Esed rejiminin düşüşünden bir yıl sonra Suriye ve çözülmeyi bekleyen sorunlar

Kök salmış sorunlar halen çözüm bekliyor

Hama’da Beşşar Esed rejiminin düşüşünün birinci yıldönümünü kutlayan büyük kalabalık, 5 Aralık 2025 (AFP)
Hama’da Beşşar Esed rejiminin düşüşünün birinci yıldönümünü kutlayan büyük kalabalık, 5 Aralık 2025 (AFP)
TT

Esed rejiminin düşüşünden bir yıl sonra Suriye ve çözülmeyi bekleyen sorunlar

Hama’da Beşşar Esed rejiminin düşüşünün birinci yıldönümünü kutlayan büyük kalabalık, 5 Aralık 2025 (AFP)
Hama’da Beşşar Esed rejiminin düşüşünün birinci yıldönümünü kutlayan büyük kalabalık, 5 Aralık 2025 (AFP)

Haid Haid

Suriye, Beşşar Esed rejiminin çöküşünün birinci yıldönümünde elbette kutlanması gereken, ancak aynı zamanda üzerinde derin derin düşünülmesini de gerektiren bir dönüm noktasında. Geçtiğimiz yıl aralık ayında Beşşar Esed rejiminin düşüşü, elli yıllık otoriter yönetim, askeri idare ve derin uluslararası izolasyonun sona erdiği tarihi bir kırılma noktası oldu. Aynı zamanda, uzun süredir kapalı olan bir pencereyi açarak siyasi sistemi yeniden düşünme, parçalanmış kurumları yeniden inşa etme ve ulusal iyileşmenin zorlu yoluna girme fırsatı doğurdu.

Suriye'nin geçiş dönemi yetkilileri, geçtiğimiz yıl boyunca birçok kişinin imkânsız olduğunu düşündüğü başarılara imza attı. Diplomatik alanda, ülke onlarca yıllık izolasyon döneminden çıktı ve uzun süredir kapalı olan iletişim kanallarını yeniden açtı. Yaptırımların neredeyse tamamen kaldırılmasına hiç olmadığı kadar yaklaştı. İç politikada ise hizmetleri iyileştirdi, sivil alanı genişletti, istikrarı yeniden sağladı ve bazı sporadik mezhepsel gerilimler olmasına rağmen şiddeti en aza indirdi. Ancak bu başarılar, çözülmemiş derin sorunlarla bir arada varlığını sürdürüyor.

Kurumlar yeniden inşa edilmiş olsa da meşruiyet meselesi halen belirsizliğini koruyor. Siyasi süreçler başlatılmışsa da henüz ülkeyi ortak bir vizyon etrafında birleştirmeyi başaramadılar. Hükümetin iddialı kurtarma planlarına rağmen ekonomik durum kötüleşmeye devam ediyor. Adalet mekanizmaları devreye sokuldu, ancak bunlar sınırlı kalıyor ve en acı gerçeklerden kaçınıyor. Bu eksikliklerin giderilmesini daha fazla ertelemek mümkün değil. Önümüzdeki yıl, geçen yıldan daha belirleyici ve daha tehlikeli olacak.

Beklentiler artıyor, yaşam koşulları kötüleşiyor ve halkın artan hayal kırıklığının keskin bir siyasi bölünmeye dönüşme riski büyüyor. Artık Suriye'nin geçiş sürecini ülkenin atlattığı olaylara göre değerlendirmek kabul edilebilir değil. Bu değerlendirmenin, yeni yetkililerin önlerindeki zorlukları ne ölçüde aşabileceklerine göre yapılması gerekir.

