Şam ile Tel Aviv arasında sessiz bir savaş: ABD’den Netanyahu’ya fren baskısı

Esed rejiminin çöküşünün ardından güney Suriye, İsrail ile Şam arasında düşük yoğunluklu bir “sessiz savaş”a sahne olurken, Washington’un bölgedeki askeri genişlemeye karşı nasıl bir rol üstleneceği merak konusu.

İşgal altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki sınır yakınlarında ilerleyen İsrail zırhlı araçları, Aralık 2024 (AP)
İşgal altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki sınır yakınlarında ilerleyen İsrail zırhlı araçları, Aralık 2024 (AP)
TT

Şam ile Tel Aviv arasında sessiz bir savaş: ABD’den Netanyahu’ya fren baskısı

İşgal altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki sınır yakınlarında ilerleyen İsrail zırhlı araçları, Aralık 2024 (AP)
İşgal altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki sınır yakınlarında ilerleyen İsrail zırhlı araçları, Aralık 2024 (AP)

Suriye’nin güneyi, Beşşar Esed rejiminin bir yıl önce devrilmesinden bu yana, Şam’ın ‘1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na karşı bir İsrail darbesi’ olarak nitelendirdiği gelişmelere sahne oluyor. İşgal altındaki Golan Tepeleri sınırlarını düzenleyen anlaşma, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca bölgedeki hukuki ve güvenlik çerçevesini oluşturmuştu. Ancak Tel Aviv, son gelişmeleri fırsat bilerek benzeri görülmemiş bir askeri tırmanışa girişti ve bu süreçte ülkenin güneyindeki Kuneytra ve Dera’daki yeni alanları kontrolü altına aldı.

Suriye’deki yeni yönetim ise İsrail’in Esed sonrası işgal ettiği bölgelerden çekilmesini öngören bir güvenlik anlaşması yapmaya çalışıyor. Bu kapsamda Şam yönetimi, Washington’ın etkin bir rol üstlenmesini bekliyor. Konuya hâkim kaynaklara göre, ABD’nin İsrail’i böyle bir anlaşmaya ikna edebilecek en güçlü taraf olduğu düşünülüyor; zira Tel Aviv, şimdiye kadar bu anlaşmayı imzalamaya yanaşmadı.

İşgalin genişlemesi

Şam’ın yaklaşık 60 kilometre güneybatısında yer alan ve İsrail tarafından Haziran 1967 Savaşı’nda işgal edilen Golan Tepeleri cephesi, uzun yıllar boyunca hem Hafız Esed hem de oğlu Beşşar Esed dönemlerinde sakinliğini korudu. Bu durum, 1973 Ekim Savaşı sonrasında Suriye ile İsrail arasında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması sayesinde mümkün olmuştu. Anlaşma, toplam bin 860 kilometrekarelik Golan’ın üçte ikisinin İsrail işgali altında kalmasını fiilen kabul ediyordu.

Ancak 8 Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin devrilmesi ve Esed’in Moskova’ya kaçmasının ardından, dünya çapında yankı uyandıran bu gelişmeden sadece saatler sonra İsrail, anlaşmanın çöktüğünü ilan ederek Suriye topraklarındaki tampon bölgeyi ele geçirdi. Yaşananlar, sessiz fakat kesintisiz bir savaşın başlangıcı olarak değerlendiriliyor.

Söz konusu anlaşmayla oluşturulan tampon bölge, Golan’ın kuzeyinden güneyine doğru yaklaşık 75 kilometre boyunca uzanıyor; Dera vilayetindeki Yermuk Vadisi’ne komşu bu hattın genişliği bazı yerlerde birkaç yüz metreden 14 kilometreye kadar çıkıyor. Bölgenin toplam yüzölçümü yaklaşık 235 kilometrekare.

