Hamideti'nin Darfur altını üzerindeki tekeli savaşın körüklenmesine nasıl katkıda bulundu?

HDK, çatışmalar ve ötekileştirmelerin ortasında altının kontrolünü ele geçirdi

Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
TT

Hamideti'nin Darfur altını üzerindeki tekeli savaşın körüklenmesine nasıl katkıda bulundu?

Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi

Darfur petrol, uranyum, yeraltı kaynak suyu, hayvancılık ve altın başta olmak üzere diğer madenler gibi zengin kaynaklara sahip olmasına rağmen, çatışma ve kanlı anlaşmazlıkların ortasında kalmaya devam ediyor. Marjinalleşmenin doruğa ulaştığı bölgede sağlık, eğitim, yol ve elektrik gibi kentsel hizmetlerden yoksun bir göçebe yaşam hakim. Bu gerçeklik ve marjinalleşme ortamında, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) 2016 ve 2017 yılları arasında Darfur'un altınından kendi imparatorluğunu kurmak için ortaya çıktı ve bu altını faaliyetlerini ve askeri operasyonlarını finanse etmek için kullanıyor.

Kaynaklar ve çatışma

Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir için yapılan savaş ve şiddetli çatışmalar devam ederken İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı David Lammy, geçtiğimiz ocak ayında Sudan’ın batı komşusu Çad sınırındaki bir Sudanlı mülteci kampını ziyaret ettiği sırada yaptığı açıklamada, “Faşir için verilen savaş sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik bir savaştır” dedi. Bazı kurum ve kuruluşlar, Darfur'un muazzam maden kaynakları ve potansiyeline rağmen, çatışmanın ana nedeninin altın olduğunu belirtti. Ancak altın, çatışmanın ana itici gücü olmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları, altın madenciliğinin ‘çatışmanın başlıca finansman kaynağı’ olduğunu belirterek, “Başkenti Faşir üzerinden Kuzey Darfur’un kontrolü, Libya ve Çad'a doğrudan bir geçiş yolu açarak altın kaçakçılığı ve silah ithalatını kolaylaştırıyor” dedi.

Peki altın kaynakları ve kaynakları üzerindeki rekabet Darfur'daki çatışmayı nasıl körükledi ve Sudan'daki savaşı nasıl körükledi?

Altın ve savaş finansmanı

Şarku’l Avsat Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Ekonomi ve siyaset uzmanı Ezheri Abdurrauf Osman, altının madenlerde çalışan silahlı gruplar ve militanlar için etkili bir doğrudan finansman kaynağı haline geldiğini ve altın satışından elde edilen gelirlerin anında ve önemli miktarda finansal kazanç sağladığını düşünüyor. Altının silah ve askeri teçhizat satın almak, üyelerinin maaşlarını ödemek ve askeri operasyonları finanse etmek için kullanılan hızlı likidite ve önemli miktarda nakit sağladığını ve madenleri kontrol edilmesi gereken stratejik bir hedef haline getirdiğini söyleyen Osman, “Altın ve minerallerin tek başına çatışmaya neden olduğunu kesin olarak söylemek zor olsa da silahlı gruplara kalmak ve genişlemek için ekonomik bir teşvik sağladıkları söylenebilir. Tehlike, sadece yasadışı gelir şüphesinden değil, aynı zamanda kaynak çıkarmanın yerel topluluklara fayda sağlamadan askeri kazançlara dönüştürülmesinden kaynaklanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vfg
Sudan Maden Bakanlığı'nın açıklamasına göre ülkede iç savaşın başlamasının ardından HDK, başkent Hartum'daki hükümet altın rafinerisinden bir ton 273 kilogram altın ele geçirdi (sosyal medya)

HDK’nın uzun yıllar boyunca Kuzey Darfur'un altın zengini Cebel Amir bölgesindeki en büyük madenin ve ardından Songo madenlerinin kontrolünü silah gücüyle elinde tuttuğunu ve bu sayede Sudan'ın ekonomik döngüsü dışında bir keşif, ihracat, ticaret ve ithalat ağları imparatorluğu kurduğunu belirten Osman, “HDK, sahip olduğu imkanlarla, o dönemde ordunun himayesi altında faaliyetlerini sürdürdü. Silah anlaşmalarını finanse etti ve silah ithal etti. Bu silahlar ülkeye girdikten sonra kamplarına nakledildi” diye ekledi.