Siyasi uzlaşı olmadan ilerleme

Yeni parlamentonun oluşturulması tamamlanmak üzereyken, geçiş süreci yol haritası –ulusal diyalog, anayasal deklarasyon ve geçici temsil organlarının kurulması– resmi olarak tam şekline kavuştu. Bu adımlar, kâğıt üzerinde otoriter bir yönetim sonrası siyasi sistemin temel yapısını özetliyor. Ancak gerçekte, meşruiyet, temsil ve yeni devletin izleyeceği yol konusunda süregelen gerilimleri de ortaya çıkarıyor.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, sürecin her aşamasını katılımcı ve kapsayıcı olarak sunmaya özen gösterdi. Ulusal diyalog hakkında görüşleri almak için önde gelen isimler, topluluklar ve aktivistlerle istişare etmek üzere komiteler oluşturuldu. Anayasa bildirgesi taslağı hazırlandı, yeni kurumların tasarımı yapıldı. Bu adımların amacı, şeffaflığı sağlamak ve önceki rejimi karakterize eden dışlayıcı uygulamalardan kopmaktı. Ancak, uygulamanın hızı, aşamaların sıralaması ve sürecin sıkı bir şekilde kontrol edilmesi, karışık ve sert tepkilere yol açtı. Yeni yönetimin destekçiler, bu başarıları tarihi bir olay olarak gördüler. Zira böyle kırılgan bir geçiş döneminde, uyumu korumak ve siyasi kaymayı önlemek için bir dereceye kadar merkezi karar alma sürecinin gerekli olduğunu düşünüyorlardı.

Artık Suriye'nin geçiş sürecini ülkenin atlattığı olaylara göre değerlendirmek kabul edilebilir değil. Bu değerlendirmenin, yeni yetkililerin önlerindeki zorlukları ne ölçüde aşabileceklerine göre yapılması gerekir.

Ancak yeni yönetimi eleştirenler, Cumhurbaşkanlığının elinde aşırı miktarda gücü bir araya getiren ve gerçek denetim ve denge mekanizmalarını bariz bir şekilde ortadan kaldıran yukarıdan aşağıya bir yaklaşım gördükleri için tamamen farklı bir görüşe sahipler. En büyük endişeleri, ortaya çıkan sistemin Esad dönemini karakterize eden otokratik yönetim mantığını ortadan kaldırmak yerine yeniden üretmesi olasılığı.

gthyj
Esed rejiminin düşüşünün birinci yıldönümünü kutlayan Suriyeli kadınlar (AFP)

Bu korkular, hükümet ve güvenlik kurumlarında Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile bağlantılı isimlerin ortaya çıkmasıyla daha da artmış ve güvenin yeniden tesis edilmesi için daha geniş bir katılımın gerekli olduğu bir dönemde siyasi tekel oluşacağına dair endişeleri körüklüyor.

Öte yandan yeni parlamentonun oluşturulması, bu bölünmeleri hafifletmek bir yana, daha da derinleştirdi. Yeni parlamento, yol haritasının resmi gerekliliklerini karşılasa da temsil gücü ve istenen değişimi gerçekleştirecek gerçek güce sahip olup olmayacağı konusunda eski şüpheleri yeniden alevlendirdi. Kısacası, siyasi geçişin ilerlediğini söylemek mümkün, ancak bunu pekiştirmek için gerekli olan birlik, güven ve meşruiyet konularında halen eksiklik var olamaya devam ediyor.

Değişen koşullarda elde edilen kazanımlar

Diplomasi, geçiş sürecinin en göze çarpan başarısı olsa da erken dönemdeki ilerlemenin sınırları en çok ekonomide belirginleşiyor. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ekonomiyi canlandırmayı, yol haritasının temel taşı haline getirirken ithalat vergilerini düşürdü, devlet memurlarının maaşlarında yüzde 200 artış yapılacağını açıkladı ve Suriye'nin iş dünyasına açık olduğu mesajını vermek için yatırımcıları çekmeye çalıştı.

Kısa bir süre için bu önlemler somut sonuçlar verdi. Gümrük reformları, ticaretin serbestleştirilmesi ve para biriminin geçici olarak güçlenmesi sayesinde enflasyon geçtiğimiz yılın şubat ayında yüzde 110 civarındayken bir yıl sonra aynı dönemde yüzde 15 civarına kadar sert bir gerileme gösterdi. Ancak bu rahatlama kısa sürdü. Enflasyon yeniden yükseldi ve fiyatlar hızla ücret artışlarını geride bıraktı. Ancak açıklanan artış sonrasında dahi, 750 bin Suriye lirası olan asgari ücret, bir aylık temel gıda sepetinin maliyetinin yalnızca üçte birini karşılayabiliyor.

Şara hükümetinin başarıları arasında, temel ürünlerin tedarikinin iyileştirilmesi, elektrik tedarikinin önemli ölçüde artması ve bazı bölgelerde Esed rejimi döneminde mevcut olanın on katına ulaşması da yer aldı. Yakıt krizi hafifledi ve ekmek artık düzenli olarak temin edilebilir hale geldi.