İsrail savaş uçakları, Esed rejiminin devrilmesini izleyen ilk günlerde yüzlerce hava saldırısı düzenleyerek askeri hava üslerini ve Suriye ordusunun elinde kalan ağır silahları imha etti. İsrail sadece tampon bölgeyi işgal etmekle yetinmedi; Kuneytra ve Dera kırsalının doğu kesimlerine doğru ilerleyerek kontrol alanını genişletti. İsrail ordusu bölgede her gün yeni operasyonlar düzenliyor, kontrol noktaları kuruyor ve sivilleri gözaltına alıyor.

fgt
Golan Tepeleri'nde İsrail ile Suriye arasındaki tampon bölgede hareket eden İsrail güçleri, 10 Aralık 2024 (EPA)

Suriyeli yetkililer, İsrail’in geçtiğimiz yıl aralık ayından bu yana ülke içine binden fazla hava saldırısı düzenlediğini ve güney vilayetlerine yönelik sınır ötesi kara operasyonlarının 400’ü aştığını belirtti. Çalışmalara göre Esed rejiminin devrilmesinin ardından başlayan süreçte İsrail’in kontrol altına aldığı Suriye topraklarının toplamı 460 kilometrekareyi geçiyor. Bu alanlarda dokuz askeri üs ile gözetleme ve kontrol noktaları kuruldu. Ayrıca İsrail, Cebel eş-Şeyh’teki Suriye gözlemevini de ele geçirerek Suriye ve Lübnan içindeki hareketliliği, hatta Irak sınırına kadar uzanan bölgeleri izlemeye başladı.

Esed’in kaçışından sonra İsrail’in Suriye’deki tutumu için çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Suriyeli askeri uzman İsmet el-Absi’ye göre Tel Aviv, 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın artık kendi güvenlik çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Özellikle Suriye’nin uluslararası arenaya dönüşü ve bölgesel etkisinin artması bu değerlendirmede belirleyici oldu.

El-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, İsrail’in son tırmanışının olası herhangi bir anlaşma öncesinde sahada yeni bir gerçeklik dayatma amacı taşıdığını vurguladı. El-Absi’ye göre Tel Aviv, operasyonel özgürlüğünü sınırlayabilecek herhangi bir kısıtlamaya bağlı kalmayacağını göstermek, ayrıca uluslararası toplumun ve ABD’nin Golan’daki olası ihlallere vereceği tepkiyi test etmek istiyor.

İsrail hükümeti, eski rejim güçlerinin çekilmesinin ardından tampon bölgenin işgalini ‘Golan’daki yerleşimlerin güvenliğini sağlama’ gerekçesiyle savunuyor. Ancak birçok gözlemci, Suriye’nin yeni yönetiminin İran destekli milisleri, Hizbullah’ı ve diğer silahlı grupları ülkeden çıkarmayı başarması ve kalan uyuyan hücreleri takip etmeyi sürdürmesi nedeniyle bu gerekçeyi ikna edici bulmuyor.

Dürzileri koruma bahanesi

Temmuz 2025’te Suriye’nin güneyindeki çoğunluğu Dürzi olan Suveyda’da, Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretlerine mensup silahlı unsurlar arasında kanlı çatışmalar patlak verince, Suriye ordusu ve güvenlik birimleri tarafları ayırmak için harekete geçti. Bu gelişme, İsrail’in ‘Dürzileri koruma’ gerekçesiyle yeni bir askeri müdahalede bulunması için ek fırsat yarattı.

Bu müdahale, özgürleşme sürecinden sonra İsrail’in yeni Suriye yönetimine yönelik en sert askeri operasyonu oldu. İsrail savaş uçakları 16 Temmuz 2025’te Şam merkezindeki Genelkurmay binasını ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresini vurdu. Aynı saatlerde Suveyda kentinde ve çevresinde İçişleri ve Savunma bakanlıklarına bağlı unsurlara ait araçlar hedef alındı. Saldırılar, onlarca asker ve güvenlik mensubunun hayatını kaybetmesine yol açtı. Buna paralel olarak Dera ve Kuneytra’da da benzer hava saldırıları düzenlendi.

İsrail’in kendisini Suriye’deki Dürzilerin ‘koruyucusu’ gibi göstermeye yönelik çabaları sürerken, uzmanlar sahadaki gelişmelerin Tel Aviv’in hedeflerinin çok daha geniş olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor. Analistlere göre İsrail’in asıl amacı, ‘yeni Suriye’yi zayıflatmak için ülkeyi parçalamak, Suriye ordusunun güney illerinde (Dera, Kuneytra ve SUveyda’da) hatta Şam’ın güneybatı kırsalında varlık göstermesini engellemek.’ Nitekim İsrailli yetkililer bu hedefi daha önce birçok kez açık şekilde dile getirdi.

