Şukri el-Kuvvetli'den Ahmed eş-Şara'ya Suriye-ABD ilişkileri

Şara’nın ABD ziyareti, Suriye tarihinde bir cumhurbaşkanının Beyaz Saray'ı ilk ziyareti olacak

Görsel: Axel Rangel García
Görsel: Axel Rangel García
TT

Şukri el-Kuvvetli'den Ahmed eş-Şara'ya Suriye-ABD ilişkileri

Görsel: Axel Rangel García
Görsel: Axel Rangel García

Sami Mubayyed

Suriye, ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında 14 Mayıs 2025 tarihinde Riyad'da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın katılımıyla gerçekleşen tarihi görüşmenin ardından bugün bir dönüm noktasında bulunuyor. Trump ve Şara, geçtiğimiz eylül ayında New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantıları sırasında ikinci kez bir araya geldi. İki lider arasındaki üçüncü görüşme ise bugün Beyaz Saray'da gerçekleştirilecek.

Şara’nın ABD ziyareti, Suriye tarihinde bir cumhurbaşkanının Beyaz Saray'ı ilk ziyareti olacak. Muhammed Ali el-Abid, 1932 yılında cumhurbaşkanı olmadan önce, yani 1908'de Osmanlı İmparatorluğu büyükelçisi olarak güven mektubunu sunmak üzere ABD’yi ziyaret etmişti. Nazım el-Kudsi de 1961 yılında cumhurbaşkanı seçilmeden yıllar önce, yani 1944'te büyükelçi olarak bir ziyaret gerçekleştirmişti. Suriye’nin eski cumhurbaşkanlarından Şukri el-Kuvvetli 1958 yılında görevinden ayrıldıktan sonra 1960'lı yılların başlarında ABD’yi ziyaret etti. Ancak bu ziyaretin amacı tıbbi tedaviydi. Houston'da kalan Kuvvetli, Washington'ı ziyaret etmedi. Liderler düzeyindeki zirvelere gelince, Hafız Esed’in iktidarı döneminde birkaç zirve düzenlendi. Bunlar 1974 yılında Şam'da Richard Nixon, 1977 yılında Cenevre'de Jimmy Carter, 1990 yılında yine Cenevre'de George H. W. Bush ile ve 1994'te Şam'da ve 2000'de Cenevre'de Bill Clinton ile gerçekleşen zirvelerdi. Her zirvede, müzakere masasına birkaç önemli konu getirildi ve Suriye'nin dış politikasında radikal bir değişiklik yaşandı. Bugün de Şam'ın DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyon’a (DMUK) katılacağına dair söylentiler artarken, benzer bir durum yaşanıyor.

xcd
Eski Suriye Cumhurbaşkanı Şukri el-Kuvvetli'nin 1948 tarihli bir fotoğrafı (AFP)

Şarku'l Avsat'ın al Majalla’dan aktardığı habere göre 1944 yılında Washington'da Suriye Büyükelçiliği'nin açılmasından bu yana gerçekleşen Suriye-ABD zirvelerinin tarihi kronolojisi:

Gerçekleşmeyen zirve: Kuvvetli-Roosevelt Zirvesi (1945)

Tıpkı günümüzde Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Trump ve Şara’yı Riyad'da bir araya getirmede oynadığı önemli rol gibi, dedesi Kral Abdulaziz de 1945 yılında Mısır'da dönemin Suriye Cumhurbaşkanı Şukri el-Kuvvetli ile ABD Başkanı Franklin Roosevelt'i bir araya getirmeye çalışmıştı. Bu görüşme, Roosevelt'in Yalta Konferansı'ndan dönüşü ve 14 Şubat 1945'te Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz ile yaptığı ünlü görüşmenin ardından, iki ülkenin büyükelçiliklerini karşılıklı olarak açmasından bir yıl sonraydı. Suriye cumhurbaşkanı seçilmeden 24 yıl önce, 1908 yılında Osmanlı'nın Washington büyükelçisi iken Başkan Theodore Roosevelt ile görüşen Muhammed Ali el-Abid dışında hiçbir Suriye lideri daha önce bir ABD başkanıyla görüşmemişti. Theodore Roosevelt, 1910 yılının nisan ayında Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra Şam'a geldi, ancak yerel liderlerle görüşmedi.