Ancak açıklanan artış sonrasında dahi, 750 bin Suriye lirası olan asgari ücret, bir aylık temel gıda sepetinin maliyetinin yalnızca üçte birini karşılayabiliyor.

Ancak bu başarılar yüksek bir bedel karşılığında elde edildi. Sübvansiyonların yeniden yapılandırılmasının ardından elektrik, yakıt, ekmek ve ulaşım fiyatları keskin bir şekilde yükseldi. Suriyeliler, 2011 yılından bu yana gelirlerinin daha büyük bir kısmını temel ihtiyaç maddelerine harcıyor ve bu durum, siyasi bölünmeleri aşan bir hayal kırıklığı kaynağı haline geliyor.

Geçiş dönemi yetkilileri, Suriye'nin ekonomik çöküşünün yapısal köklerinden sorumlu değil. Zira bu çöküşün nedenleri on yıllardır süren yolsuzluk, savaş ve kötü yönetimdi.

Karar alma sürecinde yukarıdan aşağıya bir yaklaşım, piyasanın liberalleşmesine hızlı geçiş ve aşırı finansal ve sosyal kırılganlığın yaşandığı bir dönemde sübvansiyonların kaldırılması gibi bütün bunlar, kamuoyu ile anlamlı bir istişare yapılmadan gerçekleştirildiğinden, birçok Suriyeli sadece bu durumla başa çıkmakla kalmayıp, sabırlı kalmakta da zorlanıyor. Sonuç, yüzeysel olarak toparlanıyor gibi görünen, ancak yapısal olarak kırılgan ve siyasi patlamalara giderek daha yatkın hale gelen bir ekonomi oldu.

Adalet, siyaset koridorlarında takılı kaldı

Suriyelilerin adalet ve hesap verebilirlik konusundaki uzun süredir devam eden talepleri ise, son yıllarda hiç olmadığı kadar ilerleme kaydetti, ancak yine de sıkı siyasi ve yapısal kısıtlamalara tabi olmaya devam ediyor.

Mart ayında Suriye’nin kıyı şeridinde gerçekleşen ihlallerle ilgili tarihi duruşma, Esed döneminin özelliklerinden biri olan cezasızlık dönemine son verdi. Esed döneminin güvenlik güçleri üyeleri, ilk kez kamuya açık mahkemelerde yargılandı. Duruşmalar televizyonda yayınlandı, sanıklar avukatlar tarafından temsil edildi ve tanık ifadeleri kamuoyuna açık olarak tartışıldı.

Bu durum, gizlilik ve inkâr alışkanlığı olan topluluklar için güvenlik güçlerinin bile artık hesap verebilirlikten muaf olmadığına işaret eden güçlü bir sembolik değişimdi. Bunun öncesinde hükümet, kıyı şeridi ve Suveyda'da meydana gelen ihlalleri kamuoyuna açıklamış, gerçekleri araştırma komisyonları kurmuş ve sorumlulardan hesap sorma sözü vermişti. Daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir adımla, uluslararası kuruluşların bu ihlallere ilişkin bağımsız soruşturmalara erişimine de izin verdi. Ancak tüm bu ilerlemelere rağmen, adalet gündemi ciddi şekilde kısıtlı kalmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yetkililer, Esed’in iktidara gelmesinden sonra meydana gelen ihlallerin hesap verilebilirliğini önceliklendirirken, önceki rejimin on yıllardır işlediği suçlarla kapsamlı bir yüzleşmeyi erteliyor. Siyasi açıdan bu, birincisi, son ihlallerin sorumlularının hesap vermesinin, tüm dikkatlerin üzerinde toplandığı bir süreçte hükümetin yurtdışındaki imajını güçlendirmesi, ikincisi ise yetkililerin, eski rejimin sembollerine yönelik geniş çaplı yargılamaların kırılgan barışı tehdit edebileceğini düşünmesi olmak üzere iki hesabı yansıtıyor.

sdghvf
Esed rejiminin düşüşünün yıl dönümü kutlamalarında güvenlik güçleri üyeleriyle hatıra fotoğrafı çekilen Suriyeliler (AFP)

Hükümet, kıyı şeridi ve Suveyda’da meydana gelen ihlalleri kamuoyuna açıkladı, gerçekleri araştırma komisyonları kurdu ve sorumlulardan hesap soracağını taahhüt etti.