Gözlemcilere göre İsrail, Dürzi şeyhi Hikmet el-Hicri’yi planlarını uygulamak için uygun bir araç olarak gördü. İsrail, Hicri’nin Suveyda’nın Suriye’den ayrılmasını savunan çağrılarını destekledi. Hicri ise bu desteğe sürekli teşekkür etti. Hicri’nin takipçileri sokak ve meydanlarda İsrail bayrakları ile Netanyahu’nun fotoğraflarını açtı. Bu adımlar, Hicri’nin, vilayetteki Dürzi silahlı gruplar ve çeşitli milislerden oluşan Ulusal Muhafızlar’ı kurmasının, kontrolü elinde tutmasının ve muhalifleri susturma politikasını uygulamasının ardından geldi.

sdcfrgt
Aktivistler tarafından paylaşılan bir fotoğrafta, 2025 yılının mayıs ayında hükümet ile vilayet liderleri arasında imzalanan anlaşma uyarınca Suveyda girişinde konuşlandırılan kamu güvenlik güçleri görülüyor.

Gözlemciler, Hicri’nin projesinin artan zorluklarla karşı karşıya olduğunu, Arap, bölgesel ve uluslararası aktörlerin Suriye toprak bütünlüğüne bağlılıklarını sürdürdüğünü ve ayrılıkçı adımlara karşı çıktığını vurguluyor. Ayrıca Suveyda’daki çeşitli toplumsal kesimlerin projeye güçlü şekilde karşı çıktığı ve bunun Hicri’yi muhalifleri tasfiye etmeye yönlendirdiği belirtiliyor.

Ulusal Muhafızlar, 23 Ağustos 2025’te Suveyda merkezli olarak kurulan, vilayetteki silahlı Dürzi unsurları bir araya getiren yarı askeri bir grup olarak biliniyor.

Tıkalı müzakereler

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera göreve gelir gelmez hükümetinin önceliklerini, Suriye’nin Arap, bölgesel ve Batılı ülkelerle ilişkilerini onarmak, izolasyondan çıkarmak ve yaptırımların kaldırılması yoluyla yabancı yatırımların akışını sağlayarak yeniden imarı hızlandırmak olarak açıkladı.

Şera, İsrail’e dolaylı bir mesaj vererek, ‘yeni Suriye’nin daha fazla savaş istemediğini’ vurguladı.

Geçen ay gerçekleştirdiği ve Başkan Donald Trump ile görüştüğü tarihi Washington ziyaretinde Şera, Washington Post gazetesine verdiği röportajda, Suriye’nin İsrail ile güvenlik anlaşması müzakerelerine başladığını ve önemli mesafe kat ettiğini belirtti. Şera, “Ancak nihai bir anlaşmaya varmak için İsrail’in 8 Aralık’ta işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerekiyor” dedi.

Şera, ABD’nin müzakerelerde Suriye ile birlikte olduğunu ve birçok uluslararası aktörün bu tutumu desteklediğini vurguladı. Şera, “Bugün Başkan Trump’ın da görüşümüzü desteklediğini gördük. Bu konunun çözümü için en kısa sürede harekete geçecek” ifadelerini kullandı.

İsmet el-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, İsrail ile yürütülen müzakerelerin temel zorluklarının karşılıklı güven eksikliği ve İsrail içindeki bölünmelerden kaynaklandığını belirtti. Bazı kesimler kapsamlı bir çatışmayı önlemek için anlaşmayı gerekli görürken, bazıları sert şartlar dayatmak için tırmanışı tercih ediyor. El-Absi, buna rağmen Amerikan açılımının, gerçek bir siyasi irade mevcutsa anlaşmalara ulaşmak için bir pencere açabileceğini ifade etti.

grt
Birleşmiş Milletler (BM) gözlemcileri tarafından Güney Kuneytra kırsalındaki bir İsrail askeri üssünün karşısına göndere çekilen UNDOF (BM’nin Golan Tepeleri'ndeki Ateşkes Gözlem Gücü) bayrağı (Arşiv – Şarku'l Avsat)

El-Absi, Netanyahu’nun Trump baskısı karşısında nasıl bir tutum alacağı sorusuna yanıt verirken, “Amerikan baskısını görmezden gelmek, İsrail Başbakanı’nı doğrudan Washington ile karşı karşıya getirebilir ki, bu iç krizleri göz önünde bulundurulduğunda isteyeceği bir durum değil” dedi.

