İsrail ve Filistin Yönetimi, ABD'nin Gazze’de uluslararası bir güç konuşlandırılması önerisine ne tepki verdi?

Filistin Yönetimi, Arap ülkelerinin desteğiyle öneride değişiklik teklif etmeye çalışırken İsrail, tereddütlü davranıyor, ancak önerinin kendi lehine olduğunu kabul ediyor

TT

İsrail ve Filistin Yönetimi, ABD'nin Gazze’de uluslararası bir güç konuşlandırılması önerisine ne tepki verdi?

İsrail ve Filistin Yönetimi, ABD'nin Gazze’de uluslararası bir güç konuşlandırılması önerisine ne tepki verdi?

ABD’nin Gazze'de en az iki yıl süreyle uluslararası bir güç konuşlandırması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) bazı üyeleriyle sunduğu karar taslağı, geniş çaplı tepkilere yol açtı. Hem Filistin Yönetimi hem de İsrail, önerideki kendi çıkarlarına aykırı olduğunu düşündükleri bazı maddeler hakkında çekincelerini dile getirdi.

ABD merkezli haber sitesi Axios'un ulaştığı, hassas ancak gizli olmayan bir belge olan taslak karar, ABD ve uluslararası güce katılan diğer ülkelere 2027 yılı sonlarına kadar Gazze'yi yönetme ve güvenliği sağlama konusunda geniş yetkiler verecek ve bu yetkilerin uzatılması da mümkün olacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli kaynaklar, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi'nde uluslararası bir güç kurulmasına ilişkin ABD tarafından sunulan öneriyi Arap ülkeleri ile görüşeceğini ve karar metninde değişiklik talep etmeyi amaçladığını bildirdi.

Kaynaklar şunları söyledi:

“BMGK aracılığıyla bu gücün oluşturulmasını memnuniyetle karşılıyoruz, ancak bunun BM Şartı'nın VI. ve VII. bölümü kapsamında yapılmasını istiyoruz. Gücün çalışma şekli, görev süresi ve otoritenin rolü konusunda bir takım çekincelerimiz var. Filistin devletinin güçlendirilmesine olanak tanıyan daha net bir rol istiyoruz. Tüm bu hususlar ve diğer gözlemler Arap ülkeleriyle görüşülecek.”

gtyh
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz eylül ayında New York'ta Gazze konusunda Arap ve Müslüman ülkelerin liderleri ve bakanlarıyla bir araya geldi (Reuters)

Axios'a konuşan ABD’li bir yetkiliye göre karar taslağı ocak ayına kadar Gazze'ye ilk askerlerin konuşlandırılması amacıyla önümüzdeki günlerde BMGK üyeleri arasında yapılacak müzakerelerin temelini oluşturacak. Yetkili, uluslararası gücün barış gücü değil, yaptırım gücü olacağını vurguladı. Söz konusu uluslararası güç katılımcı ülkelerden gelen askerlerden ve ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını üstleneceğini açıkladığı Gazze Barış Konseyi ile istişare edilerek oluşturulacak. Karar taslağı ayrıca Gazze Barış Konseyi'nin en az 2027 sonuna kadar görevde kalmasını öngörüyor.

Karar taslağı ayrıca, ‘geçiş dönemi yönetim otoritesi’ olarak Gazze Barış Konseyi’ne, “Filistin Yönetimi'nin reform programını başarıyla tamamlayana kadar, Gazze Barış Konseyi'nin onayıyla’ Gazze'nin yeniden inşası için öncelikleri belirleme ve fon sağlama yetkisi verilmesini talep ediyor.

İsrail’in karar taslağında talep ettiği değişiklikler

İsrail basını, isimsiz İsrailli kaynaklara dayanarak, ‘önerilen karar tasarısı taleplerine yakın olsa da bazı çekinceler olduğunu’ bildirdi.

İsrail, bu gücün BMGK tarafından kurulmasını istemiyordu, ancak VII.  Bölüm kapsamında kurulmaması kabul edilebilir bir durumdu.

BM Şartı'nın VII. Bölümü, barışa yönelik tehditler, barışın ihlali ve saldırı eylemleri durumunda alınacak önlemlerle ilgili. Bu bölümün bazı maddeleri, BMGK belirli durumlarda uluslararası barış ve güvenliği korumak veya yeniden tesis etmek için hava, deniz veya kara kuvvetleri ile gerekli önlemleri alma yetkisi veriyor.