Kontrol teşvikleri

Kaynakların devlet kurumları veya yerel yetkililer ve topluluklar aracılığıyla yönetilmesi yerine, askeri kontrol için verilen teşviklerin tüm gelirleri silahlı milislere aktardığını ve böylece belirli bölgeler üzerindeki askeri kontrolün öneminin arttığını ifade eden Osman, “Bu tür uygulamalar genellikle, devlet içindeki veya dışındaki kuruluşların, çıkar veya korku nedeniyle, bir şekilde bu silahlı örgütlerle iş birliği yapması ve onların şüpheli ve iç içe geçmiş çıkar ilişkileri içinde kamu kaynaklarını ve ulusal serveti ele geçirmelerine olanak sağlaması durumunda ortaya çıkar” şeklinde konuştu.

Başta altın madenleri olmak üzere ülkenin kaynaklarını silah zoruyla ele geçirme politikası gibi uygulamaların, resmi makamlara paralel ağlar tarafından yürütülen gölge ekonomi ve kaçakçılığın ortaya çıkmasına yol açtığını düşünen Osman, “Sınır ötesi kaçakçılık rotalarının bolluğu ve altın ticaretinin devlet çerçevesi dışında yapılmasına olanak tanıyan karaborsa ve gri pazarların varlığı bu duruma katkıda bulundu. Ayrıca, devam eden kaostan yararlanmak için bir aracılar, komisyoncular ve sınır ötesi savaş tüccarları sınıfı ortaya çıktı” değerlendirmesinde bulundu.

Çatışmaların ateşi

Ekonomi ve siyaset uzmanı Osman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anında ve önemli kazançlar sağlayan kaynakların mevcudiyeti, silahlı grupların siyasi çözüm arayışını genellikle azaltır, çünkü bu tür çözümler onları bu kazançlardan mahrum bırakır. Bu nedenle, çatışmanın sona ermesinden sonra ekonomik çıkarlarını garanti altına alan bir anlaşma söz konusu olmadığı sürece, uzlaşı arayışı onlar için cazibesini yitirir.”

Osman, Darfur'daki maden sahaları için yaşanan rekabetin, tarım ve otlak arazileri üzerindeki mevcut çatışmalara körükle gittiğini ve otlak rotalarının tarım veya maden sahalarıyla çakışması nedeniyle, tarım ve hayvancılıkla uğraşan etnik veya kabile toplulukları arasında silahlı çatışmalara dönüştüğünü belirtti.

Bununla kalmayıp kaynakların tekelleştirilmesi gibi faaliyetlerin sosyal dokudaki çatışmaları daha da şiddetlendirdiğinin altını çizen Osman, “Bu da yerinden edilme ve yerinden edilme çatışmalarına yol açarak geleneksel yapıları bozmuş, alanı daha kırılgan hale getirmiş ve şiddet ve intikamın yayılmasına neden olmuştur” diye konuştu.

