”a ait yaklaşık 140 metre uzunluğunda bir tünelin imha edildiğini de duyurdu.

İsrail ile İran destekli Hizbullah arasındaki çatışmalar, ABD ve İsrail’in İran’la savaşa başlamasının ardından yeniden tırmandı. Haftalar süren savaşın ardından İsrail ile Lübnan hükümeti arasında bir ateşkes üzerinde anlaşmaya varılmıştı. Ancak buna rağmen İsrail ordusu ile Hizbullah karşılıklı saldırılarını sürdürürken, İsrail güçlerinin hâlen Lübnan’ın güneyinde konuşlu olduğu bildiriliyor.