Ancak tek neden bu hesaplar değil. Suriye’nin kapsamlı bir geçiş dönemi adaleti sağlamak için gerekli yasal altyapısı yok. Ceza hukuku savaş suçlarını, insanlığa karşı suçları veya zorla kayıpları tanımıyor ve gerekli reformları hayata geçirecek güçlü bir parlamento olmadan, yargı sisteminin araçları sınırlı kalıyor.

Bunlar çok büyük zorluklar olsa da eski rejimin simalarına hesap soracak herhangi bir önlemin alınmaması giderek daha fazla zarara yol açıyor. Uzun süredir baskı altında yaşayan topluluklar, seçici adaleti başka bir adaletsizlik biçimi olarak görür. Güvenilir bir telafi yolunun olmaması, öfkeyi körüklerken bazı kişileri gayri resmi yollardan adaleti sağlama veya intikam alma yoluna iter.

Sünni aşiretlerin üyelerinin, bir kez daha mezhepçilik açısından çerçevelendirilen bir suç olayının ardından Alevi mahallelerine düzenledikleri son saldırılar, kurumsal adaletin olmadığı veya taraflı olduğu algısı oluştuğunda şiddetin ne kadar çabuk patlak verebileceğini gösterdi.

Kırılgan sakinlik

Güvenlik durumuna, dikkat çekici bir istikrar ve derin yapısal kırılganlık hakim. Yetkililerin iyi yönetimi sayesinde Suriye, Esed rejiminin düşüşünün ardından birçok kişinin beklediği yaygın şiddet olaylarından kaçınmayı başardı.

Silahlı gruplar Savunma Bakanlığı bünyesine girdi ve güvenlik güçlerinin başlangıçtaki disiplini, son derece istikrarsız bir dönemde misillemelerin önlenmesine yardımcı oldu.

Ancak bu istikrar, mezhepsel gerilimin yaşandığı noktalarda defalarca kez sınandı. Geçtiğimiz mart ayında kıyı şeridinde yaşanan ihlaller ve temmuz ayında Suveyda'da yaşanan ayaklanmalar, Savunma Bakanlığı bünyesine yeni entegre edilen güçler üzerindeki kontrolün sınırlarını ortaya koydu. Disiplinin sağlanamadığı birlikler, suistimaller, misillemeler ve aşırı önlemler almış ve topluluklar arasındaki güvensizliği derinleştirdi.

Öte yandan son gelişmeler bazı kurumsal öğrenmelerin olduğunu gösterdi. Alevi nüfusun yoğun olduğu mahallelere yönelik aşiret saldırılarının ardından hükümetin Humus'a hızla müdahalesi, daha geniş çaplı bir mezhepsel çatışmanın patlak vermesini önledi. Koordineli konuşlandırma, önde gelen yerel isimlerle istişare ve sıkı operasyonel kontrol, gecikmeli tepkiler şeklindeki önceki müdahalelerin aksine, şiddetin tırmanmasını önlemeye yardım etti.

Benzer şekilde, kıyı bölgesinde son zamanlarda Aleviler tarafından düzenlenen protesto gösterilerini bastırmak yerine koruma kararı alınması dikkate değer bir değişiklikti. Güvenlik güçlerine göstericileri korumaları, yerel birimleri dizginlemeleri ve şikayetlerin kamuoyuna duyurulmasına izin vermeleri talimatı verildi. Bu yaklaşım, gerilimi tırmandırmak yerine yatıştırmaya yardımcı oldu.

Suriye’nin kıyı bölgesinde son zamanlarda Aleviler tarafından düzenlenen protesto gösterilerini bastırmak yerine koruma kararı alınması dikkate değer bir değişiklikti.

Bu iyileştirmeler önemli olsa da temel sorunları çözmekte yetersizdi. Parçalanmış güvenlik kurumları, zayıf disiplin ve merkezi liderlikten çok yerel liderlere sadık kalan birimler.

Daralan pencere

Suriye’deki geçiş sürecinin ilk yılı önemli başarılar getirdi, ancak merkezi otoriteye dayalı, katılımın dikkatle kontrol edildiği ve en zor kararların ertelendiği bir yönetim modelinin sınırlarını da ortaya çıkardı. İstikrar ve diplomatik atılımlar hükümete zaman kazandırdı, ancak bu zaman sonsuz değil. Halkın beklentileri, devletin bunları karşılama kapasitesinden daha hızlı artıyor ve resmi söylem ile yaşanılan gerçeklik arasındaki uçurum giderek genişliyor. Bu genişleyen uçurum, artık Suriye'nin gelecekteki gidişatını belirleyecek bir fay hattı haline geldi.