Kuvvetli ile Roosevelt arasındaki görüşme, ABD Başkanı’nın sağlık durumunun kötüleşmesi nedeniyle gerçekleşmedi, ancak bu görüşmenin amacı Suriye'yi Birinci Dünya Savaşı'nda müttefiklerin safına çekmekti. Bu amaç, Suriye Cumhurbaşkanı Kuvvetli’nin 17 Şubat'ta İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz'in ayarladığı görüşmede bir araya geldiğinde gerçekleşti. O gün Suriye, Nazi Almanyası'na savaş ilan etti ve karşılığında aynı ayın sonunda San Francisco'da düzenlenen BM kurucu konferansına katılması için davet edildi.

Suriye-ABD ilişkileri, Roosevelt'in ölümünden sonra ve 1948 Filistin Savaşı sırasında, Şam'ın Soğuk Savaş'ta Sovyetler Birliği ile ittifak kurmaya karar vermesiyle bozuldu. İki ülke arasındaki ikili ilişkiler, 1957'de Kuvvetli'nin son başkanlığı sırasında kesildi ve 1961'de Mısır ile birliğin dağılmasından sonra yeniden başlatıldı. Arap ülkeleri ile İsrail arasında 1967 yılında patlak veren Altı Gün Savaşı sırasında tekrar kesilen ilişkiler, Hafız Esed'in iktidara gelmesinden dört yıl sonra, 1974 haziranında yeniden kuruldu.

Gerçekleşen ilk zirve: Esed-Nixon Zirvesi (1974)

15 Haziran 1974 tarihinde dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, bir yandan barış sürecini ilerletmek, diğer yandan Washington'da çalkalanan ‘Watergate’ skandalını örtbas etmek amacıyla, bir ABD başkanının Suriye'ye yaptığı ilk resmi ziyaret kapsamında Şam'ı ziyaret etti. O dönemde ABD, dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile Arap-İsrail savaşını sona erdirmek için çalışmaya başlamıştı. Nixon, Suriye'nin barış sürecinde ülkesinin ortağı olmasını istiyordu, ancak dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Esed'e İsrail'in 1967'den beri işgal ettiği Golan Tepeleri'nden çekileceğine dair yazılı bir taahhüt vermeyi reddetti. Ziyaret, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırmayı ve diplomatik ilişkileri tam olarak yeniden kurmayı başardı, ancak barış süreci açısından pek bir sonuç elde edemedi. Nixon, Şam ziyaretinden iki aydan kısa bir süre sonra, 8 Ağustos 1974'te görevinden istifa etti.

ABD, Suriye ordusunun Filistinli silahlı örgütleri Lübnan'dan çıkarmak için Lübnan'a girmesine karşı çıkmadı, ancak Esed barış yolunda ilerlemedi ve Mısır Cumhurbaşkanı Sedat'ın Kudüs ziyaretinin önde gelen ve en yüksek sesi çıkaran muhalifi oldu.

İkinci zirve: Esed-Carter Zirvesi (1977)

Hafız Esed, 9 Mayıs 1977'de Gerald Ford'un ardından Beyaz Saray'da başkanlık koltuğuna oturan Jimmy Carter ile Cenevre'deki Intercontinental Otel'de bir araya geldi. Carter, Suriye'yi barış sürecine yeniden dahil etmek istiyordu, ancak Esed'in bu görüşmeye katılmadaki amacı, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) ile giderek şiddetlenen gerilimi ve 1976 yılından beri Suriye'nin Lübnan savaşına müdahalesinin yarattığı yansımalar çerçevesinde, iç ve dış politikadaki konumunu güçlendirmekti. ABD, Suriye ordusunun Filistinli silahlı örgütleri Lübnan'dan çıkarmak için Lübnan'a girmesine karşı çıkmadı, ancak Esed barış yolunda ilerlemedi. Bununla birlikte Suriye, Mısır Cumhurbaşkanı Sedat'ın 1977 kasımındaki Kudüs ziyaretinin ve 1978 tarihli Camp David Anlaşmaları’nın önde gelen ve en yüksek sesi çıkaran muhalifi oldu. Carter, 1981 yılında görevinden ayrıldıktan sonra Suriye'ye birkaç ziyaret gerçekleştirdi. 1983 martında Şam'da Esed ile görüşen Carter, ardından 1987 ve 1990 yıllarında Esed ile yeniden bir araya geldi.