İsrailli kaynaklar ayrıca, Gazze Şeridi'nde silahsızlanma sürecine ordunun katılımına ilişkin metni kabul ettiklerini ifade ettiler. Bu konu önemli bir mesele olup, Filistinliler tarafından yaygın bir şekilde reddedilmesi bekleniyor.

İsrail, Filistin Yönetimi'nin varlığını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) konuşlandırılması olasılığını reddediyor, ancak Filistin polis gücünün varlığını kabul edebilir.

Kaynaklar Yedioth Ahronoth'a, İsrail'in Filistin polis gücünün kurulmasına karşı olduğunu, ancak bunun bir Arap talebi olduğunu anladığını ve kabul edebileceğini söyledi.

Yetkililer, İsrail'in yorumlarını doğrudan ABD’ye ilettiğini belirtti. Bu öneri henüz bir taslak karar ve Avrupa ile Arap ülkelerinden de yorumlar bekleniyor.

İsrail, TSK’nın Gazze Şeridi’ndeki varlığını reddettiğini Washington'a yineleyecek.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth'a konuşan diplomatik kaynaklar şunları söyledi:

“Türkler barış gücü içinde yer almayacak ve Gazze'ye asker göndermeyecek. Ancak İsrail, yatırımlar ve fon akışı açısından Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına katılımlarına itiraz edemeyecek gibi görünüyor.”

Hangi ülkelerin bu güce katılacağı henüz belirlenmedi. Arap ülkeleri katılımlarını gücün Gazze'deki görevinin niteliğiyle bağdaştırdı.

Ülkelerin Hamas ile çatışma ilkesine karşı çıkmalarının, amaçlarının ‘barışı dayatmak’ değil, ‘barışı korumak’ olması gerektiği şeklindeki bir önceliğe dayandığına inanılıyor.

İsrail'in tahminlerine göre bu güce Endonezya, Pakistan ve Azerbaycan katılacak.

İsrail parlamentosu Knesset Dışişleri ve Savunma Komitesi üyeleri geçtiğimiz hafta kapalı bir toplantıda, uluslararası istikrar gücünün Endonezya, Azerbaycan, Pakistan ve henüz belirlenmemiş diğer ülkelerden askerlerden oluşacağı konusunda bilgilendirildi.



El-Mahmudi beraatinden sonra: Libya'da yeni bir sayfa açalım

Al-Mahmudi, Temmuz 2019'da serbest bırakılmadan önce
Al-Mahmudi, Temmuz 2019'da serbest bırakılmadan önce
TT

El-Mahmudi beraatinden sonra: Libya'da yeni bir sayfa açalım

Al-Mahmudi, Temmuz 2019'da serbest bırakılmadan önce
Al-Mahmudi, Temmuz 2019'da serbest bırakılmadan önce

Bağdadi el-Mahmudi, devrik lider Muammer Kaddafi dönemindeki son başbakan olarak, tüm Libyalılara “kardeşlik ve birlik temelinde yeni bir sayfa açma, acı ve bölünme yıllarını geride bırakma” çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Mahmudî’nin 18 Mayıs’ta eski rejimden 30 diğer yetkiliyle birlikte “17 Şubat Devrimi göstericilerini bastırma” suçlamasından beraat etmesinin ardından yaptığı ilk açıklama oldu. Mahmudî’nin sözleri Libya’da geniş yankı uyandırdı.

Kaddafi döneminde “Genel Halk Komitesi” başkanlığını yürüten Mahmudî, “Günler ne kadar uzun sürerse sürsün, gerçeklerin gömülemeyeceğini ve adaletin gecikse de yok olmayacağını kanıtladı” dedi.

Mahmudî’nin Facebook hesabından yapılan açıklamada ise “Bölünmeler ülkemizi yordu, anlaşmazlıklar gücümüzü zayıflattı. Yaraların üzerine çıkmanın ve Libya’yı her şeyin önünde tutmanın zamanı geldi” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada ayrıca, “Libyalılar arasında kazanan yalnızca vatan olabilir; fitneden kazanç sağlayanlar ise ancak ülkenin düşmanlarıdır” denildi.