Bu nedenle el-Absi’ye göre Netanyahu’nun muhtemel yaklaşımı, ‘müzakerelere şeklen açık görünmek, ama pratikte imkânsız şartlar koyarak süreci engellemek’ şeklinde olacak.

Olası senaryolar

El-Absi’ye göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun anlaşmayı imzalamakta ısrar etmemesi halinde Suriye’nin güneyinde üç olası senaryo gündeme gelebilir: İsrail’in askeri tırmanışı sürdürerek sahada yeni bir gerçeklik dayatması, uluslararası aktörlerin (özellikle Rusya ve ABD’nin) krize doğrudan müdahale ederek kapsamlı bir çatışmayı önlemesi, ya da yerel direnişin İsrail güçlerine karşı güçlenmesi.

Bunların yanı sıra, anlaşmanın başarısızlığı direniş ekseninin yeniden etkinleşme olasılığını artırabilir ve İsrail’i uzun vadeli stratejik zorluklarla karşı karşıya bırakabilir. Güvenilir kaynaklara göre, Güney Suriye’deki gelişmeler ve bölgenin yeniden istikrara kavuşturulma çabaları, Lübnan, İran ve Irak başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası ortamda yaşanan derin dönüşümlerden bağımsız değil.

Adının açıklanmasını istemeyen kaynaklar, ABD aracılığıyla yürütülen Şam-Tel Aviv müzakerelerinin yazılı bir güvenlik anlaşmasına ulaşılmasını sağladığını, söz konusu anlaşmanın eylül ayında BM Genel Kurulu çerçevesinde imzalanmasının planlandığını, ancak Netanyahu’nun imzayı reddettiğini belirtti.

Kaynaklar, Güney Suriye’deki durumu ‘son derece endişe verici’ olarak nitelendirirken, Şam’ın eski durumu yeniden tesis etmek için ABD’nin etkin bir rol üstlenmesini beklediğini vurguladı. Zira Başkan Trump’ın, İsrail üzerinde baskı kurarak güney Suriye’deki tırmanışı sona erdirebilecek tek aktör olduğu ifade ediliyor.



Husilerin artırdığı gerilim Taiz ve Batı Sahili’nde kendilerine karşı dönüyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağı (Askeri medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağı (Askeri medya)
TT

Husilerin artırdığı gerilim Taiz ve Batı Sahili’nde kendilerine karşı dönüyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağı (Askeri medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağı (Askeri medya)

Husilerin Batı Sahili, Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelere yönelik saldırısı, geniş çaplı kara çatışmalarının üçüncü gününde örgütün aleyhine dönmeye başladı. Yemen hükümetine bağlı güçler karşı saldırıya geçerek birden fazla cephede sahada ilerleme sağlarken, savaş uçakları ve insansız hava araçları (İHA) da çatışmalara dahil oldu. Hava unsurları, Husilere ait mevzileri, takviye birliklerini ve ikmal hatlarını hedef aldı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, Cera hi, Hayfan ve Cebel Habşi cephelerinde ilerleme kaydetti; sahada stratejik öneme sahip bazı mevziler ve tepelerin kontrolünü ele geçirdi. Güçler ayrıca sızma girişimleri ile bazı saldırıları da püskürttü. Bu sırada Yemen Deniz Kuvvetleri, Kızıldeniz’de Hudeyde’nin güneyindeki Huha açıklarında iki bomba yüklü teknenin imha edildiğini açıkladı.

Bu değişim, Husilerin Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelerde gedik açmaya çalıştığı geniş çaplı saldırının ardından yaşandı. Saldırılarda örgütün ağır can ve mal kayıpları verdiğine ilişkin bilgiler geldi.

Çatışmaların ardından yaşananlar, örgüt içinde giderek derinleşen bir insan gücü krizine işaret ediyor. Sana’daki sağlık kaynakları, hastaneler, morglar ve yoğun bakım ünitelerinin daha önce görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Husiler ise ölü ve yaralı sayıları konusunda sıkı bir gizlilik politikası uyguluyor.