Devam eden üretim

HDK'nın faaliyetlerinin çoğu, Sudan iç savaşının başından beri kontrolü altında bulunan eş-Şerif bölgesindeki Cebel Amir’de (Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir'in 100 kilometre kuzeyinde) ve Güney Darfur eyaletindeki er-Radum bölgesindeki Songo madenlerinde keşif ve madencilik faaliyetlerine yoğunlaştırdı. HDK, bu faaliyetlerinin çoğunu geleneksel madencilik atıklarını yeniden öğütüp altını çıkarma ve değerlendirme alanında uzman çoklu faaliyet şirketi Al-Junaid Company aracılığıyla gerçekleştiriyor. Nihai ürünü, HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hamideti) ve akrabaları tarafından kontrol edilen, altın alım, satım ve ihracatı ile uğraşan HDK şirketlerinin ana merkezi olan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ihraç ediliyor ve elde edilen gelir silah satın almak için kullanılıyor.

Altın araştırmacıları, 2023 yılının nisan ayı ortalarında savaşın mineral zengini bölgelerdeki madencilik faaliyetlerinde neden olduğu aksaklıklara rağmen, ülkenin batı, doğu ve kuzeyinde çatışan tarafların (Sudan ordusu ve HDK) kontrolündeki bölgelerde üretimin yüksek oranlarda devam ettiğini düşünüyor.

ABD yaptırımları

ABD, savaşın başlamasının ikinci yılında (2024) Al-Junaid Company’ye yaptırımlar uyguladı. Ardından altın ticaretiyle uğraşan ve çoğu BAE'de kayıtlı olan HDK’nın 11iştirakini de yaptırımların kapsamına aldı.

ABD, altın HDK ve liderinin ana gelir kaynağı haline geldiğini iddia ederek bu şirketlere yaptırım uygulamayı haklı çıkardı.

Sudan Maden Bakanlığı'na göre HDK savaşın patlak vermesiyle başkent Hartum'daki devlet altın rafinerisinden bir ton 273 kilogram altın ele geçirdi.

Songo çatışmaları

2023 yılının mayıs ayında savaşın patlak vermesi ve Hartum'dan batı Sudan'daki Darfur'a yayılmasının ardından, ordu ile HDK arasındaki çatışmalar Güney Darfur eyaletindeki Songo madenlerine uzandı. Ancak HDK, altın madenlerini korumak için Sudan ordusu 21’inci Tümenini geri çekilmeye zorladı ve Güney Darfur'un yönetim şehri Nyala'nın kontrolünü ele geçirerek Songo bölgesindeki altın madenleri üzerindeki hakimiyetini sürdürdü.

HDK'nın en önemli gelir kaynaklarını kurutmak amacıyla, ordu uçakları Songo Dağı bölgesini defalarca bombaladı. Ordu ayrıca, altın madenciliği sektörünün yoğunlaştığı Kuzey Sudan'a HDK'nın girmesini engellemek için yoğun çaba sarf etti. Ordunun bu konuda başarılı olmasına rağmen, HDK'nın ülkenin kuzeyine yayılma tehdidi devam ediyor.

Araştırmacılara göre HDK altınlarını Darfur'dan Çad sınırını geçerek Güney Sudan üzerinden kaçırdıktan sonra Nyala şehrini ele geçirdi ve altınları meraklı gözlerden uzak bir şekilde ihraç etmek için bölgesel havaalanını hazırladı.

Bu durum, ordunun hava saldırıları düzenlemesine ve havaalanının birkaç kez hizmet dışı kalmasına neden oldu. Ancak HDK, her seferinde havaalanını yeniden kullanıma açmaya devam etti ve bazen Batı Kordofan'daki Bilila’da yer alan petrol sahalarındaki diğer ikincil pistleri kullanmak zorunda kaldı.

Üretimde bir sıçrama

Resmi istatistiklere göre altın ihracat gelirlerinin kaçakçılık ve kaçırılması nedeniyle oluşan açık yıllık 6 milyar dolardan fazla. Son dokuz ayda 7 milyar dolar değerinde 53 ton altın üretilirken, devlet hazinesine giren miktar 1 milyar doların altında kaldı ve 909 milyon dolar oldu.