Irak... 5 milis grubu silah bırakmaya hazırlanırken, 2 grup ABD’nin şartlarını reddediyor

Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
TT

Irak... 5 milis grubu silah bırakmaya hazırlanırken, 2 grup ABD’nin şartlarını reddediyor

Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, çatı yapısı altında faaliyet gösteren beş silahlı grubun silahlarını bırakıp Irak hükümetine teslim etmeye karşı çıkmadığını, buna karşın iki grubun bu adıma sıcak bakmadığını belirtti. Bu gelişme, İran’a yakın silahlı grupların silahsızlandırılması ve temsilcilerinin Başbakan Ali ez-Zeydi liderliğindeki yeni hükümette üst düzey görevlere getirilmemesine yönelik ABD şartlarına bir yanıt olarak değerlendiriliyor.

Kaynaklara göre silah bırakmaya yönelen gruplar arasında, Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehli’l Hak, Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir Örgütü ile Ketaib Seyyid eş-Şüheda, Ketaib Saarallah ve Ketaib İmam Ali yer alıyor. ABD yaptırımları bu grupların tamamını kapsarken, Bedir Örgütü yaptırım listesinde bulunmuyor.

Silah bırakmayı reddeden gruplar arasında ise Nuceba Hareketi ile Ketaib Hizbullah öne çıkıyor. Her iki yapı da ABD’nin yaptırım ve terör listelerinde yer alıyor.

Irak Sağlık Bakanı Abdulhuseyin el-Musevi cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, bazı grupların silah bırakmayı kabul ettiği yönündeki haberleri doğruladı.

Eski CIA Direktörü David Petraeus’un yaklaşık 10 gün önce Irak’ı ziyaret ederek, silahlı grupların silahlarıyla ilgili olduğu düşünülen görüşmeler gerçekleştirdiği belirtildi. Petraeus’un, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi, İçişleri Bakanı ve diğer yetkililerle bir araya geldiği aktarıldı.

Bazı grupların silah bırakmaya hazır olduğuna ilişkin açıklamalara rağmen, sürecin nasıl yürütüleceğine dair belirsizlik sürüyor. Çünkü grupların büyük bölümü Halk Seferberlik Güçleri yapısıyla bağlantılı bulunuyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sürecin silahlı grupları temsil eden taraflarla ABD arasında yürütülecek açık ve belirli müzakerelerle bağlantılı olabileceğini söyledi. Kaynaklar, Washington’ın bu grupların hükümete katılmasına karşı çıktığını, buna karşılık silah bırakılması şartıyla siyasi süreçte kalmalarına ve devlet kademelerinde görev almalarına izin verilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti.

Yardımcı faktörler grubu

Şii siyasal İslam grupları konusunda araştırmacı ve uzman olan Nizar Haydar, silahsızlandırma dosyasının ‘kesinlikle kolay görünmediğini’ söyledi. Haydar, konunun uzun yıllar boyunca biriken nedenler nedeniyle karmaşık hale geldiğini, bunun da devlet ve anayasal kurumlar aleyhine silahlı grupların aşırı güç kazanmasına yol açtığını belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Haydar, Tahran’ın bu dosyadaki güçlü ve derin etkisine dikkat çekerek, İran’ın nüfuzundan kolayca vazgeçmeyeceğini ifade etti. Buna rağmen Haydar, silahlı grupların silahlarıyla ilgili karmaşık dosyanın çözümüne yardımcı olabilecek birçok unsur bulunduğunu söyledi. Bu unsurlar arasında, Necef dini merciinin konuya ilişkin açık ve net tutumunun da yer aldığını belirten Haydar, bunun hükümet ve devlete destek sağlayabileceğini ifade etti. Haydar’a göre bu yaklaşım, silahlı grupların devlet otoritesi dışında silah bulundurmalarını meşrulaştırmak için kullandıkları sözde dini meşruiyetin geri çekilmesine katkı sunabilir.

dfgthyuı
Halk Seferberlik Güçleri, ülkenin güneyindeki Kerbela çölünde bir güvenlik operasyonu başlattı, 12 Mayıs 2026. (Kurumun internet sitesi)

Haydar, Başbakan Ali ez-Zeydi’nın hükümet programında silahların yalnızca devletin elinde toplanması ve hukukun uygulanması konusunun öncelikli başlık olarak yer aldığını belirtti. Haydar, bu yaklaşımın hükümet programının temel unsurlarından biri olduğunu ve parlamentonun güvenoyunun da bu esas üzerine verildiğini söyledi.

Haydar ayrıca, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan’ın da konuya ilişkin net açıklamalar yaptığını ifade etti. Zeydan’ın silahların yalnızca devletin kontrolünde olması gerektiğini savunduğunu belirten Haydar, bu ilkeye karşı çıkanlara yönelik tüm yasal adımların atılacağı yönünde mesaj verildiğini kaydetti.