Öte yandan örgüt, insan gücü kayıplarını telafi etmek amacıyla okullardaki asker toplama faaliyetlerini genişletiyor ve lise öğrencilerini çeşitli etkinlikler ile eğitim programları aracılığıyla örgüte çekmeye çalışıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Yemen hükümetine bağlı güçler, karşı saldırıdan yararlanarak Taiz’i ve kentin Muha’ya uzanan bağlantısını korumayı, ayrıca Babülmendeb’e giden yolu güvence altına almayı hedefliyor.


Hizbullah, İran'ın onayı ile Ali el-Tahir'i tahliye etti...

İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
TT

Hizbullah, İran'ın onayı ile Ali el-Tahir'i tahliye etti...

İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)

Hizbullah, İsrail ordusunun eline geçmesine izin verecek şekilde "Ali el-Tahir" tepelerini boşaltarak Lübnan siyasi kulislerini şaşırttı. Oysa Hizbullah'ın, Lübnan müzakere heyetinin elini güçlendirmek amacıyla bu tepeleri orduya teslim etmesi tavsiye edilmişti. Heyet, Washington’un eylül ayının ikinci yarısında belirlemesi beklenen tarihi bekleyerek, askıda kalan sekizinci tura hazırlanıyordu.

Müzakerelerle ilgili yetkili bir kaynağın Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamaya göre Hizbullah'ın bu adımı, "İran'ın görüşü ne?" sorusu başta olmak üzere birçok soruyu beraberinde getirdi. Kaynağa göre Hizbullah’ın Tahran’a danışmadan tek başına böyle bir karar alması mümkün görünmüyor. Her ne kadar İranlı yetkiler sahada somut bir destek vermekten kaçınsa da daha önce tesisi savunmak için müdahale edeceklerini tehdit etmişlerdi. Bu nedenle kimse "Tepelerin" boşaltılmasının İran yönetimiyle görüşülmeden alınmış tek taraflı bir karar olduğuna inanmıyor.

İran mutabakatının sonucu

Aynı kaynak, tepelerin boşaltılmasının Tahran'ın da katıldığı bir uzlaşmanın sonucu olup olmadığını sorguladı. İddialara göre çok uluslu arabulucular, askeri tesiste bulunan İran Devrim Muhafızları üyesi askeri uzmanların güvenli bir şekilde tahliyesini sağladı. Oysa İranlı yetkililer daha önce içeridekilerle temas halinde olduklarını belirterek, İsrail'in tesisi tamamen ele geçirmesini önlemek için müdahale tehdidinde bulunmuştu.

Kaynak, "İran’ın Hizbullah’a destek amacıyla müdahale etme tehdidinin, tıpkı eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın suikastına verilen yanıt gibi kâğıt üzerinde kaldığını ve eyleme dökülmediğini" vurgulayarak, Tahran’ın Hizbullah’a çekilme için yeşil ışık yaktığını belirtti.

“Lübnan’ın güneyindeki Meyfdun köyünü hedef alan ve İsrail ordusu tarafından cumartesi akşamı düzenlenen hava saldırısının ardından bölge sakinleri yıkımın izlerini inceliyor. (AFP)”
“Lübnan’ın güneyindeki Meyfadun köyünü hedef alan ve İsrail ordusu tarafından cumartesi akşamı düzenlenen hava saldırısının ardından bölge sakinleri yıkımın izlerini inceliyor. (AFP)”

Silahı elde tutmak için bir gerekçe

Hizbullah’ın tepeleri Lübnan ordusuna teslim etmeme konusundaki ısrarına dikkat çeken kaynak, yönetimin bu tavsiyeleri reddetmesinin nedenini sorguladı. Kaynağa göre sebep, İsrail'in bölgeyi ele geçirme korkusu değil; zira ordunun buraya konuşlanması, Hizbullah’ın Litani Nehri'nin kuzeyinde savaşçı bulundurma imkanını tamamen kaybetmesi anlamına gelecekti.

Kaynak, İsrail ordusunun Nebatiye el-Fevka, Kefr Tebnit ve Kefr Rumman bölgelerindeki girişleri tutarak tepeleri kuşatmasının ardından Hizbullah’ın çekilmeyi tercih ettiğini belirtti. Hizbullah’ın tepelerden çekilmesinin savaşçıların Litani’nin kuzeyinden çıktığı anlamına gelmediğini, bu adımın İsrail’e direnme bahanesiyle silah tutmayı meşrulaştıran bir "yeniden konuşlanma" olduğunu vurguladı.