Suriye-ABD ilişkileri, Lübnan iç savaşı sırasında iniş çıkışlara tanık oldu. ABD’li yetkililerin Şam'ı defalarca kez ziyaret etmelerine rağmen Esed, Başkan Reagan ile yüz yüze görüşmedi, ancak telefonla görüştü.

Üçüncü zirve: Esed-Bush Zirvesi (1990)

Suriye-ABD ilişkileri, Lübnan iç savaşı sırasında iniş çıkışlara tanık oldu. Donald Rumsfeld ve George Shultz gibi ABD’li yetkililerin Şam'ı defalarca kez ziyaret etmesine rağmen Esed, Başkan Ronald Reagan ile yüz yüze görüşmedi, ancak telefonla görüştü. 1983 yılının ekim ayında Deniz Piyadeleri kışlasına düzenlenen saldırının ardından aynı yılın sonlarında, Suriye'nin Lübnan'daki güçleri ABD ordusu tarafından hedef alındı. 1984 yılının başlarında Suriye, Lübnan'da gözaltına alınan ABD subayı Robert Goodman'ın serbest bırakılması için iş birliği yaptı.

dfrgt
ABD Başkan Donald Trump, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad’da Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşırken, 14 Mayıs 2025 (Suudi Arabistan Kraliyet Divanı/AP)

Daha sonra 1990 ağustosunda dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgali ve Saddam’ı Kuveyt’ten çıkarmak için ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun kurulması gibi gelişmeler yaşandı. Riyad'ın talebi üzerine Suriye, Kuveyt ve Suudi Arabistan'ı korumak için bu koalisyona katılmayı kabul etti ve 23 Kasım 1990' tarihinde Esed, Cenevre'de dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush ile bir araya geldi. Bu zirve, içeriği ve sonuçları açısından öncekilerden daha önemliydi ve Suriye'nin Kuveyt'i kurtarmak için Çöl Fırtınası Operasyonu'na ve ardından Madrid Barış Konferansı'na resmi olarak katılmasının önünü açtı. Aynı yılın ekim ayında Baabda Sarayı'nda General Mişel Avn'ın yenilgisinden sonra Suriye’ye Lübnan'daki savaşı sona erdirmesi için yeşil ışık yakıldı. Şam, Avn'ın Fransa'ya güvenli bir şekilde gitmesini kabul etti ve ABD, Suriye güçlerinin Lübnan'da kalmasına zımni onay verdi. Birçok kişi bunu, Kuveyt'in kurtarılmasındaki rolünün bir ödülü olarak gördü.

Başkan Clinton, 27 Ekim 1994 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'a ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Bu ziyaret, yirmi yıl önce Richard Nixon'ın ziyaretinden sonra bir ABD başkanının Şam'a yaptığı ikinci ziyaret oldu.

Dördüncü Zirve: Esed-Clinton Zirvesi (1994)

Bu zirve, Bill Clinton'ın Cumhuriyetçilerin adayı olarak göreve gelmesinden bir yıl sonra ve 1993 eylülünde Beyaz Saray'da dönemin Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat ile İsrail Başbakanı İzak Rabin arasında arabuluculuk yaptığı Oslo Anlaşmaları'ndan birkaç ay sonra, 16 Ocak 1994 tarihinde gerçekleşti. Zirve, dönemin ABD Başkanı Clinton’a İzak Rabin tarafından, İsrail'in Golan Tepeleri'nden çekileceğine dair açık ve net bir taahhüt verilmesinden sonra barış sürecini ilerletmek amacıyla Cenevre'de düzenlendi. Clinton, zirvede İsrail ile güven inşa etme konusunda ayrıntıları ele aldı, ancak Esed, kendi tarafında herhangi bir girişimden önce çekilmenin gerçekleşmesini istedi. Esed, Suriye'deki Yahudilere uygulanan yasağı kaldırarak, onların İsrail hariç istedikleri herhangi bir yere göç etmelerine izin vermesi yönündeki ABD’nin talebini kabul etti.