Sudan Maden Kaynakları Şirketi'nin 2025 yılı Ocak-Eylül dönemine ait raporuna göre bu dönemde altın üretimi 53 tona ulaşırken, 2024 yılının tamamında 64 ton altın üretilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana, HDK'nın kontrolündeki madenlerden çıkarılan tüm altın, Al-Junaid Company’de çalışan üst düzey mühendislerin bile haberi olmadan, tam bir gizlilik içinde yurtdışına kaçırıldı.

Araştırmacılar, HDK'nın savaş öncesi altın üretiminin yıllık 30 tonu aştığını ve bu sayede askeri operasyonlarını finanse edebildiğini tahmin ediyor. Bir önceki yıl (2024) ise kontrol ettikleri madenlerden elde ettiği altın gelirlerinden yaklaşık 1 milyar dolarlık önemli kazanç sağlayan HDK, bu gelirleri muhtemelen İHA’lar satın almak için kullandı.

Güney Sudan 2011 yılında Sudan’dan ayrılıp petrol kuyularının çoğunu da beraberinde götürdüğünden beri, altın Sudan devlet bütçesinin büyük ölçüde bağlı olduğu stratejik bir kaynağa dönüştü. Bazı tahminlere göre bu değerli metalin üretiminin yüzde 48 ila 60'ı kaçak olarak veya gayri resmi olarak satılıyor ve resmi kanallara girmiyor. Raporlar, 2014 ile 2024 yılları arasında devletin kaybının, küresel altın fiyat ortalamasına göre 23 ile 36,8 milyar dolar arasında olduğuna işaret ediyor.

İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Ajansı’nın (SDC) kısa bir süre önce yaptığı bir araştırmaya göre 2012 ile 2022 yılları arasında Afrika'dan değeri yaklaşık 115 milyar dolar olan 2 bin 500 ton beyan edilmemiş altın kaçırıldı.



Güney Lübnan yeni bir yerinden edilme dalgasıyla karşı karşıya

 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
TT

Güney Lübnan yeni bir yerinden edilme dalgasıyla karşı karşıya

 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)

Güney Lübnan’daki beldelere yeniden göç dalgası yaşanıyor. Cuma akşamından bu yana İsrail’in askeri operasyonlarını yoğunlaştırması, hava saldırıları ve bombardımanların artmasına yol açarken, çok sayıda aile bölgelerini terk etti. Beyrut ve Sayda yönündeki yollarda da yoğun trafik oluştu.

Zavtar el-Garbiyye Belediye Başkanı Abd İzzeddin, özellikle çocuklu ve yaşlıların bulunduğu çok sayıda ailenin çatışmaların daha da büyümesi endişesiyle bölgeden ayrıldığını söyledi.

Gerilimin merkezinde, Lübnan-İsrail müzakerelerinin de en önemli anlaşmazlık noktalarından biri haline gelen Ali et-Tahir tepeleri bulunuyor. Askeri Uzman Hasan Cuni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail’in bölgede “alışılmışın dışında” yöntemlerle operasyonlarını yoğunlaştırdığını belirterek, geleneksel bir kara harekâtına girişmeden altyapıya ulaşabilecek “havalandırma noktaları, geçitler veya girişler” aradığını ifade etti.

Cuni, Ali et-Tahir’in sahada artık bir pazarlık kozu haline geldiği değerlendirmesinde bulundu.


SDG: Özerk Yönetim yakında ortadan kalkacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2025'te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaretinde ağırladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2025'te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaretinde ağırladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

SDG: Özerk Yönetim yakında ortadan kalkacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2025'te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaretinde ağırladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2025'te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaretinde ağırladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Ayn el-Arab’daki (Kobani) komutanı Mahmud Berhudan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye Türkiye’deki yeni “barış sürecine” sundukları katkı nedeniyle övgüde bulundu.