"Lübnan resmi makamlarının elinde, İsrail ordusunun tepeleri tamamen kontrol altına alıp almadığına dair bir bilgi yok mu?" diye soran kaynak, şunları belirtti:

"Hizbullah’ın, İsrail kontrolünü bir emrivakiye dönüştürmek yerine tepeleri Lübnan ordusuna teslim ederek müzakere heyetini güçlendirmesi gerekirdi. Bu durum, ay ortasında Paris'te düzenlenecek uluslararası orduya destek konferansı öncesinde sekizinci turun ana gündemi haline geldi." Kaynağın edindiği bilgilere göre, güç dengesizliği nedeniyle Hizbullah ile İsrail arasında tepelerin boşaltılmasını gerektirecek doğrudan bir çatışma yaşanmadı; Hizbullah kalan savaşçılarını çektikten sonra alanı boşalttı.

“Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir ormanlık alanına yönelik bombardıman sonucu yükselen duman sütunları. (Ulusal Haber Ajansı)”
“Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir ormanlık alanına yönelik bombardıman sonucu yükselen duman sütunları. (Ulusal Haber Ajansı)”

Hizbullah’ın, Litani’nin kuzeyindeki silah varlığını korumak adına "Ali el-Tahir" tepelerini orduya teslim etmeyi reddetmesi şaşkınlıkla karşılanıyor. Sanılır ki siyasi varlığı, herhangi bir siyasi karşılık almadan silahı elinde tutmasına bağlı. Kaynak, Hizbullah’ın siyasi parti turlarında beklediği desteği bulamadığını, zira silahın sadece devlet elinde olması konusunda genel bir Lübnan uzlaşısı olduğunu ifade etti.

Lübnan'ın, ABD-İran "mutabakat muhtırasına" bağlı kalmasının faydasını sorgulayan kaynak; Lübnan'ın atılan adımlara rağmen ateşkes, esir takası, yıkılan beldelerin imarı ve İsrail'in çekilmesi yönündeki tutumunu koruduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın talimatları doğrultusunda hareket eden müzakere heyetinin de bu ilkelere bağlı olduğunu belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın herhangi bir karşılık almadan tepeleri boşaltmışken ve destek yükünü hükümete yüklerken, silahını elinde tutmasının artık bir gerekçesi kalmadığını vurguladı.

“Hüseyin Ayyaş (33), İsrail ordusu tarafından alıkonulmuştu. Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye ilçesine bağlı Haruf beldesinde ailesiyle yeniden bir araya geldi. (Reuters)”
“Hüseyin Ayyaş (33), İsrail ordusu tarafından alıkonulmuştu. Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye ilçesine bağlı Haruf beldesinde ailesiyle yeniden bir araya geldi. (Reuters)”

Kalıntılara karşılık esirler

Bunun yanı sıra kaynak, ABD Beyrut Büyükelçisi Michel Issa'nın girişimleriyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan alınan onay sonucu 5 Lübnanlı tutuklunun serbest bırakılmasını, esir konusunun yeniden gündeme gelmesi için bir fırsat olarak değerlendirdi. Ancak Tel Aviv, Lübnan İç Savaşı sırasında ölen Lübnanlı Yahudilerin ceset kalıntılarının iadesini şart koşuyor.

Şarku'l Avsat'ın müzakerelerle ilgili bakanlık kaynaklarından edindiği bilgiye göre Netanyahu, Issa'ya Yahudilerin gömülü olduğuna inanılan yerlerin haritasını teslim etti. Lübnan makamları ellerindeki listelere göre arama çalışmalarını tamamlasa da henüz bir kalıntıya ulaşamadı. Zorluklara rağmen Lübnanlı güvenlik birimleri ile Beyrut Sinagogu yetkilileri arasındaki iş birliğinin sürdüğü belirtildi.


Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
TT

Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail ordusunun Lübnan'daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı duyurusu, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor. Bu arada, İsrailliler Hizbullah'ın altyapısına yönelik saldırıları yoğunlaştırmaya devam etme ve Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılana kadar Lübnan'dan çekilmeme yönünde tehditlerde ve açıklamalarda bulunmayı sürdürüyorlar.