Önümüzdeki görev artık sadece düzeni sağlamak değil, ilk yılda kaçınılan gücün nasıl dağıtıldığı, adaletin nasıl sağlandığı, güvenlik güçlerinin nasıl yönetildiği ve ekonomik yüklerin nasıl ele alındığı gibi yapısal sorunları ele almak. Bu tartışmalar zor olabilir, ancak bunları ertelemek daha da tehlikeli.

Sonuç olarak, geçtiğimiz yıl geçiş sürecinin neler vaat edebileceğini gösterdiyse, önümüzdeki yıl da bu temellerin ayakta kalıp kalamayacağını belirleyecek.



Suudi Arabistan ve Mısır, İran, Filistin ve Sudan'daki son gelişmeleri ele aldı

Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Suudi Arabistan ve Mısır, İran, Filistin ve Sudan'daki son gelişmeleri ele aldı

Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Suudi Arabistan ve Mısır, bölgedeki son gelişmeleri görüştü. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde ikili ilişkilerin daha da güçlendirilmesi yollarını ele aldıklarını bildirdi. Abdulati, "İran, Filistin ve Sudan'daki gelişmeler başta olmak üzere bazı bölgesel dosyalar hakkında görüş alışverişinde bulunduk" dedi.

Bugün X platformundaki resmi hesabından paylaşımda bulunan Abdulati, Prens Faysal bin Ferhan ile "iki ülke arasındaki mümtaz kardeşlik ilişkilerini" ele aldıklarını belirtti.

Geçtiğimiz ağustos ortasında da Suudi Arabistan ve Mısır Dışişleri Bakanları bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Görüşmede iki ülke arasındaki "kardeşlik ve stratejik ilişkilerin derinliği ile özel niteliğine" övgüde bulunulmuş, çeşitli alanlardaki ikili iş birliği süreçlerini geliştirmeye devam etme yönündeki ortak kararlılık vurgulanmıştı.

Bakanlar o dönemde ayrıca, iki kardeş ülke de dahil olmak üzere bölgesel ortakların gerilimi düşürmek ve bölgedeki tırmanışı dizginlemek amacıyla yürüttüğü yoğun çabaları ele almıştı. Görüşmede, "mevcut bölgesel güvenlik kaygılarının giderilmesi, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi, bu egemenliğin ihlal edilmemesi ve çatışma çemberinin genişlemesinden kaçınılması" gerektiğinin altı çizilmiş; uluslararası su yollarında seyrüsefer emniyeti, güvenliği ve özgürlüğünün sağlanmasının önemine vurgu yapılmıştı.

Geçtiğimiz haziran ayında ise Bin Ferhan ve Abdulati, Kahire'de gerçekleştirdikleri görüşmede iki kardeş ülke arasındaki ikili ilişkilerin her alanda geliştirilmesi yollarını değerlendirmişti. Mısır-Suudi Arabistan ilişkilerinde yaşanan ivmeyi ve yakın koordinasyonu takdir eden bakanlar, iki ülke ve halklarının ortak çıkarlarına hizmet edecek şekilde iş birliğini sürdürme iradesini teyit etmişti.

Görüşmede bakanlar, bölgesel gelişmeler karşısında iki kardeş ülke arasındaki koordinasyon ve istişarenin aralıksız sürdürülmesinin önemine dikkat çekmişti.


Kızılhaç, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişinin Lübnan'a nakledildiğini açıkladı

Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
TT

Kızılhaç, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişinin Lübnan'a nakledildiğini açıkladı

Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)

Uluslararası Kızılhaç Komitesi bugün yaptığı açıklamada, bir sivilin serbest bırakılmasının ertesi günü, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişiyi daha Lübnan’a naklettiğini bildirdi.

Uluslararası örgütten yapılan yazılı açıklamada, "İlgili tarafların talebi üzerine Uluslararası Kızılhaç Komitesi, serbest bırakılan beş kişinin Lübnan’a naklini kolaylaştırmıştır" denilerek, kişilerden birinin Perşembe, diğer dördünün ise bugün nakledildiği belirtildi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Lübnanlı resmi bir kaynak verdiği bilgide, Lübnan hükümetinin ağustos ayında Roma’da ABD arabuluculuğunda gerçekleşen son müzakere turunda İsrail’den bu tutukluların ilk grubunu serbest bırakmasını talep etti.