Berhudan, SDG’nin omurgasını oluşturan Kürt Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) mensup yaklaşık 10 ila 12 bin kişinin Suriye ordusuna entegre edildiğini ve YPG’nin yakın zamanda feshedileceğini açıkladı. Berhudan ayrıca “Özerk Yönetim” yapısının da ortadan kalkacağını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Türkiye gazetesinden aktardığına göre SDG’den bir yetkili, SDG’nin Suriye ordusu ve Suriye hükümetiyle entegrasyon sürecinde engellerin yüzde 99’undan fazlasının aşıldığını kaydetti. Önümüzdeki dönem “tek devlet, tek ordu, tek bayrak ve ortak vatan” anlayışı üzerine kurulacak.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önümüzdeki dönemde Suriye’yi ziyaret etmeyi planladığını açıkladı. Erdoğan, Türkiye’nin komşu ülkede istikrarın güçlendirilmesine destek olmak için elinden geleni yapacağını vurguladı.


Husiler, iki haftadır süren gerginliğin bir parçası olarak Babu’l Mendeb’e 5 balistik füzeyle saldırdı

Husi milisleri tarafından daha önce Yemen’in el-Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir füze (AFP)
Husi milisleri tarafından daha önce Yemen’in el-Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir füze (AFP)
TT

Husiler, iki haftadır süren gerginliğin bir parçası olarak Babu’l Mendeb’e 5 balistik füzeyle saldırdı

Husi milisleri tarafından daha önce Yemen’in el-Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir füze (AFP)
Husi milisleri tarafından daha önce Yemen’in el-Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir füze (AFP)

İran destekli Husilerin yaklaşık iki haftadır devam eden deniz ve kara gerilimi kapsamında bugün Kızıldeniz’in güneyindeki Babu’l Mendeb Boğazı’na doğru 5 balistik füze fırlattığı bildirildi. Husilerin önceki saldırıları, el-Muha Limanı’nın büyük ölçüde tahrip edilerek hizmet dışı kalmasına yol açarken, can kayıpları da batı kıyılarından Marib, Hadramevt ve Şebve vilayetlerine kadar uzandı.

Batı kıyısında konuşlanan hükümete bağlı Ulusal Direniş Güçleri’nin askeri medyası, Husilerin İbb vilayetindeki el-Hamza Kampı çevresinden 2, Taiz kentinin doğusundaki el-Huban bölgesinden ise 3 balistik füze fırlattığını bildirdi. Tüm füzelerin Babu’l Mendeb bölgesine yöneldiği belirtildi.

Saldırılar, Husilerin bir gün önce Taiz vilayetindeki el-Muha kentini farklı zamanlarda 2 füze ve 6 insansız hava aracıyla (İHA) hedef almasının ardından gerçekleşti. Bu sırada hükümet güçlerinin çeşitli cephelerde Husi hareketliliğine karşı operasyonlarını sürdürdüğü kaydedildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri de dün yaptığı açıklamada, 24 saat içinde Husilere ait mevziler, hedefler ve tehdit kaynaklarına karşı 181 askeri operasyon düzenlendiğini duyurmuştu. Söz konusu operasyonların, son dönemde Yemen cephelerinde gerçekleştirilen en geniş kapsamlı saldırı dalgalarından biri olduğu belirtildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Albay Macid Abdullah en-Nezili, operasyonların İHA’lar, topçu birlikleri ve roketatarlarla gerçekleştirildiğini söyledi. Nezili, saldırılarda askeri mevziler, ateş kaynakları ve Husilerin temas hatları boyunca saldırılar düzenlemek için kullandığı kapasite ve unsurların hedef alındığını belirtti.

Askeri açıklamaya göre operasyonlarda onlarca Husi öldürüldü veya yaralandı, onlarca araç ve askeri teçhizat imha edildi. Ayrıca silah depoları ve çeşitli askeri araçların da vurulduğu bildirildi.