Bu unsurlara ek olarak Haydar, ABD’nin dosyanın çözümüne yönelik kararlı tutumuna dikkat çekti. Washington’ın Irak hükümetine silahlı gruplar meselesini sonuçlandırma konusunda destek verme isteği gösterdiğini ifade eden Haydar, ABD’nin özellikle bu grupların silah bırakıp silahlı yapılanmalarını dağıtmadan Zeydi hükümetinde yer almalarına kesin biçimde karşı çıktığını söyledi.

Aşamalı taktik

Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şemmari ise silahlı grupların silah bırakmayı kabul etmesini ‘geçici bir taktik’ olarak değerlendirdi.

Şemmari, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Silahların tasfiyesi ya da bırakılmasının hangi başlık altında gerçekleştiğinden bağımsız olarak, bunun silah olgusunun tamamen sona erdirilmesinden çok geçici ve taktiksel bir adım olarak görülmesi gerekir” dedi. Şemmari, grupların mevcut aşamada ABD ya da Başkan Donald Trump ile karşı karşıya gelmek istemediğini belirtti. Trump’ın gerek Lübnan gerek Irak’ta devlet dışındaki silahlı yapıları tasfiye etme konusunda büyük kararlılık gösterdiğini ifade etti.

Silahlı grupların bu adımı benimsemesinin kalıcı bir inançtan kaynaklanmadığını savunan Şemmari, bunun devlet, anayasa ve hukuk düzenine bağlılık göstergesi olmadığını söyledi. Şemmari’ye göre süreç, iç siyasi hesapların yanı sıra ABD-İran gerilimine bağlı bölgesel dengeler ve ‘en az kayıpla çıkış’ anlayışıyla bağlantılı.

Şemmari, İran’ın ABD şartları karşısında geri adım atmasının Irak’taki müttefik gruplar üzerinde de etkili olmuş olabileceğini belirtti. Bu durumun, söz konusu yapıların silah bırakmayı ve hükümet faaliyetlerinde varlıklarını sürdürebilmek için asgari koşulları kabul etmelerini teşvik ettiğini ifade etti.

İran’ın geçmişte benimsediği ‘ABD ile müzakere etmeme’ yaklaşımından geri adım atmasının Iraklı gruplara da yansıdığını söyleyen Şemmari, “Amaç İran’daki rejimin ve Irak’taki müttefiklerinin ayakta kalmasıdır” dedi.

Ali ez-Zeydi hükümetinin silahlı grupların silahsızlandırılmasına ilişkin programını uygulama kapasitesine değinen Şemmari, hükümetin grupların bu düşünce yapısının farkında olduğunu belirtti. Şemmari, hükümetin bu süreci zorunluluktan kabul ettiğini ve Tahran çizgisine yönelmek zorunda kalabileceğini söyledi. İran’ın, silahlı gruplar ve onların silahları üzerindeki belirleyici etkiye sahip olduğunu da sözlerine ekledi.


Siyasi gerilimlere rağmen, İsrail'den Mısır'a doğalgaz akışı "istikrarlı" olarak sürüyor

Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Siyasi gerilimlere rağmen, İsrail'den Mısır'a doğalgaz akışı "istikrarlı" olarak sürüyor

Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin ifadesiyle, İsrail’in "saldırgan politikaları" nedeniyle ikili ilişkilerin zarar gördüğünün kabul edilmesine ve siyasi düzeydeki temasların durma noktasına gelmesine rağmen, bu durum İsrail gazının Mısır'a akışına engel teşkil etmedi. Hatta yaz aylarındaki yüksek tüketimi karşılamak amacıyla önümüzdeki dönemde bu sevkiyatın daha da artması bekleniyor.

Mısır Petrol Bakanlığı Sözcüsü Mahmud Naci, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "İsrail gazı tedariki, imzalanan sözleşmeler ve normal oranlar doğrultusunda istikrarlı bir şekilde devam ediyor" dedi. Naci, günlük pompalama oranlarının iki taraf arasındaki anlaşma takvimine uygun olarak seyrettiğini vurguladı.

Mısır Senatosu Enerji Komisyonu Başkanı ve eski Petrol Bakanı Usame Kemal ise sevkiyatın artma ihtimaline değindi. Şarku’l Avsat’a konuşan Kemal, artış anlaşmasının hayata geçirilmesinin bölgedeki istikrara, özellikle de İran ile yapılması muhtemel bir anlaşmaya bağlı olduğunu ifade etti.