BM Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırındaki tel örgüler yakınında yaya devriye geziyor (UNIFIL)
BM Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırındaki tel örgüler yakınında yaya devriye geziyor (UNIFIL)

Lübnanlı bir askeri kaynak, Lübnan ordusunun dün öğleden sonra Uluslararası Kızılhaç Komitesi aracılığıyla bu beş kişiden birini teslim aldığını bildirdi. Kaynak, Kızılhaç'ın serbest bırakılan kişiyi Güney Lübnan’daki Nakura sınır kapısından geçirdiğini açıkladı. Eş zamanlı olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, "Güney Lübnan’da İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde gözaltına alınan beş Lübnanlı sivilin serbest bırakılmasına karar verilmiştir" ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, "Sorgulamalarının tamamlanmasının ardından, bu kişilerin herhangi bir terör örgütüne üye olmayan, terör eylemlerine katılmayan siviller olduğu ve İsrail’de gözaltında tutulmaya devam edilmeleri için bir neden bulunmadığı anlaşılmıştır" denildi. Daha sonra Lübnanlı resmi bir kaynak; ikisi Lübnanlı, ikisi Suriyeli olan diğer dört sivilin serbest bırakılma işleminin bugüne ertelendiğini bildirdi.

Kaynak, bu kişilerin serbest bırakılmasının, henüz bir sonraki tur tarihi belirlenmeyen Roma müzakerelerinin tamamlanmasına zemin hazırlama amacı taşıdığını belirtti. Netanyahu’nun office ise beş sivilin serbest bırakılmasını; Roma görüşmelerinin ardından Lübnan ve İsrail’in, Lübnan İç Savaşı (1975-1990) sırasında kaçırılarak öldürülen Lübnanlı Yahudi şahsiyetlerin gömüldüğü yerleri tespit etmek amacıyla yürüttüğü "yoğun çabalara" bağladı.


Şarku’l Avsat, Hamas’ın önde gelen bir yetkilisinin kaçırılma operasyonunun ayrıntılarını açıklıyor

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
TT

Şarku’l Avsat, Hamas’ın önde gelen bir yetkilisinin kaçırılma operasyonunun ayrıntılarını açıklıyor

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)

Hamas kaynakları, hareketin önde gelen güvenlik yetkililerinden Muin el-Arabid’in geçtiğimiz salı günü kaçırılmasına ilişkin yeni ayrıntıları açıkladı. El-Arabid’in, Gazze kentinin batısında Hamas’ın kontrolündeki bölgelerin kalbine düzenlenen nadir bir operasyonla İsrail’e ait özel bir birlik tarafından kaçırıldığı belirtildi.

Operasyon sırasında kaçırılan yetkilinin eşi Samah el-Arabid hayatını kaybederken, iki oğlu ve kızı ile iki refakatçisi yaralandı. İsrail özel kuvvetlerinin operasyonu gerçekleştirdiği sırada bölgede bulunan iki çocuk da hayatını kaybetti.

Sürecin başlangıcı

Soruşturmanın ayrıntılarına vakıf kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, güvenlik operasyonunun yaklaşık iki ay önce başladığını belirtti. Kaynaklara göre İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet mensubu ajanlar, uluslararası bir yardım kuruluşunun çalışanları kimliğine bürünerek bölgede yaşayan Filistinlilere destek sağlamak amacıyla küçük ölçekli projeler hayata geçireceklerini bildirdi. Söz konusu projeler arasında, Gazze kentinin batısındaki Ketibe mahallesinde, özellikle Villalar Caddesi olarak bilinen bölgede sebze, içecek ve benzeri ürünlerin satıldığı seyyar tezgâhların kurulması da yer aldı.

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde bir Hamas güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği yerde kanla lekelenmiş oyuncaklar (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde bir Hamas güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği yerde kanla lekelenmiş oyuncaklar (EPA)

Kaynaklara göre Şin-Bet, söz konusu projeyi hayata geçirmek için aralarında kadınların da bulunduğu Filistinli kişileri kullandı. Bu kişilere her gün sebze temin edilerek bunların yardım kuruluşundan sağlanan destek olduğu, satışlardan elde edilen gelirin ise projeden yararlananlara verileceği söylendi. Ancak daha sonra bu kişilerden bazı evleri ve bölgede bulunan belirli kişilerin hareketlerini, bunlar arasında el-Arabid’in de bulunduğu kişileri izlemeleri istendi.