Uluslararası koruma talebi

Bu sırada, Yemen’in el-Muha kentinde onlarca denizci bugün protesto gösterisi düzenleyerek Husilerin son dönemde limana yönelik saldırılarını kınadı. Göstericiler, Kızıldeniz’de deniz ulaşımını tehdit eden ve İran tarafından desteklendiğini belirttikleri saldırıların durdurulması için uluslararası topluma acil müdahale çağrısında bulundu.

Protestocular, su yollarının etkin şekilde korunması ve denizcilik sektöründe çalışanlar ile balıkçıların can güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurguladı. Bu çağrı, Husilerin gemiler ve kıyıdaki tesislere yönelik saldırılarını art arda sürdürdüğü bir dönemde geldi.

El-Muha Limanı, son günlerde balistik füzeler ve İHA’larla geniş çaplı saldırıların hedefi olmuş, saldırılarda ölü ve yaralılar meydana gelirken stratejik öneme sahip limanın altyapısında da büyük hasar oluşmuştu.

sdcf
Babu’l Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’deki gemilere yönelik Husi saldırılarını protesto eden yabancı ve Yemenli denizciler (AP)

Liman Müdürü Abdulmelik eş-Şerabi’nin verdiği bilgilere göre, saldırılarda tesis güvenliğinden sorumlu 4 personel ile limanda çalışan 3 kişi hayatını kaybetti. Şerabi, Husilerin limanı 25’ten fazla füzeyle hedef aldığını ve saldırıların altyapı ile operasyonel ekipmanlarda geniş çaplı hasara yol açtığını belirtti.

Saldırılarda ayrıca 6 ahşap gemi ile limanın genişletilmesi projesi kapsamında kullanılan bir iş makinesi zarar gördü. Liman rıhtımı ve tesise ait kritik altyapı unsurları da ağır hasar aldı.

Şerabi, deniz ulaşımının durmasının yol açacağı insani ve ekonomik sonuçlara dikkati çekerek, ticari faaliyetlerin sekteye uğraması nedeniyle yaklaşık bin 300 çalışanın işini ve geçim kaynağını kaybettiğini söyledi.

Bu gelişmeler, el-Muha kentinin son günlerde batı kıyısında Husilerin en önemli gerilim noktalarından birine dönüşmesiyle yaşandı. Bölgede gerilim, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki ticari gemilere yönelik saldırılarla eş zamanlı olarak tırmanıyor.

Taiz cepheleri baskı altında

Yemen’in güneybatısındaki Taiz vilayetinde hükümet güçleri, son saatlerde kentin kuzey cephesinde Husilere ait toplanma ve yığınak girişimlerini püskürttü. Bu gelişme, Husilerin Makbene’deki köyleri bombalaması ve el-Muha kentini hedef almasıyla eş zamanlı yaşandı.

Resmi medya, bir askeri kaynağa dayandırdığı haberinde, hükümet güçlerinin kuzey cephesindeki Husi birliklerinin toplanma ve yığınak noktalarına müdahale ettiğini bildirdi. Kaynak, operasyonlarda Husi saflarında ölü ve yaralıların bulunduğunu belirterek, güçlerin Husi hareketliliğini izlemeyi ve buna karşı müdahalede bulunmayı sürdürdüğünü kaydetti.

Taiz’in kuzeybatısındaki Makbene’de ise Husiler, el-Aşmele, Humeyr, el-Kuveyha köyleri ve çevresindeki diğer bölgeleri 11 top ve havan mermisiyle hedef aldı. Askeri kaynaklara göre saldırılarda maddi hasar meydana gelirken can kaybı yaşanmadı.

rgty
Husi milislerinin füze saldırıları sonucu Yemen’in el-Muha Limanı’nda geniş çaplı hasar meydana geldi. (AFP)

Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı topçu birlikleri ve roketatarlar, Husilerin mevzilerini ateş altına aldı. Saldırının, Husilerin hükümet güçleri ve sivil yerleşim bölgelerine yönelik devam eden saldırılarına karşılık olarak gerçekleştirildiği belirtildi.