Beşinci Zirve: Esed-Clinton Zirvesi (1994)

ABD Başkanı Clinton, 27 Ekim 1994 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'a ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Bu ziyaret, yirmi yıl önce Richard Nixon'ın ziyaretinden sonra bir ABD başkanının Şam'a yaptığı ikinci ziyaret oldu. Clinton'ın Şam’ı İsrail ile Ürdün arasındaki savaşı sona erdiren Vadi Araba Anlaşması'nın imzalanmasından iki gün sonra ziyaret etti. Clinton, Suriye ile müzakereleri daha ileri bir aşamaya taşımak için Filistinli silahlı grupların Şam'dan çıkarılması ve Suriye'nin Hizbullah'a verdiği desteğin kesilmesini şart koştu. Her ne kadar önemli bir ilerleme kaydedilmemiş olsa da bu zirve, Hafız Esed'e bölgesel politikada büyük fayda sağladı ve ardından 1999 şubatında Kral Hüseyin'in cenazesi sırasında Clinton ile kısa bir görüşme daha yaptı.

1990'lı yıllarda Suriye-İsrail görüşmeleri, ABD'nin arabuluculuğunda ve Başkan Clinton'ın doğrudan himayesinde gerçekleştirildi.

Altıncı ve son zirve: Esed-Clinton Zirvesi (2000)

1990'lı yıllarda Suriye-İsrail görüşmeleri, ABD'nin arabuluculuğunda ve Başkan Clinton'ın doğrudan himayesinde gerçekleştirildi. Esed, dönemin Suriye Genelkurmay Başkanı Hikmet eş-Şihabi’yi Washington'a göndererek dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı General Amon Lipik Şahak ile görüşmesini kabul etti. Ocak 2000'de, dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara, Başkan Clinton'ın katılımıyla Shepherdstown'da doğrudan görüşmeler gerçekleştirdi. Bu müzakereler, Binyamin Netanyahu'nun ilk başbakanlık döneminde (1996-1999) yaşanan bir çıkmaz ve ilerlemenin durma noktasına gelmesinin ardından, Rabin'in Kasım 1995'te İsrailli bir radikal tarafından suikasta kurban gitmesinin ardından ‘Rabin'in mirasına’ saygı göstereceğine söz veren Ehud Barak'ın göreve gelmesiyle başladı. Suriye-İsrail müzakerelerinin son aşamasında, Clinton'ın Faruk eş-Şara'dan Esed'in Taberiye Gölü üzerinde ortak egemenlik ilkesini kabul etmeye tamamen hazır olduğunu anladığını söylemesi üzerine tartışmalar yaşandı. Bunun üzerine Clinton, 26 Mart 2000 tarihinde Cenevre'de Suriye cumhurbaşkanı ile bir görüşme talep etti.

Bu arada Hafız Esed hastaydı ve tek endişesi, oğlu Beşşar'ın halefi olması için uygun bir zemin hazırlamaktı. Ancak ABD’nin teklifini kabul etmedi. Başta bu teklifi kabul ettiği iddialarını da reddetti. Toplantı sadece birkaç dakika sürdü, tutanak tutulmadı ve eli boş olarak Şam'a dönen Hafız Esed 10 Haziran 2000'de öldü.



Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, ABD ile İran arasındaki savaşta yaşanabilecek yeni bir tırmanışın daha büyük yıkıma ve ciddi sonuçlara yol açmasından “son derece endişeli” olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bugün Bahreyn'in başkenti Manama'da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Diyaloğu Zirvesi'nde konuşan Abdülati, “Bir sonraki çatışma turu daha tehlikeli ve daha yıkıcı olacak, hiçbir sonuç getirmeyecek. Geçmişten ders çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında varılan geçici anlaşma, İran'la yaşanan savaşta kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını veya Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığının normale dönmesini mümkün kılmadı. O tarihten bu yana İran, Washington'un İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırması karşılığında Tahran'ın yedi gün içinde aksayan deniz geçişini yeniden açmasını önerdi.

Yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Katar arabuluculuk heyeti dün yeniden Tahran'a döndü. Ancak taraflar, önce nükleer müzakerelerin mi yoksa ablukanın ve petrol yaptırımlarının hafifletilmesinin mi gündeme alınması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyor.


Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
TT

Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevden alınması ve Başbakan Ali ez-Zeydi’nin kurumun yönetimini bizzat üstlenmesi, ülkenin en önemli güvenlik kurumlarından birindeki görev değişikliğinin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu gelişme, hassas makamların siyasi güçler arasında nasıl paylaştırıldığı ve bu güçlerin güvenlik kurumları üzerindeki nüfuzunun sınırları konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Ez-Zeydi, eş-Şatri’yi görevden alma kararından üç gün sonra, perşembe akşamı ülkenin en hassas makamlarından birinin yönetimini devraldı. Aralık 2024’te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani tarafından Raid Cuhî’nin yerine atanan eş-Şatri, yaklaşık bir buçuk yıl görevde kaldı.

Hükümet, görevden alma kararını egemenliğin pekiştirilmesi ve bölgesel tehditlerle mücadele kapsamında atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Ancak söz konusu tehditlerin niteliği veya ez-Zeydi’nin teşkilatın yönetimini ne kadar süreyle üstleneceği konusunda ayrıntı vermedi.

Bu adım, güvenlik kurumunun yönetiminde istisnai bir uygulama olarak değerlendirilirken, aynı zamanda kurum başkanının değiştirilmesinin ötesine geçen siyasi boyutlar taşıyor.

Ez-Zeydi, istihbarat teşkilatının “bütün Iraklılara ait” olduğunu ve partizan, mezhepsel ya da hizipsel paylaşımın dışında tutulması gerektiğini belirtti. Ancak yeni bir başkan atamak yerine görevi bizzat üstlenmesi, makamı iktidar ortakları arasında yürürlükte olduğu varsayılan yazılı olmayan siyasi paylaşım düzeninin dışında bırakıyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)

Güvenlik yapılanması

Siyasi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, makamların paylaşımına ilişkin mutabakatlar çerçevesinde istihbarat teşkilatı başkanlığının Sünni Arapların kontenjanına ayrıldığını, ancak bu düzenlemenin henüz Sünni bir ismin göreve getirilmesiyle sonuçlanmadığını belirtti.

Kaynaklara göre ez-Zeydi’nin teşkilatın başına geçmesi, bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde yeni istihbarat başkanlığını siyasi çekişmelerden korumayı amaçlıyor olabilir. Kaynaklar, başbakanın güvenlik yapılanmasını yeniden düzenleme planlarının teşkilatın belirli siyasi güçlerin kontrolüne geçmesini zorlaştırdığını ifade etti.

2003'ten bu yana teşkilatın yönetiminde, eski subay Muhammed Abdullah eş-Şevvani'nin kısa süreli görev dönemi dışında, Şii partilerle bağlantılı isimler yer aldı. Buna karşılık Sünni yetkililer, operasyonlardan sorumlu başkan yardımcılığı gibi teşkilatın önemli kademelerinde görev yaptı. Söz konusu makam, İran yanlısı silahlı grupların kışkırtma kampanyalarına da hedef olmuştu.

Bağdat'ın Mansur bölgesindeki teşkilat merkezinin çevresi, Mart 2026'da insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen hava saldırısına maruz kaldı. Saldırıda bir istihbarat subayı hayatını kaybederken, merkezde maddi hasar meydana geldi.

Resmî olmayan güvenlik raporlarında, saldırının İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilim nedeniyle yasa dışı faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Adının açıklanmasını istemeyen Sünni bir siyasetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Irak'taki mevcut mezhepsel ve etnik güç paylaşımı düzenine göre istihbarat teşkilatının Sünni Arapların kontenjanında bulunduğunu söyledi.

Söz konusu siyasetçi, bu kesimin özellikle hassas ve güvenlikle ilgili makamlarda güç paylaşımı sistemi nedeniyle sık sık haksızlığa uğradığını belirterek, Sünnilerin bu tür görevlerde temsil edilmemesinin, vatandaşlık ve geçmişin mirasını aşma söylemiyle siyasi uygulamalar arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak aynı siyasetçi, eş-Şatri'nin görevden alınmasıyla ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini birbirinden ayrı değerlendirdi. Başbakanın mevcut aşamada teşkilatı yönetmesinin, makam üzerindeki anlaşmazlığın siyasi güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesini önleyebileceğini belirtti. Görev için adaylık sürecinin başlatılmasının, siyasi çekişmelerin yoğunluğu nedeniyle uzlaşmayı zorlaştırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)
Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)

İstihbarat teşkilatı: Merkezî yönetim ile siyasi paylaşım arasında

2003'ten bu yana Irak İstihbarat Teşkilatı, devlet kurumlarının inşasına damgasını vuran mesleki ve siyasi çıkarların iç içe geçmesinden bağımsız kalamadı. Güvenlik kurumları, sivil kurumlardan farklı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, üst düzey görevler çoğu zaman siyasi güçler arasında pazarlık ve rekabet konusu oldu.