Kaynaklar, projeyi yürüten kişilerin operasyonun ardından Şin-Bet adına çalışan muhbirler olduğunun ortaya çıktığını belirtti. Operasyon günü ise bazı tezgâhların başında daha önce görülmeyen yeni kişilerin bulunduğu, bazı kişilerin ise bir gün önceden bölgeye gelerek sebze satmaya başladığı kaydedildi. Bunların Şin-Bet mensupları olduğu ve silahlarını tezgâhların içine gizledikleri sonradan anlaşıldı. Saldırının gerçekleştirilmesi için belirlenen saat geldiğinde operasyona katılan bu kişiler, daha sonra ortadan kaybolarak bölgeden çekildi.

İsrail’in Gazze Şeridi içinde operasyon düzenlemek amacıyla uluslararası kuruluşların kimliğini kullanması ilk kez yaşanmıyor. Bunlardan biri, Mart 2024’te İsrail özel kuvvetlerinin Şifa Hastanesi kompleksine sızması sırasında gerçekleşmişti. Operasyon, bölgeye askeri takviye birliklerinin ulaşmasının ardından devam etmiş ve yaklaşık iki hafta sürmüştü. Bu süreçte Hamas ve farklı güvenlik birimlerine bağlı çok sayıda militan öldürülmüş veya yakalanmış, aralarında İzzeddin el-Kassam Tugayları komutanlarının da bulunduğu bazı üst düzey isimler de hedef alınmıştı.

Önceden var olma

Gazze kentinin batısında düzenlenen son operasyona ilişkin ayrıntıları aktaran kaynaklar, İsrail özel kuvvetleri mensuplarının operasyon öncesinde bölgeye yalnızca birkaç kez ve kısa süreliğine girmiş göründüğünü belirtti. Bu girişlerin, operasyon için hazırlanan nihai planın oluşturulabilmesi amacıyla bölgenin durumu hakkında daha kapsamlı bilgi edinmeye yönelik olduğu ifade edildi. Ancak İsrail güçlerinin, kendileri adına çalışan muhbirlerin daha önce yaptığı gözlemlere dayandığı kaydedildi. Süren soruşturmaya göre muhbirlerin operasyonun asıl hedefini bilmedikleri ve gerçek planın farkında olmadıkları anlaşılıyor. Bazılarının ise İsrailli yöneticileri tarafından kendilerinden istenen hususları görüntülediği belirtildi.

Soruşturmalara göre operasyonu gerçekleştiren Şin-Bet mensuplarından bazıları, operasyondan bir veya iki gün önce hareket halindeki araçlarla bölgede bulunuyordu. Bu araçlardan en az birinin, olayın ardından İsrail savaş uçakları tarafından bombalanarak imha edildiği kaydedildi.

Geçtiğimiz salı günü İsrail saldırısında kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarında bulunan Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü İsrail saldırısında kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarında bulunan Filistinliler (EPA)

Sıfır anı

Saldırının başlamasıyla birlikte özel kuvvet, evinden refakatçisiyle birlikte çıktığı sırada el-Arabid’e ateş açarak onu gafil avlamaya çalıştı. Ancak el-Arabid, İsrail güçlerine ateş açmayı başardı. Özel kuvvet mensupları ise el-Arabid’e uyuşturucu madde içeren mermilerle ateş etti. Bu sırada başka bir refakatçisi de İsrail güçlerine ateş açarken, iki oğlu ve eşi de özel kuvvete ateş etti. Ancak kısa süre içinde hepsi vuruldu. Ayrıca küçük bir insansız hava aracı (İHA) eve bomba attı.

Saldırı sonucunda eşi hayatını kaybederken, oğullarından biri ağır yaralandı. Diğer oğlunun ise gözü ameliyatla çıkarıldı. Bu oğlunun aynı gün nişan töreninin yapılmasının planlandığı belirtildi. Refakatçilerden ve aile üyelerinden bazıları da yaralandı.

Yaralılarla yapılan soruşturmaya göre çatışmalar sırasında el-Arabid, evin arka tarafından kaçmaya çalıştı. Ancak burada başka bir İsrail gücüyle karşılaştı. Yaralı halde ve sürünerek kaçmaya çalışan el-Arabid, bu güç tarafından takip edildi. Kendilerine ateş açmasına rağmen İsrail askerleri, yakınına ses bombası attıktan sonra onu kaçırdı.