Duyuru, özellikle İran'ın İsrail'in Ali Tahir'i hedef alması durumunda sert bir karşılık vereceği tehdidinden ve İsrail tarafından tutuklanan beş Lübnanlı esirin serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasından sadece saatler sonra gelmesi nedeniyle İsrail çevrelerinde şaşkınlık ve hayret uyandırdı. Bu durum şu soruyu gündeme getirdi: İsrail'i bu sorunu kökünden çözmek için Ali Tahir tepelerinde planladığı operasyonu gerçekleştirmeye iten neydi?

Şu ana kadar, İranlı subayların ve Devrim Muhafızları unsurlarının varlığına ilişkin haberler çelişkili. Dış haberlerin aksine, İsrail bölgede hiçbir İranlı unsurun bulunmadığını ve Hizbullah militanlarının sayısının az olduğunu ısrarla belirtiyor. Bu, siyasi ve askeri kurumların bir aydan fazla süredir pazarladığı bir bilgi. Eski güvenlik yetkilileri de bunun, ordunun başarılarını ve Hizbullah'ı ortadan kaldırma gücünü sergilemeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyor; zira İsrail'de ciddi bir krizden bahsediliyor ve Ali Tahir dosyası İsrailliler için büyük bir ikilem oluşturuyor.

 Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)
Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)

Çıkmazdan çıkış yolu

Öte yandan, Ali Tahir meselesinin kesin bir şekilde çözümüne ilişkin açıklamalar, bazı tarafların herhangi bir operasyonun, tünellere giren İsrail askerlerinin Hizbullah militanlarıyla doğrudan çatışmaya girmesine ve can kaybına yol açabileceği uyarısının ardından, İsrail'in bu konudaki çıkmazından kurtulmasının önünü açıyor. Askerler arasındaki can kayıpları, özellikle seçimlerden önce bir zafer arayışında olan Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere karar vericiler için ciddi ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Bir güvenlik yetkilisine göre, ordunun harekete geçmesine neden olan, İranlı yetkililerin Ali Tahir Tepeleri'ne yönelik herhangi bir İsrail saldırısına misillemede bulunmakla tehdit ettiğini ve bölgede Devrim Muhafızları'ndan iki subay da dahil olmak üzere İranlıların bulunduğunu belirten Reuters haberiydi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu açıklama, İsrail'in beklediği fırsattı ve hemen Netanyahu, ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, sorunu tamamen çözmekten ve Ali Tahir'in kontrolünü ele geçirmekten bahsetmeye başladı. Ancak ordunun açıkladığı detaylar, tam bir kontrolün söz konusu olmadığını ve sadece bölgedeki diğer tünellere açılan iki koridorun ele geçirildiğini gösteriyor.

Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)
Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)

Tünellere bağlı iki koridorun kontrolü

İsrail ordusu, özel kuvvetlerin, Hizbullah militanlarına yönelik pusu kurma ve tünel girişlerini ateşli silahlar, el bombaları, insansız hava araçları ve diğer silahlarla hedef alma da dahil olmak üzere taarruz operasyonları gerçekleştirdiğini ve iki koridoru kontrol altına aldığını duyurdu. Bu açıklama, ordunun en az bir ay öncesinden beri geniş, kapsamlı ve yaygın bir tünel ağının varlığını doğrulayan raporlarının ardından geldi.

Zafer tablosunu tamamlamak için yeraltında militanların çatışmaları yönetmelerine ve uzun süre orada kalmalarına olanak sağlayacak komuta ve kontrol odaları, silah ve jeneratör odaları, yaşam alanları, banyolar ve bir mutfak keşfedildiği belirtildi. Yirmi yılı aşkın bir sürede inşa edilen bu stratejik altyapı, ordu tarafından başarıyla ele geçirildi.

36. Tümen Komutanı Yiftach Norkin, tünellerden birinin önünde durarak, Ali Tahir Tepeleri'ni ele geçirene kadar bu bölgede yorulmadan savaşan birliklerin kahramanlıklarından bahsetti:”Tam da burada, son haftalarda ele geçirmeye çalıştığımız yeraltındaki iki koridordan biri bulunuyor ve aslında Ali Tahir Tepeleri'ndeki tünellerin temizlenmesi ve güvenliğinin sağlanması için burayı tamamen temizledik.” İsraillilere hitaben şunları da söyledi: “Bunlar, Hizbullah'ın son savaşı komuta etmek için kullandığı tesisler olduğu gibi, daha önce de kullandığı ve kuzeydeki beldelerimizi, güneyde faaliyet gösteren ordu güçlerini, Şakif Tepeleri ve Nebatiye bölgesini ele geçiren birlikleri hedef aldığı tesislerdir.”