Taiz ve batı kıyısındaki bu tırmanış, Yemen’deki temas hatlarında askeri hareketliliğin arttığı bir dönemde yaşanıyor. Husilerin hükümet güçlerinin mevzileri üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığı, aynı zamanda füze ve insansız hava aracı saldırıları için eş zamanlı yeni güzergâhlar açtığı kaydedildi.

Sivil kurbanlar

Sahadaki gerilimin artmasıyla eş zamanlı olarak Yemenli Mağdurlar Dernekleri Ağı, 4-15 Ağustos tarihleri arasında Marib, Taiz, Hudeyde ve Dali vilayetlerinde balistik füze ve İHA saldırıları nedeniyle 18 sivilin öldüğünü veya yaralandığını belgelediğini açıkladı.

Ağ tarafından Marib’te ‘Tırmanışın Hedefindeki Siviller’ başlığıyla düzenlenen basın toplantısında yapılan açıklamada, Husi saldırılarının yerleşim bölgeleri, sivil tesisler ve yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kampları hedef aldığı belirtildi.

sdfrgt
Husi milislerinin Yemen’in el-Muha Limanı’na düzenlediği saldırının ardından yaralanan bir adam hastanede tedavi görüyor. (AP)

Hak örgütleri ağı, bu ayın 7’sinde Marib’teki Cev en-Nesim adlı yerinden edilmiş kişiler kampına düzenlenen saldırıda 2 sivilin hayatını kaybettiğini, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 14 kişinin yaralandığını açıkladı. Saldırıda yerinden edilmiş kişilerin barınakları, su ve kanalizasyon şebekeleri ile özel mülklerin de zarar gördüğü belirtildi.

Ağ ayrıca 9 Ağustos’ta El-Muha kenti ve limanı ile el-Huha kenti ve batı kıyısındaki Suudi Sahra Hastanesi çevresinin onlarca balistik füze ve İHA’yla hedef alındığını belgeledi. Saldırılarda aralarında çocukların da bulunduğu sivillerin hayatını kaybettiği veya yaralandığı bildirildi.

Taiz vilayetinde ise Husilerin et-Taaziyye, Sabr el-Mevadim ve Makbene ilçelerine yönelik saldırılar düzenlediğini belirten ağ, 8 Ağustos’ta düzenlenen bombardımanda aralarında bir bebeğin de bulunduğu 2 kadın ve 2 çocuğun yaralandığını kaydetti. Sabr el-Mevadim ilçesine 10 Ağustos’ta düzenlenen bir başka saldırıda ise bir kız çocuğunun hayatını kaybettiği, bir çocuğun da yaralandığı bildirildi.

Ağ, 11 Ağustos’ta Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki uluslararası sularda bir ticari geminin hedef alındığını da belgeledi. Saldırıda 3 mürettebatın hayatını kaybettiği, kurtarma çalışmaları sırasında diğer bazı mürettebat üyelerinin yaralandığı belirtildi.

dvfgh
Marib’te yerinden edilmiş bir ailenin barınağının yanına Husi füzesi düştü. (AFP)

15 Ağustos’ta ise Husiler, Marib kentindeki eş-Şerike yerleşim bölgesini balistik füzelerle hedef aldı. Saldırıda sivil can kayıpları yaşanırken, çok sayıda ev ve özel mülkün yıkıldığı veya hasar gördüğü bildirildi.

Hak örgütleri ağı, saldırıların sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan tekrarlanan bir eylem biçimine dönüştüğünü belirterek, Birleşmiş Milletler (BM), BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası topluma sivillerin korunması ve saldırılardan sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması için adım atma çağrısında bulundu. Ağ ayrıca, balistik füzeler ve İHA’ların kullanımına bağlı ihlaller konusunda bağımsız bir uluslararası soruşturma yürütülmesini talep etti.