Kaynaklardan biri, el-Arabid’in başlangıçta kaçırıldığı yönündeki haberlerin yalanlanmasının, oğlunun onun kaçmayı başardığı yönündeki ifadelerinden kaynaklandığını söyledi. Ailenin, bölgede bulunan başka bir İsrail gücünün el-Arabid’i kaçırdığını bilmediği ve olayın ilk saatlerinde bilgi karmaşasına yol açan hususun da bu olduğu belirtildi.

Soruşturmalara göre İsrail özel kuvveti, el-Arabid’in kaçmasının ardından yaralıların kimliğini belirlemeye çalışmak amacıyla onları kontrol etti. Daha sonra yaralıları, aralarında el-Arabid’in eşinin de bulunduğu ve bazılarının kanaması devam ettiği halde olay yerinde bıraktı. El-Arabid ise yaralı olmasına rağmen kaçmaya çalıştığı sırada evin arka tarafındaki sokakta yakalanarak götürüldü.

Casusların tutuklanması

Kaynaklardan birinin aktardığı bilgilere göre, şu ana kadar İsrail özel kuvvetine yardım ettikleri şüphesiyle en az 36 şüpheli gözaltına alındı ve haklarında soruşturma yürütülüyor. Kaynak, şüphelilerden bazılarının İsrail adına casusluk yaptıklarını itiraf ettiğini ve soruşturmaların sürdüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat kaynaklarının aktardıklarına yakın bir anlatımda bulunan Gazze’deki el-Haris güvenlik platformu da aralarında bir kadının bulunduğu 3 muhbirin gözaltına alındığını açıkladı. Platform, söz konusu kişilerin bölgede daha rahat hareket edebilmek ve bilgi toplamak amacıyla uluslararası bir yardım kuruluşunun kimliğine büründüklerini bildirdi. Platformun aktardığına göre şüphelilerin ifadeleri, İsrail özel kuvvetinin fark edilmeden yalnızca birkaç saat önce operasyon bölgesine geldiğini ve daha öncesinde bölgede herhangi bir varlık göstermediğini ortaya koydu. İfadelerde ayrıca çatışmaların başlamasının ardından özel kuvvetin İsrail uçaklarından hava desteği talep ettiği belirtildi.

 İsrail’in geçtiğimiz salı günü Gazze Şeridi sınırında üst düzey bir Hamas yetkilisini kaçırdığı sırada bir İsrail askeri aracı (Reuters)
İsrail’in geçtiğimiz salı günü Gazze Şeridi sınırında üst düzey bir Hamas yetkilisini kaçırdığı sırada bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Hamas, 2018 yılında da benzer bir operasyonun ardından, İsrail özel kuvvetlerinin Gazze Şeridi’ne sızarak aylar boyunca geniş çaplı faaliyet yürütmesi üzerine operasyona yardım ettiğinden şüphelenilen onlarca kişiyi gözaltına almıştı.

Yeni bir kaçırma girişimi...

Bu kapsamda, İslami Cihad Hareketi’nin silahlı kanadı Kudüs Seriyyeleri bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, silahlı gruplara mensup kişilerin Han Yunus’un kuzeydoğusundaki el-Karara beldesinde bulunan el-Cemize Caddesi’nde mensuplarından birini kaçırmaya çalıştığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu kişilerin bölgeye İsrail’e ait İHA’ların desteğiyle ilerlediği, daha sonra fark edilmeleri üzerine bölgede çatışma çıktığı ve çatışmalarda söz konusu gruptan bazı kişilerin öldüğü ve yaralandığı belirtildi.

Kudüs Seriyyeleri, İsrail’e ait İHA’ların özel kuvvetin bölgeden çekilmesine yardımcı olmak amacıyla müdahalede bulunduğunu, gruba mensup kişilerin ise tugay mensubu Fadi el-Abadile’yi ateş açarak öldürdükten sonra cesedini olay yerinde bıraktığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan sahadaki bir kaynak, el-Abadile’nin elleri kelepçeli halde Nasır Tıp Kompleksi’ne ulaştığını belirterek, bunun kaçırma girişiminin başarılı olduğunu gösterdiğini söyledi. Kaynak, el-Abadile’nin kaçırılmaya çalışılmadan önce sorguya çekilmiş olabileceğini, ardından infaz edilmiş olabileceğini ifade ederken, bu konudaki soruşturmanın sürdüğünü kaydetti.