Norkin, “Aslında hem yer üstünde hem de tünellerin içinde operasyonel kontrol sağlandı ve operasyonlarımızı tamamlamaya kararlıyız” dedi. Katz da bu açıklamayı destekleyerek, operasyonu güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinde tam kontrolün sağlanması sürecinin doruk noktası olarak değerlendirdi.

“Ali Tahir tünelleri, güçlerimize ve Celile bölgesine yönelik saldırılar için bir komuta merkezi görevi görüyordu. Aynı zamanda, Hizbullah için çok önemli bir bölge olan Nebatiye bölgesini savunmak için son komuta merkezi olarak da kullanılıyordu, bu nedenle stratejik önemi büyüktü. Görev, karmaşık ve sistematik bir operasyonla tamamlandı ve tüneller militanlardan temizlendi. Şimdi, İsrail Savunma Kuvvetleri, tünellerin tamamen etkisiz hale getirilmesini tamamlayacak ve bu dağ sırasını kontrol altına almak, düşmanın bölgeye yeniden yerleşmesini önlemek için uygun taktiksel şekilde konuşlanacaktır” diye ebelirtti. İsraillilerin Katz'dan beklediği gibi, ordunun Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılmadan Lübnan'dan çekilmeyeceğini de yineledi.

Netanyahu, Katz'dan önce açıklamalarda bulunarak “Ali Tahir” operasyonunun başarısından bahsetti: “Ordumuz, Şakif Kalesi'nin uzantısı olarak inşa edilen ve Hizbullah’ın Kiryat Şmona ile Metula'yı taciz etmekle kalmayıp Celile'yi işgal etmekle tehdit ettiği stratejik bir konum olan Ali Tahir Tepeleri’ni temizledi. Savaşçılarımız silahları ve bilgisayarları ele geçirdi ve bunlar artık bizim elimizde. Bugün bundan bahsedebiliriz. Ali Tahir Tepeleri artık bizim için tehdit değil.”

Ne Netanyahu ne de Katz, İsraillileri sakinleştirmeyi başaramadı

Ne Netanyahu'nun ne de Katz'ın açıklamaları, özellikle kuzey sakinlerini sakinleştirmeyi başaramadı; zira açıklamalarından saatler sonra, ordunun güney Lübnan'a düzenleyeceği yoğun saldırıların ardından patlama sesleri duyulabileceği konusunda uyarılar aldılar. Bu uyarılarla İsraillilerin zihninde Lübnan'daki durum sanki hiçbir başarı elde edilmemiş gibi yeniden canlandı.

İsrail ordusu ise bölgede halen konuşlanmış bulunduğunu, kontrolünün devam ettiğini ve tünellerin etkisiz hale getirilmesinin hedeflerinin merkezinde olduğunu açıkladı. Hizbullah’ın altyapısını yok etmeye ve üyelerini etkisiz hale getirmeye dair hazırlıklarına gelince, Katz'ın da doğruladığı gibi, tepelerde kontrolü sağlamak ve Hizbullah'ın bölgede yeniden var olmasını engellemek için uygun taktiksel şekilde hareket edecek.

Bir İsrail haberi olayı özetleyerek, İsrail’in faaliyetlerinden endişe duyan Hizbullah'ın yardım ve müdahale için İran'a yöneldiğini belirtti. Güvenlik kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, örgüt son iki yılda zarar gören Şii eksenini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu arada, ABD ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar ve rejime uygulanan ağır ekonomik baskı ortamında Tahran, İsrail'in operasyonlarına devam etmesi halinde müdahale tehdidinde bulundu.

İsrail'de, bu faaliyetlerin gerilimi artırmaya ve çatışmaya neden olması ihtimaline karşı hazırlıklar sürüyor. Bu çatışma kuzey bölgesiyle sınırlı kalabilir veya günlerce sürebilir, ancak bu düşük bir olasılık olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda İsrail ordusu halen yüksek alarm düzeyinde ve Amerikalılarla yakın bir diyalog içinde bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."