Siyaset araştırmacısı Abbas Abbud, 2003 sonrasında Irak devletinin kurumsal yapısında idari ve siyasi alanların iç içe geçtiğini, bunun da kurumların rolünü sınırlandırarak bağımsızlıklarını zayıflattığını ifade etti.

Abbud, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu iç içe geçişin idari görevlerden hassas güvenlik kurumlarına kadar uzanan bir siyasi nüfuz mücadelesine yol açtığını söyledi. Başbakanın teşkilatı siyasi paylaşım düzeninin dışında tutma yönündeki açıklamalarına rağmen, istihbarat kurumunun da bu rekabetin bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Burada öne çıkan soru, ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini siyasi liderlikle güvenlik kurumları arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir adıma dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi'nin kurulması ve yönetiminin eski İçişleri Bakanı Korgeneral Abdülemir eş-Şemmari'ye verilmesi, güvenlik yapılanmasının denetimini başbakanın liderliğinde merkezileştirmeye yönelik açıklanmış bir eğilimi yansıtıyor.

Ancak denetimin merkezîleştirilmesi, atama ve hesap verebilirlik konusunda açık kurallar oluşturulmadığı ve yetki sınırları belirlenmediği sürece kurumların mesleki bağımsızlığını güçlendireceği anlamına gelmiyor.

Müstansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Talib Muhammed Kerim, Irak'ın bölgesel ve uluslararası çatışmalardan korunabilmesi için stratejik gelişmeleri okuyabilen, çatışmaların yönünü ve bunların güvenlik, egemenlik ve ekonomik çıkarlar üzerindeki etkilerini öngörebilen bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Kerim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu hedefin gerçekleştirilmesi için teşkilatın siyasi çekişmelerden bağımsız bir mesleki yapıya kavuşması, güvenlik, diplomasi ve ekonomi kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması ve kurumu siyasi güçlerin hesaplarına göre değil, ulusal çıkarlar doğrultusunda yönetecek yetki ve vizyona sahip bir liderlik tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.


Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
TT

Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan’daki savaşın sona erdirilmesi ve dışarıdan dayatmalar olmaksızın barışın tesis edilmesi için ülkesinin yardıma hazır olduğunu açıkladı. Putin, Moskova’da düzenlenen 3. Rusya-Afrika Zirvesi kapsamında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknik iş birliğini geliştirmeye yönelik bir yol haritası sundu.

Putin, ülkesinin çatışmaların durdurulmasını ve siyasi bir çözüme ulaşılmasını desteklediğini vurgulayarak, savaşın insani ve ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre önerilen yol haritası, ticaret, sanayi, teknoloji ve lojistik alanlarında iş birliğini kapsıyor.

Burhan ise Rusya ile stratejik ortaklık kurulması çağrısında bulunarak Kızıldeniz kıyısında, Rusya’ya ait akaryakıt ve buğday depolarının da yer alacağı serbest ekonomik bölge oluşturulmasını önerdi. Sudan hükümetinin, demokratik bir sivil geçiş sürecinin ve özgür seçimlerin önünü açacak, “tamamen Sudan’a özgü” bir barış sürecine bağlı olduğunu vurguladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Ukraynalı askerlerin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında savaştığını ve birliklerine insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı konusunda eğitim verdiğini öne sürdü. Hartum yönetiminin Ukraynalı, Kolombiyalı ve diğer yabancı uyruklu kişilerin savaşa katılımına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu belirten Salim, geçen yıl ABD yönetimine Ukrayna üzerinden Sudan’a Amerikan silahlarının ulaştırıldığını gösteren belgeler sunduğunu açıkladı.