Ancak Petrol Bakanlığı Sözcüsü, İsrail gazı tedarikinde yakın zamanda bir artış olup olmayacağı konusunda net bir bilgi vermekten kaçınarak, "Sabit olan tek şey, gaz ithalatının iki taraf arasındaki ticari anlaşmalara uygun olarak normal seyrinde ilerlediğidir" ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile bir görüşme gerçekleştirdi (Mısır Dönem Başkanlığı)Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile bir görüşme gerçekleştirdi (Mısır Dönem Başkanlığı)

Milyarlarca dolarlık anlaşmalar ve tarihsel süreç

İsrail’in Mısır’a gaz akışı, İran ile yaşanan gerilim nedeniyle verilen bir aylık aranın ardından geçen ay neredeyse tamamen eski seyrine döndü.

Geçtiğimiz aralık ayında İsrail, Mısır ile 15 yıllık dönemi kapsayan ve değeri 35 milyar doları bulan tarihindeki en büyük gaz anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma uyarınca, yaklaşık 600 milyar metreküp rezerve sahip olan "Leviathan" sahasından Mısır'a 130 milyar metreküp doğalgaz ihraç edilecek.

Mısır ve İsrail, gaz alanında uzun yıllara dayanan bir iş birliğine sahip. Mısır, 2005 yılında el-Ariş - Aşkelon boru hattı üzerinden İsrail'e gaz ihraç etmek için bir anlaşma imzalamış, ancak Sina Yarımadası'ndaki hata yönelik tekrarlanan saldırılar nedeniyle 2012'de sevkiyat durmuştu. İki ülke arasındaki gaz tedariki ancak 2020 yılında yeniden başlayabildi.

Resim  Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Başkanlığı)Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Başkanlığı)

Siyaset ve ekonomi ayrımı

Kahire Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Cemal e-Kalyubi, Mısır’ın belirgin siyasi görüş ayrılıklarına rağmen İsrail gazı meselesine tamamen ekonomik bir perspektiften yaklaştığı görüşünde. El-Kalyubi, gaz dosyasının "tamamen ticari ve ekonomik ilişkiler ile anlaşmalar tarafından yönetildiğini" belirterek, "Mısır siyasetinin temel ilkelerinden, özellikle de Filistin halkı dahil olmak üzere Arap ülkelerine yönelik saldırganlığın reddedilmesinden taviz verilmesi mümkün değildir" dedi.

Geçtiğimiz salı günü bir televizyon mülakatında konuşan Mısır Dışişleri Bakanı, "İki ülke arasındaki ilişkiler, İsrail'in başta Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Lübnan olmak üzere Arap ülkelerine yönelik saldırgan politikalarından etkilenmiştir" açıklamasında bulundu.

İki ülke arasındaki ilişkiler, barış anlaşmasından bu yana bugünkü kadar gerilimli bir döneme sahne olmamıştı. Bu gerilim; İsrail'in barış antlaşmasını ihlal ederek Mısır sınırındaki " Selahaddin Koridoru”nu (Filadelfiya Koridoru), ardından Mısır ara buluculuğuyla Ocak 2025'te varılan ateşkesi bozarak "Morag Koridoru"nu ve Refah Sınır Kapısı'nın Filistin tarafını işgal etmesiyle arttı. Ekim ayında varılan mutabakat ise her gün ihlal edilmeye devam ediyor.

Coğrafi avantaj ve alternatifler

Ortak sınır ve coğrafi yakınlık, Mısır ile İsrail arasındaki gaz anlaşmalarına rekabet avantajı sağlıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Mısır Petrol Bakanı Kerim Bedevi yaptığı basın açıklamasında, "İsrail gazının, diğer bölgelerden ithal edilen gaza kıyasla daha ucuz olduğunu" belirtmişti.

El-Kalyubi’ye göre İsrail, gaz üretiminde genişlemeci bir plana sahip ve ihracatını artırmak için Mısır'daki sıvılaştırma tesislerine güveniyor. Ancak el-Kalyubi, Mısır’ın iç tüketimi karşılamak için ithalat kaynaklarını çeşitlendirdiğini ve tamamen İsrail gazına bağımlı olmadığını vurgulayarak, "Bu nedenle, gaz akışının kesilmesi ya da sürmesi Mısır’ı büyük ölçüde etkilemeyecektir" değerlendirmesinde bulundu.